Etiket: dolgun akademi

  • Tera Fon Mağdurları 2026: Para İadesi, 7596 Kanun, SPK ve YTM Rehberi

    Tera Fon Mağdurları 2026: Para İadesi, 7596 Kanun, SPK ve YTM Rehberi

    DOLĞUN AKADEMİ | SERMAYE PİYASASI HUKUKU | 31 EKİM 2026

    Fon mağdurları için 2026 güncel ödeme ve hukuki haklar rehberi

    Tera Portföy, Pusula, Atlas ve diğer tasfiye fonlarının yatırımcıları için hukuki rehber: 131 fonun tasfiyesi, 455.758 yatırımcıya ilişkin açıklama, 1 milyon TL ara ödeme, Türkiye İş Bankası’nın rolü, YTM başvurusu, zarar hesabı, suç duyurusu ve tazminat davası.

    Yazan: Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık | Son mevzuat kontrolü: 31.10.2026

    Önce kısa cevap: Tera fonundaki para tamamen kaybedildi mi?

    Hayır. Fonun tasfiyeye alınması, yatırımcının parasının bütünüyle kaybedildiği veya tamamının geri ödeneceği anlamına gelmez. Ödenecek tutar, yatırımcının sahip olduğu fon, MKK kayıtları, satılabilecek fon varlıkları, uygulanacak tasfiye kuralları ve geri kazanılabilecek değerler üzerinden belirlenir. Tera Portföy’ün tasfiye kapsamındaki altı fonu bakımından tasfiye ile görevli kuruluş Türkiye İş Bankası A.Ş.’dir. 7596 sayılı Kanun kapsamında fon başına en fazla 1 milyon TL ara ödeme imkanı bulunmaktadır; bu rakam toplam zarar tazminatı ya da kesin ödeme taahhüdü değildir.

    Ayrıca Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. müşterilerinin Yatırımcı Tazmin Merkezi (YTM) hakları ile Tera Portföy yatırım fonu pay sahiplerinin tasfiye hakları farklı hukuki rejimlere tabidir. Önce hangi yatırımcı grubunda olduğunuzu saptamanız gerekir. Kaynak: SPK, 27.10.2026.

    1. Tera Holding fon skandalı nedir? 2026’da ne oldu?

    Kamuoyunda “Tera Holding fon skandalı”, “Tera fon krizi” ve “sermaye piyasası fon soruşturması” başlıkları altında tartışılan gelişmeler, birden fazla portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu yatırım fonlarına yönelik SPK işlemlerini ve eş zamanlı ceza soruşturmalarını kapsamaktadır. Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Tera Portföy Yönetimi A.Ş. ve Tera bağlantılı holdingler aynı tüzel kişi değildir. Hukuki sorumluluğun hangi şirkete, kişiye veya işleme ait olduğu bu ayrım gözetilerek belirlenmelidir.

    SPK’nın 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre 17 Eylül kararlarıyla yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunun tasfiyesine karar verilmiş, bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı MKK kayıtlarına göre 455.758 olarak belirtilmiştir. 455.758 kişinin tamamı Tera Portföy müşterisi değildir. Aynı şekilde kamuoyunda telaffuz edilen toplam fon büyüklükleri, hukuken hesaplanmış toplam zarar ile eşit tutulamaz. SPK, 23.09.2026.

    İlk müdahalenin etki alanında Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Capital Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy bulunmaktadır. Buna karşılık 17 Eylül tasfiye listesi, 27 Ekim tarihli özel Kanun, sonraki SPK ödeme usulleri ve tek tek kuruluşların durumları bire bir aynı kapsamda değildir. Bir fonun TEFAS’ta işleme kapanması, mutlaka aynı tarihte tasfiye edildiği veya aynı ödeme mekanizmasına bağlandığı sonucunu doğurmaz.

    Olayların hukuki kronolojisi

    Tarih Gelişme Yatırımcı bakımından sonuç
    2025 sonu – 2026 SPK bazı fonların düşük fiili dolaşımlı paylardaki olağandışı işlemlerine ilişkin gözetim ve düzenleme sürecini açıkladı. Fonun fiyatının hangi işlemlerle oluştuğu ve risk uyarılarının ne zaman yapıldığı araştırılmalıdır.
    17.09.2026 SPK’nın 2026/60 ve 2026/61 bültenleriyle işlem durdurma ve tasfiye kararları. Katılma payı ve satış talimatının durumu belirleyici hale geldi.
    21-23.09.2026 Tasfiye süresine ilişkin düzenleme ve 131 fon / 455.758 yatırımcı verisi. Tasfiye listesi güncellendi, yatırımcının hangi listede olduğu kontrol edilmelidir.
    28.09.2026 SPK, TEFAS talimatlarının hangi tarihler itibarıyla işleme alınacağını açıkladı. 16-17 Eylül talimatının verildiği saat ve iptal kaydı özel önem taşır.
    01.10.2026 SPK, belirli tasfiye fonları için fon başına 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yöntemini duyurdu. Ara ödeme, nihai tutardan düşülecektir.
    22-27.10.2026 7596 sayılı Kanun kabul edilip Resmi Gazete’de yayımlandı; SPK 76/1903 kararıyla uygulama kurallarını ilan etti. Yeni net yatırım, geri kazanım ve dağıtım modeli uygulanır.
    27-30.10.2026 Tera Yatırım Menkul’ün faaliyet izinlerinin iptali, yatırımcı tazmini, tedrici tasfiyesi ve YTM duyuruları. Aracı kurum müşterilerinin YTM dosyası ayrıca takip edilir.
    30.10.2026 Olağanüstü tasfiye kapsamındaki 7 fonda 235.705 yatırımcıya yönelik 29,3 milyar TL tutarlı ilk ara ödemelerin başlatıldığı açıklandı. Bu toplam bütün Tera fonlarını ifade etmez; yatırımcı kendi hesabında ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca kontrol etmelidir.

    30 Ekim 2026 ödeme güncellemesi: Anadolu Ajansı, TRT Haber ve Bloomberg HT’nin aynı gün yayımladığı bilgilere göre Atlas, Pusula ve Tera portföy yönetim şirketlerinin olağanüstü tasfiye kapsamındaki 7 fonunda 235.705 yatırımcıya yönelik 29,3 milyar TL ara ödeme başlatıldı. Ayrıca A1 Capital, Bulls, Pardus ve Hedef’in olağan tasfiye kapsamında önceki süreçte 93 fonda 63.759 yatırımcıya 68 milyar TL ödeme yapıldığı bildirildi. Haberlerde 30 Ekim itibarıyla bütün tasfiye türleri toplamında 100 fon, 299.464 yatırımcı ve 97,3 milyar TL bilgisi yer almaktadır. Bu toplu rakamlar, altı Tera fonunun tamamına aynı gün ödeme yapıldığını veya her yatırımcının ödeme aldığını kanıtlamaz. Anadolu Ajansı, 30.10.2026.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sermaye piyasası işlemlerine ilişkin soruşturmaları çerçevesinde gözaltı, tutuklama ve malvarlığı tedbirleri haberleştirilmiştir. Soruşturma, tutuklama ve SPK yaptırımı kesinleşmiş ceza mahkumiyeti anlamına gelmez. Bireysel suç isnatları, ceza dosyası delilleri ve mahkeme kararları üzerinden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Anadolu Ajansı, Ekim 2026.

    2. Hangi Tera fonları tasfiye ediliyor? TP2, TLV, TLY, THF, DOH, T3B

    Tera Portföy’ün ilk açıklamalarında beş fon kodu yer alırken 2026/61 sayılı SPK bülteni sonrasındaki listede altı fon bulunmaktadır. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca ilk medya haberlerindeki listeyle hareket etmesi sakıncalıdır. İncelemede şu fon kodları öne çıkmaktadır:

    Kod Fon Başlıca hukuki husus
    TP2 Tera Portföy Para Piyasası (TL) Fonu Para piyasası fonu; ara ödemede öncelikli sınıf.
    TLV Tera Portföy Para Piyasası Katılım (TL) Fonu Para piyasası niteliği; ödeme önceliği.
    TLY Tera Portföy Birinci Serbest Fon Serbest fonun yatırımcı niteliği ve risk bildirimleri.
    THF Tera Portföy Hisse Senedi (TL) Fonu İlk beşli açıklama yerine güncel altılı liste esas alınmalıdır.
    DOH Tera Portföy Dördüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon Değerleme, fiyat açıklama ve satış talimatı incelemesi.
    T3B Tera Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon Portföy bileşimi, yoğunlaşma ve ilişki incelemesi.

    Bu kodları içeren liste SPK 2026/61 Bülteni ve CNBC-e, 18.09.2026 üzerinden kontrol edilebilir. Başka Tera fonlarını elinde tutanlar, sırf şirket adı aynı diye 7596 sayılı Kanun kapsamına girdiğini varsaymamalıdır. Yasa, 17 Eylül’de tasfiyesine karar verilen ve yayım tarihi itibarıyla tasfiyesi tamamlanmamış fonlarla sınırlı bir özel düzenlemedir (m.1).

    Fonun risk seviyesi sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

    Hisse senedi yoğun veya serbest fonun piyasa riski taşıması olağandır. Yatırımcı risk üstlendi diye gerçeğe aykırı bilgilendirme, saklama ve iç kontrol ihlali, piyasa dolandırıcılığı yahut fon malvarlığının hukuka aykırı aktarımı iddiaları kendiliğinden hukuka uygun hale gelmez. Öte yandan her fiyat düşüşü manipülasyon veya tazmin edilebilir zarar sayılmaz. Fon içtüzüğü, ihraç belgesi, risk bildirim formu, yönetim sözleşmeleri, işlemlerin ekonomik gerekçesi ve nedensellik bağı birlikte incelenmelidir.

    3. Hangi mağdur grubundasınız? Üç farklı hukuki yol

    Birinci grup – tasfiyedeki Tera Portföy fonlarının katılma payı sahipleri: Hak sahipliği MKK ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarıyla belirlenir. 7596 sayılı Kanun ve ilgili SPK kararlarının ödeme modeli uygulanır. İş Bankası’nın yürüttüğü fon tasfiyesi birincil inceleme konusudur.

    İkinci grup – Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. nezdinde nakit, pay veya diğer sermaye piyasası aracı bulunan müşteriler: SPK’nın 27 Ekim 2026 tarihli 2026/77 sayılı Bülteniyle alınan yatırımcıların tazmini ve tedrici tasfiye kararı nedeniyle YTM süreci önem taşır. Aracı kurumun teslim edemediği nakit veya sermaye piyasası araçlarıyla bağlantılı haklar, YTM’nin özel kapsam koşullarına göre incelenir.

    Üçüncü grup – borsada TERA, TRHOL veya bağlantılı şirket paylarını alan yatırımcılar: Pay sahipliği, yatırım fonu katılma payı sahipliğiyle aynı değildir. Borsa payında yaşanan değer kaybı doğrudan 7596 sayılı Kanun kapsamında ara ödeme hakkı doğurmaz. Somut bir alım-satımın hukuka aykırı piyasa işlemleriyle bağlantısı ve tazmin şartları ayrı ispatlanmalıdır.

    Bir kişinin birden çok sıfatı olabilir. Örneğin Tera Yatırım hesabında nakit tutarken TP2 fonuna da sahip olan bir yatırımcı, iki ayrı hukuki incelemeye ihtiyaç duyabilir. Her bir alacağın dayanağı ve ödeme mekanizması ayrı dosyalanmalıdır.

    4. Fon satış emrim gerçekleşmedi: 16 ve 17 Eylül 2026 neden kritik?

    SPK’nın 28 Eylül 2026 tarihli açıklaması, yatırımcıların alım-satım talimatlarının sonuçları bakımından temel kaynaktır. Açıklamaya göre 17 Eylül’de TEFAS’a iletilen talimatlar işleme kapatma nedeniyle platformca iptal edilmiştir. 16 Eylül ve daha önce iletilmiş olmakla birlikte temerrüt veya fiyatın açıklanmaması nedeniyle sonuçlandırılamayan talimatlar ise özel olarak tasfiye kapsamında değerlendirilmiştir. SPK, 28.09.2026.

    7596 sayılı Kanun’un 3/5. maddesi, tasfiyeye konu fona 17 Eylül ve öncesinde iletilen, temerrüt veya fiyat açıklanmaması yüzünden gerçekleşmeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilmiş kişilerin fon pay sahibi statüsünü koruyan özel hüküm içerir. Bunun uygulanması için talimatın saati, sisteme ulaştığı an, blokaj ve iptal gerekçesi, fon payının hukuki durumu kayda dayalı araştırılmalıdır. Sadece telefon ekran görüntüsü çoğu zaman yeterli olmaz; yatırım kuruluşunun sunucu ve işlem kayıtları istenmelidir.

    Örnek: Yatırımcı 16 Eylül günü TP2 satış talimatı verdi, işlem valöründe fiyat açıklanmaması nedeniyle satış tamamlanamadı ve katılma payları bloke kaldı. Yatırımcı bakımından 7596 m.3/5 ile 2026/61 sayılı SPK kararı birlikte incelenir. Aynı kişi talimatı 17 Eylül’de verdiyse o günkü iptal kararının etkisi ayrıca araştırılır. Her iki senaryoda da fiili hesap hareketi ve MKK kaydı son sözü belirler.

