Ay: Mart 2026

  • KARARI KİM VERİYOR ?

    KARARI KİM VERİYOR ?

    Hukuk dünyasında yapay zeka tartışmaları giderek büyürken, dikkat çekici bir şekilde hedef sürekli avukatlar olmaktadır. Bu yaklaşım, meselenin özünü ıskalayan ve risk alanını yanlış belirleyen bir refleksin ürünüdür. Çünkü hukuk düzeninde belirleyici olan iddia veya savunma değil, hükmün kendisidir. Hükmü kuran ise avukat değil, hâkimdir. Bu nedenle tartışmanın ekseni yanlış kurulmuştur ve asıl sorulması gereken soru şudur: Yapay zeka kullanımının en büyük riski kimdedir?

    Türk hukuk sisteminde avukat ile hâkim arasında ciddi bir sorumluluk dengesizliği bulunmaktadır. Avukat; vekâlet ilişkisi gereği hem sözleşmesel hem haksız fiil sorumluluğu altındadır ve hatalı bir işlem doğrudan maddi sorumluluk doğurabilir. Buna karşılık hâkimlerin sorumluluğu istisnai ve sınırlıdır; hukuki sorumluluk çoğu zaman Devlet üzerinden yürür, cezai sorumluluk ise ağır prosedürlere bağlanmıştır ve uygulamada oldukça dar bir alanda kalır. Bu tablo, yapay zeka kullanımında ortaya çıkan riski büyüten temel unsurdur çünkü daha büyük etki gücüne sahip olan makam, daha sınırlı sorumluluk rejimi içindedir.

    Yapay zeka artık yalnızca bir araştırma aracı değildir; metin üretir, gerekçe oluşturur, içtihat derler ve değerlendirme yapar. Bir hâkimin gerekçe yazımında, hukuki analizde ve kanaat oluşturma sürecinde yapay zeka çıktısına dayanması teknik bir kolaylık değil, fiilen karar sürecine dış bir unsurun dahil edilmesidir. Sorun yapay zekanın kullanılması değildir; sorun, yapay zekanın düşünme sürecine ortak olmasıdır.

    Yargılama sadece norm uygulaması değildir; hâkim somut olayı değerlendirirken vicdani kanaatini kullanır ve bu durum hukukun insani yönünü temsil eder. Yapay zeka ise vicdan üretmez, empati kurmaz ve somut olayın insani ağırlığını tartmaz. Bu nedenle hâkimin, zihnini ve vicdanını yapay zekaya devretmesi yalnızca teknik bir tercih değil, yargı fonksiyonunun özüne dokunan bir kırılmadır.

    Bugün kamuoyunda ve meslek içi tartışmalarda odak sürekli avukatlara yöneltilmektedir. Oysa avukatın yaptığı hata sistem içinde denetlenebilir; karşı taraf vardır, mahkeme vardır, istinaf ve temyiz vardır. Ancak hâkimin yaptığı hata doğrudan hükme dönüşür ve bir kişinin özgürlüğünü, malvarlığını ve itibarını tek bir karar ile etkileyebilir. Bu nedenle riskin merkezi avukatlar değil, yargı yetkisini kullanan makamdır.

    Bugün hâkimlerin yapay zeka kullanımına ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme (maalesef ve açıkça) bulunmamaktadır. Ne ölçüde kullanılacağı, hangi sınırların geçilemeyeceği ve hangi durumların yasak olduğu net değildir. Bu durum standartsız uygulamalara, kontrolsüz kullanım biçimlerine ve hesap verilebilirlik boşluklarına yol açmaktadır. Yargı gibi haklar ve özgürlüğün anlam kazandığı bir alanda kullanılan her aracın kaynağı / etkisi denetlenebilir olmalıdır. Aksi halde kararın arkasındaki irade kamu olmaktan çıkar.

    Yapay zekadan korunması gereken meslek avukatlık değildir; avukatlık dönüşür, adapte olur ve rekabet içinde kendini yeniden üretir. Korunması gereken alan yargının kendisidir. Çünkü yanlış bir dilekçe düzeltilebilir, eksik bir savunma tamamlanabilir ancak hatalı bir hüküm çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurur. Eğer yargı makamı karar sürecinde dış üretimlere bağımlı hale gelirse hukuk devleti ilkesi görünürde korunur fakat içeriği zayıflar ve nihayetinde kaçınılmaz soru ortaya çıkar:

    Kararı gerçekten kim verdi?

    – Murat Can DOLGUN

    İstanbul Avukatı

    Görüş ve Önerileriniz için:

    Mail: av.muratcandolgun@gmail.com

    WhatsApp: +905074754422

  • Kalem Personelinin Dosya Üzerinde Kanaat Oluşturması: Somut Bir Olay Üzerinden Yetki Sınırları ve Hukuki Sorumluluk

    Kalem Personelinin Dosya Üzerinde Kanaat Oluşturması: Somut Bir Olay Üzerinden Yetki Sınırları ve Hukuki Sorumluluk

    Bir mahkemede duruşma sırası beklenirken, taraf vekili olarak dosyanın incelenmesi talep edilmiştir. Talep üzerine kalem personeli dosyayı sunmakla birlikte, dosya içeriğine ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş; taraflar hakkında değerlendirmeler yapmış ve dosyada yer alan vakıalara ilişkin kendi kanaatini açıkça ifade etmiştir.

    Kalem personeli, yalnızca dosya içeriğini aktarmakla kalmamış; “dosyayı çok iyi bildiğini”, “ek inceleme yaptığını”, “ilgili kişinin başka suçlarının da bulunduğunu” ve “dosyada hangi tarafın haklı olduğunun açık olduğunu” ifade etmiştir.

    Bu durum, ilk bakışta münferit bir davranış gibi değerlendirilebilirse de, yargı teşkilatının işleyişi, görev ayrımı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından sistematik olarak incelenmesi gereken bir sorunu ortaya koymaktadır.

    1. Hukuki Çerçeve: Yargı Yetkisi ve Kalem Fonksiyonunun Ayrımı

    Yargılama faaliyeti, Anayasa ve ilgili kanunlar çerçevesinde münhasıran hakim ve Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülür. Kalem personeli ise bu sürecin idari ve teknik boyutunu yerine getiren yardımcı kamu görevlileridir.

    Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik uyarınca kalem hizmetleri, hakim ve savcı denetimi altında yürütülür. Bu düzenleme, kalemin bağımsız bir değerlendirme mercii olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

    Dolayısıyla kalem personelinin dosya içeriğini analiz etmesi, hukuki nitelendirme yapması veya tarafların haklılık durumuna ilişkin kanaat oluşturması mümkün değildir.

    2. Dosya İnceleme Yetkisi ve Savunma Hakkı

    Ceza muhakemesinde dosya inceleme hakkı, savunma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hak, CMK m.153 kapsamında müdafiye tanınmıştır. Avukatlık Kanunu m.46 uyarınca ise avukatlar dava ve takip dosyalarını inceleyebilir.

    Kalem personelinin bu süreçteki rolü, dosyanın incelenmesini sağlamakla sınırlıdır. Kalem, dosya inceleme hakkının kullanımı bakımından bir filtre veya karar mercii değildir.

    Somut olayda ise kalem personeli, dosyayı sunmakla yetinmemiş; dosyanın esası hakkında değerlendirme yaparak, savunma alanına müdahale niteliği taşıyan bir tutum sergilemiştir.

    3. Kanaat Açıklama Yasağı ve Masumiyet Karinesi

    Bir kamu görevlisinin, görev alanı dışında dosyanın esası hakkında değerlendirme yapması, masumiyet karinesi ile bağdaşmaz.

    “Kişinin başka suçlarının olduğu” veya “dosyada kimin haklı olduğunun açık olduğu” yönündeki ifadeler; henüz hüküm kurulmadan önce suçluluk isnadı anlamına gelmekte ve yargılama sürecini etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bu tür açıklamalar, yalnızca etik bir sorun değil; aynı zamanda yargılamanın tarafsızlığına gölge düşüren bir davranıştır.

    4. Gizlilik Yükümlülüğü ve Veri Koruma Boyutu

    Ceza muhakemesinde soruşturma evresi gizlidir (CMK m.157). Bu gizlilik yükümlülüğü, yalnızca tarafları değil; kalem personelini de bağlamaktadır.

    Kalem personelinin dosya içeriğini incelemesi ve bu içerikten hareketle üçüncü kişilerle veya taraflarla değerlendirme paylaşması; TCK m.136 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak paylaşılması, TCK m.258 kapsamında göreve ilişkin sırrın açıklanması, sonuçlarını doğurabilir.

    Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca kamu görevlilerinin gizli bilgileri açıklaması yasaktır.

    5. “Ek İnceleme” İddiasının Hukuki Niteliği

    Somut olayda kalem personelinin “dosya üzerinde ek inceleme yaptığı” yönündeki beyanı, hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kalem personelinin, dosya üzerinde bağımsız inceleme yürütme, Delil değerlendirme, Dosya kapsamını genişletme yetkileri bulunmamaktadır.

    Bu tür bir faaliyet, görev tanımının açık ihlali olup; görevi kötüye kullanma (TCK m.257) kapsamında değerlendirilebilir.

    6. Suç Şüphesi Halinde İzlenmesi Gereken Usul

    Kalem personeli, görev sırasında bir suç işlendiğine dair emare ile karşılaşırsa yapabileceği nedir? Kalem personeli ne soruşturma başlatabilir ne de onun kolluk ve tutma yetkisi vardır, haliyle bu durumu yetkili makamlara bildirmekten başka bir yetkisi yoktur.

    Bu yükümlülük TCK m.278 kapsamında düzenlenmiştir. Ancak tekrar etmek pahasına da olsa, bu durum, kalem personeline soruşturma yapma veya dosya üzerinde değerlendirme yapma veyahut kolluk yetkisi vermez.

    Suç şüphesi halinde yapılması gereken tek işlem, yetkili Cumhuriyet savcısına bildirimde bulunmaktır. Yetki ve talimat zincirine uygun davranmalı ve kendi başına bir hukuki sonuç çıkarma girişiminde bulunmamalı, yetki tecavüzü yapmamalıdır.

    Sonuç

    Somut olayda kalem personelinin sergilediği davranış;

    Görev tanımının aşılması,

    Yargı yetkisine müdahale niteliği taşıması,

    Gizlilik yükümlülüğünün ihlali riski,

    Masumiyet karinesinin zedelenmesi,

    gibi birden fazla hukuki sorunu aynı anda barındırmaktadır.

    Yargı teşkilatında her aktörün kendi görev sınırları içerisinde kalması, yalnızca idari bir düzen meselesi değil; doğrudan adil yargılanma hakkının güvencesidir.

    Kalem personelinin dosya üzerinde kanaat oluşturması, değerlendirme yapması veya bu değerlendirmeyi açıklaması; bireysel bir davranış olarak değil, sistemsel bir risk olarak ele alınmalıdır.

    Saygılarımla

    Murat Can DOLGUN

    İstanbul Barosu Avukatlarından

  • Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yapay zeka araçlarının yargı pratiğine fiilen girmesiyle birlikte, hakimler, savcılar ve adliye personeli bakımından yeni bir risk alanı doğmuştur. Dosya özetleme, karar taslağı oluşturma veya analiz amacıyla kullanılan sistemlere; kişisel veriler, soruşturma içerikleri, mahkeme dosyaları ve emniyet evraklarının girilmesi, artık sadece teknik bir tercih değil; çok katmanlı bir hukuki sorumluluk doğuran bir eylem haline gelmiştir. Bu kullanım, aynı anda kişisel verilerin korunması hukuku, ceza hukuku ve disiplin hukuku alanlarına temas etmektedir.

    I. KVKK Kapsamında Sorumluluk

    6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, adliye içerisinde işlenen tüm kişisel veriler; hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine tabiidir. Yapay zeka sistemlerine dosya yüklenmesi halinde, bu verilerin işlenme amacı ile kullanılan aracın niteliği arasında çoğu zaman doğrudan bir bağlantı kurulamaz. Bu durum özellikle Madde 4’te düzenlenen genel ilkelerin ihlali riskini doğurur.

