Kategori: Yapay Zeka

  • Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay zekanın hukuk uygulamasında kullanımı artık teorik bir tartışma değil. Avukatlar; metin taslağı hazırlarken, uzun belgeleri incelerken, içtihat araştırırken veya hukuki bir sorunu farklı yönleriyle değerlendirirken üretken yapay zeka araçlarından yararlanıyor.

    Ancak 24 Ağustos 2026 tarihinde basına yansıyan ve İstanbul’da görülen bir dava, bu araçların hukuk uygulamasında nasıl kullanılmaması gerektiğine ilişkin dikkat çekici bir örnek ortaya koydu.

    Sabah’ta yayımlanan habere göre İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen ve toplam 10 milyon TL bedelli iki senede ilişkin menfi tespit davasında, davacı tarafın dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin “20.07.2022 tarihli ve 2018/1234 başvuru numaralı” bir kararına dayanıldı.

    Davaya ilişkin haberlerde, davalı tarafın böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı bulunmadığını ileri sürdüğü ve dilekçedeki bazı ifadelerin yapay zeka tarafından üretilmiş olabileceğini iddia ettiği aktarıldı. Davacı vekili ise dilekçenin yapay zeka ile hazırlandığı iddiasını kabul etmedi.

    (Kaynak: Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026, https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046)

    Mahkeme Yapay Zeka Konusunda Bir Karar Verdi mi?

    Öncelikle haberin hukuki açıdan doğru okunması gerekiyor.

    Mahkeme, dilekçenin yapay zeka tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı veya gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararına dayanılmasının ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağı konusunda bir karar vermedi.

    İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisinin bulunduğu ve senetlerin bu ilişki kapsamında düzenlenen bir protokole dayandığı gerekçesiyle görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğuna karar verdi.

    Bu nedenle dosyada yapay zeka kullanımına ilişkin henüz esasa dair bir mahkeme değerlendirmesi bulunmuyor.

    Dolayısıyla bu olayın, “Türkiye’de yapay zeka ile hazırlanan dilekçe nedeniyle avukata yaptırım uygulandı” veya “mahkeme yapay zeka kullanımını hukuka aykırı buldu” şeklinde aktarılması doğru değildir.

    Ancak olay, çok daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

    Bir avukat, yapay zekadan yararlanarak hazırladığı ve mahkemeye sunduğu dilekçedeki bilgilerin doğruluğundan sorumlu mudur?

    Bu sorunun cevabı çok daha nettir.

    Asıl Sorun Yapay Zeka Kullanmak Değil, Doğrulamadan Kullanmak

    Bir avukatın yapay zekadan yararlanması tek başına hukuka veya meslek kurallarına aykırı değildir.

    Yapay zeka;

    • hukuki araştırmanın başlangıç noktalarını belirlemek,
    • uzun belgeleri sınıflandırmak,
    • dilekçe taslakları oluşturmak,
    • farklı hukuki argümanları karşılaştırmak,
    • metinlerin yapısını düzenlemek

    gibi pek çok konuda yardımcı araç olarak kullanılabilir.

    Ancak hukuk uygulamasında belirleyici olan, metnin ilk taslağını kimin veya hangi sistemin oluşturduğu değildir.

    Belirleyici olan, mahkemeye sunulan nihai metnin avukat tarafından kontrol edilip edilmediğidir.

    Türkiye Barolar Birliğinin Haziran 2026’da gerçekleştirdiği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı’nın sonuçlarında da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Yapay zeka kullanımında insan denetiminin korunması, mesleki sorumluluğun avukatta kalması ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

    (Kaynak: Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026, https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541)

    Bu nedenle “yapay zeka yanlış yazdı” şeklindeki bir açıklama, avukatın mesleki sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin altında avukatın imzası bulunuyorsa, dilekçenin hukuki ve maddi içeriğinin denetlenmesi sorumluluğu da esas olarak avukata aittir.

    Olmayan Bir Mahkeme Kararını Dilekçeye Yazmak Neden Önemli?

    Üretken yapay zeka sistemlerinin en bilinen sorunlarından biri, gerçekte bulunmayan bilgileri son derece ikna edici biçimde üretebilmeleridir.

    Bu durum literatürde genellikle “hallucination” yani yapay zeka halüsinasyonu olarak adlandırılıyor.

    Sistem yalnızca gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararından söz etmekle kalmayabilir. Aynı zamanda;

    • karar tarihi,
    • başvuru veya esas numarası,
    • mahkeme adı,
    • kararın gerekçesi,
    • hatta karar metninden alınmış gibi görünen paragraflar

    da oluşturabilir.

    Hukuk uygulamasındaki asıl tehlike de burada ortaya çıkmaktadır.

    Bir bilginin teknik olarak ikna edici görünmesi, o bilginin gerçek olduğu anlamına gelmez.

    Bu nedenle yapay zeka tarafından verilen bir mahkeme kararının mutlaka ilgili mahkemenin resmi karar veri tabanından veya güvenilir bir hukuk veri tabanından ayrıca doğrulanması gerekir.

    Avukatlık Kanunu Açısından Sorun

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesine göre avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek zorundadır.

    Bu hüküm, yapay zeka tartışmasından çok daha eski olmasına rağmen yeni teknolojilere de doğrudan uygulanabilir.

    Çünkü yükümlülük kullanılan araca değil, avukatın mesleki davranışına ilişkindir.

    Bir dilekçenin;

    • elle yazılması,
    • başka bir avukat tarafından hazırlanması,
    • hukuk veri tabanından yararlanılarak oluşturulması,
    • yapay zeka desteğiyle hazırlanması

    sonucu değiştirmez.

    Avukat, kendi imzasıyla mahkemeye sunduğu metnin hukuki denetimini yapmak zorundadır.

    Bu nedenle gerçekte bulunmayan bir kararın hiçbir kontrol yapılmadan mahkemeye sunulması, somut olayın koşullarına göre Avukatlık Kanunu’ndaki özen ve doğruluk yükümlülüğü açısından da değerlendirmeye konu olabilir.

    Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

    Her yanlış atıf veya hatalı karar numarası kendiliğinden disiplin sorumluluğu doğurmaz. Hatanın niteliği, avukatın gösterdiği özen, hatanın nasıl ortaya çıktığı, fark edildiğinde düzeltilip düzeltilmediği ve yargılamaya etkisi birlikte değerlendirilmelidir.

    HMK m.29: Yargılamada Dürüstlük İlkesi

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 29. maddesi de tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmasını öngörmektedir.

    HMK m.29 kapsamında taraflar ve vekilleri, yargılamayı dürüstlük kurallarına uygun biçimde yürütmek zorundadır.

    Gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararının dilekçeye yazılması ile tarafın maddi vakıalar hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması aynı şey değildir. Bu nedenle her yanlış içtihat atfını doğrudan HMK m.29/2 kapsamında değerlendirmek doğru olmaz.

    Ancak gerçekte bulunmadığı bilinen veya hiçbir şekilde kontrol edilmeyen bir hukuki kaynağın mahkemeye gerçek bir karar gibi sunulması, yargılamada dürüstlük ilkesi açısından ayrıca tartışılabilir.

    Avukatın Müvekkiline Karşı Sorumluluğu

    Meselenin yalnızca mahkemeye karşı sorumluluk boyutu bulunmuyor.

    Avukatın müvekkiline karşı da bir özen yükümlülüğü vardır.

    Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesine göre vekil, üstlendiği işi vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

    Dolayısıyla bir avukatın doğrulanmamış bir yapay zeka çıktısını kullanması nedeniyle müvekkilin hak kaybına uğraması, davanın olumsuz etkilenmesi veya gereksiz bir maliyet ortaya çıkması halinde ayrıca hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

    Elbette bunun için somut olayda kusur, zarar ve illiyet bağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Dünyadaki En Bilinen Örnek: Mata v. Avianca

    Bu sorun dünyada ilk kez Türkiye’de ortaya çıkmadı.

    2023 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen Mata v. Avianca davası, yapay zeka tarafından üretilen sahte mahkeme kararlarının hukuk uygulamasındaki en bilinen örneklerinden biri haline geldi.

    Davada avukatlar ChatGPT tarafından üretilen ve gerçekte bulunmayan çeşitli mahkeme kararlarını dilekçelerinde kullandı.

    ABD Federal Mahkemesi, yapay zeka kullanılmasının tek başına yanlış olmadığını açık biçimde belirtti.

    Sorun, avukatların mahkemeye sundukları kararların gerçek olup olmadığını kontrol etmemeleriydi.

    Mahkeme bu nedenle avukatlar ve hukuk bürosu hakkında yaptırım uyguladı.

    (Karar: Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023, https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/)

    Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke oldukça basittir:

    Yapay zeka kullanmak sorun değildir. Yapay zekanın ürettiği hukuki bilgiyi kontrol etmeden mahkemeye sunmak sorundur.

    İngiltere’de de Aynı Sorun Yaşandı

    İngiltere Yüksek Mahkemesi de 2025 yılında Ayinde v. London Borough of Haringey ve Al-Haroun v. Qatar National Bank dosyalarında benzer bir sorunla karşılaştı.

    Mahkemeye sunulan belgelerde gerçekte bulunmayan mahkeme kararları ve hatalı hukuki atıflar tespit edildi.

