Kategori: Ceza Hukuku

  • Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu | TCK 236 (2026)

    Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu | TCK 236 (2026)

    DOLĞUN AKADEMİ | CEZA HUKUKU VE KAMU İHALE HUKUKU

    Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu (TCK m. 236): Suçun Unsurları, Yüklenicinin Failliği, Kamu Görevlilerinin Sorumluluğu, İspat, Kamu Zararı ve Yargıtay Kararları

    Yazan: Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu | Dolğun Akademi
    Yayımlanma tarihi: 26 Ekim 2026

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu, kamu kurumları ve kanunda belirtilen diğer kuruluşlara karşı taahhüt edilen edimlerin yerine getirilmesi sırasında gerçekleştirilen belirli hileli hareketleri cezalandıran, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinde düzenlenmiş bir suçtur. Ancak her eksik imalat, ayıplı teslim, gecikme, hatalı hakediş veya kamu zararı iddiası bu suçu oluşturmaz.

    Özellikle yüklenicinin doğrudan fail olup olamayacağı, alt yüklenicinin sorumluluğu, kabul komisyonunun rolü, kesin kabulün yapılmamış olması, kamu zararının ispatı ve hileli davranışların tespiti suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde temel öneme sahiptir.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2024, 2025 ve 2026 yıllarında verdiği kararlar, suçun özgü suç niteliğini ve her seçimlik hareket bakımından fail olabilecek kişilerin ayrı belirlenmesi gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.

    Bu çalışmada suçun kanuni yapısı, öğretideki görüş ayrılıkları, uygulamada karşılaşılan teknik uyuşmazlıklar, ispat ölçütleri, savunma imkanları, kamu görevlilerinin ve özel hukuk kişilerinin ayrı ayrı sorumluluğu ile doğrulanabilir Yargıtay içtihatları kapsamlı biçimde incelenmektedir.

    1. Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu Nedir?

    Edim, borç ilişkisi kapsamında yerine getirilmesi gereken verme, yapma veya yapmama yükümlülüğüdür. Kamu ihale hukukunda edim çoğunlukla belirli bir malın teslimi, bir yapının inşa edilmesi, bakım ve onarım işinin tamamlanması yahut bir hizmetin sunulması şeklinde karşımıza çıkar.

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu, sözleşmenin uygulanması sürecinde kanunda sayılan belirli hareketlerin hileli biçimde gerçekleştirilmesiyle gündeme gelir. Düzenleme, kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen alımlarda sözleşmeye uygun ifanın güvence altına alınmasını amaçlar.

    Bu suçun doğru anlaşılabilmesi için üç temel hukuki alanın birbirinden ayrılması gerekir:

    1. Sözleşme hukuku: Borcun gereği gibi ifa edilip edilmediği, ayıp, gecikme, tazminat ve cezai şart meseleleri.
    2. Kamu mali hukuku: Kamu zararının doğup doğmadığı, hesaplanması, sorumlulara yükletilmesi ve tahsili.
    3. Ceza hukuku: Kanunda sayılan seçimlik hareketin, hileli olarak, bu hareketin faili olabilecek kişi tarafından işlenip işlenmediği.

    Bu alanlar arasında bağlantı bulunmakla birlikte sonuçları aynı değildir. Bir yüklenici sözleşmeyi ihlal ettiği için tazminat ödemek zorunda kalabilir; fakat aynı davranışın ceza sorumluluğu doğurması için TCK m. 236’daki özel koşulların gerçekleşmesi gerekir.

    Başka bir ifadeyle her sözleşmeye aykırılık suç değildir; her kamu zararı cezai kastın ispatı anlamına gelmez.

    2. TCK m. 236: Kanun Metni ve Öngörülen Ceza

    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 236. maddesinin 26 Ekim 2026 itibarıyla yürürlükte bulunan metni şöyledir:

    Edimin ifasına fesat karıştırma

    Madde 236 – (1) Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Aşağıdaki fiillerin hileli olarak yapılması halinde, edimin ifasına fesat karıştırılmış sayılır:

    a) İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilmesi.

    b) İhale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi.

    c) Edimin ihale kararında veya sözleşmede belirtilen sürede ifa edilmemesine rağmen, süresinde ifa edilmiş gibi kabul edilmesi.

    d) Yapım ihalelerinde eserin veya kullanılan malzemenin şartname veya sözleşmesinde belirlenen şartlara, miktar veya niteliklere uygun olmamasına rağmen kabul edilmesi.

    e) Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi.

    (3) Edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.

    Temel ceza üç yıldan yedi yıla kadar hapistir. Maddede bütün fiiller için tek bir ceza aralığı öngörülmüştür. TCK m. 235’teki ihaleye fesat karıştırma suçunun aksine TCK m. 236’da kamu zararının bulunmamasına özgü, daha düşük cezayı düzenleyen ayrı bir fıkra bulunmamaktadır.

    Kanun metnindeki en önemli ifade ikinci fıkranın başlangıcında bulunan “hileli olarak yapılması halinde” ibaresidir. Suçun kapsamını belirleyen bu ifade, salt eksik veya hatalı ifa ile ceza hukuku bakımından fesat karıştırma arasındaki sınırı oluşturur.

    Resmi kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu – Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Programı.

    3. Korunan Hukuki Değer, Mağdur ve Suçtan Zarar Gören

    TCK m. 236, Türk Ceza Kanunu’nun “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir. Düzenlemenin koruduğu hukuki değer, yalnızca belirli bir idarenin malvarlığı değil; kamu kaynaklarıyla yürütülen sözleşmelerin dürüst, güvenilir, şeffaf ve amacına uygun şekilde ifa edilmesine duyulan toplumsal güvendir.

    Somut olayda sözleşmenin tarafı olan kamu idaresi veya diğer kanuni kuruluş, suçtan doğrudan zarar gören sıfatını kazanabilir. Bununla birlikte ceza muhakemesinde katılma hakkı bakımından soyut kamu yararı ile doğrudan zarar birbirine karıştırılmamalıdır.

    TCK m. 236/1’de korunan kuruluşlar şunlardır:

    • Kamu kurum veya kuruluşları.
    • Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları.
    • Kanunda belirtilen iştirak şirketleri.
    • Belirtilen kuruluşların bünyesinde faaliyet gösteren vakıflar.
    • Kamu yararına çalışan dernekler.
    • Kooperatifler.

    Bir şirketin belediyeyle ticari ilişkisi bulunması, tek başına kanunda aranan iştirak niteliğini ispatlamaz. Tüzel kişiliğin hukuki yapısı, sermaye ve iştirak ilişkileri, sözleşmenin tarafı ve ilgili düzenlemenin kapsamı ayrıca incelenmelidir.

    Yargıtay uygulamasında suçtan doğrudan zarar görmeyen kurumlara katılma veya kanun yoluna başvurma hakkı tanınamayabileceği görülmektedir. Bu nedenle her kurumun menfaati değil, somut sözleşme ve suç ilişkisi esas alınmalıdır.

    4. İhaleye Fesat Karıştırma ile Edimin İfasına Fesat Karıştırma Arasındaki Fark

    TCK m. 235 ve TCK m. 236 bağımsız suç tipleridir. Birinci suç ihale sürecinin hukuka uygunluğuyla, ikinci suç ise sözleşmeyle üstlenilen edimin yerine getirilmesiyle ilgilidir.

    Ölçüt TCK 235 TCK 236
    Suç İhaleye fesat karıştırma Edimin ifasına fesat karıştırma
    Esas aşama İhale süreci Edimin ifası, teslimi ve kabulü
    Tipik fiiller Katılımı engelleme, gizli bilgileri açıklama, anlaşma ve diğer sayılı hareketler Hileli farklı veya eksik mal teslimi, gerçeğe aykırı kabul
    Fail Somut seçimlik harekete göre belirlenir Yargıtay içtihadında özel faillik niteliği öne çıkar
    Kamu zararı 235/3-b bakımından cezaya etkisi ayrıca düzenlenmiştir Metinde açık unsur değildir; içtihatta zarar suçu yaklaşımı bulunmaktadır

    Örneğin ihale tekliflerinin gizli biçimde paylaşılması TCK m. 235 açısından; ihale sonucunda teslimi gereken malın başka bir malla hileli olarak değiştirilmesi ise TCK m. 236 açısından incelenebilir.

    Aynı süreçte her iki suçun birbirinden bağımsız fiillerle işlenmesi mümkündür. Böyle bir durumda olayın aşamaları ve eylemler birbirinden ayrılarak içtima kuralları uygulanmalıdır.

    İhale hukukuna giriş niteliğindeki önceki yazımız: Kamu İhale Hukuku Nedir? 4734 Sayılı Kanun ve Temel Kavramlar.

    5. TCK m. 236/2’de Düzenlenen Beş Seçimlik Hareket

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu serbest hareketli bir suç değildir. Kanunda sınırlı olarak sayılmış hareketlerden birinin hileli şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Ceza hukukunda kıyas yasağı gereğince bu liste genişletilemez.

    5.1. Sözleşmede Belirtilenden Farklı Malın Teslimi veya Kabulü – TCK 236/2-a

    İhale kararında veya sözleşmede belirlenen niteliklerden farklı bir malın, hileli davranışlarla teslim edilmesi veya kabul edilmesi bu bent kapsamındadır.

    Örneğin teknik şartnamede belirli kalite sınıfında, dayanımda ve sertifikasyonda bir ürün istenmesine rağmen başka bir ürünün etiket, seri numarası, belge veya ambalaj değiştirilerek uygun ürün gibi teslim edilmesi söz konusu olabilir.

    Ancak her marka farklılığı veya teknik özellik uyuşmazlığı suç anlamına gelmez. Sözleşmede eşdeğer ürün teslimine imkan tanınıp tanınmadığı, uygunluk prosedürü, kurumun bilgisi, değişiklik onayı ve teslimin hileli olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Fail olabilecek kişiler: Yüklenici, yükleniciyi temsile yetkili ilgili kişiler ve malın kabulü sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri.

    5.2. Eksik Miktarda Malın Teslimi veya Kabulü – TCK 236/2-b

    Sözleşmeyle 10.000 birim mal teslimi kararlaştırıldığı halde fiilen 8.000 birim teslim edilip 10.000 birim teslim edilmiş gibi gösterilmesi halinde bu bent gündeme gelebilir.

    Özellikle kantar fişleri, depo kayıtları, irsaliyeler, taşıma belgeleri, stok hareketleri ve muayene tutanakları önem kazanır.

    Miktar uyuşmazlığının ölçüm yöntemi, fire oranı, sözleşmedeki toleranslar, kısmi teslim hükümleri veya usulüne uygun iş eksilişi nedeniyle ortaya çıkması halinde suç değerlendirmesi farklılaşır.

    Fail olabilecek kişiler: Yüklenici ve ilgili temsilcileri ile hileli kabul işleminde rol alan kamu görevlileri.

    5.3. Geç İfa Edilen Edimin Süresinde Tamamlanmış Gibi Kabulü – TCK 236/2-c

    Bu bentte önemli olan yalnızca gecikme değil, gecikmiş edimin süresinde yerine getirilmiş gibi hileli şekilde kabul edilmesidir.

    Yasal veya sözleşmesel süre uzatımı verilmişse, mücbir sebep veya idareden kaynaklanan gecikmeler bulunuyorsa öncelikle gerçek ifa süresi belirlenmelidir.

    Gerçeğe aykırı iş bitirme tarihi düzenlenmesi, geçmiş tarihli belge hazırlanması veya teslimin bilinçli şekilde zamanında yapılmış gibi kaydedilmesi hile tartışmasını gündeme getirir.

    Yargıtayın özel faillik yaklaşımına göre: Bu bentte doğrudan fail, edimin kabulü sürecinde görev alan ilgili kamu görevlisidir. Yüklenicinin cezai sorumluluğu, somut olaya göre azmettirme veya yardım etme kapsamında araştırılabilir.

    5.4. Yapım İşlerinde Şartnameye Aykırı Eser veya Malzemenin Kabulü – TCK 236/2-d

    Bu bent özellikle inşaat, altyapı, restorasyon, yol, köprü, tesis ve kamu binalarının yapımı veya onarımına ilişkin uyuşmazlıklarda önemlidir.

    Örnekler arasında projede bulunması gereken donatının kullanılmaması, farklı dayanım sınıfında beton kullanılması, eksik izolasyon yapılması, daha düşük nitelikte tesisat döşenmesi veya yapılmayan imalatın yapılmış gibi kabul edilmesi gösterilebilir.

    Ancak şartnameye aykırı imalat ile hileli kabul aynı şey değildir. Yapım hatasının açıkça kayda geçirildiği, idareye bildirildiği, reddedildiği veya giderilmesinin istendiği durumlarla, ayıbın bilinçli biçimde gizlenerek gerçeğe aykırı kabul işlemi gerçekleştirilmesi birbirinden ayrılmalıdır.

    Suçun tamamlanması bakımından geçici kabul ve kesin kabul işlemlerinin hukuki etkisi ayrıca önemlidir. Bu konu aşağıda Yargıtayın 2025 tarihli kararları çerçevesinde değerlendirilmektedir.

    Yargıtay yaklaşımına göre doğrudan fail: Kabul işlemini gerçekleştiren ilgili kamu görevlisi. Yüklenici ise fiilin niteliğine göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.

    5.5. Eksik veya Hiç Verilmeyen Hizmetin Verilmiş Gibi Kabulü – TCK 236/2-e

    Hizmet alımlarında sözleşmeyle üstlenilen hizmetin eksik, farklı veya hiç sunulmadığı halde sunulmuş gibi kabul edilmesi bu bent kapsamında değerlendirilir.

    Örneğin 100 personelle yürütülmesi gereken hizmetin gerçekte 70 personelle sunulduğunun gizlenmesi, yapılmayan bakımın yapılmış gibi raporlanması veya fiilen sağlanmayan hizmet saatlerinin tamamlanmış gösterilmesi iddialarında bu hüküm gündeme gelir.

    Ancak personel eksikliğinin kendiliğinden TCK m. 236’yı oluşturduğu söylenemez. Sözleşmenin çalışma düzeni, eşdeğer hizmetin sağlanıp sağlanmadığı, puantajların gerçekliği ve ilgili kamu görevlisinin hileli kabuldeki rolü birlikte incelenmelidir.

    Yargıtay yaklaşımına göre doğrudan fail: Hizmetin kabul sürecindeki ilgili kamu görevlisi. Yüklenici bakımından iştirak koşulları ayrıca aranır.

    6. Yüklenici Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçunun Faili Olabilir mi?

    Evet, ancak her seçimlik hareket bakımından değil.

    Uygulamada sıkça karşılaşılan önemli hukuki hata, ihale sözleşmesini imzalayan yüklenicinin sözleşmeye aykırı her davranış nedeniyle TCK m. 236’nın doğrudan faili olabileceğinin kabul edilmesidir.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16.01.2025 tarihli 2021/3421 E., 2025/1050 K.; 20.02.2025 tarihli 2022/2227 E., 2025/2152 K. ve 05.03.2026 tarihli 2022/5334 E., 2026/4031 K. sayılı kararlarında, TCK m. 236’nın seçimlik hareketleri bakımından özel faillik ayrımı açıkça yapılmaktadır.

    Hüküm Yüklenici doğrudan fail olabilir mi? Yargıtaya göre ilgili kamu görevlisi
    236/2-a Evet Fail olabilir
    236/2-b Evet Fail olabilir
    236/2-c Doğrudan fail değil; iştirak araştırılabilir Doğrudan fail olabilir
    236/2-d Doğrudan fail değil; iştirak araştırılabilir Doğrudan fail olabilir
    236/2-e Doğrudan fail değil; iştirak araştırılabilir Doğrudan fail olabilir

    Bu ayrımın nedeni, ilk iki bentte “teslim veya kabul” hareketlerine; diğer üç bentte ise esas olarak “kabul” hareketine yer verilmesidir. Yapım ve hizmet işlerinde eserin ya da hizmetin uygun olmadığı halde kabul edilmesi, Yargıtay tarafından ilgili kabul yetkisini kullanan kamu görevlisinin özel faillik niteliği çerçevesinde ele alınmaktadır.

    Örneğin bir inşaat şirketi eksik imalat yapmış olabilir. Ancak bu eksik imalatın gerçeğe aykırı kabul işlemiyle ilişkilendirildiği TCK m. 236/2-d kapsamında, şirket temsilcisinin doğrudan fail olarak cezalandırılması yerine kamu görevlisinin hileli kabul fiili ve şirket temsilcisinin iştirak iradesi araştırılmalıdır.

    Önemli ayrım: Yüklenicinin TCK m. 236/2-d bakımından doğrudan fail sayılamaması, sözleşmesel sorumluluğunun ortadan kalktığı veya başka bir suçtan sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmez.

    Yüklenicinin davranışı ayrı koşullar altında nitelikli dolandırıcılık, belgede sahtecilik, rüşvet veya diğer suç tiplerini gündeme getirebilir.

    Ayrıca 4735 sayılı Kanun’un 25, 27 ve 30. maddeleri kapsamındaki yaptırımlar ile yüklenici ve alt yüklenicinin tazminat sorumluluğu ayrıca incelenmelidir.

    7. Tüm Olası Failler ve İlgililer Bakımından Cezai Sorumluluk

    7.1. İhaleyi Kazanan Gerçek Kişi Yüklenici

    Mal teslimine ilişkin TCK m. 236/2-a ve (b) hükümlerinin faili olabilir. Diğer bentlerde doğrudan faillik yerine iştirak sorumluluğu gündeme gelir. Her halde hileli hareket, bilgi ve kast ayrıca ispatlanmalıdır.

    7.2. Limited veya Anonim Şirket Yöneticileri

    Şirket adına hareket eden müdürler, yönetim kurulu üyeleri ve temsilcilerin cezai sorumluluğu unvanlarından değil, somut görev ve eylemlerinden kaynaklanır.

    Bir kişinin ticaret sicilinde müdür veya yönetim kurulu üyesi olması, sözleşmedeki bütün işlemleri bildiğini veya hileli teslimi bizzat gerçekleştirdiğini kanıtlamaz. Fiili yönetim, imza yetkileri, karar alma süreçleri ve deliller incelenmelidir.

    Bir şirketin tüm ortaklarının tek bir yüklenici fiilinden dolayı otomatik cezai sorumluluğu doğmaz.

    7.3. Alt Yüklenici ve Taşeron

    Alt yüklenicinin yalnızca yapım işinde çalışmış olması, onu idareyle sözleşme yapan asli yükleniciye dönüştürmez. Öncelikle idareyle sözleşmenin tarafının kim olduğu ve alt yüklenicinin hukuki statüsü belirlenmelidir.

    Yargıtayın özel faillik yaklaşımında, idareye karşı yüklenici sıfatını taşımayan kişi sırf tedarik veya taşeronluk ilişkisi nedeniyle doğrudan fail haline getirilemez. Bununla birlikte somut fiiline göre azmettirme, yardım etme veya bağımsız başka bir suçtan sorumluluk mümkündür.

    7.4. Yükleniciye Mal Satan Tedarikçi

    Tedarikçinin idareyle doğrudan sözleşme ilişkisi bulunmuyorsa, yüklenicinin teslim borcuna konu malı satması tek başına ona TCK m. 236 kapsamında faillik sıfatı kazandırmaz.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 05.03.2026 tarihli 2022/5334 E., 2026/4031 K. sayılı kararında da yükleniciye mal satan üçüncü kişi şirketin yetkililerinin fail sıfatı ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.

    2026/4031 sayılı kararın tam metni.

    7.5. Muayene ve Kabul Komisyonu Üyeleri

    Muayene ve kabul komisyonları TCK m. 236 bakımından en önemli sorumluluk kategorilerinden biridir. Ancak komisyon üyelerinin cezai sorumluluğu müşterek ve otomatik değildir.

    Her üyenin görevi, katıldığı işlemler, incelediği mal veya imalat, imzaladığı belgeler, tespit imkanları, varsa çekince veya muhalefeti ve hileli kabul iradesi ayrı ayrı araştırılmalıdır.

    Sadece imzanın varlığından kast çıkarmak, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.

    7.6. Yapı Denetim Görevlisi, Kontrol Mühendisi ve Teknik Personel

    Kontrol mühendisinin yükümlülüğü teknik inceleme, ölçüm ve raporlama olabilir. Ancak bu görevler kişiyi her durumda kabul yetkilisi haline getirmez.

    İlgili kişinin hukuken hangi belgeyi düzenlemeye yetkili olduğu, kabul işleminin bir parçası olup olmadığı ve hangi tarihte hangi teknik durumu bildiği belirlenmelidir.

    Gerçeğe aykırı teknik rapor düzenlenmesi başka suçları da gündeme getirebilir; fakat TCK m. 236 bakımından doğrudan fail sıfatı somut seçimlik harekete göre değerlendirilmelidir.

    7.7. Harcama Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlisi

    Ödeme sürecine katılmak, kabul işlemini gerçekleştirmekle aynı değildir. Harcama yetkilisinin veya gerçekleştirme görevlisinin hangi belgeyi ve hangi hukuki sıfatla imzaladığı belirlenmelidir.

    Hakediş ve ödeme belgelerindeki imzalar hileli sürece ilişkin delil oluşturabilir; ancak fiilin hangi bent kapsamında işlendiği ve kişinin buna iştiraki gösterilmeden doğrudan fail kabul edilmesi doğru değildir.

    7.8. İhale Yetkilisi, İhale Komisyonu Üyeleri ve Üst Yöneticiler

    İhale komisyonunda görev almak, sözleşmenin ifası aşamasındaki kabul işlemlerinden kendiliğinden sorumlu olmayı gerektirmez.

    Belediye başkanı, genel müdür, daire başkanı, rektör veya diğer üst yöneticiler bakımından da hiyerarşik konumun tek başına suçun faili olmayı gerektirmediği unutulmamalıdır. Talimat, onay, hileye katılım ve hukuki yetki somutlaştırılmalıdır.

    7.9. Özel Teknik Danışman, Proje Müellifi ve Denetim Şirketi Çalışanı

    Bu kişilerin kamu görevlisi sayılıp sayılmadığı, görevlendirilme şekli, kamu adına kabul yetkisi bulunup bulunmadığı ve somut sözleşme ilişkisi araştırılmalıdır.

    Özel hukuk çalışanı olmak tek başına doğrudan faillik için yeterli olmadığı gibi, kamu hizmetiyle ilişkili olmak da otomatik olarak kamu görevlisi sıfatı doğurmaz. TCK m. 6’daki kamu görevlisi tanımı ile özel mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.

    7.10. İşçiler, Şantiye Şefleri, Muhasebe Personeli ve Diğer Yardımcılar

    Bir işçinin gerçeğe aykırı belge hazırlaması veya bir çalışanın sahte kantar kaydını sisteme işlemesi, bu kişinin olaydaki rolü bakımından önem taşıyabilir.

    Ancak işlemin amacını bilmeyen, hileli iradeyi paylaşmayan ve sadece kendisine verilen olağan teknik görevi yapan kişilerin cezai sorumluluğu ayrıca ispat gerektirir.

    7.11. Tüzel Kişinin Cezai ve İdari Sorumluluğu

    TCK m. 20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz; kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri saklıdır.

    Dolayısıyla bir limited veya anonim şirket hakkında gerçek kişilere uygulanan hapis cezası verilemez. Bununla birlikte şirket yöneticilerinin kişisel ceza sorumluluğu, ihale yasakları, sözleşmenin feshi, tazminat ve diğer kanuni yaptırımlar gündeme gelebilir.

    4735 sayılı Kanun’daki gerçek ve tüzel kişilere ilişkin özel yasaklama hükümleri, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle birlikte değerlendirilmelidir.

    8. Özgü Suç Niteliği, Müşterek Faillik, Azmettirme ve Yardım Etme

    Özgü suç, yalnızca kanunda aranan belirli sıfata veya niteliğe sahip kişinin doğrudan fail olabildiği suçtur.

    Yargıtayın güncel kararlarında TCK m. 236 bakımından özel faillik niteliği kabul edilmektedir. Ancak suçun bütün seçimlik hareketleri aynı faili gerektirmez.

    TCK m. 40/2 uyarınca özgü suçlarda özel faillik niteliğini taşımayan kişiler azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilirler.

    Azmettirme: Failde suç işleme kararını oluşturacak biçimde yönlendirmede bulunulmasıdır.

    Yardım etme: Suçun işlenmesini kolaylaştırma, araç sağlama, maddi veya manevi destek verme ve ilgili hükümde sayılan diğer katkıları ifade eder.

    Müşterek faillik: Suçun icrası üzerinde birlikte hakimiyet kurulmasını gerektirir. Özgü suçlarda özel faillik sıfatı bulunmayan kişinin salt birlikte hareket etmesi, kanunda aranan faillik sıfatını kendiliğinden kazandırmaz.

    Örneğin bir yüklenicinin kamu görevlisiyle anlaşarak eksik imalatın uygun kabul edilmesini sağlaması iddiasında, kamu görevlisinin TCK m. 236/2-d bakımından fail sıfatı ile yüklenicinin iştirak biçimi ayrı incelenmelidir.

    Önemli bir başka konu bağlılık kuralıdır. Şerikliğin cezalandırılabilmesi için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir esas fiilin varlığı gerekir. Asıl fail hakkında dava açılmaması tek başına bütün teorik iştirak ihtimallerini ortadan kaldıran soyut bir kural gibi kullanılmamalıdır. Bununla birlikte Yargıtayın belirli TCK m. 236 kararlarında, ilgili kamu görevlileri hakkında kamu davasının bulunmaması ve esas fail fiilinin ortaya konulamaması karşısında şerikliğin kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

    Dolayısıyla soruşturma veya kovuşturmada, öncelikle asıl tipik fiilin kim tarafından, ne zaman ve hangi yetkiyle gerçekleştirildiği araştırılmalıdır.

    9. Hile, Kast, Maddi Hata ve Sözleşmeye Aykırılık Ayrımı

    9.1. Hile Neden Zorunludur?

    TCK m. 236/2’de sayılan hareketlerin hileli olarak gerçekleştirilmesi aranır. Bu nedenle suçun değerlendirilmesinde basit ayıp, dikkatsizlik, yanlış hesap, teknik yetersizlik veya sözleşmeye aykırılığın ötesinde, kanuni seçimlik hareketle bağlantılı bir hileli davranış belirlenmelidir.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.05.2024 tarihli 2021/2430 E., 2024/5591 K. sayılı kararında, ayıplı veya eksik ifanın tek başına yeterli olmadığı; ayrıca hileli hareketlerle gizlenmesi gerektiği açıklanmıştır.

    2024/5591 sayılı karar – Adalet Bakanlığı.

    9.2. Hileye Örnek Olabilecek Davranışlar

    • Başka bir ürünü şartnameye uygun ürün gibi göstermek için sahte etiket kullanılması.
    • Gerçekte teslim edilmeyen miktar için teslim belgesi hazırlanması.
    • Yapılmayan iş kalemlerinin ölçüm ve kabul kayıtlarında yapılmış gösterilmesi.
    • Eksik personel çalıştırıldığı halde puantajların gerçeğe aykırı düzenlenmesi.
    • Test sonuçları veya malzeme sertifikalarının gerçeği gizlemek amacıyla değiştirilmesi.
    • Geç tamamlanan işin teslim ve kabul tarihlerinin gerçeğe aykırı gösterilmesi.

    Bu örneklerin her birinde suçun oluştuğu peşinen kabul edilemez. Sözleşmeye uygunluk, failin sıfatı, hilenin niteliği ve ilgili seçimlik hareketin gerçekleşmesi birlikte aranmalıdır.

    9.3. Kast Nasıl Belirlenir?

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçunun taksirli şekli düzenlenmemiştir. Bu nedenle sırf özensizlik, bilgisizlik veya teknik hata nedeniyle TCK m. 236 kapsamında mahkumiyet kurulamaz.

    Failin hileli hareketin maddi unsurlarını bildiği ve davranışı iradi olarak gerçekleştirdiği ortaya konulmalıdır.

    Kastın değerlendirilmesinde yazışmalar, sözleşme kayıtları, uyarılar, değişiklik talepleri, test sonuçları, kabul işlemleri ve fiili uygulama birlikte ele alınır.

    9.4. Teknik Yanılgı ve Maddi Unsurlarda Hata

    Örneğin yetkili mühendis tarafından eşdeğer kabul edilen bir malzemenin sonradan sözleşmeye uygun olmadığının anlaşılması halinde, başlangıçtaki bilgi düzeyi ve hata ihtimali önem taşır.

    Teknik normun tartışmalı olması, projelerin çelişmesi veya malzemenin özelliklerine ilişkin makul bir yanılgının bulunması, kast ve TCK m. 30 kapsamındaki hata değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

    9.5. Ayıbın Sonradan Giderilmesi

    Ayıbın sonradan giderilmesi, her durumda önceden tamamlanmış bir suçu ortadan kaldırmaz. Ancak sözleşmede öngörülen muayene, ret ve değiştirme prosedürünün usulüne uygun biçimde işletilmesi, suçun hiç tamamlanmadığını veya hileli kabulün gerçekleşmediğini gösterebilir.

    Yargıtayın 05.03.2026 tarihli 2026/4031 sayılı kararında, reddedilen malların sözleşmedeki değiştirme hakkı kullanılarak uygun mallarla değiştirilmesi özellikle değerlendirilmiştir.

    10. Kamu Zararı Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçunun Zorunlu Unsuru mudur?

    Bu soru suçun en önemli tartışmalı alanlarından biridir.

    Kanun metni bakımından: TCK m. 236’da kamu zararı, ikinci fıkradaki seçimlik hareketlerden bağımsız ve açıkça yazılmış bir unsur olarak yer almamaktadır.

    Yargıtay uygulaması bakımından: Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12.03.2024 tarihli 2021/5557 E., 2024/2716 K. ve 14.05.2024 tarihli 2021/2430 E., 2024/5591 K. sayılı kararlarında suçun zarar suçu niteliğinde olduğu ifade edilmiştir.

    Bu kararlar, 6459 sayılı Kanun’un hazırlık sürecindeki açıklamalardan da hareket ederek, mal veya hizmetin alıcısı durumundaki tarafın zarar görmesinin gerektiği görüşünü benimsemektedir.

    Yargıtayın 05.03.2026 tarihli 2022/5334 E., 2026/4031 K. sayılı kararında da zarar suçu yaklaşımına yer verilmiştir.

    Buna karşılık doktrinde, zararın açıkça kanuni unsur şeklinde düzenlenmemiş olmasına dikkat çeken ve bunun yorum yoluyla zorunlu unsur haline getirilmesini tartışan değerlendirmeler bulunmaktadır.

    Sonuç olarak: Güncel Yargıtay uygulamasında zarar araştırması ciddi önem taşımaktadır. Bununla birlikte somut dosyada yalnızca bir “kamu zararı vardır” ibaresine dayanmak yeterli değildir.

    10.1. Kamu Zararı Nasıl Hesaplanmalıdır?

    Teknik hesaplama, işin türüne ve sözleşme modeline göre değişir. Genel olarak aşağıdaki ayrım yapılmalıdır:

    • Taahhüt edilen fakat hiç yerine getirilmeyen edim.
    • Eksik miktarda gerçekleştirilen edim.
    • Düşük nitelikte veya farklı malzemeyle yapılan imalat.
    • Yapılmış ve idarenin yararına sunulmuş ilave işler.
    • Gerçekten ödenen hakediş ve diğer ödemeler.
    • İade, mahsup, kesinti ve düzeltme işlemleri.
    • Sözleşmeye uygun değişiklikler ve fiyat farkları.
    • Hesaba esas alınacak ilgili tarih ve fiyat düzeyi.

    Örneğin yaklaşık maliyet cetvelinde yer alan bir iş kaleminin projede farklı biçimde uygulanmış olması, ilgili iş kaleminin bedelinin tamamının kamu zararı olduğu anlamına gelmez.

    Özellikle anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerinde, birim fiyatlı işlerde uygulanan hesap mantığının hiçbir değişiklik yapılmadan kullanılması hatalı sonuçlara yol açabilir.

    Öncelikle idarenin sözleşmeyle hangi sonucu satın aldığı, fiilen hangi sonucun teslim edildiği ve ödeme karşılığında elde edilen gerçek ekonomik değer araştırılmalıdır.

    Kamu zararı ile ceza hukuku arasındaki ilişkiyi daha ayrıntılı inceleyen önceki çalışmamız: Kamu İhalelerinde Kamu Zararı, Sayıştay ve Ceza Davaları (2026).

    10.2. Sayıştay Raporu Tek Başına Mahkumiyet İçin Yeterli midir?

    Sayıştay denetim raporu, kamu zararı tespiti veya müfettiş raporu önemli delil niteliği taşıyabilir. Ancak bunlar ceza mahkemesinin suçun bütün unsurlarını bağımsız değerlendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

    Mali sorumluluk için yapılan tespitle cezai kastın ispatı farklıdır. Bir raporda fazla ödeme belirlenmiş olsa bile bunun kim tarafından, hangi hukuki yetkiyle ve hileli olarak gerçekleştirildiği ayrıca belirlenmelidir.

    11. Geçici Kabul, Kesin Kabul ve Suçun Tamamlanma Anı

    Yapım işlerinde geçici kabul ve kesin kabul farklı hukuki işlevlere sahiptir. Geçici kabul, işin belirli koşullarla teslim alınması sürecini; kesin kabul ise sözleşme ve ilgili yönetmelik çerçevesinde daha sonraki kabul aşamasını ifade eder.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16.01.2025 tarihli 2021/3421 E., 2025/1050 K. sayılı kararında, somut olayda uygulanan Yapım İşleri Muayene ve Kabul Yönetmeliği esas alınarak TCK m. 236/2’deki kabul kavramının kesin kabul işlemi olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.

    Kararda kesin kabul işleminin yapılmamış olması, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmasında etkili olmuştur.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2025/1050 K. – Resmi karar metni.

    Benzer biçimde 20.02.2025 tarihli 2022/2227 E., 2025/2152 K. sayılı kararda kesin kabulün sonradan yapılıp yapılmadığının araştırılması ve kabul komisyonu üyeleri hakkındaki ceza davalarının incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2025/2152 K. – Karar metni.

