Hukuk dünyasında yapay zeka tartışmaları giderek büyürken, dikkat çekici bir şekilde hedef sürekli avukatlar olmaktadır. Bu yaklaşım, meselenin özünü ıskalayan ve risk alanını yanlış belirleyen bir refleksin ürünüdür. Çünkü hukuk düzeninde belirleyici olan iddia veya savunma değil, hükmün kendisidir. Hükmü kuran ise avukat değil, hâkimdir. Bu nedenle tartışmanın ekseni yanlış kurulmuştur ve asıl sorulması gereken soru şudur: Yapay zeka kullanımının en büyük riski kimdedir?
Türk hukuk sisteminde avukat ile hâkim arasında ciddi bir sorumluluk dengesizliği bulunmaktadır. Avukat; vekâlet ilişkisi gereği hem sözleşmesel hem haksız fiil sorumluluğu altındadır ve hatalı bir işlem doğrudan maddi sorumluluk doğurabilir. Buna karşılık hâkimlerin sorumluluğu istisnai ve sınırlıdır; hukuki sorumluluk çoğu zaman Devlet üzerinden yürür, cezai sorumluluk ise ağır prosedürlere bağlanmıştır ve uygulamada oldukça dar bir alanda kalır. Bu tablo, yapay zeka kullanımında ortaya çıkan riski büyüten temel unsurdur çünkü daha büyük etki gücüne sahip olan makam, daha sınırlı sorumluluk rejimi içindedir.
Yapay zeka artık yalnızca bir araştırma aracı değildir; metin üretir, gerekçe oluşturur, içtihat derler ve değerlendirme yapar. Bir hâkimin gerekçe yazımında, hukuki analizde ve kanaat oluşturma sürecinde yapay zeka çıktısına dayanması teknik bir kolaylık değil, fiilen karar sürecine dış bir unsurun dahil edilmesidir. Sorun yapay zekanın kullanılması değildir; sorun, yapay zekanın düşünme sürecine ortak olmasıdır.
Yargılama sadece norm uygulaması değildir; hâkim somut olayı değerlendirirken vicdani kanaatini kullanır ve bu durum hukukun insani yönünü temsil eder. Yapay zeka ise vicdan üretmez, empati kurmaz ve somut olayın insani ağırlığını tartmaz. Bu nedenle hâkimin, zihnini ve vicdanını yapay zekaya devretmesi yalnızca teknik bir tercih değil, yargı fonksiyonunun özüne dokunan bir kırılmadır.
Bugün kamuoyunda ve meslek içi tartışmalarda odak sürekli avukatlara yöneltilmektedir. Oysa avukatın yaptığı hata sistem içinde denetlenebilir; karşı taraf vardır, mahkeme vardır, istinaf ve temyiz vardır. Ancak hâkimin yaptığı hata doğrudan hükme dönüşür ve bir kişinin özgürlüğünü, malvarlığını ve itibarını tek bir karar ile etkileyebilir. Bu nedenle riskin merkezi avukatlar değil, yargı yetkisini kullanan makamdır.
Bugün hâkimlerin yapay zeka kullanımına ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme (maalesef ve açıkça) bulunmamaktadır. Ne ölçüde kullanılacağı, hangi sınırların geçilemeyeceği ve hangi durumların yasak olduğu net değildir. Bu durum standartsız uygulamalara, kontrolsüz kullanım biçimlerine ve hesap verilebilirlik boşluklarına yol açmaktadır. Yargı gibi haklar ve özgürlüğün anlam kazandığı bir alanda kullanılan her aracın kaynağı / etkisi denetlenebilir olmalıdır. Aksi halde kararın arkasındaki irade kamu olmaktan çıkar.
Yapay zekadan korunması gereken meslek avukatlık değildir; avukatlık dönüşür, adapte olur ve rekabet içinde kendini yeniden üretir. Korunması gereken alan yargının kendisidir. Çünkü yanlış bir dilekçe düzeltilebilir, eksik bir savunma tamamlanabilir ancak hatalı bir hüküm çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurur. Eğer yargı makamı karar sürecinde dış üretimlere bağımlı hale gelirse hukuk devleti ilkesi görünürde korunur fakat içeriği zayıflar ve nihayetinde kaçınılmaz soru ortaya çıkar:
Kararı gerçekten kim verdi?
– Murat Can DOLGUN
İstanbul Avukatı
Görüş ve Önerileriniz için:
Mail: av.muratcandolgun@gmail.com
WhatsApp: +905074754422