    Mahkeme, üretken yapay zeka sistemlerinin gerçekte bulunmayan kararları ve alıntıları son derece inandırıcı biçimde oluşturabildiğine dikkat çekti.

    Buna karşılık hukukçuların, mahkemeye sundukları her hukuki kaynağın doğruluğunu kontrol etmekle yükümlü oldukları vurgulandı.

    (Karar: High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025, https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/)

    Yapay Zeka Kullanan Bir Hukuk Bürosu Hangi Kontrolleri Yapmalı?

    Yapay zekanın hukuk bürolarında kullanılması halinde bazı temel kuralların uygulanması gerekir.

    1. Her Mahkeme Kararı Ayrı Ayrı Doğrulanmalı

    Yapay zekanın verdiği esas, karar veya başvuru numarasına güvenilmemelidir.

    Kararın AYM, Yargıtay, Danıştay veya ilgili mahkemenin resmi veri tabanında gerçekten bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.

    2. Sadece Karar Numarası Değil, Kararın İçeriği de Okunmalı

    Yapay zeka bazen gerçek bir mahkeme kararını bulabilir ancak kararın gerekçesini yanlış aktarabilir.

    Bu nedenle yalnızca karar künyesinin doğru olması yeterli değildir.

    Kararın somut olayla gerçekten ilgili olup olmadığı da incelenmelidir.

    3. Kanun Maddeleri Güncel Mevzuattan Kontrol Edilmeli

    Özellikle sık değişen mevzuat alanlarında yapay zeka eski kanun metinlerini kullanabilir.

    Bu nedenle nihai dilekçede kullanılacak kanun maddeleri güncel mevzuat üzerinden kontrol edilmelidir.

    4. Müvekkil Sırrı ve Kişisel Veriler Korunmalı

    Dosya içerisindeki kişisel verilerin veya müvekkil sırrı niteliğindeki bilgilerin herhangi bir yapay zeka sistemine aktarılması ayrıca veri güvenliği ve meslek sırrı bakımından değerlendirilmelidir.

    Türkiye Barolar Birliği de 2026 yılındaki çalışmasında müvekkil gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını yapay zeka kullanımındaki temel meseleler arasında saymıştır.

    5. Nihai Metni Avukat Okumalı

    Yapay zeka bir hukukçunun yardımcısı olabilir.

    Ancak dava stratejisini belirleyen, delilleri değerlendiren, hukuki nitelendirmeyi yapan ve nihai dilekçeyi imzalayan kişi avukattır.

    Mesleki muhakemenin tamamen yapay zekaya devredilmesi mümkün değildir.

    Yapay Zeka Kullanıldığının Mahkemeye Bildirilmesi Gerekir mi?

    Türk hukukunda bugün itibarıyla avukatların dilekçe hazırlanırken yapay zekadan yararlandıklarını her durumda mahkemeye açıklamalarını zorunlu tutan genel bir düzenleme bulunmamaktadır.

    Bu nedenle bir avukatın yapay zekadan taslak hazırlamak, metni düzenlemek veya araştırmaya yardımcı olmak amacıyla yararlanması tek başına mahkemeye bildirim yükümlülüğü doğurmaz.

    Ancak yapay zekanın kullanımı;

    • delilin oluşturulmasını,
    • uzman görüşünü,
    • maddi vakıaların ortaya konulmasını,
    • belgenin gerçekliğini

    etkileyen bir noktaya ulaşıyorsa farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir.

    Gelecekte asıl tartışmanın “yapay zeka kullanıldı mı?” sorusundan ziyade şu soruya yönelmesi daha olasıdır:

    Yapay zeka hangi amaçla kullanıldı ve avukat gerekli insan denetimini sağladı mı?

    İstanbul’daki Dava Emsal Olabilir mi?

    Basında dosyanın emsal oluşturabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    Ancak mevcut aşamada teknik anlamda yapay zeka kullanımına ilişkin bir emsal karardan söz etmek mümkün değildir.

    Çünkü İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, yapay zeka tartışmasının esasına girmeden görevsizlik kararı verdi.

    Dosyanın görevli İş Mahkemesine gönderilmesinden sonra yapay zeka ile hazırlanmış olduğu iddia edilen dilekçe yeniden tartışılır ve mahkeme bu konuda gerekçeli bir değerlendirme yaparsa, dosya Türkiye’deki yapay zeka ve avukatlık tartışmaları açısından gerçekten önem kazanabilir.

    Bu nedenle dosyanın sonraki aşamalarının takip edilmesi gerekir.

    Sonuç: Yapay Zeka Avukatın Yerine Değil, Avukatın Yanında Kullanılmalı

    Yapay zekanın hukuk mesleğinden tamamen dışlanması gerçekçi görünmüyor.

    Doğru kullanıldığında yapay zeka;

    • araştırmayı hızlandırabilir,
    • çok sayıda belgeyi analiz edebilir,
    • alternatif hukuki argümanlar ortaya çıkarabilir,
    • avukatın daha verimli çalışmasını sağlayabilir.

    Ancak hukuk uygulamasındaki temel sorumluluk değişmez.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin sorumluluğu yapay zekaya değil, dilekçeyi imzalayan avukata aittir.

    Bir mahkeme kararının gerçek olup olmadığını kontrol etmek, kararı okumak, somut olayla ilgisini değerlendirmek ve hukuki argümanı mesleki muhakeme süzgecinden geçirmek avukatın görevidir.

    Teknoloji değişebilir.

    Avukatlık mesleğinde kullanılan araçlar değişebilir.

    Ancak özen, doğruluk, mesleki bağımsızlık ve hukuki muhakeme yükümlülüğü değişmez.

    Kaynaklar

    Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026
    https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046

    Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukatlik-kanunu-1136

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

    Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023
    https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/

    High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025
    https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/

    American Bar Association, Formal Opinion 512 – Generative Artificial Intelligence Tools, 29.07.2024
    https://www.americanbar.org/content/dam/aba/administrative/professional_responsibility/ethics-opinions/aba-formal-opinion-512.pdf

    Hukuki Destek

    Yapay zeka, teknoloji hukuku, ticari uyuşmazlıklar ve yargılama süreçlerine ilişkin hukuki danışmanlık talepleri için TD Hukuk Bürosu ile iletişime geçilebilir.

    Bilgilendirme Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir kişi veya dosya hakkında hukuki görüş niteliğinde değildir. Basına yansıyan dava hakkındaki değerlendirmeler kamuya açık kaynaklarla sınırlıdır. Dava dosyasının tamamı ve ilgili mahkeme kararları incelenmeden tarafların hukuki veya mesleki sorumluluğu hakkında kesin bir sonuca varılamaz. Her somut olay kendi koşulları içerisinde ayrıca değerlendirilmelidir.

  • Influencer Reklamlarında 1 Ağustos 2026 Sonrası Yeni Dönem: Sosyal Medya Reklamları İçin Kapsamlı Hukuki Rehber

    Influencer Reklamlarında 1 Ağustos 2026 Sonrası Yeni Dönem: Sosyal Medya Reklamları İçin Kapsamlı Hukuki Rehber

    Sosyal medya reklamlarında 1 Ağustos 2026 itibarıyla yeni bir dönem başladı. 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girdi. Düzenleme; sosyal medya etkileyicileri, yapay zeka destekli reklamlar, hedefli reklamcılık, indirimli satış reklamları, çevresel beyanlar ve tüketici değerlendirmeleri dahil dijital reklamcılığın birçok alanında yeni ve daha ayrıntılı kurallar getirdi. (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete, 01.07.2026, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-9.htm) (LEXPERA)

    Kamuoyunda değişikliğin en çok konuşulan kısmı influencer reklamlarında “reklam” açıklamasının zorunlu hale gelmesi oldu. Ancak düzenlemeyi yalnızca “artık #reklam yazmak gerekiyor” şeklinde özetlemek eksik kalır. Yeni sistem, reklam açıklamasının hangi ifadelerle yapılacağını, nerede bulunacağını, ilk bakışta görünür olup olmayacağını, başka etiketlerden önce gelip gelmeyeceğini, birden fazla story veya paylaşımda nasıl tekrarlanacağını ve farklı içerik formatlarına aktarıldığında ne yapılacağını ayrıca düzenliyor.

    Aslında Influencer Reklamları İlk Kez Düzenlenmiyor

    Türkiye’de influencer reklamlarının açıkça belirtilmesi 2026 yılında ortaya çıkan tamamen yeni bir yükümlülük değil. Reklam Kurulu, 4 Mayıs 2021 tarihli ve 309 sayılı toplantısında 2021/2 sayılı ilke kararı olarak “Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz”u kabul etmişti. Kılavuz 5 Mayıs 2021 tarihinde Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlandı. (Ticaret Bakanlığı, Sosyal Medya Ettkileyicileri Kılavuzu, 05.05.2021, https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (https://ticaret.gov.tr)

    2026 değişikliğinin asıl önemi, sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamlara ilişkin temel kuralların artık doğrudan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 23/A maddesinde düzenlenmesidir. Başka bir ifadeyle 2021’de ağırlıklı olarak Reklam Kurulu Kılavuzu üzerinden yürüyen sistemin önemli bir bölümü Yönetmelik seviyesine taşınmıştır. (LEXPERA)

    2021 Kılavuzu ise ortadan kalkmış değildir. Yönetmeliğin Ek Madde 1 hükmüne göre Reklam Kurulu tarafından hazırlanan kılavuzlar Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayımlanır ve bu kılavuz hükümleri Yönetmelikle birlikte uygulanır. Bu nedenle yeni 23/A maddesini okurken Kılavuzdaki deneyim, filtre kullanımı, sağlık beyanları ve reklam verenin sorumluluğuna ilişkin kuralların da dikkate alınması gerekir. (LEXPERA)

    Sosyal Medya Etkileyicisi Kimdir? Takipçi Sayısının Bir Önemi Var mı?