    5. Tera fon mağdurlarına 1 milyon TL ödeme: Kim, ne kadar, hangi koşulla alabilir?

    1 Ekim tarihli SPK açıklaması ve 27 Ekim’de yürürlüğe giren 7596 sayılı Kanun’un 4. maddesi, tasfiye edilen belirli fonlar için bir ara ödeme rejimi kurmuştur. 1 milyon TL, fon başına ve yatırımcı başına ara ödeme tavanıdır. Her yatırımcıya mutlaka 1 milyon TL ödeneceği veya nihai zararının 1 milyon TL ile sınırlı olduğu sonucu çıkarılamaz.

    Kanunun m.4/2 hükmü uyarınca ara ödeme endeksleme uygulanmaksızın bulunan net yatırım tutarını aşamaz. Para piyasası dışındaki fonlarda ayrıca ilgili yatırımcının hesaplanan güncel katılma payı toplam değeri sınırı vardır. Ödeme, ilgili fonun dağıtılabilir nakdine ve SPK’nın ödeme sırası kararlarına da bağlıdır. Para piyasası niteliğindeki fonlara öncelik verilmiştir. SPK, 01.10.2026; SPK, 27.10.2026.

    Örnek A: Bir yatırımcının bir fondaki endekssiz net yatırım tutarı 600.000 TL ise yalnızca bu fon açısından 1 milyon TL’lik tavandan yararlanarak 1 milyon TL isteme hakkı doğmaz; hesaplamada 600.000 TL üst sınırı dikkate alınır. Ödeme koşullarının tamamı gerçekleşmiş olmalıdır.

    Örnek B: Bir yatırımcının TP2 ve THF fonlarında ayrı ayrı payları varsa ara ödeme değerlendirmesi iki fon için ayrı yürütülür. Her iki fonun nakit imkanı, güncel pay değeri, net yatırım tutarı ve ödeme önceliği aynı olmayabilir.

    Örnek C: Fonda daha önce 2 milyon TL yatırmış fakat kısmi satışlarla 1,5 milyon TL çekmiş bir kişinin yalnızca ilk yatırdığı 2 milyon TL’yi ileri sürerek talep oluşturması doğru değildir. MKK’nın fon bazlı net yatırım hesabı, zaman ve giriş-çıkış kayıtları esas alınır.

    Ara ödeme alan yatırımcının katılma payları bu aşamada iade alınmaz. Nihai ödemede daha önce alınan tutarlar mahsup edilir. 1 milyon TL ara ödemeye ilişkin ilanların, tasfiye kuruluşunun açıklamalarının ve MKK hesap dökümünün birlikte kontrol edilmesi gerekir. Ara ödeme için özel bir ibraname veya feragat metni sunulursa imzalanmadan önce ayrıca hukuki inceleme yapılmalıdır.

    Ödemeler başladı mı, hangi fon ne zaman ödenecek?

    Evet, 30 Ekim 2026 itibarıyla ilk ara ödemeler başlamıştır. Atlas, Pusula ve Tera grubundan yedi fonun 235.705 hak sahibine yönelik toplam 29,3 milyar TL ara ödeme kapsamına alındığı basına bildirilmiştir. Ancak 31 Ekim 2026 itibarıyla tüm yatırımcılar ve tüm fonlar için tek bir kesin ödeme tarihi söylemek mümkün değildir. İlgili fonun nakde çevrilen malvarlığı, MKK mutabakatı ve SPK’nın ödeme sırası kararı etkili olacaktır. 21 Eylül’de tasfiye usulündeki üç aylık sürenin altı aya çıkarılmış olması, her yatırımcının ödemesinin kesin olarak altı ayın sonunda yapılacağı anlamına gelmez. Güncel duyurular için SPK duyuruları ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtları izlenmelidir.

    6. Yatırımcı zararı nasıl hesaplanır? Net yatırım tutarı ile gerçek zarar aynı mıdır?

    Tasfiye hukukunda temel tartışma, fonun tasfiye tarihindeki birim pay fiyatı, yatırımcının nakit giriş-çıkışları ve fonun ekonomik olarak gerçek değeri arasındaki farktır. Fon büyüklüğü, yatırımcının yatırdığı toplam para, ekranda görülen son değer ve tazmin edilebilir gerçek zarar ayrı kavramlardır. Davada bu kavramların karıştırılması, hem fazla hem eksik talebe yol açabilir.

    7596 m.4/1, dağıtılabilir nakdin belirli karşılaştırma tutarına yetmemesi halinde ödeme hesabında dikkate alınacak net yatırım tutarını özel olarak tanımlar. MKK, yatırımcının nakit giriş ve çıkışlarını TÜFE ile Yİ-ÜFE değişimlerinin aritmetik ortalamasına göre kıstelyevm esasına dayalı endeksler; çıkışları ilk giren ilk çıkar (FIFO) yöntemiyle eşleştirir. Bu hesaplamanın uygulanma koşulları, fonun dağıtılabilir nakit durumu ve diğer kanuni sınırlamalarla birlikte ele alınmalıdır.

    Özel hukuk tazminatında ise ayrıca hukuka aykırı fiil veya yükümlülük ihlali, kusur veya kanuni sorumluluk sebebi, zararın varlığı ve uygun illiyet bağı değerlendirilir. Fon fiyatının hukuka aykırı biçimde yükseltildiği, gerçek riskin gizlendiği veya satışın haksız yere engellendiği iddialarında zarar kalemleri farklılaşabilir. Bu nedenle tasfiyede esas alınan net yatırım tutarı, her koşulda TBK kapsamında hükmedilecek tazminatın aynısı kabul edilemez.

    Avukatın üç hesap çıkarması gerekir

    1. Tasfiye hesabı: Fon, katılma payı adedi, MKK mutabakatı, 7596 m.4 yöntemi, fonun dağıtılabilir nakdi, alınan ara ve nihai ödemeler.
    2. İşlem bazlı zarar hesabı: Fon alım-satım tarihleri ve fiyatları, gerçekleşmeyen talimatlar, karşılaştırma yapılabilecek meşru fiyat/veri, illiyet.
    3. Ek zarar kalemleri: Şartları varsa temerrüt faizi, ispatlanabilir diğer mali kayıplar ve başvurulacak hukuki yolun izin verdiği giderler.

    Mükerrer tahsil mümkün değildir. 7596 m.4/5, tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan önceden alınan tutarların nihai ödemeden mahsubunu düzenler. Bu nedenle her müvekkil dosyasında tarihli ödeme ve tahsilat cetveli tutulmalıdır.

    7. 7596 sayılı Kanun yatırımcıya hangi yeni hakları veriyor?

    Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun (No. 7596), 22 Ekim 2026’da kabul edilmiş ve 27 Ekim 2026 tarihli, 33413 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kanunun 8. maddesi, düzenlemenin 17 Eylül 2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdiğini öngörür. Bu özel rejim, yalnızca kapsam maddesinde tanımlanan fonlar bakımından uygulanır. Tam metin: Resmi Gazete, 27.10.2026.

    a) Fonun malvarlığı korunur ve ekonomik olarak değerlendirilir

    Kanun m.3 uyarınca fon varlıklarının tespiti, değerlenmesi, nakde çevrilmesi, hak sahiplerinin belirlenmesi ve ödemeler SPK gözetiminde tasfiye ile görevli kuruluşlar tarafından yürütülür. Borsada işlem gören varlığın fiyatı gerçeği yansıtmıyorsa özel satış yöntemleri gündeme gelebilir. Amaç, fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değere ulaşmaktır. Tasfiye kuruluşunun özen yükümlülüğüne ilişkin uyuşmazlıklarda satış zamanı, alıcı, fiyat ve değerleme belgeleri önem taşır.

    b) Fon malvarlığından haksız çıkarılan değerlerin geri kazanılması

    Kanunun 5/1. maddesi, ekonomik bir amacı bulunmayan muvazaalı veya karşılıksız işlemler, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım-satım ve benzeri yollarla fon malvarlığından ilişkili kişi veya üçüncü kişiler lehine çıkarılan değerleri açıkça hedef alır. İşlemin şeklen sözleşmeye uygun görünmesi tek başına yeterli değildir; gerçek ekonomik amacı ve fon yararı incelenir.

    Kanunun 5/2. maddesinde sorumluluğa ilişkin özel sıra kurulmuştur: Öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi portföy yönetim şirketi sorumludur. Tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği açıkça anlaşılan zarar bakımından, sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile birlikte hareket edenler hakkında şahsi sorumluluk gündeme gelebilir. Bu sistem, her yöneticiye sadece unvanından dolayı ceza sorumluluğu yüklenmesi anlamına gelmez; bireysel ceza sorumluluğu ve özel kanundaki tahsil sorumluluğunun koşulları ayrı değerlendirilir.

    c) TMSF geri kazanım hesabı nasıl çalışır?

    Kanunun 5 ve 6. maddeleri uyarınca SPK’nın belirlediği sorumluluk tutarları için TMSF’nin özel tahsil yetkileri ve belirli malvarlıklarına kayyım atanması mekanizmaları düzenlenmiştir. Geri kazanılan tutarlar TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı, fon bazında özel alt hesaplarda izlenir; fonlara veya hak sahiplerine kanuni dağıtım usulleriyle aktarılır. Tasfiyesi bitmiş fonlara ilişkin belirli tutarların dağıtımında YTM ayrıca görev alabilir.

    TMSF’nin bu süreçte görevli olması, yatırım fonu katılma paylarının banka mevduatı gibi sigortalandığı anlamına gelmez. Fon malvarlığından geri alınabilecek tutarla TMSF’nin mevduat sigorta yükümlülüğü farklı hukuki konulardır. Aynı biçimde YTM’nin bazı dağıtımlarda görev alması, her fonun piyasa zararının YTM tazmin sistemi kapsamına girdiğini göstermez.

    d) Fon malvarlığı portföy yönetim şirketinden ayrıdır

    6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında yatırım fonu malvarlığının kurucu ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrı olması, yatırımcı korumasının temelidir. Bu ilke, portföy şirketi hakkındaki kurumsal tedbirlerle fon paylarının hukuki durumunun aynı sayılmasını engeller. Ancak ayrı malvarlığı niteliği fon içindeki varlıkların değer kaybetmeyeceğine dair bir güvence oluşturmaz.

    e) Kanundaki tartışmalı ve yargı denetimine açık konular

    7596 sayılı Kanun’un yayım tarihinden önceki döneme etkisi, SPK’nın sorumluluk ve tutar tespiti, TMSF’nin 6183 sayılı Kanun kapsamındaki tahsil araçları, malvarlığı tasarrufları ile hak sahiplerine ödeme yapılmaması kararları bakımından mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik, ölçülülük, masumiyet karinesi, etkili başvuru ve yargısal denetim ilkeleri önem taşır. Somut bir idari işlemin iptali ve tahsil işlemlerine karşı başvuru yolları, kararın muhatabı, tebliğ tarihi ve özel kanundaki yetki hükümleri incelenerek belirlenmelidir. Bir işlemin hukuki denetime açık olması, doğrudan hukuka aykırı olduğu sonucunu doğurmaz.

    8. Tera Yatırım Menkul’ün faaliyet izni iptal edildi: YTM tazminatı kimleri kapsar?

    SPK, 27 Ekim 2026 tarihli 2026/77 sayılı Bülteni kapsamında Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin tüm faaliyet izinleri ile yetki belgesinin iptaline, yatırımcılarının tazminine ve kurumun tedrici tasfiyesine karar vermiştir. Tera Yatırım’ın 30 Ekim duyurusu da başvuru ve tazmin sürecinde YTM açıklamalarına işaret etmektedir. Tera Yatırım, 30.10.2026; YTM, 28.10.2026.

    6362 sayılı Kanun’un 83-85. maddeleri uyarınca YTM, bir yatırım kuruluşunun yatırım hizmetleriyle bağlantılı nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüğünü yerine getirememesi durumunda özel tazmin rejimini işletir. Piyasa fiyatının düşmesi, fonun beklenen getiriyi sağlamaması veya borsa payının değer kaybetmesi, tek başına YTM’den zarar tazmini istemeye yeterli değildir.

    6362 m.85/1’e göre tazmin talebinde bulunma hakkı, tazmin kararının ilanından itibaren bir yıl sonra zamanaşımına uğrar. Bu süreyi doğrudan bugünkü tarihten saymak yerine resmi ilanın ve kişiye uygulanacak başvuru usulünün doğrulanması gerekir. YTM’nin ilanı, başvuru formu, alacak tespit cetveli ve itiraz süresi düzenli takip edilmelidir. Alacaklılar cetvelindeki eksik veya yanlış kayda zamanında itiraz edilmemesi ek uyuşmazlık doğurabilir.

    Önemli: 7596 sayılı Kanun’un fon başına 1 milyon TL ara ödeme tavanı, YTM’nin aracı kurum müşterisine uyguladığı tazmin tavanıyla aynı değildir. YTM bakımından ilgili yıla ait güncel tazmin üst sınırı resmi duyuru ve mevzuattan ayrıca kontrol edilmelidir. YTM güncel duyurular.

