Etiket: dava stratejisi

  • Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

    Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

    31 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 7589 sayılı Kanun ile hukuk yargılamasında alacak davalarının kuruluşunu doğrudan etkileyen önemli bir değişiklik yapıldı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılırken, kısmi davaya ilişkin 109. maddeye yeni bir fıkra eklendi.

    Bu değişiklik ilk bakışta bir dava türünün kaldırılması ve diğerinin kapsamının genişletilmesi şeklinde okunabilir. Ancak uygulamadaki etkisi bundan daha geniştir. Yeni düzenleme; dava açılırken talep sonucunun nasıl belirleneceğini, bilirkişi incelemesi sonrasında talebin nasıl artırılacağını ve özellikle zamanaşımı riskinin nasıl yönetileceğini yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor.

    Belirsiz Alacak Davası Neden Önemliydi?

    Belirsiz alacak davasının temel işlevi, davacının dava açıldığı anda alacağının miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesinin kendisinden beklenemediği durumlarda ortaya çıkıyordu.

    Özellikle zararın veya alacağın gerçek miktarının bilirkişi incelemesi, karşı tarafın kayıtları ya da yargılama sırasında toplanacak deliller sonucunda ortaya çıkabildiği uyuşmazlıklarda bu kurum önemli bir usuli imkan sağlıyordu.

    Tazminat davaları, bazı işçilik alacakları ve hesaplamanın teknik inceleme gerektirdiği uyuşmazlıklar bunun tipik örnekleri arasındaydı.

    7589 sayılı Kanun ise HMK m.107’yi bütünüyle yürürlükten kaldırdı. Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 sonrasında açılan davalarda artık HMK anlamında belirsiz alacak davası bulunmuyor.

    Bu noktada değişikliğin yalnızca terminolojik olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. Uygulamacının artık dava açarken farklı bir usul stratejisi kurması gerekiyor.

    Yeni Sistemin Merkezinde Kısmi Dava Var

    Kanun koyucu belirsiz alacak davasını kaldırırken, HMK m.109’da düzenlenen kısmi davaya yeni bir imkan ekledi.

    Yeni hükme göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda davacı talebini aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere ve tahkikat sona erinceye kadar artırabilecek.

    Üstelik bu artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmayacak.

    Bunun pratik sonucu önemlidir.

    Örneğin davacı, miktarı henüz kesin olarak ortaya çıkmamış bir alacağının belirli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi veya diğer deliller sonucunda gerçek alacak miktarı ortaya çıktığında talebini artırabilir.

    Ancak burada önemli bir sınırlama bulunmaktadır:

    Bu imkan aynı dava içerisinde yalnızca bir kez kullanılabilir.

    Dolayısıyla yeni sistem uygulamacıya bir imkan sağlarken, aynı zamanda talep artırımının zamanlamasını dava stratejisinin önemli bir parçası haline getiriyor.

    Talep Artırımında Acele Etmemek Gerekebilir

    Yeni düzenlemenin uygulamada en fazla dikkat gerektiren yönlerinden biri kanaatimizce budur.

    Bir dosyada ilk bilirkişi raporunun alınmış olması, her zaman alacağın nihai miktarının ortaya çıktığı anlamına gelmez. Rapora itiraz edilebilir, ek rapor alınabilir veya yeni deliller sonucunda hesaplama değişebilir.

    Buna karşılık HMK m.109 kapsamında getirilen talep artırma hakkı bir defaya mahsustur.

    Bu nedenle ilk hesaplama ortaya çıkar çıkmaz talebin artırılması her dosyada doğru strateji olmayabilir.

    Uygulamacının;

    • tahkikatın hangi aşamada bulunduğunu,
    • bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığını,
    • ek rapor alınma ihtimalini,
    • karşı tarafın rapora yönelik itirazlarını,
    • dosyaya henüz kazandırılmamış delilleri

    birlikte değerlendirmesi gerekir.

    Yeni sistemde mesele yalnızca “talebimi artırabilir miyim?” sorusu değildir.

    Asıl soru, “talebimi ne zaman artırmalıyım?” olacaktır.

    Zamanaşımı Bakımından Önemli Güvence

    Kısmi davanın uygulamadaki en önemli sorunlarından biri, dava edilmeyen bölüm bakımından zamanaşımının devam etmesiydi.

    7589 sayılı Kanun bu konuda önemli bir değişiklik yaptı.