    Bu kararlar ışığında yapım ihalelerinde aşağıdaki sorular mutlaka sorulmalıdır:

    1. Suç tarihinde hangi muayene ve kabul yönetmeliği yürürlüktedir?
    2. Geçici kabul hangi tarihte ve kimler tarafından yapılmıştır?
    3. Kesin kabul gerçekleştirilmiş midir?
    4. Kesin kabul tutanağını kimler imzalamıştır?
    5. Ayıplar geçici kabul sırasında kayıt altına alınmış mıdır?
    6. Sonradan meydana gelen bozulmalar ile ilk imalat ayıpları ayrılmış mıdır?
    7. Yüklenicinin bakım ve onarım yükümlülükleri nelerdir?

    Önemli: “Kesin kabul yoksa hiçbir suç oluşamaz” şeklinde bütün mal ve hizmet alımlarına uygulanabilecek sınırsız bir kural çıkarılmamalıdır. Yargıtay kararlarının değerlendirdiği yapım işi, tarih ve ilgili kabul rejimi dikkate alınmalıdır. Mal teslimine ilişkin (a) ve (b) bentlerinde teslim hareketi ayrıca düzenlenmiştir.

    Ayrıca tamamlanmış suç, teşebbüs ve hukuka aykırı hazırlık hareketleri arasında ayrım yapılmalıdır.

    12. Doğrudan Temin, İhale İstisnaları ve İhalesiz Sözleşmeler

    4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22. maddesinde düzenlenen doğrudan temin, güncel ihale sisteminde bir ihale usulü değildir. Bununla birlikte doğrudan temin yoluyla gerçekleştirilen alımlarda TCK m. 236’nın uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca tartışılmaktadır.

    Bu konuda önemli bir ayrım yapılması gerekir:

    Birinci yaklaşım: TCK m. 236’nın ihale kararına veya ihale sonucunda kurulan sözleşmeye dayandığı, dolayısıyla ihale niteliği taşımayan doğrudan temin işlemlerinin kapsam dışında kalması gerektiği savunulmaktadır.

    İkinci yaklaşım: Maddenin birinci fıkrasında yer alan taahhüt ilişkisi ve ikinci fıkradaki “sözleşme” ifadesi üzerinden daha geniş bir değerlendirme yapılabileceği ileri sürülmektedir.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12.03.2024 tarihli 2021/5557 E., 2024/2716 K. sayılı kararında doğrudan teminle yapılan alımlarla ilgili değerlendirme yapılmış; karşıoyda ise kanunilik ilkesi gereğince ihale bulunmayan ilişkilerde TCK m. 236’nın uygulanamayacağı görüşü ayrıntılı olarak savunulmuştur.

    Bu konudaki öğretisel tartışmanın örneklerinden biri, Prof. Dr. Ersan Şen ve Dündar Can Yorgun’un 18.06.2026 tarihli çalışmasıdır: Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçunda “İhale” Şartı.

    Somut dosyada “doğrudan temin” ifadesinin kullanılması tek başına yeterli değildir. Alımın gerçek hukuki niteliği, ihale kararı bulunup bulunmadığı, sözleşmenin kuruluş şekli, ilgili özel mevzuat ve isnat edilen seçimlik hareket araştırılmalıdır.

    Kanunilik ilkesi nedeniyle ceza normunun kapsamı kıyasla genişletilemez. Bununla birlikte ihale dışı alımlarda ortaya çıkan hileli davranışların başka suç tiplerini oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenebilir.

    13. Yapım, Mal ve Hizmet Alımlarında Özel Hukuki Problemler

    13.1. Anahtar Teslimi Götürü Bedel Sözleşmeler

    4735 sayılı Kanun’un 6. maddesinde düzenlenen anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerde esas alınan husus, uygulama projesi ve mahal listesi çerçevesinde işin tamamı için belirlenen toplam sözleşme bedelidir.

    Bu nedenle yalnızca yaklaşık maliyet cetvelindeki her kalemi tek tek çıkarıp toplam bedelden düşmek her durumda doğru bir zarar hesabı vermez. İmalatın hukuken zorunlu olup olmadığı, projenin ve eklerinin durumu, fiilen gerçekleşen iş ve varsa usulüne uygun revizyonlar dikkate alınmalıdır.

    13.2. Birim Fiyat Sözleşmeler

    Birim fiyat sözleşmelerinde metraj, poz tarifleri, birim fiyatlar, gerçekleşen miktarlar ve ödeme belgeleri önemlidir.

    Ancak yapılan her metraj hatası hile teşkil etmez. Ölçüm yöntemindeki teknik görüş ayrılığı, proje değişikliği veya hesap hatasıyla bilerek gerçeğe aykırı ölçüm düzenlenmesi arasında ayrım yapılmalıdır.

    13.3. Proje Revizyonu ve İş Artışı

    Proje değişikliği, iş artışı, iş eksilişi ve ilave imalatlar, 4735 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile ilgili sözleşme ve uygulama mevzuatı kapsamında incelenmelidir.

    Yapılan değişikliğin hukuken geçerli olup olmadığı, idarenin usulüne uygun onayı, değişikliğin tarihi ve fiilen yapılan işin değeri ayrı ayrı belirlenmelidir.

    Usulsüz bir proje değişikliği sözleşmesel veya mali sorumluluk doğurabilir; fakat tek başına TCK m. 236 kapsamında hileli kabulün varlığını kanıtlamaz.

    13.4. Gizli İmalatlar ve Sonradan İnceleme

    Betonarme donatı, gömülü tesisat, zemin iyileştirme ve benzeri gizli imalatlar tamamlandıktan sonra ilk halleriyle gözlemlenemeyebilir.

    Bu durumlarda imalat sürecindeki fotoğraflar, video kayıtları, laboratuvar sonuçları, yapı denetim belgeleri, hakediş ekleri, ataşmanlar ve proje kayıtları önem taşır.

    Yıllar sonra gerçekleştirilen incelemede tespit edilen bozulmanın yapım sırasındaki eksiklikten mi yoksa kullanım, bakım, doğal yıpranma veya sonradan yapılan müdahaleden mi kaynaklandığı teknik olarak açıklanmalıdır.

    13.5. Hizmet Alımlarında Personel ve Performans Uyuşmazlıkları

    Personel sayısı, vardiya çizelgesi, puantaj, hizmet kalite kriterleri, elektronik giriş kayıtları ve kontrol tutanakları birlikte incelenmelidir.

    Özellikle hizmetin eksik verilmesiyle eksik verildiğinin bilindiği halde tam verilmiş gibi kabul edilmesi arasındaki fark gözetilmelidir.

    13.6. Mal Alımlarında Ret ve Değiştirme Prosedürü

    Malın muayenede reddedilmesi ve sözleşmeye uygun mal ile değiştirilmesi, olayın ceza hukuku bakımından niteliğini değiştirebilir.

    Bu durumda önceki teslimin kabul edilip edilmediği, hileli davranış bulunup bulunmadığı, değiştirme hakkının hangi koşullarda kullanıldığı ve kamu zararının ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılmalıdır.

    14. Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu Nasıl İspatlanır?

    Ceza muhakemesinde ispat yükü, sanığın suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü şeklinde kurulamaz. Mahkumiyet için kanuni unsurların hukuka uygun delillerle, makul şüpheyi ortadan kaldıracak derecede ispatlanması gerekir.

    CMK m. 217 uyarınca yüklenen suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir. Hükmün gerekçeli olması ve her sanık yönünden delillerin ayrı değerlendirilmesi zorunludur.

    14.1. Soruşturma Dosyasında Bulunması Gereken Belgeler

    1. İhale ilanı, ihale kararı ve ihale işlem dosyası.
    2. İmzalı sözleşme ve bütün ekleri.
    3. İdari ve teknik şartname.
    4. Uygulama projeleri, revizyonlar ve mahal listeleri.
    5. Birim fiyat tarifleri, analizleri ve metraj cetvelleri.
    6. Yer teslimi, iş programı ve süre uzatım belgeleri.
    7. Hakediş raporları ve ödeme kayıtları.
    8. Fatura, irsaliye, stok ve sevkiyat kayıtları.
    9. Muayene ve kabul tutanakları.
    10. Geçici ve kesin kabul komisyonu belgeleri.
    11. Laboratuvar testleri ve kalite kontrol belgeleri.
    12. Yapı denetim raporları ve kontrol defterleri.
    13. İdare ile yüklenici arasındaki yazışmalar.
    14. Eksiklik ve ayıp ihbarları.
    15. İş artışı, iş eksilişi ve proje değişikliği onayları.
    16. Sayıştay, müfettiş ve idari inceleme raporları.
    17. Ödeme emri, tahakkuk, mahsup ve iade kayıtları.
    18. Olay tarihinde yürürlükte bulunan kabul mevzuatı.
    19. İlgili kamu görevlilerinin görev tanımları ve yetki belgeleri.
    20. Elektronik verilerin hukuka uygun elde edilmiş asıl kayıtları.

    14.2. Bilirkişi Raporu Nasıl Hazırlanmalıdır?

    Bilirkişi raporu, yalnızca “eksik imalat vardır” veya “kamu zararı meydana gelmiştir” sonucundan ibaret olmamalıdır.

    Rapor teknik olarak denetlenebilir olmalı; hangi sözleşme hükmünün ihlal edildiğini, fiili durumun ne olduğunu, hangi tarihte hangi verinin bulunduğunu ve sonuçların nasıl hesaplandığını açıklamalıdır.

    İyi bir bilirkişi incelemesinde teknik ve mali sorular birbirinden ayrılır. Hukuki nitelendirme ve suçun oluştuğuna dair nihai değerlendirme ise mahkemeye aittir.

    14.3. Bilirkişiye Sorulması Gereken Temel Sorular

    1. Sözleşme kapsamında hangi edim taahhüt edilmiştir?
    2. Taahhüdün kapsamını belirleyen teknik belge hangisidir?
    3. Fiilen gerçekleştirilen işin miktarı ve niteliği nedir?
    4. İddia edilen eksiklik hangi yöntemle ölçülmüştür?
    5. İşin ilk hali ile inceleme tarihindeki hali ayrılabilmekte midir?
    6. Proje değişiklikleri ve iş artışları hesaba katılmış mıdır?
    7. Yapılmayan işlerin yanında yapılan ilave işler bulunmakta mıdır?
    8. Hangi tutarlar gerçekten yükleniciye ödenmiştir?
    9. Ödemelerde kesinti, mahsup veya iade var mıdır?
    10. Hangi mal veya imalat hangi gerekçeyle sözleşmeye aykırıdır?
    11. Uyuşmazlık teknik görüş ayrılığından kaynaklanabilir mi?
    12. İlgili ayıp veya eksiklik kabul tarihinde mevcut mudur?
    13. İşin bakım ve kullanım geçmişi nedir?
    14. Hangi kabul işlemi ne zaman gerçekleştirilmiştir?
    15. Her kamu görevlisinin teknik ve hukuki görevi nedir?
    16. Hesaplanan zarar ile hangi somut işlem arasında ilişki bulunmaktadır?

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.12.2025 tarihli 2021/3420 E., 2025/15129 K. sayılı kararı, eksik ve fazla imalatların birlikte incelenmesi, yapılan işin toplam maliyetinin ortaya konulması ve kamu görevlilerinin kişisel sorumluluklarının ayrı ayrı belirlenmesi bakımından son derece önemlidir.

    2025/15129 sayılı Yargıtay kararının tam metni.

    14.4. Dijital Deliller ve Hukuka Aykırı Delil Sorunu

    Elektronik yazışmalar, kamera görüntüleri, elektronik ihale kayıtları ve bilgisayar verileri somut olayda önemli olabilir. Ancak bunların elde edilme yöntemi, bütünlüğü ve doğrulanabilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19.12.2024 tarihli 2021/4482 E., 2024/12072 K. sayılı kararında, başka bir suç için uygulanmış iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri sonucunda elde edilen delillerin TCK m. 236 bakımından kullanılabilirliği tartışılmıştır.

    Kararda CMK m. 135, 138 ve 217 hükümleri çerçevesinde, somut olayda yasak delillerin dışlanması gerektiği belirtilmiştir.

    2024/12072 sayılı Yargıtay kararı – Hukuka aykırı delil ve faillik.

    Bu nedenle soruşturma dosyasında bulunan her teknik takip veya iletişim kaydının kendiliğinden hukuka uygun delil olduğu kabul edilemez.

    15. On İki Somut Olay Üzerinden Hukuki Değerlendirme

    Aşağıdaki örnekler, suçun unsurlarını açıklamak amacıyla oluşturulmuş varsayımsal olaylardır. Gerçek bir mahkeme kararının özeti değildir.

    Olay 1 – Eksik Beton Donatısı

    Bir kamu binasında projeye göre kullanılması gereken donatı miktarından daha az donatı kullanılmıştır. İnşaat tamamlanmış ancak kesin kabul yapılmamıştır.

    Değerlendirme: Teknik eksikliğin ispatı tek başına yeterli değildir. Kabul aşaması, hileli kabul fiili, kamu görevlisinin rolü ve yüklenicinin iştiraki ayrıca incelenmelidir. Yargıtayın kesin kabul kararları önem taşır.

    Olay 2 – Farklı Marka Tıbbi Cihaz

    İdareye sözleşmede belirtilenden farklı bir cihaz teslim edilmiştir. Cihaz eşdeğer özelliklere sahiptir ve idarenin usulüne uygun değişiklik onayı bulunmaktadır.

    Değerlendirme: Farklı marka tek başına suç değildir. Sözleşme hükümleri, eşdeğerlik ve hile araştırılmalıdır.

    Olay 3 – 1.000 Birim Yerine 800 Birim Mal

    İrsaliyede 1.000 birim yazmasına karşın depoya 800 birim mal alınmış; gerçeğe aykırı kabul düzenlenmiştir.

    Değerlendirme: TCK m. 236/2-b gündeme gelebilir. Yüklenici, temsilci ve ilgili kamu görevlileri bakımından ayrı değerlendirme yapılmalıdır.

    Olay 4 – Süre Uzatımı Verilen İnşaat

    İş başlangıçta öngörülen tarihten sonra bitmiştir; fakat idare usulüne uygun süre uzatımı vermiştir.

    Değerlendirme: Geç teslim görünümü tek başına 236/2-c suçunu oluşturmaz. Hukuken geçerli bitiş tarihi esas alınmalıdır.

    Olay 5 – Yapılmayan Temizlik Hizmeti

    Hizmetin bir kısmı hiç sunulmadığı halde tamamı yapılmış gibi kabul edilmiş ve bedeli ödenmiştir.

    Değerlendirme: TCK m. 236/2-e kapsamında hileli kabul ve kamu görevlisinin rolü incelenir. Yüklenicinin azmettirme veya yardım etme fiili ayrıca araştırılır.

    Olay 6 – Anahtar Teslimi Götürü Bedelde Metraj Farkı

    İdare, yaklaşık maliyet cetvelindeki bazı kalemlerin gerçekleştirilmediğini ileri sürmektedir. Yüklenici ise proje revizyonları nedeniyle farklı ve ilave işler yaptığını belirtmektedir.

    Değerlendirme: İşin toplam sözleşmesel kapsamı, fiili gerçekleşme, değişikliklerin hukuki geçerliliği ve mali etki incelenmeden yalnızca cetvel farkından suç çıkarılamaz.

    Olay 7 – Tedarikçinin Yükleniciye Farklı Mal Satması

    Kamu kurumuyla sözleşme ilişkisi bulunmayan tedarikçi, yükleniciye farklı nitelikte mal satmıştır.

    Değerlendirme: Tedarikçi otomatik olarak TCK m. 236’nın doğrudan faili değildir. 2026/4031 sayılı Yargıtay kararı fail sıfatı bakımından dikkate alınmalıdır.

    Olay 8 – Geçici Kabulde Belirtilen Eksiklik

    Eksiklik geçici kabul tutanağına yazılmış, giderilmesi istenmiş ve kabul süreci tamamlanmamıştır.

    Değerlendirme: Eksikliğin açıkça kayda alınmış olması hileli gizleme ve kabul iddiasını etkileyebilir. Kesin kabulün bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    Olay 9 – Yıllar Sonra Ortaya Çıkan Çatlak

    Kamu binasında teslimden sekiz yıl sonra çatlaklar oluşmuştur.

    Değerlendirme: Malzeme, proje, kullanım ve bakım geçmişi teknik incelemeye tabi tutulmalıdır. Sonradan oluşan çatlak, geçmişte hileli kabul yapıldığının tek başına kanıtı değildir.

    Olay 10 – Muhasebecinin Gerçeğe Aykırı Hakediş Belgesi Hazırlaması

    Şirket çalışanı, üstlerinin verdiği bilgilerle hakediş eki hazırlamıştır. Belgenin yanlışlığını bildiğine ilişkin delil bulunmamaktadır.

    Değerlendirme: Kişisel kast ve somut katkı ispatlanmalıdır. Görev unvanı veya belgeyi teknik olarak hazırlamış olmak tek başına yeterli değildir.

    Olay 11 – Belediye Başkanının Genel Onayı

    Belediye başkanı ödeme sürecinin nihai onayını vermiş ancak teknik kabul komisyonunda bulunmamıştır.

    Değerlendirme: Hiyerarşik konum doğrudan faillik için yeterli değildir. Onayın hukuki kapsamı, gerçeğe aykırılığın bilinmesi ve somut iştirak fiili araştırılır.

    Olay 12 – Reddedilen Malın Değiştirilmesi

    Şartnameye aykırı mal kabul edilmeyerek iade edilmiş ve sözleşmedeki değiştirme hakkına dayanılarak uygun mal teslim edilmiştir.

    Değerlendirme: Suçun tamamlanması, kast, zarar ve teşebbüs ihtimalleri ayrıca ele alınmalıdır. Yargıtayın 2026/4031 sayılı kararı doğrudan ilgilidir.

    16. Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçuna İlişkin Doğrulanmış Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki kararlar esas ve karar numarası, tarihi ve erişilebilen karar metni üzerinden araştırılmıştır. Adalet Bakanlığı veri tabanında erişilebilen kararlar resmi bağlantılarıyla; diğerleri tam metin sağlayan içtihat veri tabanlarıyla gösterilmiştir.

    16.1. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 05.03.2026, 2022/5334 E., 2026/4031 K.

    Konu: Yüklenici olmayan tedarikçinin fail sıfatı, sözleşmedeki değiştirme hakkı, uygun mal teslimi ve teşebbüs.

    Sonuç: Mahkumiyet hükmü bozulmuştur.

    Hukuki önem: Yükleniciye mal satan firma yetkililerinin doğrudan fail sayılamaması, sözleşmesel değiştirme imkanının etkisi ve reddedilen malın teslim edilmesi halinde suçun tamamlanıp tamamlanmadığının değerlendirilmesi bakımından önemlidir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.2. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 23.12.2025, 2021/3420 E., 2025/15129 K.

    Konu: Yapım işlerinde eksik ve fazla imalat, bilirkişi raporunun kapsamı, kabul komisyonları, yüklenicinin iştiraki ve ihale yasakları.

    Sonuç: Mahkumiyet hükümleri bozulmuştur.

    Hukuki önem: Yapılmayan işler kadar yapılan ilave işlerin, gerçek ödemelerin ve her kamu görevlisinin sorumluluğunun ayrıca incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle karmaşık hakediş ve kamu zararı dosyaları için önemlidir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.3. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 18.06.2025, 2021/3892 E., 2025/7205 K.

    Konu: Hizmet ediminde özgü suç niteliği, ilgili kamu görevlisinin fail sıfatı ve yüklenici bakımından iştirak.

    Sonuç: Beraat hükmü onanmıştır.

    Hukuki önem: 236/2-e kapsamında kamu görevlisi olmayan kişinin doğrudan fail sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı ve somut olayda esas failin bulunmamasının şeriklik bakımından etkisi değerlendirilmiştir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.4. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 20.02.2025, 2022/2227 E., 2025/2152 K.

    Konu: Kesin kabulün araştırılması, kabul komisyonu üyeleri hakkında dava bulunup bulunmadığı ve yüklenicinin faillik niteliği.

    Sonuç: Mahkumiyet hükmü bozulmuştur.

    Hukuki önem: Kesin kabul işleminin ve kamu görevlileri hakkındaki yargılamanın araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca 4735 sayılı Kanun m. 27 çerçevesinde yasaklama konusu ele alınmıştır.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.5. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 12.02.2025, 2022/3212 E., 2025/1922 K.

    Konu: Hizmet alımı sözleşmesi, 236/2-e, özgü suç ve şeriklik.

    Sonuç: Beraat hükümleri onanmıştır.

    Hukuki önem: Kamu görevlisi olmayan kişilerin doğrudan fail olarak cezalandırılamayacağı ve somut dosyada kamu görevlileri bakımından esas fail fiilinin ortaya konulamaması değerlendirilmiştir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.6. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 16.01.2025, 2021/3421 E., 2025/1050 K.

    Konu: Yapım ve hizmet işlerinde özel faillik, kesin kabul ve suçun yasal unsurları.

    Sonuç: Beraat hükümleri onanmıştır.

    Hukuki önem: Maddenin bentlerine göre fail ayrımı yapılmış ve somut yapım işi bakımından kesin kabulün bulunmamasının suçun oluşumuna etkisi açıklanmıştır.

    Resmi Adalet Bakanlığı karar metni.

    16.7. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 19.12.2024, 2021/4482 E., 2024/12072 K.

    Konu: Hukuka aykırı deliller, iletişimin denetlenmesi, teknik takip ve özgü suç niteliği.

    Sonuç: Bir kısım beraat hükümleri onanmış, mahkumiyet hükümleri bozulmuştur.

    Hukuki önem: CMK m. 135 ve 138 kapsamında elde edilmiş verilerin başka bir suçta kullanılabilirliği ile fail ve yardım eden ayrımı incelenmiştir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.8. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 26.11.2024, 2021/3032 E., 2024/11413 K.

    Konu: Yapım işinde yüklenicinin fail sıfatı ve nitelikli dolandırıcılık ihtimali.

    Sonuç: Hüküm bozulmuş; başka suç vasfı ve görevli mahkeme üzerinde durulmuştur.

    Hukuki önem: Yapım işi nedeniyle TCK m. 236 kapsamında doğrudan fail olmayan kişinin davranışının başka bir suç, özellikle kamu kurum veya kuruluşlarının zararına dolandırıcılık kapsamında incelenebileceğini göstermektedir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    16.9. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 14.05.2024, 2021/2430 E., 2024/5591 K.

    Konu: Hile, ayıplı ifa ve kamu zararının suçun oluşumuna etkisi.

    Sonuç: Beraat hükmü onanmıştır.

    Hukuki önem: Salt ayıplı veya eksik ifanın yeterli olmadığı; ayrıca hileli gizleme ve zarar koşullarının somut olayda değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır.

    Resmi Adalet Bakanlığı karar metni.

    16.10. Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 12.03.2024, 2021/5557 E., 2024/2716 K.

    Konu: Hile, kamu zararı, doğrudan temin, teknik inceleme ve suçun kapsamı.

    Sonuç: Eksik incelemeye ilişkin bozma kararı verilmiştir.

    Hukuki önem: Özellikle ihalesiz alımların TCK m. 236 kapsamına girip girmediği konusunda çoğunluk ve karşıoy değerlendirmelerinin birlikte incelenmesini gerektirmektedir.

    Kararın tam metnini inceleyin.

    İçtihatları okuma notu: Yargıtayın bir mahkumiyeti bozması, olayda bütün hukuki veya cezai sorumlulukların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bozmanın hangi gerekçeyle yapıldığı, hükmün esası hakkında nihai değerlendirme bulunup bulunmadığı ve sonraki yargılama ayrıca incelenmelidir.

    17. Edimin İfasına Fesat Karıştırmanın Diğer Suçlarla İlişkisi

    17.1. İhaleye Fesat Karıştırma – TCK 235

    İhale aşamasında ve ifa aşamasında birbirinden bağımsız suç teşkil eden davranışlar bulunuyorsa iki suçun ayrı ayrı değerlendirilmesi mümkündür. Aynı davranışa ilişkin içtima hükümleri somut olayda uygulanmalıdır.

    17.2. Nitelikli Dolandırıcılık – TCK 158

    Yüklenicinin TCK m. 236 bakımından doğrudan fail sıfatını taşımaması, eylemin hiçbir suç oluşturmadığı anlamına gelmez. Kamu kurum veya kuruluşlarının zararına hileli davranışlarla yarar sağlanması halinde TCK m. 158 kapsamında suçun bütün unsurları araştırılabilir.

    Burada özel normun önceliği ve içtima kuralları önemlidir. Aynı fiilden dolayı hangi suçun uygulanacağı, kanuni unsurlar karşılaştırılarak belirlenmelidir.

    17.3. Resmi veya Özel Belgede Sahtecilik – TCK 204 ve 207

    Gerçeğe aykırı kabul tutanağı, hakediş belgesi, laboratuvar raporu veya teslim belgesi düzenlenmesi halinde belgede sahtecilik suçları ayrıca gündeme gelebilir.

    Ancak her gerçeğe aykırı içerik otomatik olarak belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. Belgenin niteliği, düzenleyenin yetkisi ve ilgili suçun özel unsurları araştırılmalıdır.

    TCK m. 212’de sahte belgenin başka suçun işlenmesi sırasında kullanılmasına ilişkin özel içtima düzenlemesi de değerlendirilmelidir.

    17.4. Görevi Kötüye Kullanma – TCK 257

    Görevi kötüye kullanma suçu tamamlayıcı niteliktedir. TCK m. 236 gibi özel suçun unsurları gerçekleştiğinde aynı davranış için TCK m. 257’nin uygulanması ayrı içtima değerlendirmesi gerektirir.

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu oluşmamış olsa bile, kamu görevlisinin eylemi TCK m. 257’nin bağımsız unsurlarını karşılıyorsa bu suç gündeme gelebilir.

    17.5. Rüşvet, İrtikap ve Zimmet

    TCK m. 236/3 uyarınca fesat karıştırma nedeniyle menfaat temin eden görevli kişiler, ilgili suç hükmüne göre ayrıca cezalandırılabilirler.

    Bu nedenle kabul işlemi karşılığında menfaat sağlandığı iddiası varsa rüşvet, irtikap veya diğer ilgili suçlar bağımsız olarak araştırılmalıdır.

    17.6. Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma

    Birden fazla kişinin ihale veya edim sürecinde bulunması tek başına suç örgütünün varlığını göstermez. TCK m. 220 kapsamında ayrı kanuni koşulların ispatı gerekir.

    Suç örgütü isnadı bulunması halinde iletişimin denetlenmesi ve teknik takipten elde edilen delillerin hukuki niteliği de ayrıca önem kazanır.

    17.7. Zincirleme Suç ve Birden Fazla Hakediş

    Tek bir sözleşme kapsamında birden fazla hakediş düzenlenmesi otomatik olarak birden fazla suçun oluştuğu anlamına gelmez. Her bir fiilin tamamlanma tarihi, aynı suç işleme kararının bulunup bulunmadığı ve TCK m. 43’ün koşulları ayrıca incelenmelidir.

    Farklı sözleşmeler, farklı kurumlar veya farklı suç işleme kararları bakımından ayrı suç ihtimali gündeme gelebilir.

    18. Cezai Yaptırımlar, İhalelerden Yasaklama ve Tazminat

    18.1. Hapis Cezası

    TCK m. 236/1 uyarınca temel ceza üç yıldan yedi yıla kadar hapistir. Somut olayda teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, takdiri indirim, hak yoksunlukları ve diğer genel hükümler uygulanabilir.

    18.2. 4735 Sayılı Kanun’un 25. Maddesi

    4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 25. maddesi; hileli davranışlar, sahte belgeler, hileli malzeme kullanılması, eksik veya kusurlu imalat, idareye zarar verme ve sözleşmeye aykırı diğer belirli fiilleri yasaklamaktadır.

    Bu maddede yasaklanan fiillerin tamamı otomatik olarak TCK m. 236 suçunu oluşturmaz. İdari yaptırım rejimi ile ceza normunun unsurları farklıdır.

    18.3. İhalelere Katılmaktan Yasaklama – 4735 m. 26

    4735 sayılı Kanun’un 26. maddesinde, 25. maddede sayılan fiillerin özelliklerine göre bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama düzenlenmektedir.

    Yasaklama kararının kimleri kapsadığı, verilme ve yayımlanma usulü, ilgili süreler ve karara karşı başvuru imkanları ayrıca değerlendirilmelidir.

    18.4. Yüklenicilerin Ceza Sorumluluğu – 4735 m. 27

    4735 sayılı Kanun’un 27. maddesi, 25. maddede yasaklanan ve Türk Ceza Kanunu’na göre suç oluşturan fiiller bakımından suç duyurusunu ve mahkeme kararıyla ek ihale yasaklarını düzenlemektedir.

    Kanunda ayrıca mahkeme kararıyla bir yıldan üç yıla kadar yasaklama ve belirli koşullarda sürekli yasaklama öngörülmüştür.

    Bu yaptırımların koşulları her olayda ve ilgili kişinin hukuki statüsüne göre ayrıca incelenmelidir.

    18.5. Kamu Görevlilerinin Sorumluluğu – 4735 m. 28

    Kanun’un 28. maddesinde muayene ve kabul komisyonları, yapı denetim görevlileri ve ilgili diğer görevliler bakımından disiplin, ceza ve tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler bulunmaktadır.

    Ceza sorumluluğu için ilgili suçun kanuni unsurları; mali sorumluluk için ise uygulanacak özel ve genel sorumluluk koşulları esas alınmalıdır.

    18.6. Yapım İşlerinde Yüklenici ve Alt Yüklenicinin On Beş Yıllık Sorumluluğu

    4735 sayılı Kanun’un 30. maddesinde yapım işlerinde yüklenici ve alt yüklenicilerin, yapının fen ve sanat kurallarına uygun yapılmaması, hileli malzeme kullanılması ve benzeri nedenlerle ortaya çıkan zararlar bakımından kesin kabulden sonra da on beş yıl süreyle müteselsil sorumluluğu düzenlenmiştir.

    Bu on beş yıllık hukuki sorumluluk süresi, TCK m. 236’nın dava zamanaşımıyla aynı hukuki kurum değildir.

    Bir yüklenicinin cezai sorumluluğunun bulunmaması, 4735 m. 30 kapsamındaki tazminat sorumluluğunu kendiliğinden kaldırmaz.

    Resmi mevzuat: 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu.

    19. Soruşturma Usulü, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı

    19.1. Suç Şikayete Tabi midir?

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu şikayete bağlı suçlardan değildir. Kanuni koşulları varsa Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur.

    19.2. Görevli Mahkeme Hangisidir?

    TCK m. 236’nın temel cezası ve genel görev kuralları bakımından görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

    Ancak aynı fiilin nitelikli dolandırıcılık gibi farklı bir suçu oluşturabileceği durumda suç vasfı ve görevli mahkeme yeniden değerlendirilmelidir. Nitelikli dolandırıcılık bakımından ağır ceza mahkemesinin görev alanı gündeme gelebilir.

    19.3. Kamu Görevlileri İçin Soruşturma İzni Gerekir mi?

    4483 sayılı Kanun ile 3628 sayılı Kanun’un soruşturma hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

    3628 sayılı Kanun’un 17. maddesinde resmi ihaleler ve alım-satımlara fesat karıştırmayla ilgili özel soruşturma rejimi bulunmaktadır. Yargıtay uygulamasında TCK m. 236 bakımından soruşturma izni aranmaksızın doğrudan soruşturma yürütülebileceğine ilişkin kararlar mevcuttur.

    Bununla birlikte 3628 sayılı Kanun kapsamındaki kişi yönünden istisnalar, özel statüler ve özel soruşturma usulleri ayrıca araştırılmalıdır. Bütün kamu görevlileri hakkında istisnasız aynı usulün uygulanacağı kabul edilemez.

    19.4. Dava Zamanaşımı Kaç Yıldır?

    TCK m. 236’nın temel şekli bakımından cezanın üst sınırı yedi yıl olduğu için, TCK m. 66/1-d çerçevesinde genel dava zamanaşımı süresi on beş yıldır.

    Ancak suçun tarihi, tamamlanma anı, zincirleme suç ihtimali, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler, yaş küçüklüğü ve lehe kanun değerlendirmesi ayrıca dikkate alınmalıdır.

    19.5. Hangi Tarih Suç Tarihidir?

    Mal teslimi, gerçeğe aykırı kabul, kesin kabul veya birden çok hareketin bulunduğu olaylarda suç tarihi, isnat edilen seçimlik harekete göre belirlenmelidir.

    Her dosyada suç tarihini ihale tarihi, sözleşme tarihi veya son hakediş tarihi olarak kabul etmek doğru değildir.

    19.6. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması veya Diğer Kurumlar

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve benzeri ceza muhakemesi veya ceza hukuku kurumları bakımından somut sonuç ceza, kişinin hukuki durumu ve karar tarihinde yürürlükteki mevzuat esas alınmalıdır.

    TCK m. 236’nın temel ceza aralığı nedeniyle bu kurumların uygulanabileceği yönünde genel ve koşulsuz bir sonuç çıkarılamaz.

    20. Edimin İfasına Fesat Karıştırma Soruşturmasında Savunma Stratejisi

    Bu suçla ilgili başarılı bir savunma yalnızca ceza hukuku normlarının bilinmesini değil, sözleşmenin teknik ve mali içeriğinin ayrıntılı incelenmesini gerektirir.

    20.1. Birinci Aşama: İsnadın Hukuki Niteliği

    Öncelikle yüklenen hareketin TCK m. 236/2’nin hangi bendine girdiği belirlenmelidir.

    Şüpheli veya sanığın fail olarak nitelendirilebileceği bir bent bulunup bulunmadığı araştırılmadan genel ifadelerle suç isnadında bulunulması, kanunilik ve suçun şahsiliği ilkeleri bakımından sakıncalıdır.