    Öte yandan, bu tür sistemlerin önemli bir kısmı bulut tabanlıdır ve veri işleme faaliyetleri çoğu zaman yurtdışı sunucular üzerinden gerçekleşir. Bu durumda, açık rıza, yeterlilik kararı veya uygun güvenceler bulunmaksızın yapılan veri aktarımı, Madde 8 ve 9 kapsamında hukuka aykırı hale gelir. Adliye içinde kullanılan bir aracın teknik altyapısı bilinmeden veri girilmesi, farkında olunmadan yurtdışına veri aktarımı anlamına gelebilir.

    Madde 12 uyarınca veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunan veri sorumlusu organizasyon içinde yer alan hakim, savcı ve kamu personeli; bu yükümlülüğün ihlali halinde yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bireysel sorumluluk tartışmasının da tarafı haline gelebilir. Bu kapsamda, yapay zeka araçlarının bilinçsiz kullanımı, KVKK ihlali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

    II. Cezai Sorumluluk (TCK Kapsamı)

    [iTürk Ceza Kanunu bakımından konu değerlendirildiğinde, yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi birden fazla suç tipiyle ilişkilendirilebilir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak bir sisteme kaydedilmesi, Madde 135 kapsamında suç teşkil edebilir. Aynı şekilde bu verilerin üçüncü taraf sistemlere iletilmesi veya erişilebilir hale getirilmesi, Madde 136 çerçevesinde “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu kapsamında değerlendirilebilir.

    Bu fiillerin kamu görevlisi sıfatıyla işlenmesi halinde, Madde 137 gereği cezaların artırılması söz konusu olur. Dolayısıyla hakim, savcı veya adliye personelinin bu tür bir veri aktarımına sebebiyet vermesi, nitelikli suç kapsamında daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Dosyanın niteliğine göre risk daha da büyür. Özellikle devlet güvenliği, kamu düzeni veya soruşturma gizliliği kapsamında bulunan belgelerin yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde; gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması, devletin güvenliğine ilişkin bilgilerin ifşası gibi suç tipleri de gündeme gelebilir. Bu durumda eylem, yalnızca kişisel veri ihlali olmaktan çıkar; doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir suç alanına dönüşür.

    III. İdari ve Disiplin Sorumluluğu

    Hakim ve savcılar bakımından 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümleri uygulanır. Mesleğin onur ve vakarına aykırı davranış, görevin gereklerine uygun hareket etmeme ve gizlilik yükümlülüğünün ihlali; disiplin yaptırımı doğurabilecek fiiller arasındadır. Yapay zeka sistemlerine dosya içeriği aktarılması, özellikle gizlilik ilkesinin ihlali kapsamında değerlendirilebilir.

    Adliye personeli ve diğer kamu görevlileri açısından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri devreye girer. Görev sırasında öğrenilen bilgilerin açıklanması yasağı ve sadakat yükümlülüğü, bu tür veri aktarımını açıkça sınırlandırır. Bu yükümlülüğe aykırı davranış, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve hatta memuriyetten çıkarma gibi sonuçlar doğurabilir.

    Ayrıca yargı teşkilatında kullanılan UYAP sistemi kapalı devre ve kontrollü bir yapı üzerine kuruludur. Bu sistem dışına veri çıkarılması, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda kurumsal güvenlik politikasının ihlali anlamına gelir ve idari sorumluluğu doğrudan tetikler.

    IV. Devlet Sorumluluğu ve Rücu İhtimali

    Bu tür ihlaller yalnızca bireysel sonuç doğurmaz. Kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya gizli bilgilerin ifşası halinde, devletin tazmin sorumluluğu doğabilir. Ancak idare hukuku ilkeleri gereği, ağır kusur veya açık ihlal durumlarında ilgili kamu görevlisine rücu edilmesi de mümkündür. Bu nedenle yapay zeka kullanımındaki hatalı işlemler, uzun vadede kişisel mali sorumluluk riskini de beraberinde getirir.

    V. Devlet Sırrı ve Gizli Belgelerin Paylaşılması Riski

    Yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi meselesi, yalnızca kişisel verilerin korunması ile sınırlı değildir. Dosyanın niteliğine bağlı olarak bu durum, doğrudan devlet sırrı veya gizli belge kapsamına giren bilgilerin kontrolsüz şekilde üçüncü taraf sistemlere aktarılması sonucunu doğurabilir. Bu noktada hukuki değerlendirme, veri koruma hukukunun ötesine geçerek devletin güvenliği ve yargı gizliliği eksenine taşınır.

    Türk Ceza Kanunu kapsamında, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması suç teşkil eder. Hakim, savcı ve adliye personeli, bu bilgilere görevleri gereği erişmektedir. Bu nedenle söz konusu bilgilerin yapay zeka araçlarına girilmesi; teknik olarak bir “analiz” işlemi gibi görünse de, hukuki nitelik itibarıyla üçüncü taraf sistemlere aktarım ve dolayısıyla açıklama olarak değerlendirilebilir.

    Özellikle terör suçları, organize suçlar, istihbarat bağlantılı soruşturmalar, uluslararası adli yardımlaşma dosyaları, sınır güvenliği ve göç süreçlerine ilişkin evraklar ile henüz alenileşmemiş yargısal değerlendirmeler; yüksek gizlilik derecesine sahip belgelerdir. Bu tür verilerin kontrolsüz biçimde yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde, yalnızca kişisel veri ihlali değil, aynı zamanda gizli kalması gereken bilgilerin ifşası söz konusu olabilir.

    Bu noktada “veriyi kimseyle paylaşmadım, sadece sisteme yükledim” şeklindeki savunma hukuken yeterli değildir. Zira veri, üçüncü taraf altyapılar üzerinden işleniyorsa, bu durum fiilen bir aktarım ve açıklama niteliği taşır. Kontrolün kaybedildiği her durumda, hukuki sorumluluk doğar.

    Sonuç olarak, adliye içerisinde yapay zeka kullanımı; dosyanın içeriğine bağlı olarak yalnızca KVKK ihlali değil, devlet sırrının ifşası ve yargı gizliliğinin ihlali gibi ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk alanıdır. Bu nedenle konu, basit bir teknolojik tercih olarak değil, doğrudan kamu güvenliği ve yargı bağımsızlığı meselesi olarak ele alınmalıdır.

    VI. Genel Değerlendirme ve Acil Düzenleme İhtiyacı

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının tamamen yasaklanması gerçekçi değildir. Ancak bu kullanımın kuralsız bırakılması, hem bireysel hem kurumsal ölçekte ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Bugün gelinen noktada sorun, teknolojinin varlığı değil; kullanım sınırlarının belirlenmemiş olmasıdır.

    Adalet Bakanlığı’nın, hakimler, savcılar ve tüm adliye personeli bakımından yapay zeka kullanımına ilişkin açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık zorunluluktur. Hangi verilerin kesinlikle bu sistemlere yüklenemeyeceği, hangi araçların kullanılabileceği ve veri aktarımının hangi şartlara tabi olacağı genelge ve özelgelerle derhal belirlenmelidir.

    Aksi halde, iyi niyetli ve pratik amaçlarla yapılan işlemler dahi; KVKK ihlali, ceza sorumluluğu ve disiplin yaptırımları ile sonuçlanabilecek çok boyutlu bir risk alanı oluşturmaya devam edecektir.


    Sonuç ve Değerlendirme

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, doğru sınırlar çizilmediği takdirde yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı anda KVKK ihlalleri, cezai sorumluluklar, disiplin yaptırımları ve hatta devlet sırrının ifşası gibi ağır sonuçlar doğurabilecek çok katmanlı bir risk alanı oluşturmaktadır. Hakimlerin, savcıların ve kamu personelinin iyi niyetle ve pratik amaçlarla gerçekleştirdiği işlemler dahi, mevcut mevzuat karşısında ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.

    Bu nedenle mesele, bireysel dikkat çağrılarıyla çözülebilecek bir alan olmaktan çıkmış; doğrudan kurumsal düzenleme ihtiyacı haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı’nın genelge ve özelgelerle açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık gecikmeksizin ele alınması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde uygulama birliği sağlanamayacak, riskler kişisel inisiyatiflere bırakılacak ve bu durum hem yargı güvenliğini hem de kamu düzenini zedeleyecektir.

    Bu çalışma, yalnızca teorik bir değerlendirme değil; sahada aktif olarak çalışan bir hukukçu perspektifiyle, uygulamada karşılaşılması kuvvetle muhtemel risklerin ortaya konulması amacıyla kaleme alınmıştır. Yargı sisteminin dijitalleşmesi kaçınılmazdır; ancak bu dönüşümün hukuki güvenlik, veri koruma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu şekilde ilerlemesi gerekmektedir.

    Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    İstanbul Barosu Avukatı

  • Adliyede Yapay Zeka Etkisi: Mesleklerin Dönüşümü, Bilirkişilik Uygulamaları ve Kurumsal Kapasite Sorunu

    Adliyede Yapay Zeka Etkisi: Mesleklerin Dönüşümü, Bilirkişilik Uygulamaları ve Kurumsal Kapasite Sorunu

    Adliyelerde insan kaynağının niteliği değişmekte; bilirkişilik uygulamaları yapay zeka ile yeniden şekillenmekte ve mevcut dijital altyapının sınırları tartışılmaktadır. Bu çalışma, dönüşümü sistematik biçimde ele almaktadır.

    1. Adliyede İnsan Kaynağının Değişen Niteliği

    Adliyelerde uzun yıllar boyunca metin üretme, yazım disiplini ve düzen kabiliyeti ön planda olmuş; bu nedenle öğretmen kökenli kalem personeli uygulamada önemli bir yer edinmiştir. Ancak yargı süreçlerinin dijitalleşmesi ile birlikte bu niteliklerin yerini veri işleme, analiz ve sistem kullanımı almaktadır.

    Günümüzde yargı faaliyetleri yalnızca metin üzerinden değil, yoğun veri akışı üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, teknik becerilere sahip insan kaynağının dolaylı olarak sistem içinde daha belirleyici hale gelmesine yol açmıştır. Mühendislik bakış açısı, yazılım bilgisi ve veri analizi yetkinliği, hukuk pratiğini doğrudan etkilemektedir.

    2. Bilirkişilik Kurumunda Yapay Zeka Kullanımı

    Bilirkişilik uygulamalarında son dönemde dikkat çeken en önemli gelişme, yapay zeka destekli analiz araçlarının yaygınlaşmasıdır. Çok sayıda belge içeren dosyalarda, metin tarama, veri çıkarımı ve özetleme işlemleri büyük ölçüde otomatik sistemler aracılığıyla yapılmaktadır.

    Bu yöntemler, süre ve maliyet açısından önemli avantajlar sağlamakla birlikte, raporun içeriğinin insan değerlendirmesinden ne ölçüde geçtiği sorusunu gündeme getirmektedir. Özellikle “veri derleme” ile “hukuki değerlendirme” arasındaki sınırın belirsizleşmesi, bilirkişi raporlarının güvenilirliği bakımından dikkatle ele alınması gereken bir husustur.

    3. Hakimlik Fonksiyonunun Dönüşümü

    Artan dosya yükü ve teknik içerik, hakimlerin karar süreçlerinde dolaylı bir dönüşüme yol açmaktadır. Günümüzde hakim, yalnızca dosyayı inceleyen değil; aynı zamanda işlenmiş veri, özet ve raporlar üzerinden değerlendirme yapan bir konuma doğru evrilmektedir.

    Yani hakim karar veren olmaktan çıkıp karar seçen olmaya evriliyor.

    Bu durum, karar sürecinin niteliği ve derinliği bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle yapay zeka destekli içeriklerin karar süreçlerine etkisi, ilerleyen dönemde daha fazla hukuki ve etik değerlendirme gerektirecektir.

    4. UYAP ve Kurumsal Dijital Kapasite

    Türkiye’de yargı sisteminin temel dijital altyapısını oluşturan UYAP, geniş kapsamlı bir sistem olmakla birlikte, artan veri yükü ve kullanıcı yoğunluğu karşısında çoğu zaman sınırlılıklar göstermektedir.

    Bu çerçevede, yerli ve entegre yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi tartışılmaktadır. Ancak bu tür bir dönüşüm yalnızca yazılım geliştirme meselesi değildir. Veri standardizasyonu, güvenlik, denetim ve hukuki sorumluluk mekanizmalarının birlikte ele alınması gerekmektedir.

    Bu nedenle, kamu kurumları ile üniversiteler ve özel sektör arasında koordineli bir yapı kurulması, daha sürdürülebilir bir çözüm olarak değerlendirilmektedir.