    Yeni Yönetmelik “sosyal medya etkileyicisi” kavramını ayrıca tanımlıyor. Buna göre sosyal medya üzerinden doğrudan veya dolaylı olarak kendisi ya da reklam veren adına bir mal veya hizmetin tanıtımına yönelik içerik paylaşarak pazarlama iletişiminde bulunan ve bu iletişimi herhangi bir menfaate dönüştüren gerçek veya tüzel kişi, sosyal medya etkileyicisi sayılabilir. (LEXPERA)

    Tanımda 10 bin, 100 bin veya 1 milyon takipçi gibi herhangi bir eşik bulunmuyor. Hesabın doğrulanmış olması, kişinin tanınmış biri olması veya mesleğini profesyonel influencer olarak yürütmesi de şart değil.

    Bu nedenle birkaç bin takipçili mikro influencer, yalnızca belirli bir sektörde takip edilen uzman hesap, restoran veya seyahat içerikleri üreten küçük bir hesap ve hatta şartları taşıyan tüzel kişi hesapları da düzenlemenin kapsamına girebilir.

    Belirleyici unsur takipçi sayısı değil; pazarlama iletişimi ile menfaat arasındaki bağlantıdır.

    Hangi Durumlarda Paylaşımın Reklam Olduğu Açıkça Belirtilmeli?

    Yönetmelik m.23/A bu konuda oldukça açık bir sistem kuruyor.

    Reklam verene veya reklam verene ait mal ya da hizmete yönlendirme yapılması, reklam verenden maddi kazanç elde edilmesi, ücretsiz veya indirimli mal ya da hizmet sağlanması, reklam verenin ürünü veya hizmeti için düzenlenen çekiliş, yarışma veya kampanyaların paylaşılması ve reklam veren tarafından düzenlenen bir etkinliğe katılım karşılığında menfaat elde edilmesi gibi durumlarda içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilmelidir. (LEXPERA)

    Buradaki önemli kelime **“menfaat”**tir.

    Reklam ilişkisi yalnızca influencerın banka hesabına para yatırılması halinde ortaya çıkmaz. Ücretsiz otel konaklaması, hediye ürün, ücretsiz uçak bileti, restoran daveti, ücretsiz bakım veya güzellik hizmeti, indirimli ürün, etkinlik daveti, satış komisyonu, affiliate geliri veya benzeri ekonomik avantajlar da somut olayın şartlarına göre bu kapsama girebilir.

    Ticaret Bakanlığı da 28 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında ücretin yanı sıra ücretsiz veya indirimli ürün ve hizmetleri, davetleri ve sponsorluk benzeri menfaatleri özellikle vurgulamıştır. (Ticaret Bakanlığı, “Sosyal Medyada Şeffaf Reklam Dönemi”, 28.07.2026, https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligindan-sosyal-medyada-seffaf-reklam-donemi) (https://ticaret.gov.tr)

    Hediye Ürün Geldiyse “Reklam” Yazmak Gerekir mi?

    Uygulamada en fazla hata yapılan konulardan biri budur.

    “Bana para ödenmedi, ürün sadece hediye gönderildi” şeklindeki yaklaşım reklam hukukunda tek başına yeterli değildir. Yönetmelik, ücretsiz veya indirimli mal ya da hizmet sağlanmasını açıkça reklam açıklamasını gerektirebilecek durumlardan biri olarak saymaktadır. (LEXPERA)

    2021 Kılavuzu da sosyal medya etkileyicisinin reklam veren tarafından hediye edilen bir ürünü kendisi satın almış gibi gösteremeyeceğini ve reklam ilişkisinden menfaat sağladığı sürece yalnızca bağımsız bir tüketici olduğu izlenimini yaratamayacağını düzenlemektedir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla ücretsiz gönderilen kozmetik ürünü, kıyafet, elektronik eşya, restoran daveti veya otel konaklaması için paylaşım yapılırken “ücret almadım” denilmesi tek başına reklam niteliğini ortadan kaldırmaz.

    Kendi Paramla Aldığım Bir Ürünü Översem Reklam Sayılır mı?

    Her olumlu ürün yorumu reklam değildir.

    Bir kişinin herhangi bir reklam ilişkisi veya menfaati bulunmaksızın kendi parasıyla satın aldığı bir ürünü sevmesi ve bunu takipçilerine anlatması kendiliğinden influencer reklamı oluşturmaz.

    Ancak markayla devam eden bir ilişki, daha önce veya daha sonra sağlanan menfaatler, affiliate sistemi, indirim kodu, ücretsiz ürün gönderimleri veya başka ekonomik bağlantılar varsa somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bu ayrım uluslararası reklam uygulamalarında da görülmektedir. Örneğin ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), marka ile “material connection” olarak adlandırdığı maddi veya başka nitelikte bir bağlantı varsa bunun açıklanmasını; ücretsiz veya indirimli ürünlerin de bu kapsama girebileceğini belirtmektedir. Marka ilişkisi bulunmaksızın kişinin kendisinin satın aldığı ve sevdiği bir üründen bahsetmesi ise farklı değerlendirilmektedir. (Federal Trade Commission, Disclosures 101 for Social Media Influencers, https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers) (Federal Trade Commission)

    1 Ağustos 2026 Sonrasında Hangi İfade Kullanılmalı?

    Yeni düzenlemenin en önemli hükümlerinden biri burada.

    Yönetmelik m.23/A/3’e göre sosyal medya etkileyicisi aracılığıyla yapılan reklamlarda “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden birine yer verilmesi zorunludur. Ayrıca reklam verenin adı veya ticaret unvanı ya da maddede belirtilen reklam vereni tanımlayıcı açıklamalardan biri de içerikte bulunmalıdır. (LEXPERA)

    Bu nedenle 1 Ağustos 2026 sonrasında yalnızca:

    “#İşbirliği”

    “#Sponsor”

    “Paid Partnership”

    “PR”

    “Marka elçisi”

    “Davet”

    gibi ifadeler kullanılarak yetinilmesini hukuken güvenli bulmuyoruz.

    Çünkü 2021 Kılavuzu daha geniş bir ifade grubuna izin verirken yeni Yönetmelik açık şekilde “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden birinin kullanılmasını zorunlu tutmaktadır. Eski Kılavuzda #Reklam, #Reklam/Tanıtım, #Sponsor, #İşbirliği ve #Ortaklık gibi seçenekler bulunuyordu. (2021/2 sayılı Kılavuz metni, ayrıca bkz. https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (Teyit)

    Burada dikkat çekici bir başka nokta da Ticaret Bakanlığının 28 Temmuz 2026 tarihli basın açıklamasında “reklam”, “iş birliği”, “sponsorlu içerik” ve “tanıtım” gibi ifadelerden söz etmiş olmasıdır. Bununla birlikte bağlayıcı norm olan Yönetmelik m.23/A/3’ün lafzı daha nettir ve Reklam veya Tanıtım ifadelerinden birini zorunlu tutmaktadır. Bu nedenle uyum bakımından basın duyurusunun özetleyici anlatımı yerine Yönetmeliğin açık hükmünün esas alınması daha güvenli olacaktır. (https://ticaret.gov.tr)

    “#Reklam” Yazmak Şart mı? Hashtag Olmak Zorunda mı?

    Yönetmelik “Reklam” veya “Tanıtım” ifadesinden söz etmektedir. İbarenin mutlaka hashtag biçiminde yazılması gerektiğine ilişkin bir zorunluluk getirmemektedir.

    Bu nedenle görünürlük şartları sağlandığı sürece “REKLAM”, “Reklam”, “#Reklam”, “TANITIM” veya “#Tanıtım” gibi kullanımlar düşünülebilir.

    Pratikte özellikle story, reel ve kısa videolarda REKLAM ibaresinin açık, büyük ve arka plandan kolayca ayrılabilir şekilde gösterilmesi en düşük riskli yöntemlerden biridir.

    Reklam Veren Marka da Belirtilmeli

    Yalnızca “REKLAM” yazılması meselenin tamamı değildir.

    Yönetmelik, Reklam veya Tanıtım ifadesiyle birlikte reklam verenin adı veya ticaret unvanının ya da reklam vereni tanımlayan maddede sayılan açıklamalardan birinin kullanılmasını da istemektedir. (LEXPERA)

    Örneğin uygulamada:

    REKLAM | X MARKASI

    veya

    REKLAM | @xmarka tarafından sağlandı

    gibi açık kullanımlar düşünülebilir.

    Amaç, tüketicinin yalnızca karşısındaki içeriğin reklam olduğunu değil, kimin reklamı olduğunu da anlayabilmesidir.

    Reklam İbaresinin Nerede Olduğu En Az İbarenin Kendisi Kadar Önemli

    Yeni m.23/A’nın belki de uygulamada en çok sonuç doğuracak kısmı reklam açıklamasının görünürlüğüdür.