    20.2. İkinci Aşama: Sözleşmenin Doğru Okunması

    İhale dokümanı, sözleşme, idari şartname, teknik şartname, proje, revizyon ve usulüne uygun onaylar birlikte incelenmelidir.

    Bir belgeden koparılarak yapılan değerlendirme, işin gerçek kapsamını yansıtmayabilir.

    20.3. Üçüncü Aşama: Fail ve İştirak Ayrımı

    Yüklenici, alt yüklenici, tedarikçi, kabul komisyonu üyesi, kontrol mühendisi ve harcama yetkilisinin görevleri birbirinden ayrılmalıdır.

    Özellikle yapım ve hizmet işlerinde kabulü gerçekleştiren kişi belirlenmeden yüklenici hakkında doğrudan fail nitelendirmesi yapılması Yargıtayın güncel yaklaşımıyla bağdaşmayabilir.

    20.4. Dördüncü Aşama: Hile ve Kastın Araştırılması

    Şartnameye aykırılık hangi somut hileli davranışla gizlenmiştir? İlgili kişi bu durumdan haberdar mıdır? Eksiklik idareye bildirilmiş midir? Teknik çekince veya muhalefet bulunmakta mıdır?

    Bu sorulara deliller üzerinden cevap verilmelidir.

    20.5. Beşinci Aşama: Bilirkişi Raporuna Teknik İtiraz

    Eksik bilirkişi incelemesine dayalı suç isnatlarında yeni keşif, karşılaştırmalı metraj, bağımsız laboratuvar analizi veya farklı uzmanlık alanlarından oluşan bilirkişi heyeti talep edilebilir.

    Özellikle 2025/15129 sayılı Yargıtay kararı, eksik ve fazla imalatların ayrı ayrı ve bütüncül değerlendirilmesi bakımından önemlidir.

    20.6. Altıncı Aşama: Hukuka Aykırı Delillerin Denetimi

    İletişimin denetlenmesi, teknik takip ve elektronik verilerin elde edilmesine ilişkin kanuni koşullar değerlendirilmelidir. Somut olaya göre CMK m. 135, 138, 206 ve 217 çerçevesinde hukuka aykırı delillere itiraz edilebilir.

    20.7. Yedinci Aşama: Alternatif Suç Vasıflarının İncelenmesi

    TCK m. 236’nın unsurlarının bulunmadığının ortaya konulması, diğer suçlardan dolayı mevcut soruşturma risklerinin kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez.

    Dolandırıcılık, sahtecilik, görevi kötüye kullanma veya rüşvet iddiaları bakımından her suçun unsurları ayrı ayrı incelenmelidir.

    20.8. Suç İhbarında Bulunan İdare İçin Yol Haritası

    İdare tarafından hazırlanan suç duyurusunda yalnızca bir müfettiş raporuna atıf yapılması yerine, sözleşmeye aykırı olduğu iddia edilen somut hareketlerin; ilgili kişi, tarih, belge, zarar hesabı ve hile iddiasıyla ilişkilendirilmesi gerekir.

    Ceza soruşturması ile tazmin, alacak, ihale yasaklama ve disiplin süreçlerinin ayrı hukuki dayanakları bulunduğu gözetilmelidir.

    20.9. Şirketler İçin Önleyici Hukuki Tedbirler

    İhale ve yapım işi üstlenen şirketlerin, teslim ve kabul belgelerinin yetki kontrolünü yapması; değişiklik onaylarını yazılı hale getirmesi; işin ilerleyişini tarihli teknik kayıtlarla belgelemesi; taşeron ve tedarikçi ilişkilerini açık sözleşmelerle düzenlemesi ve ayıp bildirimlerini kayıt altına alması önemlidir.

    Bu tedbirler, olası soruşturmalarda fiili durumun doğru ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

    İhale sözleşmelerinden kaynaklanan alacak ve menfi tespit uyuşmazlıkları bakımından kamu zararı ve ceza davalarına ilişkin kapsamlı yazımız ile aşağıdaki ileri okuma bölümündeki bağlantılar incelenebilir.

    21. Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu Hakkında Sık Sorulan Sorular

    1. Edimin ifasına fesat karıştırma suçunun cezası nedir?

    TCK m. 236/1 uyarınca üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıdır. Genel hükümler, teşebbüs ve iştirak gibi hususlar somut olaya göre ayrıca değerlendirilir.

    2. Yüklenici suçun faili olabilir mi?

    Evet. Yargıtayın güncel yaklaşımında özellikle 236/2-a ve (b) bentlerinde doğrudan fail olabilir. Yapım, hizmet ve süreye ilişkin kabul hareketlerinde ise iştirak sorumluluğu araştırılmalıdır.

    3. Alt yüklenici veya taşeron bu suçu işleyebilir mi?

    Alt yüklenicinin hukuki statüsü ve fiili belirleyicidir. Doğrudan fail olma koşulları bulunmuyorsa iştirak veya başka suçlardan sorumluluk ihtimali değerlendirilebilir.

    4. Yapılmayan imalat tek başına suç oluşturur mu?

    Hayır. TCK m. 236’nın ilgili seçimlik hareketi, hile, faillik ve diğer kanuni unsurların gerçekleşmesi ayrıca aranır.

    5. Kamu zararı yoksa suç oluşur mu?

    Kanunda zarar açık bir unsur olarak yazılmamış olmakla birlikte Yargıtayın 2024 ve 2026 tarihli kararlarında zarar suçu yaklaşımı bulunmaktadır. Bu konuda kanun metni, içtihat ve somut olay birlikte değerlendirilmelidir.

    6. Kesin kabul yapılmamışsa ne olur?

    Yargıtayın bazı yapım işi kararlarında kesin kabulün bulunmaması suçun oluşumu bakımından belirleyici kabul edilmiştir. Ancak bu yaklaşım her bent ve bütün sözleşmelere koşulsuz uygulanamaz.

    7. Geçici kabul tutanağı suçun ispatına yeter mi?

    Tek başına yeterli olmayabilir. Kabulün niteliği, içeriği, mevzuat ve hileli davranışlar birlikte değerlendirilmelidir.

    8. Müfettiş veya Sayıştay raporu mahkumiyet için yeterli midir?

    Hayır. Ceza mahkemesi, hukuka uygun bütün delilleri ve suçun unsurlarını bağımsız olarak incelemelidir.

    9. Şirket müdürü bütün çalışanların fiillerinden sorumlu mudur?

    Hayır. Şirket müdürlüğü sıfatı tek başına bütün fiiller için kişisel ceza sorumluluğu doğurmaz.

    10. Kamu görevlisi para almamışsa suç oluşmaz mı?

    Menfaat temini TCK m. 236’nın zorunlu unsuru değildir. Menfaat alınması ayrıca başka suçların oluşmasına neden olabilir.

    11. Yanlış hakediş düzenlemek doğrudan bu suçu oluşturur mu?

    Hayır. Yanlışlığın niteliği, hile, ilgili seçimlik hareket ve kişinin rolü araştırılmalıdır.

    12. İhale olmadan doğrudan teminle yapılan alımlarda suç oluşur mu?

    Bu konuda kanunilik ilkesi çerçevesinde öğretisel tartışma ve içtihat değerlendirmeleri bulunmaktadır. Alımın hukuki niteliği ile Yargıtayın ilgili kararları incelenmelidir.

    13. Suçun soruşturulması için şikayet gerekir mi?

    Hayır, suç kural olarak resen soruşturulur.

    14. Görevli mahkeme hangisidir?

    TCK m. 236 bakımından kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Başka suç vasıfları veya usuli durumlar görevi etkileyebilir.

    15. Dava zamanaşımı ne kadardır?

    Temel suç tipi için genel dava zamanaşımı on beş yıldır. Suç tarihi, kesilme, durma ve diğer özel koşullar ayrıca değerlendirilmelidir.

    16. İhalelerden yasaklama kararı verilebilir mi?

    Evet. 4735 sayılı Kanun’un 26 ve 27. maddeleri kapsamında idari veya mahkeme kararıyla yasaklama gündeme gelebilir.

    17. Şirket hakkında hapis cezası verilebilir mi?

    Hayır. Hapis cezası gerçek kişiler bakımından gündeme gelir. Tüzel kişiler hakkında kanunda öngörülen başka yaptırımlar uygulanabilir.

    18. İşin sonradan düzeltilmesi suçu ortadan kaldırır mı?

    Her durumda değil. Ancak kabul gerçekleşmeden sözleşmedeki ret ve değiştirme hakkının kullanılması, tamamlanma ve kast değerlendirmesini etkileyebilir.

    19. Teknik bilirkişi raporuna itiraz edilebilir mi?

    Evet. Raporun dayanakları, uzmanlık alanı, yöntemleri ve hesaplamaları tartışılarak ek rapor veya yeni bilirkişi incelemesi talep edilebilir.

    20. Belediye başkanı veya üst yönetici doğrudan sorumlu tutulabilir mi?

    Üst yöneticilik sıfatı tek başına yeterli değildir. İlgili seçimlik hareket, kişisel fiil, yetki ve kast somut olarak belirlenmelidir.

    21. Sözleşmeye aykırı iş nedeniyle beraat edilirse tazminat da ortadan kalkar mı?

    Hayır. Ceza hukuku ile sözleşmesel veya mali sorumluluk farklı ölçütlere tabidir. Somut uyuşmazlıkta kararın gerekçesi ayrıca değerlendirilmelidir.

    22. Mahkumiyet için hangi deliller gereklidir?

    Suçun kanuni unsurlarını ve kişinin fiilini hukuka uygun şekilde ortaya koyan deliller gerekir. Sözleşme, kabul belgeleri, gerçek teslim ve imalat kayıtları, teknik raporlar ve mali kayıtlar birlikte önem taşır.

    22. Sonuç: Ceza Hukuku ile Kamu İhale Sözleşmesinin İhlali Birbirine Karıştırılmamalıdır

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçu, kamu ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkan bütün hukuka aykırılıkları cezalandıran genel bir düzenleme değildir.

    TCK m. 236, kanunda gösterilen sınırlı seçimlik hareketleri, hile unsurunu ve ilgili failin özel niteliğini esas alan bir suç tipidir.

    Özellikle Yargıtayın güncel kararlarından çıkan sonuç şudur: Yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranmış olması ile yüklenicinin edimin ifasına fesat karıştırma suçunun doğrudan faili olması aynı şey değildir.

    Mal teslimine ilişkin (a) ve (b) bentlerinde yüklenicinin doğrudan faillik ihtimali bulunurken, (c), (d) ve (e) bentlerinde Yargıtay ilgili kamu görevlisinin kabul fiilini esas almaktadır.

    Bu sebeple ceza soruşturmasının başlangıcında yapılması gereken işlem, herhangi bir zarar tutarından hareketle suçun varlığını peşinen kabul etmek değil; hukuki ilişkiyi, sözleşmeyi, fiili teslim veya imalatı, kabul sürecini ve ilgili kişilerin eylemlerini tek tek belirlemektir.

    Kamu zararının ispatı, hilenin varlığı, kesin kabul işleminin niteliği, teknik hesaplamalar, sözleşme değişiklikleri, hukuka uygun deliller ve kişisel kastın ortaya konulması birlikte değerlendirilmelidir.

    Ceza hukuku bakımından hukuki nitelendirmenin doğru yapılması kadar, kamu kaynaklarının gerçek durumunun ortaya çıkarılması da önemlidir. Ne yalnızca bir müfettiş raporuna dayanılarak mahkumiyet kurulmalı ne de sözleşme ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle kanunda düzenlenen hileli fiillerin araştırılmasından vazgeçilmelidir.

    Belirleyici ölçüt, somut fiilin kanuni unsurlarının hukuka uygun ve yeterli delillerle ispatlanmasıdır.

    23. Mevzuat, Yargıtay İçtihatları ve Akademik Kaynakça

    A. Temel Mevzuat

    1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu – Özellikle m. 2, 20, 21, 30, 37-40, 43, 53, 66, 157-158, 204, 212, 235-236, 247, 252 ve 257.
    2. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu – Özellikle m. 4, 6, 24-30.
    3. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu – Özellikle ihale usulleri, doğrudan temin ve sözleşme süreci.
    4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu – Özellikle m. 135, 138, 172, 206, 217 ve 223.
    5. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu – Kamu zararı ve mali sorumluluk hükümleri.
    6. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun.
    7. 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu.
    8. İşin türüne ve suç tarihine göre uygulanabilir Yapım İşleri Muayene ve Kabul Yönetmeliği, ilgili mal ve hizmet alımı kabul yönetmelikleri ile ihale sözleşmesi uygulama düzenlemeleri.

    B. Yargıtay Kararları

    1. Yargıtay 5. CD, 05.03.2026, 2022/5334 E., 2026/4031 K. Tam metin.
    2. Yargıtay 5. CD, 23.12.2025, 2021/3420 E., 2025/15129 K. Tam metin.
    3. Yargıtay 5. CD, 18.06.2025, 2021/3892 E., 2025/7205 K. Tam metin.
    4. Yargıtay 5. CD, 20.02.2025, 2022/2227 E., 2025/2152 K. Tam metin.
    5. Yargıtay 5. CD, 12.02.2025, 2022/3212 E., 2025/1922 K. Tam metin.
    6. Yargıtay 5. CD, 16.01.2025, 2021/3421 E., 2025/1050 K. Resmi metin.
    7. Yargıtay 5. CD, 19.12.2024, 2021/4482 E., 2024/12072 K. Tam metin.
    8. Yargıtay 5. CD, 26.11.2024, 2021/3032 E., 2024/11413 K. Tam metin.
    9. Yargıtay 5. CD, 14.05.2024, 2021/2430 E., 2024/5591 K. Resmi metin.
    10. Yargıtay 5. CD, 12.03.2024, 2021/5557 E., 2024/2716 K. Tam metin.

    C. Akademik Kaynaklar ve Doktrin

    1. Gülel, İlhan (2018). “Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 33, s. 753-784. DergiPark makale sayfası.
    2. Kaplan, Mahmut (2013). “Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 71, Sayı 1, s. 709-730. DergiPark makale sayfası.
    3. Şen, Ersan ve Yorgun, Dündar Can (2026). “Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçunda İhale Şartı”, 18.06.2026. Tam yazı.
    4. Akbulut, Berrin (2009). “Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu”, Ceza Hukuku Dergisi, Yıl 4, Sayı 10, s. 41-72.
    5. Eker Kazancı, Behiye. İhaleye Fesat Karıştırma ve Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçları, 2. Baskı, Ankara, 2011.
    6. Şen, Ersan ve Aksüt, Ertekin. Uygulamada İhaleye Fesat Karıştırma Suçları, 4. Baskı, Ankara, 2014.

    Kaynak değerlendirme notu: Akademik eserlerdeki görüşler ile Yargıtay kararlarının sonuçları birbirinden ayrılarak okunmalıdır. Özellikle kamu zararının zorunlu unsur olup olmadığı, doğrudan temin ve özgü suç tartışmalarında farklı görüşler mevcuttur. Kararların somut olayları ve hukuki gerekçeleri esas alınmalıdır.

    24. İleri Okumalar: Dolğun Akademi Kamu İhale Hukuku Yazıları

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçunun daha iyi anlaşılabilmesi için kamu ihale mevzuatı, sözleşme hukuku, teknik sorumluluk, kamu zararı ve hakediş süreçlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    1. Kamu İhalelerinde Kamu Zararı, Sayıştay ve Ceza Davaları (2026) – Denetim raporları, kamu zararının tespiti, ceza soruşturmaları ve yüklenicinin sorumluluğu.
    2. Kamu Zararı Nedir? Kamu İhale Sözleşmelerinde Sorumluluk – Kamu zararı kavramı, mali sorumluluk ve sözleşme uyuşmazlıkları.
    3. Kamu Yapım İhaleleri ve Yüklenici Sorumluluğu – Yapım işlerinde teknik ve hukuki yükümlülükler.
    4. Kamu İhale Sözleşmeleri ve Hukuki Niteliği – Sözleşmenin kurulması ve uygulanması.
    5. Kamu İhale Hukuku Nedir? 4734 Sayılı Kanun ve Temel Kavramlar – İhale mevzuatının temel ilkeleri.
    6. Kamu İhale Davaları: İhale Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür? – Yargısal başvuru yolları ve ihale uyuşmazlıkları.
    7. Yüksek Fen Kurulu Nedir? Uyuşmazlık Çözümü, Kararları ve Başvuru Usulü – Yapım sözleşmelerindeki teknik uyuşmazlıklar.

    Bu yayınlar, kamu ihalesi ve kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkları yalnızca tek bir hukuk dalıyla sınırlamadan değerlendirmek amacıyla hazırlanan Dolğun Akademi çalışmalarının bir bölümünü oluşturmaktadır.

    25. Yazarın Notu ve Hukuki Bilgilendirme

    Bu makale, 26 Ekim 2026 itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat, erişilebilen yargı kararları ve akademik kaynaklar ışığında hazırlanmış genel nitelikte hukuki bir incelemedir.

    Edimin ifasına fesat karıştırma suçunda her dosya; sözleşme, proje, teknik raporlar, teslim ve kabul belgeleri, kamu zararının hesaplanma yöntemi, ilgili kişilerin hukuki sıfatları ve isnat edilen hareketler bakımından farklıdır.

    Dolayısıyla bu yazıda yer verilen değerlendirmeler, belirli bir soruşturma veya dava hakkında verilmiş hukuki görüş olarak değerlendirilmemelidir. Somut olay için ayrıca dosya incelemesi yapılması gerekir.

    Yargıtay içtihatları zaman içinde gelişebildiğinden, kararların uygulanmasında olay tarihi, ilgili mevzuat ve sonraki yargısal gelişmeler de dikkate alınmalıdır.

    Yazar ve İletişim Bilgileri

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu
    TD Hukuk ve Danışmanlık | TD Law Firm
    Dolğun Akademi

    Çalışma alanları: Ceza hukuku, kamu ihale hukuku, kamu ihale sözleşmeleri, yapım işleri, hakediş ve alacak uyuşmazlıkları, kamu zararı, idare hukuku ve ticaret hukuku.

    Ofis adresi:
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 206
    Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul, Türkiye

    Ofis telefonu: +90 212 299 44 22
    Telefon / WhatsApp: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web sitesi: www.dolgun.av.tr

    Ofis çalışma saatleri: Hafta içi 09.00–17.00 (Türkiye saati). Görüşmeler randevu ile gerçekleştirilmektedir.

    Av. Murat Can Dolğun tarafından kaleme alınmıştır.
    Dolğun Akademi – Hukuki Bilgi, Akademik Analiz ve Güncel İçtihatlar

    © 2026 Dolğun Akademi. Kaynak gösterilerek alıntı yapılması, akademik atıf ve yürürlükteki mevzuat hükümleri saklıdır.

  • Turkish Citizenship Criminal Investigations 2026 | KYOK

    Turkish Citizenship Criminal Investigations 2026 | KYOK

    DOLĞUN AKADEMİ | LEGAL RESEARCH

    Turkish Citizenship Revocation and Criminal Investigations in 2026: Police Statements, Prosecutors, KYOK, Administrative Lawsuits and Defence Rights

    Author: Attorney Murat Can Dolğun – Istanbul Bar Association

    Original Publication: October 22, 2026

    Legal Fields: Criminal Law, Criminal Procedure, Turkish Citizenship Law, Administrative Law, Administrative Litigation and Immigration Law.

    Read this article in Turkish:
    Click here to read the original Turkish version.

    Abstract

    Criminal investigations concerning Turkish citizenship acquired through investment in 2025 and 2026 have brought renewed attention to the relationship between nationality law, criminal liability and administrative judicial review.

    Investigations conducted by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office have involved allegations of sham real estate transactions, inaccurate or fraudulent property valuation reports, artificial foreign-currency transfers, document forgery, fraud and organised criminal activity.

    These developments have confronted foreign investors who acquired Turkish citizenship in previous years with three separate legal questions.

    The first concerns the investor’s procedural status and possible personal criminal liability. The second concerns whether the original investment genuinely satisfied the statutory requirements for Turkish citizenship. The third concerns the administrative and judicial remedies available if a citizenship cancellation or withdrawal decision is issued.

    Although these questions may arise from the same transactions, they require distinct legal analyses.

    Being investigated as a criminal suspect does not establish guilt or automatically terminate Turkish citizenship. Equally, a prosecutor’s decision not to prosecute does not automatically invalidate a separate administrative decision withdrawing citizenship.

    This article examines police questioning, prosecutorial investigations, the right to counsel, interpretation rights, restrictions on access to investigation files, non-prosecution decisions (KYOK), indictments, acquittals, arrest measures, expert reports, administrative litigation and suspension of execution.

    The research draws upon legislation, official announcements and published Council of State decisions available up to October 22, 2026. It is applicable to all persons who acquired Turkish citizenship through investment or another exceptional naturalisation procedure, regardless of their national origin.

    1. Why Can a Turkish Citizenship-by-Investment File Become the Subject of a Criminal Investigation?

    Acquisition of Turkish citizenship through investment is primarily an administrative-law procedure. The applicant must satisfy the statutory conditions, the relevant institution must determine the eligibility of the investment, and the competent authority must issue the naturalisation decision.

    However, allegations that the supporting documents were falsified, that the investment amount was not genuinely paid, or that an organised arrangement was established to simulate compliance may also give rise to criminal-law questions.

    For example, where a property’s true market value is allegedly below the statutory minimum and an inaccurate appraisal report is knowingly prepared to show a higher value, the dispute may extend beyond a technical disagreement concerning valuation.

    Similarly, investigators may examine whether a bank transfer was fabricated, whether funds were returned through intermediary accounts after an apparent payment, or whether a land registry transaction concealed an agreement inconsistent with the apparent sale.

    Nevertheless, two separate matters must be distinguished: the failure of a transaction to satisfy citizenship legislation and the intentional commission of a criminal offence by a particular individual.

    Under Article 38 of the Turkish Constitution and Article 20 of Turkish Penal Code No. 5237, criminal responsibility is personal.

    Therefore, the existence of a criminal investigation concerning a construction company, property developer or appraisal professional does not establish the guilt of every investor who dealt with that person or organisation.

    2. Developments in Turkish Citizenship Investigations During 2025–2026

    2.1. September 24, 2025: Investigation Into Allegedly Sham Property Transactions

    An operation conducted across 19 Turkish provinces in September 2025 concerned allegations that fictitious real estate transactions had facilitated the acquisition of Turkish citizenship by foreign investors.

    According to publicly reported investigative statements, the allegations included inflated property values, artificial financial movements and subsequent transfers of properties back to previous owners or related parties.

    The investigation raised questions concerning the distinction between a formal property transfer recorded in the land registry and the genuine economic substance of the underlying transaction.

    Source: Anadolu Agency, September 24, 2025.

    2.2. August 4, 2026: Investigation Concerning 687 Individuals

    On August 4, 2026, the Turkish Ministry of Justice announced an investigation coordinated by the Organised Crime Investigation Bureau of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office.

    The reported allegations concerned properties of comparatively low value allegedly being represented as qualifying high-value investments through inaccurate appraisal reports.

    The Ministry reported detention orders for 90 suspects, the apprehension of 72 suspects and protective measures involving companies and property assets.

    It also announced that legal proceedings had been initiated concerning the cancellation of citizenship acquired by 687 individuals.

    Source: Turkish Ministry of Justice, August 4, 2026.

    Initiating proceedings intended to cancel nationality does not mean that a final individual administrative cancellation decision had already been issued against every affected person.

    2.3. September 21, 2026: The Second-Wave Investigation

    The second-wave investigation announced on September 21, 2026, concerned the review of property transactions and financial records associated with investment-based citizenship acquisitions.

    According to information reported from the Ministry of Interior, the investigation covered 1,070 people, comprising 263 principal investors and 807 family members. Additional processes reportedly concerned 11 persons whose citizenship applications were still pending.

    Reports referred to the work of the Istanbul Police Department’s Anti-Migrant Smuggling and Border Gates Branch, expert examinations and analyses by the Financial Crimes Investigation Board, known as MASAK.

    On September 25, 2026, Anadolu Agency reported that 33 suspects had been remanded in custody and that other suspects were subject to judicial supervision measures.

    Sources:
    Anadolu Agency, September 21, 2026;
    Anadolu Agency, September 25, 2026.

    Arrest, pretrial detention and judicial supervision are criminal procedural measures. They do not constitute final convictions. The presumption of innocence continues to apply to all persons under investigation or prosecution.

    For a broader examination, see our research on the official citizenship revocation figures and international coverage in 2026.

    4. Why Does the Distinction Between Suspect, Witness, Complainant and Victim Matter?

    4.1. Suspect

    Under Article 2 of Criminal Procedure Code No. 5271, a suspect is a person under suspicion of committing a criminal offence during the investigation stage.

    Being questioned as a suspect means that allegations concerning the person’s conduct are being investigated. It does not establish criminal guilt.

    Suspects enjoy procedural rights including information about the allegation, legal representation, the right to remain silent, the opportunity to request the collection of favourable evidence and access to interpretation when legally required.

    4.2. Witness

    A witness is a person believed to possess information relevant to the investigated events.

    The procedural obligations of witnesses differ from those of suspects. However, protections concerning answers that could expose the person or protected relatives to criminal prosecution must also be considered.

    Questioning a person as a witness where the circumstances require treatment as a suspect may give rise to procedural concerns affecting defence rights.

    4.3. Complainant and Victim

    A complainant is a person reporting or complaining about an alleged criminal offence. A victim is a person directly affected by conduct infringing the legal interest protected by the criminal provision.

    Some foreign investors involved in citizenship investigations may themselves have been harmed by misleading conduct of property developers, agents or intermediaries.

    For example, an investor may have genuinely transferred the qualifying funds but later discovered that a developer or intermediary supplied false information concerning the property or investment documentation.

    Whether that investor qualifies as a victim or person harmed by the offence requires examination of the specific allegations.

    Even where an interview record describes the investor as a victim, this does not automatically resolve every administrative citizenship question.

    4.4. Different Procedural Roles Within One Investigation

    An individual may have different procedural positions concerning separate alleged acts within a broader factual investigation.

    The person’s precise status should therefore be determined for each allegation rather than inferred solely from the general subject of the case.

    5. Which Criminal Offences May Arise in Turkish Citizenship Investigations?

    Several offences under Turkish Penal Code No. 5237 have been mentioned in reports concerning the investigations.

    Nevertheless, the presence of an offence in an investigation file does not prove that its statutory elements are satisfied in relation to a particular investor.

    5.1. Establishing or Participating in a Criminal Organisation – Article 220

    Article 220 concerns organisations established for the purpose of committing criminal offences.

    The fact that multiple companies participated in property transactions, or that several investors used the same intermediary, does not itself establish the existence of a criminal organisation or membership by an investor.

    The organisation’s structure, purpose, continuity, relevant characteristics and the individual’s connection with it must be assessed under the applicable statutory elements.

    5.2. Migrant Smuggling – Article 79

    Article 79 regulates migrant smuggling.

    The involvement of a police unit responsible for investigating migrant smuggling does not mean that every transaction or individual mentioned in the investigation necessarily satisfies the elements of that offence.

    Ordinary assistance with citizenship applications should not automatically be equated with the conduct criminalised by Article 79. The actual statutory elements must be established.

    5.3. Fraud and Aggravated Fraud – Articles 157 and 158

    Fraud involves deceptive conduct and the obtaining of an unlawful benefit under the relevant legal conditions. Aggravated forms of fraud are separately regulated under Article 158.

    In citizenship-related investigations, allegedly inaccurate investment values, artificial transactions and misleading documents may lead investigators to consider fraud offences.

    However, the alleged deceptive act, its target, the resulting benefit and harm, and the individual’s role must be determined.

    The failure to satisfy an administrative investment condition does not automatically constitute aggravated fraud.

    5.4. Forgery of Official Documents – Article 204

    Article 204 concerns forgery involving official documents.

    In citizenship and real estate cases, it is important to determine whether the relevant document legally qualifies as an official document, the nature of the alleged falsification and the knowledge and conduct of the person said to have used it.

    5.5. Forgery of Private Documents – Article 207

    Allegations concerning private documents require separate consideration of their legal nature, authenticity, use and the person’s conduct.

    Not every erroneous private contract or inaccurate commercial communication constitutes criminal forgery.

    5.6. False Statements in the Preparation of Official Documents – Article 206

    Article 206 addresses certain false statements made to a public official authorised to prepare an official document.

    Allegedly misleading declarations during a citizenship application may be examined under this provision where the statutory elements are present.

    A document containing an inaccurate result, however, does not automatically establish that the applicant committed this particular offence.

    5.7. Multiple Charges Arising from the Same Transaction

    A series of transactions may generate allegations involving several criminal provisions.

    Whether each offence is legally established, whether the provisions governing concurrence apply and how the individual’s conduct is connected to the alleged acts require separate analysis.

    The essential question is not how many offence names appear in the investigation, but which particular criminal act is attributed to the individual and on what evidence.

    6. What Are the Suspect’s Rights During Police and Prosecutorial Questioning?

    The questioning of a suspect is subject to statutory safeguards. Article 147 of Criminal Procedure Code No. 5271 establishes fundamental rules governing the taking of statements and judicial interrogation.

    6.1. The Right to Be Informed of the Accusation

    The suspect must be informed of the alleged offence.

    Knowing only that a general citizenship investigation exists may be insufficient to understand the actual conduct alleged against the individual.

    For example, is the investor alleged to have prepared a fraudulent appraisal report, knowingly used such a report, participated in an artificial banking arrangement or merely purchased property from the company being investigated?

    The nature of the defence depends on those distinctions.

    6.2. The Right to Legal Counsel

    Article 149 allows suspects and defendants to receive assistance from one or more defence lawyers during investigation and prosecution, subject to applicable procedural provisions.

    The presence of defence counsel during questioning is an important safeguard. Article 150 also governs situations in which appointment of a defence lawyer is mandatory.

    Acquiring Turkish citizenship through naturalisation does not diminish the individual’s criminal procedural rights.

    6.3. The Right to Remain Silent

    Under Article 147, the suspect must be informed of the legal right not to make statements concerning the alleged offence.

    Exercising that right does not establish guilt and must not itself be treated as proof of criminal conduct.

    The decision whether to provide a statement should be considered with reference to the available evidence and the individual’s particular circumstances.

    6.4. The Right to Request Favourable Evidence

    A suspect may request the collection of specific evidence capable of supporting the defence.

    In citizenship-investment cases, such evidence may include bank statements, SWIFT records, property purchase contracts, title deeds, historical appraisal reports, communications with developers and proof that the consideration was not refunded.

    6.5. Accuracy of the Written Statement

    Discrepancies between what a person actually says and what appears in the written interview record can have serious consequences.

    This is particularly important when statements are interpreted from another language.

    Dates, monetary amounts, the sequence of transactions and the meaning of technical explanations should be recorded accurately.

    Requests to correct errors or omissions should be raised before the interview record is finalised and signed.

    6.6. Police Statements Taken Without Defence Counsel

    Article 148(4) provides that a statement obtained by the police in the absence of defence counsel cannot form the basis of a judgment unless subsequently confirmed by the suspect or defendant before a judge or court.

    This rule illustrates that the right to counsel is not merely a formality. It has substantive consequences for the admissibility and evaluation of criminal evidence.

    7. Interpreter Rights of Foreign Investors Who Do Not Speak Turkish

    Effective exercise of defence rights requires a person to understand the accusations and questions addressed to them.

    Article 202 of the Criminal Procedure Code regulates interpretation rights in the circumstances prescribed by law.

    Speaking English, Arabic, Russian, Chinese, Persian or another language does not create any legal disadvantage. The relevant question is whether the person can understand and participate effectively in the proceedings.

    7.1. Incorrect Translation of Legal and Financial Terminology

    Citizenship investigations may involve technical expressions such as genuine payment, repayment, sham transaction, property appraisal, certificate of conformity and forged document.

    An inaccurate interpretation may materially change the meaning of the person’s statement.

    For example, “I did not determine the property’s value” is different from “I did not know the property’s value.”

    Likewise, “The seller did not refund my payment” is not equivalent to “I do not know the seller’s banking transactions.”

    7.2. Challenging an Incorrect Interpretation

    Where the individual believes a statement has been inaccurately translated, the concern should be raised during questioning and, where appropriate, recorded in the official minutes.

    Ordinary conversational ability in a foreign language should not automatically be equated with the ability to understand complex legal and financial questions in that language.

    8. Can a Lawyer Examine the Investigation File? What Is a Restriction Order?

    One recurring problem in citizenship investigations is the existence of confidentiality rules or a judicial restriction on inspection of the investigation file.

    8.1. Confidentiality of Criminal Investigations

    Article 157 of the Criminal Procedure Code governs confidentiality during the investigation phase.

    However, general investigative confidentiality and a specific restriction on defence counsel’s file-inspection rights are separate legal matters.

    8.2. Article 153 and File Inspection

    Article 153 regulates the defence lawyer’s entitlement to examine investigation records and obtain copies of documents.

    Under specified statutory conditions and procedures, access to certain materials may be restricted.

    The existence of a restriction order does not eliminate every defence right or prevent counsel from undertaking all legal work.

    Documents excluded from the restriction and other statutory defence safeguards must be evaluated separately.

    8.3. Investigation Files Not Visible Through UYAP

    The absence of a file from an individual’s accessible UYAP or e-Devlet interface does not conclusively establish that no criminal investigation exists.

    Access may depend on the investigation’s status, the person’s procedural capacity, confidentiality rules and technical access permissions.

    8.4. Representation and Authorisation

    The ability to make an initial legal enquiry, formally represent an individual in an investigation and obtain copies of confidential documents are different matters.

    Appropriate authorisation and procedural status are important. Nevertheless, the appointment of defence counsel in criminal proceedings must be distinguished from the formal representation requirements applicable to an administrative citizenship file.

    9. Arrest, Police Custody, Pretrial Detention and Judicial Supervision

    Foreign investors who become concerned about citizenship-related criminal investigations often ask whether they may be arrested upon entering Türkiye.

    However, the existence of an investigation does not automatically result in arrest, police custody or pretrial detention.