    9. Tera fon mağdurlarının başvurabileceği hukuki yollar

    9.1. Tasfiye kuruluşu, MKK ve SPK nezdinde kayıt doğrulama

    İlk aşamada yatırımcının hak sahipliği, fon kodu, katılma payı sayısı, işlemi sonuçlanmayan talimatları, net yatırım tutarı, fon tasfiye statüsü, ara ödeme ve mahsup kayıtları belirlenmelidir. Fonun kurucusundan talep edilen belge ile MKK ve tasfiye kuruluşu nezdindeki bağımsız kayıtlar karşılaştırılmalıdır. Bir uyumsuzluk varsa tarih, saat, işlem numarası ve talep edilen düzeltme açıkça belirtilerek yazılı itiraz yapılmalıdır.

    9.2. Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu ve delil talepleri

    Somut olayın delillerine göre 6362 sayılı Kanun’un 106. maddesindeki bilgi suistimali ve 107. maddesindeki piyasa dolandırıcılığı suçları gündeme gelebilir. İşlem bazlı piyasa dolandırıcılığında, sermaye piyasası aracının fiyatı, fiyat değişimi, arzı veya talebi konusunda yanlış yahut yanıltıcı izlenim yaratma amacıyla verilen emir ve gerçekleştirilen işlemler araştırılır. Suç tipi, salt zarar veya fiyat hareketi üzerinden kurulamaz. SPK’nın işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı açıklaması.

    6362 sayılı Kanun’un 115. maddesindeki özel muhakeme usulü nedeniyle sermaye piyasası suçları bakımından Kurulun yazılı başvuru rejimi ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır. Yatırımcının savcılığa delil sunması veya şikayette bulunması, kanundaki Kurul başvurusu gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Uygun olaylarda TCK m.155, m.157-158 veya m.282 yönünden araştırma yapılabilir; bu suçların unsurları gerçekleşmeden topluca isnat kurulması hukuken isabetsizdir.

    Bir mağdur vekilinin savcılıktan araştırılmasını isteyebileceği başlıca deliller şunlardır: Borsa İstanbul emir ve işlem logları; hesaplar arası eşleşmeler; ilişkili kişi ve şirket bağlantıları; MKK-Takasbank mutabakatı; fon portföyünde düşük fiili dolaşımlı pay yoğunlaşması; fon değerleme raporları; yatırım komitesi kararları; portföy saklama uyarıları; fon kurucusu ve aracı kurum iç yazışmaları; MASAK para hareketleri; ekonomik gerekçesi tartışmalı sözleşmeler ve işlemler. CMK m.128 kapsamında malvarlığına el koyma tedbirlerinin şartları ile 7596 m.6’nın özel hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Yatırımcı soruşturma aşamasında müşteki olarak başvuru yapabilir; kamu davası açılması halinde, suçtan doğrudan zarar görme ve CMK’nın diğer koşulları mevcutsa katılma istemi ayrıca değerlendirilebilir. Soruşturma dosyasının tamamının herkes tarafından erişilebilir olduğu varsayılamaz; erişim CMK ve dosyadaki kısıtlama kararlarına bağlıdır.

    9.3. Portföy şirketine, yöneticilere veya ilgili kuruluşlara karşı tazminat

    Fon yöneticisinin sadakat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, yanlış bilgilendirme yapıldığı, fonun izahname ve içtüzüğüne aykırı işlem gerçekleştirildiği veya zarara yol açan başka bir hukuka aykırılık bulunduğu ispatlanırsa 6098 sayılı TBK m.49, m.112 ve ilgili özel hükümler kapsamında tazminat talepleri değerlendirilebilir. Somut sorumluluğun niteliğine göre 6102 sayılı TTK’nın yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin hükümleri de gündeme gelebilir. Ancak ortaklık, fon ve yatırımcıya ait zararların birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Davada, davalı tüzel kişinin hukuki kimliği, yatırımcıyla sözleşmesel ilişki, işlemden kimlerin sorumlu olduğu, kusur ve illiyet ayrı ispatlanmalıdır. Portföy yönetim şirketi, aracı kurum, portföy saklayıcısı ve dağıtıcı banka farklı görevler üstlenmiş olabilir. Her birine karşı aynı gerekçeyle ve hiçbir ayrım yapmadan dava açmak, dava stratejisini zayıflatabilir.

    Davanın ticari dava veya tüketici uyuşmazlığı niteliği, görevli mahkeme, dava şartı arabuluculuk, zamanaşımı ve talep türü somut sözleşme ve hukuki ilişkiye göre incelenmelidir. TBK m.72’de haksız fiil talepleri için genel olarak öğrenmeden itibaren iki ve her halde fiilden itibaren on yıllık süre öngörülmekle birlikte, daha uzun ceza zamanaşımının uygulanma koşulları ve özel kanun süreleri ayrı değerlendirilir. Sözleşmeden doğan taleplerde TBK m.146 ve özel süreler dikkate alınmalıdır.

    9.4. İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir ve delil tespiti

    Paranın veya başka malvarlığının elden çıkarılması riski varsa İİK m.257 ve devamındaki ihtiyati haciz, talep konusu hakkın korunması için HMK m.389 ve devamındaki ihtiyati tedbir hükümleri değerlendirilebilir. Bunlar aynı şartlara tabi iki araç değildir. Özellikle 7596 sayılı Kanun’un özel tasfiye ve geri kazanım hesabına getirdiği haczedilmezlik ve işlem sınırlamaları göz ardı edilmemelidir.

    Mahkemece elde edilmesi güçleşebilecek elektronik işlem kayıtları, fiyatlama ve değerleme belgeleri bakımından HMK m.400 ve devamına göre delil tespiti değerlendirilebilir. Yatırımcı, korunmasını istediği delili, delilin nerede bulunduğunu ve ileride neden elde edilemeyebileceğini somutlaştırmalıdır. Ceza soruşturmasıyla toplanan delillerin ayrıca saklanması ve uygun olduğunda özel hukuk davasında celbi talep edilmesi gerekebilir.

    9.5. SPK işlemlerine karşı idari yargı ve idarenin olası sorumluluğu

    SPK kararlarının iptali için gerekli menfaat ihlali, kesin ve yürütülebilir işlem, dava süresi ve yetkili mahkeme ayrı ayrı araştırılmalıdır. 2577 sayılı İYUK m.7 uyarınca idare mahkemelerinde genel dava açma süresi kural olarak altmış gündür; başlangıç ve özel süreler işleme göre değişir. İdari başvuru yapılması veya dava açılması, kendiliğinden yürütmenin durdurulmasını sağlamaz. Şartları varsa yürütmenin durdurulması ayrıca istenir.

    SPK’nın gözetim faaliyetlerinin yetersiz kaldığı iddiasına dayalı bir tazmin talebi, idarenin somut hizmet kusuru, öngörülebilirlik, zarar ve illiyet bağı gibi unsurlar ispatlanmadan kabul edilemez. 7596 m.5/4’te TMSF tarafından yürütülecek belirli tahsil işlemlerinden doğan davalar için İstanbul idare mahkemelerine ilişkin özel yetki hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm bütün yatırımcı tazminat davalarının İstanbul idare mahkemesinde açılacağı şeklinde yorumlanmamalıdır.

    9.6. Birlikte hareket eden yatırımcılar toplu dava açabilir mi?

    Türkiye’de Amerikan hukukundaki genel nitelikli class action sisteminin aynen karşılığı bulunmamaktadır. HMK m.57 ve devamındaki ihtiyari dava arkadaşlığı, birden fazla yatırımcının ortak nitelikteki olayları birlikte yargıya taşımasında koşulları varsa kullanılabilir. Bununla birlikte her yatırımcının fonu, alım-satım tarihi, zararı, farklı sözleşme hükümleri ve zamanaşımı başlangıcı değişebilir. Aynı nitelikteki talepler için ortak delil stratejisi geliştirmek, kişisel zarar hesaplarını ortadan kaldırmaz.

    10. Tera fon mağdurları bugün ne yapmalı? Belgeler ve 10 adımlı kontrol listesi

    İlk günlerde en değerli hukuki işlem, yatırımcının hak sahipliğini ve emir geçmişini eksiksiz belgelemektir. Telefonla yapılan görüşmelerin içeriğini daha sonra ispatlamak güç olabilir. Resmi açıklamaları ve özel işlem kayıtlarını tarihli biçimde saklayın.

    1. Fon kodunuzu belirleyin: TP2, TLV, TLY, THF, DOH, T3B veya başka bir fon mu? Her fon için ayrı dosya oluşturun.
    2. MKK kayıtlarını alın: Katılma payı adedi, saklama hesabı ve hak sahipliği bakiyesini belgeleyin.
    3. Banka ve aracı kurum ekstrelerini indirin: Fona giriş, çıkış, kesinti ve mahsup hareketlerini baştan itibaren toplayın.
    4. TEFAS emir kayıtlarını isteyin: Talimat saati, emir numarası, valör, kabul, iptal ve temerrüt bildirimlerini saklayın.
    5. İzahname, içtüzük ve risk bildirimlerini arşivleyin: Yatırımın hangi koşullarla önerildiğini belirleyin.
    6. Yazılı açıklama talep edin: Hesabınızın hangi tasfiye rejiminde olduğunu, net yatırım tutarının nasıl hesaplandığını ve ödemeyi hangi kuruluşun yapacağını sorun.
    7. Ara ödemeyi belgeleyin: Ödemeyi hangi fondan, hangi tarihte ve hangi açıklama ile aldığınızı kaydedin; gerekirse hesabı itiraz edin.
    8. YTM gerekip gerekmediğini kontrol edin: Aracı kurum müşterisiyseniz 28 ve 30 Ekim YTM duyuruları ile sonraki ilanları izleyin.
    9. Hukuki süreleri ayrı takvimleyin: YTM tazmin başvurusu, idari dava, haksız fiil/sözleşme zamanaşımı ve özel ilan itiraz sürelerini tek bir tarihe indirgemeyin.
    10. Suç, tasfiye ve tazminat dosyalarını eşgüdümle yürütün: Alınan ödemeleri bütün dosyalarda beyan edin, mükerrer tahsil yaratmayın.

    Avukata gönderilecek dosyanın asgari içeriği: Kimlik ve iletişim bilgileri, banka/aracı kurum adı, fon kodu, hesap hareketleri, fon payı dökümü, işlem emirleri, valör bilgisi, iptal/temerrüt mesajları, fon edinimine ilişkin görüşmeler, yatırımcıya sunulan tanıtım ve risk belgeleri, SPK/KAP ilanları, alınan ödemeler ve mevcut dava/şikayet evrakı. Kişisel ve finansal veriler güvenli kanallardan iletilmelidir.

    11. Dört somut mağduriyet örneği ve başvuru talepleri

    Olay 1: Para piyasası fonu yatırımcısı

    Bir yatırımcı TP2’ye tasarruflarını aktarmış, satış emri verememiş veya verdiği emir sonuçlanmamış olabilir. Burada önce fon payı ile emir statüsü tespit edilmeli, ardından İş Bankası tasfiye süreci, SPK’nın para piyasası fonlarına tanıdığı öncelik ve 7596 m.4 uygulanmalıdır. Önce hangi bedelin hesaplandığı öğrenilmeli, tahsil edilmemiş tutar için dava yolu sonra şekillendirilmelidir.

    Olay 2: Serbest fonda yüksek tutarlı yatırım ve fiyat farklılığı

    Bir yatırımcı TLY veya T3B fonunun birim pay fiyatına güvenerek büyük tutarlı alım yapmış olabilir. Sonradan fon varlığının gerçeğe uygun değerlendirilmediği iddia ediliyorsa fonun günlük fiyatlama kayıtları, portföyündeki payların işlem hacmi, karşı taraflar, araştırma raporları ve risk bildirimleri istenmelidir. Yüksek kayıp tek başına suç kanıtı değildir; yatırımcının zararının hangi hukuka aykırı işlemden kaynaklandığı somutlaştırılmalıdır.

    Olay 3: Tera Yatırım hesabındaki nakde erişememe

    Yatırımcının bir aracı kurum hesabında nakdi veya kendisine teslim edilmesi gereken payları bulunmasına rağmen kuruluş bunları iade edemiyorsa YTM’nin 28 Ekim duyurusu ile sonraki başvuru ve alacak cetveli ilanları izlenmelidir. Fonun fiyat kaybı ve aracı kurumun teslim borcunu ifa edememesi farklı delil ve hesaplama gerektirir.

    Olay 4: Piyasa manipülasyonu iddiaları nedeniyle zarar gören hisse yatırımcısı

    Bir yatırımcı borsada TERA veya başka bir pay almış, fiyat düştüğü için zarar etmiş olabilir. Bu kişi, 7596 kapsamındaki fon katılma payı sahibi olarak değerlendirilemez. İddia edilen işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı ile kendi alım-satımı arasındaki ilişki, fiyatın oluşumunda hukuka aykırılığın etkisi, zarar ve illiyet ekonomik bilirkişilik gerektirebilir. Suç duyurusu yapılması, otomatik zarar tahsili sağlamaz.