    Reklam veya tanıtım açıklaması paylaşımın arka planından ve renklerinden ayırt edilebilir, kolay okunabilir büyüklükte olmalıdır. Tüketicinin paylaşımı ilk gördüğü anda dikkatini çekebilecek bir yerde bulunmalıdır. Tüketicinin reklam olduğunu anlamak için ekranı kaydırmasına, “daha fazla” bölümünü açmasına veya başka bir alana yönlendirilmesine gerek kalmamalıdır. (LEXPERA)

    Ayrıca başka hashtag veya açıklamalar bulunuyorsa reklam açıklaması bunlardan önce ve açıkça ayırt edilebilir biçimde yer almalıdır.

    Reklam ibaresinin ekran üzerindeki profil fotoğrafı, kullanıcı adı, uygulama butonları, bağlantı simgesi veya başka bir kullanıcı arayüzü unsuru tarafından kapatılmaması da gerekir.

    Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. FTC’nin influencer rehberi de reklam açıklamasının kolayca fark edilebilir olması gerektiğini, “more” butonunun arkasında bırakılmamasını ve hashtag kalabalığına gömülmemesini tavsiye etmektedir. (Federal Trade Commission, Disclosures 101, https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers) (Federal Trade Commission)

    Instagram Story’de Her Hikayeye Ayrı Ayrı Reklam Yazılmalı mı?

    Evet, yeni Yönetmelik bu konuda artık çok daha açık.

    İçerik birden fazla paylaşıma yayılıyorsa reklam açıklaması her bir paylaşımda bulunmalıdır. (LEXPERA)

    Dolayısıyla beş story’den oluşan bir reklam kampanyasında yalnızca ilk story’ye “REKLAM” yazıp sonraki dört story’de hiçbir açıklama kullanmamak yeni düzenleme bakımından risklidir.

    Her story kendi başına tüketicinin karşısına çıkabilecek bağımsız bir paylaşım gibi düşünülmelidir.

    Story Sonradan Reel Olarak Paylaşılırsa?

    Yönetmelik bu ihtimali de özel olarak düzenliyor.

    Reklam içeriğinin farklı paylaşım biçimlerinde yayımlanması veya bir paylaşım biçiminden diğerine alıntılanması halinde reklam açıklamasının her bir paylaşımda yeniden bulunması gerekir. (LEXPERA)

    Örneğin bir reklam story’si daha sonra reel olarak yüklenirse “story’de reklam yazmıştım” denilerek reel üzerindeki açıklama atlanamaz.

    Aynı yaklaşım TikTok’tan Instagram Reel’e, Reel’den Story’ye veya başka platformlara yeniden yüklenen içerikler açısından da dikkate alınmalıdır.

    Carousel Paylaşımlarında Ne Yapılmalı?

    Yönetmelik doğrudan “carousel” kelimesini kullanmamakla birlikte, birden fazla paylaşıma yayılan içeriklerde her paylaşım bakımından reklam açıklamasını aramaktadır.

    Carousel teknik olarak tek gönderi içinde birden fazla görselden oluşabildiğinden somut uygulama ayrıca değerlendirilebilir. Ancak tüketicinin reklam niteliğini ilk anda anlayabilmesi ilkesi dikkate alındığında, reklam açıklamasının ilk kartta veya ilk karşılaşmada açıkça görünmesi en güvenli uygulamadır.

    Reklam açıklamasını yalnızca son karta koymak veya uzun açıklama metninin sonunda bırakmak Yönetmeliğin amacıyla bağdaşmayabilir.

    “Ücretli Ortaklık” Etiketi Tek Başına Yeterli mi?

    Instagram ve benzeri platformların “Paid Partnership” veya “Ücretli Ortaklık” araçları şeffaflığın sağlanmasına yardımcı olur. Ancak yeni Yönetmeliğin lafzı dikkate alındığında bu platform özelliğine tek başına güvenilmemelidir.

    Yönetmelik açıkça Reklam veya Tanıtım ifadelerinden birinin kullanılmasını istemektedir. Bu nedenle daha güvenli yöntem, platformun ücretli ortaklık aracını kullanmakla beraber paylaşım içerisinde ayrıca görünür şekilde REKLAM veya TANITIM ibaresine ve reklam veren bilgisine yer vermektir. (LEXPERA)

    FTC de benzer şekilde platformların kendi yerleşik açıklama araçlarının her durumda yeterli kabul edilmeyebileceğine dikkat çekmektedir. (FTC, Updated Endorsement Guides, 2023, https://www.ftc.gov/news-events/news/press-releases/2023/06/federal-trade-commission-announces-updated-advertising-guides-combat-deceptive-reviews-endorsements) (Federal Trade Commission)

    Affiliate Link ve İndirim Kodlarında Reklam Açıklaması Gerekir mi?

    Influencer, paylaştığı bağlantı veya kod üzerinden satış gerçekleşmesi halinde komisyon veya başka bir menfaat elde ediyorsa burada ticari ilişkinin açıklanması özellikle önemlidir.

    “Link bio’da”, “kodumla yüzde 20 indirim”, “bu link üzerinden alabilirsiniz” gibi ifadeler tek başına reklam ilişkisinin niteliğini tüketiciye açıklamaz.

    Bu nedenle affiliate pazarlamada da Reklam veya Tanıtım açıklamasının ilk karşılaşmada görünür olması ve reklam verenin anlaşılabilir biçimde belirtilmesi gerekir.

    FTC de satış ortaklığı ve diğer maddi bağlantıların tüketici bakımından açıkça açıklanması gerektiğini kabul etmektedir. (Federal Trade Commission)

    Podcast ve Yalnızca Sesli İçeriklerde Ne Yapılacak?

    Yeni Yönetmelik yalnızca sesli yapılan paylaşımlar için ayrıca özel bir hüküm getirmiştir.

    Bu tür içeriklerde yayının başında ve reklamın öncesinde “[reklam veren] hakkında reklam/tanıtım içerir” şeklindeki açıklamaya yer verilmesi gerekir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla yalnızca podcast açıklamasına reklam etiketi eklemek yeterli görülmemelidir. Reklamın ticari niteliği dinleyiciye sesli olarak da açıklanmalıdır.

    Yapay Zeka Kullanılan Her Reklama “Yapay Zeka” Yazılması mı Gerekiyor?

    Hayır. Bu konuda yeni düzenleme zaman zaman olduğundan daha geniş aktarılıyor.

    Yönetmelik m.18/8, her türlü yapay zeka kullanımında otomatik bir bildirim zorunluluğu getirmemektedir. Hüküm, reklamda tüketicinin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zeka veya başka bir yazılım kullanılması ya da yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir biçimde belirtilmesini istemektedir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla bir fotoğrafın basitçe kırpılması veya küçük teknik düzenlemeler yapılması ile tamamen sentetik ve gerçek bir insan izlenimi veren reklam karakteri aynı hukuki kategoriye konulmamalıdır.

    Ticaret Bakanlığının düzenlemeye ilişkin genel açıklaması da yapay zeka destekli reklamları 2026 reformunun ana başlıklarından biri olarak göstermektedir. (Ticaret Bakanlığı, 27.07.2026, https://www.ticaret.gov.tr/haberler/aldaticici-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalarla-mucadelede-yeni-donem-basliyor) (https://ticaret.gov.tr)

    Deepfake veya Gerçek Bir Kişinin Yapay Zeka Kopyasıyla Reklam Yapılabilir mi?

    Burada açıklama yükümlülüğünden daha ileri bir yasak bulunuyor.

    Yönetmelik m.27/12’ye göre gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileriyle oluşturulan dijital kopyasının, gerçeğe aykırı biçimde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimini verdiği ya da ürünü tavsiye ettiği reklamlar yapılamaz. (LEXPERA)

    Dolayısıyla böyle bir durumda yalnızca ekrana “yapay zeka ile oluşturulmuştur” yazmak reklamı mutlaka hukuka uygun hale getirmez. Hüküm belirli kullanım biçimlerini doğrudan yasaklamaktadır.

    Filtre Kullanımı da Unutulmamalı

    Yapay zeka düzenlemesi yeni olsa da influencerların görsel efekt ve filtre kullanımına ilişkin kural daha önce de vardı.

    2021 Kılavuzu, bir malın ticari reklamında efekt veya filtreleme uygulaması kullanılması halinde görüntünün filtrelendiğinin açıkça belirtilmesini öngörmektedir. (LEXPERA)

    Özellikle kozmetik, cilt bakımı, güzellik ve benzeri ürünlerde filtre kullanımı ürünün gerçek etkisi konusunda tüketiciyi yanıltabilecek hale geldiğinde reklam hukukunun genel doğruluk ve dürüstlük kuralları da ayrıca gündeme gelir.

    Reklam Açıklaması Yapmak Gerçeğe Aykırı Reklamı Hukuka Uygun Hale Getirmez

    “REKLAM” yazılması yalnızca içeriğin ticari niteliğinin açıklanması bakımından önemlidir.