    9.1. Summons for Questioning

    Under Article 145 and related provisions, a person may be summoned to give a statement.

    A summons and an arrest warrant are different procedural measures.

    9.2. Arrest and Apprehension

    Measures involving the apprehension of an individual require the relevant statutory conditions.

    The appearance of a person’s name in a criminal investigation does not by itself establish that an arrest warrant has been issued.

    9.3. Police Custody

    Police custody is a temporary measure that may follow apprehension under the conditions prescribed by law.

    The person concerned is entitled to applicable procedural safeguards, including access to counsel and legally required notifications.

    9.4. Pretrial Detention

    Under Article 100, pretrial detention requires consideration of concrete evidence indicating strong suspicion, statutory grounds for detention and proportionality.

    Detention is a preventive criminal procedural measure, not a criminal sentence.

    9.5. Judicial Supervision

    Article 109 regulates judicial supervision as an alternative to detention in the circumstances prescribed by law.

    Depending on the specific order, such measures may include restrictions on leaving the country, reporting obligations or requirements not to leave one’s residence.

    Accordingly, the absence of pretrial detention does not necessarily mean that no travel restrictions exist.

    9.6. Assessing Border-Control Risks

    Before travelling to Türkiye, the individual’s current citizenship status, valid travel documents, any judicial protective measures and applicable immigration rules should be examined separately.

    An ongoing investigation does not establish that the person will inevitably be detained at the border. However, an existing arrest warrant or another applicable judicial measure may have significant consequences for travel.

    10. How Are Bank Records, Title Deeds, Property Valuations and MASAK Reports Evaluated?

    One central issue in citizenship-by-investment investigations is whether the investment appearing in official documents corresponds to a genuine economic transaction.

    10.1. Bank Transfers

    Bank receipts, SWIFT messages, account statements, transfer instructions and foreign-exchange transaction records may provide important evidence that a qualifying investment was actually made.

    Nevertheless, a single receipt may not fully explain the economic nature of the payment.

    Investigators may examine whether funds transferred to the seller were subsequently returned to the investor, transferred to related parties or circulated through additional accounts.

    10.2. Land Registry and Sale Documents

    Registration of a property transfer is an important legal fact.

    However, investigators may separately examine whether the parties reached an undisclosed arrangement inconsistent with the apparent sale or whether the transaction was genuine in economic substance.

    10.3. Valuation Reports

    A real estate appraisal is a significant technical document when assessing the investment threshold applicable to property-based citizenship.

    Yet comparing a historic valuation with current property prices is not necessarily sufficient.

    The relevant examination should address the investment date, the property’s physical and legal characteristics at that time, comparable transactions, the project’s development stage and the market conditions then prevailing.

    10.4. MASAK Financial Analyses

    The Financial Crimes Investigation Board may analyse banking transactions, financial patterns and relationships between accounts.

    However, identification of a suspicious financial transaction does not itself conclusively establish that a particular person committed a crime or that every related payment was fictitious.

    Financial findings should be assessed together with other evidence and the specific elements of the alleged offence.

    10.5. Digital Evidence

    Emails, messaging records, draft contracts, payment instructions and electronic files may be relevant.

    Nevertheless, the source, integrity, method of collection and context of electronic evidence must be considered.

    An isolated screenshot, for example, may fail to show the full conversation or the circumstances in which a message was exchanged.

    11. How Can Expert Reports Be Examined or Challenged?

    Expert evidence is particularly important in citizenship investigations involving property valuation and financial records.

    11.1. The Scope and Methodology of the Expert Report

    Evaluation should address not only the expert’s conclusion but also the methodology employed.

    Does the report determine the historical value of an individual apartment, the average value of an entire parcel, the current market value or another technical measure?

    These distinctions may materially affect whether a historic investment satisfied the relevant legal threshold.

    11.2. Independent Expert Opinions

    Article 67(6) of the Criminal Procedure Code permits scientific opinions from specialists regarding matters relevant to the investigation or prosecution.

    Depending on the circumstances, an investor may obtain independent professional assessments from banking specialists, financial analysts, property valuation experts or other qualified professionals.

    However, a privately commissioned expert opinion and a report prepared by a court-appointed or prosecution-appointed expert do not have identical procedural status.

    11.3. Historical Value Versus Current Market Value

    Where property was acquired in 2022, a valuation conducted in 2026 must clearly identify the relevant valuation date.

    A determination of the property’s current market value does not, by itself, establish whether the investment satisfied the statutory requirements in 2022.

    Historical valuation should be distinguished from the assessment of the property’s present value.

    11.4. Preservation of Evidence and Expert Assessment

    Articles 400 and following of Civil Procedure Code No. 6100 govern preservation of evidence under specific civil procedural conditions.

    An expert examination within a criminal investigation and a separate civil proceeding for preservation of evidence are not the same legal procedure.

    Depending on the issues to be proved, both may be relevant for different purposes.

    The selection of an appropriate mechanism depends on the legal nature of the dispute and the evidence requiring preservation.

    For further examination, see Can a Genuine Investor Lose Turkish Citizenship? Historical Valuation, Banking Evidence and Judicial Protection.

    12. What Is KYOK? When Can a Prosecutor Decide Not to Prosecute?

    KYOK is the commonly used Turkish abbreviation for kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, meaning a decision that there is no ground for criminal prosecution.

    Under Article 172 of Criminal Procedure Code No. 5271, the public prosecutor issues a non-prosecution decision if the investigation does not produce evidence sufficient to justify bringing a public prosecution or if prosecution is legally impossible.

    12.1. Insufficient Evidence to Establish the Required Suspicion

    One purpose of an investigation is to determine whether the evidence establishes sufficient suspicion to bring a criminal case.

    For example, where there is insufficient evidence that an investor participated in preparing a fraudulent appraisal or knowingly used a forged document, that evidentiary deficiency may be significant to the prosecutorial decision.

    However, it would be inappropriate to guarantee KYOK merely because one or two particular documents support the investor’s account.

    12.2. Legal Impossibility of Prosecution

    Article 172 also addresses situations in which prosecution is not legally possible.

    Accordingly, not every KYOK decision necessarily amounts to a conclusive factual finding that the alleged conduct never occurred. The actual reasons given by the prosecutor must be examined.

    12.3. KYOK Is Not an Acquittal

    KYOK is a prosecutorial decision issued during the investigation stage.

    It is legally distinct from an acquittal delivered by a criminal court following judicial proceedings.

    12.4. Objections to a Non-Prosecution Decision

    Article 173 provides a specific objection mechanism for a person harmed by the alleged offence, subject to the applicable statutory conditions.

    As a general rule, the person entitled to object may apply to the competent criminal judgeship of peace within two weeks following notification of the decision, subject to statutory exceptions and any applicable special rules.

    This is a remedy available to eligible persons harmed by the offence, not an objection mechanism automatically exercised by the suspect.

    12.5. New Evidence Following KYOK

    Article 172(2) regulates the conditions governing subsequent prosecution concerning the same act, including new evidence and the applicable judicial authorisation requirements.

    Consequently, the legal effects of subsequently discovered evidence must be assessed under the statutory framework.

    13. Does a KYOK Decision Prevent the Cancellation or Withdrawal of Turkish Citizenship?

    This is one of the most frequently misunderstood issues in citizenship law.

    A non-prosecution decision does not automatically prevent an administrative authority from examining the legality of a previous citizenship acquisition decision.

    The criminal-law question of whether a person committed a particular offence differs from the administrative-law question of whether the objective statutory conditions for citizenship were fulfilled.

    13.1. Scenario One: Genuine Investment and No Criminal Liability Established

    An investor may have genuinely paid the required purchase price, transferred the funds through the banking system, retained ownership of the property and received no refund.

    The investigation may fail to establish sufficient evidence that the investor knowingly participated in forgery, artificial transactions or other alleged crimes.

    In that situation, KYOK is an important procedural outcome concerning personal criminal liability.

    Its reasoning and supporting findings may also be relevant to an administrative citizenship dispute.

    Nevertheless, compliance with the objective statutory requirements for citizenship must still be assessed.

    13.2. Scenario Two: No Crime Established, but the Investment Requirement Was Not Fulfilled

    An investor may receive KYOK because the evidence does not sufficiently establish knowing participation in criminal conduct.

    However, the administration may separately contend that the investment did not satisfy the required legal amount or another objective condition at the date of acquisition.

    The termination of criminal proceedings does not automatically prevent an administrative assessment under Article 40 of Law No. 5901.

    13.3. Scenario Three: The Prosecutor’s Findings Contradict the Administrative Grounds

    Evidence examined in criminal proceedings may demonstrate that an important factual allegation relied upon by the administration was incorrect.

    Where the reasoning of a non-prosecution decision directly conflicts with the factual premise of an administrative withdrawal decision, that contradiction may be significant in administrative litigation.

    The administrative court must nevertheless reach its determination on the basis of the applicable legal provisions, the contested administrative act and the evidentiary record before it.

    13.4. Does KYOK Automatically Restore Citizenship?

    No.

    Where an administrative citizenship cancellation or withdrawal decision has already been issued, it remains necessary to consider the appropriate procedures for its withdrawal, amendment or judicial annulment.

    KYOK may form part of the evidence supporting those proceedings. It is not itself an administrative court judgment cancelling the nationality decision.

    14. What Happens If the Prosecutor Files an Indictment?

    Under Article 170 of the Criminal Procedure Code, where the evidence obtained during the investigation establishes sufficient suspicion for public prosecution, the public prosecutor prepares an indictment.

    The indictment is submitted to the competent criminal court. The prosecution stage begins following acceptance of the indictment in accordance with the applicable procedure.

    14.1. An Indictment Is Not Proof of Guilt

    An indictment is the formal document through which the prosecutor submits criminal allegations for judicial examination.

    Its acceptance does not constitute a conviction. The court must examine the evidence and defence during the proceedings.

    14.2. Distinguishing Criminal Allegations

    An indictment alleging document forgery or fraud does not, by itself, settle the different question of whether the investment objectively met the nationality requirements.

    Each alleged offence must be examined according to its own statutory elements and the defendant’s individual conduct.

    14.3. Must the Criminal Trial End Before Citizenship Can Be Withdrawn?

    Article 40 of Law No. 5901 does not generally make a final criminal conviction a mandatory prerequisite for the withdrawal of a citizenship decision granted without the necessary statutory conditions.

    Consequently, the competent administration may be required to examine the original citizenship conditions separately from the outcome of the criminal prosecution.

    Nevertheless, the sufficiency, accuracy and legality of the facts relied upon by the administration remain subject to judicial review.

    15. How Does a Criminal Acquittal Affect an Administrative Citizenship Case?

    An acquittal is a judgment delivered by a criminal court in accordance with criminal procedure.

    Not all acquittals rest on the same legal reasoning. Article 223 of the Criminal Procedure Code provides for acquittal in circumstances that may concern the absence of a criminal offence, the fact that the defendant did not commit the act or insufficient proof of criminal guilt, among other statutory grounds.

    15.1. An Acquittal Does Not Automatically Annul Administrative Withdrawal

    If the administration has already issued a citizenship withdrawal decision, a criminal acquittal does not automatically extinguish that separate administrative act.

    However, the criminal court’s findings regarding material facts may be significant where the administration relied on allegations involving the same conduct.

    15.2. The Presumption of Innocence

    The presumption of innocence is protected under Article 38 of the Turkish Constitution and Article 6(2) of the European Convention on Human Rights.

    Administrative or public statements that categorically treat a person as criminally guilty without a final conviction may, depending on their wording and circumstances, raise separate concerns under this principle.

    Nevertheless, an administrative assessment of objective citizenship conditions does not necessarily amount to a criminal finding of guilt.

    16. Cancellation and Withdrawal Under Turkish Citizenship Law No. 5901

    Articles 31 and 40 are of particular importance when allegations arising from criminal investigations are also examined in nationality proceedings.

    16.1. Article 31: False Declarations and Concealment of Material Facts

    Article 31 concerns cancellation of a citizenship acquisition decision where the acquisition resulted from false declarations by the individual or concealment of material circumstances relevant to the original decision.

    The analysis must determine which declaration was allegedly false, what material fact was concealed and how that conduct affected the acquisition of Turkish citizenship.

    A valuation report prepared by an independent professional and subsequently found to be inaccurate must be distinguished from an investor knowingly using a report that they understand to be fraudulent.

    16.2. Article 40: Decisions Granted Without the Required Legal Conditions

    Article 40 provides for the withdrawal of decisions concerning citizenship acquisition or loss where the required legal conditions were absent or the decision was issued in duplicate.

    The essential question is whether the necessary conditions existed at the time the original nationality decision was made.

    Therefore, the absence of proven criminal liability does not, in every case, suffice to establish that citizenship cannot be withdrawn under Article 40.

    Conversely, the administration must support a withdrawal decision with legally relevant and adequately established facts demonstrating that the original statutory requirements were not met.

    16.3. Different Temporal Consequences

    Under Article 32, a cancellation decision takes effect from the date of that decision and also applies to spouses and children who acquired Turkish citizenship dependently through the affected individual.

    For withdrawal, Article 66 of the Regulation on the Implementation of the Turkish Citizenship Law provides that the withdrawn decision becomes ineffective from the date of the original decision.

    The difference may affect family relationships, nationality acquired through birth, historical transactions and other legal statuses.

    For a detailed examination, see our earlier research on cancellation and withdrawal of Turkish citizenship acquired through investment.

    17. What Do the Council of State’s 2026 Decisions Show About Criminal and Administrative Law?

    17.1. Council of State, 10th Chamber, E.2024/3835, K.2026/324, February 4, 2026

    This case concerned withdrawal of citizenship previously acquired through exceptional naturalisation, with the administration relying on national-security and public-order considerations.

    The Council of State emphasised the need for concrete, sufficient and serious factual grounds supporting a decision to withdraw citizenship.

    The court also considered the distinction between circumstances existing at the date of naturalisation and subsequent events unrelated to the original statutory conditions.

    In light of the circumstances in the relevant file, the court annulled the withdrawal decision.

    Legal significance: Administrative authority to withdraw citizenship does not eliminate the need to establish an adequate factual and legal basis for the measure.

    Read the Council of State Decision E.2024/3835, K.2026/324.

    17.2. Council of State, 10th Chamber, E.2024/405, K.2026/361, February 5, 2026

    This case concerned an individual who acquired Turkish citizenship through property investment.

    The relevant authorities determined that documents concerning the foreign-exchange purchase transactions had been inaccurately prepared, and the investment certificate of conformity was subsequently cancelled.

    The Council of State examined whether the statutory requirements for acquiring citizenship through investment had actually been fulfilled.

    The absence of a separate legal challenge to the certificate’s cancellation was also significant to the assessment.

    The court dismissed the action challenging the withdrawal of citizenship.

    Legal significance: The objective legal conditions of the investment may remain decisive in administrative citizenship proceedings independently of questions concerning the investor’s personal criminal liability.

    Read the Council of State Decision E.2024/405, K.2026/361.

    17.3. Comparative Legal Assessment

    These decisions do not establish contradictory legal principles. They demonstrate the application of the nationality framework to different factual circumstances.

    Both concern the existence of the legal conditions required at the time of the original citizenship acquisition.

    In one case, the factual grounds for withdrawal were considered inadequate. In another, the court accepted that the necessary investment conditions had not been established as fulfilled in the circumstances.

    Accordingly, allegations originating in a criminal investigation must be supported by legally relevant facts concerning the citizenship acquisition before they can justify the applicable administrative measure.

    The finality and subsequent appellate history of each decision must be checked in any individual proceeding.

    18. Administrative Litigation Against Turkish Citizenship Cancellation or Withdrawal

    18.1. The Competent Court

    The court with jurisdiction depends on which authority issued the administrative act being challenged.

    Under Article 24 of Council of State Law No. 2575, the Council of State acts as a court of first instance in annulment proceedings challenging Presidential decisions.

    Different administrative acts, such as cancellation of an investment certificate by another authority, may require proceedings before a different competent administrative court.

    18.2. Filing Deadlines

    Under Article 7 of Administrative Judicial Procedure Law No. 2577, the general judicial filing period before the Council of State and administrative courts is 60 days unless a different statutory period applies.

    The applicable starting date must be evaluated with reference to the administrative act, notification requirements and the circumstances of the particular case.

    For individuals living abroad, previously completed notifications to authorised legal representatives may be particularly important.

    18.3. Administrative Applications

    A qualifying administrative application submitted in accordance with Article 11 may affect the running of the judicial filing period.

    However, not every enquiry, request for a file copy or application for information automatically suspends the deadline.

    18.4. Suspension of Execution

    Under Article 27, filing an administrative annulment action does not automatically suspend execution of the contested decision.

    A suspension-of-execution request requires the court to assess the cumulative legal conditions, including manifest unlawfulness and damage that would be difficult or impossible to remedy.

    Consequences affecting passports, residence, family life, professional activity and business management may be relevant to that assessment.

    Nevertheless, such consequences do not guarantee that interim relief will be granted.

    18.5. Use of Criminal Evidence in Administrative Litigation

    Lawfully obtained expert reports, banking analyses, interview records and other evidence from criminal proceedings may be relevant in administrative litigation under the applicable procedural rules.

    Where criminal evidence contradicts a material allegation relied upon by the administration, identifying and explaining that inconsistency may be important.

    However, restrictions arising from investigation confidentiality, personal-data protection and rules concerning the lawful acquisition of evidence must be respected.

    19. How Should Criminal and Administrative Citizenship Proceedings Be Coordinated?

    An investor may face criminal proceedings and administrative review arising from the same property transaction.

    Handling those processes without consideration of their factual overlap may create risks of inconsistent explanations, incomplete evidence and missed procedural deadlines.

    However, coherent representation does not mean mechanically submitting the same statements in every proceeding. Each legal process has distinct questions, procedural safeguards and evidentiary requirements.

    19.1. Establish the Current Official Status

    The existence of a criminal investigation, the competent prosecution office, the individual’s procedural capacity and any questioning or protective measures should be established to the extent legally possible.

    Separately, the existing citizenship status, investment conformity documents and any adverse administrative decisions must be examined.

    19.2. Prepare a Chronology of the Investment

    The relevant dates should be organised chronologically, including contract execution, banking transactions, title deed transfer, appraisal, certificate of conformity, citizenship application, naturalisation and subsequent administrative or criminal measures.

    19.3. Identify Individual Conduct

    The analysis must distinguish acts performed personally by the investor from documents prepared by third parties and representations made by intermediaries.

    Personal conduct is central to criminal liability, while administrative law additionally requires consideration of the objective legal conditions of the citizenship acquisition.

    19.4. Preserve Documents and Financial Evidence

    Historical bank statements, SWIFT records, old valuation reports, title deed documents, correspondence and contracts may become difficult to retrieve several years after a transaction.

    Lawful collection and preservation of original documents, transaction histories and relevant digital records are therefore important.

    19.5. Distinguish Technical Findings from Criminal Intent

    The historical value of a property is a technical valuation question.

    Whether a particular investor knowingly participated in criminal forgery or fraud is a separate legal question.

    An expert report may be important evidence, but does not automatically establish the investor’s intention or all the required elements of a criminal offence.

    19.6. Protect Independent Administrative Deadlines

    Awaiting the conclusion of a criminal investigation does not automatically suspend the filing period for an administrative lawsuit challenging a citizenship decision.

    Where an individual decision has already been issued, the available administrative applications and judicial deadlines require independent attention.

    20. Frequently Asked Questions About Turkish Citizenship and Criminal Investigations

    Does a criminal investigation mean my Turkish citizenship has been cancelled?

    No. A criminal investigation and an individual administrative decision terminating citizenship are different legal matters.

    I have been summoned to the police. Does an arrest warrant exist?

    A summons does not automatically establish the existence of an arrest warrant. Any applicable judicial measures require separate verification.

    Can I have a lawyer present during questioning?

    Yes. Suspects are entitled to the assistance of defence counsel under the relevant provisions of the Criminal Procedure Code, including Articles 149 and 150.

    I do not speak Turkish. Can I request an interpreter?

    Interpretation assistance is available under the applicable legal conditions. Article 202 governs relevant interpreter rights.

    Does a file-access restriction mean that my lawyer cannot obtain any information?

    No. The scope of the restriction and the applicable statutory exceptions must be evaluated separately.

    Will KYOK guarantee that I retain Turkish citizenship?

    No. KYOK concerns criminal prosecution, whereas compliance with the objective legal requirements for nationality requires a separate administrative assessment.

    Can a KYOK decision support my citizenship case?

    Yes, potentially. Its factual findings may be relevant where they concern allegations relied upon by the administration.

    Will an acquittal automatically reverse a citizenship withdrawal?

    No. Administrative withdrawal must be addressed through the appropriate administrative or judicial mechanisms.

    I did not prepare the appraisal report. Can I still face criminal liability?

    Criminal liability depends on the individual’s conduct and the statutory elements of the alleged offence. A third party’s conduct cannot automatically be attributed to the investor.

    I genuinely paid for the property. Is that enough?

    Genuine payment is important evidence, but the property, investment amount, applicable historical rules and other statutory conditions must also be assessed.

    Can I bring an administrative case while the criminal investigation is ongoing?

    Where an administrative act exists and the legal conditions for judicial review are satisfied, completion of the criminal investigation is not necessarily required.

    Does filing a citizenship lawsuit automatically suspend the administrative decision?

    No. A separate suspension-of-execution decision may be necessary under Article 27 of Administrative Judicial Procedure Law No. 2577.

    Is every purchaser from an investigated developer considered a suspect?

    No. A criminal investigation concerning a developer does not establish that every purchaser has the same procedural status.

    Does living abroad stop a Turkish criminal investigation?

    No. Residence outside Türkiye does not automatically terminate an investigation. The procedures for taking statements and other measures depend on the applicable legal framework.

    Can legal preparation begin before any citizenship withdrawal decision is issued?

    Depending on the circumstances, it may be possible to verify official status, preserve documents, examine investment compliance and prepare relevant legal or technical submissions.

    21. Conclusion: Criminal Liability, Administrative Legality and Citizenship Status Require Separate Examination

    The citizenship investigations conducted in 2025 and 2026 demonstrate the complex consequences that allegations concerning investment transactions may produce under Turkish criminal and administrative law.

    Claims involving fraudulent property valuation reports, sham sales, artificial currency transfers, document forgery and fraud require serious legal investigation.

    Nevertheless, personal criminal liability and fulfilment of the objective statutory requirements for citizenship are separate matters.

    Criminal responsibility is personal. Alleged unlawful conduct by a developer, appraiser, company or intermediary does not automatically establish that every investor dealing with that person participated in a criminal offence.

    Conversely, a decision not to prosecute or the absence of a criminal conviction does not itself prove that all investment requirements were satisfied at the date of naturalisation.

    The distinction between Articles 31 and 40 of Law No. 5901 is central. Article 31 addresses cancellation where citizenship resulted from false declarations or concealment of material facts attributable to the individual. Article 40 addresses withdrawal of decisions issued without the required statutory conditions or as duplicates.

    These legal mechanisms have distinct conditions, consequences and forms of judicial review.

    The Council of State’s published decisions in 2026 also demonstrate that citizenship withdrawal requires legally relevant and adequately established factual grounds. Where the underlying statutory conditions were not fulfilled, withdrawal may be found lawful; where those conditions are not properly established, the administrative act may be annulled.

    For an investor affected by a criminal investigation, the appropriate starting point is to determine the nature of the allegations and procedural status, reconstruct the genuine economic transaction, examine the citizenship file, identify any existing adverse administrative decision and preserve the relevant statutory filing deadlines.

    The central legal principle is that personal criminal responsibility and administrative review of objective nationality requirements cannot be substituted for one another. Effective legal protection requires these questions to be considered together, but under their respective statutory standards.

    23. Legislation, Case Law and References

    A. Constitutional and Statutory Sources

    1. Constitution of the Republic of Türkiye, particularly Articles 36, 38, 66 and 125. Constitutional Court – Official Text.
    2. Turkish Citizenship Law No. 5901, particularly Articles 12, 31, 32, 40 and 41. Official Legislation.
    3. Criminal Procedure Code No. 5271, particularly Articles 2, 67, 100, 109, 145, 147, 148, 149, 150, 153, 157, 170, 172, 173, 202 and 223. Official Legislation.
    4. Turkish Penal Code No. 5237, particularly Articles 20, 79, 157, 158, 204, 206, 207 and 220. Official Legislation.
    5. Administrative Judicial Procedure Law No. 2577, particularly Articles 7, 8, 11 and 27. Published Statutory Text.
    6. Council of State Law No. 2575, particularly Article 24.
    7. Civil Procedure Code No. 6100, particularly Article 400 and following provisions.
    8. Regulation on the Implementation of the Turkish Citizenship Law, particularly Articles 20 and 66.
    9. European Convention on Human Rights, Article 6(2).

    B. Council of State Decisions

    1. Council of State, 10th Chamber, February 4, 2026, E.2024/3835, K.2026/324. Full Decision.
    2. Council of State, 10th Chamber, February 5, 2026, E.2024/405, K.2026/361. Full Decision.
    3. Council of State, 10th Chamber, December 30, 2025, E.2025/6295, K.2025/7133. Notification and time-bar issues. Full Decision.

    C. Official Announcements and News Reporting

    1. Turkish Ministry of Justice, August 4, 2026. Official Announcement Concerning 687 Individuals.
    2. Anadolu Agency, September 24, 2025. Investigation Into Sham Real Estate Transactions.
    3. Anadolu Agency, September 21, 2026. Second-Wave Citizenship Investigation.
    4. Anadolu Agency, September 25, 2026. Pretrial Detention and Judicial Supervision Measures.

    Methodological Note: Statements attributed to investigative or administrative authorities are presented as official allegations or reported findings, not automatically as final judicial determinations. Each criminal allegation and citizenship decision requires individual consideration. Statutory amendments and subsequent appellate decisions must be checked when applying this research to a particular case.

    About the Author

    Attorney Murat Can Dolğun
    Istanbul Bar Association – Registration No. 75860
    TD Law Firm & Legal Consultancy
    Lecturer in Law – Istanbul University-Cerrahpaşa

    Practice Areas: Turkish Citizenship Law, Immigration Law, Criminal Defence, Administrative Litigation, Private International Law, Real Estate Disputes and Foreign Investment.

    Contact Information

    Office: Istanbul World Trade Center (IDTM), Block A2, Office 206, Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul, Türkiye.

    Telephone: +90 212 299 44 22
    WhatsApp: +90 507 475 44 22
    Email: av.muratcandolgun@gmail.com
    Website: dolgun.av.tr

    Legal Disclaimer: This article is prepared for general legal and academic information only. It does not constitute advice concerning any specific criminal or administrative case, nor does it guarantee non-prosecution, acquittal, preservation or restoration of Turkish citizenship. The applicable legislation, individual investigation file, administrative records, evidence and procedural deadlines must be examined in each case.

    © 2026 DOLĞUN AKADEMİ | ATTORNEY MURAT CAN DOLĞUN

  • YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    Özet

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (“TVK”) m.12 ile Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (“TVKUY”) m.20 çerçevesinde düzenlenen istisnai vatandaşlık kazanma yollarından biridir. Özellikle taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlıkta yatırımın mevzuatta öngörülen miktar ve şartları taşıması, ilgili idari makamlar tarafından yatırım şartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi ve nihayet yetkili makam tarafından vatandaşlığın kazanılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna yansıyan ceza soruşturmaları ve idari incelemeler sonucunda, geçmiş yıllarda yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış çok sayıda kişinin hukuki statüsü yeniden inceleme konusu olmuştur. Soruşturmalar özellikle düşük bedelli taşınmazların gerçeğe aykırı veya sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterilmesi, muvazaalı taşınmaz satışları yapılması, vatandaşlık için gerekli yatırım miktarının gerçekte karşılanmadığı halde karşılanmış gibi gösterilmesi ve görünürde gerçekleştirilen para hareketlerinin sonradan tersine çevrilmesi iddiaları üzerinde yoğunlaşmaktadır.

    4 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna açıklanan soruşturmada, düşük bedelli gayrimenkullerin sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterilerek muvazaalı satış işlemleri üzerinden vatandaşlık kazandırıldığı iddia edilmiş; Adalet Bakanlığının açıklamasında bu yöntemle vatandaşlık kazandığı belirtilen 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesine yönelik yasal sürecin başlatıldığı bildirilmiştir.

    T.C. Adalet Bakanlığı:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Bununla birlikte, bir müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi ile o kişi veya kuruluşla işlem yapan yatırımcının vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığının kabulü birbirinden farklı hukuki meselelerdir.

    Her yatırımcı bakımından yatırımın gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat, yatırımın gerçek ekonomik niteliği, taşınmazın yatırım tarihindeki değeri, para hareketleri, yatırımcının üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen usulsüzlüklerden haberdar olup olmadığı ve vatandaşlık kararının hangi kanuni sebebe dayanılarak sona erdirildiği ayrı ayrı incelenmelidir.

    Bu incelemede özellikle TVK m.31’de düzenlenen vatandaşlığı kazanma kararının iptali ile TVK m.40’ta düzenlenen vatandaşlık kararının geri alınması birbirinden ayrılmalıdır.

    I. YATIRIM YOLUYLA TÜRK VATANDAŞLIĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ

    Yatırım yoluyla vatandaşlık, özel hukuk kişileri tarafından “satılan” bir vatandaşlık türü değildir. Müteahhit veya gayrimenkul şirketi taşınmaz satabilir; aracı veya danışmanlık şirketi yatırım ve başvuru sürecine ilişkin hizmet sunabilir. Ancak Türk vatandaşlığının kazanılmasına karar verme yetkisi Devlete aittir.

    TVK m.12, istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılabileceği halleri düzenlemektedir. Yatırımın türü ve miktarı ise esas olarak TVKUY m.20/2 kapsamında belirlenmektedir.

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık bakımından güncel sistemde en az 400.000 ABD doları veya karşılığı döviz tutarında taşınmaz edinilmesi ve mevzuatta öngörülen şekilde üç yıl süreyle satış yapılmaması şartı bulunmaktadır.

    Ancak günümüzde geçerli 400.000 ABD doları sınırı geçmişte tamamlanmış bütün yatırımlar bakımından esas alınamaz. Yatırım miktarları ve başvuru şartları yıllar içerisinde değiştirilmiştir. Bu nedenle geçmiş tarihli bir vatandaşlık dosyası, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre değerlendirilmelidir.

    Başka bir ifadeyle bugün yapılacak incelemede yalnızca mevcut mevzuata değil, vatandaşlığın kazanılmasına esas yatırımın yapıldığı tarihteki hukuki rejime bakılması gerekir.

    II. DEĞERLEME RAPORU VE UYGUNLUK BELGESİNİN HUKUKİ ÖNEMİ

    Taşınmaz yoluyla vatandaşlık sisteminde yatırımcının yalnızca bir taşınmaz satın alması yeterli değildir. Taşınmazın vatandaşlık mevzuatında aranan yatırım şartlarını taşıdığına ilişkin idari inceleme ve tespit süreci bulunmaktadır.

    Bu süreçte değerleme raporları, tapu kayıtları, yatırım tutarının tespiti ve uygunluk belgesi merkezi öneme sahiptir.

    Uygunluk belgesi, yatırımcının tek taraflı beyanıyla veya yalnızca satıcının açıklamasıyla meydana gelen bir belge değildir. İlgili kamu makamı, yatırımın mevzuatta aranan şartları taşıyıp taşımadığına ilişkin bir değerlendirme yapmaktadır.

    Dolayısıyla geçmişte verilmiş vatandaşlık kararları yeniden incelenirken yatırımcının yalnızca müteahhit veya diğer özel hukuk kişileriyle ilişkisi değil, vatandaşlık kararına kadar gerçekleştirilen idari incelemeler de dikkate alınmalıdır.

    Bununla birlikte uygunluk belgesinin geçmişte düzenlenmiş olması, vatandaşlık kararının hiçbir durumda geri alınamayacağı anlamına gelmez. TVK m.40, hukuki şartlar oluşmadan verilen vatandaşlık kararlarının sonradan geri alınabilmesine ilişkin açık bir kanuni düzenleme içermektedir.

    Bu nedenle iki uç yaklaşım da hukuken isabetli değildir.

    İdarenin geçmişte uygunluk belgesi düzenlemiş olması, vatandaşlık kararını her türlü hukuki denetimin dışında bırakmaz.

    Buna karşılık, değerleme kuruluşu veya müteahhit hakkında soruşturma yürütülmesi de o kişi veya kuruluşla işlem yapan bütün yatırımcıların vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Her dosya kendi maddi ve hukuki özellikleri çerçevesinde incelenmelidir.

    III. 2025 YILINDAKİ MUVAZAALI GAYRİMENKUL SATIŞI SORUŞTURMASI

    Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemlerine ilişkin geniş kapsamlı soruşturmalar 2026 yılıyla sınırlı değildir.

    24 Eylül 2025 tarihinde kamuoyuna yansıyan İstanbul merkezli ve 19 ili kapsayan bir soruşturmada, muvazaalı gayrimenkul satışları üzerinden yabancı yatırımcılara Türk vatandaşlığı kazandırıldığı iddia edilmiştir.

    Soruşturma makamlarının kamuoyuna yansıyan açıklamalarına göre, 451 yabancı yatırımcıya aileleriyle birlikte vatandaşlık kazandırıldığı; vatandaşlık için gerekli yabancı sermayenin gerçekte Türkiye’ye girmediği, hayali para hareketleri oluşturulduğu ve taşınmazların gerçek değerlerinin üzerinde gösterildiği ileri sürülmüştür.

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Soruşturmanın sonraki aşamalarına ilişkin haberlerde, bazı taşınmazların vatandaşlık işlemlerinden sonra önceki maliklere veya bağlantılı kişilere geri döndürülmesini sağlayacak düzenlemeler yapıldığı da iddia edilmiştir.

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Bu iddiaların doğrulanması halinde işlemlerin gerçek ekonomik niteliği ile resmi belgelerde oluşturulan hukuki görünüm arasında önemli farklılıkların bulunduğu sonucuna ulaşılması mümkün olabilir.