    Yazılı başvuruda istenebilecek bilgiler

    Tasfiye ile görevli kuruluşa, SPK’ya veya ilgili finansal kuruma yapılacak kişiselleştirilmiş başvuruda şu konular somut biçimde istenebilir: (i) yatırımcı adına kayıtlı fon ve pay adedi, (ii) mutabakat tarihi, (iii) 16-17 Eylül tarihli talimatların işleme alınma/iptal gerekçesi, (iv) net yatırım tutarının dayandığı nakit akışı ve endeksleme hesabı, (v) hesaplanan ara ödeme tutarı ve ödeme tarihi, (vi) varsa kesinti, mahsup ve itiraz usulü. İstenen her bilgi yatırımcının kendi hesabına ve erişim yetkisine uygun olmalıdır.

    12. Tera fon mağdurlarının en çok sorduğu sorular

    Tera fonları ne zaman açılacak?

    Tasfiye kararı alınmış bir fonun normal TEFAS alım-satımına belirli tarihte açılacağını varsaymak doğru değildir. Süreç fonun tasfiyesi ve kanuni ödeme kuralları üzerinden yürür. Güncel fon kodu ve SPK kararına bakılmalıdır.

    Tera fon mağdurlarının parası ne zaman ödenecek?

    30 Ekim 2026 günü olağanüstü tasfiye kapsamındaki 7 fonda 235.705 yatırımcıya yönelik ilk ara ödemeler başlatılmıştır. Ödeme fon bazında dağıtılabilir nakit, MKK mutabakatı ve SPK’nın ödeme sırasına göre belirlenir. 31 Ekim itibarıyla tüm fonlar için tek bir kesin ödeme tarihi yoktur.

    Tera Portföy’de 1 milyon TL iade kesin mi?

    Hayır. 1 milyon TL, kanunda öngörülen ara ödeme tavanıdır. Endekssiz net yatırım tutarı, bazı fonlarda pay değeri, likidite ve diğer koşullar uygulanır.

    1 milyon TL kişi başına mı, fon başına mı?

    7596 kapsamındaki ilgili düzenlemede her yatırımcı için her bir fon bakımından ayrı ara ödeme tavanı öngörülmüştür.

    TP2 fonunda param kaldı. İlk adım ne olmalı?

    MKK pay dökümünüzü, banka giriş-çıkışınızı ve satış talimatınızı toplayın. TP2 için İş Bankası tasfiyesi ve SPK’nın para piyasası fonlarına ilişkin ödeme önceliğini izleyin.

    TLV, TLY, THF, DOH ve T3B aynı gün ödenir mi?

    Aynı gün ödeme garantisi bulunmamaktadır. Fonların niteliği, portföy yapısı ve dağıtılabilir nakdi farklıdır.

    THF fonu tasfiye listesinde mi?

    Evet. İlk açıklamalarda beş fon anılmasına rağmen sonraki SPK 2026/61 bülteni kapsamındaki listede THF dahil altı Tera fonu yer almıştır.

    17 Eylül’de satış emri verdim. Hakkım bitti mi?

    Hayır, sırf talimatın iptali fon payı üzerindeki hakkın sona erdiği anlamına gelmez. SPK’nın 28 Eylül açıklamasına göre 17 Eylül talimatları iptal edilmiş, yatırımcının fondaki pay sahipliği üzerinden tasfiye hakkı dikkate alınmıştır. Somut MKK kaydı kontrol edilmelidir.

    16 Eylül’de verdiğim satış emri gerçekleşmedi. Ne yapabilirim?

    Temerrüt veya fiyat açıklanmaması nedeniyle gerçekleşmeyen ve katılma payları bloke edilen talimatların 7596 m.3/5 kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Emir saati, blokaj ve talimatın durumuna ilişkin belgeler esas alınır.

    Fon tasfiyesinde avukata ihtiyaç var mı?

    Hak sahipliği ve olağan ödeme işlemleri her olayda dava gerektirmez. Ancak kayıt uyuşmazlığı, gerçekleşmeyen emir, eksik ödeme, yüksek kayıp, yöneticilerin sorumluluğu veya süreli itiraz varsa profesyonel hukuki inceleme önemli olabilir.

    Tera Yatırım Menkul müşterisi YTM’ye başvurabilir mi?

    SPK’nın 27 Ekim tazmin kararı sonrasında YTM’nin ilgili duyurularındaki kapsam ve usule göre başvuru değerlendirilir. YTM’nin yaptığı tazmin, fonun sıradan piyasa değer kaybını karşılamaz.

    YTM başvuru süresi ne kadar?

    6362 sayılı Kanun m.85/1 uyarınca tazmin talebinde bulunma hakkı, tazmin kararının ilanından itibaren bir yılda zamanaşımına uğrar. Resmi ilan ve kişisel sürenin başlangıcı ayrıca kontrol edilmelidir.

    SPK’ya şikayet ettim, param geri gelir mi?

    SPK başvurusu hak sahipliği, gözetim ve idari inceleme bakımından önemli olabilir; tek başına bir ödeme emri veya tazminat ilamı değildir. Tasfiye, YTM ve dava kanalları ayrı takip edilir.

    Tera yöneticileri hakkında soruşturma olması tazminat için yeterli mi?

    Hayır. Soruşturma olgusu, belirli kişinin hukuka aykırı fiilini, yatırımcının zararını ve nedenselliği tek başına kanıtlamaz. Her iddia bağımsız delille desteklenmelidir.

    TMSF paraları geri ödeyecek mi?

    7596 sayılı Kanun kapsamında TMSF bazı fonlardan haksız çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve özel hesaplarda izlenmesinde görev alabilir. Bu durumun banka mevduatı sigortası veya bütün fon paylarına devlet garantisi anlamına gelmediği özellikle bilinmelidir.

    Tera fonunda zararımın tamamını dava edebilir miyim?

    Dava açılabilirliği, sorumlu kişi ve kurum, hukuki sebep, zarar ve illiyet, görevli mahkeme ve süreler araştırılmalıdır. Alınan tasfiye ve geri kazanım ödemeleri mükerrer tahsili önlemek üzere hesaba katılır. Tam tahsil garantisi bulunmamaktadır.

    Tera hissesi alan kişi fon mağduru sayılır mı?

    Hisse senedi ile yatırım fonu katılma payı farklı araçlardır. TERA veya TRHOL pay yatırımcıları, ilgili fon payına ayrıca sahip değilse 7596 fon ara ödeme rejiminden doğrudan yararlanamaz.

    Yatırım fonum başka bir bankadan alındıysa kime başvurmalıyım?

    Fonun kurucusu ve tasfiye ile görevli kuruluş ile katılma payını saklayan/dağıtan kuruluş ayrı olabilir. Fon payı MKK kaydı, banka/aracı kurum hesabı ve fonun SPK tasfiye listesi birlikte değerlendirilmelidir.

    13. Hukuki değerlendirme: En etkili mağdur stratejisi nedir?

    Bir sermaye piyasası krizinde yatırımcıların en ciddi riski, aynı zarara ilişkin birden fazla ayrı hukuki rejimi birbirine karıştırmak ve bu sırada belge, itiraz veya dava sürelerini kaçırmaktır. 7596 sayılı Kanun’un tasfiye ve geri kazanım mekanizması güçlü bir başlangıç noktasıdır; ancak fonun nakde çevrilmesinden doğan ödeme, olası fon yönetimi ihlalleriyle bağlantılı tazminat veya aracı kurumun teslim borcuna ilişkin YTM tazmini için her durumda yeterli olmayabilir.

    Hukuki çalışma şu sıra ile yürütülmelidir: hak sahipliğinin tespiti, işlem kayıtlarının korunması, resmi tasfiye hesabının denetimi, eksik veya çelişkili kayıtların düzeltilmesi, sorumluluk ve illiyet incelemesi, gerekli cezai ve hukuki başvurular ile tahsil takibi. Bir yatırımcının yalnızca parasını yatırdığını göstermesi, her davada tüm tazmin unsurlarını ispatlamış olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık banka, portföy şirketi veya aracı kurumun hesaplaşma verilerini elinde tutması, mahkemeden bu kayıtların celbini istemenin önemini artırır.

    31 Ekim 2026 tarihi itibarıyla kamuya açık kaynaklardan Tera soruşturmalarının tamamına ait kabul edilmiş iddianame, bütün işlem kayıtları, kesinleşmiş mahkumiyet kararları ve yatırımcı bazında nihai zarar cetvelleri elde edilememiştir. Bu nedenle kişilerin suç işlediği veya her yatırımcının belirli tutarı kesin olarak tahsil edeceği yönünde hüküm kurulamaz. Mağduriyet iddiası taşıyan herkes için belgeye dayalı, kişisel bir hukuki değerlendirme gerekir.

    14. Kaynakça ve ileri okuma: Resmi kararlar, mevzuat ve haberler

    Kaynak seçimi bakımından Resmi Gazete, SPK, YTM, MKK/KAP ve kurumların kendi duyuruları birincil kaynak olarak; haberler ise olayın zaman çizelgesini ve taraf açıklamalarını karşılaştırmak için kullanılmıştır. Haber metinlerinde geçen isnatlar kesinleşmiş yargısal tespit olarak değerlendirilmemiştir. Bağlantılar takip parametresi içermez.

    1. 7596 sayılı Kanun, Resmi Gazete, 27.10.2026, S.33413: Kanunun tam metni.
    2. SPK, 27.10.2026, 76/1903 sayılı karar hakkında 10 soruda tasfiye ve ödeme esasları: Basın duyurusu.
    3. SPK, 17.09.2026 kararları, 2026/60 ve 2026/61 sayılı bültenler ile 27.10.2026 tarihli 2026/76 ve 2026/77 bültenleri: 2026 bülten arşivi.
    4. SPK, 23.09.2026, 131 fon ve 455.758 tekil yatırımcı açıklaması: Resmi açıklama.
    5. SPK, 21.09.2026, tasfiye süresine ilişkin üç aydan altı aya değişiklik: Resmi duyuru.
    6. SPK, 28.09.2026, 16-17 Eylül TEFAS talimatlarının durumu: Resmi açıklama.
    7. SPK, 01.10.2026, tasfiyedeki fonlarda ara ödeme: Resmi duyuru.
    8. SPK, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı hakkında yatırımcı bilgilendirmesi: Suçun unsurları.
    9. SPK Mevzuat Sistemi, 6362 sayılı Kanun ve III-52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği: Mevzuat.
    10. YTM, 28.10.2026, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. yatırımcılarının tazmini: Duyuru; YTM, 30.10.2026, yatırımcı bilgi talepleri: Duyuru.
    11. Tera Yatırım, 30.10.2026, izin iptali, tazmin ve tedrici tasfiye duyurusu: Kurumsal açıklama.
    12. Tera Portföy, 17-18.09.2026, fon tasfiye açıklamaları: Duyuru arşivi.
    13. KAP, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. şirket bilgileri ve bağlı ortaklıklar: Kurumsal kayıt.
    14. Anadolu Ajansı, 27.10.2026, SPK’nın Tera Yatırım’ın faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin haberi: Haber.
    15. Anadolu Ajansı, 2026, sermaye piyasası işlemleri soruşturmasının seyri: Haber.
    16. Anadolu Ajansı, 30.10.2026, 7 fonda 235.705 yatırımcıya 29,3 milyar TL ara ödeme: Haber.
    17. TRT Haber, 30.10.2026, olağanüstü tasfiyede ilk ödemeler: Haber.
    18. CNBC-e, 18.09.2026, Tera Portföy’ün altı fon hakkında açıklaması: Haber.
    19. YTM, başvuru ilanları ve resmi tazmin sistemi: Duyurular.

    Tera fon mağdurları için hukuki inceleme ve temsil

    TD Hukuk ve Danışmanlık, sermaye piyasası işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda yatırımcı bazında belge incelemesi, fon tasfiye hesaplarının değerlendirilmesi, SPK ve YTM başvuruları, ceza soruşturmasında mağdur haklarının takibi, tazminat ve delil koruma süreçlerine ilişkin hukuki değerlendirme yapmaktadır.

    Her dosyanın hukuki durumu, fon kodu, yatırım miktarı, işlem geçmişi, mevcut ödeme ve soruşturma delillerine göre değişir. Görüşme öncesinde MKK ve banka/aracı kurum hesap dökümleriniz ile satış emri kayıtlarınızı hazırlamanız önerilir.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Bakırköy/İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22

    Hukuki bilgilendirme ve sorumluluk notu: Bu metin 31 Ekim 2026 itibarıyla erişilebilir mevzuat ve kamuya açık açıklamalar temel alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel hukuki mütalaa, yatırım tavsiyesi, dava sonucu veya tahsil garantisi içermez. Soruşturma kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkındaki iddialar kesinleşmiş mahkeme kararı olmadıkça suçun sübutu olarak kabul edilemez. Bir başvuru öncesinde güncel mevzuat, resmi ilan ve kişisel deliller incelenmelidir. Herhangi bir kurum veya kişiye karşı suçluluk isnadı bu metnin amacı değildir.