    5. Tartışılması Gereken Temel Sorular

    Adliyelerde yaşanan bu dönüşüm, aşağıdaki soruların sistematik biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır:

    1. Adliyede insan kaynağının öncelikli niteliği nasıl değişmektedir?
    2. Teknik bilgiye sahip hukukçuların önemi artmakta mıdır?
    3. Bilirkişi raporlarında yapay zeka kullanımının sınırları nasıl çizilmelidir?
    4. Otomatik veri analizi ile hukuki değerlendirme arasındaki fark nasıl korunacaktır?
    5. Hakimlerin karar süreçlerinde yapay zeka çıktılarının rolü ne olmalıdır?
    6. UYAP sistemi yapay zeka entegrasyonu için yeterli midir?
    7. Yerli yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi mümkün müdür?
    8. Veri güvenliği ve gizlilik nasıl sağlanacaktır?
    9. Hatalı yapay zeka analizlerinden doğan sorumluluk nasıl belirlenecektir?
    10. Hukuk eğitimi bu dönüşüme ne ölçüde uyum sağlamaktadır?
    11. Adliyede otomasyonun sınırları nerede çizilmelidir?
    12. İnsan unsuru hangi aşamalarda vazgeçilmezdir?
    13. Yapay zeka tarafsızlık sağlayabilir mi?
    14. Hakimlik ve bilirkişilik meslekleri nasıl evrilecektir?
    15. Geleceğin hukukçusu hangi yetkinliklere sahip olmalıdır?
    16. Adli süreçlerde denetim mekanizmaları nasıl güçlendirilecektir?
    17. Teknoloji kullanımının yargı kalitesine etkisi nasıl ölçülecektir?
    18. Yargı bağımsızlığı teknolojik sistemlerden nasıl etkilenir?
    19. Veri temelli karar süreçleri hukuki güvenliği artırır mı?
    20. Legal tech girişimlerinin rolü ne olacaktır?
    21. Adliyede yeni meslekler ortaya çıkacak mıdır?
    22. Kalem personelinin rolü nasıl değişecektir?
    23. Yargı süreçlerinde hız ile doğruluk dengesi nasıl kurulacaktır?
    24. Teknolojik bağımlılık yeni riskler doğurur mu?
    25. Adalet sisteminde nihai karar yetkisi nasıl korunacaktır?

    Sonuç

    Adliyelerde yaşanan dönüşüm, yalnızca teknolojik bir gelişme olarak değil; yargı sisteminin işleyişine doğrudan etki eden yapısal bir değişim olarak değerlendirilmelidir. Bu süreçte, insan unsuru ile teknolojik araçlar arasındaki denge dikkatle kurulmalı; özellikle karar süreçlerinde nihai değerlendirme yetkisinin korunması sağlanmalıdır.

    Aksi takdirde, hız ve verimlilik adına yapılan uygulamaların, yargı kalitesi ve hukuki güvenlik üzerinde olumsuz etkiler doğurması kaçınılmaz olacaktır.

    Av. Murat Can Dolgun

    Dolgun Akademi | TD Hukuk ve Danışmanlık

    http://www.dolgun.av.tr

  • Tarih Boyunca Kaybolan veya Dönüşen Meslekler

    Tarih Boyunca Kaybolan veya Dönüşen Meslekler

    İnsanlık tarihi yalnızca devletlerin, savaşların veya büyük siyasi dönüşümlerin tarihi değildir; aynı zamanda mesleklerin de tarihidir. Toplumların ekonomik yapısı, teknolojik imkanları ve günlük hayatın ihtiyaçları değiştikçe insanların yaptığı işler de değişmiştir. Bir dönem toplumun vazgeçilmez parçası olan birçok meslek zaman içinde ortadan kalkmış, bazıları ise farklı biçimlere dönüşmüştür. Bugün bize sıradan veya hatta anlaşılması güç gelen birçok meslek, geçmişte şehir hayatının ve ekonomik düzenin temel unsurlarından biriydi.

    Örneğin bir zamanlar şehirlerde suyu evlere taşıyan su taşıyıcıları, sokak lambalarını akşamları yakıp sabahları söndüren gaz lambası görevlileri veya telgraf hatları üzerinden mesaj ileten operatörler günlük hayatın vazgeçilmez aktörleriydi. Ancak teknoloji ilerledikçe ve toplumların ihtiyaçları değiştikçe bu meslekler yavaş yavaş ortadan kalkmış ya da başka mesleklere dönüşmüştür. Sanayi devrimi, elektriğin yaygınlaşması, dijitalleşme ve son olarak yapay zeka teknolojileri bu dönüşümün en önemli aşamalarını oluşturmuştur.

    Mesleklerin tarihsel dönüşümü yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda toplumların düşünme biçimini, eğitim sistemlerini ve hatta hukuk düzenlerini de etkileyen bir süreçtir. Çünkü her yeni teknoloji, üretim ve iletişim biçimlerini değiştirdiği gibi hukuki ilişkileri de yeniden şekillendirir. Bu nedenle mesleklerin tarihsel gelişimini incelemek, yalnızca geçmişi anlamak açısından değil, geleceği öngörebilmek açısından da önem taşır.

    Bu yazıda insanlık tarihinde farklı dönemlerde ortaya çıkan ve zaman içinde kaybolan ya da dönüşen yüz meslek incelenmektedir. Amaç yalnızca bir liste sunmak değil; aynı zamanda mesleklerin hangi koşullar altında ortaya çıktığını, neden ortadan kalktığını ve bu dönüşümün toplumsal yapıyla nasıl bağlantılı olduğunu ortaya koymaktır. Böylece mesleklerin tarihsel serüveni üzerinden daha geniş bir soruya da ışık tutulabilir: İnsanlık ilerledikçe işler nasıl değişir ve bu değişim toplumun geleceğini nasıl şekillendirir?

    • Su Taşıyıcısı – Antik Roma’dan 19. yüzyıla kadar şehirlerde suyu kuyulardan veya kaynaklardan taşıyan kişilerdi. Modern şehir su şebekeleri 1800’lerin sonunda yaygınlaşınca bu meslek tamamen ortadan kalktı.
    • Köy Tellalı – Osmanlı ve Avrupa şehirlerinde resmi duyuruları halka sözlü olarak ileten kişiydi. 20. yüzyılda radyo ve gazetelerin yayılmasıyla meslek kayboldu.
    • Mum Yapımcısı – Elektrik öncesi dönemde evlerin ana aydınlatma kaynağı mumdu. 1880’lerden sonra elektrikli aydınlatma sistemleri yaygınlaşınca bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Gaz Lambası Yakıcısı – 19. yüzyıl şehirlerinde sokak lambalarını her akşam yakıp sabah söndüren görevlilerdi. Elektrik aydınlatmasının yayılmasıyla 20. yüzyıl başında kayboldu.
    • Buz Kesiciler – 18. ve 19. yüzyılda göllerden kesilen buzları şehirlerde satmak için çalışan işçilerdi. 20. yüzyılda buzdolabının yaygınlaşmasıyla meslek ortadan kalktı.
    • Atlı Postacı – 18. ve 19. yüzyıllarda posta taşımacılığı atlı kuryelerle yapılırdı. Demiryolu ve otomobil ulaşımı gelişince 20. yüzyılda bu meslek dönüşerek modern lojistik sistemlerine evrildi.
    • Tren Kömürcüsü – Buharlı trenlerde kazanları beslemek için sürekli kömür atan işçilerdi. Dizel ve elektrikli trenlerin yaygınlaşmasıyla 1950’lerden sonra ortadan kalktı.
    • Telgraf Operatörü – 19. yüzyılda Morse kodu ile mesaj ileten iletişim uzmanlarıydı. Telefon ve internet teknolojileri 20. yüzyıl sonunda bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Daktilo Yazmanı – Büro metinlerini profesyonel şekilde yazan çalışanlardı. 1980’lerden sonra bilgisayar ve kelime işlem programlarının yayılmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Telefon Santrali Operatörü – İlk telefon sistemlerinde çağrıları manuel olarak bağlayan çalışanlardı. Otomatik santraller 1960’lardan sonra bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Haber Güvercini Eğiticisi – Antik dönemden 19. yüzyıla kadar uzun mesafe mesaj taşımak için güvercin eğiten kişilerdi. Telgraf teknolojisinin gelişmesiyle bu meslek kayboldu.
    • Berber Cerrah – Orta Çağ’da berberler aynı zamanda küçük cerrahi işlemler yapardı. Modern tıp ve cerrahinin gelişmesiyle bu meslek iki ayrı alana ayrıldı.
    • Sülük Doktoru – 18. ve 19. yüzyıllarda hastalıkların tedavisinde sülük kullanımı yaygındı. Modern tıp yöntemleri yaygınlaşınca meslek ortadan kalktı.
    • Kılıç Ustası – Orta Çağ savaşlarında kullanılan kılıçları üreten zanaatkârlardı. Ateşli silahların yayılmasıyla bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Zırh Ustası – Şövalyeler için metal zırh üreten ustalardı. Ateşli silah teknolojisinin gelişmesiyle 17. yüzyıldan sonra meslek kayboldu.
    • At Arabası Tekerlekçisi – Arabaların tekerleklerini üreten ustalardı. Otomobillerin yayılmasıyla 20. yüzyılda meslek ortadan kalktı.
    • Gazete Dizgicisi – Matbaada harfleri elle dizerek gazete sayfalarını hazırlayan işçilerdi. Dijital yayıncılık teknolojileri 1990’larda bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Harita Çizim Kartografı – Haritaları elle çizen uzmanlardı. Uydu görüntüleri ve GIS yazılımları nedeniyle meslek dönüşüme uğradı.
    • Film Fotoğraf Laboratuvarı Çalışanı – Analog fotoğraf makinelerinden çıkan filmleri banyo eden teknisyenlerdi. Dijital fotoğraf teknolojisi nedeniyle 2000’lerde kayboldu.
    • Video Kaset Kiralama Çalışanı – 1980-2000 arasında VHS kaset kiralama mağazalarında çalışan kişilerdi. Streaming platformlarının ortaya çıkmasıyla sektör ortadan kalktı.

    • Deniz Feneri Bekçisi – 18. ve 19. yüzyıllarda gemilerin güvenli şekilde limanlara ulaşmasını sağlamak için deniz fenerlerini sürekli kontrol eden görevlilerdi. 20. yüzyılın sonlarından itibaren otomatik sistemler ve GPS navigasyonu nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Atlı Tramvay Sürücüsü – 19. yüzyılda şehir içi ulaşımda kullanılan tramvaylar başlangıçta atlarla çekiliyordu. Elektrikli tramvay sistemlerinin ortaya çıkmasıyla bu meslek 1900’lerin başında kayboldu.
    • Balina Yağı Avcısı – 18. ve 19. yüzyıllarda lambalar için kullanılan balina yağını elde etmek amacıyla balina avcılığı yapılırdı. Petrol ve elektrik enerjisinin yaygınlaşmasıyla bu meslek ekonomik önemini kaybetti.
    • Kömür Taşıyıcısı – Sanayi devrimi sırasında evlere ve fabrikalara kömür taşıyan işçilerdi. Doğal gaz ve elektrikli ısınma sistemlerinin yaygınlaşmasıyla bu meslek azaldı.
    • Elle Yün Eğiricisi – Tekstil üretiminde iplik üretimi el tezgahlarıyla yapılırdı. 18. yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte iplik makineleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Elle Halı Dövücüsü – Halı ve kilimleri temizlemek için fiziksel olarak döven kişilerdi. Elektrikli süpürgelerin yayılmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Kuyudan Su Çeken İşçi – Şehirlerde kuyulardan su çıkararak dağıtan kişilerdi. Modern su şebekelerinin kurulmasıyla bu meslek 19. yüzyıl sonunda kayboldu.
    • Gramofon Teknisyeni – Gramofon cihazlarının bakım ve ayarını yapan ustalardı. Modern müzik çalar sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Plak Basım Teknisyeni – Vinil plak üretiminde çalışan uzmanlardı. Kaset ve CD teknolojilerinin yayılmasıyla 1980’lerde büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Teleks Operatörü – 20. yüzyılda şirketler arası yazılı mesajlaşma için kullanılan teleks sistemlerini yöneten operatörlerdi. E-posta ve internet iletişimi nedeniyle meslek ortadan kalktı.
    • Harita Kitap Basımcısı – Basılı şehir haritaları ve atlaslar hazırlayan yayıncılar ve teknik çalışanlardı. GPS ve dijital haritalama sistemleri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Telefon Rehberi Basımcısı – Şehirlerdeki tüm telefon numaralarının basılı rehberlerini hazırlayan sektör çalışanlarıydı. İnternet arama motorları ve akıllı telefonlar nedeniyle bu sektör ortadan kalktı.
    • Gazete Sokak Satıcısı – Gazeteleri sokaklarda bağırarak satan kişilerdi. Dijital haber sitelerinin yaygınlaşmasıyla bu meslek büyük ölçüde azaldı.
    • Fotoğraf Negatif Arşivcisi – Fotoğraf stüdyolarında çekilen negatifleri düzenleyen çalışanlardı. Dijital fotoğraf sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Analog Film Montajcısı – Sinema filmlerini fiziksel film şeritlerini kesip birleştirerek düzenleyen teknisyenlerdi. Dijital video montaj yazılımları bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Faks Operatörü – Şirketlerde gelen ve giden faksları yöneten çalışanlardı. E-posta ve dijital belge sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Kart Katalog Kütüphanecisi – Kütüphanelerde kitapları kart sistemleriyle sınıflandıran görevlilerdi. Dijital kütüphane veri tabanları nedeniyle meslek ortadan kalktı.
    • Mikrofilm Operatörü – Belgeleri mikrofilm teknolojisiyle arşivleyen çalışanlardı. Dijital arşivleme sistemleri nedeniyle bu meslek kayboldu.
    • SMS Merkezi Operatörü – Telekom şirketlerinde SMS trafiğini yöneten teknik çalışanlardı. Internet mesajlaşma uygulamalarının yayılmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • CD Üretim Teknisyeni – 1990’larda müzik CD’lerinin üretiminde çalışan uzmanlardı. Streaming ve dijital müzik platformlarının yükselişiyle bu sektör büyük ölçüde ortadan kalktı.

