Kategori: Deniz Hukuku

  • Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yoluyla Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026: Taşıyanın Sorumluluğu, İhbar Süreleri ve Yargı Kararları

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi | İstanbul

    Güncelleme: 19 Ekim 2026

    Hukuk alanları: Deniz Ticareti Hukuku, Uluslararası Taşıma Hukuku, Sigorta Hukuku ve Milletlerarası Özel Hukuk

    Deniz yoluyla taşınan ticari eşyanın hasarlanması, eksik teslim edilmesi veya tamamen kaybolması, uluslararası ticarette ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. İthalatçı ve ihracatçı şirketler, taşıma sırasında meydana gelen bu zararların tazmini için taşıyana, fiili taşıyana veya sigorta şirketine karşı hukuki taleplerde bulunabilmektedir.

    Ancak deniz yolu yük hasarı tazminatı, yalnızca taşınan malın zarar gördüğünün ispatlanmasından ibaret değildir. Hasarın hangi aşamada meydana geldiği, konşimentonun içeriği, yükün taşıyana teslim anındaki durumu, taşıyanın sorumluluktan kurtulma sebepleri, hasar ihbarının süresi ve kanuni sorumluluk sınırları birlikte değerlendirilmelidir.

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178 ila 1192. maddeleri, deniz yoluyla eşya taşımalarında taşıyanın sorumluluğunun temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu hükümler, zarar gören yük ilgilisi ile taşıyan arasında belirli bir risk ve ispat yükü dağılımı öngörmektedir.

    2025 ve 2026 tarihli bölge adliye mahkemesi kararları da özellikle hasar bildirimindeki eksikliklerin, konteyner içi istif hatalarının ve zararın deniz taşımasının hangi aşamasında meydana geldiğinin ispatlanamamasının davaların sonucunu etkileyebildiğini göstermektedir.

    Bu makalede deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan tazminat talepleri; Türk Ticaret Kanunu, güncel yargı kararları, akademik görüşler, konşimento hükümleri ve milletlerarası deniz ticareti uygulamaları çerçevesinde incelenecektir.

    1. Deniz Yolu Yük Hasarı Nedir?

    Deniz yolu yük hasarı, deniz taşıma sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın fiziksel veya ekonomik değerinde meydana gelen ve taşıma hukuku bakımından tazminat sorumluluğu doğurabilen olumsuz değişiklikleri ifade eder.

    Örneğin elektronik cihazların deniz suyu nedeniyle çalışamaz duruma gelmesi, gıda ürünlerinin uygun sıcaklıkta taşınmaması nedeniyle bozulması, makinelerin taşıma sırasında darbe alması veya konteyner içerisindeki eşyanın yanlış istif sonucu kırılması yük hasarına örnek gösterilebilir.

    Deniz ticareti hukukunda yükle ilgili zararlar genel olarak zıya, hasar ve geç teslimden kaynaklanan zararlar şeklinde ayrılmaktadır.

    1.1. Eşyanın zıyaı

    Zıya, taşınan eşyanın tamamen veya kısmen kaybedilmesini ifade eder. Eşyanın denize düşmesi, konteynerin kaybolması veya yükün teslim edilemeyecek durumda bulunması somut koşullara göre zıya kapsamında değerlendirilebilir.

    1.2. Eşyanın hasarlanması

    Hasar, eşyanın fiziksel bütünlüğünün veya ekonomik değerinin zarar görmesidir. Eşyanın tamamen yok olması gerekmez. Kullanılabilir durumda bulunmakla birlikte piyasa değerinin azalması da hasar oluşturabilir.

    1.3. Geç teslim

    TTK m.1178/4 kapsamında teslimde gecikme, kararlaştırılmış sürede veya süre kararlaştırılmamışsa somut olayın özelliklerine göre makul sürede teslimin gerçekleştirilmemesidir.

    Gecikme nedeniyle eşyanın piyasa değerinde azalma, üretim kesintisi veya başka bir ekonomik zarar meydana gelebilir. Bununla birlikte gecikme zararlarının tazmini, yükün fiziksel hasarından farklı bildirim ve sorumluluk kurallarına tabidir.

    Gecikmenin konteyner bekleme ücretleriyle bağlantılı olduğu durumlarda, sitemizde yayımlanan Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026 başlıklı çalışmada ele alınan sözleşmesel ücret yükümlülükleri de ayrıca incelenmelidir.

    2. Deniz Yoluyla Taşımada Taşıyan Hangi Zararlardan Sorumludur?

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178. maddesi, taşıyanın yüke özen gösterme yükümlülüğünü düzenlemektedir.

    TTK m.1178/1 uyarınca taşıyanın, taşıma sözleşmesinin ifasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Bu yükümlülük yalnızca geminin bir limandan diğerine hareket ettirilmesini değil, taşıma ediminin bütününü ilgilendirmektedir.

    Taşıyanın dikkat ve özen yükümlülüğü özellikle aşağıdaki aşamalar bakımından önem taşır:

    • Eşyanın yüklenmesi,
    • Gemi içerisinde uygun şekilde istiflenmesi,
    • Taşıma sırasında korunması ve gözetimi,
    • Gerekli sıcaklık ve nem koşullarının sağlanması,
    • Yükün güvenli şekilde taşınması,
    • Eşyanın boşaltılması ve teslimi.

    TTK m.1178/2 kapsamında taşıyanın sorumluluğunun temel koşullarından biri, zıya, hasar veya gecikmenin eşyanın taşıyanın hakimiyetinde bulunduğu dönemde meydana gelmesidir.

    2.1. Taşıyanın hakimiyet süresi ne zaman başlar?

    TTK m.1178/3 kapsamında eşya, taşıyan tarafından taşınmak üzere teslim alındığı andan, ilgili hükümde öngörülen teslim veya hazır bulundurma koşulları gerçekleşinceye kadar taşıyanın hakimiyetinde kabul edilebilir.

    Dolayısıyla taşıyanın sorumluluğu her durumda yalnızca geminin seferde bulunduğu zaman dilimiyle sınırlı değildir.

    Ancak eşyanın terminale bırakılması, bağımsız depolama işletmecisine teslimi veya çoklu taşıma kapsamında kara taşımasına geçirilmesi gibi olaylarda sorumluluk döneminin ayrıca belirlenmesi gerekir.

    2.2. Akdi taşıyan ile fiili taşıyan arasındaki fark

    Uluslararası deniz taşımalarında taşıma sözleşmesini üstlenen şirket ile yükü fiilen taşıyan gemi işletmesi farklı kişiler olabilir.

    TTK m.1191/1 uyarınca taşımanın tamamen veya kısmen fiili taşıyana bırakılması, akdi taşıyanın taşımanın tamamına ilişkin sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmez.