    Dolğun Akademi | Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık

  • İkbal Avcıları: Prof. Dr. Aydın Gülan’ın Konuşmasının Düşündürdükleri

    İkbal Avcıları: Prof. Dr. Aydın Gülan’ın Konuşmasının Düşündürdükleri

    Murat Can Dolğun | İstanbul Avukatı

    Hukukta makam hırsının bedelini çoğu zaman hak arayan insanlar ödüyor.

    Prof. Dr. Aydın Gülan’ın 11 Ekim 2026 tarihli “İkbal Avcıları” konuşmasını izledim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi olan Aydın Hoca, üzerinde pek konuşmadığımız fakat her çağda bulunan bir insan tipini ele alıyor. Makam isteyen, yükselmek isteyen, bulunduğu yerle yetinmeyen insanı. Daha doğrusu, yükselmek uğruna başkalarının önünü kesmeye razı olanları.

    Aydın Hoca’yı öğrencilik yıllarımdan tanıyorum. Hukuk fakültesinde bizim sınıfımızın idare hukuku derslerine girmiyordu. Buna rağmen teklerde verdiği idare hukuku derslerini takip ederdim. Ayrıca (hafızam bana ihanet etmiyorsa) 2015 yılında başlattığı Hukuk Kültürü Konuşmalarına da katılırdım. Haftalık gerçekleştirilen bu konuşmalar, fakültenin olağan ders programından ayrıydı. Hukuka ilişkin kavramlar, hukukçunun düşünme biçimi ve iyi bir hukukçu (veyahut iyi insan) olabilmek için gerekli nitelikler üzerinde durulurdu. 2018 yılında hukuk fakültesinden mezun oldum. Mezuniyetimden sonra da Hukuk Kültürü Konuşmalarını takip etmeyi sürdürdüm. Pandemi dönemine kadar devam etti bu alışkanlığım. Bugün meslek hayatında karşılaştığım pek çok meseleyi değerlendirirken o konuşmaları daima hatırlıyorum. (Olur mu anımsamamak…)

    İkbal kelimesinin kendisinde bir kötülük yok. Her insan ilerlemek, yaptığı işin karşılığını görmek ister. Bir avukatın bürosunu büyütmesi, bir hakimin mesleğinde yükselmesi, bir savcının daha fazla sorumluluk üstlenmesi veya bir akademisyenin idari görev istemesi kadar tabi bir şey olamaz. Asıl mesele, insanın bu isteklerine ulaşırken nasıl davrandığı. Kendisinden daha başarılı (Aydın Hoca “yetkin” der) birini gördüğünde ne yaptığı. Hak etmediği bir göreve ulaşmak için hangi yollara başvurduğu.. Kendi çıkarıyla mesleğinin gerekleri karşı karşıya geldiğinde hangisini tercih ettiği..

    Aydın Hoca’nın konuşmasındaki en dikkat çekici tespitlerden biri, ikbal avcılarının kendi aralarındaki ilişkileri üzerine. Birbirleriyle yarışan, hatta birbirlerine karşı mücadele eden insanlar, daha nitelikli bir kişi karşılarına çıktığında anlaşabiliyorlar. Dün birbirlerinin yükselmesini engellemek isteyenler, bugün başkasının yükselmesine karşı birlikte hareket edebiliyor. Kişisel menfaatlerin insanları nasıl bir araya getirdiğini anlamak bakımından önemli bir gözlem.

    Hukuk dünyasına bakalım. Bir avukatın mesleki başarısını neyle ölçüyoruz? Üstlendiği dosyalarla mı, yaptığı hukuki çalışmalarla mı, kazandığı davalarla mı? Yoksa tanıdığı insanlarla, katıldığı toplantılarla, sahip olduğu çevreyle mi? Bunların hepsi meslek hayatında belirli ölçüde önem kazanabiliyor. Fakat mesleki yeterliliğin geri plana itilmesi ciddi bir sorun yaratıyor. Özellikle müvekkillerin, hukuki hizmetin niteliğini değerlendirmekte güçlük çektiği bir ortamda.

    Bazı müvekkillerin ilk sorusu, avukatın dosya hakkındaki hukuki görüşü olmuyor. İlgili savcıyı tanıyıp tanımadığını, hakimle görüşüp görüşemeyeceğini, belirli bir kamu görevlisine ulaşıp ulaşamayacağını soruyorlar. Bu soruların kendisi bile hukuk hizmetinin toplumda nasıl algılandığını gösteriyor. Müvekkil, kimi zaman hukuki bilgisinden önce avukatın ilişkilerinden sonuç bekliyor. Daha kötüsü, bu beklentiyi bizzat hukukçular da besleyebiliyor.

    Mesleki tecrübemiz boyunca böyle anlayışlarla karşılaşmamız mümkün. Dosyanın henüz incelenmediği, hukuki ihtimallerin ortaya konulmadığı bir aşamada kişisel ilişkilerden söz edilmesini olağan karşılamamalıyız. Bir avukatın görevi, müvekkilinin haklarını hukuk düzeninin sunduğu imkanlarla korumak. Bunun için bilgi, hazırlık, dikkat ve emek gerekiyor. Kişisel yakınlıkların hukuki güvencenin yerine geçmesi, avukatlık mesleğine duyulan güveni de zedeliyor.

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi, avukatın görevini özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmesini öngörüyor. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları da benzer bir anlayışı benimsiyor. Ne var ki meslek ahlakının gerçek değeri, günlük uygulamada ortaya çıkıyor. Müvekkile karşı dürüst davranmak, meslektaşın emeğine saygı göstermek, üstlenilen işi gereken dikkatle yürütmek. Bunların hiçbiri gösterişli işler sayılmaz. Oysa mesleğe duyulan güveni sağlayan da bunlar.

    Avukatlar arasındaki rekabetin de üzerinde durmak gerekiyor. Aynı alanda çalışan iki avukatın birbirleriyle rekabet etmesi son derece doğal. Ancak bu rekabetin mesleki yeterlilik üzerinden yürütülmesi beklenir. Başka bir avukatın itibarını zedelemek, onun hakkında dayanaksız iddialar yaymak veya müvekkilini elde etmek için meslektaşını kötülemek, meslek ahlakıyla bağdaşmıyor. Bir başkasının başarısını sürekli kendi başarısızlığımızın sebebi olarak görmeye başlarsak, mesleki gelişimimiz de bundan etkilenir.

    Üstelik mesele yalnızca bürolar arasındaki rekabetle sınırlı kalmıyor. Bir hukuk bürosunun kendi içindeki ilişkileri de aynı anlayışla değerlendirilmeli. Genç avukatların emeklerinin karşılığını alabilmesi, stajyerlerin mesleği öğrenebileceği bir ortamda çalışması, görevlerin hakkaniyetli biçimde dağıtılması gerekiyor. Kendi bürosunda bu hususları gözetmeyen bir avukatın başka kurumlarda liyakat araması ne kadar inandırıcı olabilir? Önce kendi davranışlarımızı değerlendirmeliyiz.

    Hakimlik mesleğine geldiğimizde sorumluluk daha da ağırlaşıyor. Hakim, önüne gelen uyuşmazlıkta karar verirken sahip olduğu yetkinin sınırlarını bilmek zorunda. Kararın taraflarından birinin ekonomik gücü, toplumsal konumu veya kamudaki ilişkileri, hukuki değerlendirmeyi etkilememeli. Anayasa’nın 138. maddesindeki hakim bağımsızlığı güvencesinin günlük hayattaki anlamı da burada ortaya çıkıyor.

    Bir hakimin mesleğinde ilerlemek istemesi anlaşılır. Ancak terfi beklentisinin, vereceği kararlara etkide bulunma ihtimali üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Özellikle kamuoyunun yakından takip ettiği davalarda hakimin karşı karşıya kalabileceği baskılar çeşitleniyor. Böyle durumlarda önündeki dosyayla sınırlı kalabilmek, kararını delillere ve hukuka dayandırabilmek büyük önem taşıyor. Hukukçunun bağımsızlığı, en çok güç kararlar karşısında sınanıyor.

    Cumhuriyet savcıları bakımından da benzer sorular gündeme geliyor. Soruşturmanın genişliği, şüpheli sayısı veya kamuoyunda yarattığı ilgi, tek başına mesleki başarının göstergesi olabilir mi? Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi, Cumhuriyet savcısına maddi gerçeği araştırma ve şüphelinin lehine olan delilleri de toplama yükümlülüğü yüklüyor. Çok temel. Dolayısıyla, bir savcının ikbal saikiyle bir komedyenin yalnızca aleyhine delil topluyor ve delilleri onlara işkence edercesine değerlendiriyor olmaması beklenir. Mesleki başarıyı yalnızca alınan Adalet Bakanlığı üst düzey memurlukları yahut Başsavcı makamlarıyla değerlendiren bir anlayışın, hukukçuluğun amacıyla bağdaşması güç.

    Burada insanın kendisine sorması gereken bir soru var: Yanıldığımızı kabul edebiliyor muyuz? Avukat olarak ileri sürdüğümüz hukuki görüşün eksik olduğunu, savcı olarak değerlendirdiğimiz delilin başka türlü yorumlanabileceğini, hakim olarak benimsediğimiz yaklaşımın isabetli olmayabileceğini kabul etmek kolay mı? Mesleki olgunluğun önemli göstergelerinden biri de bu. İnsanın kendi kanaatini yeniden değerlendirebilmesi.

    Konuşmayı dinlerken aklıma gelen Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nde geçen, “bir yargı mensubunun görevi sırasında sergilediği davranış kadar, meslek dışındaki ilişkilerinin yargıya duyulan güven üzerindeki etkisi”. Bu hususu özellikle önemsiyorum. Çünkü bir hakimin veya savcının kişisel ilişkilerinin, taraflar bakımından nasıl bir görünüm oluşturduğu da yargıya duyulan güveni etkileyebilir. Tarafsızlığın korunması, belirli davranışlardan kaçınmayı gerektirebilir.

    Aydın Hoca’nın konuşmasını dinlerken akademik hayatı da düşündüm. Üniversitelerdeki yükselme ve görevlendirme süreçleri, yıllardır tartışılıyor. Bir araştırmacının bilimsel çalışmaları yerine kişisel ilişkilerinin belirleyici hale gelmesi, yalnızca o araştırmacıyı ilgilendirmiyor. Hukuk öğrencilerinin; geleceğin hukukçularının aldığı eğitimi, bilimsel üretimin niteliği ile üniversitenin ve Türk adalet sisteminin geleceğini de etkiliyor.

    Üniversitenin başarılı bir araştırmacıya ihtiyacı var. Bilimsel görüşünü gerekçelendirebilen, araştırma yapan, öğrencisine zaman ayıran, meslektaşlarıyla tartışabilen bir akademisyene. Bu niteliklerin akademik yükselme süreçlerinde yeterince dikkate alınmaması, bilimsel hayatın gelişmesini de güçleştirir. Daha genç ve başarılı bir araştırmacının ilerlemesini engellemek isteyen kişinin, bulunduğu kuruma ne kazandırdığı da ayrıca sorgulanmalı.

    Aydın Hoca’nın idare hukuku derslerini ve Hukuk Kültürü Konuşmalarını hatırlamamın sebeplerinden biri de bu. Her iki çalışmanın biçimi farklıydı. İdare hukuku derslerinde hukuki kurumları ve kavramları ele alırken, Hukuk Kültürü Konuşmalarında daha geniş meseleler üzerinde düşünme imkanı bulurduk. Hukuk dilinin önemi, kavramların anlamı, hukukçunun zihinsel gelişimi ve mesleki yeterliliğin bilgiyle ilişkisi bu konuşmaların kapsamındaydı. Öğrencilik yıllarımda bu çalışmaların değerini hissediyordum. Mesleğe başladıktan sonra ise bazı düşüncelerin uygulamadaki karşılığını daha açık biçimde görmeye başladım. Bir hukukçunun düşüncesini nasıl oluşturduğu, farklı görüşlere ne kadar tahammül ettiği, kendi fikrini hangi gerekçelerle savunduğu da önemli. Hukuk eğitiminin bu yönü üzerinde daha fazla durmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Konuşmanın sonunda önem kazanan kavram ise gayret. Aydın Hoca, nitelikli insanların ikbal avcıları karşısında geri çekilmemesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımın üzerinde durmaya değer. Çünkü mesleki yeterliliği bulunan kişilerin görev almaktan kaçınması, kurumların işleyişini de etkileyebilir. İyi yetişmiş bir avukatın baro çalışmalarına katılması, nitelikli bir akademisyenin idari sorumluluk üstlenmesi, meslek hayatına ilişkin tartışmalara katkı sunması önem taşıyor.

    Fakat gayretin sınırlarını da konuşmalıyız. İnsan kendi hakkını ararken başkalarının hakkını gözetmek zorunda. Her mücadeleyi haklı görmek mümkün değil. Mesleki yükselme arzusuyla hareket eden herkesin de ikbal avcısı sayılması doğru olmaz. Böyle bir nitelendirme, kişinin somut davranışları üzerinden yapılmalı. Aksi halde bu kavramın kendisi de insanları haksız yere suçlamak için kullanılabilir.

