Etiket: çekişmeli boşanma

  • Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    17 Ekim 2026 | Aile Hukuku – Mal Rejimleri – Şirketler Hukuku

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma: Tek Ortaklı Şirket, Gizlenen Birikimler, Katılma Alacağı, İhtiyati Tedbir ve Haciz (2026)

    Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    Özet: Eşin tek ortaklı şirketinde para ve taşınmaz bulundurması mal rejimi tasfiyesinde nasıl değerlendirilir? Kusurlu eşin şahsi adına hiçbir varlık görünmemesi, katılma alacağını ortadan kaldırır mı? Şirket payları, temettüler, ortak cari hesapları, kişisel harcamalar, dağıtılmayan karlar, mal kaçırma iddiası, mal ayrılığı sözleşmesi, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil toplama yöntemleri; güncel mevzuat, Yargıtay kararları ve akademik eserler ışığında incelenmektedir.

    1. Boşanmada tek ortaklı şirketin hukuki konumu

    Boşanma uyuşmazlıklarında sık rastlanan bir yapı, eşlerden birinin tek pay sahibi ve yönetici olduğu bir limited veya anonim şirket üzerinden bütün gelirlerini, yatırımlarını ve yüksek tutarlı harcamalarını gerçekleştirmesidir. Ticaret sicilinde eşin adına yalnız şirket payı görünür; taşınmaz, araç, mevduat ve ticari yatırımlar ise şirketin kayıtlarındadır. Böyle bir görünüm tek başına hukuka aykırılık veya mal kaçırma ispatı değildir. Bununla birlikte özellikle kişisel malvarlığının bilinçli olarak boşaltılması, şirket hesaplarının kişisel cüzdan gibi kullanılması ve olası katılma alacağının tahsilinin güçleştirilmesi iddiaları bakımından ayrıntılı incelemeyi gerektirebilir.

    Temel ayrım: Şirketin taşınmazı, aracı ve banka hesabı şirketin mülkiyetindedir. Eşin malvarlığına giren unsur kural olarak şirket payı, paya bağlı mali haklar, şirketten doğmuş gerçek alacakları, elde ettiği ücret veya kar payı olabilir. Tek ortaklı şirketlerde de bu ayrım geçerlidir; ortak sayısının bir olması tüzel kişiliği kaldırmaz (TTK m. 125, 573-574).

    Dolayısıyla “şirkette 50 milyon TL var, bunun 25 milyonu eşime ait” ifadesi hukuki bir hesaplama değildir. İlk aşamada paranın şirkete ait olduğunun, payın kime ve hangi sebeple ait olduğunun, şirketin borçlarının ve payın net değerinin tespiti gerekir. [1], [2], [3]

    2. Kusurlu eşin şirketinde biriken para: kusur katılma alacağını etkiler mi?

    Boşanmada kusur, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat ile boşanmanın diğer sonuçları bakımından önem taşır. Ancak mal rejimi tasfiyesi öncelikle malın hangi rejime tabi olduğunu, hangi tarihte ve hangi kaynaktan edinildiğini araştırır. Bu nedenle sadakatsizlik, hakaret, psikolojik şiddet veya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur, kendiliğinden şirketin yarısının karşı tarafa verilmesi sonucunu doğurmaz.

    TMK m. 236/2, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde kusurlu eşin diğer eşin artık değerindeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması ya da kaldırılması olanağını öngören özel bir düzenlemedir. Bu istisna, her ağır kusur halinde otomatik uygulanmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.05.2026 tarihli E. 2025/7106, K. 2026/5270 sayılı kararında zina nedeniyle boşanma mevcut olmasına rağmen, kusur dereceleri, evlilik süresi ve sosyoekonomik koşullar değerlendirilmeden payın bütünüyle kaldırılması isabetsiz bulunmuştur. [4], [5]

    Sonuç: Kusur, tazminat davasının; şirkette biriken ekonomik değer ise mal rejimi tasfiyesinin ayrı hukuki sorularıdır. Aynı dosyada birlikte tartışılabilseler de hesapları ve ispat konuları birbirine karıştırılmamalıdır.

    3. Şirket payı edinilmiş mal mı, kişisel mal mı?

    3.1. Evlilik sırasında bedel karşılığında edinilen pay

    Edinilmiş mallara katılma rejimi sürerken çalışma karşılığı gelir veya edinilmiş birikimle kurulan veya satın alınan şirket payı, aksi kanıtlanmadıkça edinilmiş mal kabul edilir. Şirket kuruluşundaki nominal sermaye ile tasfiye sırasındaki payın gerçek ekonomik değeri aynı değildir. Dava konusu, payın ticari gerçekliği yansıtan değeridir; şirketin bütün aktifleri değil.

    3.2. Evlilikten önce var olan veya mirasla edinilen pay

    Evlilikten önce edinilen ya da miras veya karşılıksız kazandırmayla elde edilen pay kural olarak kişisel maldır (TMK m. 220). Ne var ki kişisel malın geliri, aksine geçerli sözleşme yoksa edinilmiş maldır (TMK m. 219/4). Şirketin ortaklık payı kişisel mal olsa bile evlilik boyunca ortağa ödenen temettü, ücret, fiili gelir ve bunların yerine geçen birikimler incelenir.

    3.3. Kişisel mal ile edinilmiş malın karışması

    Şirket evlenmeden önce kurulmuş olabilir; sonradan edinilmiş kaynaklarla sermaye artırımı, başka ortağın payını edinme veya şirket varlığını büyütme gerçekleşebilir. Bu durumda tek bir “pay kişiseldir” ya da “şirket edinilmiştir” cevabı her zaman yeterli olmaz. Para akışının kaynağı, sermaye işlemleri, bedel ödeme belgeleri ve denkleştirme iddiaları birlikte incelenmelidir. Katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme müesseseleri farklı koşullara tabidir. [1], [6], [7]

    4. Şirketin banka hesabındaki para ve dağıtılmamış kar nasıl değerlendirilir?

    Şirket hesabındaki para sırf tek ortak bulunması nedeniyle ortağın şahsi mevduatı sayılamaz. Şirketin ticari sermayesi; mal ve hizmet bedelleri, tedarikçi borçları, çalışan alacakları, vergi yükümlülükleri ve işletme sermayesi ihtiyacıyla birlikte değerlendirilir. Buna karşılık kârın dağıtılmayıp şirket içinde tutulması, eşin payının değerini veya payına bağlı ekonomik hakları etkileyebilir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli ve Adalet Bakanlığının resmi içtihat sisteminde yayımlanan kararında, evlenmeden önce edinilmiş şirket hissesi kişisel mal olsa da evlilik süresindeki kar payı geliri yönünden araştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir. İnceleme yalnız “kar dağıtım kararı var mı?” sorusuyla sınırlandırılmamalıdır: karın ödenip ödenmediği, ödenmişse varlığını koruyup korumadığı veya yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği, dağıtılmamışsa şirkete yeniden yatırımda kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır. Aynı doğrultuda 20.10.2021 tarihli bir Yargıtay kararında yalnız özsermaye artışına dayalı yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesi eleştirilmiştir. [8], [9]

    Çifte hesaplama yasağına dikkat: Evlilik dönemi karları şirketin pay değerine zaten yansımışsa, aynı ekonomik artışın hem hisse değerinde hem bağımsız kar alacağında mükerrer biçimde hesaba katılması önlenmelidir. Dağıtılabilir kar, yasal yedekler, nakit akışları, yatırım kaynakları ve şirketin borçları bilirkişice birlikte ele alınmalıdır. Bu hesaplama her somut dosyada farklı olabilir.

    5. Bütün kişisel harcamaların şirket üzerinden yapılması neyi gösterir?

    Şirket kredi kartıyla aile tatili, özel eğitim, konut kirası, market alışverişi, lüks tüketim, özel araç, seyahat veya şahsi gayrimenkul bedellerinin karşılanması tek başına bütün ödemelerin edinilmiş mal olduğu anlamına gelmez. Ancak gerçek gelir ve yaşam standardının ortaya konması, kişisel yararlanmanın tespiti, mali tabloların güvenilirliğinin sorgulanması ve şirket ile ortak arasındaki finansal ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından önemli göstergelerdir.

    İncelemede şirketin muhasebe kayıtlarında bu ödemelerin “gider”, “ortaklardan alacak”, “ücret”, “kar dağıtımı”, “avans”, “borç” veya başka bir kalem olarak gösterilip gösterilmediğine bakılır. Özellikle 131-Ortaklardan Alacaklar, 331-Ortaklara Borçlar gibi hesaplar (kullanılıyorsa), ortak cari hareketleri, bordro, genel kurul kararları, e-fatura/e-arşiv belgeleri ve banka ekstreleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu hesap kodları hukuki niteliği tek başına belirlemez; muhasebeleştirme gerçeği denetlenmelidir.

    Fiili yaşam standardı ile resmi kişisel gelir arasında büyük uçurum bulunması, nafaka veya TMK m. 174 tazminat taleplerinin ekonomik durum değerlendirmesi bakımından da anlamlı olabilir. Ancak mahkeme, yalnız lüks yaşam iddiasından hareketle şirketin aktiflerini doğrudan diğer eşe ait sayamaz.

    6. Şirket üzerinden mal kaçırma hangi işlemlerle gündeme gelir?

    “Mal kaçırma” uygulamada tek tip bir hukuki işlem değildir; muvazaa, katılma alacağını azaltma kastıyla devir, karşılıksız kazandırma, ortağın şahsi parasını görünmez kılma, şirketin kötüye kullanılması veya şirket payının değerini yapay şekilde düşürme gibi farklı olgularla karşılaşılabilir. Her işlem için farklı hukuki neden, taraf ve delil gereklidir.

    • Pay devri: Boşanma öncesinde şirket hisselerinin akraba, çalışan veya yakın kişiye rayicin çok altında ya da bedelsiz devri.
    • Ortak cari hesabı hareketi: Eşe ait edinilmiş paranın şirkete gerçek ekonomik sebep olmadan aktarılması; sahici borç olup olmadığının araştırılması.
    • Görünürde şirket borcu: Dayanağı bulunmayan borç senetleri, ilişkili taraf faturaları veya muhasebe kayıtlarıyla pay değerinin düşürülmesi iddiası.
    • İlişkili şirkete aktarım: Mal, müşteri portföyü, marka, iş makinesi veya ticari faaliyetin farklı bir şirkete düşük bedelle kaydırılması.
    • Dağıtılmayan kar: Şirketin gerçek yatırım veya işletme ihtiyacının ötesinde, pay geliri üzerinde diğer eşin hakkını etkisizleştirme amacı taşıdığı ileri sürülen işlemler.
    • Şirkete ait görünüm altında şahsi kullanım: Şahsi olarak finanse edilen taşınmazın görünürde şirket adına alınması iddiası; gerçek finansman ve mülkiyetin yargılama yoluyla açıklığa kavuşturulması.

    Bu olgular tek başlarına kesin muvazaa karinesi değildir. Olağan ticari gerekçe, gerçek karşı edim, şirketin bağımsız ekonomik yararı, işlemin zamanı ve para transferlerinin izlenebilirliği önem taşır. [10], [11], [12]

    7. TMK m. 229: Şirket payını veya parayı kaçıran eşe karşı eklenecek değer

    TMK m. 229, mal rejimi tasfiyesinde birtakım ekonomik değerlerin fiilen elde bulunmasalar bile hesaplamaya eklenmesine imkan sağlar. İki ayrı kategori vardır: (i) mal rejiminin bitiminden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ve (ii) mal rejimi boyunca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler. İkinci ihtimal yalnız son bir yıla bağlı değildir.

    Şirket payının görünüşte satılması, eşe ait kişisel paranın karşılıksız olarak şirkete geçirilmesi veya ilişkili kişilere değer aktarılması bazı somut koşullarda bu incelemeyi gerektirebilir. Bununla birlikte şirkete yapılan her sermaye katkısı bir kayıp değildir: karşılığında payın gerçek değeri artmışsa ekonomik sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

    2026 örneği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.01.2026 tarihli E. 2025/435, K. 2026/795 sayılı kararında, taşınmaz payının önce üçüncü kişiye, altı ay sonra davalı eşin babasına devredilmesi, dosyadaki geçimsizlik ve yaşamın olağan akışı kapsamında incelenmiş ve devredilen payın eklenecek değer kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar doğrudan şirket payına ilişkin değildir; fakat katılma alacağını azaltma kastının somut olaylardan nasıl çıkarılabileceğine örnektir. [13]

    Eklenen değer, devrin otomatik olarak iptal edilmesi demek değildir. Değer, tasfiye hesabına dahil edilir; üçüncü kişiye karşı ileri sürülecek özel istemlerin ayrıca koşulları vardır. [10], [11]

    8. Üçüncü kişiden talep: TMK m. 241 şirket için doğrudan sorumluluk oluşturur mu?

    TMK m. 241 uyarınca, tasfiyede borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa, hesapta dikkate alınması gereken karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişiler hakkında eksik kalan miktarla sınırlı istem gündeme gelebilir. Bu hak, ihlalin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürelerle sınırlanmıştır.

    Bu düzenleme “eşin ortağı olduğu şirket otomatik olarak bütün katılma alacağından sorumludur” şeklinde okunamaz. Şirketin ayrı tüzel kişiliği, yararlanmanın niteliği, uygun dava sebebi, taraf teşkili ve mahkemenin inceleme alanı önemlidir. Özellikle Yargıtayın 04.02.2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı, sırf hissedarlık nedeniyle şirket mallarına ihtiyati tedbir konulmasının TMK m. 229 üzerinden de meşrulaştırılamayacağını açıklamıştır. [2], [3]

    9. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve tek ortaklı şirket

    Ticaret şirketinin ayrı tüzel kişiliğinin kötüye kullanıldığı ileri sürülüyorsa, olağan mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir hukuki tartışma olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, muvazaa, dürüstlük kuralına aykırılık veya somut sorumluluk sebepleri değerlendirilebilir. Türk hukuk öğretisinde malvarlıklarının karışması, yetersiz özkaynak ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması gibi durumlar incelenir. Ancak bu doktrin istisnaidir ve yalnız tek ortaklı olma olgusundan sonuç çıkarılamaz.

    Örneğin ortak, şirketin ayrı hesaplarını tutmuyor; şirket kasasıyla düzenli şahsi alışveriş yapıyor; şirket dışındaki borçlardan kurtulmak için gerçekte kendisine ait ekonomik varlıkları şirket katmanında gizliyorsa, delillerin niteliğine göre ayrı davalar ve ticaret hukuku iddiaları gündeme gelebilir. Fakat aile mahkemesinden, sırf boşanma davasının tarafı şirketin ortağı olduğu için şirketin bütün varlıklarına tedbir konulmasını istemek, 2025 içtihadıyla bağdaşmaz. [12], [14], [15]

    10. Yargıtay 2. HD 04.02.2025: Şirketin araçlarına ve taşınmazlarına tedbir konulamaz

    E. 2025/49, K. 2025/923, 04.02.2025. Bölge adliye mahkemelerinin farklı uygulamalarından kaynaklanan içtihat uyuşmazlığında Yargıtay, şirketin mülkiyetindeki taşınmaz ve araçların, ortak eşin mal rejimi tasfiyesi davasının uyuşmazlık konusu olmadığını vurgulamıştır. Dosyanın olayında şirketin çok sayıda taşınmazı ve aracı üzerinde tedbir kurulması tartışılmıştır.

    Kararın hukuki dayanakları arasında HMK m. 389’un uyuşmazlık konusu sınırlaması, TTK m. 125’in tüzel kişilik ilkesi, TTK m. 133’ün ortağın kişisel alacaklılarına ilişkin düzenlemeleri ve İİK’nın haciz hükümleri bulunmaktadır. İlgili dava bakımından korunmaya çalışılan değer; eşin şirket hisseleri ile paya bağlı malvarlıksal haklarıdır. Şirketin kendi adına kayıtlı varlıkları ise ayrı tüzel kişiye aittir. [2], [3]

    Önemli sınır: Bu karar, geçerli başka bir hukuki sebebe dayanan ve şirketin bizzat taraf olduğu bağımsız bir uyuşmazlıkta hiçbir tedbir verilemeyeceği anlamına gelmez. Kararın belirlediği sınır, sırf eşin ortak olması nedeniyle açılan mal rejimi tasfiyesi davasındaki tedbirdir.