    Reklamın içeriğinin de doğru ve dürüst olması gerekir. Yönetmeliğe göre reklamlar tüketiciyi doğrudan veya dolaylı biçimde yanıltamaz; doğrulanabilir iddiaların ispatlanması reklam verenin sorumluluğundadır. (LEXPERA)

    Örneğin bilimsel olarak kanıtlanmamış bir sağlık etkisini kesin sonuç gibi sunmak, ürünün sahip olmadığı özellikleri varmış gibi göstermek veya gerçeğe aykırı “en iyi”, “tek”, “garantili” benzeri iddialar kullanmak, paylaşımın üzerinde “REKLAM” yazıyor olması nedeniyle hukuka uygun hale gelmez.

    2021 Kılavuzu da influencerın deneyimlemediği bir ürünü deneyimlemiş gibi tanıtamayacağını, ilgili mevzuata aykırı sağlık beyanında bulunamayacağını ve bilimsel temeli olmayan araştırma veya test sonuçlarına dayanamayacağını açıkça düzenlemektedir. (LEXPERA)

    Sorumluluk Sadece Influencerda Değil

    Bir markanın “paylaşımı influencer yaptı, sorumluluk ona ait” demesi her durumda yeterli değildir.

    2021 Kılavuzu reklam verenin influencerı mevzuat hakkında bilgilendirmesini, mevzuata uygun davranmasını istemesini, influencerın yükümlülüklerini yerine getirmesi için çaba göstermesini ve ihlallere karşı önlem almasını öngörmektedir. Reklam veren influencerın kişisel sorumluluğunu ileri sürerek kendi yükümlülüklerinden kaçınamaz. (Sosyal Medya Etkileyicileri Kılavuzu, m.11, https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (Teyit)

    Bu nedenle markaların influencer sözleşmelerini 1 Ağustos 2026 sonrasındaki sisteme göre güncellemesi önemlidir.

    Sözleşmelerde reklam açıklamasının biçimi, marka bilgisinin gösterilmesi, story ve reel gibi farklı formatlarda tekrar yükümlülüğü, içeriğin yayından önce onaya sunulması, kullanılan filtre ve yapay zeka araçlarının bildirilmesi, yasak beyanlar, içeriğin ekran görüntüsü veya arşiv kaydının saklanması ve ihlal halinde düzeltme süreçleri açıkça düzenlenebilir.

    Paylaşımı Sonradan Silmek veya Düzeltmek Cezayı Ortadan Kaldırır mı?

    Yönetmeliğin 32. maddesi bu konuda da açıktır.

    Mevzuata aykırı reklamın veya ticari uygulamanın daha sonra düzeltilmesi ya da telafi edilmesi, tespit edilen aykırılığa ilişkin sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. (LEXPERA)

    Dolayısıyla Reklam Kurulu incelemesi başladıktan sonra gönderinin silinmesi veya sonradan “#Reklam” ibaresi eklenmesi önemli olabilir; ancak geçmişte gerçekleşmiş ihlali otomatik olarak yok etmez.

    Bu nedenle uyum kontrolünün paylaşım yayına girmeden önce yapılması gerekir.

    Yaptırımlar Ne Kadar?

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalara yönelik idari yaptırımlar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenmektedir.

    Ticaret Bakanlığının 2026 yılı için yayımladığı resmi bilgilendirmeye göre aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarda uygulanabilecek idari para cezaları, ihlalin niteliği ve ilgili kriterlere göre 99.339 TL ile 39.916.524 TL arasında değişebilmektedir. (Ticaret Bakanlığı, 2026 yılı idari para cezaları, 29.12.2025, https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/6502-sayili-tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanun-kapsaminda-uygulanan-idari-para-cezalari-1-ocak-2026-tarihinden-itibaren-25-49-oraninda-arttirildi) (Ticaret Bakanlığı)

    Her influencer reklamı ihlalinde otomatik olarak aynı tutarda ceza uygulanacağı düşünülmemelidir. İhlalin haksızlık içeriği, elde edilen menfaat, neden olunan zarar, kusur, ekonomik durum ve reklamın yayımlandığı mecra gibi kriterler değerlendirmede rol oynar.

    Denetimin yalnızca teorik düzeyde olmadığını güncel Reklam Kurulu verileri de gösteriyor. Ticaret Bakanlığının 19 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre Reklam Kurulu 2026 yılının ilk yedi ayında yaklaşık 26 bin başvuruyu incelemiş ve aldatıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalar nedeniyle toplam 218 milyon 478 bin TL idari para cezası uygulamıştır. (Ticaret Bakanlığı, 19.08.2026, https://ab.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-aldatici-reklamlar-ve-haksiz-ticari-uygulamalara-karsi-mucadelede-hiz-kesmiyor) (https://ticaret.gov.tr)

    1 Ağustos 2026 Sonrası Pratikte En Güvenli Formül Nedir?

    Yeni sistemin özünü tek cümleyle ifade etmek mümkün:

    Tüketici paylaşımı gördüğü ilk anda, herhangi bir yere tıklamadan veya ekranı kaydırmadan bunun reklam olduğunu ve reklam verenin kim olduğunu anlayabilmelidir.

    Bu nedenle pratikte örneğin:

    REKLAM | X MARKASI

    veya

    TANITIM | @xmarka tarafından sağlandı

    şeklindeki açık bir ifade tercih edilebilir.

    Story serilerinde açıklama her story’de bulunmalı; reel veya video başka bir formatta yeniden yayımlanırsa açıklama yeniden eklenmeli; reklam ibaresi ekran üzerindeki butonların altında kalmamalı; uzun hashtag grubunun sonuna gizlenmemeli ve platformun “ücretli ortaklık” aracı varsa bu araç ek bir şeffaflık yöntemi olarak kullanılmalıdır.

    Sonuç: Yeni Dönemde Mesele Sadece “#Reklam Yazmak” Değil

    1 Ağustos 2026 değişikliği sosyal medya reklamlarını ilk defa hukuki denetime tabi tutmadı. Ancak daha önce ağırlıklı olarak 2021 Kılavuzu ve genel reklam hükümleri üzerinden yürüyen sistemin temel unsurlarını Yönetmelik seviyesinde açık biçimde düzenledi.

    Yeni dönemde #İşbirliği veya #Sponsor gibi ifadelerin tek başına yeterli olduğuna güvenilmemelidir. Yönetmelik m.23/A uyarınca Reklam veya Tanıtım ibaresinden biri kullanılmalı, reklam veren belirlenebilir olmalı ve açıklama tüketicinin ilk karşılaşmasında açıkça görülebilmelidir.

    Ücretsiz veya indirimli ürün ve hizmetler, davetler, affiliate bağlantılar ve diğer menfaatler de reklam ilişkisi doğurabilir. Birden fazla story veya paylaşım varsa açıklama her paylaşımda bulunmalı; içerik başka formata dönüştürülürse yeniden gösterilmelidir.

    Yapay zeka bakımından ise iki ayrı konu birbirinden ayrılmalıdır: Belirli yapay zeka kullanımlarında şeffaflık yükümlülüğü bulunurken, gerçek kişilerin gerçeğe aykırı ürün deneyimi veya tavsiyesi yaratacak dijital kopyalarının kullanıldığı bazı reklamlar doğrudan yasaklanmıştır.

    Bu nedenle influencerlar, markalar ve ajanslar açısından doğru yaklaşım artık yalnızca bir hashtag eklemek değil, reklam kampanyasının tamamını yayımdan önce hukuki uyum açısından kontrol etmektir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık – Sosyal Medya ve Reklam Hukuku Uyum Süreçleri

    Influencer sözleşmelerinin hazırlanması veya güncellenmesi, marka-influencer iş birliklerinin reklam mevzuatına uygunluğunun incelenmesi, Reklam Kurulu süreçleri ve dijital reklam kampanyalarının hukuki risk analizi somut olayın şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık hakkında:
    (https://td-lawfirm.com/about/) (TD Law Firm)

    Av. Murat Can Dolgun / Dolgun Hukuk ve Danışmanlık hakkında:
    (https://dolgun.av.tr/about/)

    Dolgun Akademi hukuk yazıları:
    (https://dolgun.av.tr/yazilarimiz/) (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Dolgun.av.tr:
    (https://dolgun.av.tr/) (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Kaynakça ve İleri Okuma

    Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete, 1 Temmuz 2026, Sayı 33297:
    (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-9.htm)

    T.C. Ticaret Bakanlığı, “Aldatıcı Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalarla Mücadelede Yeni Dönem Başlıyor”, 27 Temmuz 2026:
    (https://www.ticaret.gov.tr/haberler/aldatici-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalarla-mucadelede-yeni-donem-basliyor)

    T.C. Ticaret Bakanlığı, “Sosyal Medyada Şeffaf Reklam Dönemi”, 28 Temmuz 2026:
    (https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligindan-sosyal-medyada-seffaf-reklam-donemi)

    Reklam Kurulu, Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz, 2021/2 sayılı ilke kararı:
    (https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg)

    Ticaret Bakanlığı – 6502 sayılı Kanun kapsamında 2026 yılında uygulanacak idari para cezaları:
    (https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/6502-sayili-tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanun-kapsaminda-uygulanan-idari-para-cezalari-1-ocak-2026-tarihinden-itibaren-25-49-oraninda-arttirildi)

    Ticaret Bakanlığı – Reklam Kurulu 2026 yılının ilk yedi aylık denetim sonuçları, 19 Ağustos 2026:
    (https://ab.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-aldatici-reklamlar-ve-haksiz-ticari-uygulamalara-karsi-mucadelede-hiz-kesmiyor)

    Federal Trade Commission, Disclosures 101 for Social Media Influencers:
    (https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers)

    Federal Trade Commission, Endorsements, Influencers and Reviews:
    (https://www.ftc.gov/business-guidance/advertising-marketing/endorsements-influencers-reviews)

    Federal Trade Commission, Updated Endorsement Guides, 2023:
    (https://www.ftc.gov/news-events/news/press-releases/2023/06/federal-trade-commission-announces-updated-advertising-guides-combat-deceptive-reviews-endorsements)

    IAB Türkiye – Sosyal Medya Etkileyicileri Reklam Kılavuzu:
    (https://iabtr.org/rehber/iab-avrupa-tedarik-zinciri-seffaflik-kilavuzu-2018/)

    Bilgilendirme Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut reklam kampanyalarında reklamın içeriği, ilgili ürün veya hizmet, taraflar arasındaki menfaat ilişkisi, kullanılan sosyal medya platformu ve varsa sektörel özel mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir. Yazı hukuki mütalaa veya somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki danışmanlık niteliğinde değildir.