    TTK m.1191/4 kapsamında taşıyan ve fiili taşıyanın aynı zarardan sorumlu oldukları ölçüde müteselsil sorumlulukları gündeme gelir.

    Bu nedenle yük hasarı nedeniyle dava açılırken, yalnızca geminin adının veya taşıma şirketinin ticaret unvanının belirlenmesi yeterli olmayabilir. Konşimento düzenleyeni, taşıma sözleşmesinin tarafları ve taşıma edimini fiilen gerçekleştirenler ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    2.3. Gemi sahibi her durumda sorumlu mudur?

    Hayır. Donatan, akdi taşıyan, fiili taşıyan ve taşıma işleri komisyoncusu sıfatları her olayda aynı kişide birleşmez.

    Geminin mülkiyetine sahip olmak, tek başına navlun sözleşmesinin tarafı olunduğunu veya taşıyanın bütün sözleşmesel borçlarından sorumluluk doğduğunu göstermez.

    Bu sebeple pasif husumet değerlendirmesi, dava açılmadan önce yapılması gereken önemli hukuki incelemelerden biridir.

    3. Deniz Taşımacılığında En Sık Karşılaşılan Yük Hasarı Türleri

    3.1. Konteynere deniz suyu girmesi

    Konteyner kapaklarının, fitillerinin veya gövdesinin su geçirmesi sonucunda eşyanın ıslanması, paslanması veya tamamen kullanılamaz hale gelmesi mümkündür.

    Böyle bir olayda konteynerin taşıma öncesindeki durumu, hasarın sebebi, deniz koşulları ve konteynerin kimin tarafından sağlandığı incelenmelidir.

    3.2. Soğutmalı konteynerlerde sıcaklık bozulması

    Reefer konteynerlerde enerji kesintisi, sıcaklık ayarının yanlış yapılması veya soğutma sisteminin arızalanması gıda ve ilaç gibi hassas ürünlerin zarar görmesine neden olabilir.

    Bu uyuşmazlıklarda sıcaklık kayıtları, cihaz alarmları, bakım belgeleri ve taşınan ürünün gerektirdiği teknik koşullar önem taşımaktadır.

    3.3. Yanlış istifleme ve yük sabitleme

    Konteyner içerisindeki eşyanın doğru sabitlenmemesi veya ağırlığın uygunsuz dağıtılması taşıma sırasında devrilme, ezilme ve kırılmalara yol açabilir.

    Ancak istif işleminin yükleten tarafından mı yoksa taşıyan tarafından mı gerçekleştirildiği belirlenmeden sorumluluk konusunda kesin sonuca varılamaz.

    3.4. Liman elleçlemesi sırasında hasar

    Konteynerin vinçten düşmesi, forklift darbesi alması veya tahliye sırasında fiziksel zarara uğraması halinde olayın taşıyanın sorumluluk döneminde meydana gelip gelmediği araştırılmalıdır.

    Terminal işletmesinin ayrı bir hukuki sorumluluğunun bulunması da mümkündür.

    3.5. Yanlış teslim ve kayıp yük

    Yükün yetkisiz kişiye teslimi, konşimento koşullarına aykırı teslim veya yanlış limanda boşaltılması, fiziksel hasar bulunmasa bile tazminat sorumluluğuna neden olabilecek uyuşmazlıklardır.

    Bu tür olaylarda konşimentonun emtiayı temsil işlevi ve teslim yetkisinin ispatı önemlidir.

    4. Konşimento, Hasar Tespiti ve İspat Yükü

    Deniz yolu yük hasarı tazminat davalarında en önemli delillerden biri konşimento (bill of lading) belgesidir.

    Konşimento; taşıma sözleşmesiyle bağlantılı olarak eşyanın teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren, yükün teslimi bakımından da önemli hukuki işlevleri bulunan bir denizde taşıma senedidir.

    TTK m.1228 ve devamındaki düzenlemeler konşimentoya ilişkin temel hükümleri içermektedir.

    Meltem Deniz Güner Özbek, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti” başlıklı çalışmasında, konşimentonun taşıma ilişkisinde delil işlevini ve bu işleve bağlanan hukuki sonuçları incelemektedir.[1]

    4.1. Temiz konşimento hasarın olmadığını kesin olarak kanıtlar mı?

    Taşıyan tarafından çekincesiz şekilde düzenlenen temiz konşimento, eşyanın haricen görülebilen durumuna ilişkin önemli bir ispat aracıdır.

    Ancak temiz konşimento, ambalaj içindeki eşyanın bütün teknik özelliklerinin veya iç hasarlarının taşıyan tarafından kontrol edildiğini kendiliğinden göstermez.

    Konşimentoda yer alan kayıtların ispat kuvveti, tarafların sıfatına ve TTK’nın ilgili hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

    4.2. Yükün hasarlı teslim edildiği nasıl ispatlanır?

    TTK m.1184, eşyanın durumunun teslimden önce mahkeme, yetkili makam veya yetkili uzmanlar aracılığıyla incelenmesine imkan tanımaktadır.

    Yükün teslim alınması sırasında düzenlenen hasar tutanakları, eksper raporları, fotoğraflar, konteyner mühür kayıtları, terminal raporları ve teknik cihaz verileri de ispat bakımından önemlidir.

    Özellikle bozulabilir nitelikteki yüklerde, zararın tespitinde gecikilmesi delillerin kaybolmasına neden olabilir.

    4.3. Mahkemeden delil tespiti istenebilir mi?

    HMK m.400 ve devamındaki koşulların bulunması halinde, dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespiti talep edilebilir.

    Deniz yolu yük hasarında delil tespiti; eşyanın mevcut durumunun, konteynerin teknik özelliklerinin, zararın sebebinin ve ekonomik değer kaybının bilirkişi marifetiyle ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

    Bununla birlikte her özel eksper raporu mahkemece yaptırılmış delil tespitiyle aynı usuli sonuçları doğurmaz. İncelemenin hangi kişiler tarafından ve hangi koşullarda yapıldığı önemlidir.

    5. Deniz Yoluyla Yük Hasarında İhbar Süresi Kaç Gündür?

    Deniz ticareti hukukunda yük hasarı davalarının en önemli konularından biri, hasarın taşıyana hangi süre içinde bildirileceğidir.

    6102 sayılı TTK m.1185, eşyanın zıyaı, hasarı ve teslimde gecikmesine ilişkin bildirim rejimini düzenlemektedir.

    Olay Bildirim süresi Hukuki dayanak
    Görünür zıya veya hasar En geç teslim sırasında TTK m.1185/1
    Haricen belli olmayan zıya veya hasar Teslimden itibaren aralıksız 3 gün TTK m.1185/1
    Teslimde gecikmeden doğan zarar Teslimden itibaren aralıksız 60 gün TTK m.1185/5

    5.1. Hasar ihbarı yapılmazsa tazminat hakkı kaybedilir mi?

    Hasar ihbarının süresinde yapılmaması, zıya veya hasardan doğan tazminat hakkını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    TTK m.1185/4 uyarınca, hasarın usulüne uygun şekilde bildirilmemesi veya tespit edilmemesi halinde taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğar.