    Üstelik insanları değerlendirirken kestirmeye gitmek gibi bir alışkanlığımız var. Bir hukukçunun önemli bir göreve gelmesi, geniş bir çevreye sahip olması veya kısa sürede mesleğinde ilerlemesi, onun hakkında olumsuz bir kanaat oluşturmak için yeterli sayılamaz. Başarıya ulaşan kişinin hangi şartlarda çalıştığını, ne kadar emek verdiğini ve hangi sorumlulukları üstlendiğini bilmeden hüküm vermek kolay. Söylentilerin yerini somut bilgiler, kişisel kanaatlerin yerini dikkatli değerlendirmeler almalı. Özellikle hukukçuların bu ayrımı gözetmesi gerekiyor. Başkalarının davranışlarını eleştirirken kendi gözlemlerimizin sınırlarını da bilmeliyiz. Her gördüğümüzden sonuç çıkaramayız; her duyduğumuzu doğru kabul edemeyiz. İkbal avcılığı kavramını yerli yerinde kullanmak, haksız ithamlardan kaçınmayı da gerektiriyor. Aksi halde eleştirdiğimiz davranışlara, bu kez eleştiri adına kendimiz başvurmuş oluruz.

    Bütün bu sorunları kişilerin iyi niyetine bırakmak da yeterli görünmüyor. Kurumların objektif değerlendirme ölçütlerine, şeffaf görevlendirme süreçlerine ve etkili denetime ihtiyacı var. Bir göreve kimin getirileceği konusunda açık ölçütler bulunması, ilgili kişilerin bu ölçütlere göre değerlendirilmesi ve kararların gerekçelendirilebilmesi gerekiyor.

    Hukuk mesleklerinde liyakatten söz ederken meslektaşlık ilişkilerimizi de gözden geçirmeliyiz. Başarılı bir genç avukata imkan tanımak, bir stajyerin çalışmasına değer vermek, meslektaşımızın doğru bir hukuki görüşünü kabul etmek, bir akademisyenin bilimsel başarısını takdir etmek… Bunlar büyük fedakarlıklar gerektirmiyor. Yine de zaman zaman bunları yapmakta zorlanıyoruz. Çünkü başkasının başarısını kabullenmek, kendi eksikliklerimizle de yüzleşmeyi gerektirebiliyor.

    İkbal avcılarından söz ederken insanın kendisini bu tartışmanın dışında tutması kolay. Başkalarının makam hırsını, kibirli davranışlarını, çıkar ilişkilerini uzun uzun anlatabiliriz. Peki kendi davranışlarımız? Bir meslektaşımız başarılı olduğunda ne düşünüyoruz? Bizden daha genç bir hukukçu daha iyi bir hukuki değerlendirme yaptığında bunu kabul edebiliyor muyuz? Bir göreve bizden daha uygun kişinin getirilmesini içtenlikle destekleyebiliyor muyuz? İnsanın kendisine yönelteceği sorular da bunlar olmalı.

    Aydın Hoca’nın konuşmasını değerli bulmamın başat sebebi, bu soruları yeniden kişisel gündemime getirmesi. Hukuk dünyasında makam ve unvanların önemi yadsınamaz. Ancak bunların nasıl elde edildiği, o görevlerin nasıl yerine getirildiği ve başkalarının haklarına ne ölçüde saygı gösterildiği üzerinde daha fazla düşünmeliyiz.

    Meslek hayatı boyunca pek çok dosya sonuçlandıracağız. Davalar kazanacağız, kaybedeceğiz. Kimi zaman haklı olduğumuzu düşündüğümüz halde beklediğimiz sonucu alamayacağız. Bazen başkalarının bizden önce ilerlediğini göreceğiz. Bazen de bizim önümüze fırsatlar çıkacak. İşte bütün bu aşamalarda nasıl davrandığımız, mesleki kimliğimiz hakkında sahip olduğumuz unvanlardan daha fazla şey söyleyebilir.

    Hukuk dünyasının ihtiyacı, nitelikli insanların gayret göstermesi kadar, o gayretin hakkını teslim edebilen kurumlar. Bu sorumluluk yalnızca hakimlere, savcılara, avukatlara veya akademisyenlere ait görünmüyor. Hepimizin payı var.

    Ve sonunda yine aynı soru:

    Mesleğimizde hangi makama ulaştık?

    Daha da önemlisi,

    o makama nasıl ulaştık?

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    E-posta:

    Av.muratcandolgun@gmail.com


    Kaynak ve Öneriler

    Gülan, Aydın, İkbal Avcıları, 11 Ekim 2026, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Keşşaf Topluluğu, UKDA, Ankara. Konuşmanın video kaydı.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türk Yargı Etiği Bildirgesi, 06.03.2019 tarihinde kabul edilmiş, 14.03.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Resmi metin.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi, 15.10.2025 tarihli ve 2025/1269 sayılı Genel Kurul Kararı. Rehber.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Budapeşte İlkeleri ve Diğer Yargı Etiği Belgeleri. Yargı Etiği Sayfası.

    Türkiye Barolar Birliği, Avukatlık Meslek Kuralları. Meslek Kuralları.

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 34; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 160; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 70 ve m. 138.

    Yayın Notu ve İletişim

    İşbu metin, hukuk mesleklerinde liyakat, meslek ahlakı ve kurumsal sorumluluk üzerine kişisel değerlendirmeler içeriyor. Herhangi bir kişi veya kurum hakkında somut bir hukuka aykırılık isnadı amacı taşıdığını doğrudan reddeder.

    TD Hukuk ve Danışmanlık
    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Bakırköy/İstanbul
    Telefon: +90 212 299 44 22

  • Military Service in Türkiye 2026: Fees, Exemptions & Citizenship

    Military Service in Türkiye 2026: Fees, Exemptions & Citizenship

    DOLĞUN AKADEMİ | MILITARY SERVICE LAW | 2026

    Military Service in Türkiye 2026: Types of Military Service, Paid Military Service Fees, Foreign Currency Military Service, Exemptions, and the Rights of Newly Naturalized Turkish Citizens

    Author: Attorney Murat Can Dolğun
    Publication: Dolğun Akademi – TD Law Firm
    Practice Areas: Administrative Law, Constitutional Law, Military Service Law, Turkish Citizenship Law, Immigration Law, and Human Rights Law
    Last Updated: October 23, 2026

    ABSTRACT

    Military service in Türkiye is a constitutional public obligation governed primarily by Article 72 of the Constitution of the Republic of Türkiye and Military Recruitment Law No. 7179. However, the obligation to perform military service does not apply identically to every Turkish citizen. A person’s age, medical condition, educational background, nationality status, residence abroad, previous military service, and the legal method through which Turkish citizenship was acquired may substantially affect the existence, duration, and manner of fulfilling this obligation.

    The year 2026 has been particularly significant for the Turkish military service system because of legislative amendments affecting paid military service fees. Through Law No. 7577, published in the Official Gazette on April 17, 2026, the statutory coefficient used to calculate the paid military service fee was increased from 240,000 to 300,000. Following the adjustment of the civil servant monthly salary coefficient in July 2026, the paid military service fee for the second half of the year was established at TRY 472,653.60.

    Nevertheless, Turkish military service law encompasses far more than the payment of a fee. The existing legal framework provides for six months of compulsory service as a private or non-commissioned enlisted soldier, twelve months of service as a reserve officer or reserve non-commissioned officer, paid military service, foreign currency military service, educational and overseas deferments, medical exemptions, and various circumstances in which military service is legally considered to have been completed.

    One of the most important subjects examined in this article concerns foreign nationals who subsequently acquire Turkish citizenship. In particular, male individuals who become Turkish citizens through real estate investment, exceptional naturalization, or ordinary naturalization procedures may benefit from specific exemptions or deferments under Article 43 of Military Recruitment Law No. 7179.

    This study also addresses the legal position of dual nationals, recognition of military service performed in foreign countries, the consequences of annulment or loss of Turkish citizenship, military service obligations following reacquisition of citizenship, failure to undergo military registration, failure to report for military service, administrative fines, medical assessments, administrative appeals, judicial review, and the protection of fundamental rights.

    The purpose of this article is not merely to explain military service procedures. It is to provide a comprehensive legal analysis of how military service obligations arise, how they may be postponed or discharged, and which legal remedies are available when administrative authorities incorrectly determine an individual’s military status.

    I. CONSTITUTIONAL AND LEGAL FOUNDATIONS OF MILITARY SERVICE IN TÜRKİYE

    Article 72 of the Constitution of the Republic of Türkiye establishes national service as both a right and a duty of every Turkish citizen. The same constitutional provision states that the manner in which national service shall be performed, or deemed to have been performed, either within the Armed Forces or in the public sector, shall be regulated by law.

    This constitutional provision establishes three fundamental principles governing military service obligations.

    First, military service is a public law obligation. Administrative decisions concerning military registration, classification, deferment, exemption, and deployment derive their legal authority from legislation rather than from private contractual relationships.

    Second, the scope and conditions of military service must be determined by legislation. Although the Constitution establishes national service as a general constitutional duty, it does not directly identify every category of persons required to perform military service or every individual entitled to exemption.

    Third, administrative decisions concerning military service remain subject to the rule of law and judicial review. Article 125 of the Constitution establishes the principle that administrative acts and decisions are subject to judicial review, subject to constitutionally recognized exceptions.

    Under Article 2 of Military Recruitment Law No. 7179, the legislation applies to male citizens of the Republic of Türkiye. Therefore, the general constitutional concept of national service must be distinguished from the personal scope of compulsory military service under existing statutory law.

    Women are not subject to the same general compulsory military service obligation applicable to men. However, women may serve in the Turkish Armed Forces as professional military personnel under the applicable recruitment and employment regulations.

    The general statutory military service age also requires clarification. Under Law No. 7179, military age begins on January 1 of the calendar year in which a male citizen turns 20 and ends on January 1 of the year in which he turns 41.

    Nevertheless, reaching the end of the statutory military service age does not necessarily eliminate every legal consequence arising from previous administrative violations or criminal proceedings.

    II. WHAT TYPES OF MILITARY SERVICE EXIST IN TÜRKİYE IN 2026?

    The modern Turkish military service framework was substantially reorganized through Military Recruitment Law No. 7179, which entered into force in 2019.

    The duration and legal characteristics of military service depend on the individual’s classification and applicable statutory conditions.

    Type of Service Duration Financial Conditions in 2026
    Regular enlisted military service 6 months No paid military service fee
    Reserve officer service 12 months Remuneration and benefits under applicable law
    Reserve non-commissioned officer service 12 months Remuneration and benefits under applicable law
    Paid military service 1 month TRY 472,653.60
    Foreign currency military service Distance education; no compulsory in-person basic training Foreign currency equivalent of TRY 472,653.60
    Voluntary additional six-month service Additional 6 months Allowance of at least the net minimum wage

    The table identifies the principal methods of performing military service. Other legal mechanisms include exemptions based on medical conditions, military service deemed completed following naturalization, and special exemptions prescribed by law.

    Such exemptions must not be confused with independent categories of military service. They concern circumstances in which the obligation does not arise, is discharged by operation of law, or is legally regarded as satisfied.

    Professional military careers, including commissioned officers, non-commissioned officers, specialist enlisted personnel, and contracted military personnel, are subject to separate rules concerning recruitment, employment, contractual obligations, and service benefits.

    III. HOW MUCH IS THE PAID MILITARY SERVICE FEE IN TÜRKİYE IN 2026?

    The paid military service fee applicable between July 1 and December 31, 2026, is TRY 472,653.60.

    This amount was officially announced by the Turkish Ministry of National Defence on July 7, 2026.

    3.1. How is the paid military service fee calculated?

    Under Article 9 of Military Recruitment Law No. 7179, the fee is calculated by multiplying the statutory indicator by the civil servant monthly salary coefficient applicable on the date of payment.

    For the second half of 2026, the calculation is as follows:

    300,000 × 1.575512 = TRY 472,653.60

    The Ministry of Treasury and Finance established the relevant monthly coefficient as 1.575512 through its circular dated July 3, 2026.

    3.2. What changed in April 2026?

    Law No. 7577, adopted on April 2, 2026, and published in Official Gazette No. 33227 on April 17, 2026, amended the statutory calculation method.

    Article 12 of that legislation increased the indicator used to determine the paid military service fee from 240,000 to 300,000.

    This constituted a 25% increase in the statutory indicator.

    Following the amendment, the Ministry of National Defence announced the April 2026 fee as TRY 416,361.30. The amount subsequently increased to TRY 472,653.60 in July following the adjustment of the civil servant salary coefficient.

    The legislative amendment also addressed the allocation of revenues collected through paid military service, including arrangements concerning the central budget and the Defence Industry Support Fund.

    Accordingly, the increase in paid military service fees during 2026 should not be attributed exclusively to ordinary salary coefficient adjustments. It resulted from the combination of a statutory legislative amendment and a subsequent coefficient adjustment.

    3.3. How much will paid military service cost in 2027?

    As of October 23, 2026, this study does not adopt any definitive paid military service amount for 2027.

    Under the existing legal framework, the amount is linked to the applicable civil servant monthly salary coefficient and is therefore subject to further adjustment.

    Any exact prediction concerning future fees must be distinguished from an officially determined amount.

    Applicants should also understand that the amount payable is linked to the legally applicable rate on the date of payment, rather than merely the date of submitting an application.