  • KARARI KİM VERİYOR ?

    KARARI KİM VERİYOR ?

    Hukuk dünyasında yapay zeka tartışmaları giderek büyürken, dikkat çekici bir şekilde hedef sürekli avukatlar olmaktadır. Bu yaklaşım, meselenin özünü ıskalayan ve risk alanını yanlış belirleyen bir refleksin ürünüdür. Çünkü hukuk düzeninde belirleyici olan iddia veya savunma değil, hükmün kendisidir. Hükmü kuran ise avukat değil, hâkimdir. Bu nedenle tartışmanın ekseni yanlış kurulmuştur ve asıl sorulması gereken soru şudur: Yapay zeka kullanımının en büyük riski kimdedir?

    Türk hukuk sisteminde avukat ile hâkim arasında ciddi bir sorumluluk dengesizliği bulunmaktadır. Avukat; vekâlet ilişkisi gereği hem sözleşmesel hem haksız fiil sorumluluğu altındadır ve hatalı bir işlem doğrudan maddi sorumluluk doğurabilir. Buna karşılık hâkimlerin sorumluluğu istisnai ve sınırlıdır; hukuki sorumluluk çoğu zaman Devlet üzerinden yürür, cezai sorumluluk ise ağır prosedürlere bağlanmıştır ve uygulamada oldukça dar bir alanda kalır. Bu tablo, yapay zeka kullanımında ortaya çıkan riski büyüten temel unsurdur çünkü daha büyük etki gücüne sahip olan makam, daha sınırlı sorumluluk rejimi içindedir.

    Yapay zeka artık yalnızca bir araştırma aracı değildir; metin üretir, gerekçe oluşturur, içtihat derler ve değerlendirme yapar. Bir hâkimin gerekçe yazımında, hukuki analizde ve kanaat oluşturma sürecinde yapay zeka çıktısına dayanması teknik bir kolaylık değil, fiilen karar sürecine dış bir unsurun dahil edilmesidir. Sorun yapay zekanın kullanılması değildir; sorun, yapay zekanın düşünme sürecine ortak olmasıdır.

    Yargılama sadece norm uygulaması değildir; hâkim somut olayı değerlendirirken vicdani kanaatini kullanır ve bu durum hukukun insani yönünü temsil eder. Yapay zeka ise vicdan üretmez, empati kurmaz ve somut olayın insani ağırlığını tartmaz. Bu nedenle hâkimin, zihnini ve vicdanını yapay zekaya devretmesi yalnızca teknik bir tercih değil, yargı fonksiyonunun özüne dokunan bir kırılmadır.

    Bugün kamuoyunda ve meslek içi tartışmalarda odak sürekli avukatlara yöneltilmektedir. Oysa avukatın yaptığı hata sistem içinde denetlenebilir; karşı taraf vardır, mahkeme vardır, istinaf ve temyiz vardır. Ancak hâkimin yaptığı hata doğrudan hükme dönüşür ve bir kişinin özgürlüğünü, malvarlığını ve itibarını tek bir karar ile etkileyebilir. Bu nedenle riskin merkezi avukatlar değil, yargı yetkisini kullanan makamdır.

    Bugün hâkimlerin yapay zeka kullanımına ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme (maalesef ve açıkça) bulunmamaktadır. Ne ölçüde kullanılacağı, hangi sınırların geçilemeyeceği ve hangi durumların yasak olduğu net değildir. Bu durum standartsız uygulamalara, kontrolsüz kullanım biçimlerine ve hesap verilebilirlik boşluklarına yol açmaktadır. Yargı gibi haklar ve özgürlüğün anlam kazandığı bir alanda kullanılan her aracın kaynağı / etkisi denetlenebilir olmalıdır. Aksi halde kararın arkasındaki irade kamu olmaktan çıkar.

    Yapay zekadan korunması gereken meslek avukatlık değildir; avukatlık dönüşür, adapte olur ve rekabet içinde kendini yeniden üretir. Korunması gereken alan yargının kendisidir. Çünkü yanlış bir dilekçe düzeltilebilir, eksik bir savunma tamamlanabilir ancak hatalı bir hüküm çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurur. Eğer yargı makamı karar sürecinde dış üretimlere bağımlı hale gelirse hukuk devleti ilkesi görünürde korunur fakat içeriği zayıflar ve nihayetinde kaçınılmaz soru ortaya çıkar:

    Kararı gerçekten kim verdi?

    – Murat Can DOLGUN

    İstanbul Avukatı

    Görüş ve Önerileriniz için:

    Mail: av.muratcandolgun@gmail.com

    WhatsApp: +905074754422

  • Adliyede Yapay Zeka Etkisi: Mesleklerin Dönüşümü, Bilirkişilik Uygulamaları ve Kurumsal Kapasite Sorunu

    Adliyede Yapay Zeka Etkisi: Mesleklerin Dönüşümü, Bilirkişilik Uygulamaları ve Kurumsal Kapasite Sorunu

    Adliyelerde insan kaynağının niteliği değişmekte; bilirkişilik uygulamaları yapay zeka ile yeniden şekillenmekte ve mevcut dijital altyapının sınırları tartışılmaktadır. Bu çalışma, dönüşümü sistematik biçimde ele almaktadır.

    1. Adliyede İnsan Kaynağının Değişen Niteliği

    Adliyelerde uzun yıllar boyunca metin üretme, yazım disiplini ve düzen kabiliyeti ön planda olmuş; bu nedenle öğretmen kökenli kalem personeli uygulamada önemli bir yer edinmiştir. Ancak yargı süreçlerinin dijitalleşmesi ile birlikte bu niteliklerin yerini veri işleme, analiz ve sistem kullanımı almaktadır.

    Günümüzde yargı faaliyetleri yalnızca metin üzerinden değil, yoğun veri akışı üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, teknik becerilere sahip insan kaynağının dolaylı olarak sistem içinde daha belirleyici hale gelmesine yol açmıştır. Mühendislik bakış açısı, yazılım bilgisi ve veri analizi yetkinliği, hukuk pratiğini doğrudan etkilemektedir.

    2. Bilirkişilik Kurumunda Yapay Zeka Kullanımı

    Bilirkişilik uygulamalarında son dönemde dikkat çeken en önemli gelişme, yapay zeka destekli analiz araçlarının yaygınlaşmasıdır. Çok sayıda belge içeren dosyalarda, metin tarama, veri çıkarımı ve özetleme işlemleri büyük ölçüde otomatik sistemler aracılığıyla yapılmaktadır.

    Bu yöntemler, süre ve maliyet açısından önemli avantajlar sağlamakla birlikte, raporun içeriğinin insan değerlendirmesinden ne ölçüde geçtiği sorusunu gündeme getirmektedir. Özellikle “veri derleme” ile “hukuki değerlendirme” arasındaki sınırın belirsizleşmesi, bilirkişi raporlarının güvenilirliği bakımından dikkatle ele alınması gereken bir husustur.

    3. Hakimlik Fonksiyonunun Dönüşümü

    Artan dosya yükü ve teknik içerik, hakimlerin karar süreçlerinde dolaylı bir dönüşüme yol açmaktadır. Günümüzde hakim, yalnızca dosyayı inceleyen değil; aynı zamanda işlenmiş veri, özet ve raporlar üzerinden değerlendirme yapan bir konuma doğru evrilmektedir.

    Yani hakim karar veren olmaktan çıkıp karar seçen olmaya evriliyor.

    Bu durum, karar sürecinin niteliği ve derinliği bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle yapay zeka destekli içeriklerin karar süreçlerine etkisi, ilerleyen dönemde daha fazla hukuki ve etik değerlendirme gerektirecektir.

    4. UYAP ve Kurumsal Dijital Kapasite

    Türkiye’de yargı sisteminin temel dijital altyapısını oluşturan UYAP, geniş kapsamlı bir sistem olmakla birlikte, artan veri yükü ve kullanıcı yoğunluğu karşısında çoğu zaman sınırlılıklar göstermektedir.

    Bu çerçevede, yerli ve entegre yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi tartışılmaktadır. Ancak bu tür bir dönüşüm yalnızca yazılım geliştirme meselesi değildir. Veri standardizasyonu, güvenlik, denetim ve hukuki sorumluluk mekanizmalarının birlikte ele alınması gerekmektedir.