    Böylece zarar görenin, hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ve taşıyanın hakimiyet döneminde meydana geldiğini kanıtlama yükü ağırlaşabilir.

    Bu ayrım özellikle önemlidir: Hasar ihbarının yapılmaması ile bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.

    5.2. Gecikme zararlarında 60 günlük süre

    TTK m.1185/5, geç teslimden kaynaklanan zararlar bakımından daha farklı bir sonuç öngörmektedir.

    Kanunda öngörülen altmış günlük süre içerisinde yazılı bildirim yapılmayan gecikme zararları için tazminat ödenmeyeceği düzenlenmiştir.

    Dolayısıyla gecikme nedeniyle oluşan ekonomik kayıp ile eşyanın fiziksel hasarı birbirinden ayrılmalıdır.

    5.3. Hasar bildirimi kime yapılmalıdır?

    TTK m.1185/6 kapsamında fiili taşıyana yapılan bildirim, ilgili şartlarda taşıyana yapılmış gibi hüküm ifade edebilir. Kaptan veya sorumlu gemi zabiti dahil, taşıyan ya da fiili taşıyan adına hareket eden kişilere yapılan bildirimler de önem taşımaktadır.

    Buna rağmen ispat sorunlarının önlenebilmesi için bildirimin yazılı, tarihli ve somut hasarı tarif eder nitelikte olması gerekir.

    6. Deniz Yolu Yük Hasarında 2025 ve 2026 Tarihli Mahkeme Kararları

    6.1. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454

    Uyuşmazlık, deniz taşıması sırasında hasarlandığı ileri sürülen eşya nedeniyle fiili taşıyana yöneltilen rücuen tazminat talebine ilişkindir.

    Kararda hasar bildiriminin süresi, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin ispat yükü, fiili taşıyanın sıfatı ve tazminat isteminde bulunan tarafın aktif husumeti tartışılmıştır.

    Mahkeme, süresinde hasar bildirimi yapılmadığında taşıyan lehine karine oluştuğunu ve bu karinenin aksini iddia eden tarafın, zararın taşıyanın sorumlu olduğu dönemde meydana geldiğini kanıtlaması gerektiğini değerlendirmiştir.

    Somut olayda hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin yeterince ortaya konulamaması, tazminat talebinin reddi yönündeki değerlendirmede önem taşımıştır.

    Hukuki sonuç: Yükün varış yerinde hasarlı bulunması tek başına taşıyanın sorumluluğunun ispatı için yeterli olmayabilir. Hasarın meydana geldiği dönemin ve hukuki sebebin belirlenmesi gerekir.

    Kararın yayımlanan metninde temyiz yolunun açık olduğu belirtilmektedir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.2. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63

    Bu karar, deniz yolu taşımasında hasar ihbarının zamanında yapılmamasının ispat yükü üzerindeki etkisini göstermektedir.

    Uyuşmazlıkta eşyanın 10.04.2020 tarihinde teslim edildiği, hasar bildiriminin ise 21.04.2020 tarihli ihtarnameyle gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme, bildirim süresinin kaçırılması nedeniyle taşıyan lehine karine oluştuğunu ve davacı tarafından bu karinenin aksinin yeterli şekilde kanıtlanamadığını kabul etmiştir.

    Hukuki sonuç: İhbar süresine uyulmaması, yük ilgilisinin tazminat talebini ispat etmesini güçleştirebilir. Özellikle birden fazla taşıma türünün kullanıldığı olaylarda hasarın hangi aşamada gerçekleştiği ayrıca belirlenmelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.3. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421

    Karar, yükleten tarafından doldurulup mühürlenen konteynerde meydana gelen hasardan taşıyanın sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.

    Konşimentodaki yükleme, istifleme ve sayımın yükleten tarafından yapıldığına ilişkin kayıtlar değerlendirilmiştir.

    Konteynerin dış gövdesinde hasar bulunduğu veya taşıyanın sorumluluğunda bir dış müdahale gerçekleştiği kanıtlanamadığından, yükletenin kendi istif ve sabitleme hatası nedeniyle oluşan hasardan taşıyanın sorumlu olmadığı kabul edilmiştir.

    Hukuki sonuç: Mühürlü konteyner taşımalarında istif işlemini kimin gerçekleştirdiği belirleyici olabilir. Bununla birlikte konteynerin mühürlü olması taşıyanı bütün olası hasarlardan otomatik olarak sorumsuz hale getirmez.

    Kararın yayımlanan metni

    6.4. Yargı kararlarının değerlendirilmesi

    Bu kararlar birlikte incelendiğinde deniz yolu yük hasarı uyuşmazlıklarında üç temel unsurun öne çıktığı görülmektedir: zararın hangi aşamada meydana geldiğinin belirlenmesi, taşıyanın sorumluluğunu etkileyen sözleşmesel kayıtların değerlendirilmesi ve hasarın zamanında belgelenmesi.

    Mahkeme kararlarının somut uyuşmazlığa özgü olduğu ve farklı maddi olaylarda farklı hukuki sonuçlara ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

    7. Taşıyan Hangi Hallerde Yük Hasarından Sorumlu Olmaz?

    Taşıyanın eşyanın zarar görmesi halinde mutlaka tazminat ödemekle yükümlü olduğu söylenemez.

    TTK m.1179 uyarınca taşıyan, zararın kendisinin veya adamlarının kastından ya da ihmalinden kaynaklanmadığını ispat ettiği koşullarda sorumluluktan kurtulabilir.

    TTK m.1182 ise belirli sebeplerin varlığı halinde taşıyan lehine kusursuzluk ve uygun illiyet bağı karineleri düzenlemektedir.

    Bu kapsamda deniz tehlikeleri, savaş olayları, yetkili makamların belirli işlemleri, yükletenin veya eşya sahibinin fiilleri, eşyanın doğal niteliği, ambalaj yetersizliği ve işaretleme eksiklikleri gibi nedenler somut olayın koşullarına göre önem taşıyabilir.

    Ahmet Batuhan Oyal’ın 2024 yılında yayımlanan “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri” başlıklı akademik çalışmasında, bu düzenlemelerin taşıyanın ispat yükü ve sorumluluktan kurtulması bakımından etkileri ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.[2]

    7.1. Fırtına nedeniyle oluşan yük hasarı

    Deniz taşıması sırasında fırtına meydana gelmesi, tek başına taşıyanın sorumluluktan kurtulduğunu kanıtlamaz.