    Ancak ceza soruşturmasında ileri sürülen iddiaların kesinleşmiş mahkumiyet hükmü olmadığı özellikle belirtilmelidir.

    IV. 2026 YILINDA 687 KİŞİYİ İLGİLENDİREN SORUŞTURMA

    4 Ağustos 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinasyonunda yürütülen geniş kapsamlı soruşturmanın ayrıntıları kamuoyuna duyurulmuştur.

    Resmi açıklamada;

    “düşük bedelli gayrimenkulleri sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli göstererek muvazaalı satış işlemleri üzerinden Türk vatandaşlığı”

    kazandırıldığı iddiasına yer verilmiştir.

    T.C. Adalet Bakanlığı:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Açıklamaya göre vatandaşlık kazanımı için Türkiye’ye girmesi gereken yaklaşık 2,5 milyar TL’nin ülkeye girmediği ve bunun yerine hayali para transferleri gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür.

    Yedi şirkete el konularak kayyum atanmış, 1.045 taşınmaz ile çeşitli malvarlığı değerleri hakkında tedbir uygulanmış ve soruşturma konusu yöntemle vatandaşlık kazandığı belirtilen 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesi amacıyla yasal sürecin başlatıldığı açıklanmıştır.

    Aynı soruşturma Anadolu Ajansı tarafından da haberleştirilmiştir:

    Soruşturmanın ilerleyen aşamasında gözaltına alınan 80 şüpheliden 32’sinin tutuklandığı bildirilmiştir:

    Burada soruşturma makamlarının kullandığı “sahte ekspertiz”, “muvazaalı satış” ve benzeri nitelendirmelerin soruşturma kapsamındaki iddiaları ifade ettiği gözden kaçırılmamalıdır. Soruşturma, gözaltı veya tutuklama kararı kesinleşmiş mahkumiyet hükmü değildir. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

    V. TVK M.31: YALAN BEYAN VEYA ÖNEMLİ HUSUSLARIN GİZLENMESİ NEDENİYLE İPTAL

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m.31 hükmü şöyledir:

    “Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.”

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Hükmün lafzı son derece önemlidir.

    Kanun, vatandaşlığın kazanılması sürecinde herhangi bir hukuka aykırılığın ortaya çıkmasını tek başına iptal sebebi olarak düzenlememiştir.

    TVK m.31’in uygulanabilmesi için vatandaşlığın kazanılmasının “ilgilinin yalan beyanı” veya “vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi” sonucunda gerçekleşmiş olması gerekir.

    Dolayısıyla TVK m.31’e dayanılan bir işlemde yatırımcının hangi beyanının gerçeğe aykırı olduğu veya hangi önemli hususu gizlediği somutlaştırılmalıdır.

    Gerçeğe aykırı beyan veya gizlenen husus ile vatandaşlığın kazanılması arasında nedensellik bağı da bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle, gerçek durum idarece bilinseydi vatandaşlığın kazanılmasına karar verilip verilmeyeceği önem taşımaktadır.

    Bu özellik, TVK m.31’i vatandaşlık kazanma kararındaki her türlü hukuka aykırılığın giderilmesini sağlayan genel bir hüküm olmaktan çıkarmaktadır.

    VI. ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN FİİLLERİ YATIRIMCIYA KENDİLİĞİNDEN İSNAT EDİLEMEZ

    Güncel uyuşmazlıkların en önemli hukuki sorunlarından biri, müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen fiillerin yatırımcı bakımından hangi sonuçları doğuracağıdır.

    TVK m.31’in lafzı “ilgilinin” yalan beyanını veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesini esas almaktadır.

    Bu nedenle değerleme uzmanının gerçeğe aykırı rapor düzenlemiş olması, yatırımcının raporun gerçeğe aykırı olduğunu bildiğini tek başına kanıtlamaz.

    Müteahhidin bazı satışlarda muvazaalı işlemler gerçekleştirdiğinin ileri sürülmesi de o müteahhitten taşınmaz satın alan bütün yatırımcıların söz konusu işlemlere bilerek katıldıklarının kabulü için tek başına yeterli değildir.

    Her yatırımcı bakımından bireyselleştirilmiş inceleme yapılması gerekir.

    Özellikle;

    yatırımcının ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğunu bilip bilmediği,

    raporda yer alan değerin yükseltilmesine ilişkin herhangi bir talimat veya müdahalesinin bulunup bulunmadığı,

    satış bedelinin bir bölümünün kendisine geri döneceğini bilip bilmediği,

    gerçekten herhangi bir bedel iadesi alıp almadığı,

    vatandaşlık başvurusu sırasında gerçeğe aykırı herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı,

    vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli bir hususu bilerek gizleyip gizlemediği

    somut deliller üzerinden belirlenmelidir.

    Üçüncü kişinin fiili ile yatırımcının fiilinin özdeşleştirilmesi, özellikle TVK m.31’in açık lafzı karşısında hukuken sorunludur.

    VII. TVK M.40: HUKUKİ ŞARTLAR OLUŞMADAN VERİLEN KARARIN GERİ ALINMASI

    TVK m.40 hükmü şöyledir:

    “Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır.”

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    TVK m.40’ın konusu TVK m.31’den farklıdır.

    M.31 ilgilinin yalan beyanına veya önemli bir hususu gizlemesine odaklanırken, m.40 vatandaşlık kararının verildiği sırada hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığıyla ilgilidir.

    Bu nedenle yatırımcının herhangi bir hileli davranışı bulunmadığı halde vatandaşlık kararının verilmesi için gerekli objektif hukuki şartlardan birinin başlangıçta gerçekte bulunmadığı sonradan ortaya çıkabilir.

    Örneğin yatırımcı ekspertiz raporunun doğruluğuna güvenmiş ve herhangi bir yanıltıcı davranışta bulunmamış olabilir. Buna karşılık taşınmazın vatandaşlık kararının verildiği tarihteki gerçek değerinin, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuatta aranan yatırım miktarının altında olduğu somut ve güvenilir verilerle ortaya konulabilir.

    Bu durumda TVK m.31’deki yalan beyan veya gizleme şartlarının bulunup bulunmadığı ile TVK m.40 kapsamında vatandaşlığın kazanılması için gerekli objektif hukuki şartların oluşup oluşmadığı birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

    VIII. TVK M.31 İLE M.40 ARASINDAKİ AYRIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

    TVK m.31 ile TVK m.40 aynı hukuki sonucu farklı ifadelerle düzenleyen hükümler değildir.

    M.31 bakımından temel soru şudur:

    Vatandaşlık, ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli bir hususu gizlemesi sonucunda mı kazanılmıştır?

    M.40 bakımından ise temel soru şudur:

    Vatandaşlık kararının verildiği tarihte vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartlar gerçekten mevcut mudur?

    Bu ayrım yalnızca teorik veya terminolojik değildir.

    İdari işlemin kanuni dayanağını, işlemin sebep unsurunu, idarenin ortaya koyması gereken maddi vakıaları ve ilgilinin ileri sürebileceği hukuki savunmaları doğrudan etkilemektedir.

    Yatırımcının gerçeğe aykırı beyanda bulunması ile idarenin kendi incelemesi sırasında yatırım şartlarının gerçekleştiğini hatalı biçimde kabul etmesi aynı hukuki olgu değildir.

    IX. İDARENİN HATASI, HUKUKİ GÜVENLİK VE GERİ ALMA

    Vatandaşlık kazanma kararı bir idari işlemdir. Hukuka aykırı idari işlemlerin geri alınması meselesi ise hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkeleriyle yakından ilişkilidir.

    Özellikle hukuka aykırılığın ilgilinin hilesinden değil, idarenin kendi değerlendirme veya inceleme hatasından kaynaklandığı durumlarda, hak doğurucu bir işlemin sonradan geri alınmasının sınırları idare hukuku öğretisinde uzun süredir tartışılmaktadır.

    TVK m.40’ta geri alma bakımından açık bir süre öngörülmemiş olması, hukuki güvenlik tartışmasını ortadan kaldırmamaktadır.

    Vatandaşlık, kişinin hukuki statüsünün ve sosyal kimliğinin temel unsurlarından biridir. Kişinin vatandaşlık statüsüne güvenerek yıllar içerisinde aile hayatını, ekonomik faaliyetlerini, mesleki ilişkilerini ve yerleşim düzenini oluşturmuş olması; somut olayın özelliklerine göre hukuki güvenlik, idari istikrar ve ölçülülük ilkeleri yönünden değerlendirilmesi gereken bir olgudur.

    Bununla birlikte, ilgilinin hilesi veya bilinçli biçimde gerçekleştirdiği yanlış beyan ile idarenin kendi inceleme ve değerlendirme hatasının aynı hukuki sonuçlara tabi tutulması da mümkün değildir.

    X. VATANDAŞLIĞIN KANUNİLİĞİ İLKESİ

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.66/3 hükmü şöyledir:

    “Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    Bu hüküm vatandaşlığın kazanılması kadar kaybı bakımından da kanunilik ilkesini güvence altına almaktadır.

    Vatandaşlık statüsünün sona erdirilmesinin kanuni dayanağının açık şekilde ortaya konulması ve somut olayın kanunda öngörülen kayıp sebebinin unsurlarını karşılaması gerekir.

    Bu nedenle alt düzenleyici işlemler, genelgeler veya idari Usul ve Esaslar, TVK m.31 ve m.40’ın kanuni kapsamını genişletecek şekilde yorumlanamaz.

    Vatandaşlığın sona erdirilmesi gibi ağır hukuki sonuç doğuran bir işlemde idarenin hangi kanun hükmüne dayandığı ve söz konusu hükmün hangi maddi vakıalar nedeniyle uygulanabilir hale geldiği açıkça ortaya konulmalıdır.

    XI. YATIRIM TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN MEVZUAT ESAS ALINMALIDIR

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık bakımından bugün geçerli olan 400.000 ABD doları sınırı geçmişteki bütün yatırımlar bakımından kullanılabilecek tek ölçüt değildir.

    Yatırım miktarları ve diğer şartlar yıllar içerisinde birden fazla kez değiştirilmiştir.

    Bu nedenle geçmiş tarihli bir dosyada;

    yatırımın gerçekleştirildiği tarih,

    o tarihte yürürlükte bulunan yatırım miktarı,

    taşınmaz ediniminin tamamlandığı tarih,

    uygunluk belgesinin düzenlendiği tarih,

    vatandaşlık başvurusunun tarihi

    ve vatandaşlık kararının verildiği tarih

    birlikte incelenmelidir.

    Güncel yatırım miktarının geçmişte tamamlanmış bir yatırımın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde doğrudan ölçüt alınması mümkün değildir.

    XII. SAHTE VEYA GERÇEĞE AYKIRI EKSPERTİZ İDDİASINDA TAŞINMAZIN GERÇEK TARİHSEL DEĞERİ

    Ekspertiz raporunun sahte veya gerçeğe aykırı olduğunun ileri sürülmesi, taşınmazın gerçek değerinin ne olduğu sorusunu ortadan kaldırmaz.

    Aksine, uyuşmazlığın temel maddi meselelerinden biri taşınmazın yatırımın gerçekleştirildiği tarihteki gerçek piyasa değeridir.

    Örneğin vatandaşlık için gerekli yatırım miktarının 250.000 ABD doları olduğu bir dönemde taşınmazın ekspertiz raporunda 400.000 ABD doları olarak değerlendirildiği varsayılsın.

    Yıllar sonra söz konusu ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğu ileri sürüldüğünde yalnızca raporu hazırlayan kişinin hukuki durumuna bakılması yeterli değildir.

    Taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerinin 150.000 ABD doları mı, 280.000 ABD doları mı, yoksa 400.000 ABD dolarına yakın mı olduğu ayrıca belirlenmelidir.

    Bu nedenle geçmişe yönelik bağımsız değerleme yapılması gerekebilir.

    Aynı dönemde gerçekleştirilen emsal satışlar, aynı projedeki bağımsız satışlar, banka ekspertizleri, tapu kayıtları, proje fiyat listeleri, taşınmazın fiziki özellikleri, konumu ve yatırım tarihindeki piyasa şartları birlikte değerlendirilebilir.

    Objektif tarihsel veriler taşınmazın yatırım tarihinde zaten o tarihte geçerli kanuni yatırım miktarını karşıladığını ortaya koyuyorsa, ekspertiz raporunu düzenleyen kişinin başka işlemlerine ilişkin usulsüzlük iddiaları tek başına yatırımcının objektif vatandaşlık şartlarını sağlamadığını göstermez.

    XIII. PARA HAREKETLERİNİN BÜTÜN OLARAK İNCELENMESİ GEREKİR

    Güncel soruşturmalarda öne çıkan diğer unsur, vatandaşlık için gerekli yatırım bedelinin ekonomik olarak gerçekten ödenip ödenmediğidir.

    Bu nedenle yalnızca tek bir banka dekontunun incelenmesi yeterli olmayabilir.

    Paranın ekonomik hareket zinciri bir bütün olarak incelenmelidir.

    Yatırımcının parayı hangi kaynaktan elde ettiği, Türkiye’ye nasıl gönderdiği, hangi hesaba yatırdığı, satıcının bedeli gerçekten alıp almadığı ve vatandaşlık işlemlerinden sonra paranın doğrudan veya dolaylı şekilde yatırımcıya ya da onunla bağlantılı kişilere geri dönüp dönmediği belirlenmelidir.

    Örneğin yatırımcı görünürde 400.000 ABD doları göndermiş, ancak önceden yapılan anlaşma uyarınca vatandaşlık kazanıldıktan sonra bedelin önemli bir bölümü kendisine veya bağlantılı kişiye iade edilmişse yatırımın gerçek ekonomik niteliği ciddi biçimde tartışmalı hale gelecektir.

    Buna karşılık yatırımcı kanunen gerekli yatırım bedelini gerçekten ödemiş ve bedelin herhangi bir kısmı kendisine geri dönmemişse bu husus yatırımın gerçekliğinin değerlendirilmesinde önemli bir delildir.

    XIV. MÜTEAHHİT VEYA DEĞERLEME KURULUŞU HAKKINDA SORUŞTURMA BULUNMASININ HUKUKİ SONUCU

    Bir gayrimenkul şirketi, müteahhit, aracı veya değerleme uzmanı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi, bu kişi veya kuruluşlarla işlem yapan bütün yatırımcıların vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Aynı şirket tarafından yüzlerce taşınmaz satılmış olabilir.

    Bu taşınmazların bazılarının değeri gerçeğe aykırı biçimde yükseltilmiş, bazılarının gerçek piyasa değeri ise vatandaşlık için gerekli yatırım miktarını zaten karşılamış olabilir.

    Bazı yatırımcılara satış bedelinin bir bölümü geri dönmüş, bazı yatırımcılar ise herhangi bir geri ödeme almamış olabilir.

    Bazı yatırımcıların hukuka aykırı organizasyondan haberdar olduğu ileri sürülebilirken, bazı yatırımcılar resmi değerleme raporuna, tapu işlemine ve uygunluk belgesine güvenerek yatırım yapmış olabilir.

    Bu nedenle vatandaşlık statüsü bakımından toplu ve kategorik değerlendirme yerine dosya bazında, somut ve bireyselleştirilmiş inceleme yapılması gerekir.

    XV. İYİ NİYETLİ YATIRIMCININ HUKUKİ DURUMU

    İyi niyet kavramı yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarında dikkatli kullanılmalıdır.

    Yatırımcının iyi niyetli olması, vatandaşlık statüsünün her durumda korunması sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Bununla birlikte özellikle TVK m.31 bakımından yatırımcının bilgi ve davranışları son derece önemlidir.

    Yatırımcı;

    yatırım bedelini gerçekten ödemiş,

    bedelin herhangi bir kısmını geri almamış,

    taşınmazı resmi tapu işlemiyle edinmiş,

    yetkili sistem içerisinde hazırlanmış değerleme raporuna güvenmiş,

    uygunluk belgesi almış,

    mevzuatta öngörülen tasarruf sınırlamasına uymuş,

    sahte belge sunmamış,

    gerçeğe aykırı beyanda bulunmamış

    ve üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırılıktan haberdar olmamış olabilir.

    Böyle bir yatırımcının hukuki durumu ile muvazaalı yatırım organizasyonuna bilerek katılan kişinin hukuki durumunun aynı kabul edilmesi mümkün değildir.

    Buna karşılık, yatırımcının herhangi bir hilesi bulunmamasına rağmen vatandaşlık kararının verildiği tarihte kanunen aranan objektif yatırım şartının gerçekte oluşmadığı ortaya çıkabilir.

    Bu durumda TVK m.31 bakımından yatırımcıya isnat edilebilir yalan beyan veya gizleme bulunup bulunmadığı ile TVK m.40 bakımından objektif hukuki şartların oluşup oluşmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    XVI. İDARENİN KENDİ SİSTEMİNE GÜVENEN YATIRIMCI

    Yatırım yoluyla vatandaşlık prosedürü çok aşamalı bir idari süreçtir.

    Yatırımcı resmi tapu işlemini gerçekleştirmiş, yetkili sistem içerisinde hazırlanan değerleme raporunu kullanmış, yatırım uygunluk belgesini almış ve vatandaşlık başvurusunu resmi makamlar nezdinde tamamlamış olabilir.

    Bu işlemlerin varlığı TVK m.40’ın uygulanmasını mutlak biçimde engellemez.

    Ancak yatırımcının idarenin kurduğu ve denetlediği sisteme güvenerek hareket etmiş olması; somut olayın özelliklerine göre hukuki güvenlik, idari istikrar, meşru beklenti ve ölçülülük ilkeleri bakımından önem taşıyabilir.

    Özellikle hukuka aykırılığın yatırımcının hilesinden değil, yetkili kurumların inceleme veya değerlendirme hatasından kaynaklandığı durumlarda bu hususların yargısal denetimde ayrıca ele alınması gerekir.

    XVII. DANIŞTAY 10. DAİRE, E.2022/7637, K.2025/3313, 26.06.2025

    Danıştay 10. Dairesinin E.2022/7637, K.2025/3313 sayılı ve 26.06.2025 tarihli kararı doğrudan sahte ekspertiz veya gayrimenkul yatırımı uyuşmazlığına ilişkin değildir. Bununla birlikte TVK m.40’ın uygulanması ve vatandaşlık kararının geri alınmasının yargısal denetimi bakımından önemlidir.

    Kararda, vatandaşlığın geri alınmasını gerektiren sebeplerin somut olgulara dayanması ve vatandaşlığın kazanıldığı tarihte gerekli hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığının ortaya konulması gerektiği yönündeki değerlendirmeler öne çıkmaktadır.

    Sonradan ortaya çıkan bir olumsuz bilginin varlığı ile vatandaşlık kararının verildiği tarihte hukuki şartların bulunmaması aynı şey değildir.

    Bu yaklaşım yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıkları bakımından önem taşımaktadır.

    Örneğin bir müteahhit veya değerleme kuruluşu hakkında 2026 yılında soruşturma başlatılmış olması, geçmişte bu kişi veya kuruluşla işlem yapan belirli bir yatırımcının vatandaşlığı kazandığı tarihte kanuni şartları taşımadığını tek başına ortaya koymaz.

    Sonradan elde edilen bilginin, vatandaşlık kararının verildiği tarihte gerekli hukuki şartların gerçekte bulunmadığını gösterecek nitelikte olması gerekir.

    Danıştay 10. Daire, E.2022/7637, K.2025/3313:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    XVIII. DANIŞTAY 10. DAİRE, E.2021/279, K.2025/3174, 23.06.2025

    Danıştay 10. Dairesinin E.2021/279, K.2025/3174 sayılı ve 23.06.2025 tarihli kararı da TVK m.40 kapsamında önem taşımaktadır.

    Kararda vatandaşlığın geri alınmasına dayanak oluşturacak olguların “somut, yeterli ve ciddi bilgiler” ile ortaya konulması gerektiği kabul edilmiştir.

    İdari işlemin sebep unsuru bakımından idarenin işlemini gerçek ve hukuka uygun sebeplere dayandırması gerekmektedir.

    Bu yaklaşım yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarına uygulandığında, belirli bir şirket veya değerleme kuruluşu hakkında yürütülen soruşturmanın tek başına o kuruluşla geçmişte işlem yapan bütün yatırımcılar bakımından vatandaşlığın geri alınmasını gerektiren genel bir sebep olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.

    İdarenin her yatırımcı bakımından vatandaşlığın kazanıldığı tarihte hangi hukuki şartın gerçekleşmediğini somutlaştırması gerekir.

    Danıştay 10. Daire, E.2021/279, K.2025/3174:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    XIX. CEZA SORUŞTURMASI İLE VATANDAŞLIK İŞLEMİNİN YARGISAL DENETİMİ BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR

    Ceza soruşturması ile vatandaşlık kararının hukuka uygunluğuna ilişkin idari süreç aynı hukuki inceleme değildir.

    Ceza dosyasındaki banka kayıtları, ekspertiz belgeleri, iletişim kayıtları, para transferleri ve diğer deliller vatandaşlık uyuşmazlığı bakımından önemli olabilir.

    Ancak bir müteahhit, şirket yöneticisi, aracı veya değerleme uzmanının ceza soruşturmasında şüpheli olması, yatırımcının TVK m.31 kapsamında yalan beyanda bulunduğunu veya önemli bir hususu gizlediğini kendiliğinden ortaya koymaz.

    Aynı şekilde yatırımcının ceza soruşturmasında şüpheli sıfatıyla yer almaması da vatandaşlığın kazanılması için gerekli objektif şartların mevcut olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

    Ceza sorumluluğu ile vatandaşlık kazanma kararının idare hukuku bakımından geçerliliği farklı hukuki ölçütlere tabidir.

    Ceza soruşturmasında elde edilen deliller idari uyuşmazlıkta kullanılabilir; ancak vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin işlemin hukuka uygunluğu 5901 sayılı Kanun’un ilgili hükmünün unsurları esas alınarak ayrıca incelenmelidir.

    XX. VATANDAŞLIK İŞLEMİNE KARŞI YARGISAL KORUMA

    Vatandaşlığın iptali veya vatandaşlık kararının geri alınması idari işlem niteliğindedir ve yargısal denetime tabidir.

    Görevli yargı yeri, işlemi tesis eden makam dikkate alınarak belirlenmelidir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24 uyarınca Cumhurbaşkanı kararlarına karşı açılacak iptal davaları Danıştay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülmektedir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    Bununla birlikte yatırım yoluyla vatandaşlık dosyasında tek bir idari işlem bulunmayabilir.

    Yatırım uygunluk belgesinin iptal edilmesi ile vatandaşlık kazanma kararının iptali veya geri alınması birbirinden farklı idari işlemlerdir.

    Bu nedenle her dosyada;

    işlemi tesis eden makam,

    işlemin hukuki niteliği,

    işlemin kanuni dayanağı,

    tebliğ tarihi,

    uygunluk belgesine ilişkin önceki işlem

    ve vatandaşlık statüsünü doğrudan etkileyen nihai işlem

    ayrı ayrı incelenmelidir.

    XXI. DAVA AÇMA SÜRESİ

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.7/1 hükmü şöyledir:

    “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Bununla birlikte somut dosyada sürenin başlangıcı, işlemin tebliğ tarihi, dava konusu işlemin niteliği ve varsa idari başvurular dikkate alınarak ayrıca hesaplanmalıdır.

    Bu nedenle vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin bir kararın tebliğ edilmesi halinde dosyanın gecikmeksizin hukuki incelemeye alınması önemlidir.

    XXII. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI

    İptal davasının açılması, dava konusu idari işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurmaz.

    İYUK m.27/2’de;

    “Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda… yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.”

    hükmü yer almaktadır.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Vatandaşlık statüsünün sona erdirilmesi yalnızca kimlik veya pasaport belgesini ilgilendiren bir sonuç değildir.

    Somut olayın özelliklerine göre kişinin Türkiye’deki ikamet ve çalışma statüsü, seyahat imkanları, şirket faaliyetleri, bankacılık işlemleri, aile hayatı ve Türkiye’de oluşturduğu özel hayat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.

    Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebinde işlemin hukuka aykırılığı yanında, işlemin uygulanmasının ilgili kişi bakımından meydana getireceği somut ve bireysel zararların da ortaya konulması gerekir.

    XXIII. MÜTEAHHİT, SATICI VE ARACILARA KARŞI ÖZEL HUKUK YOLLARI

    Vatandaşlık kararına karşı yürütülecek idari yargı süreci ile müteahhit, satıcı, aracı veya diğer özel hukuk kişilerine karşı ileri sürülebilecek talepler birbirinden farklıdır.

    Taşınmaz açık biçimde “Türk vatandaşlığına uygun” bir yatırım olarak pazarlanmış ve yatırımcı bu taahhüde güvenerek taşınmazı satın almış olabilir.

    Taşınmazın gerçekte vaat edilen nitelikleri taşımaması veya vatandaşlık için gerekli yatırım şartlarını karşılamaması halinde sözleşmeye aykırılık hükümleri gündeme gelebilir.

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.112 şöyledir:

    “Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Somut olayın özelliklerine göre haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme hükümleri de ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle satış sözleşmesi yanında reklamlar, broşürler, proje sunumları, e-postalar, WhatsApp yazışmaları ve taşınmazın vatandaşlık şartlarını karşıladığına ilişkin diğer beyanların korunması önem taşımaktadır.

    XXIV. İHTİYATİ HACİZ VE İHTİYATİ TEDBİR

    Özellikle yüksek miktarlı yatırım uyuşmazlıklarında, yargılama sonunda elde edilecek hükmün fiilen icra edilebilir durumda kalması da önemlidir.

    Şartları mevcutsa para alacağı bakımından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.257 ve devamı kapsamında ihtiyati haciz talep edilebilir.

    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Uyuşmazlık konusu belirli bir mal veya hakkın korunması gerekiyorsa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.389 ve devamında düzenlenen ihtiyati tedbir hükümleri değerlendirilebilir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir farklı geçici hukuki koruma kurumlarıdır. Somut talebin niteliğine göre doğru hukuki koruma yolunun belirlenmesi gerekir.

    XXV. TÜKETİCİ HUKUKU BOYUTU

    Taşınmazı satın alan kişinin ticari veya mesleki amaçlarla hareket etmemesi halinde, somut işlemin niteliğine göre 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması da gündeme gelebilir.

    Ancak taşınmazın vatandaşlık amacıyla satın alınmış olması tek başına uyuşmazlığı tüketici uyuşmazlığı haline getirmez.

    Tarafların sıfatları, işlemin amacı ve sözleşmenin hukuki niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    XXVI. DOSYADA TOPLANMASI GEREKEN DELİLLER

    Bu tür uyuşmazlıklarda hukuki savunmanın merkezinde yatırım tarihindeki maddi gerçeğin yeniden ortaya konulması bulunmaktadır.

    Bu nedenle özellikle;

    vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin karar,

    vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin karar,

    tebligat evrakı,

    yatırım uygunluk belgesi,

    uygunluk belgesinin iptaline ilişkin işlem,

    tapu senedi ve resmi senet,

    satmama taahhüdüne ilişkin tapu kayıtları,

    satış veya satış vaadi sözleşmesi,

    ekspertiz ve değerleme raporları,

    Tutar Tespit Belgesi,

    döviz alım belgeleri,

    banka dekontları,

    SWIFT kayıtları,

    yatırım dönemindeki banka hesap hareketleri,

    faturalar ve makbuzlar,

    satıcı, müteahhit ve aracılarla yapılan yazışmalar,

    e-posta ve WhatsApp kayıtları,

    vatandaşlığa uygunluk vaadi içeren reklam ve tanıtım materyalleri,

    yatırım bedelinin yatırımcıya geri dönmediğini gösteren banka kayıtları,

    yatırım tarihindeki emsal taşınmaz değerleri

    ve varsa ceza soruşturmasına ilişkin erişilebilir belgeler

    birlikte değerlendirilmelidir.

    Amaç yalnızca çok sayıda belge sunmak değil, yatırım tarihinde gerçekleşen ekonomik işlemi ve yatırımcının bireysel davranışını mümkün olduğunca nesnel delillerle yeniden ortaya koymaktır.

    XXVII. ANAYASA MAHKEMESİ VE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

    Olağan idari yargı yollarının tüketilmesinden sonra, somut olayda Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanında bulunan bir temel hakkın ihlal edildiği ileri sürülebiliyorsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ayrıca değerlendirilebilir.

    Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi belirli bir devletin vatandaşlığını kazanma veya koruma hakkını bağımsız bir hak olarak düzenlememektedir.

    Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında vatandaşlık, kişinin sosyal kimliği ve özel hayatıyla bağlantılı olarak değerlendirilebilmekte; vatandaşlıktan keyfi biçimde mahrum bırakılmanın belirli şartlarda AİHS m.8 kapsamında sorun doğurabileceği kabul edilmektedir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Nationality – ECHR Case-Law Guide:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    Bu başvuru yolları olağan idari yargının yerine geçen yeni bir temyiz aşaması değildir. İhlal edildiği ileri sürülen temel hakkın ve ihlale yol açtığı belirtilen kamusal işlemin somut biçimde ortaya konulması gerekir.

    SONUÇ

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna yansıyan soruşturmalar, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin geçmiş tarihli çok sayıda işlemin yeniden incelenmesine neden olmuştur.

    Sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz raporları, taşınmaz değerlerinin gerçeğin üzerinde gösterilmesi, muvazaalı satışlar ve gerçeği yansıtmayan para hareketlerine ilişkin iddialar ciddi niteliktedir. Bununla birlikte vatandaşlık hukuku bakımından toplu ve kategorik varsayımlarla hareket edilmesi mümkün değildir.

    Bir müteahhit hakkında soruşturma yürütülmesi, o müteahhitten taşınmaz satın alan herkesin vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Bir değerleme raporunun gerçeğe aykırı olduğunun ortaya çıkması da yatırımcının raporun gerçeğe aykırılığını bildiğini tek başına kanıtlamaz.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu iki farklı hukuki mekanizma öngörmektedir.

    TVK m.31, vatandaşlığın ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda kazanılması halinde vatandaşlığı kazanma kararının iptalini düzenlemektedir.

    TVK m.40 ise vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartlar oluşmadan verilen kararların, bu durumun sonradan anlaşılması üzerine geri alınmasını düzenlemektedir.

    Bu iki hükmün uygulama alanları birbirinden ayrılmalıdır.

    Özellikle üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen hukuka aykırı işlemlerin bulunduğu dosyalarda, yatırımcının bireysel davranışının ayrıca incelenmesi gerekir.

    Yatırımcı sahte belge sunmamış, gerçeğe aykırı beyanda bulunmamış, ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğunu bilmemiş ve gerçek yatırım bedelini ödemiş olabilir. Böyle bir durumda TVK m.31 kapsamında yatırımcıya isnat edilebilecek yalan beyan veya gizleme fiilinin somut olarak ortaya konulması gerekir.

    Buna karşılık yatırımcının herhangi bir hilesi bulunmasa dahi vatandaşlık kararının verildiği tarihte objektif yatırım şartının gerçekte gerçekleşmediğinin ortaya çıkması halinde TVK m.40 kapsamında farklı bir hukuki değerlendirme gündeme gelebilir.

    Danıştay 10. Dairesinin 2025 tarihli kararları da vatandaşlığın geri alınması bakımından soyut değerlendirmeler yerine somut, yeterli ve ciddi bilgilerin bulunmasının ve vatandaşlığın kazanıldığı tarihte hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığının incelenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

    Bu nedenle her dosyada;

    yatırım tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat,

    o tarihte geçerli yatırım miktarı,

    taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek piyasa değeri,

    yatırımcının gerçekten ödediği bedel,

    paranın kaynağı ve sonraki hareketleri,

    yatırımcıya doğrudan veya dolaylı herhangi bir bedel iadesi yapılıp yapılmadığı,

    yatırımcının değerleme sürecine müdahalesinin bulunup bulunmadığı,

    üçüncü kişilerin hukuka aykırı fiillerinden haberdar olup olmadığı,

    uygunluk belgesinin hangi maddi verilere dayandığı,

    vatandaşlık başvurusunda verilen beyanların doğruluğu,

    idari işlemin dayandığı somut bilgi ve belgeler

    ve vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin işlemin TVK m.31 veya TVK m.40’tan hangisine dayandığı

    ayrı ayrı incelenmelidir.

    Yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınmasına ilişkin uyuşmazlıklar bu nedenle yalnızca vatandaşlık hukuku kapsamında değerlendirilebilecek uyuşmazlıklar değildir. İdare hukuku, idari yargılama hukuku, gayrimenkul hukuku, borçlar hukuku, tüketici hukuku ve gerektiğinde ceza hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı hukuki uyuşmazlıklardır.

    TD HUKUK VE DANIŞMANLIK

    TD Hukuk ve Danışmanlık; yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınması, yatırım uygunluk belgesinin iptali, sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz iddiaları, müteahhit ve gayrimenkul şirketleri hakkında yürütülen soruşturmalarla bağlantılı vatandaşlık uyuşmazlıkları ile yatırım nedeniyle doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında hukuki inceleme ve dava takibi gerçekleştirmektedir.

    Bu tür dosyalarda vatandaşlık kararının tek başına incelenmesi çoğu zaman yeterli değildir. İdari işlemin yatırım tarihindeki mevzuat, tapu kayıtları, değerleme raporları, uygunluk belgesi, banka hareketleri, satış sözleşmeleri, taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değeri ve varsa ceza soruşturması belgeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Telefon: 0212 299 44 22

    WhatsApp / Mobil: 0507 475 44 22

    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

    Web: https://dolgun.av.tr

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM), A2 Blok, No: 206, Bakırköy / İstanbul

    YARARLANILAN KAYNAKLAR

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    2575 sayılı Danıştay Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    Çiçek Özgür, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.75, S.1, 2026, s.741-779:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/article/1710185

    Tam metin:
    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4918969

    Ahmet Dülger, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2025, s.167-180:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd/article/1600688

    Işıl Egemen Demir, “İdare Hukuku İlkeleri Çerçevesinde Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptali ve Geri Alınması Kavramları”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.139, 2018, s.129-164:
    https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-idare-hukuku-ilkeleri-cercevesinde-turk-vatandasligina-alinma-kararinin-iptali-ve-geri-alinmasi-kavramlari-1807

    Aslı Bayata Canyaş, “Hukuki Şartlar Oluşmadan Verilmiş Olan Türk Vatandaşlığını Kazanma Kararının Geri Alınmasında Süre Sorunu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.114, 2014, s.347-360.