    IV. WHO CAN APPLY FOR PAID MILITARY SERVICE?

    Paid military service, commonly referred to in Turkish as bedelli askerlik, is available to eligible male Turkish citizens who satisfy the requirements established by Law No. 7179 and the Military Recruitment Regulation.

    Applicants must generally have entered military service age, must not have commenced actual military service, and must meet the applicable administrative and medical conditions.

    There is no general upper age limit for paid military service. However, the individual’s status as a person legally subject to military service must first be established.

    Applicants who have not completed their military registration and medical examination procedures must complete the necessary formalities before their applications can be properly processed.

    Individuals legally determined to be medically unfit for military service should not be required to pay a fee merely to obtain an exemption to which they are already entitled.

    4.1. Where can an application be submitted?

    Depending on the applicant’s circumstances, applications may be submitted through the Turkish e-Government system or at a military recruitment office.

    However, persons classified as draft evaders, unregistered military-age persons, or individuals who have failed to report for military service may be subject to a different procedure and may be required to apply directly to a military recruitment office.

    4.2. What is the payment deadline?

    As a general rule, the applicable paid military service fee must be paid within two months following the application date.

    Payment is made in a single installment. The statutory paid military service system does not provide an ordinary installment payment arrangement.

    Particular caution is required where an applicant has previously been classified as a draft evader or has failed to report for service.

    Failure to pay within the prescribed period may affect the person’s ability to benefit from paid military service in the future, depending on the relevant statutory restrictions and the applicant’s history.

    4.3. Is attendance at a military training facility compulsory?

    Yes. Payment of the fee alone does not ordinarily complete paid military service.

    Applicants must generally participate in one month of basic military training.

    Therefore, payment of the fee and the legal completion of military service are distinct stages.

    4.4. Can an applicant withdraw from paid military service?

    Withdrawal may be possible at certain stages of the application process.

    However, withdrawal after obtaining a place through classification or selection procedures may have consequences for the individual’s ability to apply again.

    For this reason, applicants should assess the refund rules, classification timetable, training dates, and possible consequences of withdrawal before making a final decision.

    V. FOREIGN CURRENCY MILITARY SERVICE: REQUIREMENTS, FEES, AND THE 1,095-DAY RULE

    Foreign currency military service, known in Turkish as dövizle askerlik, is a special mechanism available to certain Turkish citizens residing abroad.

    Although the financial calculation is connected to paid military service, the two systems are legally distinct.

    They differ in eligibility requirements, residence and employment conditions, and obligations concerning military training.

    5.1. Foreign currency military service fee in 2026

    For the second half of 2026, the underlying Turkish lira amount is TRY 472,653.60.

    The foreign currency equivalent is calculated using the applicable foreign exchange buying rate of the Central Bank of the Republic of Türkiye on the payment date.

    Consequently, there is no single fixed euro amount applicable throughout the entire year.

    For illustration only, if the applicable buying rate were TRY 50 per euro, the corresponding amount would be approximately EUR 9,453.07.

    This figure is an illustrative calculation and must not be interpreted as the actual exchange rate or an officially announced euro-denominated fee.

    5.2. The 1,095-day residence or employment requirement

    Eligible applicants generally must demonstrate at least three years, equivalent to 1,095 days, of qualifying residence or employment abroad under the statutory conditions.

    For individuals working abroad as employees, employers, or members of a profession or trade, employment and residence authorizations, contracts, and actual periods of work may be relevant.

    Different provisions may apply to persons working as seafarers aboard foreign-flagged vessels.

    For certain multiple nationals and individuals born and residing abroad who hold indefinite residence permits, the legislation may permit the relevant period of residence to be assessed without the ordinary employment requirement.

    Periods physically spent in Türkiye may have to be deducted from the qualifying period.

    In suitable circumstances, periods of employment in different countries may be combined, provided that the applicable legal conditions are satisfied and the relevant documentation is submitted.

    5.3. Must applicants travel to Türkiye for military training?

    No. Under the current foreign currency military service framework, eligible applicants are not generally required to travel to Türkiye to complete one month of physical basic military training.

    Instead, they must complete the distance education program established by the Ministry of National Defence.

    The official distance education portal is available at:

    https://dovizle.msb.gov.tr/

    It is important to distinguish completion of the online training program from final approval of the foreign currency military service application.

    Consular procedures, examination of supporting documents, confirmation of eligibility, and completion of payment obligations remain separate administrative stages.

    5.4. Is there an age limit?

    The former age limit of 38 for foreign currency military service has been abolished.

    Nevertheless, removal of that restriction does not create an unconditional right to complete military service through payment alone.

    Applicants must continue to satisfy the relevant statutory conditions.

    5.5. Important considerations for Turkish citizens living abroad

    Living outside Türkiye does not automatically establish eligibility for foreign currency military service.

    Applicants must examine the legal basis of their residence, employment status, actual time spent abroad, travel history, and consular records.

    Special restrictions may also apply to individuals who receive remuneration from Türkiye, work abroad in certain official capacities, or lack the relevant qualifying employment status.

    VI. REGULAR MILITARY SERVICE, RESERVE OFFICERS, AND RESERVE NON-COMMISSIONED OFFICERS

    6.1. Six-month military service

    Under the present legal system, the standard period of compulsory military service for enlisted personnel is six months.

    Not every individual subject to military service must choose the paid military service option.

    Where the statutory requirements are satisfied, the military obligation may be discharged by completing ordinary military service.

    6.2. Reserve officer service

    Reserve officer service lasts twelve months.

    Eligibility and classification depend on factors such as educational qualifications, personnel requirements of the Turkish Armed Forces, and the relevant military classification procedures.

    An applicant’s personal preference to serve as a reserve officer does not automatically entitle the applicant to that classification.

    6.3. Reserve non-commissioned officer service

    Reserve non-commissioned officer service also lasts twelve months.

    This category is particularly relevant to individuals holding qualifying higher education degrees.

    However, the applicant’s degree alone does not conclusively determine military classification.

    6.4. Comparing different military service categories

    The legal and financial consequences of regular enlisted service, reserve officer service, and reserve non-commissioned officer service are not identical.

    They differ in duration, duties, responsibilities, remuneration, and service conditions.

    Accordingly, the choice or preference expressed by an eligible applicant should be assessed in light of educational qualifications, professional circumstances, and individual requirements.

    VII. VOLUNTARY ADDITIONAL SIX-MONTH MILITARY SERVICE

    Individuals who complete their initial six-month military service as enlisted personnel may, subject to the applicable conditions, apply to continue their service for an additional six months.

    Approval depends on matters including the evaluation of the applicant by military superiors and the relevant personnel requirements.

    When approved, the total military service period becomes twelve months.

    Individuals serving during the voluntary additional period receive an allowance that must not be lower than the applicable net minimum wage, subject to the statutory framework.

    Participation is not compulsory and must not be confused with an automatic entitlement to continued military employment.

    The relevant legislation also provides certain benefits concerning subsequent military personnel recruitment and social security arrangements.

    The scope and application of these benefits depend on the special rules governing each procedure.

    VIII. MUST NEWLY NATURALIZED TURKISH CITIZENS PERFORM MILITARY SERVICE?

    One of the most important questions in Turkish citizenship law is whether foreign men who acquire Turkish citizenship later in life become subject to compulsory military service.

    The answer requires particular attention to Article 43 of Military Recruitment Law No. 7179.

    The legislation does not subject all newly naturalized citizens to exactly the same military service obligations.

    Instead, the individual’s age at naturalization, previous military service, and the legal method through which citizenship was acquired are decisive.

    8.1. Naturalized citizens aged 22 or older

    Under Article 43, persons who acquire Turkish citizenship in the calendar year in which they are 22 years of age or older are generally considered to have fulfilled their military service obligation.

    This rule is subject to the statutory exception concerning persons who acquire Turkish citizenship through descent.

    Importantly, the exemption does not necessarily require the individual to have completed military service in another country.

    The statutory age requirement constitutes an independent legal basis for treating the military service obligation as fulfilled.

    For example, a foreign man who acquires Turkish citizenship at the age of 30 and has never performed military service in any country may nevertheless be legally considered to have fulfilled his Turkish military service obligation, provided that the conditions of Article 43 are satisfied.

    In such circumstances, the individual does not obtain exemption by paying the paid military service fee.

    Instead, the relevant legislation treats the obligation itself as having been fulfilled.

    8.2. Why does the legal method of acquiring citizenship matter?

    Turkish citizenship may be acquired through birth, descent, ordinary naturalization, exceptional naturalization, or other procedures established by Turkish Citizenship Law No. 5901.

    The legal basis of citizenship acquisition may directly affect whether the military service exemption under Article 43 is applicable.

    In particular, individuals whose Turkish citizenship is established or registered through descent must not automatically be treated in the same manner as foreign nationals who subsequently acquire Turkish citizenship by a decision of the competent authorities.

    Failure to distinguish these categories may lead to serious legal errors in military registration and exemption decisions.

    IX. HOW IS THE AGE OF 22 CALCULATED FOR NEWLY NATURALIZED CITIZENS?

    The calculation of age is a particularly important issue under Article 43 of Military Recruitment Law No. 7179 and Article 90 of the Military Recruitment Regulation.

    According to the administrative rules explained by the Ministry of National Defence, the year of birth is taken into account rather than the precise day and month of birth.

    In practical terms, the relevant age is calculated by subtracting the person’s year of birth from the calendar year in which Turkish citizenship was acquired.

    Year of Birth Naturalization Year Calculated Age General Legal Result
    1990 2026 36 Military service deemed completed
    2000 2026 26 Military service deemed completed
    2004 2026 22 Military service deemed completed
    2005 2026 21 Military obligation and deferment must be examined
    2007 2026 19 Military service age and deferment rules must be examined

    These examples concern individuals acquiring Turkish citizenship for the first time, outside the statutory exception applicable to citizenship through descent.

    Different rules may apply to persons who lose and subsequently reacquire Turkish citizenship or who fall within the scope of special international agreements.

    Consider an individual born on December 31, 2004, who acquires Turkish citizenship on January 1, 2026.

    Although the individual has not yet reached his twenty-second birthday in the ordinary chronological sense, the difference between the naturalization year and birth year is 22.

    Accordingly, the statutory age requirement may be satisfied.

    This distinction may become particularly important when naturalization procedures are completed near the beginning or end of a calendar year.

    X. WHAT OPTIONS ARE AVAILABLE TO NATURALIZED CITIZENS AGED 21 OR YOUNGER?

    Men who acquire Turkish citizenship at an age that does not satisfy the statutory exemption under Article 43 may become subject to military service unless another legally recognized exemption or completed-service provision applies.

    However, Article 43 also provides an important deferment mechanism.

    Eligible individuals may request deferment of military service for two years from the date on which Turkish citizenship was acquired.

    This deferment should not be assumed to have been automatically entered into every individual’s military records.

    The applicant should verify the administrative status of the deferment and obtain confirmation from the relevant military recruitment office.

    10.1. What happens when the two-year deferment expires?

    Following expiry of the deferment period, the person may become subject to the applicable military registration and classification procedures.

    If the individual remains entitled to educational deferment or another statutory postponement, those possibilities must be separately examined.

    10.2. Newly naturalized university students

    University enrollment may provide an additional statutory basis for military service deferment.

    However, the two-year deferment associated with naturalization and a deferment based on educational status arise from different legal provisions.

    It should not be assumed that separate deferment periods can always be automatically added together.

    The date of university enrollment, age limits, earlier military registration history, and any draft evasion or failure-to-report status must be examined.

    XI. DOES MILITARY SERVICE COMPLETED IN ANOTHER COUNTRY COUNT IN TÜRKİYE?

    Article 43 of Law No. 7179 recognizes certain circumstances in which a person who subsequently acquires Turkish citizenship may be deemed to have fulfilled military service because of previous military service in the country of origin.

    Individuals who properly document that they completed military service, or were legally considered to have completed it, before acquiring Turkish citizenship may qualify under this provision.

    This rule is especially relevant to persons naturalized before reaching the age of 22.

    For example, a foreign national who acquires Turkish citizenship at the age of 21, having previously completed compulsory military service in his country of origin, should not automatically be classified as required to perform military service in Türkiye merely because he does not satisfy the age-based exemption.

    The recognition of previous military service must be assessed separately.

    11.1. What documents are required?

    According to the Ministry of National Defence’s explanations concerning naturalized citizens, documents establishing previous military service must be submitted in their original form, accompanied by Turkish translations prepared by a sworn translator and notarized as required.

    Depending on the country issuing the documents and the relevant international agreements, an apostille certificate or consular legalization may also be required.

    For persons whose previous foreign military service was legally regarded as completed without ordinary active duty, the relevant foreign authority’s decision and its legal basis should be examined.

    11.2. Foreign medical exemptions

    Some individuals may have commenced military service abroad but subsequently been discharged or exempted because of medical conditions.

    Under the relevant rules, such circumstances may qualify for recognition in Türkiye where the prescribed requirements are met.

    However, a foreign medical exemption certificate does not necessarily produce an identical exemption in Türkiye in every case.

    The previous military service history, the nature of the foreign decision, and the statutory recognition conditions remain important.