    Deniz koşullarının öngörülebilirliği, geminin elverişliliği, yükün sabitlenme biçimi ve taşıyanın önleyici tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.

    7.2. Ambalaj hatası nedeniyle hasar

    Yükleten tarafından kullanılan ambalajın taşımanın gereklerine uygun olmaması, zararın doğumunda etkili olabilir.

    Ancak zararın gerçekten ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığı ve taşıyanın sorumluluğundaki başka bir olayın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    7.3. Gemi denize ve yüke elverişli değilse

    Geminin teknik durumu, ambarlarının su geçirmezliği, havalandırma düzeni ve taşınacak yüke uygunluğu, taşıyanın sorumluluğunun değerlendirilmesinde önemli olabilir.

    Örneğin taşınan emtianın gemi ambarındaki teknik bir eksiklik nedeniyle suya maruz kalması, taşıyanın sorumluluktan kurtulma savunmasını güçleştirebilir.

    7.4. Teknik kusur ve yangın

    TTK m.1180, geminin sevkine veya teknik yönetimine ilişkin hareketlerden ya da yangından kaynaklanan zararlar bakımından özel bir sorumluluk düzenlemesi içermektedir.

    Ancak yükün korunması için alınması gereken önlemler ile geminin teknik yönetimine ilişkin işlemler birbirine karıştırılmamalıdır. Söz konusu özel düzenlemenin uygulanabilirliği her olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

    8. Deniz Yoluyla Yük Hasarı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

    Yük hasarı tazminatında yalnızca satın alma faturasına bakılması her durumda yeterli değildir.

    TTK m.1186/2 kapsamında tazminat hesabında, eşyanın sözleşmeye uygun olarak boşaltıldığı veya boşaltılması gereken yer ve tarihteki değeri önem taşımaktadır.

    Eşyanın borsa fiyatı, cari piyasa fiyatı veya aynı nitelik ve kalitedeki eşyanın olağan değeri hesaplamada dikkate alınabilir.

    8.1. Tam zıya halinde hesaplama

    Eşyanın tamamen kaybolması veya ekonomik olarak bütünüyle değerini yitirmesi halinde, uygulanacak değerleme esasları ve varsa sorumluluk sınırları çerçevesinde tazminat hesaplanır.

    8.2. Kısmi hasar halinde hesaplama

    Hasarlanan eşyanın ekonomik değerindeki azalma, teknik olarak onarılabilir olup olmadığı ve onarım sonrası değer kaybı değerlendirilmelidir.

    Gerektiğinde ürünün hasarsız ve hasarlı piyasa değeri arasındaki fark, teknik inceleme ve piyasa verileriyle belirlenebilir.

    8.3. Ek zararlar talep edilebilir mi?

    İnceleme, kurtarma, uygun depolama veya hasarın azaltılması için yapılan bazı giderler somut olayda tazminat değerlendirmesine konu olabilir.

    Ancak her ticari kayıp otomatik olarak taşıyanın tazminat sorumluluğuna dahil değildir. Zararla taşıyanın ihlali arasındaki nedensellik bağı, talebin hukuki niteliği ve sorumluluk sınırları ayrıca incelenmelidir.

    8.4. Kar kaybı talep edilebilir mi?

    Yük hasarı nedeniyle ticari işletmenin uğradığı kar kaybı iddiası, özel taşıma hukuku hükümleri karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kar kaybı, satış bedeli ve taşıyanın kanunen sınırlandırılmış sorumluluğu birbirinden farklı kavramlardır. Her zarar kaleminin aynı hesaplama yöntemine tabi olduğu kabul edilemez.

    Zeynep Demirçivi Mineliler’in “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk” başlıklı akademik çalışması, taşıma borcunun gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın tazmini ile sorumluluğun sınırlandırılması arasındaki ilişkiye yönelik önemli teorik açıklamalar içermektedir.[3]

    9. Taşıyanın Sınırlı Sorumluluğu: 666,67 SDR ve Kilogram Başına 2 SDR

    Deniz ticareti hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, taşıyanın bazı zararlar bakımından kanuni parasal sorumluluk sınırlarından yararlanabilmesidir.

    TTK m.1186/1 kapsamında, eşyanın zıya veya hasarından kaynaklanan sorumluluk için iki ayrı hesaplama ölçütü bulunmaktadır:

    • Her koli veya ünite için 666,67 Özel Çekme Hakkı (SDR),
    • Hasarlanan veya kaybolan eşyanın brüt ağırlığının her kilogramı için 2 SDR.

    Kanuni koşullar çerçevesinde bu iki hesaplama yönteminden yüksek sonuç vereni uygulanır.

    9.1. Konteyner tek koli olarak mı kabul edilir?

    TTK m.1186/3 uyarınca bir konteynerin içerisindeki koli veya ünitelerin denizde taşıma senedine nasıl yazıldığı önemlidir.

    Konşimentoda konteyner içindeki koliler ayrı ayrı belirtilmişse bu kayıtlar sorumluluk sınırının hesabında etkili olabilir. Buna karşılık içeriğin uygun şekilde belirtilmemesi halinde konteynerin tek bir koli veya ünite kabul edilmesi gündeme gelebilir.

    Bu ayrım yüksek değerli fakat hafif eşyanın taşınmasında özellikle önemlidir.

    9.2. Taşıyan hangi durumlarda sorumluluk sınırından yararlanamaz?

    TTK m.1187, kanuni sınırlandırma hakkının kaybını düzenlemektedir.

    Taşıyanın zarara kasten veya zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle pervasızca gerçekleştirilen bir fiil ya da ihmal ile sebebiyet verdiğinin ispatlanması halinde sorumluluk sınırlarından yararlanamaması gündeme gelir.

    Ancak her ihmal veya her yüksek tutarlı zarar, sorumluluğu sınırlandırma hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Uğur İlkutlu’nun 2025 tarihli “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi” başlıklı çalışmasında özellikle pervasızca davranış kusurunun hukuki niteliği ele alınmaktadır.[4]

    9.3. LLMC ile yük hasarındaki koli-kilogram sınırı aynı mıdır?

    Hayır. TTK m.1186’da düzenlenen eşya taşımasına özgü sorumluluk sınırı ile uluslararası deniz alacakları bakımından uygulanan LLMC rejimi birbirinden ayrılmalıdır.

    LLMC sistemi; ilgili kişi, alacak türü ve uygulanabilir düzenlemelere göre, geminin tonajıyla bağlantılı genel sorumluluk sınırları öngörmektedir.

    Bu ayrım hakkında daha kapsamlı değerlendirme için Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    10. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davasında Süre Ne Kadardır?

    6102 sayılı TTK m.1188/1 uyarınca, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç tesliminden dolayı taşıyana karşı tazminat isteme hakkı bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

    Bu süre sıradan bir zamanaşımı süresi olarak değerlendirilmemelidir.