    Yeni HMK m.109/4 uyarınca talep sonradan artırıldığında, artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacak.

    Bu hüküm, yeni sistemin en önemli unsurlarından biridir.

    Örneğin 1.000.000 TL olduğu düşünülen ancak kesin hesabı henüz yapılamayan bir alacağın 100.000 TL’lik kısmının dava edildiğini varsayalım. Yargılama sonucunda alacağın 850.000 TL olduğunun ortaya çıkması ve talebin kanundaki şartlara uygun şekilde artırılması halinde, artırılan bölüm bakımından zamanaşımının kesilmesi artırım tarihinde değil, ilk davanın açıldığı tarihte gerçekleşmiş kabul edilecektir.

    Böylece kısmi davanın geçmişte yarattığı en önemli risklerden biri önemli ölçüde azaltılmış olmaktadır.

    Kısmi Dava Artık Belirsiz Alacak Davasının Aynısı mı?

    Hayır.

    Yeni düzenlemenin belirsiz alacak davasının gördüğü işlevlerin önemli bir bölümünü kısmi dava üzerinden karşılamaya çalıştığı söylenebilir. Ancak iki kurumun tamamen aynı olduğu sonucuna varmak doğru olmaz.

    Belirsiz alacak davasında davacı, hukuki niteliği itibarıyla alacağının tamamını dava konusu yapmakta; ancak dava başlangıcında bunun miktarını kesin olarak gösterememekteydi.

    Kısmi davada ise davacı, bölünebilir bir alacağın yalnızca belirli bir bölümünü dava etmektedir.

    Dolayısıyla yeni sistemde dava dilekçesinin hazırlanması sırasında hangi miktarın dava konusu edildiğinin ve geriye kalan alacak bölümünün hukuki durumunun açık biçimde ortaya konulması daha da önemli hale gelmektedir.

    Bu ayrım özellikle harç, kesin hüküm, talep sonucu ve vekalet ücreti gibi konularda ileride ortaya çıkabilecek uygulama tartışmaları bakımından gözden kaçırılmamalıdır.

    Dava Dilekçeleri de Yeni Sisteme Göre Kurulmalı

    Değişiklik, yalnızca yargılama sırasında yapılacak işlemleri değil, dava dilekçelerinin hazırlanma biçimini de etkiliyor.

    31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak bir alacak davasında artık alışkanlıkla “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası” şeklinde bir nitelendirme yapılması mümkün değildir.

    Bunun yerine öncelikle şu sorular cevaplanmalıdır:

    Alacak bölünebilir nitelikte midir? Dava tarihinde hesaplanabilen bölüm nedir? Hangi miktar dava konusu yapılacaktır? Kalan bölümün belirlenmesi için hangi delillerin toplanması gerekmektedir? Talep artırımının hangi aşamada yapılması öngörülmektedir?

    Bu değerlendirme, dava açılmadan önce yapılmalıdır.

    Başka bir ifadeyle yeni düzenleme, talep sonucunun belirlenmesini dava dilekçesinin sonunda yazılan bir rakam olmaktan çıkarıp dava stratejisinin merkezine yerleştirmektedir.

    Eski Dosyalar Bakımından Durum Farklı

    7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmü ayrıca önem taşıyor.

    HMK m.107’nin kaldırılması ve HMK m.109’da yapılan değişiklik, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmayacak.

    Dolayısıyla halihazırda görülmekte olan belirsiz alacak davalarının yeni düzenleme nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmesi söz konusu değildir.

    Bu nedenle uygulamada bir süre iki farklı rejim birlikte varlığını sürdürecektir:

    31 Temmuz 2026’dan önce açılmış davalarda eski hükümler, bu tarihten sonra açılmış davalarda ise yeni sistem esas alınacaktır.

    Özellikle devam eden dosyalarda yalnızca yürürlükteki HMK metnine bakılması bu nedenle yanıltıcı olabilir. Davanın açılış tarihi mutlaka kontrol edilmelidir.

    Uygulamacı Açısından Ne Değişti?

      Eskiden tartışmanın önemli bir bölümü “belirsiz alacak davası mı, kısmi dava mı?” sorusu etrafında şekillenirken, yeni dönemde farklı sorular öne çıkacaktır:

      Alacağın hangi bölümü dava edilmeli? Talep artırımı hangi aşamada yapılmalı? Bilirkişi raporunun kesinleşmesi beklenmeli mi? Bir defalık artırım hakkı ne zaman kullanılmalı?