    Bu nedenle, kamu kurumları ile üniversiteler ve özel sektör arasında koordineli bir yapı kurulması, daha sürdürülebilir bir çözüm olarak değerlendirilmektedir.

    5. Tartışılması Gereken Temel Sorular

    Adliyelerde yaşanan bu dönüşüm, aşağıdaki soruların sistematik biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır:

    1. Adliyede insan kaynağının öncelikli niteliği nasıl değişmektedir?
    2. Teknik bilgiye sahip hukukçuların önemi artmakta mıdır?
    3. Bilirkişi raporlarında yapay zeka kullanımının sınırları nasıl çizilmelidir?
    4. Otomatik veri analizi ile hukuki değerlendirme arasındaki fark nasıl korunacaktır?
    5. Hakimlerin karar süreçlerinde yapay zeka çıktılarının rolü ne olmalıdır?
    6. UYAP sistemi yapay zeka entegrasyonu için yeterli midir?
    7. Yerli yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi mümkün müdür?
    8. Veri güvenliği ve gizlilik nasıl sağlanacaktır?
    9. Hatalı yapay zeka analizlerinden doğan sorumluluk nasıl belirlenecektir?
    10. Hukuk eğitimi bu dönüşüme ne ölçüde uyum sağlamaktadır?
    11. Adliyede otomasyonun sınırları nerede çizilmelidir?
    12. İnsan unsuru hangi aşamalarda vazgeçilmezdir?
    13. Yapay zeka tarafsızlık sağlayabilir mi?
    14. Hakimlik ve bilirkişilik meslekleri nasıl evrilecektir?
    15. Geleceğin hukukçusu hangi yetkinliklere sahip olmalıdır?
    16. Adli süreçlerde denetim mekanizmaları nasıl güçlendirilecektir?
    17. Teknoloji kullanımının yargı kalitesine etkisi nasıl ölçülecektir?
    18. Yargı bağımsızlığı teknolojik sistemlerden nasıl etkilenir?
    19. Veri temelli karar süreçleri hukuki güvenliği artırır mı?
    20. Legal tech girişimlerinin rolü ne olacaktır?
    21. Adliyede yeni meslekler ortaya çıkacak mıdır?
    22. Kalem personelinin rolü nasıl değişecektir?
    23. Yargı süreçlerinde hız ile doğruluk dengesi nasıl kurulacaktır?
    24. Teknolojik bağımlılık yeni riskler doğurur mu?
    25. Adalet sisteminde nihai karar yetkisi nasıl korunacaktır?

    Sonuç

    Adliyelerde yaşanan dönüşüm, yalnızca teknolojik bir gelişme olarak değil; yargı sisteminin işleyişine doğrudan etki eden yapısal bir değişim olarak değerlendirilmelidir. Bu süreçte, insan unsuru ile teknolojik araçlar arasındaki denge dikkatle kurulmalı; özellikle karar süreçlerinde nihai değerlendirme yetkisinin korunması sağlanmalıdır.

    Aksi takdirde, hız ve verimlilik adına yapılan uygulamaların, yargı kalitesi ve hukuki güvenlik üzerinde olumsuz etkiler doğurması kaçınılmaz olacaktır.

    Av. Murat Can Dolgun

    Dolgun Akademi | TD Hukuk ve Danışmanlık

    http://www.dolgun.av.tr

  • Herkes Avukatlığı Konuşuyor, Peki Ya Hakimler? Yapay Zeka Çağında Yargının Geleceği

    Herkes Avukatlığı Konuşuyor, Peki Ya Hakimler? Yapay Zeka Çağında Yargının Geleceği

    1. Giriş

    Yapay zeka teknolojilerinin hukuk alanına girmesi, son yıllarda hukuk mesleklerinin geleceği hakkında geniş çaplı bir tartışma başlatmıştır. Bu tartışmaların büyük bölümü avukatlık mesleği etrafında dönmektedir. Hukuki araştırma, içtihat taraması, sözleşme inceleme ve belge hazırlama gibi faaliyetlerin veri temelli olması, bu alanlarda yapay zeka sistemlerinin hızlı ve etkili sonuç üretebilmesini mümkün kılmaktadır. Bu nedenle hukuk teknolojileri literatüründe en sık dile getirilen tez, yapay zekanın öncelikle avukatlık mesleğini dönüştüreceği yönündedir.

    Ancak hukuk sisteminin yapısına daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Hukuk düzeninin merkezinde yalnızca avukatlar değil, aynı zamanda hakimler bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zeka teknolojilerinin hukuk sistemine etkisi değerlendirilirken hakimlik mesleğinin doğası, yargısal kararların yapısı ve mahkeme organizasyonu da dikkate alınmalıdır. Son yıllarda yayımlanan bazı akademik çalışmalar, yapay zekanın hukuki akıl yürütme konusundaki performansının hakimlik mesleğinin geleceği hakkında yeni sorular ortaya çıkardığını göstermektedir.

    2. Hukuki Yapay Zeka ve Formalist Akıl Yürütme

    2.1 Kurallara Dayalı Hukuki Analiz

    Büyük dil modelleri hukuk metinlerini analiz ederek normlar arası ilişkileri kurabilmekte ve belirli kurallar çerçevesinde hukuki sonuçlara ulaşabilmektedir. Bu yetenek özellikle kurallara dayalı hukuki analiz alanında dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkarmaya başlamıştır.

    Chicago Üniversitesi hukuk profesörü Eric Posner ve araştırmacı Shivam Saran tarafından yürütülen bir çalışmada GPT-5 modeli, daha önce ABD federal hakimleri üzerinde uygulanmış bir hukuki akıl yürütme deneyinde test edilmiştir. Araştırmada katılımcılardan trafik kazası senaryolarında hangi eyalet hukukunun uygulanması gerektiğine karar vermeleri istenmiştir. Bu tür sorular özellikle kanunlar ihtilafı alanında teknik ve sistematik analiz gerektirir.

    Çalışmanın sonuçlarına göre GPT-5 modeli tüm vakalarda hukuken doğru sonuca ulaşmış ve herhangi bir mantık hatası ya da halüsinasyon sergilememiştir (Eric Posner & Shivam Saran, Silicon Formalism: Rules, Standards, and Judge AI, SSRN, https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=6155012).

    Bu araştırma teknoloji medyasında da geniş yer bulmuştur. The Register tarafından yayımlanan bir haberde, söz konusu testte yapay zeka modelinin hukuki formalizm bakımından insan hakimlerden daha tutarlı sonuçlar ürettiği belirtilmiştir (The Register, “GPT-5 bests human judges in legal smack down”, https://www.theregister.com/2026/02/15/gpt5_bests_human_judges_in/).

    Bu sonuçlar, yapay zeka sistemlerinin özellikle kurallara dayalı hukuki analizlerde oldukça güçlü bir performans gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

    3. Hakimlik Mesleğinin Temel İlkeleri

    Hakimlik mesleği modern hukuk devletlerinin en temel kurumlarından biridir. Hakimlerin karar verirken uyması gereken en önemli ilkelerden biri tarafsızlık ve objektifliktir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında tarafsızlık ilkesinin hem öznel hem de nesnel boyutunun bulunduğu vurgulanmıştır (European Court of Human Rights, Piersack v. Belgium, https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57589).

    Bu ilke teorik olarak hakimlerin kararlarının kişisel önyargılardan arınmış olmasını gerektirir. Ancak insan karar verme süreçleri tamamen mekanik değildir. Hukuk ve psikoloji alanındaki çalışmalar, hakimlerin kararlarının bazı durumlarda bilişsel faktörlerden etkilenebildiğini göstermektedir.

    Örneğin Danziger, Levav ve Avnaim-Pesso tarafından yapılan bir araştırmada hakimlerin şartlı tahliye kararlarının günün saatine göre değişebildiği ortaya konmuştur (Danziger, Levav & Avnaim-Pesso, “Extraneous Factors in Judicial Decisions”, Proceedings of the National Academy of Sciences, https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.1018033108).

    Bu çalışma yargısal kararların bazı durumlarda hukuken ilgisiz faktörlerden etkilenebildiğini göstermesi bakımından hukuk literatüründe önemli bir referans olarak kabul edilmektedir.

    4. Yapay Zeka Objektiflik Konusunda Hakimler’den Daha İyi Olabilir Mi?

    Yapay zeka sistemleri insanlardan farklı olarak yorgunluk, stres, siyasal düşünceler veya duygusal etkilerden etkilenmez. Bu nedenle bazı araştırmacılar yapay zekanın özellikle hukuki tutarlılık ve objektiflik açısından avantaj sağlayabileceğini ileri sürmektedir.

    OECD tarafından yayımlanan bir raporda yapay zekanın adalet sisteminde veri analizi, dava yönetimi ve içtihat taraması gibi alanlarda kullanılabileceği belirtilmektedir (OECD, “AI in Justice Administration and Access to Justice”, https://www.oecd.org/en/publications/ai-in-justice-administration-and-access-to-justice).

    Bununla birlikte hukuk teorisi açısından önemli bir nokta bulunmaktadır. Hakimler bazı durumlarda kurallardan saparak daha adil sonuçlara ulaşabilir. Bu durum hukuk teorisinde formalizm ile takdir yetkisi arasındaki klasik gerilimi ortaya koymaktadır.