    • Video Kaset Mağazası Çalışanı – 1980–2000 arasında VHS ve DVD kiralama mağazalarında çalışan kişilerdi. Netflix ve diğer streaming platformlarının ortaya çıkmasıyla 2010’lardan itibaren bu sektör neredeyse tamamen ortadan kalktı.
    • İnsan Bilgisayar – 20. yüzyılın ortalarına kadar karmaşık matematiksel hesaplamaları elle yapan uzmanlara verilen isimdi. Elektronik bilgisayarların gelişmesiyle bu meslek tamamen ortadan kalktı.
    • Hava Durumu Gözlem Kulesi Görevlisi – Meteoroloji verilerini manuel gözlemle toplayan çalışanlardı. Uydu meteorolojisi ve otomatik sensör sistemleri bu mesleği büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
    • Şehir Kapısı Bekçisi – Orta Çağ şehirlerinde gece kapıları kapatıp güvenliği sağlayan görevlilerdi. Modern şehir planlaması ve polis teşkilatlarının kurulmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Telgraf Hattı Tamircisi – Telgraf hatlarının bakımını yapan teknisyenlerdi. Telefon ve internet altyapılarının gelişmesiyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Radyo Tüp Teknisyeni – Vakum tüplü radyo cihazlarını tamir eden ustalardı. Transistör teknolojisinin ortaya çıkmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Sinema Projektör Operatörü – Film makaralarını projektörlere yerleştirip gösterimi yöneten kişilerdi. Dijital sinema sistemleri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Analog Fotoğraf Makinesi Tamircisi – Mekanik fotoğraf makinelerini onaran ustalardı. Dijital kameraların yaygınlaşmasıyla bu meslek çok dar bir alana sıkıştı.
    • Gazete Dizgi Ustası – Kurşun harfleri tek tek dizerek gazete sayfalarını hazırlayan matbaa işçileriydi. Dijital baskı teknolojileri nedeniyle bu meslek 1990’larda ortadan kalktı.
    • Harita Ölçüm Gezginleri – Büyük bölgeleri yürüyerek ölçen kartograf ekipleriydi. Uydu ölçüm teknolojileri ve GPS sistemleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Posta Arabası Sürücüsü – 18. ve 19. yüzyıllarda şehirler arası mektupları at arabalarıyla taşıyan kişilerdi. Demiryolları ve modern lojistik sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Kütük Telefon Operatörü – İlk telefon ağlarında çağrıları manuel kablolarla bağlayan görevlilerdi. Otomatik telefon santralleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Gaz Lambası Temizleyicisi – Sokak lambalarının camlarını temizleyen ve bakımını yapan çalışanlardı. Elektrikli sokak lambalarının yayılmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Elle Muhasebe Defteri Yazmanı – Şirket hesaplarını büyük defterlere elle yazan muhasebe çalışanlarıydı. Bilgisayar muhasebe programlarının yaygınlaşmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Film Negatif Kesim Teknisyeni – Sinema filmlerinin fiziksel negatiflerini kesip düzenleyen uzmanlardı. Dijital montaj teknolojileri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Fotoğraf Film Banyosu Uzmanı – Fotoğraf stüdyolarında film banyosu yapan teknisyenlerdi. Dijital fotoğraf makineleri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Kaset Tamircisi – Manyetik kasetleri onaran elektronik ustalardı. CD ve dijital müzik teknolojileri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • CD Kiralama Dükkanı Çalışanı – 1990’larda film ve müzik CD’lerini kiralayan mağazalarda çalışan kişilerdi. Streaming platformları nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Telefon Rehberi Dağıtıcısı – Basılı telefon rehberlerini evlere dağıtan çalışanlardı. Dijital arama motorları nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Televizyon Anten Kurulumcusu – Analog televizyon yayınları için anten kuran teknisyenlerdi. Dijital yayın sistemleri ve internet televizyonu nedeniyle bu meslek büyük ölçüde azaldı.

    • Saray Astrologu – Antik çağlardan Orta Çağ’a kadar hükümdarlara yıldızlara bakarak siyasi ve askeri kararlar konusunda tavsiye veren kişilerdi. Bilimsel astronominin gelişmesi ve rasyonel devlet yönetiminin güçlenmesiyle bu meslek 18. yüzyıldan itibaren ortadan kalktı.
    • Kraliyet Tadımcısı – Kralların ve hükümdarların yemeklerinin zehirli olup olmadığını kontrol eden görevlilerdi. Modern gıda güvenliği sistemleri ve devlet protokollerinin değişmesiyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Buz Dağı Gözcüsü – Özellikle 19. ve 20. yüzyılın başlarında gemilerde buz dağlarını gözlemleyen mürettebat göreviydi. Radar ve uydu navigasyonu teknolojileri nedeniyle bu görev modern sistemlere devredildi.
    • Tren İstasyonu Çağırıcıları – Tren istasyonlarında yolculara tren saatlerini ve peronları yüksek sesle duyuran görevlilerdi. Elektronik anons sistemlerinin gelişmesiyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Mekanik Hesap Makinesi Operatörü – 19. ve 20. yüzyılın başlarında karmaşık hesaplamaları mekanik hesap makineleriyle yapan çalışanlardı. Elektronik hesap makineleri ve bilgisayarların yayılmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Gazete Telgraf Editörü – Telgrafla gelen haberleri gazeteye uyarlayan editörlerdi. Modern haber ajansları ve internet haber sistemleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Askeri Balon Gözlemcisi – 19. yüzyılda savaş alanlarını gözlemlemek için balonlardan gözlem yapan askerlerdi. Uçaklar, radar ve drone teknolojileri nedeniyle bu görev ortadan kalktı.
    • Elle Sinyal Veren Tren Görevlisi – Trenlerin hareketini bayrak ve lambalarla yöneten görevlilerdi. Otomatik sinyalizasyon sistemleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Şehir Saati Kurucusu – Büyük şehir saatlerini düzenli olarak kuran ve bakımını yapan görevlilerdi. Elektronik saat sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Elle Yazı Kopyalayan Katip – Matbaa öncesi dönemde kitapları ve belgeleri elle çoğaltan katiplerdi. Matbaanın yaygınlaşmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Şehir Kapısı Vergi Tahsildarı – Orta Çağ şehirlerinde ticaret yapanlardan giriş vergisi toplayan görevlilerdi. Modern gümrük ve vergi sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Posta Güvercini Mesaj Yazıcısı – Güvercinlerle gönderilen mesajları hazırlayan görevlilerdi. Telgraf ve telefon teknolojileri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Elle Harita Gravürcüsü – Haritaları bakır plakalar üzerine işleyen sanatkarlar ve teknisyenlerdi. Dijital haritalama teknolojileri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Kömür Fırın Ateşçisi – Fabrika ve tren kazanlarını sürekli kömürle besleyen işçilerdi. Elektrik ve otomatik enerji sistemleri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Gazete Fotoğraf Plakası Hazırlayıcısı – Fotoğrafları matbaada basılabilir hale getiren teknisyenlerdi. Dijital baskı sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • El Yazısı Mektup Yazarı – Okuma yazma bilmeyen kişiler için mektuplar yazan profesyonellerdi. Okuryazarlığın artmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Elle Telefon Kablosu Döşeyicisi – İlk telefon ağlarının kurulmasında kabloları manuel olarak döşeyen işçilerdi. Modern fiber altyapı ve makine sistemleri bu mesleği dönüştürdü.
    • Manuel Tren Bileti Kesicisi – Tren istasyonlarında kağıt biletleri keserek kontrol eden görevlilerdi. Dijital bilet sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Elle Film Boyayıcısı – Sessiz sinema döneminde filmleri elle renklendiren sanatçılardı. Renkli film teknolojisinin gelişmesiyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Analog Ses Kayıt Teknisyeni – Manyetik bant sistemleriyle ses kaydı yapan teknisyenlerdi. Dijital ses kayıt teknolojileri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.

    • Video Kaset Tamircisi – 1980–2000 arasında VHS kaset oynatıcılarını tamir eden teknisyenlerdi. DVD ve dijital video teknolojilerinin gelişmesiyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Disket Veri Taşıyıcısı – 1980 ve 1990’larda bilgisayar verilerini disketlerle taşıyan kişilerdi. İnternet, bulut depolama ve USB teknolojileri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • İnternet Kafe Görevlisi – 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında internet erişimi sağlayan kafelerde çalışan görevlilerdi. Akıllı telefonların yayılmasıyla bu meslek büyük ölçüde azaldı.
    • Gazete Dağıtım Şoförü – Basılı gazeteleri şehir içinde dağıtan çalışanlardı. Dijital haber platformlarının yaygınlaşmasıyla bu meslek büyük ölçüde azaldı.
    • Analog Televizyon Tamircisi – Tüplü televizyonları tamir eden ustalardı. LCD ve dijital televizyon teknolojileri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Kaset Çoğaltma Teknisyeni – Manyetik ses kasetlerini çoğaltan üretim çalışanlarıydı. CD ve dijital müzik teknolojileri nedeniyle bu sektör ortadan kalktı.
    • Film Rulosu Taşıyıcısı – Sinema salonlarına fiziksel film makaralarını taşıyan lojistik çalışanlardı. Dijital sinema dağıtımı nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Analog Fotoğraf Stüdyosu Baskı Teknisyeni – Fotoğrafları kimyasal yöntemlerle kağıda basan teknisyenlerdi. Dijital fotoğraf baskı sistemleri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.
    • Telefon Kulübesi Bakım Görevlisi – Şehirlerdeki telefon kulübelerinin bakımını yapan çalışanlardı. Cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla bu meslek ortadan kalktı.
    • Basılı Harita Satıcısı – Turistlere ve sürücülere basılı şehir haritaları satan kişilerdi. GPS ve dijital navigasyon sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Gazete Fotoğraf Filmi Kurutucusu – Gazetelerde kullanılacak fotoğrafların film banyosu sonrası kurutulmasını sağlayan çalışanlardı. Dijital fotoğraf teknolojisi bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Elle Bilet Kontrolcüsü – Kağıt biletleri fiziksel olarak kontrol eden görevlilerdi. QR kod ve dijital bilet sistemleri bu mesleği büyük ölçüde azalttı.
    • Telefon Mesaj Notu Operatörü – Telefonla alınan mesajları manuel olarak kaydeden ve ileten çalışanlardı. Sesli mesaj ve dijital iletişim sistemleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Analog Ses Montajcısı – Manyetik bantları keserek ses montajı yapan teknisyenlerdi. Dijital ses düzenleme yazılımları bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Posta Kartı Renklendiricisi – Siyah beyaz fotoğrafları elle boyayarak turistik kartpostallar hazırlayan sanatçılardı. Renkli fotoğraf teknolojisinin gelişmesiyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Elle Yazılmış Telefon Rehberi Hazırlayıcısı – Telefon numaralarını el ile düzenleyerek rehber hazırlayan çalışanlardı. Dijital veri tabanları nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Gazete Baskı Kurşun Harf Dökücüsü – Matbaa için kurşun harf kalıpları üreten ustalardı. Dijital baskı teknolojileri bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Elle Banka Hesap Defteri Yazarı – Banka hesaplarını büyük defterlere manuel olarak kaydeden çalışanlardı. Bankacılık yazılımları bu mesleği ortadan kaldırdı.
    • Manyetik Bant Veri Arşivcisi – Bilgisayar verilerini manyetik bantlarda saklayan teknisyenlerdi. Bulut depolama ve modern veri merkezleri nedeniyle bu meslek ortadan kalktı.
    • Manuel Daktilo Tamircisi – Daktiloların bakımını yapan ustalardı. Bilgisayar ve yazılım teknolojileri nedeniyle bu meslek büyük ölçüde ortadan kalktı.