    11. Hangi malvarlığı üzerinde tedbir veya haciz istenebilir?

    Mal veya hak Hukuki sahip Öncelikle tartışılabilecek yol
    Eşin limited/anonim şirket payı Eş Somut uyuşmazlık ve HMK 389 şartları varsa pay devrini sınırlayan ihtiyati tedbir; para alacağı koşulları oluşursa payın ihtiyati haczi
    Eşin şirketten doğmuş, gerçek ve belirli alacağı Eşin şirkete karşı şahsi alacağı Hukuki niteliğine göre alacağın tespiti ve alacak/hak üzerinde uygun koruma veya haciz
    Dağıtılmasına karar verilmiş kar payı Karar ve alacak doğum koşullarına göre eşin hakkı Pay sahibinin alacağının korunması; üçüncü kişi konumundaki şirketle ilişki gözetilerek
    Şirket adına tapulu taşınmaz ve araç Şirket Yalnız eşin mal rejimi davası nedeniyle doğrudan tedbir kural olarak mümkün değil (2025 Yargıtay kararı)
    Şirketin bankadaki mevduatı Şirket Şirketin parası ortak eşe aitmiş gibi otomatik bloke edilemez
    Eşin kişisel banka hesabı ve taşınmazı Eş Hak ve istemin niteliğine göre HMK, TMK veya İİK kaynaklı uygun koruma
    Eşin doğrudan sahibi olduğu şahıs işletmesi aktifleri İşletmenin türüne göre gerçek kişi olabilir Ayrı tüzel kişilik olup olmadığı önce saptanır; tek kişi sermaye şirketiyle karıştırılmamalıdır

    Koruma kararı malvarlığının tamamı üzerine otomatik konulmaz; talep, yaklaşık ispat, risk, orantılılık ve üçüncü kişilerin hakları değerlendirilir.

    12. HMK m. 389: Şirket payına ihtiyati tedbir hangi koşullarla konulabilir?

    İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu hakkın yargılama sırasında el değiştirmesi veya zarara uğraması riskine karşı geçici hukuki korumadır. HMK m. 389-390 uyarınca mevcut durumun değişmesinin hakkın elde edilmesini ciddi biçimde zorlaştırması, imkansızlaştırması veya gecikmenin ciddi zarar doğurması tehlikesi ve yaklaşık ispat aranır. Mahkeme, talep edilmeyen veya somutlaştırılmayan genel bir malvarlığı dondurma mekanizması gibi çalışmaz.

    Pay devrinin önlenmesi, uyuşmazlığın merkezindeki somut şirket payı üzerinde ilgili kurumlara bildirim yapılması veya paya ilişkin belirlenmiş bir tasarrufun sınırlandırılması gibi talepler düşünülebilir. Şirketin faaliyetini, çalışanlarını ve üçüncü kişi alacaklılarını gereksiz yere kilitleyecek kapsamda tedbirler ise ölçülülük sorununa yol açar.

    HMK m. 390/2 gereğince hakların derhal korunmasının zorunlu olduğu hallerde karşı taraf dinlenmeden karar verilebilir; ancak bu durum otomatik kabul sebebi değildir. Dava öncesi ve sonrası yetkili mahkeme, teminat ve tedbirin uygulanması için kanuni süreler ayrıca dikkate alınmalıdır. [2], [16]

    13. TMK m. 199: Ailenin ekonomik varlığını koruyan tasarruf sınırlaması

    TMK m. 199, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla belirli malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufun diğer eşin rızasına bağlanmasına imkan verir. Bu yol, boşanma davasında gelecekte doğacağı varsayılan her para alacağının sınırsız güvencesi değildir; aile birliğine ilişkin korunma ihtiyacı ve ölçülülük gösterilmelidir.

    Özellikle doğrudan eşe ait bir pay, taşınmaz veya malvarlığı değeri söz konusuysa bu düzenleme değerlendirilebilir. Ancak TMK m. 199, şirketin tüzel kişiliğini ortadan kaldırıp şirket adına kayıtlı bütün araç ve taşınmazların eşe ait kabul edilmesini sağlamaz. Aile konutu şerhi (TMK m. 194), TMK m. 199 tasarruf sınırlaması ve HMK ihtiyati tedbiri amaç ve koşulları bakımından ayrı araçlardır. [1], [17]

    14. İhtiyati haciz (İİK m. 257): Katılma alacağı henüz belirlenmemişse ne olur?

    İhtiyati haciz esasen para alacağını korur. İİK m. 257 bakımından rehinle temin edilmemiş, vadesi gelmiş bir para alacağı genel kuraldır. Vadesi gelmemiş alacak bakımından ancak kanunda belirtilen özel durumlarda (örneğin borçlunun belirli yerleşim yerinin bulunmaması ya da alacaklının haklarını ihlal etmeye dönük belirli kaçırma/hileli işlem koşulları) bu yola gidilebilir.

    Katılma alacağının tasfiye hesabıyla ortaya çıkarılması ve muacceliyeti ayrı bir teknik meseledir. Boşanma davasının açılması, tek başına tüm gelecekteki mal rejimi alacakları için kesin tutarlı ve muaccel para alacağı yaratmaz. Bu nedenle “şirketin milyonlarca lirası var, derhal ihtiyati haciz koyulsun” yaklaşımı hem borçlunun kimliği hem de alacağın hukuki niteliği yönünden başarısız olabilir.

    Somut dosyada para alacağı, muacceliyet veya İİK m. 257/2 koşulları yeterince yaklaşık ispat edilmişse, eşe ait paylar, mevcut kişisel varlıklar ve şirkete karşı kişisel alacaklar bakımından haciz düşünülebilir. Ancak şirketin ayrı malvarlığı eşin şahsi borcu için kendiliğinden haczedilemez. TTK m. 133, ortağın kişisel alacaklısının pay, kar veya tasfiye payı ve diğer ortak alacaklarından tahsilini düzenler. İİK m. 259 teminatı ve m. 261 ve 264’teki takip süreleri ayrıca gözetilmelidir. [2], [18]

    15. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, TMK 199 ve TMK 229 karşılaştırması

    Yol Hedef Temel soru Sınır
    HMK 389 ihtiyati tedbir Uyuşmazlık konusu hakkın korunması Hak el değiştirirse veya değişirse ciddi risk var mı? Dava konusu ve ölçülülük; üçüncü kişi şirket malları
    İİK 257 ihtiyati haciz Para alacağının tahsilini güvencelemek Alacak ve haciz sebebi kanuna uygun ve yaklaşık ispatlı mı? Para alacağı şartları, gerçek borçlu, teminat ve takip süreleri
    TMK 199 tasarruf sınırlaması Ailenin ekonomik varlığının korunması Evlilik birliği kaynaklı mali koruma ihtiyacı var mı? Belirli eş malvarlığı ve gerekli ölçü
    TMK 229 eklenecek değer Katılma alacağını hesaplama Karşılıksız kazandırma veya hakkı azaltma kastıyla devir var mı? Değer hesabıdır, kendiliğinden haciz veya mülkiyet aktarımı değil
    TMK 241 üçüncü kişi talebi Belirli karşılıksız kazandırmadan eksik alacağın tamamlanması Borçlu eşin malvarlığı yetersiz ve yasal şartlar oluşmuş mu? Yararlanıcı, eksik miktar, hak düşürücü süreler

    Yalnız “mal kaçırma şüphesi” demek yerine, hangi değerin hangi hukuki yolla ve hangi delillerle korunacağı gösterilmelidir.

    16. İspat planı: Şirket hesaplarından gerçek ekonomik duruma nasıl ulaşılır?

    Hukuka uygun delil toplama; şirket payının değeri, ortakla şirketin para ilişkisi, işlemlerin zamanı ve karşılığı hakkında birbirini doğrulayan kaynaklara dayanmalıdır. Aşağıdaki kaynaklar otomatik olarak sınırsız erişime açık değildir; ilgili, belirli ve ölçülü mahkeme müzekkereleri, ibraz yükümlülüğü, bilirkişi veya keşif yoluyla elde edilmesi gerekir.

    Kaynak İspat konusu Tipik talep
    Ticaret Sicili / MERSİS Kuruluş tarihi, ortaklar, pay değişimleri, sermaye artırımı Tescil dosyası, ana sözleşme, tarihsel ortaklık bilgileri
    Pay defteri ve genel kurul kararları Devir, kar dağıtımı, yedekler, tek ortak kararları Uyuşmazlık dönemi karar ve kayıtlarının ibrazı
    Bilanço / gelir tablosu / mizan Pay değeri, karlılık, borçlar, ilişkili işlemler İlgili yılların denetimli/kayda dayalı tabloları
    131 / 331 ortak cari hesapları Ortağa verilen paralar veya ortağın şirkete alacağı Yevmiye kayıtları, dekont ve sözleşme ile mutabakat
    Bankalar Şirket-ortak transferleri, açıklamalar ve para akışı Belirli dönem ve hesaplara ilişkin mahkeme celbi
    Tapu / TAKBİS, trafik tescil Şirket veya eş adına varlık tarihi ve devirler Hedeflenmiş kayıt, işlem ve bedel incelemesi
    Vergi / e-fatura / e-defter İşlem gerçekliği ve şirket gideri olarak yazılan ödemeler Uygun mahkeme veya bilirkişi incelemesi
    İlişkili şirket kayıtları Devir ilişkisi, emsalden farklı bedel, organik bağ Somut bağlantısı açıklanan işlem belgeleri
    SGK / bordro / ücret kayıtları Resmi ücret ve şahsi gelir Yıllar itibarıyla gelir karşılaştırması
    Bağımsız değerleme / sektör verileri İşletme değeri ve gerçek pay değeri Finansal ve sektörel bilirkişi raporu

    Delilin hukuka uygunluğu: Eşin haberi olmadan banka şifresine girme, ticari sır niteliğindeki kayıtları hukuka aykırı yöntemle ele geçirme veya gizlice hesap boşaltma önerilemez. Uyuşmazlıkla ilgisi bulunan kayıtlar mahkeme aracılığıyla istenmeli; gizlilik ve üçüncü kişilerin kişisel verileri korunmalıdır.

    17. Şirket payı nasıl değerlenir? Nominal sermaye, bilanço ve gerçek değer

    Şirketin ticaret sicilinde yazılı sermayesi tek başına şirket payının gerçek değerini göstermez. Şirketin defter değeri de her olayda sürüm değeri değildir. Bilirkişi heyetinin işe uygun olarak mali müşavir/bağımsız denetçi, şirket değerleme uzmanı ve gerektiğinde sektör uzmanından oluşması gerekebilir.

    17.1. İncelenebilecek yöntemler

    • Net aktif değer: Gerçek değerine getirilen varlıklardan gerçek borçların ve diğer yükümlülüklerin düşülmesi.
    • İndirgenmiş nakit akımları: Sürdürülebilir gelecekteki nakit akımlarının makul risk ve iskonto varsayımlarıyla bugüne getirilmesi.
    • Piyasa/emsal yaklaşımı: Karşılaştırılabilir şirket ve işlem verileriyle değer kontrolü.
    • Kazanç yaklaşımı: Normalleştirilmiş faaliyet karı, ilişkili kişi işlemleri ve sürdürülebilirliğin incelenmesi.

    Uygun yöntem, şirketin sektörüne, büyüklüğüne, bilançosuna ve erişilebilir delillere bağlıdır. Tek yönteme, örneğin yalnız vergi bilançosuna, bağlanmak gerçeği yansıtmayabilir. Şirketin alacakları tahsil edilebilir mi; varlıklar rehinli mi; ortakla yapılan borçlar gerçek mi; şirket faaliyetinin sürmesi için nakit zorunlu mu soruları cevaplandırılmalıdır.

    17.2. Değerleme tarihi

    TMK m. 225 uyarınca boşanma kararı verilmesi halinde mal rejiminin sona erme anı kural olarak boşanma davasının açıldığı tarihtir. Ancak TMK m. 235/1’e göre sona erme anında mevcut edinilmiş değerlerin tasfiye anındaki sürüm değerleri hesaba katılır. Eklenecek değerlerde ise m. 235/2’deki özel değerlendirme kuralı gözetilir. Pay değerlemesinde dönemlerin ve sonradan oluşan gerçek yeni faaliyet kazanımlarının birbirinden ayrılması gerektiği için uzman raporunda tarihler açıkça açıklanmalıdır. [1], [6], [9]

    18. Açıklayıcı örnekler: Katılma alacağı şirket üzerinden nasıl hesaplanır?

    Örnek A: Evlilik sırasında edinilmiş tek ortaklı şirket

    Varsayım: Şirketin düzeltilmiş varlıklarının değeri 40 milyon TL, gerçek borç ve yükümlülükleri 16 milyon TL, bu yöntemle bulunan net işletme/özsermaye değeri 24 milyon TL olsun. Şirketin tamamına ilişkin payın edinilmiş mal olduğu, kişisel mal katkısı ve başka denkleştirme olmadığı varsayılırsa hesaplama yalnız açıklama amacıyla 24 milyon TL artık değer ve diğer eş lehine 12 milyon TL katılma alacağı örneği verir. Gerçek davada ticari değerleme, karşılıklı alacaklar, diğer edinilmiş mallar, vergisel etkiler ve borçlar sonucu değiştirebilir. Ayrıca bu hesap şirket kasasından doğrudan 12 milyon TL çekilebileceği anlamına gelmez; alacak kural olarak borçlu eşe yöneliktir.

    Örnek B: Şirket payı evlilikten önce edinilmiş

    Şirketin payı evlilikten önce edinilmişse başlangıçta payın kendisi kişisel mal olabilir. Evlilik sırasında dağıtılmış 3 milyon TL temettü ve bunun mevcut olduğu, sözleşmeyle gelirlerin kişisel mal sayılmadığı kanıtlanırsa bu kazancın edinilmiş mal niteliği değerlendirilir. Buna karşılık aynı tutarın şirketin pay değerine gömülü bir unsur olup olmadığı ayrıca kontrol edilir; otomatik çifte paylaştırma yapılmaz.

    Örnek C: Eş adına hiç taşınmaz yok; fakat şirkete para aktarılmış

    Eş, evlilik döneminde biriktirdiği 8 milyon TL’yi şirket hesabına göndermiş olsun. Bu para gerçekte sermaye artırımı karşılığında konulmuşsa pay değeri, iadesi gereken belgeli ortak borcuysa şirketten alacak, karşılıksız ve alacak hakkını azaltma kastıyla yapılmış bir tasarrufsa somut koşullara göre TMK m. 229 ve diğer hükümler tartışılır. Üç işlem türü aynı hesaplama değildir.

    Bu örnekler gerçek dava dosyasının hesaplama aracı veya bilirkişi raporu yerine geçmez.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi tek ortaklı şirketi korur mu?

    TMK m. 202 ve devamı uyarınca eşler kanunda öngörülen mal rejimlerinden birini seçebilir. Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir; kural olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır (TMK m. 203-205). Eşler ayrıca kanuni sınırlar çerçevesinde TMK m. 221 kapsamında bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğacak belirli değerlerin kişisel mal sayılmasını veya kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal hesabına katılmamasını kararlaştırabilir.

    Geçerli mal ayrılığı, seçilen dönemde yasal katılma rejiminin artık değer paylaşımı esasının uygulanmamasına yol açabilir. Ancak bu durum evlilik sırasında daha önce yürürlükte bulunan edinilmiş mallara katılma döneminin kazanımlarının kendiliğinden silindiği anlamına gelmez (TMK m. 212). Önceki dönemin tasfiyesi ayrıca değerlendirilebilir.

    Ayrıca mal ayrılığı sözleşmesi; eşe ait doğrudan mülkiyet, gerçek borç-alacak ilişkileri, haksız fiil veya muvazaa iddiaları, aile birliğinden kaynaklanan yükümlülükler, nafaka ve boşanma tazminatı bakımından tüm hakları toptan ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin geçerliliği; ehliyet, gerçek irade, şekil, kapsam ve emredici hükümlere uygunluk bakımından araştırılır. [1], [19]

    20. Boşanmadan hemen önce imzalanan mal ayrılığı sözleşmesi ve feragat

    Boşanma olasılığı belirginleştiğinde imzalanan bir sözleşmenin varlığı, tek başına geçersizlik sebebi değildir. Ancak irade sakatlığı, baskı, hile, sahte imza, sözleşmenin kapsamı ve geçmiş döneme ilişkin tasfiye/feragat iradesinin açıklığı ayrı ayrı incelenmelidir. Bir metnin başlığında “mal ayrılığı” yazması, önceki dönem için açıkça kurulmamış bir feragat ilişkisini otomatik oluşturmaz.

    Mal rejimi değiştirme, mal rejimi tasfiye mutabakatı ve gelecekte doğacak belirli malvarlığı haklarından feragat birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. TMK m. 237-238 kapsamında artık değere katılmada farklı esasların boşanmada uygulanabilmesi için açık sözleşme düzenlemesinin önemi ayrıca gözetilmelidir. Mal rejimi tasfiye alacağından vazgeçme yorumunda açık irade ve somut kapsam belirleyicidir.

    21. Eşin üzerinde hiçbir şey yoksa ispat yükü kime düşer?

    TMK m. 222/3, bir eşin bütün mallarının aksi kanıtlanana kadar edinilmiş mal kabul edildiğini düzenler. Ancak bu karine öncelikle bir malın eşe ait olduğu saptandıktan sonra o malın edinilmiş/kişisel niteliği bakımından anlam taşır. Şirket adına kayıtlı taşınmazın doğrudan eşin malı sayılması için kullanılabilecek genel bir “tüzel kişiliği yok sayma” kuralı değildir.

    İddia eden taraf, payın varlığını, dönemleri, şüpheli işlemleri ve dayandığı olguları mümkün olduğunca somutlaştırmalıdır. Diğer eş ise payın miras, bağış veya evlilik öncesi kişisel fonla edinildiğini ileri sürüyorsa bu iddiayı belgelerle açıklamak durumundadır. Ticari kayıtların yalnız tek ortaklı şirketin kontrolünde bulunması, mahkemeden ibraz, defter incelemesi ve bilirkişi yoluyla bilgi elde edilmesini gerektirebilir. Yargıtayın 2026 tarihli eklenecek değer kararları, bir devir işleminin sırf var olmasının değil, kast ve işlem bağlamının incelenmesinin önemini gösterir. [1], [13], [20]

    22. Boşanma, mal rejimi tasfiyesi ve ayrı ticari davaların birbirine etkisi

    Boşanma davasında kusur, velayet, nafaka ve TMK m. 174 tazminat talepleri ele alınır. Mal rejiminin tasfiyesine dayalı katılma alacağı ise ayrı bir talep ve hesaplama gerektirir; uygulamada boşanma sonucunun bekletici mesele yapılması gündeme gelebilir. Şirketin üçüncü kişilere yönelik işlemlerinin hükümsüzlüğü veya tüzel kişilik perdesi gerekçesiyle ileri sürülebilecek istemlerin taraf ve görev bakımından ayrı dava konusu olması mümkündür. Her bir uyuşmazlıkta görev, hukuki yarar, taraf sıfatı ve talep sonucu bağımsız olarak kurulmalıdır.

    Şirket payının devri, ayrılma akçesi, pay sahipliği ilişkisi, yönetim sorumluluğu ve ticaret sicili uyuşmazlıklarında ticaret hukuku hükümleri ayrıca önem kazanabilir. Aile mahkemesinin mal rejimi tasfiyesi kararıyla şirkete doğrudan yönetim kayyımı atanacağı veya şirketin her malına el konulacağı varsayımı doğru değildir.

    23. Mal kaçırma riski nasıl somutlaştırılır? Dava hazırlığı

    Mal kaçırma savını güçlendirebilen göstergeler tek başlarına suç veya hile ispatı oluşturmaz; bir olaylar zinciri içinde incelenir. Örneğin boşanma görüşmelerinin başladığı tarih, şirket hisselerinin düşük bedelle akrabaya geçirilmesi, banka hareketlerinde beklenmedik büyüklükte çıkış, gerçekte verilmeyen hizmet faturaları, ortak cari hesaplarının birden artması, ticari gerekliliği gösterilmeyen şirket borçlanması ve şahsi harcama düzeninin gizlenmesi birlikte değerlendirilebilir.

    Dava dilekçesi veya koruma talebinde somut işlem, tarih, kişi, malvarlığı değeri, korumanın hukuki temeli ve talep edilen geçici hukuki korumanın amacı açıkça yazılmalıdır. Sadece “çok zengin, her şeyi şirketine kaçırıyor” cümlesi yaklaşık ispat için yetersiz kalabilir.

    24. İhtiyati tedbir / haciz açısından ölçülü hukuki yol haritası

    1. Statü kontrolü: Mal rejimi, varsa noter sözleşmesi ve değişiklik tarihi; boşanma davasının açıldığı gün.
    2. Pay haritası: Eşin tek ortak olduğu bütün şirketler, iştirakler, pay devirleri, sermaye artırımları, şirkete karşı alacakları.
    3. Delil haritası: Belirli dönem muhasebe kayıtları, pay defteri, kar dağıtım kararları, ortak cari hesapları, banka ve tapu hareketleri.
    4. Talep ayrımı: TMK 199 aileyi koruma; HMK 389 uyuşmazlık konusu payı koruma; İİK 257 para alacağı güvencesi; TMK 229 tasfiye hesabına değer ekleme.
    5. Ölçülülük: Yaklaşık alacak, zarar tehlikesi, üçüncü kişi şirketin faaliyetinin korunması, teminat ve sınırlandırmanın kapsamı.
    6. Bilirkişi: Şirket payı gerçek değeri, iç transferler, dağıtılmış/dağıtılmamış kazanç, muhasebe ve vergi kayıtlarının eşleştirilmesi.
    7. Takip: Tedbir/haciz kararının uygulanma süreleri, itiraz yolları, koruma ihtiyacının değişmesi ve nihai alacağın tahsili.

    Bu sıra her dosyada aynı olmayabilir. Acil devir tehlikesi varsa delillerin tamamlanmasından önce uygun koruma talebi düşünülebilir; fakat şirket tüzel kişiliğine müdahalenin yasal sınırları aşılmamalıdır.

    25. Uygulamada en sık rastlanan hukuki hatalar

    • Tek ortaklı limited şirketi, ortağın şahsi banka hesabı gibi değerlendirmek.
    • Şirket sermayesinin nominal tutarını payın gerçek değeri saymak.
    • Şirketin bütün taşınmaz ve araçlarına, şirkete karşı bağımsız hukuki sebep göstermeksizin tedbir istemek.
    • İhtiyati tedbir ile ihtiyati haczi eş anlamlı görmek.
    • Her şirket hesabı transferini otomatik mal kaçırma ve her dağıtılmamış karı otomatik şahsi alacak kabul etmek.
    • Payın evlilik öncesi kişisel mal olması nedeniyle evlilik dönemi gelirlerinin incelenmesini tümüyle dışlamak.
    • Pay değeri ve kar akımlarında aynı ekonomik değeri iki defa hesaplamak.
    • Mal ayrılığı sözleşmesinin geçmişte doğmuş tüm ekonomik hakları kendiliğinden sildiğini varsaymak.
    • Boşanmadaki kusurun, kanuni istisna aranmaksızın mal rejimi payını değiştirdiğini kabul etmek.
    • Şirket şifresine izinsiz erişim gibi hukuka aykırı delil yöntemlerine başvurmak.

    26. Sonuç: Doğru hedef şirketin bütün malları değil, gerçek ekonomik hak ve korunabilir alacaktır

    Tek ortaklı şirketin arkasında önemli ekonomik değerlerin birikmesi, diğer eşin yasal mal rejimi haklarından bütünüyle yoksun olduğu anlamına gelmez. Ancak şirket ile eşin malvarlığı ayrı olduğundan çözüm, şirket hesaplarına genel bir bloke koymak değil; şirket payını, ortağa ait gelir ve alacakları, şüpheli devirleri, değerleme esaslarını ve alacağın hukuki niteliğini doğru tespit etmektir.

    2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı şirket malları üzerinde koruma isteminin sınırlarını; 2021 Hukuk Genel Kurulu kararı kişisel mal niteliğindeki şirket payının gelir boyutunu; 2026 kararları ise eklenecek değer ve kusurun istisnai etkisini daha anlaşılır hale getirmiştir. Sağlıklı bir mal rejimi davası, ticaret hukuku, aile hukuku ve mali analiz disiplinlerini birlikte gerektirir.

    En önemli usuli tercih, hukuken mümkün olmayan geniş bir tedbir yerine, hangi değer üzerinde hangi hakkın ve hangi riskin bulunduğunu delille göstermektir. Bu yaklaşım hem alacaklı eşin hukuki korunmasını hem de üçüncü kişi şirketin haklarına saygıyı esas alır.

    27. Sık Sorulan Sorular

    1. Eşimin tek ortak olduğu limited şirketin yarısını alabilir miyim?

    Yasal mal rejiminde kural olarak şirketin yarısına ortak olmazsınız. Payın edinilmiş mal niteliği ve artık değer hesabına göre diğer eşten parasal katılma alacağı doğabilir.

    2. Eşim bütün parayı şirket hesabında tutuyor. Bu paranın yarısını isteyebilir miyim?

    Şirket hesabı doğrudan eşin şahsi malı değildir. Şirket payının gerçek değeri, ortağın kar payı/ücret/alacak hakkı ve kaynak transferleri araştırılır.

    3. Eşimin şahsi adına hiçbir şey yoksa dava açmanın anlamı var mı?

    Evet, pay sahipliği, şirkete karşı alacaklar ve işlem geçmişi ekonomik haklar doğurabilir; ancak nihai tahsil kabiliyeti ayrıca değerlendirilir.

    4. Şirketin araçlarına ve tapulu gayrimenkullerine ihtiyati tedbir konulur mu?

    Sırf eşin ortaklığına dayanan mal rejimi tasfiyesi davasında kural olarak hayır; Yargıtay 2. HD 2025/49 E., 2025/923 K. kararında bu sınırı açıklamıştır.

    5. Şirket hissesine ihtiyati tedbir konabilir mi?

    Payın uyuşmazlıkla ilişkisi, HMK 389 koşulları, yaklaşık ispat ve ölçülülük sağlanıyorsa somut payın devrini sınırlamaya dönük tedbir değerlendirilebilir.

    6. Şirket hesabındaki paraya ihtiyati haciz konabilir mi?

    Eşin şahsi borcuna dayalı olarak şirket mevduatı otomatik haczedilemez. İİK 257 koşulları mevcutsa gerçek borçlu eşe ait pay ve alacaklar incelenebilir.

    7. Mal kaçırma şüphesinde hangi deliller değerlidir?

    Pay devir kayıtları, ticaret sicili, ortak cari hesapları, banka para akışı, kar dağıtım kararları, mali tablolar, ilişkili taraf işlemleri ve bunların zamanlaması.

    8. Eşin şirketi evlenmeden önce kurulmuşsa hiç hak doğmaz mı?

    Pay kişisel mal olsa da evlilik dönemindeki ve geçerli sözleşmeyle farklılaştırılmamış gelirler edinilmiş mal olabilir.

    9. Dağıtılmayan karlar da hesaba katılır mı?

    Doğrudan ve otomatik kar payı sayılmaz. Ancak şirket içinde yatırıma dönüşen gelir ve pay değeri bağlantısı Yargıtay içtihadı uyarınca araştırılır.

    10. Boşanmadan önce şirkete para aktarılması doğrudan mal kaçırma mıdır?

    Hayır. Sermaye katkısı, gerçek borç ilişkisi veya karşılıksız aktarımın ekonomik karşılığı ve amacı ayrı ayrı incelenir.

    11. Eşim şirket hisselerini kardeşine devrettiyse ne olur?

    Devir bedeli, gerçekten ödenip ödenmediği, tarih, akrabalık ve katılma alacağını azaltma kastına ilişkin delillerle TMK 229 gündeme gelebilir.

    12. Mal ayrılığı sözleşmesi her şeyi değiştirir mi?

    Geçerli sözleşme seçildiği dönem bakımından önemli etki doğurabilir; ancak geçmiş rejimin kazanımları, diğer haklar ve geçersizlik iddiaları ayrıca değerlendirilir.

    13. Kusurlu eşin şirket payı otomatik olarak diğer eşe geçer mi?

    Hayır. Kusur mal rejimi sahipliğini otomatik değiştirmez; TMK 236/2 yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada özel ve takdire bağlı düzenlemedir.

    14. Nafaka hesabında şirketten yapılan kişisel harcamalar dikkate alınır mı?

    Gerçek ödeme gücü, yaşam standardı ve fiili ekonomik yararlanma açısından araştırılabilir; sırf şirket cirosunun tamamı şahsi gelir sayılamaz.

    15. Bilirkişi şirket değerini yalnız özsermaye üzerinden hesaplayabilir mi?

    Özsermaye verisi önemlidir ancak tek başına her zaman yeterli değildir. İşletmenin borçları, gerçek varlık değeri, kar akımları ve diğer yöntemler birlikte ele alınabilir.

    16. Eşimin şirketi tek ortaklı değil, %30 hissesi varsa ne değişir?

    Değerleme ve tedbir eşin sahip olduğu pay ile bu paya bağlı haklar üzerinden değerlendirilir; şirketin tüm malvarlığı eşe ait sayılamaz.

    17. Mahkeme şirket defterlerini isteyebilir mi?

    Somut uyuşmazlıkla bağlantılı, gerekli ve ölçülü kayıtların ilgili usul hükümlerine göre ibrazı ve uzman incelemesi istenebilir.

    18. Şirketin borçları gerçek değilse nasıl ele alınır?

    İddia uygun delillerle somutlaştırılarak borç belgeleri, alacaklı ilişkisi, ödeme hareketleri ve defter kayıtları uzman tarafından incelenmelidir.

    19. TMK 229 ile mal devri iptal mi edilir?

    Hayır. TMK 229 esas olarak değerin tasfiye hesabına eklenmesine ilişkindir; üçüncü kişilere yönelik farklı istemler ayrı koşullar taşır.

    20. TMK 241 ile doğrudan şirketten para alınabilir mi?

    Yalnız özel karşılıksız kazandırma koşulları ve diğer şartlar varsa üçüncü kişi sorumluluğu gündeme gelir; şirket sırf eşin ortağı olduğu için borçlu değildir.

    21. Boşanma davası açılmadan önce tedbir istenebilir mi?

    HMK 390 ve diğer özel kurallar kapsamında uygun mahkemeden dava öncesi koruma istenebilir; koşullar ve dava açma/uygulama süreleri gözetilmelidir.

    22. 2026 yılında mal rejiminde mal kaçırmaya ilişkin önemli karar var mı?

    Yargıtay 2. HD 22.01.2026 E. 2025/435 K. 2026/795 kararı, somut kast göstergeleriyle yapılan devrin eklenecek değer olarak değerlendirilmesine örnek sunar.

    28. Akademik Kaynakça, Mevzuat ve Yargıtay Kararları

    Kaynakça, hukuk fakültesi hakemli dergilerindeki akademik çalışmalar, Adalet Bakanlığının mevzuat/içtihat sistemi, TBMM ve karar metni sunan içtihat yayınlarından oluşturulmuştur. Üçüncü kişilere ait avukatlık bürosu bloglarına bağlantı verilmemiştir.

    1. [1] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 174, 199, 202-205, 219-242 (Adalet Bakanlığı, resmi mevzuat). Kaynağa erişim.
    2. [2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.02.2025, E.2025/49, K.2025/923 (karar metni). Kaynağa erişim.
    3. [3] Yargıtay Karar Arama, 2. Hukuk Dairesi E.2025/49, K.2025/923 künyesiyle resmi doğrulama sistemi. Resmi karar arama.
    4. [4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.05.2026, E.2025/7106, K.2026/5270 (Adalet Bakanlığı, karar). Kaynağa erişim.
    5. [5] Haluk Burcuoğlu, TMK m. 236 ve artık değer-katılma alacağı üzerine değerlendirme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    6. [6] Şahin Akıncı, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Karşılaşılan Bazı Meseleler, MÜHF-HAD (2016). Kaynağa erişim.
    7. [7] Banu Fatma Günarslan, Değer Artış Payı Alacağının Artık Değer Hesabına Etkisi, Erciyes ÜHFD (2015). Kaynağa erişim.
    8. [8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şirket payı ve kar payına ilişkin karar (Adalet Bakanlığı, resmi içtihat; 2021). Kaynağa erişim.
    9. [9] Yargıtay, 20.10.2021 tarihli şirket gelirinin tasfiyesine ilişkin bozma kararı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    10. [10] Süheyla Zorlu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eklemenin Konusu Olan Değerler ve Yargıtay Uygulaması, SDÜHFD (2021). Kaynağa erişim.
    11. [11] Arzu Genç Arıdemir, Eşlerden Birinin Üçüncü Kişiyle Yaptığı Muvazaalı İşlemlerin TMK m.229 Kapsamında Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası (2018). Kaynağa erişim.
    12. [12] Şahin Akıncı, Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Şirket; Muvazaa ve Tüzel Kişilik Perdesi, Selçuk ÜHFD (2019). Kaynağa erişim.
    13. [13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.01.2026, E.2025/435, K.2026/795 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    14. [14] Celile Çağla Çataklı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılabileceği Hallerin Tek Ortaklı Şirketlerdeki Görünümü, Anadolu ÜHFD (2024). Kaynağa erişim.
    15. [15] Elif Sena Malatyalıoğlu, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Sebepleri, TOGÜ Hukuk Fakültesi Dergisi (2025). Kaynağa erişim.
    16. [16] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 389-399 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    17. [17] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 194 ve m. 199 ayrımı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    18. [18] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 257-265 (TBMM mevzuat bilgileri için arama girişi). Kaynağa erişim.
    19. [19] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 203-205, 212, 221, 237-238 (TBMM kanun metni). Kaynağa erişim.
    20. [20] Ayşenur Şahin Caner, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Akrabalar Arası Satışlar ve Karine, İstanbul Medeniyet ÜHFD (2025). Kaynağa erişim.
    21. [21] Burak Doğan, Katılma Alacağı ve Ödenmesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    22. [22] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/4247 sayılı mal rejimi kararında eklenecek değer ve ispat tartışması (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    İletişim: Dünya Ticaret Merkezi A2/209, İstanbul | 0 212 299 44 22 | | www.td-lawfirm.com

    Bilgilendirme notu: Bu çalışma genel hukuki bilgi ve akademik değerlendirme amaçlıdır. Tek bir somut dosyanın belgeleri görülmeden şirketin malvarlığına, tedbir/haciz uygunluğuna veya katılma alacağına ilişkin kesin sonuç çıkarılamaz. Kanun ve içtihat gelişmelerinin yayından sonra ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

  • Çekişmeli Boşanma Davası 2026: Kusur, Tazminat, Nafaka, Mal Paylaşımı ve Mal Ayrılığı Sözleşmeleri

    Çekişmeli Boşanma Davası 2026: Kusur, Tazminat, Nafaka, Mal Paylaşımı ve Mal Ayrılığı Sözleşmeleri

    Çekişmeli Boşanma Davası 2026: Kusur, Tazminat, Nafaka, Mal Paylaşımı ve Mal Ayrılığı Sözleşmeleri

    Güncelleme tarihi: 17 Ekim 2026 | Hukuki inceleme: Av. Murat Can Dolğun

    Çekişmeli boşanma davasında uyuşmazlık yalnızca evliliğin sona erdirilip erdirilmeyeceğinden ibaret değildir. Eşlere hangi davranışların kusur olarak yüklenebileceği; maddi ve manevi tazminatın koşulları; tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası; çocukların velayeti; evlilik sırasında edinilen taşınmazlar, banka hesapları, şirket payları ve borçların tasfiyesi çoğu dosyada birbirine bağlı fakat hukuken ayrı incelemeler gerektirir. Üstelik eşlerin daha önce imzaladığı bir mal ayrılığı sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, sözleşmenin hangi tarihten itibaren sonuç doğurduğu ve mevcut kazanılmış haklara etkisi davanın mali sonucunu değiştirebilir.

    Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 2024–2026 dönemindeki önemli Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ışığında hazırlanmıştır. Amaç, boşanma davasının farklı hukuki katmanlarını ve somut olayda incelenmesi gereken delilleri sistematik biçimde açıklamaktır.

    1. 2026 yılında boşanma hukukundaki önemli gelişmeler

    1.1. Süresiz yoksulluk nafakası ibaresi iptal edildi; karar henüz yürürlüğe girmedi

    Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış; iptal hükmünün yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüştür. Buna göre yürürlük tarihi 30 Haziran 2027‘dir.

    17 Ekim 2026 itibarıyla karar, mevcut yoksulluk nafakalarını kendiliğinden sona erdirmez; mahkemelerin bütün nafakaları belirli bir süreye bağladığı anlamına da gelmez. Yoksulluk nafakasının koşulları, değiştirilmesi ve kaldırılması değerlendirilirken halen yürürlükte olan hükümler ve somut dosyanın koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde evlilik süresi, yaş, sağlık, çalışma kapasitesi ve ekonomik bağımsızlık gibi ölçütlerin dikkate alınmasını; bazı somut durumlarda ise daha uzun süreli korumaya olanak tanıyan ölçülü bir sistem kurulmasını vurgulamıştır.

    Kaynak: Anayasa Mahkemesi, 30.09.2026 tarihli basın duyurusu.

    1.2. Boşanma davasının reddinden sonra ortak hayat kurulamaması: Bir yıllık süre

    7532 sayılı Kanun ile TMK m. 166/4 yeniden düzenlenmiş; önceki boşanma davasının reddi kararının kesinleşmesinden itibaren aranan üç yıllık süre bir yıla indirilmiştir. Ortak hayatın bu süre içinde yeniden kurulamaması halinde eşlerden birinin istemi üzerine boşanma kararı verilebilmesine yönelik düzenleme uygulanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli, E.2025/203, K.2026/39 sayılı kararıyla yeni düzenlemedeki “bir yıl” ibaresine yönelik iptal istemini reddetmiştir. Burada esas alınacak tarih ilk davanın açılması değil, ret kararının kesinleşmesidir.

    1.3. Mal rejimi sözleşmesinin geçmişe etkisi ve feragat konusunda belirleyici kararlar

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E.2023/7024, K.2024/6794 sayılı kararı, sonradan yapılan mal rejimi değişikliği sözleşmesinin kural olarak geçmişteki mal rejimi dönemini geriye dönük biçimde ortadan kaldıramayacağını ortaya koymaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli, E.2025/354, K.2026/267 sayılı kararı ise belirsiz bir haklardan vazgeçme beyanının, açıkça mal rejimi tasfiyesini kapsamıyorsa katılma alacağını sona erdirmeyeceğini vurgulamıştır. Bu iki karar sözleşme metninin tarihini ve kapsamını boşanma dosyalarında özellikle önemli kılmaktadır.

    2. Çekişmeli boşanma davası nedir, hangi mahkemede açılır?

    Eşlerin boşanma konusunda, boşanma sebebinde veya boşanmanın mali ve çocuklara ilişkin sonuçlarında anlaşamaması halinde uyuşmazlık çekişmeli yargılamada çözülür. Davacı eş ileri sürdüğü boşanma nedenlerini usulüne uygun vakıa ve delillerle ispatlamalı; davalı eş ise savunma ve gerektiğinde karşı dava yoluyla kendi taleplerini ileri sürebilmelidir. Davanın açılmış olması tek başına boşanma kararı anlamına gelmez.

    Boşanma davalarında görevli mahkeme kural olarak aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ilgili asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapabilir. TMK m. 168 gereğince yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Dolayısıyla davalının mutlaka bulunduğu şehirde dava açılması gerektiği düşüncesi doğru değildir.

    2.1. Çekişmeli boşanma ile anlaşmalı boşanma arasındaki fark

    Anlaşmalı boşanmada TMK m. 166/3’ün evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, taraf iradelerinin hâkim tarafından bizzat dinlenmesi ve mali sonuçlarla çocukların durumuna ilişkin düzenlemenin uygun bulunması gibi koşulları aranır. Çekişmeli boşanmada ise deliller toplanır, kusur ve talepler incelenir. Çekişmeli başlayan bir dava, koşulları oluşursa anlaşmalı boşanmaya dönüşebilir; ancak tarafların yalnızca birbirini boşamayı kabul etmesi, tüm mali uyuşmazlıkların çözüldüğünü göstermez.

    2.2. Boşanmanın fer’î sonuçları ile mal rejimi tasfiyesi farklıdır

    TMK m. 174 kapsamındaki boşanma tazminatı; TMK m. 175 kapsamındaki yoksulluk nafakası ve çocuklara ilişkin kararlar ile TMK m. 202 ve devamındaki katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejimi tasfiyesi birbirinin yerine geçmez. Tarafın manevi tazminat kazanması, otomatik olarak evin tapusunun kendisine geçmesini sağlamaz. Mal rejimi davası, boşanma davası sürerken ayrıca açılabilir; tasfiyenin esastan karara bağlanması için boşanmanın kesinleşmesinin beklenmesi söz konusu olabilir.

    3. Boşanma sebepleri: TMK 161–166

    3.1. Zina nedeniyle boşanma (TMK m. 161)

    Sadakat yükümlülüğüne aykırılık ile hukuki anlamda zina aynı kavram değildir. Zina özel boşanma sebebidir; bu hukuki sebebe dayanan davada, eylemin niteliği ve ispatı ayrıca incelenir. Hak sahibi eşin zinayı öğrenmesinden itibaren altı ay, her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesiyle bu özel sebebe dayalı dava hakkı düşer. Affeden eş bu sebebe dayanarak dava açamaz. Ancak özel sebebe dayanma hakkının düşmesi, farklı vakıaların TMK m. 166 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusundan ayrıdır.

    3.2. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162)

    Eşe yönelik öldürmeye teşebbüs, ciddi kötü muamele veya ağır derecede onur kırıcı davranış bu madde kapsamında incelenebilir. Maddenin öngördüğü öğrenmeden itibaren altı ay ve olaydan itibaren beş yıllık hak düşürücü süreler ile affetme sonucu ayrıca değerlendirilmelidir. Şiddet içeren vakıalarda ceza ve 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma işlemleri, boşanma davasından bağımsız önem taşır.

    3.3. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163)

    Her suç mahkumiyeti kendiliğinden bu madde uyarınca boşanma sebebi oluşturmaz. Kanun, küçük düşürücü suç veya haysiyetsiz hayat sürme yanında ortak hayatın sürdürülmesinin diğer eşten beklenememesi şartını içerir. Somut olay, fiilin niteliği ve evlilik birliğine etkisi birlikte incelenir.

    3.4. Terk (TMK m. 164)

    Terk, yalnızca eşin başka evde oturması değildir. Kanunun öngördüğü terk iradesi, haklı nedenin bulunup bulunmadığı, en az altı aylık süre ve usulüne uygun ihtar koşulları değerlendirilir. Şiddet nedeniyle ortak konuttan ayrılan eşin durumuyla evlilik yükümlülüklerinden kaçınmak amacıyla ayrılan eşin durumu bir tutulamaz.

    3.5. Akıl hastalığı (TMK m. 165)

    Akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın diğer eş bakımından çekilmez hale gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespiti kanuni çerçevenin temel unsurlarıdır. Yalnızca bir teşhis veya tedavi kaydı otomatik boşanma sebebi sayılmaz.

    3.6. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166)

    Çekişmeli boşanma davalarında sık karşılaşılan genel sebep, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmasıdır. Mahkeme, iddia edilen davranışların gerçekleşip gerçekleşmediğini, evlilik birliğine etkisini ve tarafların kusur durumunu birlikte ele alır. Davacının daha ağır kusurlu olduğu durumlarda davalının itiraz hakkı bulunabilir; bunun dürüstlük kuralına aykırı kullanılması ve evliliğin devamında korunmaya değer bir yarar kalmaması istisnası ayrıca incelenir.

    4. Çekişmeli boşanmada kusur nasıl belirlenir?

    Boşanma kusuru ile malvarlığının paylaşılması farklı hukuki ölçütlere dayanır. Kusur, özellikle TMK m. 166 çerçevesindeki boşanma ve TMK m. 174 tazminat taleplerinde belirleyicidir. Buna karşılık edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağının varlığı, kural olarak “kim daha kusurlu” sorusuyla belirlenmez. TMK m. 236/2’deki zina veya hayata kast nedeniyle boşanmaya özgü istisna saklıdır.

    4.1. Kusur oluşturabilecek davranışlar

    Dosyanın özelliğine ve ispat durumuna göre fiziksel veya psikolojik şiddet, tehdit, hakaret, aşağılayıcı sözler, sadakat yükümlülüğünü ihlal, güven sarsıcı ilişki, evlilik birliğine ilgisizlik, eşin ekonomik bağımsızlığını hukuka aykırı biçimde kısıtlama, ortak giderlere gücü ölçüsünde katılmama ve evlilik birliğinin yükümlülüklerini sistematik biçimde ihmal etme kusur değerlendirmesine konu olabilir. Her davranışın ağırlığı, süresi, bağlamı, karşılıklı olaylar ve tanıkların doğrudan bilgisi önemlidir.

    Her aile içi tartışma, tek başına ağır kusur teşkil etmez. Bir eşin çalışması, eğitimine devam etmesi, kendi ailesiyle görüşmesi veya tek başına boşanma istemesi kendiliğinden kusur değildir. Değerlendirme cinsiyet kalıplarına değil kanuni evlilik yükümlülüklerine ve ispatlanan olgulara dayanmalıdır.

    4.2. Eşit kusur, ağır kusur ve az kusur ayrımı

    Tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi, TMK m. 174’e dayalı maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından olumsuz sonuç doğurabilir. Kanun, maddi tazminat isteyecek eşin kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olmasını arar. Manevi tazminat bakımından buna ek olarak kişilik hakkına saldırı koşulu bulunur. “İki taraf da hata yaptı” şeklindeki yüzeysel değerlendirme, olayların ağırlığı karşılaştırılmadan yapıldığında hatalı sonuç doğurabilir.

    4.3. 2026 Yargıtay kararlarından çıkarılabilecek ilkeler

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.03.2026 tarihli, E.2025/7504, K.2026/2938 sayılı kararında hatalı eşit kusur belirlemesinin maddi tazminat talebine etkisi nedeniyle bozma yapılmıştır. 09.06.2026 tarihli, E.2026/295, K.2026/6198 sayılı kararda da kusurun yanlış belirlenmesiyle bağlantılı tazminat değerlendirmesi ele alınmıştır. Bu kararların ortak mesajı, boşanma dosyasında her bir kusur vakıasının ayrı ve somut biçimde değerlendirilmesi gerektiğidir.

    Diğer taraftan 10.02.2026 tarihli, E.2025/6644, K.2026/1407 sayılı Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında manevi tazminat miktarının belirlenmesinde sosyal ve ekonomik durum, paranın alım gücü ve kişilik hakkına yönelik saldırının ağırlığı gözetilmiştir. Bu içtihat, yalnızca tazminata hak kazanmanın değil hükmedilecek tutarın gerekçelendirilmesinin de önemli olduğunu gösterir.

    2026/2938 sayılı karar; 2026/6198 sayılı karar; 2026/1407 sayılı karar.

    4.4. Önceden bağışlanan veya affedilen davranışlar

    Bir olaydan sonra evliliğin bilinçli şekilde sürdürülmesi, barışma veya affetme niteliğindeki davranışlar ilgili vakıanın kusur olarak değerlendirilmesini etkileyebilir. Ancak aynı evde kalmak, tek başına her davranışın affedildiği anlamına gelmez. Barışma iddiasının kapsamı, zamanı ve tarafların fiili davranışları araştırılmalıdır.

    5. Boşanma davasında deliller: Hangi belgeler önemlidir?

    HMK m. 187–190 uyarınca uyuşmazlığa etkili vakıaların ispatı ve delillerin hukuka uygunluğu esastır. TMK m. 184 ise boşanma yargılamasına özgü hükümler içerir. Mahkeme, soyut kanaatler yerine olgusal, zaman ve olay bağlamı kurulabilen deliller üzerinden değerlendirme yapar.

    5.1. Tanık beyanları

    Tanığın gördüğü veya doğrudan duyduğu belirli bir olay ile başka kişilerden işittiği söylenti aynı ispat gücüne sahip değildir. “Sürekli kavga ederlerdi” gibi genel cümlelerin aksine olayın tarihi, yeri, kimlerin bulunduğu, hangi söz veya davranışın gerçekleştiği ve tanığın bunu nasıl öğrendiği önemlidir. Akraba tanıkların ifadeleri sırf akrabalık nedeniyle yok sayılamaz; yine de beyanın tutarlılığı ve somutluğu incelenir.

    5.2. WhatsApp, SMS, e-posta ve sosyal medya

    Mesajlaşmalar, usulüne uygun ve hukuka uygun yoldan elde edilmişse delil olarak değerlendirilebilir. Ancak ekran görüntüsünün içerik ve bütünlüğü, karşı tarafın kimliği, tarih ve bağlamı tartışma yaratabilir. Başkasının şifresini kırmak, hesabına izinsiz girmek, cihazına casus yazılım yüklemek veya özel haberleşmesini hukuka aykırı şekilde ele geçirmek ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir. HMK m. 189/2 gereğince hukuka aykırı elde edilmiş delil bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

    5.3. Otel, seyahat, konaklama, kamera ve telefon kayıtları

    İlgili kurum kayıtlarına mahkeme aracılığıyla ulaşılması istenebilir. Her veri talebi kabul edilecek anlamına gelmez; ilgili kayıtların somut uyuşmazlıkla bağlantısı, ölçülülük ve kişisel verilerin korunması gözetilmelidir. Telefon görüşme dökümü, görüşmenin yapıldığını gösterebilse bile görüşme içeriğini veya zina eylemini tek başına ispatlamayabilir.

    5.4. Adli raporlar, şiddet kayıtları ve koruma kararları

    Hastane muayeneleri, adli rapor, kolluk tutanakları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen kararlar birbiriyle birlikte incelenebilir. Tedbir kararı ile kusurun kesin olarak ispatlanmış sayılması aynı şey değildir. Her belgenin hukuki fonksiyonu, tarihi ve olaya ilişkin içeriği önemlidir.

    5.5. Mali deliller

    Banka hesap hareketleri, kredi ve kredi kartı dökümleri, vergi kayıtları, SGK bilgileri, işyeri ve şirket kayıtları, tapu ve araç sicili, maaş bordroları, e-faturalar ve taşınmaz değerleme belgeleri özellikle tazminat, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi açısından önem taşır. Gelirin görünür kısmı ile ekonomik gücün tamamı aynı olmayabilir. Hukuka uygun yollarla elde edilen belgeler ve mahkemenin ilgili kurumlardan isteyeceği kayıtlar birlikte değerlendirilmelidir.

    6. Boşanmada maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174)

    6.1. Maddi tazminatın koşulları

    TMK m. 174/1, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaati zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu tarafa kusurlu diğer eşten uygun bir maddi tazminat isteme imkanı verir. Bu tazminat, evlilik içinde alınan bütün malların yarısı veya karşı taraftan talep edilen her meblağ anlamına gelmez. Boşanma sebebiyle zedelenen menfaatlerin, tarafların ekonomik koşullarının ve kusur durumunun birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    6.2. Manevi tazminatın koşulları

    TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminat için boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarına saldırı bulunması aranır. Salt boşanma, üzüntü veya evliliğin bitmiş olması tek başına manevi tazminat sebebi değildir. Şiddet, ağır hakaret, aşağılayıcı fiiller veya somut olayda kişilik hakkını ihlal eden diğer eylemler bu kapsamda tartışılabilir. Yargıtay kararları ağır kusur ile kişilik hakkına saldırının ayrı koşullar olduğunu vurgulamaktadır.

    6.3. Tazminat tutarı nasıl belirlenir?

    Mahkeme; ispatlanan fiillerin ağırlığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, zedelenen menfaatleri ve hakkaniyet ilkelerini dikkate alır. Kanunda her aldatma, hakaret veya şiddet vakıası için sabit bir tazminat tarifesi bulunmaz. Talep miktarı, zarar ve kusur analiziyle orantılı kurulmalı; mahkemeye taleple bağlılık ve usule ilişkin sonuçlar gözetilerek sunulmalıdır.

    6.4. Boşanma tazminatı mal paylaşımı yerine geçer mi?

    Hayır. Örneğin 400.000 TL maddi tazminat ve 600.000 TL manevi tazminat hükmedilmesi, eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan olası alacağını doğrudan ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde tazminat talebi reddedilen eşin, mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı bulunabilir. Taleplerin yasal sebepleri ayrıdır.

    7. Boşanma davasında nafaka türleri ve 2026 değişikliği

    Nafaka türü Temel işlev Dikkat edilecek husus
    Tedbir nafakası Dava sırasında geçim ve bakım ihtiyacının karşılanması TMK m. 169 kapsamında geçici önlemler; boşanmadaki nihai kusur hükmüyle özdeş değildir.
    Yoksulluk nafakası Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşin geçimine katkı TMK m. 175; isteyenin kusuru daha ağır olmamalıdır. 2026 AYM iptal kararının yürürlüğü ertelenmiştir.
    İştirak nafakası Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım TMK m. 182 ve ilgili hükümler; öncelikle çocuğun menfaati ve tarafların güçleri dikkate alınır.

    7.1. Tedbir nafakası

    TMK m. 169 uyarınca hâkim, dava sürerken tarafların barınma ve geçimine, çocukların bakım ve korunmasına ilişkin gerekli geçici önlemleri alır. Tedbir nafakası yönünden mahkemenin henüz kesin bir boşanma kusuru belirlemesi yapmamış olması önemlidir. Talebin değerlendirilmesinde tarafların gelirleri, giderleri ve geçici korunma ihtiyacı dikkate alınır.

    7.2. Yoksulluk nafakası

    Yoksulluk nafakası bakımından başlıca sorular şunlardır: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşülüyor mu? İsteyenin kusuru diğer eşten daha ağır mı? Diğer eşin mali gücü ne düzeyde? İhtiyaç ve ödeme kapasitesi gerçek belgelerle ortaya konulabiliyor mu? Çalışan eşin nafaka alamayacağına veya ev hanımı eşin her durumda nafaka kazanacağına dair mutlak bir kural yoktur. Gelirin yeterliliği, yaşam koşulları ve yoksulluk ölçütü somut olayda incelenir.

    Güncel hukuki durum: TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresine ilişkin iptal kararının 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek olması, 2026’da bir yıldan veya beş yıldan sonra nafakanın kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez. Kanun koyucunun sonraki düzenlemeleri ve o tarihte yürürlükteki normlar ayrıca izlenmelidir.

    7.3. İştirak nafakası

    Velayeti kendisine bırakılmayan eş, mali gücü oranında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılır. Nafaka çocukların yaşına, sağlık ve eğitim gereksinimlerine, ebeveynlerin gelirlerine göre belirlenir. Tarafların birbirine duyduğu kişisel husumet, çocuğun bakım ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

    7.4. Nafakanın artırılması, azaltılması ve kaldırılması

    TMK m. 176 ve ilgili düzenlemeler uyarınca ekonomik ve sosyal koşulların değişmesi nafakanın uyarlanmasını gündeme getirebilir. Yoksulluk nafakası irat şeklinde kararlaştırıldığında yeniden evlenme, taraflardan birinin ölümü ve kanundaki diğer sona erme veya kaldırma sebepleri değerlendirilir. Bu konuda her dosyanın güncel delilleri ve hüküm fıkrasının içeriği belirleyicidir.

    8. Velayet, çocukla kişisel ilişki ve dava sırasındaki geçici önlemler

    Velayet, ebeveynlerden birine verilen ödül veya diğerine uygulanan ceza değildir. Çocuğun üstün yararı, güvenliği, gelişimi, yaşı, eğitim düzeni, sağlık durumu ve uygun koşullarda görüşü dikkate alınır. Anne veya babanın yalnızca ekonomik yönden daha güçlü olması tek başına belirleyici değildir. Gerektiğinde sosyal inceleme ve uzman değerlendirmesine başvurulabilir.

    Çocukla kişisel ilişki düzenlemesi, velayet kararından farklı bir başlıktır. Şiddet ve istismar iddiaları varsa koruyucu yaklaşım, somut risk analizi ve ilgili koruma tedbirleri önem kazanır. Ayrıca boşanma davası süresince çocuğun kalacağı yer, bakım giderleri ve barınma düzeni hakkında geçici önlemler alınabilir.

    9. Eşler arasındaki mal rejimi türleri nelerdir?

    Türk hukukunda mal rejimi ile mülkiyet kaydının aynı kavram olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. Tapunun yalnızca bir eş adına kayıtlı olması, diğer eş lehine mal rejiminden doğan parasal bir alacak bulunmadığı sonucunu doğurmayabilir.

    Mal rejimi Temel ilke Önemli ayrım
    Edinilmiş mallara katılma TMK m. 202 uyarınca sözleşme yoksa geçerli yasal rejim Artık değere katılma ve değer artış payı gibi alacaklar gündeme gelebilir.
    Mal ayrılığı TMK m. 242: Eşler kendi malvarlıklarını yönetir Kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimindeki artık değer paylaşımı uygulanmaz.
    Paylaşmalı mal ayrılığı TMK m. 244 ve devamı Mal ayrılığıyla aynı değildir; kanundaki paylaşım mekanizmaları dikkate alınır.
    Mal ortaklığı TMK m. 256 ve devamı Ortaklık malları ve kişisel mallar özel kurallara tabidir.

    9.1. 1 Ocak 2002 öncesi ve sonrası ayrımı

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girmesi, önceki evlilikler açısından dönemsel analizi zorunlu kılar. Önceki kanun dönemindeki yasal mal ayrılığı rejimi ve 4722 sayılı Kanun’un geçiş hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin 1995 yılında evlenmiş bir çiftin 1999’da aldığı taşınmaz ile 2015’te aldığı taşınmazın aynı rejime tabi olduğu peşinen söylenemez.

    10. Edinilmiş malların tasfiyesi: Ev, araç, banka ve şirket payları

    10.1. Edinilmiş mallar ve kişisel mallar

    TMK m. 219 kapsamında çalışma karşılığı edinimler, bazı sosyal güvenlik ödemeleri, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler edinilmiş mal niteliğinde olabilir. TMK m. 220 kapsamında rejimin başlangıcında sahip olunan değerler, miras veya karşılıksız kazanımlar, kişisel kullanım eşyaları, manevi tazminat alacakları ve kişisel malların yerine geçen değerler ise kural olarak kişisel maldır. Her bir değerin kaynağı ve finansmanı belgelerle belirlenmelidir.

    10.2. “Evlilikte alınan her şey yüzde 50 paylaştırılır” iddiası neden eksiktir?

    Katılma alacağı, diğer eşin tapulu malının otomatik yarısına ortak olma hakkı değildir. Önce aktif ve pasif değerler, kişisel mal katkıları, borçlar, denkleştirmeler, eklenmesi gereken değerler ve artık değer belirlenir. TMK m. 236/1 uyarınca kural olarak diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde katılma alacağı doğar. Somut hesap kimi dosyada ciddi bir alacak, kimi dosyada ise borç ve kişisel mal sebepleriyle daha düşük veya sıfır sonuç doğurabilir.

    10.3. Krediyle alınan konut

    Taşınmazın edinildiği tarih, peşinatın kişisel ya da edinilmiş maldan karşılanıp karşılanmadığı, kredi taksitlerinin hangi dönemde ve hangi kaynakla ödendiği, bakiye kredi borcu ve değerleme zamanı birlikte incelenir. Krediyle edinilen daireye ilişkin hesap yalnızca bugünkü tapu değerinin ikiye bölünmesinden ibaret değildir.

    10.4. Şirket hisseleri, işletmeler ve mesleki kazançlar

    Şirket payının iktisap tarihi, sermaye kaynağı, payın mal rejimi başlangıcındaki varlığı, değer artışının niteliği, şirketin aktif-pasif yapısı ve tasfiye dönemindeki değerleme uzmanlığı önemlidir. Evlilik öncesi şirkete sahip olma ile evlilik sırasında ortaklık payı edinme farklı ihtimallerdir. TMK m. 221 kapsamında mesleki faaliyet veya işletme nedeniyle doğan bazı değerlerin, kanunun izin verdiği sınırlar içinde mal rejimi sözleşmesiyle kişisel mal kabul edilmesi de mümkündür.

    10.5. Banka hesapları, yatırım araçları ve dijital varlıklar

    Hesabın kimin adına açıldığı tek başına belirleyici değildir. Hesaba giren paranın tarihi, kaynağı, dönüşen yatırımlar, kredi kullanımı, kişisel miras parası ve diğer mali hareketler araştırılmalıdır. Dijital varlıklar ve kripto varlıklar bakımından da malvarlığı değeri, aidiyet, edinim zamanı ve güvenilir değerleme ispatı önem taşır; ilgili varlık kategorisi için otomatik bir “paylaşılmaz” istisnası varsayılamaz.

    10.6. Değer artış payı ve denkleştirme

    TMK m. 227, bir eşin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız ya da uygun karşılık almaksızın katkısını düzenler. TMK m. 230 ise kişisel mal ile edinilmiş mal kesimleri arasında yapılan ödemeler nedeniyle denkleştirmeyi öngörür. Bu iki talep, katılma alacağından ayrışan hesaplamalar gerektirebilir.

    10.7. Mal rejimi ne zaman sona erer?

    TMK m. 225’e göre mahkemece boşanmaya karar verilmesi halinde mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer. Bu sonuç, ilgili boşanma kararının verilmesi ve hukuken kesinleşmesi bağlamında değerlendirilir. Buna karşılık malların hesaplanmasında uygulanacak değerleme anı, eklenmesi gereken değerler ve kredi ilişkileri kendi özel kurallarına tabidir. “Dava açıldığı gün tüm mallar o günkü rayiç bedelle hesaplanır” genellemesi doğru değildir.

    10.8. Zina ve hayata kast nedeniyle boşanmada katılma payının azaltılması

    TMK m. 236/2, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkime kusurlu eşin artık değerdeki payını hakkaniyete uygun olarak azaltma veya kaldırma yetkisi tanır. Bu istisna, her sadakatsizlik iddiasına veya TMK m. 166 kapsamında verilen bütün boşanma kararlarına kendiliğinden uygulanmaz. Boşanma hükmünün hukuki sebebi, deliller ve özel koşullar dikkatle değerlendirilmelidir.

    11. Mal ayrılığı sözleşmesinin geçerlilik şartları

    Mal ayrılığı sözleşmesi, boşanma gündeme geldiğinde sıklıkla ileri sürülen önemli belgelerdendir. Ancak sözleşmenin üzerinde “mal ayrılığı” yazması onun her hükmünün hukuken geçerli olduğu anlamına gelmez. Kanunda öngörülen şekil, ehliyet, içerik ve irade koşulları birlikte incelenmelidir.

    11.1. Sözleşme evlenmeden önce veya sonra yapılabilir

    TMK m. 203’e göre eşler evlenmeden önce veya sonra mal rejimi sözleşmesi yapabilir. Mevcut rejimin kaldırılması veya değiştirilmesi mümkündür; ancak seçim kanunun izin verdiği sınırlar içinde yapılmalıdır. Tarafların herhangi bir ad altında kanunda bulunmayan sınırsız, karma ve emredici kurallara aykırı bir rejim icat etmesi hukuken sorun oluşturabilir.

    11.2. Noterde düzenleme veya onaylama şekli

    TMK m. 205 gereğince mal rejimi sözleşmesi kural olarak noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmalıdır. Bunun istisnası, evlenme başvurusu sırasında eşlerin hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilmesidir. Bu nedenle eşler arasında evde imzalanan sıradan bir kağıt, tek başına her durumda geçerli bir mal rejimi seçimi sayılmaz. Noterde yapılan sözleşme tarafların ve gerektiğinde yasal temsilcilerinin imzalarını taşımalıdır.

    11.3. Ayırt etme gücü ve yasal temsilci rızası

    TMK m. 204 uyarınca sözleşme ancak ayırt etme gücü bulunan kişilerce yapılabilir; küçükler ve kısıtlılar bakımından yasal temsilci rızası gerekir. Sözleşmenin imzalandığı andaki fiili ehliyetin tartışmalı olduğu dosyalarda tıbbi belgeler, noter işlemleri ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir.

    11.4. Tarafların gerçek ve serbest iradesi

    Noter işlemi, her türlü irade sakatlığı iddiasını otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Yanılma, aldatma, korkutma, aşırı yararlanma ve hukuka ya da ahlaka aykırı içerik bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri, Türk Medeni Kanunu m. 5’in yollaması çerçevesinde gündeme gelebilir. Bununla birlikte noterde imzalanmış olması, sözleşmenin kurulduğuna ilişkin önemli bir delildir; geçersizlik iddiası soyut değil somut dayanaklarla ileri sürülmelidir.

    11.5. Boşanmadan sonra imzalanan belge farklı nitelikte olabilir

    Boşanma veya mal rejiminin sona ermesinden sonra yapılan malvarlığı tasfiye anlaşması, teknik anlamda devam eden mal rejiminin seçimi değil, mevcut alacakların tasfiyesine ilişkin bir sözleşme niteliği taşıyabilir. Bu ayrım, şekil ve içerik denetimi bakımından önemlidir. Taşınmaz mülkiyetinin devri ise ayrıca kendine özgü resmi şekil ve tescil kurallarına tabidir.

    12. Mal ayrılığı sözleşmesi hangi durumlarda geçersiz olabilir?

    Tartışma konusu Hukuki değerlendirme Örnek deliller
    Kanuni şekle uyulmaması TMK m. 205’in resmi şekil kuralı ve evlenme başvurusu istisnası Noter kayıtları, onaylı nüsha, evlenme başvuru evrakı
    Ayırt etme gücü veya temsilci rızası sorunu TMK m. 204 ve genel ehliyet hükümleri Sağlık raporu, vesayet kararı, noter tutanağı
    Aldatma veya korkutma TBK m. 30–39 ve sürelere ilişkin değerlendirme Yazışmalar, tanık, çağrı ve olay kronolojisi
    Aşırı yararlanma TBK m. 28’deki özel unsurlar aranır Ekonomik kayıtlar, sözleşme koşulları ve baskı ilişkisi
    Kanuna aykırı içerik TMK m. 203, 237–238 ve TBK m. 27 bağlamında kısmi veya bütünsel geçersizlik Sözleşmenin tam metni, ekler ve düzenlenme amacı
    Geçmişe etkili hükümler 4722 sayılı Kanun’un geçiş istisnaları dışında kural olarak ileriye etkili rejim değişikliği Evlilik ve sözleşme tarihleri, mal edinim kayıtları

    12.1. Sözleşme tamamen mi, kısmen mi geçersiz olur?

    Geçersizlik nedeninin yalnızca belirli bir maddeye ilişkin olması halinde, sözleşmenin geri kalanının ayakta kalıp kalamayacağı ayrıca değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E.2023/7024, K.2024/6794 sayılı kararı, geçmişe etkili mal rejimi hükümlerinin geçersiz olmasına karşın sözleşme tarihinden ileriye dönük mal ayrılığı seçiminin geçerli olabileceğini gösteren önemli bir örnektir. Bu sebeple “sözleşme geçersiz” talebi ile “sözleşmenin belirli maddeleri geçersiz” iddiası delil ve sonuçları yönünden ayrıştırılmalıdır.

    12.2. Sözleşme hangi nedenle ve hangi süre içinde tartışmaya açılabilir?

    Şekle aykırılık, emredici kurala aykırılık ve irade bozukluğu aynı hukuki rejime tabi değildir. Özellikle TBK m. 39 bakımından yanılma veya aldatmanın öğrenilmesi ya da korkutma etkisinin kalkmasından itibaren bir yıllık süre önemlidir. Aşırı yararlanmanın şartları ve TBK m. 28’deki süreler ise ayrıca ele alınır. Her geçersizlik iddiasına tek bir genel “iptal davası süresi” uygulanacağı varsayılamaz.

    12.3. Sözleşmedeki “bütün haklarımdan vazgeçiyorum” ifadesi yeterli mi?

    Belirsiz ve kapsamı açık olmayan ifadeler, özellikle farklı hukuki sebeplere dayanan mal rejimi alacaklarını sona erdirme iddiasında sorun yaratabilir. Bir mal rejimi seçimi ile geçmiş dönemin tasfiyesine ilişkin açık anlaşma ve doğmuş alacaktan feragat aynı hukuki işlem değildir. Sözleşme metnindeki her hüküm ayrı nitelendirilmelidir.

    13. Sonradan yapılan mal ayrılığı sözleşmesi geçmişe etkili olur mu?

    Kural olarak hayır. Bu konu özellikle evlilik yıllarca devam ettikten sonra, boşanma ihtimali ortaya çıktığında imzalanan sözleşmelerde önem taşır. TMK m. 203’ün kanuni sınırları ve 4722 sayılı Kanun’un geçiş hükümleri gözetilerek dönemsel ayrım yapılmalıdır.

    13.1. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2023/7024, K.2024/6794

    Karara konu olayda eşler yıllar önce evlenmiş ve 2015 yılında mal rejimi değişikliği sözleşmesi yapmıştır. Yargıtay, geçmişe etkili sözleşme hükümlerinin 4722 sayılı Kanun’daki istisnalar dışında geçerli olmayacağını; sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren mal ayrılığı seçimini içeren bölümünün ise geçerliliğini koruyacağını belirtmiştir. Bu nedenle uyuşmazlık yalnızca sözleşmenin noter tarafından düzenlenip düzenlenmediğiyle sınırlı değildir: Önceki edinimlerin hangi rejime tabi olduğuna bakmak zorunludur.

    Örnek: 2012’de satın alınan bir konut için eşler 2021’de mal ayrılığı sözleşmesi düzenlediyse, 2012–2021 dönemi bakımından doğmuş mal rejimi tasfiyesi ihtimali yalnızca “artık mal ayrılığına geçtik” cümlesiyle ortadan kalkmaz. Taşınmazın 2012’deki finansmanı, 2021’e kadarki işlemler, mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye koşulları ayrı ayrı incelenmelidir.

    Yargıtay karar metni: 2. Hukuk Dairesi, E.2023/7024, K.2024/6794.

    13.2. Kişisel malların gelirlerini ayrı tutmak mümkün müdür?

    TMK m. 221, edinilmiş mallara katılma rejimi içinde kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağının sözleşmeyle kararlaştırılmasına olanak verir. Buna karşılık böyle bir hükmün varlığı, sınırsız biçimde bütün geçmiş kazanımların kişisel mal sayıldığı anlamına gelmez. Geçerlilik ve kapsam yine kanuni sınırlar ve sözleşme tarihine göre incelenir.

    14. 2026 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı: Mal rejimi alacağından açık feragat

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29 Nisan 2026 tarihli, E.2025/354, K.2026/267 sayılı kararıyla boşanma dosyasında yer alan genel kapsamlı bir haklardan vazgeçme veya hibe ifadesinin, mal rejimi tasfiyesinden doğan alacakları açıkça kapsamadığı durumda katılma alacağından feragat olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir.

    Uyuşmazlıkta eşlerden biri boşanma sonrası, kendisine düşen hakları dava etmeyeceği ve diğerine hibe ettiği anlamına gelen bir yazı sunmuş; daha sonra evlilik döneminde edinilen taşınmazlar yönünden katılma alacağı talep etmiştir. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu, belgenin mal rejimi tasfiyesinden doğan alacaklardan vazgeçmeyi açık ve kesin biçimde düzenlemediği sonucuna ulaşmıştır. Kararda farklı görüş de bulunmaktadır; bu nedenle somut metin ve taraf iradeleri titizlikle yorumlanmalıdır.

    Bu kararın önemi şudur: Boşanma, nafaka, maddi-manevi tazminat, mal rejimi tasfiyesi ve taşınmaz devri ayrı hukuki sonuçlardır. Bir hakka ilişkin genel feragat ifadesinin hepsini kapsadığı varsayılmamalıdır. Protokol, sulh ve feragat metinlerinde hangi alacakların hangi hukuki sebeple tasfiye edildiği açıkça yazılmalıdır.

    Karar künyesi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.04.2026, E.2025/354, K.2026/267.

    15. Boşanma davasında mal kaçırma riski ve hukuki koruma

    15.1. Tapu ve araç devri yapılması katılma alacağını her zaman ortadan kaldırmaz

    TMK m. 229 uyarınca mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan, olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler, kanundaki koşullarda tasfiye hesabına eklenecek değer olarak dikkate alınabilir. Bu düzenleme her satışın otomatik olarak iptal edileceği anlamına gelmez. İşlemin gerçek bedeli, tarih, taraflar arasındaki ilişki ve devir amacı incelenir.

    15.2. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz aynı araç değildir

    HMK m. 389 ve devamındaki ihtiyati tedbir ile İİK’daki ihtiyati haczin amaç ve şartları farklıdır. Taşınmazın mülkiyetinin çekişmeli olması, gelecekteki bir para alacağının güvence altına alınması ve eşin tasarruf yetkisinin sınırlanması aynı talepler değildir. Her durumda somut tehlikenin, hukuki yararın, yaklaşık ispatın ve gerekli güvence şartlarının değerlendirilmesi gerekir. Boşanma davası açıldığı için bütün mallara kendiliğinden tedbir konulmaz.

    15.3. Aile konutu şerhi ve TMK m. 194

    Aile konutuna ilişkin koruma, mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir hukuki kurumdur. TMK m. 194 kapsamında eşlerden biri diğerinin açık rızası olmaksızın aile konutuyla ilgili belirli tasarrufları yapamaz. Aile konutu şerhi, taşınmazın malikini değiştirmez ve otomatik olarak yüzde 50 mülkiyet hakkı doğurmaz; ancak kanunun öngördüğü koruma bakımından önemlidir.

    15.4. Koruma ihtiyacında belge listesi

    Riskli dosyalarda ilk incelemede tapu kayıtları, edinim ve devir tarihleri, noter işlemleri, banka transferleri, kira sözleşmeleri, şirket pay devirleri, araç kayıtları, mal rejimi sözleşmesi, kredi belgeleri ve eşler arasındaki ilgili yazışmaların kronolojik dosyalanması yararlıdır. Belgelerin hukuka uygun yoldan sağlanması esastır.

    16. Boşanma ve mal rejimi davalarında süreler

    Konu Temel süre / başlangıç Uyarı
    Zina nedeniyle boşanma (TMK 161) Öğrenmeden itibaren 6 ay; her halde fiilden itibaren 5 yıl Hak düşürücü süre ve affetme ayrıca incelenir.
    Hayata kast, pek kötü/onur kırıcı davranış (TMK 162) Öğrenmeden itibaren 6 ay; her halde fiilden itibaren 5 yıl Özel sebebe ilişkin sürelerdir.
    Önceki boşanma davasının reddinden sonra (TMK 166/4) Ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl Ortak hayatın yeniden kurulamaması aranır.
    Boşanmanın fer’î sonuçlarından doğan dava hakları (TMK 178) Boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren 1 yıl Kapsamı özellikle tazminat ve nafaka taleplerinde önemlidir.
    Katılma alacağı ve değer artış payı Yargıtay HGK içtihadına göre kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı Boşanma halinde başlangıç olarak kesinleşme tarihi esas alınır; farklı sona erme sebepleri ayrıca değerlendirilir.
    Yanılma, aldatma, korkutma (TBK 39) Öğrenme veya korkutmanın etkisinin kalkmasından itibaren 1 yıl Sözleşmenin onanmış sayılması riski vardır.
    Yoksulluk nafakasında AYM iptalinin yürürlüğü 30 Haziran 2027 17 Ekim 2026 itibarıyla iptal hükmü henüz yürürlükte değildir.

    16.1. En çok karıştırılan süre: Bir yıl mı, on yıl mı?

    TMK m. 178’deki bir yıllık zamanaşımı ile edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağının on yıllık zamanaşımı aynı değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2013 tarihli, E.2013/8-375, K.2013/520 sayılı kararı ve izleyen içtihatlarında mal rejimi tasfiyesi alacakları bakımından TBK m. 146’ya dayanan genel on yıllık süre benimsenmiştir. Bu konuda somut mal rejimi, sona erme sebebi, kesinleşme tarihi ve zamanaşımını etkileyen işlemler ayrıca incelenmelidir.

    Yargıtay içtihadı: Mal rejimi alacaklarında on yıllık zamanaşımı.

    16.2. Hak düşürücü süre ile zamanaşımı farkı

    Hak düşürücü süreler ve zamanaşımı usul bakımından aynı sonuçları doğurmaz. Talebin hangi özel hükme dayandığı, başlangıç tarihi, kesilme veya durma halleri ve karşı tarafın zamanaşımı savunması ayrı incelenmelidir. Belgeler uzun süredir mevcut olsa bile dava stratejisi süre hesabı yapılmadan belirlenmemelidir.

    17. Uygulama örnekleri: Beş farklı boşanma ve mal rejimi senaryosu

    Örnek 1: Evlilik sırasında alınmış, yalnızca bir eş adına kayıtlı konut

    Eşler 2010 yılında evlenmiş, 2018’de çalışma gelirleriyle konut alınmış ve tapu yalnızca bir eş adına tescil edilmiştir. Eşler başka bir rejim seçmemişse edinilmiş mallara katılma hükümleri çerçevesinde, kredi ve diğer kaynaklar ayrıştırılarak olası katılma alacağı incelenebilir. Diğer eşin tapuda malik görünmemesi tek başına alacağı dışlamaz.

    Örnek 2: Evlilikten önce edinilmiş ev ve evlilikte elde edilen kira

    Evlilikten önce sahip olunan konut kural olarak kişisel maldır. Bununla birlikte edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel malın kira geliri kural olarak edinilmiş mal niteliğinde olabilir; TMK m. 221’e uygun bir sözleşme ile farklı düzenleme yapılmış olması ayrıca araştırılır. Konutun kendi mülkiyetiyle kira gelirini aynı mal kategorisinde görmek hatalıdır.

    Örnek 3: Evliliğin son yılında noterlikte mal ayrılığına geçiş

    2010’da evlenen eşler 2025’te mal ayrılığına geçmiştir. 2025 sonrası edinimler seçilen rejim uyarınca değerlendirilirken, 2010–2025 döneminde edinilen değerler önceki rejime ilişkin tasfiye sorunlarını gündeme getirebilir. Sözleşmedeki “evlendiğimiz günden beri mal ayrılığı geçerlidir” ibaresinin hukuki sonuç doğurup doğurmadığı, Yargıtayın geçmişe etki içtihadı doğrultusunda ayrıca incelenmelidir.

    Örnek 4: Sadakatsizlik nedeniyle ağır kusur ve ayrıca mal paylaşımı talebi

    Eşin kişilik haklarına saldırı oluşturan sadakatsiz davranışları, koşulları varsa TMK m. 174 kapsamında manevi tazminata konu olabilir. Ancak katılma alacağının tamamen ortadan kaldırılması farklı meseledir. Özellikle TMK m. 236/2 istisnasının uygulanabilmesi için zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hükmünün ve kanuni koşulların değerlendirilmesi gerekir.

    Örnek 5: Boşanma protokolünde “başka talebim yok” ibaresi

    Tarafların tazminat ve nafaka konusunda anlaştığı bir belgede mal rejimi alacakları hakkında açık bir ifade bulunmayabilir. Yargıtay HGK’nın 2026/267 sayılı kararı ışığında, böylesi bir beyanın katılma alacağını kesin olarak ortadan kaldırdığı ileri sürülmeden önce belgenin tamamı ve bağlamı incelenmelidir. Genel bir cümleye güvenerek değerli bir mal rejimi davasının hiç açılmaması ciddi hak kaybına yol açabilir.

    17.1. Dava hazırlığında sık yapılan hatalar

    • Kusur iddiasını tarih, olay ve delil belirtmeden genel ifadelerle ileri sürmek.
    • İzinsiz erişim yoluyla elde edilen dijital verileri güvenli delil zannetmek.
    • Maddi-manevi tazminatı, katılma alacağını ve tapu mülkiyetini aynı hak gibi değerlendirmek.
    • Mal ayrılığı sözleşmesinin bütün geçmiş dönemi otomatik olarak kapsadığını düşünmek.
    • Boşanma kararının tebliği, kesinleşmesi ve dava açma tarihlerini karıştırmak.
    • Mal kaçırma şüphesinde işlemin hangi hukuki koruma yolunu gerektirdiğini belirlemeden genel tedbir talep etmek.
    • Eşin borçlarını ve taşınmazın finansmanını değerleme dışında tutmak.
    • Boşanma protokolündeki belirsiz feragat ifadelerini tüm mali haklar bakımından kesin sonuçlu saymak.

    18. Çekişmeli boşanma hakkında sık sorulan sorular

    Çekişmeli boşanma davası ne kadar sürer?

    Yargılama süresi mahkemenin iş yüküne, tebligatlara, delillerin kapsamına, tanık ve uzman incelemesine, karşı davaya ve kanun yollarına göre değişir. Her dosya için geçerli sabit bir bitiş süresi yoktur. Dosyanın dava ve delil planı üzerinden takvimlendirilmesi daha gerçekçidir.

    Çekişmeli boşanmada kim dava açarsa kaybeder?

    İlk dava açan eşin hak kaybettiğine ilişkin bir kural yoktur. Önemli olan ileri sürülen vakıaların ispatı, kusur durumu ve taleplerin yasal koşullarıdır.

    Boşanmak isteyen eş mutlaka kusurlu mudur?

    Hayır. Boşanma istemek tek başına kusur değildir. Kusur, evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerin somut ihlali üzerinden belirlenir.

    Eşit kusur halinde tazminat alınabilir mi?

    TMK m. 174’e dayalı maddi ve manevi tazminatta isteyen eşin daha ağır veya eşit kusurlu olması kural olarak talebin kabulüne engeldir. Bununla birlikte kusurun eşit olup olmadığı her somut vakıa ve delilin değerlendirilmesine bağlıdır.

    Aldatma nedeniyle tüm mallar aldatılan eşe verilir mi?

    Hayır. Kusur ve mal rejimi tasfiyesi farklı kurallara bağlıdır. TMK m. 236/2, yalnızca kanunda sayılan zina veya hayata kast nedeniyle boşanma durumlarında kusurlu eşin artık değerdeki payının azaltılması veya kaldırılması imkanı tanır; otomatik bütün malvarlığı devri öngörmez.

    Mal ayrılığı sözleşmesi noterde yapıldıysa her maddesi kesin geçerli midir?

    Hayır. Noter şekil şartının yerine getirilmesi bakımından önemlidir; ehliyet, gerçek irade, emredici hükümlere uygunluk, sözleşme kapsamı ve geçmişe etki ayrıca denetlenebilir.

    Evlenmeden önce alınan ev boşanmada paylaşılır mı?

    Kural olarak evlilik öncesi mülkiyet kişisel maldır. Ancak evlilikte ödenen kredi taksitleri, diğer eşin katkıları, gelirler ve mal kesimleri arasında denkleştirme gibi konular ayrıca alacak doğurabilir.

    Evlilik sırasında miras kalan ev paylaşılır mı?

    Miras yoluyla edinilen taşınmaz kural olarak kişisel maldır. Bununla birlikte gelirleri ve taşınmaza edinilmiş maldan yapılan katkılar farklı inceleme gerektirebilir.

    Çalışmayan eş mal paylaşımı talep edebilir mi?

    Evet. Yasal edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağı, tek başına doğrudan maaş geliri elde etme şartına bağlı değildir. Malın edinim dönemi, kaynakları ve tasfiye hesabı belirleyicidir.

    Boşanma sürerken eşlerden biri evi satarsa ne olur?

    Satışın tarihi, gerçek bedeli, alıcı ve amaç dikkate alınır. TMK m. 229 kapsamındaki ekleme koşulları veya somut olaya uygun hukuki koruma yolları gündeme gelebilir. Her satışın kendiliğinden hükümsüz olduğu söylenemez.

    Boşanma davası açılınca mal rejimi sona erer mi?

    Boşanma kararı verilmesi halinde TMK m. 225 gereğince mal rejiminin sona ermesi dava tarihine etkili olur. Ancak tasfiye için gereken kesinleşme ve değerleme ayrıntıları ayrıca değerlendirilir.

    Boşanma davası ile mal paylaşımı aynı dava mıdır?

    Hayır. Boşanmanın fer’î sonuçları ile mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklar farklı hukuki taleplerdir; dava, görev, zamanlama ve delil değerlendirmesi bakımından ayrı yönleri bulunur.

    Boşanma protokolü imzalayan eş sonradan katılma alacağı isteyebilir mi?

    Belgenin mal rejimi alacakları konusunda açık ve geçerli bir tasfiye ya da feragat içerip içermediğine bağlıdır. Yargıtay HGK’nın 29.04.2026 tarihli kararı, genel haklardan vazgeçme ifadelerinin yorumunda özel önem taşır.

    Boşanma tazminatı için süre ne kadardır?

    TMK m. 178 uyarınca boşanmanın sona ermesinden doğan dava haklarında kesinleşmeden itibaren bir yıllık zamanaşımı kuralı önemlidir. Boşanma davası içinde ileri sürülen taleplerin usulü ve özel durumlar ayrıca değerlendirilmelidir.

    Mal paylaşımı davası için süre bir yıl mıdır?

    Hayır. Katılma alacağı ve değer artış payı bakımından yerleşik Yargıtay içtihadında kural olarak on yıllık genel zamanaşımı uygulanır. TMK m. 178’in bir yıllık süresiyle karıştırılmamalıdır.

    2026 yılında süresiz nafaka tamamen kaldırıldı mı?

    Hayır. Anayasa Mahkemesi, TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiş olsa da iptal hükmünün yürürlüğü 30 Haziran 2027‘ye ertelenmiştir. 17 Ekim 2026 tarihi itibarıyla mevcut nafakalar kendiliğinden sona ermemiştir.

    19. Sonuç: Çekişmeli boşanmada dosya bazlı hukuki değerlendirme neden önemlidir?

    Çekişmeli boşanma davasında başarılı bir hukuki değerlendirme, boşanma nedeninin doğru seçilmesini, kusur vakıalarının ayrıştırılmasını, hukuka uygun delillerin kullanılmasını, tazminat ve nafaka taleplerinin somutlaştırılmasını ve malvarlığına ilişkin ayrı tasfiye hesabının yapılmasını gerektirir. Mal ayrılığı sözleşmesinin tarihi, şekli, içeriği ve geçmişe etkisi bu değerlendirmeyi doğrudan değiştirebilir.

    Özellikle 2026 yılında açıklanan Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları; nafakanın gelecekteki yasal rejimi, kusurun tazminata etkisi ve mal rejimi haklarından feragatin kapsamı hakkında güncel ve önemli hukuki gelişmeler ortaya koymaktadır. Ancak hiçbir karar, olayın tarihini, sözleşme metnini ve dosyadaki delilleri incelemeden mekanik biçimde uygulanmamalıdır.

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | dolgun.av.tr

    Bu metin genel hukuki bilgilendirme amacı taşır. Belirli bir uyuşmazlıkta sonuç; ilgili tarihte yürürlükte olan mevzuata, somut delillere, talep ve savunmalara göre değişebilir. Sonraki kanun değişiklikleri ve yargı kararları ayrıca kontrol edilmelidir.

    20. Mevzuat, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kaynakları

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, özellikle m. 161–166, 168–169, 174–179, 182, 184–185, 194, 202–206, 219–225, 227–230, 235–243.
    2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 187–190, 389 ve devamı.
    3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 27–39 ve 146.
    4. 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, özellikle m. 10.
    5. 7532 sayılı Kanun, m. 13; TMK m. 166/4 değişikliği, RG 27.11.2024, sayı 32735.
    6. Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 04.06.2026; RG 30.09.2026, sayı 33386.
    7. Anayasa Mahkemesi, E.2025/203, K.2026/39, 12.02.2026; RG 17.04.2026, sayı 33227 (TMK m. 166/4’teki bir yıllık süre).
    8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/7024, K.2024/6794 (mal rejimi değişikliği sözleşmesinin geçmişe etkisi).
    9. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/354, K.2026/267, 29.04.2026 (mal rejimi tasfiyesi alacağından açık feragat).
    10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/7504, K.2026/2938, 12.03.2026 (kusur ve maddi tazminat).
    11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2026/295, K.2026/6198, 09.06.2026 (kusur ve tazminat).
    12. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/6644, K.2026/1407, 10.02.2026 (manevi tazminatın tutarı).
    13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2013/8-375, K.2013/520, 17.04.2013 ve izleyen kararlar (katılma alacağında on yıllık zamanaşımı).
    14. Yargıtay içtihadı: TMK m. 236/2’nin özel boşanma sebebiyle ilişkisi.
  • Türkiye’de Boşanma Davaları: Yabancı Eş, Çifte Vatandaşlık, Yurt Dışında Yaşayan Eş ve Konsolosluk İşlemleri

    Türkiye’de Boşanma Davaları: Yabancı Eş, Çifte Vatandaşlık, Yurt Dışında Yaşayan Eş ve Konsolosluk İşlemleri

    Türkiye’de boşanma davaları yalnızca iki Türk vatandaşının Türkiye’de yaşadığı klasik aile hukuku uyuşmazlıklarından ibaret değildir. Günümüzde eşlerden birinin yabancı olması, iki eşin farklı vatandaşlıklara sahip bulunması, evliliğin başka bir ülkede yapılmış olması, eşlerden birinin sonradan Türk vatandaşlığını kazanması veya eşlerden birinin yurt dışında yaşaması son derece sık karşılaşılan durumlardır.

    Bu tür dosyalarda ilk soru çoğu zaman “Türkiye’de boşanabilir miyim?” şeklinde sorulsa da hukuken cevaplanması gereken meseleler bundan daha geniştir. Türk mahkemelerinin davaya bakmaya yetkili olup olmadığı, hangi ülke hukukunun uygulanacağı, yabancı ülkedeki eşe nasıl tebligat yapılacağı, nafaka ve tazminat hesabında yurt dışındaki gelirlerin nasıl araştırılacağı, Türk konsolosluğunun hangi işlemleri yapabileceği ve yurt dışında daha önce verilmiş bir boşanma kararının Türkiye’de nasıl sonuç doğuracağı birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

    Türk Hukukunda Boşanma Türleri Nelerdir?

    Türk hukukunda uygulamada boşanma davaları öncelikle anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma olarak iki ana grupta ele alınmaktadır.

    Bunun yanında Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir.

    Özel boşanma sebepleri;

    • zina,
    • hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış,
    • suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme,
    • terk,
    • akıl hastalığıdır.

    Genel boşanma sebebi ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır.

    Anlaşmalı Boşanma

    Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Eşlerin birlikte mahkemeye başvurması veya bir eşin diğer eş tarafından açılmış boşanma davasını kabul etmesi mümkündür.

    Ancak tarafların yalnızca “boşanmak istiyoruz” demesi yeterli değildir. Hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin taraflarca kabul edilen düzenlemeyi uygun bulması gerekir.

    Çekişmeli Boşanma

    Eşlerden biri boşanmak istemiyorsa veya taraflar boşanmanın sonuçları konusunda anlaşamıyorsa çekişmeli boşanma davası gündeme gelir.

    Kusur, nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet, kişisel ilişki, ziynet alacağı ve diğer talepler dosyanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilebilir.

    Eşlerden Birinin Yabancı Olması Türkiye’de Boşanmaya Engel midir?

    Hayır.

    Eşlerden birinin yabancı olması veya her iki eşin de yabancı olması tek başına Türkiye’de boşanma davası açılmasına engel değildir.

    Ancak yabancılık unsuru bulunan bir boşanma dosyasında iki soru birbirinden mutlaka ayrılmalıdır:

    Birincisi, Türk mahkemelerinin davaya bakmaya yetkili olup olmadığıdır.

    İkincisi ise boşanmaya hangi ülkenin hukukunun uygulanacağıdır.

    Türk mahkemesinin davaya bakmaya yetkili olması, uyuşmazlığa mutlaka Türk hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini kural olarak iç hukukun yer itibarıyla yetki kuralları belirlemektedir.

    Türk Medeni Kanunu’nun 168. maddesine göre boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

    Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları bakımından MÖHUK m.41’de ayrıca özel bir milletlerarası yetki düzenlemesi bulunmaktadır.

    Bu nedenle “eşim yurt dışında yaşıyor, Türkiye’de boşanma davası açamam” şeklinde genel bir kabul doğru değildir.

    İki Yabancı Türkiye’de Boşanabilir mi?

    Şartların bulunması halinde evet.

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.04.2026 tarihli, 2025/5548 E. ve 2026/4435 K. sayılı kararı bu konuda oldukça önemlidir.

    Karara konu olayda davacı Mısır, davalı ise Suudi Arabistan vatandaşıdır. Tarafların Türk vatandaşlığıyla ilgileri bulunmamasına rağmen uzun süredir Türkiye’de yaşadıkları tespit edilmiştir.

    Yargıtay, yabancıların kimliklerini ve geçerli bir evliliklerinin bulunduğunu belgelendirmelerinin boşanma davası bakımından yeterli olabileceğini; evliliğin mutlaka Türk nüfus kayıtlarında bulunmasının aranamayacağını belirtmiştir.

    Tarafların müşterek mutad meskenlerinin Türkiye olması nedeniyle MÖHUK m.14 kapsamında Türk hukukunun uygulanması gerektiği değerlendirilmiştir.

    Dolayısıyla iki yabancının Türkiye’de boşanması hukuken mümkündür. Ancak mahkemenin milletlerarası yetkisi ve uygulanacak hukuk her dosyada ayrıca incelenmelidir.

    Farklı Ülke Vatandaşlarının Boşanmasında Hangi Hukuk Uygulanır?

    Yabancılık unsuru bulunan boşanma davalarında temel düzenleme MÖHUK m.14’tür.

    Boşanma ve ayrılığın sebepleri ve hükümleri bakımından öncelikle eşlerin müşterek milli hukuku uygulanır.

    Eşlerin ortak vatandaşlığı yoksa müşterek mutad mesken hukuku uygulanır.

    Müşterek mutad mesken de bulunmuyorsa Türk hukuku uygulanır.

    Bu nedenle örneğin eşlerden birinin Mısır, diğerinin Suudi Arabistan vatandaşı olması halinde yalnızca vatandaşlıklara bakılarak sonuca ulaşılamaz. Eşlerin müşterek mutad meskenlerinin nerede olduğu ayrıca araştırılır.

    Burada “mutad mesken” yalnızca nüfus veya adres kayıtlarından ibaret değildir. Kişilerin hayat ilişkilerinin fiilen yoğunlaştığı ve belirli bir süreklilik gösteren yaşam merkezi önem taşır.

    Sonradan Türk Vatandaşı Olan Yabancıların Boşanması

    Uygulamada özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan biri, evlendikleri tarihte yabancı olup daha sonra Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin boşanmasıdır.

    Örneğin iki Suriye vatandaşı Suriye’de evlenmiş olabilir. Eşlerden biri veya her ikisi daha sonra Türk vatandaşlığını kazanmış olabilir.

    Bu durumda boşanma davasında yalnızca evlilik tarihindeki vatandaşlıklara bakılmaz.

    MÖHUK m.3 uyarınca uygulanacak hukukun vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esasına göre belirlendiği hallerde, kanunda aksi öngörülmedikçe dava tarihindeki durum esas alınır.

    Dolayısıyla boşanma davasının açıldığı tarihte kişinin hangi vatandaşlığa sahip olduğu önemlidir.

    Bir diğer önemli düzenleme MÖHUK m.4’tür.

    Bir kişinin birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olması ve bu vatandaşlıklardan birinin Türk vatandaşlığı olması halinde, vatandaşlık esasına göre uygulanacak hukukun belirlenmesinde Türk hukuku dikkate alınır.

    Bu nedenle sonradan Türk vatandaşlığını kazanmış bir kişinin boşanmasında;

    • evlenme tarihindeki vatandaşlık,
    • Türk vatandaşlığının kazanıldığı tarih,
    • dava tarihindeki vatandaşlık,
    • kişinin diğer vatandaşlığını muhafaza edip etmediği,
    • diğer eşin vatandaşlığı,
    • eşlerin müşterek mutad meskeni

    birlikte değerlendirilmelidir.

    “Evlendiğimizde ikimiz de yabancıydık, dolayısıyla boşanmamızda da yalnızca yabancı hukuk uygulanır” şeklindeki yaklaşım her durumda doğru değildir.

    Evlilik Yurt Dışında Yapılmışsa Türkiye’de Boşanılabilir mi?

    Evliliğin Türkiye dışında yapılmış olması tek başına Türkiye’de boşanma davası açılmasına engel değildir.

    Ancak evliliğin hukuken mevcut olduğunun ve geçerli şekilde kurulduğunun belgelenmesi gerekir.

    Yabancı evlenme belgesi, belgenin düzenlendiği ülkeye göre apostil veya diğer tasdik işlemleri ve gerektiğinde Türkçe tercümesi önem taşımaktadır.

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararında da Türkiye nüfusuna kayıtlı olmayan yabancıların kimliklerini ve evli olduklarını belgelemelerinin boşanma davası bakımından yeterli olabileceği kabul edilmiştir.

    Eşlerden Biri Yurt Dışında Yaşıyorsa Boşanma Davası Nasıl Yürür?

    Eşlerden birinin Almanya, İngiltere, Fransa, ABD, Kanada, Suudi Arabistan veya başka bir ülkede yaşaması Türkiye’deki boşanma davasının yürütülmesini tek başına engellemez.

    Ancak bu durumda en önemli usuli konulardan biri yurt dışı tebligatıdır.

    Dava dilekçesi, tensip zaptı, duruşma günü, bilirkişi raporları, bazı ara kararlar ve gerekçeli karar gibi belgelerin karşı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerekebilir.

    Yurt dışı tebligatının yanlış yöntemle yapılması yalnızca birkaç haftalık bir gecikmeye neden olmayabilir. Usulsüz tebligat hukuki dinlenilme hakkı, kanun yolu süreleri ve kararın kesinleşmesi bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.

    Bu nedenle yabancılık unsuru bulunan boşanma dosyalarında tebligat stratejisinin davanın başında belirlenmesi gerekir.

    Yurt Dışındaki Türk Vatandaşına Tebligat Nasıl Yapılır?

    7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 25/a maddesi yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatlar bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Bu yöntem yalnızca Türk vatandaşları bakımından uygulanır.

    Yargı mercilerince çıkarılan tebligat evrakının belirli şartlarla ilgili Türk Büyükelçiliği veya Başkonsolosluğu aracılığıyla tebliği mümkündür.

    Bu konu sonradan Türk vatandaşlığını kazanmış kişiler bakımından da önem taşır. Muhatabın güncel vatandaşlık statüsünün tebligat yönteminin belirlenmesinde dikkate alınması gerekir.

    Yurt Dışındaki Yabancı Eşe Tebligat Nasıl Yapılır?

    Yurt dışında yaşayan eş yabancı ülke vatandaşıysa Tebligat Kanunu m.25/a’daki Türk vatandaşlarına özgü yöntem doğrudan uygulanmaz.

    Bu durumda ilgili ülke ile Türkiye arasındaki milletlerarası sözleşmeler, ikili adli yardımlaşma anlaşmaları ve uygulanabilir diğer tebligat kuralları incelenmelidir.

    Türkiye, 1965 tarihli Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne taraftır.

    Ancak yurt dışı tebligatında her ülke bakımından aynı prosedürün uygulanacağı düşünülmemelidir. İlgili ülkenin sözleşmeye taraf olup olmadığı, beyan ve çekinceleri, tercüme gereklilikleri ve kabul ettiği tebligat yöntemleri ayrıca kontrol edilmelidir.

    Dolayısıyla Almanya’daki bir eşe yapılacak tebligat ile başka bir ülkedeki eşe yapılacak tebligatın aynı şekilde yürütüleceği varsayılmamalıdır.

    Yurt Dışı Tebligatı Boşanma Davasını Neden Uzatabilir?

    Yurt dışındaki adresin eksik olması, muhatabın güncel adresinin tespit edilememesi, yanlış tebligat yönteminin seçilmesi, tercümelerin eksik hazırlanması veya ilgili ülkenin uluslararası tebligat kurallarının dikkate alınmaması yargılamayı ciddi biçimde uzatabilir.

    Anayasa Mahkemesinin 08.09.2020 tarihli S.A. başvurusunda bunun çarpıcı bir örneği görülmüştür. Yurt dışında bulunan eşe boşanma kararının tebliğ edilememesi nedeniyle kararın yaklaşık on yedi yıl kesinleşemediği bir süreç Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir.

    Bu örnek, yurt dışı tebligatının boşanma dosyasında tali bir bürokratik işlem olarak görülmemesi gerektiğini göstermektedir.

    Yurt Dışında Yaşayan Eşin Sosyal ve Ekonomik Durumu Nasıl Araştırılır?

    Boşanma davalarında tarafların ekonomik ve sosyal durumları özellikle tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve maddi-manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde önem taşır.

    Bir eş Türkiye’de yaşıyorsa sosyal ve ekonomik durum araştırması Türkiye’deki kurumlar ve kayıtlar üzerinden gerçekleştirilebilir.

    Ancak eş yurt dışında yaşıyorsa yalnızca Türkiye’deki kayıtlara bakılması kişinin gerçek ekonomik gücünü göstermeyebilir.

    Bu durumda uluslararası adli yardımlaşma ve istinabe mekanizmaları gündeme gelebilir.

    Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, ekonomik ve sosyal durum araştırmasını uluslararası istinabe kapsamında gerçekleştirilebilecek işlemler arasında göstermektedir.

    Türk Konsolosluğu Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırmasında Ne Yapar?

    Özellikle yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları bakımından Türk dış temsilcilikleri önemli bir fonksiyon üstlenebilir.

    Adalet Bakanlığının uluslararası adli yardımlaşmaya ilişkin açıklamalarına göre, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılmasına yönelik talepler kişinin bulunduğu yerdeki Türk diplomatik temsilciliğine iletilebilmektedir.

    Bu noktada konsolosluğun aile mahkemesinin yerine geçmediğinin altını çizmek gerekir.

    Konsolosluk boşanmaya karar vermez.

    Nafaka miktarını belirlemez.

    Tarafların kusur oranını tespit etmez.

    Ancak mahkemenin ve merkezi makamların uluslararası adli yardımlaşma mekanizması kapsamında ihtiyaç duyduğu bazı araştırma ve işlemlerde rol oynayabilir.

    Yabancı vatandaş bakımından ise ilgili ülkeyle Türkiye arasındaki milletlerarası adli yardımlaşma rejiminin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Yurt Dışındaki Eşin Geliri Nasıl İspatlanabilir?

    Yurt dışında yaşayan eşin ekonomik durumunun yalnızca kendi beyan ettiği maaştan ibaret olduğu kabul edilmek zorunda değildir.

    Somut olayın özelliklerine göre;

    • çalışma ve işyeri kayıtları,
    • iş sözleşmeleri,
    • maaş bordroları,
    • vergi kayıtları,
    • şirket ortaklıkları,
    • ticari faaliyetler,
    • taşınmazlar,
    • kira gelirleri,
    • banka kayıtları,
    • sosyal güvenlik kayıtları,
    • araçlar,
    • fiili yaşam standardı

    gibi unsurlar önem taşıyabilir.

    Hangi kayıtların uluslararası istinabe yoluyla temin edilebileceği ise kişinin bulunduğu ülkeye, o ülkenin hukukuna ve Türkiye ile mevcut adli yardımlaşma rejimine göre değişebilir.

    Özellikle şirket sahibi, serbest meslek sahibi veya yüksek gelir grubunda bulunan eşler bakımından sosyal ve ekonomik durum araştırmasının dava başlangıcında doğru şekilde planlanması önemlidir.

    Türk Konsolosluğunun Boşanma Dosyalarındaki Rolü Nedir?

    Türk dış temsilcilikleri milletlerarası aile hukuku dosyalarında farklı işlemlerde rol oynayabilir.

    Bunlar arasında yurt dışındaki Türk vatandaşlarına belirli usullerle tebligat yapılması, bazı adli yardımlaşma taleplerinin yürütülmesi, nüfus ve vatandaşlık işlemleri, vekaletname ve belirli noterlik işlemleri ile yabancı ülkelerde verilmiş boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tesciline ilişkin işlemler bulunmaktadır.

    Ancak konsolosluk mahkeme değildir.

    Dolayısıyla “konsoloslukta boşanma davası açılması” ile “konsolosluğun yabancı boşanma kararının nüfusa tescilindeki rolü” birbirine karıştırılmamalıdır.

    Yurt Dışında Boşanan Kişinin Türkiye’de Tekrar Boşanması Gerekir mi?

    Kural olarak mesele yeniden boşanmak değil, yabancı boşanma kararının Türkiye’de hukuki sonuç doğurmasının sağlanmasıdır.

    Yabancı ülke mahkemesinin verdiği boşanma kararının Türkiye’de etkili hale getirilmesinde somut olayın özelliklerine göre farklı yollar bulunmaktadır.

    5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 27/A maddesi kapsamında belirli şartların gerçekleşmesi halinde yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilmiş boşanma, evliliğin butlanı, iptali veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararların aile kütüğüne tescili mümkündür.

    Şartların bulunmadığı durumlarda ise MÖHUK kapsamında tanıma veya gerektiğinde tenfiz davası gündeme gelebilir.

    Yabancı karar nafaka, tazminat veya başka bir icra edilebilir hüküm de içeriyorsa tanıma ve tenfiz ayrımı özellikle önem kazanır.

    Sonradan Türk Vatandaşı Olan Kişi Yurt Dışında Boşanmışsa Ne Olur?

    Bu durumda vatandaşlık kazanma tarihi, yabancı boşanma kararının tarihi, kararın kesinleşme tarihi ve kişinin Türk nüfus kayıtlarının mevcut durumu birlikte incelenmelidir.

    Kişinin yabancı ülkede boşanmış olması, Türk nüfus kayıtlarında kendiliğinden boşanmış olarak görüneceği anlamına gelmez.

    Şartları bulunuyorsa yabancı boşanma kararının 5490 sayılı Kanun m.27/A kapsamında tescili mümkün olabilir. Bu yolun şartları gerçekleşmiyorsa mahkeme yoluyla tanıma veya gerektiğinde tenfiz gündeme gelebilir.

    Bu durum özellikle Türk vatandaşlığını kazandıktan sonra Türkiye’de yeniden evlenmek isteyen kişiler bakımından önemlidir.

    Yabancı Eş Türkiye’ye Gelmeden Boşanma Davası Görülebilir mi?

    Tarafların her duruşmada fiziksel olarak Türkiye’de bulunması genel bir zorunluluk değildir. Usulüne uygun vekaletname verilmesi halinde taraf avukat aracılığıyla temsil edilebilir.

    Ancak anlaşmalı boşanma bakımından önemli bir özellik bulunmaktadır.

    Türk Medeni Kanunu m.166/3, hakimin tarafları bizzat dinlemesini aramaktadır. Bu nedenle eşlerden birinin yurt dışında bulunması halinde anlaşmalı boşanma sürecinin, tarafın hiç dinlenmesine gerek bulunmadığı varsayımıyla yürütülmesi doğru değildir.

    Çekişmeli boşanmalarda ise avukatla temsil, uluslararası tebligat ve gerektiğinde uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları daha fazla önem kazanmaktadır.

    Uluslararası Boşanma Davalarında En Sık Yapılan Hatalar

    Yabancılık unsuru taşıyan boşanma davalarında zaman kaybının önemli bir kısmı davanın esasından değil, usuli işlemlerin başlangıçta yanlış planlanmasından kaynaklanabilir.

    Özellikle;

    • yabancı ülkedeki adresin eksik bildirilmesi,
    • muhatabın vatandaşlığının yanlış değerlendirilmesi,
    • yabancı kişiye Türk vatandaşlarına özgü tebligat yönteminin uygulanmaya çalışılması,
    • tercümelerin eksik hazırlanması,
    • ilgili ülkenin uluslararası sözleşmeler kapsamındaki durumunun kontrol edilmemesi,
    • yabancı evlilik belgesinin usulüne uygun sunulmaması,
    • uygulanacak hukukun hiç araştırılmaması,
    • yurt dışındaki gelir ve malvarlığının zamanında araştırılmaması

    dosyanın gereksiz yere uzamasına neden olabilir.

    Bir diğer önemli hata ise “dava Türkiye’de açıldığına göre Türk hukuku uygulanır” şeklindeki varsayımdır.

    Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ile uyuşmazlığa uygulanacak hukuk birbirinden farklı hukuki meselelerdir.

    Sık Sorulan Sorular

    Eşim yabancı. Türkiye’de boşanabilir miyim?

    Şartların bulunması halinde evet. Ancak Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ve uygulanacak hukuk ayrıca belirlenmelidir.

    İkimiz de yabancıyız. Türkiye’de boşanabilir miyiz?

    Şartları varsa mümkündür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.04.2026 tarihli, 2025/5548 E., 2026/4435 K. sayılı kararı bu konuda güncel bir örnektir.

    Türkiye nüfusunda evliliğimiz görünmüyor. Yine de boşanabilir miyiz?

    Yabancı kişilerin geçerli evliliklerini uygun belgelerle ispatlamaları halinde evliliğin Türk nüfus kayıtlarında bulunmaması tek başına davaya engel olmayabilir.

    Evlendiğimizde yabancıydım, sonradan Türk vatandaşı oldum. Hangi hukuk uygulanır?

    Dava tarihindeki vatandaşlık durumu önemlidir. MÖHUK m.3, m.4 ve m.14 birlikte değerlendirilmelidir.

    Hem Türk hem yabancı ülke vatandaşıysam ne olur?

    MÖHUK m.4 kapsamında birden fazla vatandaşlıktan birinin Türk vatandaşlığı olması halinde vatandaşlık esasına göre uygulanacak hukuk belirlenirken Türk vatandaşlığına öncelik tanınmaktadır.

    Eşim yurt dışında yaşıyor. Türkiye’de boşanma davası açabilir miyim?

    Diğer yetki şartlarının bulunması halinde eşin yurt dışında yaşaması tek başına Türkiye’de dava açılmasına engel değildir.

    Yurt dışındaki Türk eşe konsolosluk aracılığıyla tebligat yapılabilir mi?

    7201 sayılı Tebligat Kanunu m.25/a kapsamında yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına yönelik özel bir tebligat mekanizması bulunmaktadır.

    Yabancı eşe de aynı yöntem uygulanır mı?

    Hayır. Yabancı ülke vatandaşı bakımından ilgili uluslararası sözleşmeler, ikili anlaşmalar ve ilgili devletin tebligat rejimi değerlendirilmelidir.

    Yurt dışında yaşayan eşin geliri araştırılabilir mi?

    Evet. Somut olay ve ilgili ülkenin adli yardımlaşma rejimine göre uluslararası istinabe yoluyla ekonomik ve sosyal durum araştırması ile bilgi ve belge temini gündeme gelebilir.

    Yurt dışında boşandım. Türkiye’de yeniden boşanma davası mı açmalıyım?

    Genellikle hayır. Mesele yabancı boşanma kararının Türkiye’de tanınması, gerektiğinde tenfizi veya şartları varsa nüfus kütüğüne tescilidir.

    Sonuç

    Yabancılık unsuru bulunan boşanma davaları klasik bir boşanma dosyasından daha fazla hukuki katman içermektedir.

    Tarafların vatandaşlıkları, dava tarihindeki vatandaşlık durumları, sonradan kazanılmış Türk vatandaşlığı, müşterek mutad mesken, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, uygulanacak hukuk, yurt dışı tebligatı, sosyal ve ekonomik durum araştırması, konsolosluk işlemleri ve yabancı kararların Türkiye’deki etkileri birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle eşlerden birinin yurt dışında bulunduğu dosyalarda tebligat ve uluslararası adli yardımlaşma işlemlerinin dava açılmadan önce planlanması, yargılamanın gereksiz yere uzamasının önlenmesi bakımından önemlidir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık olarak; yabancı eşten boşanma, farklı vatandaşlıklara sahip eşlerin Türkiye’deki boşanma davaları, sonradan Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin aile hukuku uyuşmazlıkları, yurt dışı tebligatı, uluslararası istinabe, nafaka ve ekonomik durum araştırmaları ile yabancı boşanma kararlarının Türkiye’de tanınması, tenfizi ve nüfus kütüğüne tescili konularında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktayız.

    Her milletlerarası aile hukuku dosyasında vatandaşlık, ikamet, evliliğin yapıldığı ülke, tarafların güncel statüleri ve bulundukları devlet farklı olduğundan izlenecek hukuki yol somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

    Kaynaklar ve Hukuki Dayanaklar

    Bu yazının hazırlanmasında başta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu olmak üzere ilgili mevzuat; Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile Adalet Bakanlığı ve diğer resmi kurumların güncel açıklamalarından yararlanılmıştır.

    1. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)
    Özellikle m.3 (değişken ihtilaflar), m.4 (vatandaşlık esasına göre yetkili hukukun belirlenmesi), m.5 (kamu düzeni), m.14 (boşanma ve ayrılık), m.40 (Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi) ve m.41 (Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davalar).

    Resmi Gazete:
    https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2007/12/20071212-1.htm

    2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
    Özellikle boşanma sebeplerini düzenleyen m.161 ve devamı, anlaşmalı boşanma ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin m.166 ile boşanma davalarında yetkili mahkemeyi düzenleyen m.168.

    Mevzuat Bilgi Sistemi:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf

    3. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.04.2026, 2025/5548 E., 2026/4435 K.

    Karar, farklı ülke vatandaşlığına sahip iki yabancının Türkiye’deki boşanma davası, yabancı evliliğin ispatı ve müşterek mutad meskenin Türkiye olması halinde MÖHUK m.14’ün uygulanması bakımından önem taşımaktadır.

    Adalet Bakanlığı İçtihat Bilgi Bankası:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1218262300

    4. 7201 sayılı Tebligat Kanunu

    Özellikle yabancı ülkede bulunan kişilere yapılacak tebligat ile yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligata ilişkin m.25 ve m.25/a hükümleri önem taşımaktadır.

    Adalet Bakanlığı – Yurt Dışı Tebligat Hakkında Genel Bilgiler:
    https://diabgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/hukuk-tebligat-genel-hususlar14022020112629

    5. Adalet Bakanlığı – Uluslararası Hukuk İstinabe İşlemleri

    Yurt dışında bulunan kişilerin adreslerinin araştırılması, bilgi ve belge temini ile ekonomik ve sosyal durum araştırması dahil uluslararası adli yardımlaşma işlemlerine ilişkin açıklamalar.

    6. 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi

    Hukuki veya Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme, yabancı ülkelerde bulunan kişilere yapılacak tebligatlar bakımından Türkiye’nin taraf olduğu temel milletlerarası sözleşmelerden biridir.

    HCCH – Hague Conference on Private International Law:
    https://www.hcch.net/en/instruments/conventions/full-text/?cid=17

    7. Anayasa Mahkemesi – S.A. Başvurusu

    Yurt dışındaki eşe boşanma kararının tebliğ edilememesi nedeniyle kararın yaklaşık on yedi yıl kesinleşemediği olayda Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar, yurt dışı tebligatının boşanma davalarındaki önemini göstermektedir.

    8. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27/A

    Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma, evliliğin butlanı, iptali veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararların belirli şartlar altında aile kütüğüne tescil edilmesine ilişkin düzenleme.

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü:
    https://www.nvi.gov.tr/


    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Yabancı eşten boşanma, farklı vatandaşlıklara sahip eşlerin Türkiye’deki boşanma davaları, sonradan Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin boşanması, yurt dışında yaşayan eşe tebligat, uluslararası istinabe ve sosyal-ekonomik durum araştırması, yabancı boşanma kararlarının tanınması, tenfizi ve nüfus kayıtlarına tescili konularında hukuki danışmanlık ve dava takibi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Ofis: 0212 299 44 22
    Mobil / WhatsApp: 0507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: http://www.dolgun.av.tr


    Hukuki Bilgilendirme

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer alan açıklamalar hukuki mütalaa, somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki danışmanlık veya belirli bir sonucun elde edileceğine ilişkin garanti niteliğinde değildir.

    Özellikle yabancılık unsuru taşıyan boşanma davalarında uygulanacak hukuk, milletlerarası yetki, tebligat usulü, vatandaşlık durumu, mutad mesken, uluslararası adli yardımlaşma ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’deki etkileri her somut olayın özelliklerine göre değişebilir.

    Bu nedenle hukuki işlem veya dava yoluna başvurulmadan önce somut olayın belgeleri, tarafların vatandaşlıkları, yerleşim ve mutad mesken durumları ile ilgili yabancı devlet hukuku ve Türkiye’nin o devletle taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler ayrıca değerlendirilmelidir.