    Esra Dardağan Kibar, “Türk Vatandaşlık Mevzuatı ve Güncel Gelişmeler Işığında Vatandaşlığın Kanuniliği İlkesi”, Milletlerarası Özel Hukukta Güncel Meseleler Sempozyumu, Savaş Yayınları, 2019, s.3-17.

    “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/iumhmohb/article/383774

    “Yabancıların Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Kazanmalarının Hukuki Yönden Değerlendirilmesi ve Yeni Model Önerisi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/1705055

    Danıştay 10. Daire, E.2022/7637, K.2025/3313, 26.06.2025:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    Danıştay 10. Daire, E.2021/279, K.2025/3174, 23.06.2025:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    T.C. Adalet Bakanlığı, “687 Kişinin Vatandaşlığının İptali İçin Yasal Süreç Başlatıldı”, 04.08.2026:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Ajansı, “Muvazaalı gayrimenkul satışıyla vatandaşlık sağlayan suç örgütü çökertildi”, 24.09.2025:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Anadolu Ajansı, 2025 tarihli soruşturmanın adli aşamasına ilişkin haber:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Anadolu Ajansı, “Haksız Türk vatandaşlığı kazandırdığı tespit edilen suç örgütüne operasyon”, 04.08.2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Anadolu Ajansı, soruşturmanın 07.08.2026 tarihli adli aşamasına ilişkin haber:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/-haksiz-yollarla-turk-vatandasligi-kazandirdigi-belirlenen-suc-orgutu-operasyonunda-32-zanli-tutuklandi/4021485

    Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Nationality – ECHR Case-Law Guide:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    HUKUKİ BİLGİLENDİRME NOTU

    Bu çalışma 19 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat, yayımlanmış akademik çalışmalar, erişilebilir yargı kararları, resmi makam açıklamaları ve kamuya açık haber kaynakları esas alınarak genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

    Ceza soruşturmalarına ilişkin açıklamalar, ilgili resmi makamların ve haber kaynaklarının kamuoyuna aktardığı iddiaları ifade etmektedir. Soruşturma, gözaltı veya tutuklama kararı kesinleşmiş mahkumiyet hükmü değildir. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

    Bir müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı hakkında soruşturma yürütülmesi, bu kişilerle işlem yapan her yatırımcının hukuka aykırı biçimde vatandaşlık kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Aynı şekilde yatırımcının iyi niyetli olması da vatandaşlık için gerekli objektif hukuki şartların gerçekleşmediği bir durumda vatandaşlığın her koşulda korunacağı anlamına gelmez.

    Her dosyanın yatırım tarihi, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat, yatırımın gerçek ekonomik niteliği, yatırımcının bireysel davranışları, idarenin kendi inceleme süreci ve vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin işlemin kanuni dayanağı dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

    Vatandaşlığın iptali sonrasında malvarlığının tasfiyesine ilişkin TVK m.33 kapsamındaki hukuki rejim, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır.

    Bu metin somut bir uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, sonuç garantisi veya kişiye özgü hukuki danışmanlık niteliğinde değildir.

  • Yabancılara Türkiye’de Banka Hesabı Açma Aracılığı: Hangi Hizmetler Yasal, Hangi Vaatler Hukuki Risk Taşır?

    Yabancılara Türkiye’de Banka Hesabı Açma Aracılığı: Hangi Hizmetler Yasal, Hangi Vaatler Hukuki Risk Taşır?

    Türkiye’de yaşayan veya Türkiye ile ticari bağı bulunan yabancıların banka hesabı açma ihtiyacı son yıllarda önemli ölçüde arttı. Buna paralel olarak sosyal medyada özellikle Rusça, İngilizce ve Arapça verilen ilanlarda “Türkiye’de banka hesabı açma”, “ikamet izni olmadan hesap”, “30 dakikada banka hesabı”, “uzaktan hesap açılışı”, “vekaletname olmadan banka kartı”, “bloke kaldırma” ve hatta “adres kaydı yapma” gibi hizmetler sunulduğu görülüyor.

    Bu hizmetlerin tamamını tek başlık altında “yasa dışı” olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir yabancıya banka hesabı açılışı konusunda bilgi verilmesi, banka randevusunun organize edilmesi, gerekli belgelerin hazırlanmasına yardımcı olunması veya yabancı müşteriye bankada tercümanlık yapılması kural olarak hukuka aykırı değildir.

    Ancak reklam edilen hizmetin niteliği değiştikçe hukuki değerlendirme de değişmektedir.

    Özellikle “müşteri gelmeden”, “vekaletname olmadan”, “yüzde 100 hesap açılış garantisi”, “adresinizi sisteme kaydederiz”, “bankadaki blokeyi kaldırırız” gibi ifadeler kullanıldığında bankacılık mevzuatı, MASAK yükümlülükleri, nüfus mevzuatı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar birlikte değerlendirilmelidir.

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması yasak mı?

    Hayır.

    Türk vatandaşı olmayan bir kişinin Türkiye’de banka hesabı açması tek başına herhangi bir hukuka aykırılık oluşturmaz. Aynı şekilde kişinin Türkiye’de ikamet izninin bulunmaması da her durumda banka hesabı açamayacağı anlamına gelmez.

    MASAK mevzuatına göre banka hesabı açılması bir “sürekli iş ilişkisi” kurulmasıdır. Bu nedenle banka, hesap açmadan önce müşterisini tanımak ve kimliğini mevzuata uygun şekilde tespit etmek zorundadır.

    5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesi uyarınca yükümlüler, işlem yapan kişinin ve adına veya hesabına işlem yapılan kişinin kimliğini işlemden önce tespit etmek zorundadır. Aynı Kanunun 4. maddesi ise şüpheli işlemlerin MASAK’a bildirilmesini öngörmektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Türk uyruklu olmayan gerçek kişiler bakımından MASAK düzenlemeleri kapsamında pasaport, ikamet belgesi veya mevzuatın izin verdiği diğer kimlik belgeleri kullanılabilmektedir. Ayrıca adres, meslek, iletişim bilgileri ve iş ilişkisinin mahiyetine ilişkin bilgiler de alınmaktadır. (LEXPERA)

    Dolayısıyla sosyal medyada kullanılan “ikamet izni olmadan banka hesabı” ifadesi tek başına hukuka aykırı bir hizmetin kanıtı değildir.

    Buradaki asıl soru şudur:

    Hesap hangi yöntemle açılmaktadır?

    Hesabı danışman mı açıyor, banka mı?

    Hukuken banka hesabını açan kişi veya danışmanlık şirketi değil, bankadır.

    Bir danışman;

    • gerekli belgeler konusunda bilgi verebilir,
    • vergi numarası işlemlerine yardımcı olabilir,
    • banka randevusu organize edebilir,
    • müşteriye tercümanlık yapabilir,
    • banka şubesine müşteriye eşlik edebilir,
    • bankanın talep ettiği belgelerin hazırlanmasını sağlayabilir.

    Ancak müşterinin kimliğini tespit etmek, müşterinin risk profilini değerlendirmek ve müşteriyle bankacılık ilişkisi kurup kurmamaya karar vermek bankanın sorumluluğundadır.

    Bu nedenle bir danışmanın “biz sizin için hesabı açıyoruz” şeklindeki reklam ifadesi günlük dilde anlaşılabilir olmakla birlikte, hukuki olarak doğru ifade “hesap açılış sürecine aracılık veya danışmanlık ediyoruz” olmalıdır.

    Daha önemlisi, sıradan bir danışmanlık şirketinin bankanın MASAK kapsamındaki müşterini tanı yükümlülüğünün yerine geçmesi mümkün değildir.

    “Uzaktan ve vekaletname olmadan hesap açıyoruz” vaadi neden dikkat çekici?

    Türkiye’de uzaktan müşteri edinimi mümkündür. Ancak bu süreç serbest biçimde gerçekleştirilen bir işlem değildir.

    BDDK tarafından düzenlenen uzaktan müşteri edinimi sistemi; bankanın kontrolündeki teknolojik altyapı, kimlik doğrulama yöntemleri, görüntülü görüşme ve güvenlik kontrolleri çerçevesinde yürütülmektedir. BDDK düzenlemelerinde uzaktan müşteri ediniminin temel modeli T.C. Kimlik Kartı sahibi kişiler üzerinden kurulmuştur. (Banking Reg & Supervision Agency)

    MASAK Genel Tebliği de bankaların uzaktan kimlik tespitini BDDK tarafından belirlenen yöntem ve tedbirlere uygun gerçekleştireceğini açıkça düzenlemektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Dolayısıyla “uzaktan hesap açma” hukuka aykırıdır şeklinde genel bir sonuç çıkarmak yanlış olur.

    Fakat özellikle Türk vatandaşı olmayan ve Türkiye’de bulunmayan bir kişi bakımından;

    “Türkiye’ye gelmenize gerek yok, vekaletnameye gerek yok, hesabınız ve kartınız açılır”

    şeklindeki bir vaat varsa bunun hangi hukuki yöntemle gerçekleştirildiği açıklanmalıdır.

    Çünkü burada birkaç farklı hukuki ihtimal bulunmaktadır.

    Türkiye’ye gelmeden yabancı adına hesap açılması hiç mümkün değil mi?

    Mümkün olabileceği durumlar vardır.

    MASAK’ın resmi açıklamalarında, belirli şartların sağlanması halinde “üçüncü tarafa güven” mekanizması kullanılarak yurt dışında bulunan kişiler bakımından işlem yapılabileceği belirtilmektedir.

    Ancak burada “üçüncü taraf” herhangi bir danışman veya sosyal medya aracısı değildir.

    Tedbirler Yönetmeliği kapsamında üçüncü tarafa güven mekanizması esas olarak finansal kuruluşlar arasında uygulanabilmektedir. Örneğin bir finansal kuruluş, başka bir finansal kuruluş tarafından yapılan kimlik tespitine mevzuattaki şartların gerçekleşmesi halinde güvenebilir. Nihai sorumluluk ise yine işlem yapan finansal kuruluşa aittir. (Ministry of Treasury and Finance)

    MASAK ayrıca yurt dışında bulunan bir yabancının Türkiye’de hesap açması konusunda vekaletname yönteminin de kullanılabileceğini açıkça belirtmektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Bu nedenle:

    “Türkiye’ye gelmeden hesap açılması” tek başına hukuka aykırı değildir.

    Fakat:

    “Türkiye’ye gelmeden + vekaletname olmadan + bankanın kendi uzaktan kimlik tespiti yapılmadan + herhangi bir finansal kuruluş tarafından kimlik tespiti yapılmadan” hesap açıldığı ileri sürülüyorsa, işlemin hukuki altyapısının ayrıca açıklanması gerekir.

    Sıradan bir aracının müşterinin pasaport fotoğrafını WhatsApp üzerinden alarak bankanın kimlik tespit yükümlülüğünün yerine geçmesi mümkün değildir.

    “30 dakikada hesap, yüzde 100 garanti” mümkün mü?

    Bir banka hesabının kısa sürede açılması mümkündür. Belgeleri hazır olan ve banka tarafından kabul edilen bir müşterinin işlemi gerçekten kısa sürede tamamlanabilir.

    Ancak “yüzde 100 hesap açılış garantisi” hukuki açıdan daha sorunlu bir ifadedir.

    Çünkü hesap açıp açmama kararı son aşamada bankaya aittir.

    Banka müşterinin;

    • kimliğini,
    • yerleşim durumunu,
    • vatandaşlığını,
    • hesabın açılma amacını,
    • fonların kaynağını,
    • beklenen işlem hacmini,
    • yaptırım ve risk durumunu

    değerlendirebilir.

    MASAK mevzuatı ayrıca müşterinin tanınması kapsamında risk temelli tedbirlerin uygulanmasını öngörmektedir. Şüpheli bir durum bulunması halinde banka MASAK bildirim yükümlülüğü altında da olabilir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Dolayısıyla bankanın nihai kararını kontrol etmeyen bir üçüncü kişinin “yüzde 100 hesap açarım” garantisi vermesi en azından hukuken sorgulanması gereken bir reklam iddiasıdır.

    En ciddi konu: “Adres kaydı yapıyoruz”

    Bu tür reklamlarda karşılaşılan en hassas vaatlerden biri de yabancı kişiler adına adres kaydı yapılması ve bunun e-Devlet sisteminde görüneceğinin söylenmesidir.

    Burada iki durum birbirinden tamamen ayrılmalıdır.

    Kişi gerçekten belirtilen adreste yaşıyorsa ve mevzuata uygun belgelerle adres kaydı gerçekleştiriliyorsa bunda sorun yoktur.

    Ancak kişinin gerçekte oturmadığı bir adresin yalnızca ikamet izni, banka hesabı veya başka bir idari işlem için sisteme kaydedilmesi söz konusuysa durum değişmektedir.

    5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Adres Kayıt Sistemi mevzuatı gerçeğe aykırı adres bildirimini yaptırıma bağlamaktadır.

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2026 yılı için yayımladığı resmi bilgiye göre, gerçeğe aykırı adres beyanında bulunan kişiler hakkında 17.051 TL idari para cezası uygulanmaktadır. (Civil Registry Agency)

    Somut olayın nasıl gerçekleştirildiğine, nüfus müdürlüğüne ne şekilde beyanda bulunulduğuna ve kullanılan belgelerin niteliğine göre ayrıca cezai sorumluluk tartışmaları da gündeme gelebilir.

    Bu nedenle “size adres buluyoruz ve e-Devlet’e kaydediyoruz” şeklindeki hizmetlerde en önemli soru şudur:

    Kişi gerçekten bu adreste mi yaşayacak, yoksa adres yalnızca resmi kayıtlarda kullanılmak üzere mi oluşturuluyor?

    İkinci ihtimal ciddi hukuki risk taşımaktadır.

    “Bankadaki blokeyi kaldırıyoruz” ne anlama geliyor?

    Bu ifade de tek başına hukuka aykırılık göstermez.

    Bir banka hesabındaki bloke;

    • eksik belge,
    • güncellenmemiş müşteri bilgileri,
    • iletişim veya kimlik doğrulama sorunu,
    • bankanın iç güvenlik prosedürü

    gibi basit nedenlerden kaynaklanabilir.

    Bu durumda bir avukat veya danışmanın müşteriye yardımcı olması mümkündür.

    Ancak bloke;

    • MASAK incelemesi,
    • savcılık veya mahkeme kararı,
    • icra işlemi,
    • yaptırım kontrolü,
    • bankanın uyum biriminin incelemesi

    nedeniyle uygulanmışsa, herhangi bir aracının “blokeyi kesin kaldırırım” şeklinde garanti vermesi başka bir durumdur.

    Blokenin hukuki sebebi öğrenilmeden böyle bir sonuç garanti edilemez.

    Rus veya yabancı telefon numarasını banka hesabına bağlamak hukuka aykırı mı?

    Tek başına hayır.

    Bir bankanın yabancı telefon numarası kabul edip etmemesi bankanın teknik ve güvenlik politikasına bağlı olabilir.

    Ancak müşterinin telefon numarasının değiştirilmesi sırasında bankanın kimlik doğrulama mekanizmalarının aşılması, müşterinin bilgisi dışında işlem yapılması veya başka kişilere ait iletişim araçlarının kullanılması söz konusuysa hukuki değerlendirme tamamen değişir.

    Burada önemli olan işlemin sonucu değil, işlemin hangi kimlik doğrulama yöntemiyle yapıldığıdır.

    Pasaport ve banka belgelerinin WhatsApp üzerinden gönderilmesi de ayrı bir risk

    Bu hizmetlerde müşterilerden genellikle;

    • pasaport,
    • ikamet belgesi,
    • adres bilgileri,
    • telefon numarası,
    • vergi numarası,
    • banka hesap bilgileri

    gibi oldukça kapsamlı kişisel veriler talep edilmektedir.

    Bu verileri alan şirket veya kişi bakımından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişisel veri işleme ve veri güvenliği yükümlülükleri gündeme gelebilir.

    KVKK uyarınca kişisel verilerin belirli, açık ve meşru amaçlarla, ölçülü şekilde işlenmesi ve hukuka aykırı erişimi önleyecek teknik ve idari tedbirlerin alınması gerekmektedir. (KVKK)

    Bu nedenle müşterinin pasaportunun herhangi bir Instagram veya Telegram hesabına gönderilmesi de yalnızca bankacılık hukuku açısından değil, kişisel veri güvenliği bakımından değerlendirilmelidir.

    Peki hukuka uygun bir banka hesabı danışmanlığı nasıl görünür?

    Hukuka uygun çalışan bir danışmanlık modelinde müşteriye sürecin sınırları açıkça anlatılmalıdır.

    Danışman;

    “Hesabı ben açarım” yerine “bankadaki hesap açılış sürecinize yardımcı olurum” demelidir.

    Hangi bankayla işlem yapılacağı, hangi belgelerin gerektiği ve bankanın müşteriyi reddedebileceği açıkça belirtilmelidir.

    Müşterinin kimlik tespiti bankanın öngördüğü yöntemle yapılmalıdır.

    Vekaletname gerekiyorsa usulüne uygun vekaletname kullanılmalıdır.

    Gerçeğe aykırı adres veya belge oluşturulmamalıdır.

    Bankanın MASAK veya uyum kontrollerinin aşılabileceği izlenimi verilmemelidir.

    Ayrıca hizmet sağlayıcının bankanın resmi temsilcisi veya iş ortağı olmadığı durumda reklamların böyle bir izlenim yaratmaması gerekir.

    Böyle bir hizmet almadan önce sorulması gereken 7 soru

    Bir yabancının Türkiye’de banka hesabı açmak için bir aracıdan hizmet alması halinde özellikle şu soruları sorması yararlı olacaktır:

    1. Hesap hangi banka tarafından açılacak?
    2. Ben bankaya şahsen gidecek miyim?
    3. Gitmeyeceksem işlem hangi hukuki yöntemle gerçekleştirilecek?
    4. Vekaletname kullanılacak mı?
    5. Kimlik tespitimi banka nasıl yapacak?
    6. Adres kaydı gerekiyorsa gerçekten yaşayacağım adres mi kullanılacak?
    7. Pasaport ve kişisel bilgilerim kim tarafından, ne kadar süreyle saklanacak?

    Bu sorulara açık ve tutarlı cevap verilemiyorsa işlem gerçekleştirilmeden önce hukuki inceleme yapılması faydalı olacaktır.

    Sonuç: Sorun banka hesabı açmak değil, hesabın nasıl açıldığıdır

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması yasaldır.

    İkamet izni bulunmayan bir yabancının belirli şartlar altında banka hesabı açabilmesi de mümkündür.

    Bir danışmanın bu kişilere banka randevusu, belge hazırlığı, tercümanlık ve süreç takibi hizmeti vermesi de tek başına hukuka aykırı değildir.

    Asıl hukuki risk;

    kimlik tespitinin aşılması, banka prosedürlerinin üçüncü kişiler tarafından fiilen ikame edilmesi, gerçeğe aykırı adres veya belge kullanılması, yetkisiz kişilerin müşteri adına işlem yapması veya MASAK ve banka güvenlik mekanizmalarının aşılmaya çalışılması halinde ortaya çıkar.

    Dolayısıyla sosyal medyada görülen:

    “vekaletsiz”, “uzaktan”, “30 dakikada”, “yüzde 100 garanti”, “adres kaydı”, “bloke kaldırma”

    gibi ifadeler tek başlarına suçun kanıtı değildir.

    Ancak bu ifadelerin bir arada kullanıldığı bir hizmet modelinde işlemin hukuki mekanizmasının mutlaka sorgulanması gerekir.

    Özellikle yabancılar hukuku ile bankacılık ve MASAK mevzuatının kesiştiği işlemlerde, işlem gerçekleştirilmeden önce hukuki durumun değerlendirilmesi hem hesap sahibini hem de hizmet sağlayıcısını ileride doğabilecek idari ve cezai risklerden koruyabilir.

    Hukuki destek

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması, bankalarla yaşanan kimlik ve uyum sorunları, hesap blokeleri, adres kayıt işlemleri ve yabancılar hukuku ile bağlantılı bankacılık uyuşmazlıkları hakkında TD Hukuk Bürosu ile iletişime geçilerek somut olaya özgü hukuki değerlendirme talep edilebilir.

    Bilgilendirme notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Belirli bir kişi, şirket veya sosyal medya hesabı hakkında suç isnadı veya hukuka aykırılık tespiti içermemektedir. Sosyal medyada kullanılan reklam ifadelerinin hukuka uygunluğu ancak işlemin gerçekte hangi yöntemle gerçekleştirildiğinin, ilgili belgelerin ve somut olayın incelenmesi sonucunda değerlendirilebilir.

    Başlıca kaynaklar

    5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun – MASAK

    MASAK – Uzaktan Kimlik Tespiti Mevzuatı

    MASAK – Sıkça Sorulan Sorular

    BDDK – Uzaktan Kimlik Tespiti Düzenlemeleri

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü – Adres Hizmetleri

    Kişisel Verileri Koruma Kurumu

  • İş Kazalarında İşverenin Taksirle Öldürme Suçundan Ceza Sorumluluğu (TCK m. 85)

    İş Kazalarında İşverenin Taksirle Öldürme Suçundan Ceza Sorumluluğu (TCK m. 85)

    İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler, yalnızca iş hukuku bakımından değil, ceza hukuku bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan yanlış kanaatlerden biri, iş kazası meydana geldiğinde işverenin otomatik olarak cezai sorumluluk altına girdiği düşüncesidir. Oysa Türk ceza hukukunda hiçbir kişi yalnızca işveren sıfatını taşıdığı için cezalandırılamaz. İşverenin cezai sorumluluğu, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği, bu ihlalin ölüm sonucuna neden olup olmadığı ve kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilerek belirlenir.

    Bu nedenle her ölümlü iş kazasında işveren hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün değildir. Mahkeme, olayın meydana geliş şekli, alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, kusur dağılımı ve ölüm ile ihlal edilen yükümlülük arasındaki nedensellik bağını ayrıntılı şekilde incelemektedir.

    İş Kazasında İşveren Her Zaman Ceza Alır mı?

    Hayır. İş kazasında bir çalışanın hayatını kaybetmesi, işverenin otomatik olarak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğu şahsidir. Bu nedenle ölüm sonucunun meydana gelmesi tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir.

    İşverenin cezalandırılabilmesi için öncelikle hangi yükümlülüğünü ihlal ettiği, bu ihlalin ölüm sonucuna nasıl etki ettiği ve ölümün gerçekten bu ihmal nedeniyle meydana gelip gelmediği ortaya konulmalıdır. Kusur bulunmayan veya ölüm ile davranışı arasında uygun nedensellik bağı kurulamayan işveren hakkında ceza sorumluluğundan söz edilemez.

    İşverenin Ceza Sorumluluğunun Hukuki Dayanağı

    İşverenin cezai sorumluluğu yalnızca Türk Ceza Kanunu’ndan kaynaklanmamaktadır. Değerlendirme yapılırken Türk Ceza Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ilgili yönetmelikler, teknik standartlar ve Yargıtay içtihatları birlikte dikkate alınmaktadır.

    TCK’nın 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu bakımından temel değerlendirme, işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanında 6331 sayılı Kanun uyarınca işverenin çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli her türlü tedbiri alma yükümlülüğü bulunmaktadır.

    İşverenin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

    İşveren, işyerinde güvenli bir çalışma ortamı oluşturmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük yalnızca koruyucu ekipman temin edilmesiyle sınırlı değildir. İşveren, çalışma organizasyonunu güvenli şekilde kurmalı, işyerindeki riskleri önceden belirlemeli, gerekli eğitimleri vermeli, çalışanları denetlemeli ve teknik eksiklikleri gidermelidir.

    • Risk değerlendirmesi yapmak
    • İş sağlığı ve güvenliği organizasyonunu kurmak
    • Çalışanlara gerekli eğitimleri vermek
    • Kişisel koruyucu donanım sağlamak
    • Makine ve ekipmanların bakımını yaptırmak
    • Tehlikeli alanları güvenli hâle getirmek
    • İş güvenliği kurallarına uyulup uyulmadığını denetlemek

    Bu yükümlülüklerden bir veya birkaçının ihlal edilmesi ve ölüm sonucunun bu ihlal nedeniyle meydana gelmesi durumunda işveren hakkında taksirle öldürme suçundan cezai sorumluluk gündeme gelebilir.

    Ceza Hukuku Bakımından Kusur Nasıl Belirlenir?

    İş kazalarında en önemli tartışma konusu kusur değerlendirmesidir. Kusur belirlenirken yalnızca ölüm sonucuna bakılmaz. Mahkeme öncelikle işverenin hangi hukuki yükümlülüğü yerine getirmediğini ve bu eksikliğin ölüm sonucuna etkisini araştırır.

    Bu değerlendirme yapılırken olay yeri inceleme tutanakları, iş güvenliği belgeleri, eğitim kayıtları, bakım raporları, kamera görüntüleri, tanık beyanları ve bilirkişi raporları birlikte incelenmektedir. Bilirkişi raporları önemli olmakla birlikte hâkimi bağlayan kesin delil niteliğinde değildir.

    Ölüm ile İşverenin Davranışı Arasında Nedensellik Bağı Bulunmalıdır

    İşveren hakkında mahkûmiyet kararı verilebilmesi için yalnızca kusurlu davranış yeterli değildir. Ayrıca bu davranış ile ölüm sonucu arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.

    Başka bir ifadeyle mahkeme şu soruya cevap arar: İşveren gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almış olsaydı ölüm yine de meydana gelir miydi?

    Eğer ölüm, işverenin kontrol alanı dışında gerçekleşen bağımsız bir nedenle meydana gelmiş veya nedensellik bağı kesilmişse, ceza sorumluluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır.

    Asıl İşveren ve Alt İşveren İlişkisinde Ceza Sorumluluğu

    İş kazalarının önemli bir bölümü asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde meydana gelmektedir. Bu nedenle uygulamada en sık karşılaşılan sorulardan biri, ölümle sonuçlanan iş kazasında cezai sorumluluğun yalnızca alt işverene mi yoksa asıl işverene de mi ait olduğudur.

    Ceza hukuku bakımından bu soruya tek cümleyle cevap vermek mümkün değildir. Asıl işverenin sırf “asıl işveren” sıfatını taşıması nedeniyle cezalandırılması mümkün olmadığı gibi, kazanın alt işveren işçisinin başına gelmiş olması da asıl işverenin otomatik olarak sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmez.

    Mahkeme, öncelikle hangi iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğünün ihlal edildiğini, bu yükümlülüğün hangi kişi veya kişiler tarafından yerine getirilmesi gerektiğini ve ölüm sonucuyla ihlal edilen yükümlülük arasında uygun nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırmaktadır.

    Asıl İşveren Her İş Kazasından Sorumlu mudur?

    Hayır. Ceza hukuku bakımından asıl işverenin sorumluluğu, yalnızca kendi kusurundan kaynaklanabilir. İşyerinde meydana gelen her ölüm nedeniyle asıl işveren hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün değildir.

    Örneğin işyerindeki ortak çalışma alanlarının güvenliğinin sağlanması asıl işverenin yükümlülüğünde olabilir. Buna karşılık yalnızca alt işverenin kontrolünde bulunan bir makinenin bakımının yapılmaması nedeniyle meydana gelen ölüm olayında sorumluluk farklı şekilde değerlendirilebilir. Bu nedenle her olayda görev ve yetki dağılımı ayrıntılı olarak incelenmelidir.

    Asıl İşveren ve Alt İşveren Aynı Anda Sorumlu Olabilir mi?

    Evet. İş kazasının meydana gelmesinde hem asıl işverenin hem de alt işverenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları etkili olmuşsa, her iki işveren de kendi kusurları oranında cezai sorumluluk taşıyabilir.

    Ancak bu durumda dahi her iki işveren bakımından ayrı ayrı kusur değerlendirmesi yapılması zorunludur. Bir kişinin kusuru diğerine yüklenemez. Ceza hukukunda sorumluluk şahsidir ve herkes yalnızca kendi ihmalinden dolayı sorumlu tutulabilir.

    İş Güvenliği Uzmanı Ceza Sorumluluğu Taşır mı?

    İş güvenliği uzmanının görevi, işyerindeki riskleri belirlemek, alınması gereken önlemleri tespit etmek ve bunları işverene bildirmektir. Buna karşılık belirlenen tedbirleri fiilen uygulama yükümlülüğü kural olarak işverene aittir.

    Bununla birlikte iş güvenliği uzmanı, kendi görev alanındaki yükümlülüklerini açıkça ihlal etmiş ve bu ihlal ölüm sonucunun meydana gelmesine etkili olmuşsa, cezai sorumluluğu da gündeme gelebilir. Değerlendirme yapılırken görev tanımı, sözleşme kapsamı ve fiili çalışma şekli dikkate alınmaktadır.

    İşyeri Hekimi Sorumlu Tutulabilir mi?

    İşyeri hekimi bakımından da aynı ilke geçerlidir. Sadece işyeri hekimi sıfatının bulunması cezai sorumluluk için yeterli değildir. Ölüm sonucunun meydana gelmesinde, hekimin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri ihlal edip etmediği ve bu ihlalin ölüm üzerinde etkili olup olmadığı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.

    Şantiye Şefi ve Teknik Sorumluların Ceza Sorumluluğu

    İnşaat sektöründe meydana gelen ölümlü iş kazalarında yalnızca işveren değil; şantiye şefi, proje müdürü, saha sorumlusu, teknik uygulama sorumlusu ve diğer yöneticiler bakımından da ayrı ayrı kusur incelemesi yapılmaktadır.

    Şantiye şefinin fiilen denetim yükümlülüğü bulunmasına rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almaması, tehlikeli çalışmaya izin vermesi veya açık riskleri görmezden gelmesi hâlinde taksirle öldürme suçundan cezai sorumluluğu doğabilir.

    Şirket Müdürü veya Yönetim Kurulu Üyesi Sorumlu Olabilir mi?

    Şirket müdürü veya yönetim kurulu üyesinin cezai sorumluluğu da otomatik değildir. Mahkeme, ilgili kişinin iş sağlığı ve güvenliği bakımından fiili görev ve yetkisini, karar alma sürecindeki rolünü ve ölüm sonucuna etkili olan ihmalini ayrı ayrı değerlendirmektedir.

    Sadece ticaret sicilinde şirket müdürü olarak görünmek, tek başına taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet için yeterli değildir. Bunun yanında somut olayda yerine getirilmeyen yükümlülük ile kişinin görev alanı arasında bağlantı kurulması gerekir.

    İşveren Hangi Durumlarda Ceza Sorumluluğundan Kurtulabilir?

    Her ölüm olayı işverenin cezalandırılmasını gerektirmez. Özellikle aşağıdaki hâllerde ceza sorumluluğu doğmayabilir:

    • İşverenin tüm iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olması,
    • Ölümün tamamen öngörülemeyen bir olaydan kaynaklanması,
    • Nedensellik bağının kesilmesi,
    • Üçüncü kişinin bağımsız davranışının tek başına sonuca neden olması,
    • İşçinin tamamen öngörülemez ve olağan dışı davranışı nedeniyle kazanın meydana gelmesi.

    Bu değerlendirmeler her somut olay bakımından ayrı ayrı yapılmakta olup, işverenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği teknik incelemeler ve deliller ışığında belirlenmektedir.

    İşverenin Kusuru Nasıl Tespit Edilir?

    İş kazalarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde en önemli aşama kusur incelemesidir. Ancak kusur, yalnızca ölümün meydana gelmiş olmasına bakılarak belirlenmez. Mahkeme öncelikle işverenin hangi hukuki yükümlülüğü ihlal ettiğini, bu ihlalin ölüm sonucuna etkisini ve gerekli tedbirlerin alınması halinde sonucun önlenip önlenemeyeceğini araştırmaktadır.

    Kusur değerlendirmesinde işverenin işyerini nasıl organize ettiği, çalışanlara gerekli eğitimleri verip vermediği, riskleri önceden belirleyip belirlemediği ve alınması gereken güvenlik tedbirlerini uygulayıp uygulamadığı birlikte incelenmektedir.

    Bilirkişi Raporları Tek Başına Yeterli midir?

    Hayır. Uygulamada en önemli delillerden biri bilirkişi raporu olmakla birlikte, bu rapor mahkemeyi bağlayan kesin delil niteliğinde değildir. Hakim, bilirkişi raporunu dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirerek karar verir.

    Özellikle iş güvenliği uzmanları, makine mühendisleri, inşaat mühendisleri ve iş sağlığı alanındaki uzmanlar tarafından hazırlanan raporlar teknik açıdan önemli olmakla birlikte; kusurun hukuki değerlendirmesi mahkemeye aittir.

    Çelişkili bilirkişi raporlarının bulunması hâlinde mahkeme yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirebilir veya Adli Tıp Kurumu ile üniversitelerden ek rapor alınmasına karar verebilir.

    İşverenin Ceza Sorumluluğunu Etkileyen Deliller

    İş kazalarında yalnızca bilirkişi raporları değil, olayın gerçekleşme biçimini ortaya koyan tüm teknik ve hukuki deliller birlikte değerlendirilmektedir.

    • Risk değerlendirme raporları
    • İş güvenliği eğitim belgeleri
    • Kişisel koruyucu donanım teslim tutanakları
    • İşe giriş eğitim kayıtları
    • Periyodik bakım raporları
    • Makine kontrol belgeleri
    • İş ekipmanı muayene raporları
    • Güvenlik kamerası kayıtları
    • Tanık beyanları
    • Olay yeri inceleme tutanakları
    • SGK iş kazası dosyası
    • Müfettiş raporları

    Bu belgelerin tamamı birlikte değerlendirilerek işverenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği belirlenmektedir.