    Sonuç: Hukuk Öğrencileri İçin Bir Değerlendirme

    Tarih bize açık bir gerçeği gösterir: Meslekler sabit değildir. İnsanlık tarihi boyunca teknolojik gelişmeler, ekonomik dönüşümler ve toplumsal ihtiyaçların değişmesi birçok mesleğin ortadan kalkmasına, bir kısmının ise farklı biçimlere dönüşmesine neden olmuştur. Bugün geriye dönüp baktığımızda su taşıyıcılığı, telgraf operatörlüğü, gaz lambası yakıcılığı veya tren kömürcülüğü gibi mesleklerin bir dönem toplum hayatının vazgeçilmez parçaları olduğunu görürüz. Ancak teknoloji ilerledikçe bu meslekler ya tamamen ortadan kalkmış ya da başka mesleklere dönüşmüştür.

    Hukuk dünyası da bu dönüşümden bağımsız değildir. Hukuk fakültelerinde öğrenim gören birçok öğrenci mesleğini sabit ve değişmeyen bir alan olarak düşünebilir. Oysa hukuk mesleği de zaman içinde dönüşmüş ve dönüşmeye devam etmektedir. Mahkemelerin işleyişi, delil toplama yöntemleri, hukuki araştırma araçları ve karar yazım teknikleri bile teknolojik gelişmelerden etkilenmektedir. Günümüzde dijitalleşme, veri analizi ve yapay zeka gibi teknolojiler hukuk mesleğinin çalışma biçimini giderek daha fazla değiştirmektedir.

    Bu nedenle hukuk öğrencileri için önemli olan yalnızca kanun metinlerini öğrenmek değildir. Aynı zamanda değişen dünyayı doğru okuyabilmek, toplumsal dönüşümleri anlayabilmek ve hukukun bu dönüşüm içindeki yerini kavrayabilmektir. Hukuk eğitimi sadece mevzuat bilgisi kazandırmaz; aynı zamanda analitik düşünme, yorum yapma ve toplumsal gerçekliği değerlendirme becerisi de kazandırır. Tarihte kaybolan meslekler bize şunu hatırlatır: Asıl kalıcı olan meslekler değil, insanın düşünme ve uyum sağlama yeteneğidir.

    Bu yazıyı kaleme alırken amacım yalnızca tarihsel bir liste sunmak değildir. Aynı zamanda hukuk öğrencilerine mesleklerinin geleceğini farklı bir perspektiften değerlendirme imkanı sunmaktır. Çünkü hukuk yalnızca geçmişte oluşturulmuş kuralların uygulanması değil, aynı zamanda toplumun geleceğini şekillendiren bir disiplindir.

    Ben Av. Murat Can Dolğun. İstanbul Dünya Ticaret Merkezi’nde faaliyet gösteren TD Hukuk ve Danışmanlık bünyesinde avukatlık yapıyor, aynı zamanda uluslararası özel hukuk başta olmak üzere çeşitli alanlarda akademik çalışmalarımı sürdürüyorum. Hukukun yalnızca mevcut düzeni koruyan bir alan değil, aynı zamanda toplumsal değişimi yönlendiren önemli bir araç olduğuna inanıyorum.

    Bu nedenle hukuk öğrencilerine önerim şudur: Tarihi inceleyin, teknolojik gelişmeleri takip edin ve hukuku yalnızca bugünün mesleği olarak değil, geleceğin toplumsal düzenini kuran bir alan olarak değerlendirin. Çünkü tarih boyunca kaybolan mesleklerin hikayesi bize şu gerçeği öğretir: Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.

  • Herkes Avukatlığı Konuşuyor, Peki Ya Hakimler? Yapay Zeka Çağında Yargının Geleceği

    Herkes Avukatlığı Konuşuyor, Peki Ya Hakimler? Yapay Zeka Çağında Yargının Geleceği

    1. Giriş

    Yapay zeka teknolojilerinin hukuk alanına girmesi, son yıllarda hukuk mesleklerinin geleceği hakkında geniş çaplı bir tartışma başlatmıştır. Bu tartışmaların büyük bölümü avukatlık mesleği etrafında dönmektedir. Hukuki araştırma, içtihat taraması, sözleşme inceleme ve belge hazırlama gibi faaliyetlerin veri temelli olması, bu alanlarda yapay zeka sistemlerinin hızlı ve etkili sonuç üretebilmesini mümkün kılmaktadır. Bu nedenle hukuk teknolojileri literatüründe en sık dile getirilen tez, yapay zekanın öncelikle avukatlık mesleğini dönüştüreceği yönündedir.

    Ancak hukuk sisteminin yapısına daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Hukuk düzeninin merkezinde yalnızca avukatlar değil, aynı zamanda hakimler bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zeka teknolojilerinin hukuk sistemine etkisi değerlendirilirken hakimlik mesleğinin doğası, yargısal kararların yapısı ve mahkeme organizasyonu da dikkate alınmalıdır. Son yıllarda yayımlanan bazı akademik çalışmalar, yapay zekanın hukuki akıl yürütme konusundaki performansının hakimlik mesleğinin geleceği hakkında yeni sorular ortaya çıkardığını göstermektedir.

    2. Hukuki Yapay Zeka ve Formalist Akıl Yürütme

    2.1 Kurallara Dayalı Hukuki Analiz

    Büyük dil modelleri hukuk metinlerini analiz ederek normlar arası ilişkileri kurabilmekte ve belirli kurallar çerçevesinde hukuki sonuçlara ulaşabilmektedir. Bu yetenek özellikle kurallara dayalı hukuki analiz alanında dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkarmaya başlamıştır.

    Chicago Üniversitesi hukuk profesörü Eric Posner ve araştırmacı Shivam Saran tarafından yürütülen bir çalışmada GPT-5 modeli, daha önce ABD federal hakimleri üzerinde uygulanmış bir hukuki akıl yürütme deneyinde test edilmiştir. Araştırmada katılımcılardan trafik kazası senaryolarında hangi eyalet hukukunun uygulanması gerektiğine karar vermeleri istenmiştir. Bu tür sorular özellikle kanunlar ihtilafı alanında teknik ve sistematik analiz gerektirir.

    Çalışmanın sonuçlarına göre GPT-5 modeli tüm vakalarda hukuken doğru sonuca ulaşmış ve herhangi bir mantık hatası ya da halüsinasyon sergilememiştir (Eric Posner & Shivam Saran, Silicon Formalism: Rules, Standards, and Judge AI, SSRN, https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=6155012).

    Bu araştırma teknoloji medyasında da geniş yer bulmuştur. The Register tarafından yayımlanan bir haberde, söz konusu testte yapay zeka modelinin hukuki formalizm bakımından insan hakimlerden daha tutarlı sonuçlar ürettiği belirtilmiştir (The Register, “GPT-5 bests human judges in legal smack down”, https://www.theregister.com/2026/02/15/gpt5_bests_human_judges_in/).

    Bu sonuçlar, yapay zeka sistemlerinin özellikle kurallara dayalı hukuki analizlerde oldukça güçlü bir performans gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

    3. Hakimlik Mesleğinin Temel İlkeleri

    Hakimlik mesleği modern hukuk devletlerinin en temel kurumlarından biridir. Hakimlerin karar verirken uyması gereken en önemli ilkelerden biri tarafsızlık ve objektifliktir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında tarafsızlık ilkesinin hem öznel hem de nesnel boyutunun bulunduğu vurgulanmıştır (European Court of Human Rights, Piersack v. Belgium, https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57589).

    Bu ilke teorik olarak hakimlerin kararlarının kişisel önyargılardan arınmış olmasını gerektirir. Ancak insan karar verme süreçleri tamamen mekanik değildir. Hukuk ve psikoloji alanındaki çalışmalar, hakimlerin kararlarının bazı durumlarda bilişsel faktörlerden etkilenebildiğini göstermektedir.

    Örneğin Danziger, Levav ve Avnaim-Pesso tarafından yapılan bir araştırmada hakimlerin şartlı tahliye kararlarının günün saatine göre değişebildiği ortaya konmuştur (Danziger, Levav & Avnaim-Pesso, “Extraneous Factors in Judicial Decisions”, Proceedings of the National Academy of Sciences, https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.1018033108).

    Bu çalışma yargısal kararların bazı durumlarda hukuken ilgisiz faktörlerden etkilenebildiğini göstermesi bakımından hukuk literatüründe önemli bir referans olarak kabul edilmektedir.

    4. Yapay Zeka Objektiflik Konusunda Hakimler’den Daha İyi Olabilir Mi?

    Yapay zeka sistemleri insanlardan farklı olarak yorgunluk, stres, siyasal düşünceler veya duygusal etkilerden etkilenmez. Bu nedenle bazı araştırmacılar yapay zekanın özellikle hukuki tutarlılık ve objektiflik açısından avantaj sağlayabileceğini ileri sürmektedir.

    OECD tarafından yayımlanan bir raporda yapay zekanın adalet sisteminde veri analizi, dava yönetimi ve içtihat taraması gibi alanlarda kullanılabileceği belirtilmektedir (OECD, “AI in Justice Administration and Access to Justice”, https://www.oecd.org/en/publications/ai-in-justice-administration-and-access-to-justice).

    Bununla birlikte hukuk teorisi açısından önemli bir nokta bulunmaktadır. Hakimler bazı durumlarda kurallardan saparak daha adil sonuçlara ulaşabilir. Bu durum hukuk teorisinde formalizm ile takdir yetkisi arasındaki klasik gerilimi ortaya koymaktadır.

    5. Yargı Yapay Zekayla Tanışmaya Başladı

    Yapay zeka tartışmaları çoğunlukla avukatlık mesleğine odaklanmaktadır. Ancak uzun vadede daha kapsamlı değişimin yargı sisteminin kendi içinde ortaya çıkması mümkündür. Yapay zeka teknolojileri mahkemelerde özellikle dosya analizi, içtihat araştırması ve dava yönetimi gibi alanlarda kullanılmaya başlamıştır.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı yargı sistemleri hakimler ve mahkeme personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin kurallar geliştirmeye başlamıştır. Örneğin New York mahkeme sistemi hakimler ve mahkeme çalışanlarının yapay zeka kullanımına ilişkin resmi yönergeler yayımlamıştır (Reuters, “New York court system sets rules for AI use by judges, staff”, https://www.reuters.com/legal/government/new-york-court-system-sets-rules-ai-use-by-judges-staff-2025-10-10/).

    Benzer şekilde California yargı sistemi de yapay zeka kullanımına ilişkin düzenleyici kurallar kabul etmiştir (Reuters, “California court system adopts rule on AI use”, https://www.reuters.com/legal/government/california-court-system-adopts-rule-ai-use-2025-07-18/).

    Bu gelişmeler yapay zekanın yalnızca hukuk bürolarında değil, aynı zamanda yargı kurumlarının işleyişinde de giderek daha fazla yer bulmaya başladığını göstermektedir.