    TTK m.1188/2 uyarınca süre, eşyanın tamamen veya kısmen teslim edildiği; hiç teslim edilmemişse teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.

    Bu nedenle hasarın ortaya çıkmasından sonra taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmelerin, süreyi kendiliğinden ortadan kaldırdığı veya uzattığı varsayılmamalıdır.

    10.1. Arabuluculuk başvurusu süreyi etkiler mi?

    Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanması halinde, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesindeki süreye ilişkin düzenlemeler dikkate alınmalıdır.

    Arabuluculuk bürosuna başvuru ile son tutanağın düzenlendiği tarih arasında geçen sürenin hak düşürücü süre hesabına etkisi ayrıca belirlenmelidir.

    10.2. Bir yıllık süre uzatılabilir mi?

    TTK m.1188/4, dava sebebinin doğmasından sonra tarafların yapacağı anlaşma ile sürenin uzatılmasına imkan tanımaktadır.

    Bu nedenle sürenin uzatıldığı iddiasının yazılı belgelerle ve somut sözleşmesel iradeyle ortaya konulması önemlidir.

    10.3. Rücu davasında süre farklı mıdır?

    TTK m.1188/3, sorumlu tutulan kişinin rücu davası bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Bu hükümde, tazminatın ödenmesi veya ilgili tazminat davasında dava dilekçesinin tebliği gibi olaylara bağlı doksan günlük özel bir süre düzenlenmiştir.

    Sigortacının halefiyet yoluyla açtığı dava ile taşıyanlar arasındaki rücu ilişkisinin hukuki niteliği aynı olmadığından, süre değerlendirmesi de ayrıca yapılmalıdır.

    11. Deniz Sigortası Yük Hasarını Karşılar mı?

    Deniz taşımacılığı sırasında ortaya çıkan yük hasarları bakımından emtia sigortası, sigorta sözleşmesinin kapsamına göre önemli bir mali koruma sağlayabilir.

    Ancak emtianın sigortalı olması, taşıyanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Yük sigortasının kapsamı, teminat dışı bırakılan rizikolar, sigortalının yükümlülükleri ve varsa özel klozlar incelenmelidir.

    11.1. Institute Cargo Clauses A, B ve C arasındaki fark

    Uluslararası deniz emtia sigortalarında sıklıkla Institute Cargo Clauses hükümleri kullanılmaktadır.

    Bu klozların teminat kapsamları farklıdır. A klozu daha geniş bir teminat sistemi öngörürken B ve C klozları belirli rizikolar esas alınarak yapılandırılmıştır.

    Ancak en geniş teminatın bulunması dahi bütün zararların istisnasız şekilde karşılanacağı anlamına gelmez. Poliçedeki istisnalar, sigorta dönemi ve özel şartlar değerlendirilmelidir.

    11.2. Sigorta şirketi taşıyana rücu edebilir mi?

    TTK m.1472 kapsamındaki halefiyet hükümleri uyarınca sigortacının, sigorta tazminatını ödedikten sonra kanuni şartlar ölçüsünde sigortalının sorumlu üçüncü kişiye karşı haklarına halef olması mümkündür.

    Ancak sigorta şirketinin yaptığı ödeme, taşımayı gerçekleştiren kişinin mutlaka hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez.

    Sigortacının rücu talebi bakımından da taşıyanın sorumluluğuna ilişkin şartlar, ispat yükü ve süreler incelenmelidir.

    Deniz sigortasının türleri, müşterek avarya ve P&I kulüpleriyle ilgili ayrıntılı değerlendirme için Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü başlıklı yazımız incelenebilir.

    12. Uluslararası Deniz Taşımalarında Hangi Ülkenin Hukuku Uygulanır?

    Deniz ticareti uyuşmazlıklarının büyük bölümü birden fazla ülkeyle bağlantılıdır.

    Geminin yabancı bayraklı olması, konşimentonun yabancı bir şirket tarafından düzenlenmesi, yükleme ve boşaltma limanlarının farklı devletlerde bulunması veya taşıma sözleşmesinde yabancı hukuk seçimi yapılması bu bağlantılara örnek gösterilebilir.

    Bu gibi durumlarda uygulanacak hukukun belirlenmesi, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinden ayrı bir hukuki sorundur.

    12.1. Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam Kuralları

    Deniz yoluyla eşya taşımasına ilişkin uluslararası hukukta Hague, Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam kuralları farklı sorumluluk rejimleri öngörmektedir.

    Ancak bütün bu düzenlemelerin her uluslararası deniz taşımasına kendiliğinden uygulanacağını kabul etmek mümkün değildir.

    İlgili devletlerin taraf olma durumu, sözleşmenin kapsamı, taşıma belgesi, uygulanacak hukuk ve yürürlük şartları ayrı ayrı incelenmelidir.

    12.2. Konşimentoda yabancı mahkeme veya tahkim şartı varsa

    Konşimentodaki yabancı mahkeme yetki şartının veya tahkim kaydının geçerliliği, her olayda yalnızca sözleşmede yazılı bulunmasına bağlı değildir.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türk hukukunun milletlerarası yetki ve kanunlar ihtilafı kuralları bakımından temel kaynaklardan biridir.

    Ayrıca konşimento hamilinin taşıma sözleşmesindeki ilgili kayıtlarla bağlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

    12.3. FOB ve CIF satışlarda tazminatı kim isteyebilir?

    FOB ve CIF gibi teslim şekilleri, uluslararası satış sözleşmesinde hasar riskinin ve masrafların taraflar arasında paylaşılması açısından önemlidir.

    Ancak hasar riskinin alıcıya geçmesi, taşıyana karşı talep hakkının hangi kişiye ait olduğunu her durumda tek başına belirlemez.

    Satış sözleşmesi, taşıma sözleşmesi, konşimento, sigortalanabilir menfaat ve varsa temlik veya halefiyet ilişkileri birlikte incelenmelidir.

    13. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davası Nasıl Açılır?

    Deniz yoluyla taşınan emtianın zarar görmesi halinde tazminat talebinin hangi kişiye yöneltileceği, hangi mahkemede ileri sürüleceği ve hangi delillere dayanacağı uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenir.

    13.1. Görevli mahkeme

    Deniz ticareti hukukundan kaynaklanan ticari davalarda kural olarak asliye ticaret mahkemeleri görevli olup, denizcilik uyuşmazlıkları bakımından ihtisas mahkemelerinin iş dağılımı da önem taşımaktadır.

    Milletlerarası yetki, tahkim anlaşması ve sözleşmesel yetki şartları ayrıca incelenmelidir.

    13.2. Hangi hukuki talepler ileri sürülebilir?

    Somut olayın niteliğine göre yük hasarından kaynaklanan tazminat, sigortacı tarafından halefiyet veya rücu, mevcut icra takibine bağlı itirazın iptali ve diğer ticari talepler gündeme gelebilir.