    İşçinin Kusurlu Davranışı İşvereni Kurtarır mı?

    Uygulamada en sık sorulan sorulardan biri de işçinin kendi kusurunun işverenin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır.

    Bu sorunun cevabı her somut olaya göre değişmektedir. İşçinin talimatlara aykırı davranması veya güvenlik kurallarını ihlal etmesi, işverenin otomatik olarak sorumluluktan kurtulmasını sağlamaz. Mahkeme öncelikle işverenin gerekli eğitimleri verip vermediğini, yeterli denetimi sağlayıp sağlamadığını ve ihlali önleyebilecek tedbirleri alıp almadığını araştırmaktadır.

    Buna karşılık işveren tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olmasına rağmen işçinin tamamen öngörülemeyen ve olağan dışı davranışı sonucu ölüm meydana gelmişse, ceza sorumluluğu doğmayabilir.

    İşveren Hakkında Tutuklama Kararı Verilebilir mi?

    İş kazası nedeniyle yürütülen soruşturmalarda işveren hakkında doğrudan tutuklama kararı verilmesi söz konusu değildir. Tutuklama, yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde uygulanabilecek koruma tedbirlerinden biridir.

    Kaçma şüphesinin bulunmaması, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında uygulamada birçok dosyada adli kontrol tedbirleri tercih edilmektedir. Ancak her dosya kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.

    İşverenin Savunmasında En Sık Yapılan Hatalar

    İş kazalarının hemen ardından yapılan yanlış açıklamalar ve eksik hukuki değerlendirmeler, ceza soruşturmasının seyrini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından itibaren profesyonel hukuki destek alınması önem taşımaktadır.

    • İfade vermeden önce dosyanın incelenmemesi
    • Bilirkişi raporlarına süresinde itiraz edilmemesi
    • Teknik belgelerin eksik sunulması
    • Risk değerlendirme dosyalarının ibraz edilmemesi
    • Tanıkların zamanında belirlenmemesi
    • İş güvenliği kayıtlarının korunmaması
    • Uzman görüşü alınmaması

    Dolğun Hukuk’un Değerlendirmesi

    İş kazalarından kaynaklanan taksirle öldürme davaları, yalnızca ceza hukuku bilgisiyle çözülebilecek dosyalar değildir. Bu davalarda iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, teknik yönetmelikler, mühendislik raporları ve bilirkişi incelemeleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu büyük projelerde, sorumluluğun doğru kişilere yüklenmesi ve kusur dağılımının isabetli yapılması adil yargılamanın temel unsurlarından biridir. Bu nedenle soruşturmanın ilk gününden itibaren delillerin doğru şekilde toplanması ve teknik raporların hukuki açıdan incelenmesi büyük önem taşımaktadır.


    Dikkat: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İş kazalarından kaynaklanan ceza soruşturmaları her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmeli olup, hukuki süreçlerin uzman bir ceza hukuku avukatı tarafından takip edilmesi hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

    İş Kazalarında Ceza Sorumluluğunun Belirlenmesinde Görev Dağılımı

    İş kazalarının önemli bir kısmı ekip halinde yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelmektedir. Bu nedenle ölüm sonucunun ortaya çıkması halinde yalnızca işverenin değil, iş sağlığı ve güvenliği organizasyonu içerisinde görev alan diğer kişilerin de hukuki durumu incelenmektedir.

    Ancak ceza hukukunda herkes yalnızca kendi kusurlu davranışından sorumludur. Bir kişinin ihmalinden dolayı başka bir kişinin otomatik olarak cezalandırılması mümkün değildir. Bu nedenle mahkeme, her bir kişinin görev alanını, yetkisini ve ihlal ettiği yükümlülüğü ayrı ayrı değerlendirir.

    Görev Temel Yükümlülük Ceza Sorumluluğu Doğurabilecek Durum
    İşveren İSG organizasyonunu kurmak ve tedbirleri almak Riskleri önlememesi veya gerekli tedbirleri almaması
    Alt İşveren Kendi çalışanlarının güvenliğini sağlamak Kendi çalışma alanındaki ihlaller
    Şantiye Şefi Saha denetimi ve güvenli çalışma düzenini sağlamak Açık tehlikelere rağmen çalışmaya izin vermesi
    İş Güvenliği Uzmanı Riskleri belirlemek ve işvereni yazılı olarak uyarmak Görev alanındaki açık ihmal ve eksiklikler
    İşyeri Hekimi Sağlık yönünden gerekli yükümlülükleri yerine getirmek Görev kapsamındaki ihmalin ölüm sonucuna etkisi
    Çalışan İSG kurallarına uymak Kendi kusurunun ölüm sonucuna etkisi

    İşverenin Kusurlu Sayılabileceği Örnek Olaylar

    Her iş kazası kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmekle birlikte, uygulamada aşağıdaki ihlaller nedeniyle işveren hakkında taksirle öldürme suçundan kamu davası açıldığı görülmektedir.

    • Yüksekte çalışan personele yaşam hattı kurulmaması
    • Emniyet kemeri verilmemesi veya kullanımının denetlenmemesi
    • İskele standartlarına uyulmaması
    • Koruyucu korkulukların bulunmaması
    • Elektrik panolarının açık bırakılması
    • Topraklama yapılmaması
    • Makine koruyucularının sökülmesi
    • Risk değerlendirmesinin hiç yapılmaması
    • İşe giriş eğitiminin verilmemesi
    • Periyodik bakım kayıtlarının tutulmaması
    • Yetkisiz kişilerin tehlikeli makinelerde çalıştırılması
    • Çalışma alanının denetlenmemesi

    İşverenin Kusursuz Sayılabileceği Durumlara Örnekler

    Her ölüm olayı işverenin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Özellikle aşağıdaki durumlarda ceza sorumluluğu doğmaması mümkündür.

    Olay Muhtemel Hukuki Sonuç
    Tüm güvenlik tedbirleri alınmasına rağmen işçinin öngörülemeyen davranışı İşveren kusursuz kabul edilebilir.
    Doğal afet nedeniyle meydana gelen ölüm Nedensellik bağı kesilebilir.
    Üçüncü kişinin bağımsız fiili İşveren sorumluluğu ortadan kalkabilir.
    İşverenin kontrol alanı dışında gerçekleşen olay Somut olaya göre beraat kararı verilebilir.

    İşverenin Soruşturma Başlar Başlamaz Yapması Gerekenler

    İş kazasının hemen ardından yapılacak işlemler, ceza soruşturmasının sağlıklı yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Delillerin kaybolması veya eksik toplanması hem işveren hem de diğer ilgililer açısından telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

    • Olay yerini koruma altına almak
    • İş güvenliği belgelerini muhafaza etmek
    • Kamera kayıtlarını yedeklemek
    • Tanık bilgilerini tespit etmek
    • Bakım ve kontrol kayıtlarını hazırlamak
    • Risk değerlendirme dosyasını incelemek
    • Çalışana verilen eğitim belgelerini temin etmek
    • İfade vermeden önce hukuki danışmanlık almak

    İşveren Açısından Savunmada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    İş kazası nedeniyle yürütülen ceza soruşturmalarında savunma yalnızca “kusurum yoktur” şeklindeki açıklamalardan ibaret olmamalıdır. Savunmanın teknik belgeler, mevzuat hükümleri ve bilirkişi değerlendirmeleriyle desteklenmesi gerekmektedir.

    Özellikle risk değerlendirme raporları, çalışan eğitim kayıtları, teslim tutanakları, bakım kayıtları ve yazılı talimatlar, işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

    Unutulmamalıdır ki; ceza hukukunda işveren sıfatı tek başına mahkûmiyet sebebi değildir. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için işverenin somut olayda hangi yükümlülüğü ihlal ettiğinin ve bu ihlalin ölüm sonucuna neden olduğunun kesin şekilde ortaya konulması gerekir.

    İşçinin Kimin İşçisi Olduğunun Belirlenmesi Neden Önemlidir?

    İş kazalarından kaynaklanan ceza soruşturmalarında en önemli tartışma konularından biri, kazaya uğrayan kişinin hukuken hangi işverenin işçisi olduğunun belirlenmesidir. Özellikle büyük inşaat projeleri, sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, madenler ve hizmet alımı yoluyla yürütülen işlerde aynı çalışma alanında birden fazla işveren faaliyet gösterebilmektedir.

    Uygulamada yalnızca SGK kayıtlarına bakılarak işçinin hangi işverene bağlı çalıştığının kabul edilmesi doğru değildir. Ceza hukukunda önemli olan, işçinin fiilen kimin emir ve talimatı altında çalıştığı, çalışmanın nasıl organize edildiği, denetimin kim tarafından yapıldığı ve iş sağlığı ile güvenliği yükümlülüklerinin hangi kişi veya kişiler tarafından yerine getirilmesi gerektiğidir.

    Bu nedenle mahkeme, yalnızca iş sözleşmesini değil; fiili çalışma düzenini de ayrıntılı olarak incelemektedir. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde bu değerlendirme ayrı bir önem taşımaktadır.

    Mahkeme İşçinin Kime Bağlı Çalıştığını Nasıl Tespit Eder?

    İşçinin hangi işverene bağlı çalıştığının belirlenmesinde tek bir kriter bulunmamaktadır. Ceza mahkemeleri ve bilirkişiler, dosyadaki tüm delilleri birlikte değerlendirerek fiili çalışma ilişkisini ortaya koymaktadır.

    İncelenen Husus Değerlendirme Amacı
    SGK hizmet dökümleri Resmî işveren kaydının belirlenmesi
    İş sözleşmesi Hukuki ilişkinin tespiti
    Bordro kayıtları Ücretin kim tarafından ödendiğinin belirlenmesi
    Puantaj kayıtları Fiili çalışma düzeninin incelenmesi
    Tanık beyanları Fiilen kimin emir ve talimat verdiğinin belirlenmesi
    İş güvenliği eğitim belgeleri Eğitimin hangi işveren tarafından verildiğinin belirlenmesi
    KKD teslim tutanakları Koruyucu ekipmanı kimin sağladığının tespiti
    Saha organizasyonu Denetimin kim tarafından yürütüldüğünün belirlenmesi

    Bu değerlendirme sonucunda, SGK kaydında başka bir işveren görünse dahi fiili çalışma ilişkisi farklı şekilde ortaya çıkabilir. Ceza hukuku bakımından önemli olan yalnızca şekli kayıtlar değil, olay tarihindeki gerçek çalışma ilişkisidir.

    Kaçak İşçi Çalıştırılması Ceza Sorumluluğunu Nasıl Etkiler?

    İş kazasına uğrayan kişinin SGK’ya hiç bildirilmemiş olması veya kayıt dışı çalıştırılması, işverenin taksirle öldürme suçundan doğan ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine kayıt dışı çalıştırma, çoğu zaman iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin de yerine getirilmediğine ilişkin önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.

    Ancak yalnızca sigortasız çalıştırılmış olmak, tek başına taksirle öldürme suçunun oluştuğu anlamına da gelmez. Ceza mahkemesi yine ölüm sonucunun hangi ihmal nedeniyle meydana geldiğini, ölüm ile ihlal edilen yükümlülük arasında uygun nedensellik bağı bulunup bulunmadığını araştıracaktır.

    Sigortasız işçi çalıştırılması idari yaptırımlar ve sosyal güvenlik hukuku bakımından ayrı sonuçlar doğururken, taksirle öldürme suçunda belirleyici olan husus ölüm sonucuna neden olan dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalidir.

    Sigortasız İşçi Çalıştırılması Kusur Değerlendirmesinde Etkili midir?

    Evet. Her ne kadar kayıt dışı çalıştırma tek başına mahkûmiyet nedeni olmasa da uygulamada şu hususların araştırılmasına yol açmaktadır:

    • İşe giriş eğitimi verilmiş midir?
    • Risk değerlendirmesi kapsamında değerlendirilmiş midir?
    • Kişisel koruyucu donanım teslim edilmiş midir?
    • İşe uygunluğu sağlık raporuyla belirlenmiş midir?
    • Görevlendirme ve çalışma talimatları yazılı olarak verilmiş midir?
    • İşveren tarafından etkin denetim yapılmış mıdır?

    Bu soruların olumsuz cevaplanması hâlinde kayıt dışı çalıştırma, kusur değerlendirmesinde işveren aleyhine önemli bir unsur olarak değerlendirilebilir.

    Alt İşveren İşçisinin Ölmesi Hâlinde Asıl İşverenin Durumu

    Alt işveren işçisinin ölmesi durumunda asıl işverenin cezai sorumluluğu otomatik olarak doğmaz. Mahkeme, ölüm sonucuna neden olan güvenlik tedbirinin alınmasının kimin yükümlülüğünde olduğunu belirlemektedir.

    Örneğin ortak kullanım alanlarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında asıl işverenin sorumluluğu gündeme gelebilir. Buna karşılık yalnızca alt işverenin organizasyonu altında yürütülen ve tamamen onun denetim alanında bulunan bir faaliyetten kaynaklanan ihlallerde değerlendirme farklı olabilir. Her olay kendi teknik özellikleri çerçevesinde incelenmelidir.

    Anahtar Teslim İşlerde Ceza Sorumluluğu

    İşin anahtar teslimi olarak yükleniciye bırakıldığı durumlarda, fiili organizasyonun ve iş sağlığı ile güvenliği tedbirlerinin kimin kontrolünde olduğu ayrıca araştırılır. İşin tüm yönetim ve denetiminin yüklenici tarafından yürütüldüğü hâllerde cezai sorumluluk da ağırlıklı olarak yüklenici üzerinde toplanabilir. Bununla birlikte asıl işverenin kanundan veya sözleşmeden doğan denetim yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda kendi kusuru oranında sorumluluğu yine gündeme gelebilir.

    Sonuç

    İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler, yalnızca bir iş sağlığı ve güvenliği sorunu değil, aynı zamanda ciddi sonuçlar doğuran ceza hukuku uyuşmazlıklarıdır. Ancak her ölüm olayı, işverenin otomatik olarak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin, bu ihlalin ölüm sonucuna neden olduğunun ve ölüm ile davranış arasında uygun nedensellik bağının bulunduğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir.

    Özellikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu projelerde, kayıt dışı çalıştırma iddialarında, birden fazla sorumlunun yer aldığı iş organizasyonlarında ve teknik uzmanlık gerektiren iş kazalarında kusur değerlendirmesi oldukça karmaşık hale gelebilmektedir. Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından itibaren delillerin doğru şekilde toplanması, bilirkişi raporlarının hukuki ve teknik açıdan incelenmesi, iş güvenliği yükümlülüklerinin kapsamının doğru belirlenmesi ve etkin bir savunma stratejisinin oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

    Dolğun Hukuk olarak; iş kazalarından kaynaklanan taksirle öldürme ve taksirle yaralama soruşturmaları, işveren ve şirket yöneticilerinin ceza sorumluluğu, asıl işveren-alt işveren uyuşmazlıkları, iş sağlığı ve güvenliği kaynaklı ceza davaları ile maddi ve manevi tazminat süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktayız. Somut olayınıza ilişkin hukuki değerlendirme ve profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

  • Taksirle Öldürme Suçu (TCK m. 85): Unsurları, Cezası ve Güncel Yargıtay Uygulaması

    Taksirle Öldürme Suçu (TCK m. 85): Unsurları, Cezası ve Güncel Yargıtay Uygulaması

    Yaşam hakkı, hukuk düzeni tarafından korunan en temel insan haklarından biridir. Türk Ceza Kanunu, bu hakkı yalnızca kasten gerçekleştirilen saldırılara karşı değil, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlar sonucu meydana gelen ölümlere karşı da güvence altına almıştır. Bu kapsamda taksirle öldürme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiş olup, uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biridir. Özellikle trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi uygulama hataları ve iş güvenliği ihlallerinden kaynaklanan ölümler bu suç kapsamında değerlendirilmektedir.

    Bu yazıda taksirle öldürme suçunun hukuki niteliği, suçun unsurları, bilinçli taksir kavramı, ceza miktarları, Yargıtay uygulaması ve uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar ayrıntılı olarak incelenmektedir.

    Taksirle Öldürme Suçu Nedir?

    Taksirle öldürme suçu, bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle başka bir kişinin ölümüne neden olmasıdır. Bu suçta failin öldürme kastı bulunmaz. Başka bir ifadeyle fail ölüm sonucunu istemez; ancak gerekli dikkat ve özeni göstermediği için ölüm meydana gelir.

    Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesine göre taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, suçun kanuni tanımındaki neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla her ölüm olayı taksirle öldürme suçunu oluşturmaz. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için ölüm ile failin davranışı arasında uygun illiyet bağının bulunması ve davranışın objektif dikkat yükümlülüğünü ihlal etmesi gerekir.

    Taksirle Öldürme Suçunun Hukuki Dayanağı

    Taksirle öldürme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında bir kişinin ölümüne neden olunması, ikinci fıkrasında ise birden fazla kişinin ölümü veya ölümle birlikte bir ya da daha fazla kişinin yaralanması daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.

    • Bir kişinin ölümü halinde: 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası.
    • Birden fazla kişinin ölümü veya ölüm ve yaralanmanın birlikte gerçekleşmesi halinde: 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası.

    Suçun Unsurları

    1. Dikkat ve Özen Yükümlülüğünün İhlali

    Taksirli sorumluluğun temelini dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali oluşturur. Her birey, toplum içinde başkalarının yaşamını tehlikeye düşürmeyecek şekilde hareket etmek zorundadır. Trafik kurallarına uymak, iş güvenliği önlemlerini almak, mesleki standartlara uygun davranmak ve teknik kuralları gözetmek bu yükümlülüğün örnekleridir.

    2. Ölüm Sonucunun Meydana Gelmesi

    Suçun oluşabilmesi için ihmal veya dikkatsizlik sonucu bir insanın hayatını kaybetmesi gerekir. Ölüm gerçekleşmemişse, şartları varsa taksirle yaralama suçu gündeme gelir.

    3. Nedensellik Bağı

    Mahkeme, ölüm sonucunun gerçekten sanığın davranışından kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırır. Ölüm ile davranış arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı takdirde ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Bu nedenle bilirkişi raporları ve teknik incelemeler uygulamada büyük önem taşımaktadır.

    Korunan Hukuki Değer

    Taksirle öldürme suçuyla korunan temel hukuki değer insan yaşamıdır. Yaşam hakkı, kişinin diğer bütün hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesinin ön şartıdır. Bu nedenle hukuk düzeni, insan hayatını yalnızca bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen saldırılara karşı değil, dikkatsizlik, tedbirsizlik veya gerekli özenin gösterilmemesi sonucunda meydana gelen ölümlere karşı da korumaktadır.

    Suçun oluşması bakımından hayatını kaybeden kişinin yaşı, sağlık durumu, engelli olması veya yaşam beklentisinin kısa olması önem taşımaz. Yaşayan her insan, taksirle öldürme suçunun mağduru olabilir.

    Taksirle Öldürme Suçunun Konusu

    Suçun konusu yaşayan bir insanın hayatıdır. Bu nedenle ölüm sonucunun meydana geldiği anda mağdurun hukuken yaşayan bir kişi olması gerekir. İnsan yaşamının başlangıcı ve sona ermesi, özellikle doğum sırasında gerçekleşen tıbbi müdahaleler ile beyin ölümü vakalarında önem taşımaktadır.

    Türk Medeni Kanunu’na göre kişilik, çocuğun sağ ve tamamıyla doğduğu anda başlar. Bu sebeple anne karnındaki cenine yönelik davranışlar, somut olayın özelliklerine göre çocuk düşürtme, taksirle yaralama veya görevi kötüye kullanma gibi farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir. Bununla birlikte doğumdan önce gerçekleştirilen kusurlu davranışın etkisi çocuk sağ olarak doğduktan sonra ortaya çıkar ve çocuğun ölümüne neden olursa, nedensellik bağının bulunması şartıyla taksirle öldürme suçu gündeme gelebilir.

    İnsan hayatının sona ermesi bakımından ise tıbbi ölüm ve beyin ölümü ölçütleri önemlidir. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiye yönelik sonradan gerçekleştirilen davranışlar, ölüm sonucuna neden olamayacağından taksirle öldürme suçunu oluşturmaz.

    Taksirle Öldürme Suçunun Faili

    Taksirle öldürme suçu, fail bakımından özel bir sıfat aranmayan genel bir suçtur. Bu nedenle herkes suçun faili olabilir. Ancak kişinin dikkat ve özen yükümlülüğünün kapsamı, sahip olduğu meslek, görev, uzmanlık ve somut olayın koşullarına göre değişebilir.

    Örneğin bir doktorun tıbbi müdahale sırasında uyması gereken mesleki standartlarla sıradan bir kişinin yükümlülükleri aynı değildir. Benzer şekilde işveren, şantiye şefi, mühendis, sürücü veya teknik personel bakımından uygulanacak dikkat ölçüsü, üstlenilen görev ve sorumluluklara göre belirlenir.

    • Araç sürücüleri,
    • İşverenler ve iş güvenliği sorumluları,
    • Doktorlar ve diğer sağlık çalışanları,
    • Müteahhitler, mühendisler ve şantiye görevlileri,
    • Makine ve tesisat bakımından sorumlu kişiler,
    • Tehlikeli faaliyetleri yürüten işletme yöneticileri,
    • Kamu görevlileri

    somut olayın şartlarına göre taksirle öldürme suçunun faili olabilir.

    Taksirle Öldürme Suçunun Mağduru

    Suçun mağduru, fail dışında yaşayan herhangi bir insan olabilir. Mağdurun çocuk, yetişkin veya yaşlı olması; sağlıklı, hasta ya da engelli bulunması suçun oluşması bakımından farklılık yaratmaz.

    Çocuğun erken doğmuş olması veya tıbbi destekle yaşamını sürdürebilmesi de mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz. Çocuk canlı ve tamamıyla doğmuşsa, yaşama kabiliyetinin zayıf olması ya da kısa süre yaşayabilecek durumda bulunması taksirle öldürme suçunun oluşmasına engel değildir.

    Taksirle Öldürme İcrai veya İhmali Davranışla İşlenebilir mi?

    Taksirle öldürme suçu, aktif bir hareketle işlenebileceği gibi gerekli bir davranışın yapılmaması suretiyle de meydana gelebilir. Aktif davranışla işlenen suçlarda fail, doğrudan gerçekleştirdiği bir hareketle ölüm sonucuna neden olur. İhmali davranışta ise kişi, yapmakla yükümlü olduğu bir işlemi gerçekleştirmeyerek ölüm sonucunun meydana gelmesine sebebiyet verir.

    İcrai Davranışa Örnekler

    • Hız sınırını aşan sürücünün yayaya çarpması,
    • Silahın dolu olup olmadığını kontrol etmeden ateş edilmesi,
    • Tehlikeli bir makinenin güvenlik sistemi devre dışı bırakılarak çalıştırılması,
    • Yanlış ilaç veya yanlış doz uygulanması,
    • İnşaat malzemelerinin kontrolsüz şekilde yüksekten bırakılması.

    İhmali Davranışa Örnekler

    • İşverenin zorunlu iş güvenliği tedbirlerini almaması,
    • Hekimin gerekli tetkik veya müdahaleyi zamanında yapmaması,
    • Bina yöneticisinin bilinen bir tehlikeyi gidermemesi,
    • Bakım sorumlusunun arızalı makineyi kullanıma kapatmaması,
    • Çocuğun güvenliğinden sorumlu kişinin gerekli gözetimi sağlamaması.

    İhmali davranıştan dolayı ceza sorumluluğunun doğabilmesi için failin somut olayda harekete geçme yükümlülüğünün bulunması gerekir. Kişinin hukuken veya fiilen önleme yükümlülüğü bulunmayan bir sonuçtan yalnızca müdahale etmediği gerekçesiyle sorumlu tutulması mümkün değildir.

    Basit Taksir Nedir?

    Basit taksir, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörmesi gereken sonucu öngörmemesidir. Fail, ölüm sonucunu istemediği gibi böyle bir sonucun meydana gelebileceğini de fiilen düşünmemiştir. Ancak makul ve dikkatli bir kişinin aynı koşullarda sonucu öngörebilecek olması gerekir.

    Örneğin bir sürücünün gerekli kontrolleri yapmadan geri manevra sırasında arkasındaki kişiye çarpması, somut olayın şartlarına göre basit taksir kapsamında değerlendirilebilir. Burada sürücü ölüm sonucunu öngörmemiştir; ancak aynaları kontrol etmesi, çevre güvenliğini sağlaması ve gerekli dikkati göstermesi kendisinden beklenmektedir.

    Bilinçli Taksir Nedir?

    Bilinçli taksirde fail, gerçekleştirdiği davranışın tehlikeli bir sonuca neden olabileceğini öngörür; ancak bu sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket eder. Fail ölüm sonucunu istemez ve kabul etmez. Buna rağmen öngördüğü risk gerçekleşerek bir kişinin ölümüne yol açar.

    Bilinçli taksir halinde, taksirle öldürme suçundan belirlenecek ceza Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca üçte birden yarısına kadar artırılır. Artırım oranı belirlenirken failin öngördüğü tehlikenin ağırlığı, ihlal edilen kuralın önemi, olayın gerçekleşme biçimi ve failin kişisel kusuru dikkate alınır.

    Bilinçli Taksire Örnekler

    • Aşırı hızla araç kullanırken kaza ihtimalini bilmesine rağmen sürüşe devam etmek,
    • Alkollü şekilde araç kullanarak ölümle sonuçlanan kazaya neden olmak,
    • Yoğun yerleşim alanında tehlikeli biçimde silah kullanmak,
    • Güvenlik sistemi çalışmayan bir makineyi risk bilinmesine rağmen kullandırmak,
    • Ciddi arızası bilinen bir aracı trafiğe çıkarmak,
    • İş güvenliği bakımından açık ve ciddi tehlike bulunmasına rağmen çalışmayı sürdürmek.

    Bu örneklerin otomatik olarak bilinçli taksir sayılması mümkün değildir. Mahkeme her somut olayda failin riski gerçekten öngörüp öngörmediğini, sonucunun meydana gelmeyeceğine hangi gerekçeyle güvendiğini ve davranışın olay içindeki özelliklerini ayrı ayrı değerlendirmelidir.

    Bilinçli Taksir ile Olası Kast Arasındaki Fark

    Uygulamada en önemli tartışmalardan biri, bilinçli taksir ile olası kast arasındaki ayrımdır. Her iki durumda da fail, ölüm sonucunun meydana gelebileceğini öngörmektedir. Aralarındaki temel fark, failin öngördüğü sonuca karşı içsel tutumudur.

    Değerlendirme Bilinçli Taksir Olası Kast
    Sonucun öngörülmesi Fail sonucu öngörür. Fail sonucu öngörür.
    Sonuca yönelik tutum Sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenir. Sonucun gerçekleşmesini göze alır.
    Sonucun istenmesi Sonuç istenmez ve kabul edilmez. Sonuç doğrudan istenmese bile kabullenilir.
    Hukuki sonuç Taksirli suçun cezası artırılır. Kasten işlenen suça ilişkin hükümler uygulanır.

    Bilinçli taksirde fail, “bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket eder. Olası kastta ise “sonuç meydana gelirse gelsin” şeklinde bir kabullenme söz konusudur. Bu ayrım, uygulanacak ceza miktarı bakımından son derece önemlidir.

    Failin iç dünyası doğrudan bilinemeyeceği için değerlendirme; olayın gerçekleşme şekli, tehlikenin açıklığı, failin davranışını sürdürme biçimi, alınabilecek tedbirlerin kolaylığı ve olay öncesi ile sonrasındaki tutumlar üzerinden yapılır.

    Objektif Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

    Taksirli sorumlulukta failin hangi kurala aykırı davrandığının somut biçimde ortaya konulması gerekir. Sadece ölüm sonucunun meydana gelmiş olması, kişinin otomatik olarak cezalandırılması için yeterli değildir.

    Dikkat ve özen yükümlülüğünün kaynağı;

    • Kanun ve yönetmelikler,
    • Trafik kuralları,
    • İş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri,
    • Mesleki standartlar,
    • Teknik şartnameler,
    • Görev ve yetki tanımları,
    • Ortak hayat tecrübeleri

    olabilir.

    Mahkeme, öncelikle failin uyması gereken davranış kuralını belirlemeli, ardından bu kuralın nasıl ihlal edildiğini açıklamalıdır. Soyut ve genel ifadelerle kusur yüklenmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.

    Neticenin Öngörülebilir Olması

    Taksirden söz edilebilmesi için ölüm sonucunun objektif olarak öngörülebilir olması gerekir. Olağan hayat tecrübelerine göre öngörülmesi mümkün olmayan, tamamen sıra dışı veya beklenmedik bir sonuç nedeniyle kişiye taksirli sorumluluk yüklenemez.

    Öngörülebilirlik değerlendirmesi yapılırken failin yaşı, mesleği, bilgisi, tecrübesi, görev alanı ve somut olayın şartları dikkate alınır. Uzmanlık gerektiren faaliyetlerde, aynı alanda çalışan makul ve dikkatli bir uzmanın göstereceği özen ölçü olarak kabul edilir.

    Nedensellik Bağı ve Objektif İsnat

    Taksirle öldürme suçunda failin davranışı ile ölüm sonucu arasında nedensellik bağının bulunması zorunludur. Başka bir ifadeyle ölüm, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışının sonucu olmalıdır.

    Nedensellik bağının bulunması tek başına her durumda yeterli değildir. Ölüm sonucunun ayrıca hukuken faile yüklenebilir olması gerekir. Failin davranışı hukuken izin verilen risk sınırları içinde kalmışsa veya ölüm tamamen bağımsız ve öngörülemez bir sebepten meydana gelmişse objektif isnat kurulamayabilir.

    Nedensellik Bağını Kesebilecek Durumlar

    • Ölümün tamamen mağdurun bağımsız davranışından kaynaklanması,
    • Üçüncü kişinin tek başına sonucu meydana getiren müdahalesi,
    • Öngörülemeyen ve olağan dışı bir doğal olay,
    • Failin davranışıyla bağlantısı bulunmayan tıbbi bir durum,
    • Sonucun bütünüyle başka ve bağımsız bir nedenden meydana gelmesi.

    Bununla birlikte mağdurun da kusurlu olması, her zaman failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Failin davranışı ölüm sonucuna etkili olmuşsa, mağdurun kusuru cezanın belirlenmesi ve kusurun dağılımı bakımından dikkate alınabilir.

    Mağdurun Kusuru Ceza Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı?

    Mağdurun dikkatsiz veya kurallara aykırı davranması, failin kusurunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme, her iki tarafın davranışlarının ölüm sonucuna etkisini ayrı ayrı inceler.

    Örneğin yayaya çarpan sürücünün hız sınırını aştığı bir olayda, yayanın da kontrolsüz şekilde yola çıkmış olması mümkündür. Bu durumda sürücünün davranışı ölüm sonucuna etkili olmaya devam ediyorsa ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkmayabilir. Buna karşılık ölümün yalnızca mağdurun öngörülemez ve bağımsız hareketinden kaynaklandığı tespit edilirse sanık bakımından beraat kararı verilebilir.

    Birden Fazla Kişinin Kusuru

    Taksirle öldürme olaylarında birden fazla kişinin kusurlu davranışı aynı ölüm sonucuna katkı sağlayabilir. Özellikle iş kazaları, yapı çökmeleri, tıbbi müdahaleler ve zincirleme sorumluluğun bulunduğu teknik faaliyetlerde birden fazla sanık bulunması mümkündür.

    Taksirli suçlarda herkes kendi kusurundan sorumludur. Bir kişinin kusuru diğer sanıklara yüklenemez. Bu nedenle her sanığın görevi, yetkisi, bilgi düzeyi, alması gereken önlemler ve ihlal ettiği yükümlülük ayrı ayrı belirlenmelidir.

    İşyerinde meydana gelen ölüm nedeniyle yalnızca işveren sıfatının bulunması cezalandırma için yeterli değildir. İşverenin, işveren vekilinin, iş güvenliği uzmanının, şantiye şefinin ve diğer görevlilerin somut olayla bağlantılı yükümlülükleri ayrı ayrı incelenmelidir.

    Trafik Kazalarında Taksirle Öldürme Suçu

    Taksirle öldürme suçunun uygulamada en sık görüldüğü alan trafik kazalarıdır. Sürücülerin Karayolları Trafik Kanunu, ilgili yönetmelikler ve genel dikkat kurallarına aykırı davranmaları sonucunda meydana gelen ölümlü kazalar, çoğu zaman TCK m.85 kapsamında değerlendirilmektedir.

    Ancak her ölümlü trafik kazası otomatik olarak ceza sorumluluğu doğurmaz. Mahkeme, sürücünün kusurunu, kazanın oluş şeklini, yol ve hava koşullarını, hızını, fren izlerini, kamera kayıtlarını ve bilirkişi raporlarını birlikte değerlendirir.

    Trafik Kazalarında Kusur Sayılabilecek Davranışlar

    • Hız sınırının aşılması
    • Kırmızı ışık ihlali
    • Alkollü veya uyuşturucu etkisi altında araç kullanılması
    • Telefonla konuşarak araç kullanılması
    • Şerit ihlali
    • Takip mesafesine uyulmaması
    • Geçiş üstünlüğüne riayet edilmemesi
    • Yorgun veya uykusuz şekilde araç kullanılması
    • Araç bakımının yapılmaması

    Buna karşılık ölümün tamamen mağdurun öngörülemeyen davranışından kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde sürücünün cezai sorumluluğu ortadan kalkabilir.

    İş Kazalarında Taksirle Öldürme

    İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler de TCK m.85 kapsamında en fazla karşılaşılan dosya türleri arasındadır. İşverenin yalnızca işveren sıfatını taşıması cezalandırılması için yeterli değildir. Ölüm sonucunun meydana gelmesinde hangi yükümlülüğün ihlal edildiği açık şekilde ortaya konulmalıdır.

    6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca işveren, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi ve ölüm meydana gelmesi hâlinde taksirle öldürme suçu gündeme gelebilir.

    İşverenin Başlıca Yükümlülükleri

    • Risk değerlendirmesi yapmak
    • Koruyucu ekipman sağlamak
    • Çalışanları eğitmek
    • İş güvenliği uzmanı görevlendirmek
    • Makine ve ekipmanların bakımını yaptırmak
    • Denetim mekanizmasını işletmek

    İş kazalarında çoğu zaman yalnızca işveren değil; işveren vekili, şantiye şefi, proje müdürü, iş güvenliği uzmanı, formen veya teknik sorumlular bakımından da ayrı ayrı kusur değerlendirmesi yapılmaktadır.

    Doktor Hatalarında Taksirle Öldürme (Malpraktis)

    Sağlık çalışanlarının mesleki standartlara aykırı davranışları sonucunda hastanın yaşamını kaybetmesi durumunda taksirle öldürme suçu gündeme gelebilir. Bununla birlikte tıbbi müdahalenin başarısız olması tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.

    Ceza sorumluluğu bakımından temel soru şudur:

    Makul ve dikkatli bir hekim aynı koşullarda farklı davranarak ölüm sonucunu önleyebilir miydi?

    Bu değerlendirme yapılırken Adli Tıp Kurumu raporları, uzman bilirkişi görüşleri, tıbbi kılavuzlar ve uluslararası kabul gören tedavi standartları dikkate alınmaktadır.

    İnşaat ve Şantiye Kazalarında Ceza Sorumluluğu

    İnşaat sektöründe meydana gelen ölümlerin önemli bir bölümü gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle yüksekten düşme, iskele çökmesi, elektrik çarpması ve vinç kazaları uygulamada sıkça görülmektedir.

    Bu tür olaylarda mahkeme yalnızca işvereni değil; teknik uygulama sorumlusu, şantiye şefi, yapı denetim görevlisi ve diğer sorumluların yükümlülüklerini de ayrı ayrı değerlendirir.

    Bilirkişi Raporlarının Önemi

    Taksirle öldürme davalarında kusurun belirlenmesinde bilirkişi raporları büyük önem taşır. Ancak mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı değildir. Hakim, raporu dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirerek karar verir.

    • Olay yeri inceleme raporları
    • Kamera kayıtları
    • Tanık beyanları
    • Otopsi raporu
    • Adli Tıp Kurumu raporu
    • Trafik uzmanı raporu
    • İş güvenliği uzmanı raporu

    Birden fazla bilirkişi raporunun çelişmesi hâlinde mahkeme yeni bilirkişi incelemesi yaptırabilir veya çelişkiyi gerekçeli şekilde değerlendirerek karar verebilir.

    Cezanın Belirlenmesi

    Mahkeme ceza miktarını belirlerken yalnızca ölüm sonucuna değil, failin kusur ağırlığına da bakar. TCK’nın genel hükümleri gereğince ceza bireyselleştirilir.

    Hakim özellikle şu kriterleri dikkate alır:

    • Kusurun yoğunluğu
    • İhlal edilen kuralın önemi
    • Tehlikenin büyüklüğü
    • Failin öngörü yeteneği
    • Davranışın gerçekleşme biçimi
    • Olay sonrası tutumu
    • Mağdur üzerindeki etkileri
    • Failin kişisel özellikleri

    Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

    Taksirle öldürme suçunda HAGB uygulanıp uygulanamayacağı, somut olayda verilen ceza miktarı ve yürürlükteki ceza muhakemesi hükümlerine göre değerlendirilir. Bu nedenle her dosyada otomatik olarak HAGB kararı verilmesi mümkün değildir.

    Mahkeme; sanığın kişiliği, yeniden suç işleme ihtimali, yargılama sürecindeki davranışları ve diğer yasal koşulları birlikte değerlendirerek karar verir.

    Cezanın Ertelenmesi

    Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme hapis cezasının ertelenmesine karar verebilir. Ancak bu husus sanığın otomatik olarak ertelemeden yararlanacağı anlamına gelmez. Mahkeme her somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapar.

    Adli Para Cezasına Çevrilmesi Mümkün müdür?

    Taksirle öldürme suçunda hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceği, hükmedilen cezanın süresi ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu konuda her dosya bakımından ayrı hukuki inceleme yapılmalıdır.

    Soruşturma Süreci

    Taksirle öldürme suçuna ilişkin süreç çoğu zaman kolluk kuvvetlerinin olay yerine intikaliyle başlar. Cumhuriyet savcısı tarafından olayın oluş şekli araştırılır, deliller toplanır ve ölüm sonucunun hangi nedenle meydana geldiği belirlenmeye çalışılır.

    Soruşturma aşamasında özellikle aşağıdaki deliller büyük önem taşır.

    • Olay yeri inceleme tutanakları
    • Otopsi raporu
    • Adli Tıp Kurumu raporu
    • Bilirkişi incelemeleri
    • Kamera kayıtları
    • Telefon kayıtları
    • Tanık beyanları
    • Teknik inceleme raporları

    Savcılık, toplanan deliller doğrultusunda yeterli şüphe bulunduğu kanaatine varırsa kamu davası açılması amacıyla iddianame düzenler. Aksi durumda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir.

    Kovuşturma Aşaması

    İddianamenin kabul edilmesiyle birlikte ceza yargılaması başlar. Mahkeme yalnızca bilirkişi raporuyla yetinmez; sanık savunmalarını, tanık anlatımlarını, uzman görüşlerini ve diğer tüm delilleri birlikte değerlendirerek kusur durumunu belirler.

    Gerek görülmesi hâlinde yeni bilirkişi raporu alınabilir, keşif yapılabilir veya Adli Tıp Kurumu’ndan ek rapor istenebilir.

    Görevli ve Yetkili Mahkeme

    Taksirle öldürme suçunda görevli mahkeme, suçun niteliğine ve isnat edilen fiile göre belirlenmektedir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Yetki konusunda Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.

    Tutuklama Uygulanabilir mi?

    Taksirle öldürme suçunda tutuklama otomatik olarak uygulanmaz. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen tutuklama nedenlerinin somut olayda bulunması gerekir.

    Mahkeme veya sulh ceza hâkimliği özellikle;

    • kaçma şüphesi,
    • delilleri karartma ihtimali,
    • tanıklara baskı yapılması riski,
    • ölçülülük ilkesi

    gibi kriterleri birlikte değerlendirerek karar verir.

    Zamanaşımı

    Taksirle öldürme suçunda dava zamanaşımı süresi, suç için kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine göre belirlenmektedir. Zamanaşımı hesaplanırken kesilme ve durma nedenleri de ayrıca değerlendirilmelidir.

    Tazminat Sorumluluğu

    Taksirle öldürme suçunda ceza yargılamasından bağımsız olarak hukuk mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davaları açılması mümkündür. Ceza davasının sonucu, hukuk yargılamasını etkileyebilmekle birlikte her iki süreç birbirinden bağımsız yürütülmektedir.

    Maddi Tazminat

    • Destekten yoksun kalma tazminatı
    • Cenaze giderleri
    • Tedavi giderleri
    • Diğer ekonomik zararlar

    Manevi Tazminat

    Ölen kişinin yakınları, olay nedeniyle yaşadıkları manevi zararların giderilmesi amacıyla manevi tazminat talebinde bulunabilirler. Mahkeme tazminat miktarını belirlerken olayın özelliklerini, tarafların ekonomik durumunu ve hakkaniyet ilkelerini dikkate alır.

    Sigorta Şirketlerinin Sorumluluğu

    Trafik kazalarında zorunlu mali sorumluluk sigortası, kasko sigortası veya diğer sorumluluk sigortaları devreye girebilir. Sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe kapsamı ve ilgili mevzuat hükümlerine göre belirlenmektedir.

    Yargıtay Uygulamasında Dikkat Edilen Hususlar

    Yargıtay kararları incelendiğinde taksirle öldürme suçunda özellikle aşağıdaki kriterlerin önem taşıdığı görülmektedir.

    • Objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali bulunup bulunmadığı
    • Ölüm ile davranış arasında uygun illiyet bağının kurulup kurulamadığı
    • Kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi
    • Bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı
    • Bilirkişi raporlarının bilimsel yeterliliği
    • Çelişkili raporların giderilmesi
    • Mağdurun kusurunun sonuca etkisi
    • Her sanığın kusurunun bireysel olarak değerlendirilmesi

    Özellikle iş kazaları ve trafik kazalarında kusurun yalnızca sonuç üzerinden değil, ihlal edilen somut yükümlülükler esas alınarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir.

    Sık Sorulan Sorular

    Taksirle öldürme suçunda şikâyet gerekli midir?

    Hayır. Bu suç şikâyete tabi değildir. Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur.

    Birden fazla kişinin ölmesi cezayı artırır mı?

    Evet. Birden fazla kişinin ölümü veya ölümle birlikte yaralanma meydana gelmesi hâlinde TCK m.85/2 uygulanır.

    Bilinçli taksir cezada artırım sebebi midir?

    Evet. Bilinçli taksir hâlinde belirlenen ceza kanunda öngörülen oranda artırılır.

    Her iş kazasında işveren cezalandırılır mı?

    Hayır. İşverenin somut olay bakımından dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin ispat edilmesi gerekir.

    Her trafik kazasında sürücü kusurlu sayılır mı?

    Hayır. Kusur, olayın özellikleri ve teknik incelemeler doğrultusunda belirlenir.

    Sonuç

    Taksirle öldürme suçu, yalnızca ölüm sonucunun meydana gelmesine bağlı olarak oluşan bir suç değildir. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için failin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmiş olması, ölüm sonucunun öngörülebilir nitelikte bulunması ve davranış ile ölüm arasında uygun illiyet bağının kurulabilmesi gerekir. Bu nedenle her olay kendi teknik özellikleri, bilirkişi raporları ve delil durumu çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmektedir.

    Özellikle trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi uygulamalar ve teknik faaliyetlerden kaynaklanan ölüm olaylarında, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır. Delillerin doğru şekilde toplanması, bilirkişi raporlarının etkin biçimde incelenmesi ve kusur değerlendirmesinin hukuka uygun yapılması, yargılama sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.


    Hukuki Destek

    Taksirle öldürme suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma süreçleri, teknik ve hukuki değerlendirmelerin birlikte yürütülmesini gerektirir. Delillerin korunması, bilirkişi raporlarının incelenmesi, kusur değerlendirmesine itiraz edilmesi ve ceza yargılamasının etkin şekilde takip edilmesi bakımından alanında uzman bir ceza avukatından hukuki destek alınması hak kayıplarının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.

    Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar

    Taksirle öldürme soruşturmalarında tarafların yaptığı usuli ve hukuki hatalar, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Özellikle soruşturmanın ilk aşamasında yapılan eksiklikler sonradan telafi edilemeyebilir.

    • Olay yeri inceleme raporlarına zamanında itiraz edilmemesi
    • Bilirkişi raporlarının teknik yönden incelenmemesi
    • Alternatif bilirkişi raporu alınmaması
    • Kamera kayıtlarının süresinde temin edilmemesi
    • Tanıkların zamanında dinlenmemesi
    • Teknik delillerin korunmaması
    • Kusur değerlendirmesine yönelik uzman görüşü sunulmaması

    Savunma Stratejisi

    Taksirle öldürme davalarında etkili bir savunma yalnızca suçlamanın reddedilmesine dayanmaz. Öncelikle ölüm sonucunun meydana geliş şekli, kusur oranı, nedensellik bağı ve teknik raporlar ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir.

    Özellikle trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi uygulamalarda teknik bilirkişi raporlarının hukuki açıdan incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Eksik veya çelişkili raporlara karşı süresi içinde itiraz edilmesi, gerektiğinde yeni bilirkişi incelemesi talep edilmesi ve uzman görüşü sunulması yargılamanın sonucunu önemli ölçüde etkileyebilir.

    Dolğun Hukuk’un Değerlendirmesi

    Taksirle öldürme suçuna ilişkin dosyalar yalnızca ceza hukuku bilgisiyle değil; teknik mevzuat, iş güvenliği, trafik hukuku, tıp hukuku ve bilirkişilik uygulamalarının birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Her dosya kendi somut olayına özgü olarak incelenmeli; kusur dağılımı, nedensellik bağı ve teknik raporlar ayrıntılı biçimde analiz edilmelidir.

    Dolğun Hukuk olarak taksirle öldürme suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde; delillerin değerlendirilmesi, bilirkişi raporlarının incelenmesi, ceza yargılamasının takibi ve hukuki stratejinin oluşturulması konularında müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktayız.

    Taksirle Öldürme Suçunda Kusur Nasıl Belirlenir?

    Taksirle öldürme suçunda mahkemenin cevap aradığı en önemli soru, ölüm sonucunun hangi davranış nedeniyle meydana geldiğidir. Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde yalnızca ölüm olgusuna değil, ölümün gerçekleşmesine neden olan davranışın hukuki niteliğine de bakılır.

    Kusur değerlendirmesi yapılırken failin yerine aynı koşullarda bulunan makul, dikkatli ve özenli bir kişinin nasıl davranacağı esas alınır. Eğer ortalama dikkat seviyesine sahip bir kişinin önleyebileceği bir ölüm, failin ihmal veya dikkatsizliği nedeniyle gerçekleşmişse kusurdan söz edilebilir.

    • İhlal edilen hukuk kuralı
    • Mesleki standartlar
    • Teknik yönetmelikler
    • Olayın meydana geliş şekli
    • Riskin öngörülebilirliği
    • Failin bilgi ve deneyimi
    • Alınabilecek önlemler

    Kusur oranı belirlenirken yalnızca bilirkişi raporu esas alınmaz. Hakim, raporun bilimsel yeterliliğini ve dosyadaki diğer delillerle uyumunu da değerlendirir.

    Bilirkişi Raporuna İtiraz Edilebilir mi?

    Evet. Bilirkişi raporu mahkemeyi bağlayan kesin bir delil değildir. Taraflar rapora karşı ayrıntılı teknik ve hukuki itirazlarda bulunabilir, yeni bilirkişi incelemesi talep edebilir veya uzman görüşü sunabilir.

    Özellikle trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi uygulamalarda ilk düzenlenen bilirkişi raporları her zaman yeterli olmayabilir. Çelişkili veya eksik değerlendirmeler içeren raporların hükme esas alınması hukuka aykırılık oluşturabilir.

    Taksirle Öldürme Davasında Sanığın Hakları

    Ceza muhakemesinde herkes adil yargılanma hakkına sahiptir. Taksirle öldürme suçundan yargılanan kişinin de kanundan kaynaklanan temel hakları bulunmaktadır.

    • Müdafiden yararlanma hakkı
    • Dosyayı inceleme hakkı
    • Delil sunma hakkı
    • Tanık dinletme hakkı
    • Bilirkişi raporuna itiraz hakkı
    • Uzman görüşü alma hakkı
    • Lehe delillerin toplanmasını isteme hakkı
    • Kanun yollarına başvurma hakkı

    Katılanın Hakları

    Hayatını kaybeden kişinin yakınları, ceza yargılamasında katılan sıfatını alarak davaya iştirak edebilirler. Katılan sıfatı, mağdur yakınlarına ceza muhakemesinde çeşitli usuli haklar tanımaktadır.

    • Delil sunma
    • Tanık dinletme
    • Bilirkişi raporuna itiraz etme
    • Kararlara karşı kanun yoluna başvurma
    • Duruşmalara katılma

    Ceza Davası ile Tazminat Davası Arasındaki İlişki

    Ceza yargılaması ile maddi ve manevi tazminat davaları birbirinden bağımsız süreçlerdir. Ceza mahkemesinde verilen karar, bazı yönlerden hukuk mahkemesini etkileyebilse de her iki dava kendi usul kuralları çerçevesinde yürütülmektedir.

    Bu nedenle ceza davasının devam ediyor olması, tazminat davası açılmasına engel değildir. Benzer şekilde hukuk mahkemesindeki süreç de ceza yargılamasının sonucunu otomatik olarak belirlemez.

    Uygulamada En Çok Karşılaşılan Deliller

    • Olay yeri fotoğrafları
    • Güvenlik kamerası görüntüleri
    • Araç içi kamera kayıtları
    • Otopsi raporu
    • Adli Tıp Kurumu raporu
    • HTS kayıtları
    • GPS verileri
    • Takograf kayıtları
    • İş güvenliği evrakları
    • Risk değerlendirme raporları
    • Eğitim kayıtları
    • Bakım kayıtları
    • Tanık beyanları

    Soruşturmanın İlk Günlerinde Yapılması Gerekenler

    Taksirle öldürme soruşturmalarında ilk saatlerde toplanan deliller çoğu zaman davanın kaderini belirlemektedir. Bu nedenle hem şüpheli hem de mağdur yakınları bakımından hukuki sürecin ilk andan itibaren dikkatle yürütülmesi gerekir.

    • Olay yeri kayıtlarının korunması
    • Kamera görüntülerinin muhafaza edilmesi
    • Tanık bilgilerinin tespit edilmesi
    • Teknik kayıtların saklanması
    • Bilirkişi incelemelerinin takip edilmesi
    • Savunmanın teknik belgelerle desteklenmesi

    Son Değerlendirme

    Taksirle öldürme suçları, ceza hukukunun en teknik alanlarından biridir. Ölüm sonucunun meydana gelmiş olması tek başına cezai sorumluluk için yeterli değildir. Kusurun belirlenmesi, dikkat ve özen yükümlülüğünün kapsamı, nedensellik bağı ve ölüm sonucunun öngörülebilirliği her olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    Özellikle trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi uygulamalar ve teknik faaliyetlerden kaynaklanan ölüm olaylarında uzman bilirkişi raporlarının doğru analiz edilmesi ve hukuki değerlendirmelerin somut olaya özgü yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle soruşturma aşamasından itibaren profesyonel hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik rol oynamaktadır.


    Not: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her olay kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmeli olup, somut uyuşmazlıklarda uzman bir ceza hukuku avukatından hukuki görüş alınması tavsiye edilir. Yararlanılan Temel Kaynak için bkz. Yıldız, Ali Kemal, Taksirle Öldürme, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VIII, S. 2, 2013.

  • Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yapay zeka araçlarının yargı pratiğine fiilen girmesiyle birlikte, hakimler, savcılar ve adliye personeli bakımından yeni bir risk alanı doğmuştur. Dosya özetleme, karar taslağı oluşturma veya analiz amacıyla kullanılan sistemlere; kişisel veriler, soruşturma içerikleri, mahkeme dosyaları ve emniyet evraklarının girilmesi, artık sadece teknik bir tercih değil; çok katmanlı bir hukuki sorumluluk doğuran bir eylem haline gelmiştir. Bu kullanım, aynı anda kişisel verilerin korunması hukuku, ceza hukuku ve disiplin hukuku alanlarına temas etmektedir.

    I. KVKK Kapsamında Sorumluluk

    6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, adliye içerisinde işlenen tüm kişisel veriler; hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine tabiidir. Yapay zeka sistemlerine dosya yüklenmesi halinde, bu verilerin işlenme amacı ile kullanılan aracın niteliği arasında çoğu zaman doğrudan bir bağlantı kurulamaz. Bu durum özellikle Madde 4’te düzenlenen genel ilkelerin ihlali riskini doğurur.

    Öte yandan, bu tür sistemlerin önemli bir kısmı bulut tabanlıdır ve veri işleme faaliyetleri çoğu zaman yurtdışı sunucular üzerinden gerçekleşir. Bu durumda, açık rıza, yeterlilik kararı veya uygun güvenceler bulunmaksızın yapılan veri aktarımı, Madde 8 ve 9 kapsamında hukuka aykırı hale gelir. Adliye içinde kullanılan bir aracın teknik altyapısı bilinmeden veri girilmesi, farkında olunmadan yurtdışına veri aktarımı anlamına gelebilir.

    Madde 12 uyarınca veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunan veri sorumlusu organizasyon içinde yer alan hakim, savcı ve kamu personeli; bu yükümlülüğün ihlali halinde yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bireysel sorumluluk tartışmasının da tarafı haline gelebilir. Bu kapsamda, yapay zeka araçlarının bilinçsiz kullanımı, KVKK ihlali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

    II. Cezai Sorumluluk (TCK Kapsamı)

    [iTürk Ceza Kanunu bakımından konu değerlendirildiğinde, yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi birden fazla suç tipiyle ilişkilendirilebilir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak bir sisteme kaydedilmesi, Madde 135 kapsamında suç teşkil edebilir. Aynı şekilde bu verilerin üçüncü taraf sistemlere iletilmesi veya erişilebilir hale getirilmesi, Madde 136 çerçevesinde “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu kapsamında değerlendirilebilir.

    Bu fiillerin kamu görevlisi sıfatıyla işlenmesi halinde, Madde 137 gereği cezaların artırılması söz konusu olur. Dolayısıyla hakim, savcı veya adliye personelinin bu tür bir veri aktarımına sebebiyet vermesi, nitelikli suç kapsamında daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Dosyanın niteliğine göre risk daha da büyür. Özellikle devlet güvenliği, kamu düzeni veya soruşturma gizliliği kapsamında bulunan belgelerin yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde; gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması, devletin güvenliğine ilişkin bilgilerin ifşası gibi suç tipleri de gündeme gelebilir. Bu durumda eylem, yalnızca kişisel veri ihlali olmaktan çıkar; doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir suç alanına dönüşür.

    III. İdari ve Disiplin Sorumluluğu

    Hakim ve savcılar bakımından 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümleri uygulanır. Mesleğin onur ve vakarına aykırı davranış, görevin gereklerine uygun hareket etmeme ve gizlilik yükümlülüğünün ihlali; disiplin yaptırımı doğurabilecek fiiller arasındadır. Yapay zeka sistemlerine dosya içeriği aktarılması, özellikle gizlilik ilkesinin ihlali kapsamında değerlendirilebilir.

    Adliye personeli ve diğer kamu görevlileri açısından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri devreye girer. Görev sırasında öğrenilen bilgilerin açıklanması yasağı ve sadakat yükümlülüğü, bu tür veri aktarımını açıkça sınırlandırır. Bu yükümlülüğe aykırı davranış, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve hatta memuriyetten çıkarma gibi sonuçlar doğurabilir.

    Ayrıca yargı teşkilatında kullanılan UYAP sistemi kapalı devre ve kontrollü bir yapı üzerine kuruludur. Bu sistem dışına veri çıkarılması, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda kurumsal güvenlik politikasının ihlali anlamına gelir ve idari sorumluluğu doğrudan tetikler.

    IV. Devlet Sorumluluğu ve Rücu İhtimali

    Bu tür ihlaller yalnızca bireysel sonuç doğurmaz. Kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya gizli bilgilerin ifşası halinde, devletin tazmin sorumluluğu doğabilir. Ancak idare hukuku ilkeleri gereği, ağır kusur veya açık ihlal durumlarında ilgili kamu görevlisine rücu edilmesi de mümkündür. Bu nedenle yapay zeka kullanımındaki hatalı işlemler, uzun vadede kişisel mali sorumluluk riskini de beraberinde getirir.

    V. Devlet Sırrı ve Gizli Belgelerin Paylaşılması Riski

    Yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi meselesi, yalnızca kişisel verilerin korunması ile sınırlı değildir. Dosyanın niteliğine bağlı olarak bu durum, doğrudan devlet sırrı veya gizli belge kapsamına giren bilgilerin kontrolsüz şekilde üçüncü taraf sistemlere aktarılması sonucunu doğurabilir. Bu noktada hukuki değerlendirme, veri koruma hukukunun ötesine geçerek devletin güvenliği ve yargı gizliliği eksenine taşınır.

    Türk Ceza Kanunu kapsamında, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması suç teşkil eder. Hakim, savcı ve adliye personeli, bu bilgilere görevleri gereği erişmektedir. Bu nedenle söz konusu bilgilerin yapay zeka araçlarına girilmesi; teknik olarak bir “analiz” işlemi gibi görünse de, hukuki nitelik itibarıyla üçüncü taraf sistemlere aktarım ve dolayısıyla açıklama olarak değerlendirilebilir.

    Özellikle terör suçları, organize suçlar, istihbarat bağlantılı soruşturmalar, uluslararası adli yardımlaşma dosyaları, sınır güvenliği ve göç süreçlerine ilişkin evraklar ile henüz alenileşmemiş yargısal değerlendirmeler; yüksek gizlilik derecesine sahip belgelerdir. Bu tür verilerin kontrolsüz biçimde yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde, yalnızca kişisel veri ihlali değil, aynı zamanda gizli kalması gereken bilgilerin ifşası söz konusu olabilir.

    Bu noktada “veriyi kimseyle paylaşmadım, sadece sisteme yükledim” şeklindeki savunma hukuken yeterli değildir. Zira veri, üçüncü taraf altyapılar üzerinden işleniyorsa, bu durum fiilen bir aktarım ve açıklama niteliği taşır. Kontrolün kaybedildiği her durumda, hukuki sorumluluk doğar.

    Sonuç olarak, adliye içerisinde yapay zeka kullanımı; dosyanın içeriğine bağlı olarak yalnızca KVKK ihlali değil, devlet sırrının ifşası ve yargı gizliliğinin ihlali gibi ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk alanıdır. Bu nedenle konu, basit bir teknolojik tercih olarak değil, doğrudan kamu güvenliği ve yargı bağımsızlığı meselesi olarak ele alınmalıdır.

    VI. Genel Değerlendirme ve Acil Düzenleme İhtiyacı

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının tamamen yasaklanması gerçekçi değildir. Ancak bu kullanımın kuralsız bırakılması, hem bireysel hem kurumsal ölçekte ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Bugün gelinen noktada sorun, teknolojinin varlığı değil; kullanım sınırlarının belirlenmemiş olmasıdır.

    Adalet Bakanlığı’nın, hakimler, savcılar ve tüm adliye personeli bakımından yapay zeka kullanımına ilişkin açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık zorunluluktur. Hangi verilerin kesinlikle bu sistemlere yüklenemeyeceği, hangi araçların kullanılabileceği ve veri aktarımının hangi şartlara tabi olacağı genelge ve özelgelerle derhal belirlenmelidir.

    Aksi halde, iyi niyetli ve pratik amaçlarla yapılan işlemler dahi; KVKK ihlali, ceza sorumluluğu ve disiplin yaptırımları ile sonuçlanabilecek çok boyutlu bir risk alanı oluşturmaya devam edecektir.


    Sonuç ve Değerlendirme

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, doğru sınırlar çizilmediği takdirde yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı anda KVKK ihlalleri, cezai sorumluluklar, disiplin yaptırımları ve hatta devlet sırrının ifşası gibi ağır sonuçlar doğurabilecek çok katmanlı bir risk alanı oluşturmaktadır. Hakimlerin, savcıların ve kamu personelinin iyi niyetle ve pratik amaçlarla gerçekleştirdiği işlemler dahi, mevcut mevzuat karşısında ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.

    Bu nedenle mesele, bireysel dikkat çağrılarıyla çözülebilecek bir alan olmaktan çıkmış; doğrudan kurumsal düzenleme ihtiyacı haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı’nın genelge ve özelgelerle açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık gecikmeksizin ele alınması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde uygulama birliği sağlanamayacak, riskler kişisel inisiyatiflere bırakılacak ve bu durum hem yargı güvenliğini hem de kamu düzenini zedeleyecektir.

    Bu çalışma, yalnızca teorik bir değerlendirme değil; sahada aktif olarak çalışan bir hukukçu perspektifiyle, uygulamada karşılaşılması kuvvetle muhtemel risklerin ortaya konulması amacıyla kaleme alınmıştır. Yargı sisteminin dijitalleşmesi kaçınılmazdır; ancak bu dönüşümün hukuki güvenlik, veri koruma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu şekilde ilerlemesi gerekmektedir.

    Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    İstanbul Barosu Avukatı

  • Türk Ceza Hukuku Uygulamasında “Silah” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları

    Türk Ceza Hukuku Uygulamasında “Silah” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları

    Ceza yargılamalarında ve özellikle kasten yaralama suçlarında en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri, suçun işlenişinde kullanılan eşyanın “silah” vasfı taşıyıp taşımadığıdır. Türk Ceza Hukuku uygulamasında silah kavramının sınırları, hem doktrinde hem de Yargıtay içtihatlarında süregelen bir tartışma konusudur. Gündelik hayatta kullandığımız eşyaların hangi durumlarda silah olarak nitelendirildiği, ceza hukukunun temel prensipleri olan kanunilik ve belirlilik ilkeleri ışığında incelenmeyi gerektirmektedir.

    TCK Madde 6’ya Göre Silah Nedir? Kanuni Düzenleme ve Belirlilik İlkesi

    Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 86/3-e maddesi, kasten yaralama suçunun silahla işlenmesini, verilecek cezanın yarı oranında artırılmasını gerektiren nitelikli bir hal olarak düzenlemiştir. Bu artırımın temel yasal amacı, mağduru korumak ve caydırıcılığı sağlamaktır.

    Ancak uygulamanın temel dayanağı olan TCK Madde 6/1-f-4, ceza hukukunda silah sayılan aletleri tanımlarken şu geniş ifadeye yer vermektedir: “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler.” Mülga 765 Sayılı TCK dönemindeki dar ve sınırlı silah listesinin (şişli baston, kama, ateşli silahlar vb.) yarattığı yasal boşlukları doldurmak amacıyla getirilen bu düzenleme, “diğer şeyler” ibaresinin ucu açık yapısı nedeniyle hukuki belirlilik ilkesi açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Lafzi yorumun bu denli genişletilmesi, öngörülebilirlik ilkesini zedeleyerek yargısal kaosa zemin hazırlayabilmektedir.

    Yargıtay Kararlarına Göre Hangi Gündelik Eşyalar Silah Sayılır?

    TCK 6/1-f-4 maddesindeki “kullanılmaya elverişli diğer şeyler” ibaresinin geniş yorumlanması, uygulamada çeşitli fiziki objelerin somut olayın özelliklerine göre silah olarak kabul edilmesine yol açmıştır. Yargıtay’ın yerleşik ve güncel içtihatlarına yansıyan, silah sayılan gündelik eşyalardan bazıları şunlardır:

    • Temizlik ve Ev Gereçleri: Süpürge borusu, vileda sapı, plastik tabure, leğen…

    • Mutfak Eşyaları ve Gıdalar: Sıcak çay, sıcak kahve, kızgın yağ…

    • Gündelik Objeler: Televizyon kumandası, ayakkabı, terlik, meyve kasası…

    Bu konudaki içtihat farklılıklarını ve hukuki öngörülebilirliğin zedelendiği noktaları gösteren en çarpıcı örnek “Pet Şişe” kararlarıdır. Aynı fiziki obje hakkında, farklı Yargıtay daireleri somut olayın niteliğine göre zıt yönde kararlar verebilmektedir:

    • Yargıtay 3. Ceza Dairesi (2015/11169): İçi su dolu pet şişeyi, mağdurdaki yaralanmanın niteliği ve olayın özelliklerini dikkate alarak silah kapsamında değerlendirmiştir.

    • Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2017/3-311): İçi su dolu 500 ml’lik pet şişenin, tokat veya yumrukla meydana getirilebilecek zarardan öte faile bir avantaj sağlamaması gerekçesiyle silah olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetmiştir.

    Ceza Hukukunda Sınır Vakalar: Köpek, İnsan Bedeni veya Sabit Nesneler Silah Kabul Edilir mi?

    Silah kavramının genişletici yorum pratiği, bazı spesifik durumlarda hukuki tartışmaları derinleştirmektedir:

    • Hayvanların Statüsü: Türk hukuku yaklaşımında hayvanlar eşya (taşınır) statüsünde kabul edildiğinden, bir köpeğin saldırtılması silah kullanımı olarak değerlendirilebilmektedir. Doktrindeki ağırlıklı görüş ise, canlının insan üretimi bir nesne (alet) olmadığını belirterek bu lafzi yoruma itiraz etmektedir.

    • İnsan Bedeni ve Uzuvlar: Bütünlük ilkesi gereği failin eli, kafası veya dişi bedene dahildir ve harici bir varlığa sahip olmadığından silah sayılamaz. Dövüş sporcularının bedensel yetenekleri de kanunen silah niteliği taşımaz. Bu durumun tek hukuki istisnası, yerinden çıkarılarak fiilen kullanılan takma diş veya protez uzuvlardır.

    • Sabit Nesneler (Taşınmazlar): Yargıtay’ın klasik görüşüne göre aletin fiilen “taşınabilir” olması gerekmektedir. Bu nedenle mağdurun sabit bir duvara veya kayaya itilmesi silahla yaralama sayılmamaktadır (YCGK 2019/606). Ancak doktrinde amaçsal yorum tercih edilerek, önemli olanın nesnenin hareketliliği değil, yaratılan potansiyel tehlike olduğu savunulmaktadır.

    Sonuç ve Hukuki Destek

    Ceza adalet sisteminde kanunilik ilkesinin ve dar yorum müessesesinin korunması, bireylerin özgürlüklerinin en temel teminatıdır. Yargıtay içtihatlarındaki değişkenlik ve kanuni tanımların ucu açık yapısı, ceza yargılamalarında her somut olayın kendi dinamikleri içinde, alanında uzman hukukçular tarafından titizlikle incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Gündelik bir eşyanın silah vasfı kazanıp kazanmadığına yönelik yapılacak hatalı bir hukuki nitelendirme, telafisi güç hak kayıplarına ve adaletsiz ceza artırımlarına yol açabilmektedir.

    Bu bağlamda; “silah” kavramının sınırları, kasten yaralama suçunun nitelikli halleri ve ceza yargılamalarına dair karşılaştığınız tüm hukuki ihtilaflarda, sürecin en başından itibaren profesyonel bir hukuki temsil büyük önem taşır. Somut olayınızın hukuki analizinin yapılması, lehe olan delillerin toplanması, savunma hakkının etkin kullanılması ve adil yargılanma hakkınızın temini için Av. MURAT CAN DOLĞUN olarak uzman avukat kadromuzla profesyonel hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

    Hukuki süreçlerinize ilişkin detaylı değerlendirme ve destek talepleriniz için TD Hukuk ve Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.