      Özellikle yüksek miktarlı ticari alacaklar ve tazminat uyuşmazlıklarında bu kararların ekonomik sonuçları da küçümsenmemelidir. Başlangıçta dava edilen miktar harç yükünü etkilerken, talep artırımının zamanlaması ise davacının daha sonra hareket edebileceği alanı doğrudan belirleyebilir.

      Bu nedenle yeni sistemde kısmi dava artık yalnızca “alacağın bir bölümünü dava etmek” şeklinde basit bir usul tercihi olarak değerlendirilmemelidir.

      Sonuç

      7589 sayılı Kanun ile belirsiz alacak davasının kaldırılması, hukuk yargılamasında önemli bir yaklaşım değişikliğine işaret ediyor.

      Kanun koyucu bir taraftan HMK m.107’yi sistemden çıkarırken, diğer taraftan kısmi davada talebin tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına ve artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılmasına imkan tanıdı.

      Yeni düzenleme davacı açısından önemli kolaylıklar sağlıyor. Buna karşılık bir defalık talep artırımı, uygulamacının dosyanın gelişimini daha dikkatli takip etmesini zorunlu kılıyor.

      Bu nedenle 31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak alacak davalarında temel mesele artık yalnızca hangi dava türünün seçileceği değildir. Dava edilen miktarın belirlenmesi, delillerin toplanma sırası, bilirkişi incelemesi ve talep artırımının zamanı birlikte düşünülmelidir.

      Kısacası, belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla alacak davalarında strateji ortadan kalkmadı; aksine stratejinin ağırlık merkezi kısmi davaya taşındı.


      Bilgi Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda uygulanacak usul hükümleri, davanın açılış tarihi, talebin niteliği, zamanaşımı süresi ve ilgili geçiş hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    1. Avukatlar İçin Strateji: Good Strategy Bad Strategy Kitabından 10 Ders

      Avukatlar İçin Strateji: Good Strategy Bad Strategy Kitabından 10 Ders

      Strateji kavramı hukuk dünyasında sıklıkla kullanılmasına rağmen çoğu zaman yanlış anlaşılır. Strateji çoğu zaman hedefler, planlar veya temennilerle karıştırılır. Richard Rumelt’e göre ise strateji bundan çok daha somut bir kavramdır. İyi bir strateji üç temel unsurdan oluşur: durumun doğru teşhisi, yönlendirici politika ve uyumlu eylemler. 

      Bu yaklaşım yalnızca şirket yönetimi için değil, hukuk pratiği için de oldukça öğreticidir. Bir avukatın görevi çoğu zaman karmaşık bir uyuşmazlığı analiz etmek, müvekkilin menfaatlerini koruyacak yolu belirlemek ve buna uygun adımlar atmaktır. Bu bakımdan stratejik düşünme avukatlık mesleğinin merkezinde yer alır.

      Aşağıda Rumelt’in strateji anlayışından hareketle avukatlık pratiğinde uygulanabilecek 10 temel sonuç ele alınmaktadır.

      1. Her dava veya uyuşmazlık önce doğru teşhis gerektirir

      Rumelt’e göre iyi stratejinin ilk adımı teşhistir. Yani karşılaşılan sorunun gerçek niteliğini anlamaktır. 

      Hukuki uyuşmazlıklarda da benzer bir durum söz konusudur. Bir davanın veya müzakerenin başarısı çoğu zaman şu soruların doğru cevaplanmasına bağlıdır:

      Uyuşmazlığın gerçek hukuki sorunu nedir?

      Taraflar arasındaki temel çıkar çatışması nerede ortaya çıkmaktadır?

      Sorunun hukuki mi yoksa ticari bir boyutu mu daha ağır basmaktadır?

      Yanlış teşhis edilen bir uyuşmazlıkta doğru strateji kurulması mümkün değildir.

      2. Strateji hedef belirlemek değil, yol belirlemektir

      Rumelt, hedeflerin strateji olmadığını özellikle vurgular. 

      Bir uyuşmazlıkta “davayı kazanmak” veya “yüksek tazminat elde etmek” bir hedef olabilir. Ancak strateji şu soruya cevap verir:

      Bu sonuca hangi yöntemle ulaşılacaktır?