    5. Yargı Yapay Zekayla Tanışmaya Başladı

    Yapay zeka tartışmaları çoğunlukla avukatlık mesleğine odaklanmaktadır. Ancak uzun vadede daha kapsamlı değişimin yargı sisteminin kendi içinde ortaya çıkması mümkündür. Yapay zeka teknolojileri mahkemelerde özellikle dosya analizi, içtihat araştırması ve dava yönetimi gibi alanlarda kullanılmaya başlamıştır.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı yargı sistemleri hakimler ve mahkeme personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin kurallar geliştirmeye başlamıştır. Örneğin New York mahkeme sistemi hakimler ve mahkeme çalışanlarının yapay zeka kullanımına ilişkin resmi yönergeler yayımlamıştır (Reuters, “New York court system sets rules for AI use by judges, staff”, https://www.reuters.com/legal/government/new-york-court-system-sets-rules-ai-use-by-judges-staff-2025-10-10/).

    Benzer şekilde California yargı sistemi de yapay zeka kullanımına ilişkin düzenleyici kurallar kabul etmiştir (Reuters, “California court system adopts rule on AI use”, https://www.reuters.com/legal/government/california-court-system-adopts-rule-ai-use-2025-07-18/).

    Bu gelişmeler yapay zekanın yalnızca hukuk bürolarında değil, aynı zamanda yargı kurumlarının işleyişinde de giderek daha fazla yer bulmaya başladığını göstermektedir.

    6. Mahkeme Organizasyonu ve Kalem Personeli Etkilenebilir

    Yapay zekanın hukuk sisteminde en hızlı etkileyeceği alanlardan biri çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Mahkemelerdeki idari süreçlerin önemli bir bölümü veri yönetimine dayanır. Dosya sınıflandırma, belge düzenleme, duruşma planlama ve dava yönetimi gibi işlemler algoritmik sistemler tarafından oldukça hızlı biçimde gerçekleştirilebilir.

    ABD eyalet mahkemeleri üzerine yapılan bazı çalışmalar, yapay zeka araçlarının özellikle mahkeme organizasyonu ve dava yönetimi süreçlerini önemli ölçüde değiştirebileceğini göstermektedir (National Center for State Courts, “Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned”, https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned).

    Bu nedenle yargı sisteminde ilk büyük dönüşümün hakimlik mesleğinden önce mahkeme kalemleri ve yargı bürokrasisi üzerinde ortaya çıkması ihtimali oldukça güçlü görünmektedir.

    7. Sonuç

    Yapay zeka hukuk sistemini giderek daha güçlü biçimde etkilemektedir. Hukuki araştırma ve belge analizi gibi alanlarda yapay zeka araçlarının yaygınlaşması avukatlık mesleğini dönüştürmektedir. Bununla birlikte yapay zeka sistemlerinin kurallara dayalı hukuki formalizmde gösterdiği başarı, hakimlik mesleğinin geleceği hakkında da yeni sorular ortaya çıkarmaktadır.

    Hakimlik mesleğinin temel ilkeleri olan objektiflik ve tarafsızlık teorik olarak algoritmik sistemlerle uyumlu görünmektedir. Ancak hukuk sistemi yalnızca kuralların mekanik uygulanmasından ibaret değildir. Takdir yetkisi, etik değerlendirme ve toplumsal bağlamın dikkate alınması insan yargısının önemli unsurlarıdır.

    Bu nedenle kısa vadede yapay zekanın hakimlerin yerini tamamen alması beklenmemektedir. Bununla birlikte yapay zeka destekli analiz araçlarının yargı süreçlerini yeniden şekillendirmesi kaçınılmaz görünmektedir. Uzun vadede ise hukuk dünyasındaki en büyük değişim yalnızca avukatlık mesleğinde değil, yargı sisteminin işleyişinde ve mahkeme organizasyonunun yapısında ortaya çıkabilir.

    Dipnotlar

    1- National Center for State Courts, Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned. https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned

    2- Eric Posner & Shivam Saran, Silicon Formalism: Rules, Standards, and Judge AI. SSRN. https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=6155012

    3- The Register, “GPT-5 bests human judges in legal smack down”. https://www.theregister.com/2026/02/15/gpt5_bests_human_judges_in/

    4- European Court of Human Rights, Piersack v. Belgium. https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57589

    5- Shai Danziger, Jonathan Levav & Liora Avnaim-Pesso, “Extraneous Factors in Judicial Decisions”, Proceedings of the National Academy of Sciences. https://www.pnas.org/doi/10.1073/pnas.1018033108

    6- OECD, AI in Justice Administration and Access to Justice. https://www.oecd.org/en/publications/ai-in-justice-administration-and-access-to-justice

    7- Reuters, “New York court system sets rules for AI use by judges, staff”. https://www.reuters.com/legal/government/new-york-court-system-sets-rules-ai-use-by-judges-staff-2025-10-10/

    8- Reuters, “California court system adopts rule on AI use”. https://www.reuters.com/legal/government/california-court-system-adopts-rule-ai-use-2025-07-18/

    9- National Center for State Courts, Judicial Use of Generative AI: Lessons Learned. https://www.ncsc.org/resources-courts/judicial-use-generative-ai-lessons-learned

  • Müvekkilin Yapay Zekâ Kullanımı Avukat–Müvekkil Gizliliğini Zedeler mi?

    Müvekkilin Yapay Zekâ Kullanımı Avukat–Müvekkil Gizliliğini Zedeler mi?

    İlgili Kanun Hükümleri

    Avukatlık Kanunu m. 36

    Avukatlar, kendilerine tevdi edilen veya görevleri dolayısıyla öğrendikleri sırları, kanunen yetkili merciler dışında açıklayamazlar.”

    Bu hüküm uyarınca avukat, müvekkiline ait her türlü bilgiyi gizli tutmakla yükümlüdür.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 154/1

    Şüpheli veya sanık, müdafii ile her zaman ve başkalarının duyamayacağı şekilde görüşebilir. Bu görüşmeler denetime tabi tutulamaz.”

    Bu düzenleme, avukat–müvekkil arasındaki iletişimin mutlak gizliliğini güvence altına almaktadır.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 130/1

    “Avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait belge ve dosyalar, mühürlenir ve hâkim kararı olmaksızın incelenemez.”

    Bu hüküm, savunmaya ilişkin belgelerin korunmasını amaçlamaktadır.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 46/1

    “Avukatlar, meslekleri sebebiyle öğrendikleri sırlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler.”

    Bu madde, meslek sırrının yargılama sürecinde de korunmasını sağlamaktadır.

    Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 8

    “Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilere aktarılamaz.”

    KVKK m. 9

    “Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.”

    Yapay zekâ platformlarının önemli bir kısmı yurt dışı merkezlidir ve bu hükümler bakımından veri aktarımı riski doğurmaktadır.

    Hukuki Değerlendirme

    Yukarıda yer verilen hükümlerden açıkça görüldüğü üzere, Türk hukukunda avukat–müvekkil iletişimi ve savunmaya ilişkin belgeler güçlü bir gizlilik rejimi altında korunmaktadır. Bu koruma, bilginin avukat ile müvekkil arasında kalması şartına dayanmaktadır.

    Ancak müvekkilin, dilekçe taslaklarını, savunma notlarını veya hukuki değerlendirmeleri tüketici tipi yapay zekâ sistemlerine aktarması hâlinde, bu bilgiler üçüncü kişilere açılmış sayılabilmektedir. Bu durumda CMK m.154 ve m.130 ile sağlanan güvencelerin fiilen zayıflaması söz konusu olmaktadır.

    ABD’de United States v. Heppner Kararının Önemi

    10 Şubat 2026 tarihli United States v. Heppner kararında New York Güney Bölge Mahkemesi, sanığın savunmaya ilişkin içerikleri kendi iradesiyle yapay zekâ platformuna aktardığını, bu sistemin avukat statüsünde olmadığını ve gizli muhatap sayılamayacağını tespit etmiştir.

    Mahkeme, bu nedenle söz konusu belgelerin üçüncü kişiye açıklanmış sayılacağını ve avukat–müvekkil gizliliği ile dava hazırlık ürünü korumasından yararlanamayacağını kabul etmiştir.

    Bu yaklaşım, dijital araçların bilinçsiz kullanımının savunma hakkını zedeleyebileceğini göstermektedir.

    Sonuç

    Türk hukukunda avukat–müvekkil gizliliği güçlü biçimde korunmaktadır. Ancak bu koruma, bilginin avukat–müvekkil hattında kalmasına bağlıdır.

    Müvekkilin hukuki belgeleri yapay zekâ sistemlerine aktarması hâlinde:

    – Gizlilik zayıflayabilir,

    – Belgeler delil niteliği kazanabilir,

    – Savunma hakkı zarar görebilir.

    Bu nedenle hukuki içeriklerin üçüncü platformlarla paylaşılması, mutlaka avukatın bilgisi ve denetimi altında yapılmalıdır.

    İletişim

    Yapay zekâ kullanımı, veri güvenliği ve avukat–müvekkil gizliliği kapsamında doğabilecek hukuki riskler hakkında danışmanlık almak ve dosyanıza özel değerlendirme yapılmasını sağlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Ceza hukuku, dijital deliller, veri güvenliği ve savunma stratejileri alanlarında müvekkillerimize etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktayız.