Yapay zeka araçlarının yargı pratiğine fiilen girmesiyle birlikte, hakimler, savcılar ve adliye personeli bakımından yeni bir risk alanı doğmuştur. Dosya özetleme, karar taslağı oluşturma veya analiz amacıyla kullanılan sistemlere; kişisel veriler, soruşturma içerikleri, mahkeme dosyaları ve emniyet evraklarının girilmesi, artık sadece teknik bir tercih değil; çok katmanlı bir hukuki sorumluluk doğuran bir eylem haline gelmiştir. Bu kullanım, aynı anda kişisel verilerin korunması hukuku, ceza hukuku ve disiplin hukuku alanlarına temas etmektedir.
I. KVKK Kapsamında Sorumluluk
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, adliye içerisinde işlenen tüm kişisel veriler; hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine tabiidir. Yapay zeka sistemlerine dosya yüklenmesi halinde, bu verilerin işlenme amacı ile kullanılan aracın niteliği arasında çoğu zaman doğrudan bir bağlantı kurulamaz. Bu durum özellikle Madde 4’te düzenlenen genel ilkelerin ihlali riskini doğurur.
Öte yandan, bu tür sistemlerin önemli bir kısmı bulut tabanlıdır ve veri işleme faaliyetleri çoğu zaman yurtdışı sunucular üzerinden gerçekleşir. Bu durumda, açık rıza, yeterlilik kararı veya uygun güvenceler bulunmaksızın yapılan veri aktarımı, Madde 8 ve 9 kapsamında hukuka aykırı hale gelir. Adliye içinde kullanılan bir aracın teknik altyapısı bilinmeden veri girilmesi, farkında olunmadan yurtdışına veri aktarımı anlamına gelebilir.
Madde 12 uyarınca veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunan veri sorumlusu organizasyon içinde yer alan hakim, savcı ve kamu personeli; bu yükümlülüğün ihlali halinde yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bireysel sorumluluk tartışmasının da tarafı haline gelebilir. Bu kapsamda, yapay zeka araçlarının bilinçsiz kullanımı, KVKK ihlali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.
II. Cezai Sorumluluk (TCK Kapsamı)
[iTürk Ceza Kanunu bakımından konu değerlendirildiğinde, yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi birden fazla suç tipiyle ilişkilendirilebilir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak bir sisteme kaydedilmesi, Madde 135 kapsamında suç teşkil edebilir. Aynı şekilde bu verilerin üçüncü taraf sistemlere iletilmesi veya erişilebilir hale getirilmesi, Madde 136 çerçevesinde “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Bu fiillerin kamu görevlisi sıfatıyla işlenmesi halinde, Madde 137 gereği cezaların artırılması söz konusu olur. Dolayısıyla hakim, savcı veya adliye personelinin bu tür bir veri aktarımına sebebiyet vermesi, nitelikli suç kapsamında daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Dosyanın niteliğine göre risk daha da büyür. Özellikle devlet güvenliği, kamu düzeni veya soruşturma gizliliği kapsamında bulunan belgelerin yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde; gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması, devletin güvenliğine ilişkin bilgilerin ifşası gibi suç tipleri de gündeme gelebilir. Bu durumda eylem, yalnızca kişisel veri ihlali olmaktan çıkar; doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir suç alanına dönüşür.
III. İdari ve Disiplin Sorumluluğu
Hakim ve savcılar bakımından 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümleri uygulanır. Mesleğin onur ve vakarına aykırı davranış, görevin gereklerine uygun hareket etmeme ve gizlilik yükümlülüğünün ihlali; disiplin yaptırımı doğurabilecek fiiller arasındadır. Yapay zeka sistemlerine dosya içeriği aktarılması, özellikle gizlilik ilkesinin ihlali kapsamında değerlendirilebilir.
Adliye personeli ve diğer kamu görevlileri açısından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri devreye girer. Görev sırasında öğrenilen bilgilerin açıklanması yasağı ve sadakat yükümlülüğü, bu tür veri aktarımını açıkça sınırlandırır. Bu yükümlülüğe aykırı davranış, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve hatta memuriyetten çıkarma gibi sonuçlar doğurabilir.
Ayrıca yargı teşkilatında kullanılan UYAP sistemi kapalı devre ve kontrollü bir yapı üzerine kuruludur. Bu sistem dışına veri çıkarılması, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda kurumsal güvenlik politikasının ihlali anlamına gelir ve idari sorumluluğu doğrudan tetikler.
IV. Devlet Sorumluluğu ve Rücu İhtimali
Bu tür ihlaller yalnızca bireysel sonuç doğurmaz. Kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya gizli bilgilerin ifşası halinde, devletin tazmin sorumluluğu doğabilir. Ancak idare hukuku ilkeleri gereği, ağır kusur veya açık ihlal durumlarında ilgili kamu görevlisine rücu edilmesi de mümkündür. Bu nedenle yapay zeka kullanımındaki hatalı işlemler, uzun vadede kişisel mali sorumluluk riskini de beraberinde getirir.
V. Devlet Sırrı ve Gizli Belgelerin Paylaşılması Riski
Yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi meselesi, yalnızca kişisel verilerin korunması ile sınırlı değildir. Dosyanın niteliğine bağlı olarak bu durum, doğrudan devlet sırrı veya gizli belge kapsamına giren bilgilerin kontrolsüz şekilde üçüncü taraf sistemlere aktarılması sonucunu doğurabilir. Bu noktada hukuki değerlendirme, veri koruma hukukunun ötesine geçerek devletin güvenliği ve yargı gizliliği eksenine taşınır.
Türk Ceza Kanunu kapsamında, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması suç teşkil eder. Hakim, savcı ve adliye personeli, bu bilgilere görevleri gereği erişmektedir. Bu nedenle söz konusu bilgilerin yapay zeka araçlarına girilmesi; teknik olarak bir “analiz” işlemi gibi görünse de, hukuki nitelik itibarıyla üçüncü taraf sistemlere aktarım ve dolayısıyla açıklama olarak değerlendirilebilir.
Özellikle terör suçları, organize suçlar, istihbarat bağlantılı soruşturmalar, uluslararası adli yardımlaşma dosyaları, sınır güvenliği ve göç süreçlerine ilişkin evraklar ile henüz alenileşmemiş yargısal değerlendirmeler; yüksek gizlilik derecesine sahip belgelerdir. Bu tür verilerin kontrolsüz biçimde yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde, yalnızca kişisel veri ihlali değil, aynı zamanda gizli kalması gereken bilgilerin ifşası söz konusu olabilir.
Bu noktada “veriyi kimseyle paylaşmadım, sadece sisteme yükledim” şeklindeki savunma hukuken yeterli değildir. Zira veri, üçüncü taraf altyapılar üzerinden işleniyorsa, bu durum fiilen bir aktarım ve açıklama niteliği taşır. Kontrolün kaybedildiği her durumda, hukuki sorumluluk doğar.
Sonuç olarak, adliye içerisinde yapay zeka kullanımı; dosyanın içeriğine bağlı olarak yalnızca KVKK ihlali değil, devlet sırrının ifşası ve yargı gizliliğinin ihlali gibi ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk alanıdır. Bu nedenle konu, basit bir teknolojik tercih olarak değil, doğrudan kamu güvenliği ve yargı bağımsızlığı meselesi olarak ele alınmalıdır.
VI. Genel Değerlendirme ve Acil Düzenleme İhtiyacı
Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının tamamen yasaklanması gerçekçi değildir. Ancak bu kullanımın kuralsız bırakılması, hem bireysel hem kurumsal ölçekte ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Bugün gelinen noktada sorun, teknolojinin varlığı değil; kullanım sınırlarının belirlenmemiş olmasıdır.
Adalet Bakanlığı’nın, hakimler, savcılar ve tüm adliye personeli bakımından yapay zeka kullanımına ilişkin açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık zorunluluktur. Hangi verilerin kesinlikle bu sistemlere yüklenemeyeceği, hangi araçların kullanılabileceği ve veri aktarımının hangi şartlara tabi olacağı genelge ve özelgelerle derhal belirlenmelidir.
Aksi halde, iyi niyetli ve pratik amaçlarla yapılan işlemler dahi; KVKK ihlali, ceza sorumluluğu ve disiplin yaptırımları ile sonuçlanabilecek çok boyutlu bir risk alanı oluşturmaya devam edecektir.
Sonuç ve Değerlendirme
Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, doğru sınırlar çizilmediği takdirde yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı anda KVKK ihlalleri, cezai sorumluluklar, disiplin yaptırımları ve hatta devlet sırrının ifşası gibi ağır sonuçlar doğurabilecek çok katmanlı bir risk alanı oluşturmaktadır. Hakimlerin, savcıların ve kamu personelinin iyi niyetle ve pratik amaçlarla gerçekleştirdiği işlemler dahi, mevcut mevzuat karşısında ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle mesele, bireysel dikkat çağrılarıyla çözülebilecek bir alan olmaktan çıkmış; doğrudan kurumsal düzenleme ihtiyacı haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı’nın genelge ve özelgelerle açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık gecikmeksizin ele alınması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde uygulama birliği sağlanamayacak, riskler kişisel inisiyatiflere bırakılacak ve bu durum hem yargı güvenliğini hem de kamu düzenini zedeleyecektir.
Bu çalışma, yalnızca teorik bir değerlendirme değil; sahada aktif olarak çalışan bir hukukçu perspektifiyle, uygulamada karşılaşılması kuvvetle muhtemel risklerin ortaya konulması amacıyla kaleme alınmıştır. Yargı sisteminin dijitalleşmesi kaçınılmazdır; ancak bu dönüşümün hukuki güvenlik, veri koruma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu şekilde ilerlemesi gerekmektedir.
Murat Can Dolğun
TD Hukuk ve Danışmanlık
İstanbul Barosu Avukatı
