    Taleplerin birlikte veya ayrı ayrı ileri sürülmesinin hukuki sonuçları, usul hükümleri ve süreler dikkate alınarak belirlenmelidir.

    13.3. Gemiye ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

    TTK m.1352 ve devamındaki deniz alacaklarına ilişkin düzenlemeler kapsamında, ilgili kanuni şartların gerçekleşmesi halinde geminin ihtiyati haczi gündeme gelebilir.

    Ancak yük hasarı iddiasının varlığı, herhangi bir gemiye doğrudan ihtiyati haciz konulabileceği anlamına gelmez.

    Deniz alacağının niteliği, sorumlu kişi, gemi üzerindeki bağlantı, teminat ve kanuni haciz şartları birlikte değerlendirilmelidir.

    13.4. Dava için hangi belgeler gereklidir?

    • Deniz taşıma sözleşmesi ve konşimento,
    • Ticari fatura ve paketleme listesi,
    • Yükleme ve tahliye belgeleri,
    • Hasar veya eksik teslim tutanakları,
    • Eksper ve bilirkişi raporları,
    • Konteyner fotoğrafları ve mühür kayıtları,
    • Terminal ve gümrük kayıtları,
    • Taşıyan ile gerçekleştirilen yazışmalar,
    • Sigorta poliçesi ve hasar dosyası,
    • Ödeme belgeleri ve varsa temliknameler.

    Belgelerin yalnızca toplanması değil, hasarın oluşumunu ve tarafların sorumluluğunu ortaya koyacak şekilde kronolojik olarak değerlendirilmesi de önemlidir.

    14. Deniz Yolu Yük Hasarı Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Deniz yoluyla gelen mal hasarlıysa ne yapılmalı?

    Hasar derhal belgelendirilmeli, uygun süre içerisinde yazılı ihbar yapılmalı ve gerekiyorsa uzman incelemesi veya delil tespiti gerçekleştirilmelidir. Taşıma ve sigorta belgeleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Yük hasarı için taşıyana kaç gün içinde bildirim yapılır?

    Görünür hasarda en geç teslim sırasında, haricen belli olmayan hasarda teslimden itibaren aralıksız üç gün içinde yazılı ihbar yapılması gerekir. Gecikme zararları yönünden özel altmış günlük süre bulunmaktadır.

    Yük hasarı bildirimi yapılmadıysa dava açılabilir mi?

    Hasar bildirimindeki eksiklik her durumda tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğurabilir ve ispat yükünü etkileyebilir.

    Deniz yolu yük hasarı davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

    TTK m.1188 uyarınca, kanuni kapsamına giren talepler bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Başlangıç tarihi ve varsa özel süre hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    Konteyner su alırsa sorumluluk kimdedir?

    Hasarın sebebi, konteynerin kim tarafından sağlandığı, teknik durumu, taşıyanın hakimiyet dönemi ve tarafların kusur durumu incelenir. Sorumluluk kendiliğinden tek bir tarafa yüklenemez.

    Taşıma sigortası yoksa tazminat alınabilir mi?

    Evet. Sigorta sözleşmesinin bulunmaması, taşıyanın kanuni veya sözleşmesel sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak zarar görenin tazminat koşullarını ispatlaması gerekir.

    Sigorta şirketi ödeme yaptıysa yük sahibi yeniden dava açabilir mi?

    Sigortacının halefiyetinin kapsamı ve karşılanan zarar kalemleri incelenmelidir. Aynı zararın mükerrer tazmini mümkün değildir; karşılanmamış zararlar bakımından ayrıca hak bulunup bulunmadığı değerlendirilir.

    Yabancı gemiye veya yabancı taşıma şirketine karşı dava açılabilir mi?

    İlgili mahkemenin milletlerarası yetkisi, taşıyanın kimliği, sözleşmedeki yetki veya tahkim kayıtları ve uygulanacak hukuk incelenerek değerlendirme yapılabilir.

    Taşıyan bütün zararı ödemek zorunda mı?

    Her durumda değil. TTK m.1186 kapsamındaki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulanabilir. Ancak özel şartların gerçekleşmesi halinde taşıyanın sorumluluğu sınırlandırma hakkını kaybetmesi de mümkündür.

    15. Sonuç: Yük Hasarı Davalarında İspat, Süre ve Sorumluluk Birlikte Değerlendirilmelidir

    Deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan uyuşmazlıklar, yalnızca emtianın fiziksel durumunun değerlendirilmesine indirgenemeyecek nitelikte hukuki sorunlar içermektedir.

    Taşıyanın sorumluluğu, yükün taşıma sözleşmesi kapsamında hangi aşamada bulunduğu, konşimentonun ispat kuvveti, hasarın niteliği, tarafların yükleme ve istifleme yükümlülükleri ile taşıyanın kanuni sorumluluk sınırları birlikte ele alınmalıdır.

    2025 ve 2026 tarihli yargı kararlarında, hasarın süresinde bildirilmemesi veya taşıyanın sorumluluğundaki aşamada meydana geldiğinin kanıtlanamaması nedeniyle tazminat taleplerinin reddedilebildiği görülmektedir.

    Bu nedenle uluslararası deniz taşımalarında yük hasarıyla karşılaşan şirketlerin, yalnızca sigorta ihbarı yapması veya taşıma şirketiyle ticari görüşmeler gerçekleştirmesi her durumda yeterli olmayacaktır.

    Özellikle bir yıllık hak düşürücü süre, delillerin korunması, doğru sorumlu kişinin belirlenmesi ve taşıma ilişkisinde uygulanacak hukukun tespiti, hukuki hakların korunması bakımından temel önem taşımaktadır.

    Deniz ticareti hukukunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların, somut taşıma belgeleri ile teknik hasar delillerine dayanan bütüncül bir hukuki incelemeyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Av. Murat Can Dolğun | Deniz Ticareti Hukuku

    Deniz yoluyla eşya taşımaları, navlun sözleşmeleri, konşimento uyuşmazlıkları, uluslararası yük hasarları, emtia sigortaları ve taşıyanın sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklar hakkında hukuki değerlendirme talepleri için TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile iletişime geçilebilir.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 209
    İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22
    İnternet: www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda yürürlükteki mevzuat, uygulanacak hukuk, sözleşme hükümleri, deliller ve ilgili süreler ayrıca incelenmelidir.

    16. Kaynakça, Mevzuat ve Yargı Kararları

    Mevzuat

    1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.1178-1192, m.1228 ve devamı, m.1352 ve devamı, m.1472.
    2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
    3. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.
    4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400 ve devamı.
    5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu.