    6. Mahkeme Organizasyonu ve Kalem Personeli Etkilenebilir

    Yapay zekanın hukuk sisteminde en hızlı etkileyeceği alanlardan biri çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Mahkemelerdeki idari süreçlerin önemli bir bölümü veri yönetimine dayanır. Dosya sınıflandırma, belge düzenleme, duruşma planlama ve dava yönetimi gibi işlemler algoritmik sistemler tarafından oldukça hızlı biçimde gerçekleştirilebilir.

    ABD eyalet mahkemeleri üzerine yapılan bazı çalışmalar, yapay zeka araçlarının özellikle mahkeme organizasyonu ve dava yönetimi süreçlerini önemli ölçüde değiştirebileceğini göstermektedir (National Center for State Courts, “Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned”, https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned).

    Bu nedenle yargı sisteminde ilk büyük dönüşümün hakimlik mesleğinden önce mahkeme kalemleri ve yargı bürokrasisi üzerinde ortaya çıkması ihtimali oldukça güçlü görünmektedir.

    7. Sonuç

    Yapay zeka hukuk sistemini giderek daha güçlü biçimde etkilemektedir. Hukuki araştırma ve belge analizi gibi alanlarda yapay zeka araçlarının yaygınlaşması avukatlık mesleğini dönüştürmektedir. Bununla birlikte yapay zeka sistemlerinin kurallara dayalı hukuki formalizmde gösterdiği başarı, hakimlik mesleğinin geleceği hakkında da yeni sorular ortaya çıkarmaktadır.

    Hakimlik mesleğinin temel ilkeleri olan objektiflik ve tarafsızlık teorik olarak algoritmik sistemlerle uyumlu görünmektedir. Ancak hukuk sistemi yalnızca kuralların mekanik uygulanmasından ibaret değildir. Takdir yetkisi, etik değerlendirme ve toplumsal bağlamın dikkate alınması insan yargısının önemli unsurlarıdır.

    Bu nedenle kısa vadede yapay zekanın hakimlerin yerini tamamen alması beklenmemektedir. Bununla birlikte yapay zeka destekli analiz araçlarının yargı süreçlerini yeniden şekillendirmesi kaçınılmaz görünmektedir. Uzun vadede ise hukuk dünyasındaki en büyük değişim yalnızca avukatlık mesleğinde değil, yargı sisteminin işleyişinde ve mahkeme organizasyonunun yapısında ortaya çıkabilir.

    Dipnotlar

    1- National Center for State Courts, Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned. https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned

    2- Eric Posner & Shivam Saran, Silicon Formalism: Rules, Standards, and Judge AI. SSRN. https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=6155012

    3- The Register, “GPT-5 bests human judges in legal smack down”. https://www.theregister.com/2026/02/15/gpt5_bests_human_judges_in/

    4- European Court of Human Rights, Piersack v. Belgium. https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57589

    5- Shai Danziger, Jonathan Levav & Liora Avnaim-Pesso, “Extraneous Factors in Judicial Decisions”, Proceedings of the National Academy of Sciences. https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.1018033108

    6- OECD, AI in Justice Administration and Access to Justice. https://www.oecd.org/en/publications/ai-in-justice-administration-and-access-to-justice

    7- Reuters, “New York court system sets rules for AI use by judges, staff”. https://www.reuters.com/legal/government/new-york-court-system-sets-rules-ai-use-by-judges-staff-2025-10-10/

    8- Reuters, “California court system adopts rule on AI use”. https://www.reuters.com/legal/government/california-court-system-adopts-rule-ai-use-2025-07-18/

    9- National Center for State Courts, Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned. https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned

  • Almanya’da Yaşayan Türklerin Türkiye’de En Sık Yaşadığı Hukuki Sorun: Miras, Tapu İntikali ve Veraset Süreci

    Almanya’da Yaşayan Türklerin Türkiye’de En Sık Yaşadığı Hukuki Sorun: Miras, Tapu İntikali ve Veraset Süreci

    Almanya’da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı veya mavi kart sahibi için Türkiye ile hukuki bağ çoğu zaman miras kalan taşınmazlar, aile evleri, arsalar ve tarım arazileri üzerinden devam etmektedir. Ancak uygulamada en sık karşılaşılan hukuki problemlerden biri, miras bırakan kişinin vefatından sonra Türkiye’de bulunan taşınmazların hukuki durumunun doğru şekilde yönetilememesidir. Veraset ilamının alınmaması, veraset ve intikal vergisinin süresinde beyan edilmemesi ve tapu intikali işlemlerinin yapılmaması gibi nedenlerle birçok taşınmaz yıllarca muris adına kayıtlı kalmaktadır. Bu durum, hem satış işlemlerini hem de kira gelirlerinin paylaşımını imkânsız hale getirebilmekte, aile içi uyuşmazlıkları da beraberinde getirebilmektedir.

    Almanya’daki Türklerin Türkiye’de karşılaştığı miras uyuşmazlıklarının temel sebeplerinden biri hangi hukukun uygulanacağı konusundaki yanlış bilgilerdir. Pek çok kişi miras bırakan kişinin Almanya’da yaşaması veya vefat etmesi nedeniyle Alman hukukunun uygulanacağını düşünmektedir. Oysa 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 20. maddesine göre miras, kural olarak murisin millî hukukuna tabi olmakla birlikte Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanmaktadır. Bu nedenle Almanya’da yaşayan bir kişinin Türkiye’de bulunan evi, arsası veya diğer taşınmazları bakımından Türk hukuku ve Türk tapu sistemi devreye girer.

    Miras sürecinin ilk adımı veraset ilamı (mirasçılık belgesi) alınmasıdır. Veraset ilamı, murisin mirasçılarının kimler olduğunu ve miras paylarının oranını gösteren resmi belgedir. Türkiye’de bu belge noterlerden veya sulh hukuk mahkemelerinden alınabilmektedir. Almanya’da yaşayan kişiler ise çoğu zaman Alman makamlarından aldıkları belgelerin Türkiye’de doğrudan kullanılabileceğini düşünmektedir. Ancak uygulamada bu belgelerin çoğu zaman Türk mahkemelerince tanınması veya ayrıca Türkiye’de mirasçılık belgesi düzenlenmesi gerekebilmektedir. Bu nedenle yanlış belge ile işlem başlatılması miras sürecinin aylarca uzamasına yol açabilmektedir.

    Bir diğer önemli konu veraset ve intikal vergisidir. Türkiye’de miras yoluyla edinilen taşınmazlar için veraset ve intikal vergisi beyannamesinin belirli süreler içinde verilmesi gerekmektedir. Ölüm Türkiye’de gerçekleşmişse ve mirasçılar yurt dışında bulunuyorsa süre genellikle 6 ay olarak uygulanmaktadır. Ölüm yurt dışında gerçekleşmişse süre farklılık gösterebilmektedir. Bu sürelerin bilinmemesi veya geciktirilmesi ilerleyen aşamalarda vergi yükü ve idari sorunlar doğurabilmektedir. Bu nedenle miras sürecinin vergi boyutunun da erken aşamada ele alınması önemlidir.

    Miras işlemlerinde en çok ihmal edilen adımlardan biri ise tapu intikali işlemleridir. Tapu intikali yapılmadan mirasçılar taşınmaz üzerinde tasarruf edemezler. Satış işlemi yapılamaz, resmi kira sözleşmeleri düzenlenemez ve taşınmaz üzerindeki payların hukuki durumu belirsiz kalır. Tapu intikali için genellikle veraset belgesi, kimlik belgeleri ve bazı durumlarda zorunlu sigorta belgeleri gibi evraklar gerekmektedir. Ayrıca yurt dışında düzenlenen bazı belgelerin Türkiye’de geçerli olabilmesi için apostil veya mahkeme onayı gerekebilmektedir.

    Almanya’da yaşayan mirasçılar için bir diğer zorluk uzaktan işlem yapılmasıdır. Pek çok kişi Türkiye’ye gelmeden işlem yapılamayacağını düşünmektedir. Oysa Türk konsoloslukları aracılığıyla vekâletname düzenlenerek Türkiye’deki bir avukat veya temsilci aracılığıyla miras ve tapu işlemlerinin yürütülmesi mümkündür. Ancak vekâletnamenin kapsamı doğru hazırlanmazsa tapu işlemleri gerçekleştirilememekte ve süreç yeniden başlatılmak zorunda kalabilmektedir.

    Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir başka sorun ise mirasçıların taşınmazın varlığından veya tapu kaydından haberdar olmamalarıdır. Aile içinde sözlü anlaşmalar yapılması, taşınmazın yıllarca bir mirasçı tarafından kullanılması veya kira gelirlerinin paylaşılmaması gibi durumlar, zaman içinde ciddi hukuki uyuşmazlıklara dönüşebilmektedir. Bu gibi durumlarda ortaklığın giderilmesi davaları, tapu iptal ve tescil davaları veya alacak davaları gündeme gelebilmektedir.

    Sonuç olarak Almanya’da yaşayan Türkler açısından Türkiye’deki en yaygın hukuki sorunlardan biri miras kalan taşınmazların hukuki durumunun doğru yönetilememesidir. Bu süreç yalnızca miras hukuku meselesi değildir; aynı zamanda milletlerarası özel hukuk, vergi hukuku ve tapu hukuku alanlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Sürecin doğru planlanması, mirasçıların haklarını koruyabilmesi ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    Türkiye’de taşınmazı bulunan veya Türkiye’de miras hakkı doğan Almanya’daki vatandaşların, süreci geciktirmeden hukuki açıdan doğru şekilde yönetmeleri gerekir. Mirasçılık belgesi, vergi beyanı ve tapu intikali işlemlerinin doğru sırayla yapılması hem hak kaybını önleyecek hem de taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının güvenli şekilde kullanılmasını sağlayacaktır.

    Türkiye’deki miras ve taşınmaz işlemleri hakkında daha fazla bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Saygılarımla,

    Avukat Murat Can DOLĞUN

    TD Hukuk ve Danışmanlık – dolgun.av.tr

    Whatsapp: +90 507 475 44 22

  • Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Küresel Ticaret Sisteminin Hukuki Dinamikleri

    Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Küresel Ticaret Sisteminin Hukuki Dinamikleri

    Uluslararası ticaretin kurallara bağlanması modern dünya ekonomisinin en önemli meselelerinden biridir. Devletlerin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla uyguladığı gümrük tarifeleri, kotalar ve diğer ticaret kısıtlamaları çoğu zaman küresel ticaret sisteminde istikrarsızlık yaratmıştır. Bu nedenle uluslararası ticaretin belirli kurallar çerçevesinde yürütülmesi için çok taraflı bir sistem geliştirilmiştir. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), bu kurallara dayalı sistemin merkezinde yer alan en önemli uluslararası kurumlardan biridir.

    Uluslararası ticaret teorisine göre ülkeler karşılaştırmalı üstünlüklerine göre üretim yapıp ticaret gerçekleştirdiğinde dünya refahı artar. Ancak devletler iç ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle çoğu zaman korumacı politikalara yönelir. Tarihte bunun en önemli örneklerinden biri 1930’lu yıllarda ortaya çıkan ticaret savaşlarıdır. Yüksek gümrük tarifeleri ve karşılıklı ticaret kısıtlamaları dünya ticaretinin daralmasına yol açmış ve ekonomik krizin daha da derinleşmesine neden olmuştur. Bu deneyim, ticaretin uluslararası kurallarla düzenlenmesi gerektiği fikrini güçlendirmiştir. 

    Bu çerçevede Dünya Ticaret Örgütü’nün temel amacı, uluslararası ticaretin öngörülebilir ve kurallara dayalı bir sistem içinde yürütülmesini sağlamaktır. WTO sistemi özellikle ayrımcılık yasağı, karşılıklılık ve çok taraflı ticaret müzakereleri gibi ilkeler üzerine kuruludur. En çok kayrılan ülke ilkesi (Most Favoured Nation – MFN) sayesinde bir ülkenin bir ticaret ortağına tanıdığı avantajın diğer üyelere de uygulanması gerekir. Böylece ticaret ilişkilerinde keyfi uygulamaların önüne geçilmeye çalışılır. 

    Ayrıca WTO yalnızca ticaretin serbestleşmesini teşvik eden bir kurum değildir; aynı zamanda devletler arasında ortaya çıkan ticari uyuşmazlıkların çözülmesini sağlayan bir hukuki mekanizma da sunar. Kurallara dayalı bir uyuşmazlık çözüm sistemi, güçlü ekonomilerin zayıf ülkeler üzerinde tek taraflı baskı kurmasını sınırlayabilir. Bu nedenle WTO özellikle gelişmekte olan ülkeler için uluslararası ticaret sisteminde belirli bir hukuki güvenlik sağlamaktadır. 