      Bu yöntem:

      dava açmak

      müzakere yürütmek

      arabuluculuğa gitmek

      uzlaşma teklif etmek

      gibi farklı seçeneklerden oluşabilir.

      3. Strateji uyumlu eylemler bütünüdür

      Rumelt’e göre iyi strateji tek bir karar değil, birbirini destekleyen eylemler dizisidir. 

      Hukuki uyuşmazlıklarda da başarılı sonuçlar genellikle şu unsurların birlikte yürütülmesiyle elde edilir:

      hukuki analiz

      delil toplama

      müzakere

      süreç yönetimi

      Bu unsurların birbirini desteklemesi stratejik bütünlüğü oluşturur.

      4. Sorunu görmezden gelen yaklaşım kötü stratejidir

      Rumelt kötü stratejinin en önemli özelliklerinden birinin problemi görmezden gelmek olduğunu belirtir. 

      Hukuk pratiğinde de bazı uyuşmazlıklar yalnızca hukuki argümanlarla değil, tarafların gerçek beklentileriyle ilgilidir.

      Örneğin bazı durumlarda taraflar için en önemli mesele:

      itibar

      ticari ilişki

      zaman

      maliyet

      olabilir.

      Bu gerçekler dikkate alınmadan kurulan hukuki strateji eksik kalır.

      5. Uyuşmazlıklarda odak noktası belirlemek gerekir

      Rumelt’e göre iyi strateji, kaynakları belirli bir noktaya yoğunlaştırmayı gerektirir.

      Bir davada çok sayıda iddia ileri sürmek yerine, güçlü hukuki argümanlara odaklanmak çoğu zaman daha etkili olabilir.

      Bu yaklaşım yargılama sürecinin daha açık ve etkili yürütülmesine yardımcı olur.

      6. Strateji çoğu zaman basit görünür

      Rumelt’in verdiği örneklerde başarılı stratejilerin çoğu sonradan bakıldığında oldukça basit görünmektedir. 

      Hukuk uygulamasında da en etkili çözümler bazen karmaşık hukuki tartışmalardan değil, sorunun özünü hedef alan yaklaşımlardan doğabilir.

      7. Stratejik düşünme alternatif yolları değerlendirmeyi gerektirir

      Bir uyuşmazlık her zaman tek bir çözüm yolu içermez.

      Avukatın görevi farklı ihtimalleri değerlendirmek ve müvekkil için en uygun yolu belirlemektir.

      Bu yaklaşım stratejik düşünmenin önemli bir parçasıdır.

      8. Uyumlu hareket etmek başarı ihtimalini artırır

      Rumelt, iyi stratejinin temel özelliklerinden birinin koordinasyon olduğunu belirtir. 

      Hukuk uygulamasında bu koordinasyon şu alanlarda önemlidir:

      müvekkil ile iletişim

      uzman görüşleri

      delil yönetimi

      hukuki süreç takibi

      Bu unsurlar birlikte yürütüldüğünde stratejik tutarlılık sağlanır.

      9. Stratejik düşünme uzun vadeli sonuçları dikkate alır

      Bazı davalarda kısa vadeli kazanç uzun vadeli sorunlar yaratabilir.

      Örneğin:

      ticari ilişkilerin tamamen sona ermesi

      yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkması

      itibar kaybı

      Bu nedenle stratejik yaklaşım yalnızca davanın sonucunu değil, sonrasındaki etkileri de dikkate almalıdır.

      10. İyi strateji karmaşık değil, tutarlı olandır

      Rumelt’e göre iyi strateji karmaşık kavramlar değil, tutarlı düşünce ve eylemler üretir. 

      Hukuk uygulamasında da başarılı sonuçlar genellikle:

      net analiz

      açık hedef

      uyumlu adımlar

      sayesinde ortaya çıkar.

      Sonuç

      Richard Rumelt’in strateji anlayışı hukuk pratiği için de önemli bir düşünme çerçevesi sunmaktadır. İyi strateji yalnızca hedef belirlemekten ibaret değildir. Doğru teşhis, yönlendirici yaklaşım ve uyumlu eylemler bir araya geldiğinde stratejik düşünme ortaya çıkar.

      Avukatlık mesleğinde bu yaklaşım, uyuşmazlıkların daha doğru analiz edilmesine ve hukuki süreçlerin daha etkili yönetilmesine katkı sağlayabilir.