    Mevzuat Bilgi Sistemi

    Yargı Kararları

    1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454. Karar metni.
    2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63. Karar metni.
    3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421. Karar metni.

    Akademik Kaynaklar

    [1] Güner Özbek, Meltem Deniz, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2012. DergiPark.

    [2] Oyal, Ahmet Batuhan, “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2024. DergiPark.

    [3] Demirçivi Mineliler, Zeynep, “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, Özel Sayı, 2007, s.957-984. DergiPark.

    [4] İlkutlu, Uğur, “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.11, S.2, 2025, s.605-643. DergiPark.

    [5] Kara, Hacı, “Recovery of an Indemnity Premium and Liability for Damages in Combined Transportation”, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.3, 2017. DergiPark.

    Yazarın İlgili Deniz Ticareti Hukuku Çalışmaları

    1. Dolğun, Murat Can, Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?, 2026.
    2. Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü, dolgun.av.tr, 2026.
    3. Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları, dolgun.av.tr, 2026.
  • Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü

    Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü

    Küresel ticaretin can damarı olan uluslararası deniz taşımacılığı; fırtına, çatma, karaya oturma, korsanlık veya yük hasarları gibi öngörülemeyen birçok riski bünyesinde barındırır. Bu devasa riskleri yönetilebilir kılmanın yegane yolu ise kapsamlı ve doğru yapılandırılmış bir deniz sigortasıdır (Marine Insurance).

    Deniz sigortaları, sadece gemi donatanlarını değil; kiracıları, yük sahiplerini ve finansman sağlayan kuruluşları da doğrudan ilgilendiren oldukça teknik bir alandır. Poliçe şartlarının doğru yorumlanması ve olası uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun tespiti, ticari menfaatlerin korunması için hayati önem taşır.

    Deniz Sigortası Türleri Nelerdir?

    Deniz ticaretinde karşılaşılan risklerin çeşitliliği, sigorta türlerinin de kendi içinde uzmanlaşmasını zorunlu kılmıştır. Uygulamada en sık karşılaşılan temel türler şunlardır:

    1. Tekne ve Makine Sigortası (Hull and Machinery – H&M)

    Geminin gövdesini, makinelerini ve donanımlarını deniz tehlikelerine karşı güvence altına alır. Gemi uluslararası sularda seyir halindeyken veya limanda yatarken oluşabilecek fiziksel hasarlar bu poliçe kapsamında değerlendirilir.

    2. Koruma ve Tazmin (P&I – Protection and Indemnity) Kulüpleri

    Tekne sigortalarının kapsamadığı, donatanın veya kiracının üçüncü şahıslara karşı doğabilecek mali ve hukuki sorumluluklarını teminat altına alır. Çatma sonucu karşı gemiye verilen zararlar, yük hasarları, personel yaralanmaları ve çevre kirliliği gibi durumlar P&I Kulüplerinin teminatı altındadır.

    3. Yük (Emtia) Sigortası (Cargo Insurance)

    Deniz yoluyla taşınan ticari malların uğrayabileceği hasar ve kayıpları güvence altına alır. Kapsamı genellikle Londra Sigortacılar Enstitüsü tarafından hazırlanan Enstitü Yük Klozları (Institute Cargo Clauses) ile belirlenir.

    Müşterek Avarya (General Average) ve Sigortanın Rolü

    Gemiyi ve yükü ortak bir tehlikeden kurtarmak amacıyla bilerek ve makul bir şekilde yapılan fedakarlıkları ifade eden Müşterek Avarya, deniz hukukunun en köklü kavramlarındandır. York-Antwerp Kuralları çerçevesinde hesaplanan bu zarar; gemi, yük ve navlun sahipleri arasında tehlikeden kurtarılan değerler oranında paylaştırılır ve bu pay deniz sigortacıları tarafından karşılanır.

    Uluslararası Uyuşmazlıklar ve Uygulanacak Hukuk

    Deniz sigortası poliçeleri genellikle karmaşık klozlar, gizli garantiler ve istisnalar içerir. Sigortalı tarafın bildirim yükümlülüklerine aykırı davranması veya geminin sefere elverişsiz yola çıkması durumunda sigorta şirketlerinin tazminat ödemekten kaçınması, yüksek meblağlı rücu ve tazminat davalarına yol açar.

    Özellikle yabancı bayraklı gemiler ve farklı ülkelerden ticari tarafların bulunduğu bu tür denizcilik ihtilaflarında, Milletlerarası Özel Hukuk (MÖHUK) ve uluslararası ticaret hukuku prensipleri doğrudan devreye girer. Poliçelerde yer alan tahkim şartları veya yabancı mahkeme yetki klozları, uyuşmazlığın çözüm sürecini baştan aşağı şekillendirir.

    Deniz Ticareti ve Sigorta Uyuşmazlıklarında Profesyonel Hukuki Destek

    Dolgun Hukuk ve Danışmanlık olarak; Ticaret ve Şirketler Hukuku ile Milletlerarası Özel Hukuk alanlarındaki derin tecrübemizle, deniz sigortası uyuşmazlıklarında müvekkillerimizin ticari menfaatlerini koruyoruz. P&I kulüpleri ile yürütülecek müzakereler, sigorta rücu taleplerinin yönetimi ve uluslararası tahkim davalarında etkin hukuki destek almak için İstanbul Dünya Ticaret Merkezi’ndeki ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

    İletişim Bilgilerimiz

    Dolgun Hukuk ve Danışmanlık

    Av. Murat Can Dolgun
    (İstanbul Barosu Sicil No: 75860)

    Adres:
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi
    İstanbul, Türkiye

    Çalışma Alanlarımız:

    • Ticaret ve Şirketler Hukuku
    • Milletlerarası Özel Hukuk (MÖHUK)
    • Gayrimenkul ve Eşya Hukuku

    Hukuki Danışmanlık Talebi

    Hukuki uyuşmazlıklarınız veya danışmanlık talepleriniz için aşağıdaki formu doldurarak bize ulaşabilirsiniz.

  • Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları

    Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları

    Deniz ticareti, modern küresel ekonominin en önemli taşıyıcı sistemlerinden biridir. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde doksanı deniz yoluyla gerçekleştirilmektedir. Bu ölçekte bir ekonomik faaliyet alanında meydana gelen kazalar, çevresel zararlar, yük kayıpları veya yolcu zararları milyonlarca hatta bazen milyarlarca dolarlık sorumluluklar doğurabilmektedir. Bu nedenle deniz hukukunda uzun yıllardır tartışılan temel meselelerden biri, gemi sahiplerinin ve deniz taşımacılığı faaliyetlerine katılan diğer kişilerin sorumluluğunun hangi ölçüde ve hangi şartlarda sınırlandırılabileceğidir. İşte bu noktada deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılması (Limitation of Liability for Maritime Claims) kurumu ortaya çıkmaktadır.