    Güncel gelişmeler: WTO reformu ve ticaret sisteminin krizi

    Son yıllarda Dünya Ticaret Örgütü önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Küresel ticaret sisteminin temel unsurlarından biri olan uyuşmazlık çözüm mekanizması ciddi bir kriz yaşamaktadır. Özellikle temyiz organının (Appellate Body) üyelerinin atanmasının uzun süredir engellenmesi nedeniyle sistem tam kapasiteyle çalışamamaktadır. Bu durum WTO’nun kuralları uygulama gücünü zayıflatmıştır. 

    Ayrıca birçok ülke son yıllarda sanayi politikaları, sübvansiyonlar ve stratejik sektörleri koruma amacıyla yeni ticaret önlemleri almaya başlamıştır. Küresel ölçekte binlerce yeni ticaret kısıtlayıcı düzenlemenin yürürlüğe girdiği ve bu durumun dünya ticaret sistemini ciddi baskı altına aldığı belirtilmektedir. 

    Bu gelişmeler nedeniyle WTO’nun reformu uluslararası ticaret gündeminin en önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. 2026 yılında yapılması planlanan Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansı öncesinde birçok ülke kurumun kurallarının güncellenmesi, sübvansiyonların daha sıkı denetlenmesi ve uyuşmazlık çözüm mekanizmasının yeniden işler hale getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. 

    Aynı zamanda WTO sistemi hâlen aktif şekilde kullanılmaktadır. Örneğin Endonezya, Avrupa Birliği’nin palm yağı ithalatına yönelik düzenlemelerine karşı WTO kararlarının uygulanmadığını ileri sürerek ticari yaptırım talebinde bulunmayı gündeme getirmiştir. Bu tür uyuşmazlıklar, WTO’nun hâlâ küresel ticaret hukukunun merkezinde yer aldığını göstermektedir. 

    Sonuç

    Dünya Ticaret Örgütü, uluslararası ticaret sisteminin hukuki çerçevesini oluşturan temel kurumlardan biridir. Kurallara dayalı ticaret düzeni, devletler arasında öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik sağlar. Bununla birlikte küresel ticarette artan jeopolitik rekabet, korumacı politikalar ve kurumsal reform tartışmaları WTO’nun geleceğini yeniden şekillendirmektedir. Bu nedenle uluslararası ticaret hukukunu anlamak için WTO’nun tarihsel gelişimi kadar güncel dönüşüm sürecini de yakından takip etmek gerekmektedir

  • Yüksek Fen Kurulu Nedir? Uyuşmazlık Çözümü, Kararları ve Başvuru Usulü

    Yüksek Fen Kurulu Nedir? Uyuşmazlık Çözümü, Kararları ve Başvuru Usulü

    Yüksek Fen Kurulu, yapım işleri ve yapımla ilgili danışmanlık hizmet işlerinde ortaya çıkan teknik ve sözleşmesel meseleler bakımından uygulamada özel bir öneme sahip kurumsal yapılardan biridir. Özellikle kamu yapım sözleşmelerinin yürütülmesi sırasında idare ile yüklenici arasında ortaya çıkan bazı anlaşmazlıklar, belirli şartlar altında Yüksek Fen Kurulu önüne taşınabilmektedir.

    Kurulun görev alanı, başvuru usulü, görüş ve karar pratiği ile uygulamada hangi tür ihtilaflarda öne çıktığı doğru anlaşılmadığında, taraflar önemli usul hataları yapabilmektedir. Bu nedenle Yüksek Fen Kurulu sürecinin yalnızca teknik bir işlem olarak değil, stratejik bir sözleşme yönetimi ve uyuşmazlık çözümü aracı olarak değerlendirilmesi gerekir.

    Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?

    Yüksek Fen Kurulu Nedir?

    Yüksek Fen Kurulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve özellikle yapım işleri alanında teknik ve sözleşmesel değerlendirmeler yapan kurumsal bir yapıdır. Uygulamada en çok, kamu yapım sözleşmelerinin yürütülmesi sırasında idare ile yüklenici arasında ortaya çıkan belirli ihtilaflar bakımından gündeme gelmektedir.

    Yüksek Fen Kurulu Başkanlığı’nın resmî sitesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

    Yüksek Fen Kurulu Başkanlığı Resmî Sitesi

    Kamu yapım sözleşmelerinin genel hukuki çerçevesi hakkında daha fazla bilgi için kamu ihale sözleşmeleri ve hukuki niteliği başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

    Yüksek Fen Kurulu’nun Görevleri Nelerdir?

    Yüksek Fen Kurulu’nun görevleri, sadece uyuşmazlık çözümü ile sınırlı değildir. Kurul; yapım işleri alanında teknik ve sözleşmesel konularda değerlendirme yapabilmekte, çeşitli görüş ve kararlar oluşturabilmekte, ayrıca yapım uygulamalarına ilişkin bazı teknik başlıklarda yönlendirici rol üstlenebilmektedir.

    Kurulun görev ve yetkilerine ilişkin resmî dayanaklardan biri, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Yüksek Fen Kurulu Başkanlığına ilişkin hükümleridir. Resmî metne aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

    Yüksek Fen Kurulu Başkanlığı Görev ve Yetkileri

    Kurulun görev alanı özellikle 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’ndaki ek düzenlemelerle daha görünür hale gelmiştir. İlgili mevzuata aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

    4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu

    Yüksek Fen Kurulu Hangi Uyuşmazlıklarda Devreye Girer?

    Yüksek Fen Kurulu uygulamada özellikle 4734 ve 4735 sayılı mevzuata göre ihale edilip sözleşmeye bağlanan yapım ve yapımla ilgili danışmanlık hizmet işlerinde ortaya çıkan teknik ve sözleşmesel anlaşmazlıklarda önem kazanmaktadır.

    Bu çerçevede Kurul, özellikle sözleşmenin uygulanması sırasında doğan bazı uyuşmazlıklarda gündeme gelir. Uygulamada süre uzatımı, yeni birim fiyat tespiti, sözleşme kapsamı, iş artışı, teknik şartname ile proje arasındaki ilişki, fiyat farkı, imalat kalemleri ve benzeri başlıklar en çok tartışılan alanlar arasında yer almaktadır.

    Yapım işleri ve yüklenici sorumluluğu hakkında ayrıca kamu yapım ihaleleri ve yüklenici sorumluluğu başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

    Yüksek Fen Kurulu Kararı ile Görüşü Arasındaki Fark Nedir?

    Yüksek Fen Kurulu uygulamasında “karar” ile “görüş” aynı şey değildir. Kurulun resmî uygulamasında bazı başvurular görüş olarak, bazıları ise karar olarak sonuçlandırılmaktadır. Bu ayrım, başvurunun dayanağı, niteliği ve Kurulun görev çerçevesi bakımından önem taşır.

    Bu nedenle başvuru hazırlığında, talebin teknik bir görüş istemi mi yoksa mevzuat ve sözleşme çerçevesinde Kurul kararı gerektiren bir anlaşmazlık mı olduğu doğru tespit edilmelidir. Uygulamada bu ayrımın yanlış kurulması, başvurunun etkisini zayıflatabilmektedir.

    Yüksek Fen Kurulu’na Başvuru Nasıl Yapılır?

    Yüksek Fen Kurulu’na yapılacak başvurularda usul büyük önem taşır. Başkanlığın resmî açıklamalarına göre başvurular, Kurulun çalışma usul ve esaslarına ilişkin düzenlemelerde yer alan başvuru kurallarına uygun biçimde yapılmalıdır.

    Başvuru usulüne ilişkin resmî SSS metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

    Yüksek Fen Kurulu – Anlaşmazlık ve Uyuşmazlık SSS

    Ayrıca Başkanlığın 2024 tarihli dağıtımlı yazısında da başvuruların belirli format ve içerik şartlarına uygun hazırlanmasının önemine dikkat çekilmiştir:

    Yüksek Fen Kurulu Başvurularına İlişkin Dağıtımlı Yazı

    Uygulamada başvuru dosyasında genellikle sözleşme, ihale dokümanları, proje, şartname, ilgili yazışmalar, yüklenici itirazları ve idarenin gerekçeli değerlendirmesi gibi belgeler önem taşımaktadır. Eksik veya dağınık hazırlanmış başvurular, teknik olarak güçlü bir iddianın dahi etkisini zayıflatabilir.

    Kimler Başvurabilir?

    Bu sorunun cevabı, başvurunun niteliğine göre değişmektedir. Resmî açıklamalarda bazı başvuruların yalnızca idareler tarafından yapılabileceği, bazı anlaşmazlıklarda ise yüklenicinin itirazını idareye yöneltmesi ve sürecin idare üzerinden Kurula taşınmasının söz konusu olduğu görülmektedir.

    Bu nedenle uygulamada “yüklenici Yüksek Fen Kurulu’na doğrudan başvurabilir mi?” sorusunun cevabı her dosyada aynı değildir. Asıl önemli olan, somut uyuşmazlığın hangi mevzuat hükmüne dayandığının ve başvuru kanalının buna göre belirlenmesidir.

    Kamu ihale davaları ve uyuşmazlık çözüm yolları hakkında ayrıca kamu ihale davaları başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

    Kurulun Karar Verdiği Başlıca Konular Nelerdir?

    Yüksek Fen Kurulu’nun resmî sitesinde son yıllara ait çeşitli örnek görüş ve karar başlıkları yayımlanmaktadır. Bu başlıklar, Kurulun uygulamada hangi meselelerle sık karşılaştığını göstermesi bakımından oldukça faydalıdır.

    Örnek karar ve görüşlere aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

    Yüksek Fen Kurulu – Örnek Görüş ve Kararlar

    Resmî sitede görülen örnek başlıklardan bazıları şunlardır:

    • Alt yüklenici çalıştırılması ile ilgili değerlendirmeler
    • Aşırı hava şartları nedeniyle süre verilmesi
    • Avans verilen işlerde fiyat farkı hesabı
    • Altyapı deplase bedelleri
    • Revize birim fiyat ve benzeri teknik-sözleşmesel başlıklar

    Bu örnekler, Kurulun yalnızca soyut ilkeler değil, somut iş dosyaları üzerinden değerlendirme yaptığını göstermektedir.

    Yüksek Fen Kurulu’nun Görev Alanının Sınırları Nelerdir?

    Yüksek Fen Kurulu her teknik veya mali tartışmanın çözüm mercii değildir. Kurulun görev alanı mevzuatla çizilmiştir ve özellikle yapım ile yapımla ilgili danışmanlık hizmet işleri bakımından anlam kazanmaktadır.

    Resmî açıklamalara göre, yargı mercilerine veya Sayıştay incelemesine intikal etmiş bazı konularda Kurulun değerlendirme yapmaması söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle Yüksek Fen Kurulu sürecinin başlatılması ile yargısal süreçlerin zamanlaması, dosya stratejisi bakımından dikkatle ele alınmalıdır.

    Kamu zararı uyuşmazlıklarının yapım sözleşmeleriyle ilişkisi hakkında kamu zararı nedir başlıklı yazımız da yararlı olabilir.

    Yüksek Fen Kurulu Kararları Neden Önemlidir?

    Yüksek Fen Kurulu kararları ve görüşleri, yapım sözleşmelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkan teknik-sözleşmesel tartışmalarda yol gösterici bir işlev görebilmektedir. Özellikle yeni birim fiyat, süre uzatımı, iş kapsamı ve benzeri alanlarda Kurulun yaklaşımı, tarafların sonraki stratejilerini doğrudan etkileyebilir.

    Bununla birlikte, önceki YFK kararlarının her dosyada otomatik emsal olarak görülmesi doğru değildir. Kurul kararları çoğu zaman somut sözleşme, proje, şartname ve dosya ekleri üzerinden şekillendiği için her olayın kendi özel şartları içinde değerlendirilmesi gerekir.

    Bu nedenle YFK kararlarından yararlanırken, sadece sonuç kısmına değil; Kurulun hangi belge ve hangi sözleşme mantığı üzerinden sonuca gittiğine de dikkat edilmelidir.