    Deniz hukukunda sorumluluğun sınırlandırılması sistemi, gemi sahiplerinin ve bazı diğer denizcilik aktörlerinin belirli şartlar altında sorumluluklarını belirli parasal limitlerle sınırlayabilmelerine imkân tanıyan uluslararası bir hukuk mekanizmasıdır. Bu sistemin temel amacı, deniz taşımacılığı gibi yüksek risk içeren bir sektörde ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Eğer gemi sahipleri sınırsız sorumluluk altında olsalardı, tek bir kazanın dahi tüm işletmeyi iflasa sürükleme ihtimali oldukça yüksek olurdu. Bu durum ise küresel ticaretin işleyişini ciddi şekilde sekteye uğratabilirdi.

    Deniz hukukunda sorumluluğun sınırlandırılması fikri oldukça eskiye dayanmaktadır. Tarihsel olarak bakıldığında, özellikle Avrupa deniz ticareti geliştikçe gemi sahiplerinin sorumluluğunu sınırlayan çeşitli ulusal düzenlemeler ortaya çıkmıştır. Ancak deniz ticaretinin uluslararası karakteri, farklı hukuk sistemlerinin yarattığı belirsizlikleri ortadan kaldırmak için uluslararası sözleşmelere ihtiyaç doğurmuştur. Bu çerçevede modern sistemin temelini oluşturan düzenleme 1976 tarihli Deniz Alacaklarında Sorumluluğun Sınırlandırılması Sözleşmesi (Convention on Limitation of Liability for Maritime Claims – LLMC) olmuştur. 

    Bu sözleşme, deniz taşımacılığı faaliyetlerinden doğan birçok alacak türü bakımından sorumluluğun belirli limitler dahilinde sınırlandırılabileceğini kabul etmektedir. Sözleşmenin kapsamı yalnızca gemi sahipleriyle sınırlı değildir. Kurtarma faaliyetlerinde bulunanlar, gemi işletmecileri ve bazı durumlarda sigortacılar da bu sistemden yararlanabilmektedir. Böylece denizcilik faaliyetleri sırasında ortaya çıkabilecek riskler belirli bir hukuki çerçeve içine alınmış olur.

    LLMC 1976 Sözleşmesi aynı zamanda sorumluluğun hangi durumlarda sınırlandırılabileceğini ve hangi durumlarda bu hakkın kaybedileceğini de düzenlemektedir. Sözleşmeye göre gemi sahibi veya sorumlu kişi, meydana gelen zararın kendi kasıtlı fiili veya zarar doğacağını bilerek pervasız bir şekilde hareket etmesi sonucu ortaya çıktığının ispatlanması halinde sorumluluğunu sınırlandıramaz. Bu düzenleme, sorumluluğun sınırlandırılması sisteminin kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

    Sözleşmenin en önemli özelliklerinden biri de sorumluluk limitlerinin geminin tonajına göre hesaplanmasıdır. Bu yaklaşım, denizcilik sektöründeki ekonomik gerçekliklere uygun bir model sunmaktadır. Büyük tonajlı gemiler daha fazla yük taşıdıkları için potansiyel zararların da daha büyük olması beklenmektedir. Bu nedenle sorumluluk limitleri geminin tonajına bağlı olarak artmaktadır.

    LLMC sistemi zaman içinde güncellenmiş ve 1996 Protokolü ile sorumluluk limitleri önemli ölçüde artırılmıştır. Deniz ticaretindeki ekonomik büyüklükler ve zarar potansiyelleri göz önüne alındığında, bu güncelleme uluslararası deniz hukukunda önemli bir gelişme olarak kabul edilmektedir. Günümüzde birçok devlet bu protokole taraf olmuş ve sorumluluk limitlerini yeni sistem doğrultusunda uygulamaya başlamıştır. 

    Deniz hukukunda sorumluluğun sınırlandırılması sistemi yalnızca LLMC Sözleşmesi ile sınırlı değildir. Özellikle yolcu taşımalarından doğan sorumluluk bakımından 1974 tarihli Atina Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi güncelleyen 2002 Protokolü büyük önem taşımaktadır. Bu düzenlemeler, yolcuların ölüm veya yaralanması gibi durumlarda taşıyanın sorumluluğunu belirleyen özel hükümler içermektedir. Aynı şekilde deniz yoluyla yük taşımalarında Hague Kuralları, Hague-Visby Kuralları ve Hamburg Kuralları gibi farklı uluslararası düzenlemeler de sorumluluğun sınırlandırılması sistemine önemli katkılar sağlamaktadır. 

    Bu çok katmanlı uluslararası yapı, deniz taşımacılığı hukukunun karmaşık ama aynı zamanda oldukça gelişmiş bir alan olduğunu göstermektedir. Bir deniz kazasında ortaya çıkan sorumluluğun belirlenmesi çoğu zaman birden fazla uluslararası sözleşmenin ve ulusal mevzuatın birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle deniz ticaret hukuku uygulamasında hem uluslararası sözleşmelerin hem de mahkeme içtihatlarının büyük önemi bulunmaktadır.

    Sorumluluğun sınırlandırılması sistemi aynı zamanda hukuki ve ekonomik bir denge mekanizmasıdır. Bir tarafta gemi sahiplerinin ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi için öngörülebilir risk limitlerine ihtiyaç vardır. Diğer tarafta ise zarar gören kişilerin adil bir şekilde tazmin edilmesi gerekir. Uluslararası sözleşmeler bu iki menfaat arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Sorumluluğun sınırlandırılması hakkı tanınırken aynı zamanda bazı durumlarda bu hakkın kaybedilmesi öngörülerek sistemin adil bir şekilde işlemesi sağlanmaktadır.

    Günümüzde deniz taşımacılığı yalnızca ticari bir faaliyet değil aynı zamanda çevresel ve sosyal etkileri olan bir sektördür. Özellikle petrol kirliliği, büyük gemi kazaları ve yolcu taşımalarında meydana gelen toplu zararlar, deniz hukukunun sürekli olarak gelişmesine neden olmaktadır. Uluslararası sözleşmelerin zaman içinde güncellenmesi ve yeni düzenlemelerin ortaya çıkması da bu dinamik yapının bir sonucudur.

    Sonuç olarak deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılması kurumu, modern deniz ticaret hukukunun temel taşlarından biridir. Bu sistem, hem denizcilik sektörünün ekonomik sürdürülebilirliğini sağlamakta hem de zarar gören taraflar için belirli bir tazmin mekanizması oluşturmaktadır. Uluslararası sözleşmeler, mahkeme kararları ve ulusal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde sorumluluğun sınırlandırılması hukukunun küresel ticaretin güvenli ve öngörülebilir bir şekilde işlemesi açısından kritik bir rol oynadığı görülmektedir.