    Sonuç

    Yüksek Fen Kurulu, kamu yapım sözleşmeleri bakımından teknik ve sözleşmesel uyuşmazlıkların yönetiminde önemli bir kurumsal araçtır. Özellikle idare ile yüklenici arasında çıkan belirli anlaşmazlıkların doğru usulle ve doğru zamanda Kurul önüne taşınması, uyuşmazlığın gidişatını ciddi şekilde etkileyebilir.

    Bu nedenle YFK başvuruları yalnızca şekli bir yazışma işi gibi görülmemelidir. Başvurunun hukuki dayanağı, sözleşme eklerinin bütünlüğü, itirazların zamanlaması ve başvurunun doğru kategori altında yapılması çoğu zaman sonucun kendisi kadar önemlidir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, yapım sözleşmeleri, yüklenici-idare uyuşmazlıkları ve Yüksek Fen Kurulu süreçleri alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

    Yüksek Fen Kurulu başvuruları, yapım sözleşmeleri veya kamu ihale uyuşmazlıkları ile ilgili hukuki destek almak isterseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    İletişim
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
    Telefon: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

  • Bir Kamu İhalesini Nasıl Görebilirim? e-Devlet, EKAP ve Kamu İhale Bülteni Rehberi

    Bir Kamu İhalesini Nasıl Görebilirim? e-Devlet, EKAP ve Kamu İhale Bülteni Rehberi

    Bir kamu ihalesini nasıl görebilirim sorusu, ihalelere katılmak isteyen şirketler, yükleniciler, taşeronlar, hukukçular ve kamu alımlarını takip etmek isteyen kişiler tarafından sıkça sorulmaktadır. Türkiye’de kamu ihalesi ilanlarını ve temel ihale bilgilerini görmek için başlıca resmi kaynaklar e-Devlet, EKAP ve Kamu İhale Bültenidir. Bu rehberde, bir kamu ihalesini nereden ve nasıl görebileceğinizi, hangi resmi kaynağın hangi durumda daha kullanışlı olduğunu ve dikkat edilmesi gereken temel noktaları adım adım açıklıyoruz.

    Özellikle teklif vermeyi düşünen şirketler açısından yalnızca ihale ilanını görmek yetmez; ilan metninin doğru kaynaktan kontrol edilmesi, ihale türünün anlaşılması ve varsa ihale kayıt numarasının doğru şekilde kullanılması da önemlidir. Uygulamada en güvenli yöntem, resmi kaynaklar arasında karşılaştırmalı bir kontrol yapmaktır.

    Hızlı cevap: Bir kamu ihalesini görmek için önce e-Devlet İhale Arama hizmetini kullanabilir, ardından EKAP İhale Arama ekranında detayları kontrol edebilir, son olarak da Kamu İhale Bülteni üzerinden resmi ilan metnini inceleyebilirsiniz.

    Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?

    Bir Kamu İhalesi Nereden Görülür?

    Bir kamu ihalesini görmek için kullanılabilecek en temel resmi kanallar, kamu alımlarına ilişkin dijital altyapıyı oluşturan sistemlerdir. Uygulamada kamu ihalesi arayan kişiler en çok e-Devlet üzerinden sunulan kamu ihale arama hizmetine, EKAP içindeki ihale arama modülüne ve Kamu İhale Bültenine başvurmaktadır.

    Bu kaynaklar arasında işlev farkı vardır. Bazı kullanıcılar belirli bir ihaleyi hızlıca bulmak isterken bazıları ilanın resmi metnini, ihale türünü veya geçmiş tarihli kayıtları incelemek ister. Bu nedenle tek bir kaynakla yetinmek yerine, özellikle önemli ihalelerde birden fazla resmi kaynağın birlikte kontrol edilmesi daha güvenlidir.

    Kamu ihale sisteminin hukuki çerçevesini daha geniş açıdan incelemek isterseniz kamu ihale hukuku başlıklı yazımızı da okuyabilirsiniz.

    e-Devlet Üzerinden Kamu İhalesi Arama

    Bir kamu ihalesini görmek için en pratik başlangıç yollarından biri e-Devlet Kapısı üzerinden sunulan Kamu İhale Kurumu – İhale Arama ve Bir Bakışta İhale hizmetidir. Bu hizmet, temel filtreler kullanılarak ihalelerin aranmasına ve bulunan sonuçların özet biçimde incelenmesine imkân verir.

    e-Devlet üzerinden ihale arama ekranına buradan ulaşabilirsiniz.

    Bu sistemde genellikle ihale yasa kapsamı, ihale türü, ihale usulü, tarih aralığı ve ihale kayıt numarası gibi verilerle arama yapılabilir. Eğer belirli bir ihaleyi arıyorsanız ve elinizde İhale Kayıt Numarası (İKN) varsa sonuçlara çok daha hızlı ulaşabilirsiniz. Eğer İKN bilinmiyorsa tarih filtresi ve ihale türü kullanılarak daha geniş bir sorgulama yapılabilir.

    e-Devlet araması özellikle belirli bir ihaleyi hızlıca bulmak isteyen kullanıcılar için oldukça kullanışlıdır. Bununla birlikte, ciddi teklif hazırlığı veya hukuki inceleme yapılacaksa yalnızca özet sonuç ekranına bakmak yeterli olmayabilir. Bu nedenle e-Devlet aramasından sonra EKAP ve bülten kontrolü yapılması tavsiye edilir.

    EKAP Üzerinden İhale Arama

    EKAP, yani Elektronik Kamu Alımları Platformu, kamu ihalelerinin dijital olarak izlendiği ve önemli ilanların görülebildiği temel resmi sistemlerden biridir. Bir kamu ihalesini nasıl görebilirim diye soran kişiler için EKAP çoğu zaman en kapsamlı cevabı veren platformdur.

    EKAP ihale arama ekranına buradan ulaşabilirsiniz.

    EKAP içinde genellikle tüm ihaleler yanında mal alımı, hizmet alımı, yapım işi ve danışmanlık hizmet alımı gibi başlıklarda filtreleme yapılabilir. Bu yönüyle EKAP, yalnızca belirli bir ihaleyi bulmak için değil, aynı sektörde veya aynı dönemde yayımlanan farklı kamu ihale ilanlarını görmek için de yararlıdır.

    Özellikle yapım işi ihaleleriyle ilgileniyorsanız kamu yapım ihaleleri ve yüklenici sorumluluğu başlıklı yazımız da faydalı olacaktır.

    EKAP’ın önemli avantajlarından biri, ihale arama dışında kamu alımları çevresindeki başka başlıklara da erişim sağlamasıdır. Bu nedenle kamu ihalesi arayan şirketler ve profesyoneller için EKAP çoğu zaman merkezi bir çalışma alanı niteliğindedir.

    Kamu İhale Bülteni Neden Önemlidir?

    Bir kamu ihalesinin yalnızca özet bilgilerini görmek ile resmi ilan metnini görmek aynı şey değildir. Uygulamada ciddi değerlendirme yapılacaksa, özellikle teklif hazırlanacaksa veya bir ihale hukuki açıdan incelenecekse Kamu İhale Bülteni mutlaka kontrol edilmelidir.

    Kamu İhale Bülteni ve bülten arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

    Kamu İhale Bülteni içinde mal alımı, hizmet alımı, yapım işi ve danışmanlık hizmet alımı gibi farklı ilan kategorileri yer alabilir. Ayrıca geçmiş tarihli ilanlara ilişkin PDF arşivi de uygulamada çok önemlidir. Birçok durumda arama ekranındaki özet bilgi ile resmi ilan metni arasında yorum farkı doğabileceğinden, resmi bülten metni daha güvenli değerlendirme imkânı sağlar.

    İhale sözleşmeleri ve sonraki süreçler hakkında ayrıntılı bilgi için kamu ihale sözleşmeleri ve hukuki niteliği başlıklı içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

    İhale Kayıt Numarası ile Arama Nasıl Yapılır?

    Bir kamu ihalesini hızlı ve doğru şekilde bulmanın en etkili yollarından biri İhale Kayıt Numarası(“İKN”) kullanmaktır. Uygulamada İKN biliniyorsa hem e-Devlet hem de EKAP üzerindeki arama işlemleri çok daha kısa sürede sonuç verir.

    İhale kayıt numarası, belirli bir ihaleyi diğerlerinden ayıran temel referans numarasıdır. Özellikle aynı idare tarafından yayımlanan çok sayıda ihale olduğunda veya benzer isimli ihaleler bulunduğunda İKN ile arama yapmak hata riskini azaltır. Bu nedenle elinizde varsa, aramaya doğrudan İKN ile başlamak en güvenli yöntemlerden biridir.

    Hangi Resmi Kaynak Ne Zaman Daha Avantajlıdır?

    Eğer hedefiniz belirli bir ihaleyi hızlı biçimde bulmaksa ve elinizde temel bilgiler varsa, e-Devlet iyi bir başlangıç sağlar. Kullanıcı arayüzü daha sade olduğu için genel arama yapmak isteyenler açısından pratiktir.

    Daha geniş kapsamlı filtreleme yapmak, aynı anda farklı ihale kategorilerini taramak veya kamu ihale sistemine biraz daha profesyonel düzeyde bakmak istiyorsanız EKAP daha işlevsel bir araçtır.

    Resmi ilan metninin güvenilir versiyonunu incelemek, geçmiş ilanları aramak veya doküman niteliğinde kontrol yapmak istiyorsanız Kamu İhale Bülteni PDF arşivi daha güçlü bir kaynaktır.

    İhale süreci sonrasında ortaya çıkan başvuru ve uyuşmazlık yolları hakkında da bilgi almak isterseniz KİK şikayet ve itiraz süreci ile kamu ihale davaları başlıklı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

    Sık Sorulan Sorular

    Bir kamu ihalesini nereden görebilirim?

    Bir kamu ihalesini görmek için en yaygın resmi kaynaklar e-Devlet, EKAP ve Kamu İhale Bülteni’dir. En güvenli yöntem bu üç kaynağı birlikte kontrol etmektir.

    EKAP üzerinden herkes ihale arayabilir mi?

    EKAP içinde kamuya açık arama ekranları üzerinden belirli ihale bilgilerine ulaşılabilir. Ancak bazı işlemler ve kullanıcı bazlı yetkiler farklı olabilir.

    e-Devlet ihale araması ne işe yarar?

    e-Devlet ihale arama hizmeti, belirli filtrelerle kamu ihale kayıtlarına daha hızlı ulaşmayı sağlar. Özellikle temel sorgulama için oldukça pratik bir başlangıç noktasıdır.

    Kamu İhale Bülteni neden ayrıca kontrol edilmelidir?

    Kamu İhale Bülteni, resmi ilan metnini görmek ve gerektiğinde PDF arşivinden geçmiş ilanlara ulaşmak için önemlidir. Özellikle hukuki veya ticari değerlendirme yapılacaksa bülten kontrolü daha güvenli sonuç verir.

    İhale kayıt numarası olmadan ihale bulunabilir mi?

    Evet, ihale kayıt numarası olmadan da tarih aralığı, ihale türü ve benzeri filtrelerle arama yapılabilir. Ancak İKN varsa arama çok daha isabetli olur.

    Sonuç

    Bir kamu ihalesini görmek için en sağlıklı yöntem, resmi dijital kaynakları birlikte kullanmaktır. Uygulamada çoğu zaman önce e-Devlet üzerinden temel arama yapılması, ardından EKAP üzerinden detayların incelenmesi ve son olarak Kamu İhale Bülteni üzerinden resmi ilan metninin kontrol edilmesi en güvenli yaklaşımı oluşturur.

    Özellikle teklif hazırlığı, ihale takibi veya hukuki değerlendirme yapılacaksa yalnızca tek ekrana bakmak çoğu zaman yeterli değildir. Doğru ihale bilgisini doğru kaynaktan görmek, sonraki adımların da sağlıklı ilerlemesi açısından önemlidir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, ihale süreçleri, ihale sözleşmeleri, KİK başvuruları ve ihale uyuşmazlıkları alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

    Kamu ihale süreçleriyle ilgili hukuki destek almak veya somut durumunuzu değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    İletişim
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
    Telefon: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com


    İlgili Yazılar

    Kamu İhale Hukuku Nedir?

    Kamu İhale Sözleşmeleri ve Hukuki Niteliği

    Kamu Yapım İhaleleri ve Yüklenici Sorumluluğu

    Kamu Zararı Nedir?

    Hakediş Nedir?

    Kamu İhale Davaları

    KİK Şikayet ve İtiraz Süreci