    XII. DUAL CITIZENSHIP, CITIZENSHIP BY DESCENT, AND TURKISH CYPRIOT NATIONALS

    12.1. Are all dual nationals exempt from Turkish military service?

    No. Dual nationality alone does not create an automatic exemption from compulsory military service in Türkiye.

    The decisive considerations include when Turkish citizenship was acquired, how it was acquired, when the other nationality was obtained, and whether an applicable bilateral agreement exists.

    12.2. Turkish citizens by birth

    A male individual who has been a Turkish citizen since birth and also possesses a foreign nationality generally remains subject to the ordinary Turkish military service rules.

    The age-based exemption under Article 43 cannot be applied merely because the individual holds more than one nationality.

    12.3. Citizenship acquired through descent

    Article 43 contains a specific exception regarding individuals who subsequently acquire Turkish citizenship through descent.

    Consequently, delayed registration of Turkish citizenship acquired through family lineage must be distinguished from naturalization by a decision of the competent Turkish authorities.

    The date on which citizenship was entered into the population register does not necessarily establish that citizenship was first acquired on that date.

    12.4. Dual nationals who completed military service abroad

    Following the entry into force of the new military recruitment framework in June 2019, military service performed in a foreign state by dual nationals is no longer recognized under an unrestricted general rule.

    Nevertheless, applicable bilateral agreements concerning mutual recognition of military service and legally protected transitional arrangements may remain relevant.

    The Ministry of National Defence has referred to arrangements involving Tunisia in its official explanations.

    Therefore, a man who has held both Turkish and German nationality since birth cannot necessarily rely solely on military service completed in another country as proof that his Turkish military service obligation has been discharged.

    12.5. Citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus

    The legal situation of persons who acquire Turkish citizenship while holding citizenship of the Turkish Republic of Northern Cyprus requires separate analysis.

    Article 42 of Turkish Citizenship Law No. 5901 and the applicable military service provisions must be considered together.

    Any special rules relating to the recognition of military service or the acquisition of Turkish citizenship must be assessed in the context of the particular individual’s circumstances.

    XIII. MILITARY SERVICE OBLIGATIONS OF TURKISH CITIZENS NATURALIZED THROUGH REAL ESTATE INVESTMENT

    Foreign nationals may acquire Turkish citizenship through qualifying investment under the exceptional naturalization provisions of Article 12 of Turkish Citizenship Law No. 5901 and the relevant implementing legislation.

    However, obtaining Turkish citizenship through real estate investment does not itself constitute a special military service exemption.

    The applicant’s age and legal method of citizenship acquisition must be assessed under Article 43 of Law No. 7179.

    For example, a male investor who acquires Turkish citizenship through a qualifying real estate investment at the age of 40 in 2026 will generally be regarded as having fulfilled his military service obligation, provided that the relevant statutory conditions apply.

    The legal position of the investor’s family members may be different.

    Suppose the same investor has a 19-year-old son who also acquires Turkish citizenship.

    The son’s military status cannot automatically be assumed to be identical to that of his father.

    The relevant questions include the son’s citizenship acquisition procedure, the date of the naturalization decision, his age, previous military service, and any applicable deferment or exemption.

    For this reason, citizenship-by-investment applications should address the military service status of male family members as part of the overall legal planning process.

    The conditions and legal risks associated with Turkish citizenship by investment are examined in our related publication:

    Turkish Citizenship by Investment in 2026: Requirements and Legal Risks.

    XIV. HOW DO ANNULMENT, LOSS, OR REACQUISITION OF TURKISH CITIZENSHIP AFFECT MILITARY SERVICE?

    The annulment, loss, withdrawal, and reacquisition of Turkish citizenship may create substantial legal consequences concerning military service.

    However, these legal concepts must be distinguished carefully.

    Annulment of a citizenship acquisition decision, deprivation of citizenship, permitted renunciation, and the various statutory mechanisms for loss of nationality do not necessarily have identical legal grounds or effects.

    14.1. What happens to military records when citizenship is annulled?

    When a person’s Turkish citizenship status changes, the relevant population and citizenship records may need to be reflected in the military recruitment system.

    The Ministry of National Defence’s administrative explanations refer to the electronic transfer of relevant citizenship information from the Directorate General of Population and Citizenship Affairs to the Directorate General of Recruitment.

    Nevertheless, it would be legally unsafe to conclude that the entire issue has been conclusively resolved merely because a particular status appears in an e-Government record.

    The legal basis of the citizenship decision, its effective date, any pending judicial challenge, population records, and military recruitment records should be examined together.

    14.2. Does loss of citizenship eliminate previous military liabilities?

    There is no universally applicable answer.

    The legal consequences depend on the statutory basis for loss of citizenship, the temporal effect of the relevant decision, and the previous military history of the individual.

    For example, determining whether an obligation to perform future military service continues after loss of citizenship is legally distinct from determining the validity of an administrative fine imposed during an earlier period.

    It should therefore not be assumed that every previously issued administrative decision or penalty automatically disappears when citizenship is lost.

    14.3. Reacquisition of Turkish citizenship

    Article 43(2) of Military Recruitment Law No. 7179 provides a special rule concerning persons who lose Turkish citizenship and subsequently reacquire it.

    Their military recruitment procedures are carried out by taking their previous military service history into account.

    This rule is particularly important for individuals whose citizenship previously ended through renunciation or another legally recognized mechanism and who later become Turkish citizens again.

    Consider a person who was subject to military service during an earlier period of Turkish citizenship, subsequently lost Turkish citizenship, and reacquired it many years later.

    The fact that the individual is older than 22 when citizenship is reacquired does not necessarily create a new exemption under the first paragraph of Article 43.

    Instead, the individual’s previous military record must be examined under the provision governing reacquisition.

    14.4. Judicial protection in citizenship and military service disputes

    Where a citizenship annulment or withdrawal decision is challenged before an administrative court, military registration and classification issues may also arise.

    The outcome of the citizenship proceedings may have consequences for the individual’s underlying military status.

    However, filing a citizenship lawsuit does not automatically suspend every related military service decision.

    Separate administrative applications, annulment proceedings, and requests for suspension of execution may be necessary depending on the nature of the contested military decision.

    Further analysis concerning citizenship withdrawal, investment valuation disputes, and judicial remedies can be found in our related article:

    Annulment and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment.

    XV. MILITARY SERVICE DEFERMENT FOR STUDENTS

    Military service deferment is legally distinct from exemption.

    An exemption generally removes or discharges the relevant obligation under applicable law, whereas deferment postpones the date on which the obligation must be fulfilled.

    Article 20 of Military Recruitment Law No. 7179 and the relevant regulations provide deferment mechanisms for qualifying educational circumstances.

    Educational Category General Maximum Age
    High school or equivalent education 22
    University or higher education 28
    Master’s degree and qualifying postgraduate education 32
    Doctoral studies, qualifying specialization, or proficiency in arts 35

    These ages represent general upper limits. The existence of educational enrollment does not necessarily establish an unconditional right to deferment until the relevant age.

    The actual legal assessment must also take into account enrollment dates, previous educational qualifications, graduation, termination of studies, and any earlier military registration violations.

    Additional deferment opportunities may be available following graduation or termination of certain educational programs.

    For example, graduates of university programs lasting four years or longer may qualify for a two-year post-graduation deferment, subject to the applicable age limits and other statutory conditions.

    For newly naturalized citizens, the interaction between the naturalization-related deferment and education-based deferment requires careful examination.

    XVI. MEDICAL EXEMPTIONS FROM MILITARY SERVICE

    Individuals who are medically unfit for military service may qualify for exemption under the relevant legislation.

    However, an individual cannot obtain a final military exemption merely by declaring himself medically unfit or submitting an ordinary medical opinion from an unauthorized healthcare institution.

    The relevant statutory provisions include Articles 15, 16, and 17 of Military Recruitment Law No. 7179 and the Regulation on the Health Competence of the Turkish Armed Forces, Gendarmerie General Command, and Coast Guard Command.

    16.1. How does the medical examination process work?

    The initial medical assessment may be carried out by a family physician or another authorized healthcare institution as part of the military registration process.

    Where necessary, the individual is referred to an authorized medical board.

    A final medical determination that a person is unfit for military service is subject to the procedures governing the relevant medical board report and its official approval.

    16.2. Can a medical decision be challenged?

    Yes. The relevant legislation provides a procedure for challenging military medical determinations.

    According to the Ministry of National Defence’s published guidance, an objection to an approved medical report may be submitted through the military recruitment office within 30 days following notification or delivery of the report.

    The administrative medical objection procedure must be distinguished from possible judicial review of an administrative decision based on the medical findings.

    16.3. Psychiatric conditions and chronic illnesses

    Chronic diseases, physical disabilities, psychiatric disorders, and other medical conditions may be relevant to determining eligibility for military service.

    Nevertheless, the mere existence of a medical diagnosis does not automatically establish an exemption.

    The relevant legal assessment depends on the nature and severity of the condition, its functional consequences, and the applicable medical classification rules.

    Obtaining or submitting fraudulent medical documentation may also give rise to separate legal and criminal liability.

    XVII. DRAFT EVASION, FAILURE TO REPORT FOR SERVICE, AND ADMINISTRATIVE FINES IN 2026

    Turkish military service law distinguishes among several forms of non-compliance, including failure to undergo military registration, remaining unregistered, and failure to report for service after being called up.

    The Turkish legal terms yoklama kaçağı, saklı, and bakaya refer to different administrative situations.

    A person classified as yoklama kaçağı has failed to complete the required military registration procedures within the applicable period.

    A person classified as bakaya has failed to report for military service despite being subject to a call-up or deployment obligation.

    These classifications may result in administrative penalties and, under the conditions prescribed by law, criminal consequences.

    17.1. Administrative fines in 2026

    The Ministry of National Defence has published the following daily administrative fine amounts for 2026:

    Circumstance Daily Administrative Fine
    Voluntary reporting TRY 58.13
    Apprehension by the authorities TRY 116.27

    These administrative fines must not be confused with the additional fee imposed on certain applicants seeking paid military service after periods of draft evasion or failure to report.

    The two financial obligations arise from different statutory provisions.

    17.2. Additional paid military service fee

    For the second half of 2026, the applicable additional monthly fee is TRY 5,514.29.

    The amount is calculated by reference to qualifying periods during which the person remained a draft evader, unregistered, or absent after call-up, subject to legally recognized excuses.

    Under the relevant calculation method, a period of between one and thirty days may count as one calculation month.

    For example, four applicable calculation months would produce an additional fee of TRY 22,057.16 at the second-half 2026 rate.

    Combined with the standard paid military service fee, the illustrative total would be TRY 494,710.76.

    This is an example only. The actual calculation must take into account the individual’s complete record, relevant periods, legal excuses, and the rate applicable when payment is made.

    17.3. Does payment of an administrative fine complete military service?

    No.

    Payment of an administrative fine does not constitute performance of compulsory military service.

    The individual’s substantive military obligation must still be resolved under the relevant legislation.

    Likewise, payment of an additional fee required for paid military service does not necessarily cancel a previously imposed administrative fine.

    17.4. Administrative penalties incorrectly imposed on naturalized citizens

    Incorrect military records may create particularly serious difficulties for newly naturalized Turkish citizens.

    For example, a male individual who acquires Turkish citizenship at the age of 30 may incorrectly appear in the military recruitment system as having failed to complete registration.

    Before determining whether the individual has violated military service legislation, it is necessary to establish whether he was legally subject to the relevant obligation at all.

    If Article 43 applies and the person should be considered to have fulfilled military service, the administrative and legal basis of any penalty must be reconsidered.

    The Ministry of National Defence’s guidance also addresses circumstances in which administrative fines may be cancelled following the determination that a person was legally exempt or entitled to a relevant deferment.

    XVIII. LEGAL REMEDIES AGAINST TURKISH MILITARY SERVICE DECISIONS

    Disputes concerning military service may involve administrative registration, exemption refusals, medical decisions, classification, deployment, administrative fines, or criminal proceedings.

    These matters are not necessarily subject to the same appeal procedure or judicial deadline.

    18.1. Administrative application to the military recruitment office

    Where a military record contains incorrect citizenship information, an incorrect birth year, missing exemption information, or another administrative error, the individual may submit a written application to the competent military recruitment office.

    The application should identify the relevant legal basis and include supporting documents such as:

    • Turkish identification and civil registry records;
    • Naturalization decisions and supporting citizenship records;
    • Documents establishing the date and method of citizenship acquisition;
    • Previous military service certificates;
    • Medical decisions or educational records where relevant;
    • Copies of disputed administrative decisions.

    18.2. Objections to administrative fines

    Under Article 27 of Misdemeanours Law No. 5326, an administrative fine may generally be challenged before the competent Criminal Judgeship of Peace within fifteen days following notification or pronouncement of the decision.

    Depending on the facts, the objection may address the absence of a legal military service obligation, an applicable exemption, a valid deferment, procedural irregularities, or the absence of the alleged violation.

    The deadline for challenging an administrative fine must not be confused with the ordinary deadline for bringing an administrative annulment action against a different military service decision.

    18.3. Annulment proceedings before administrative courts

    Where an administrative authority unlawfully refuses an exemption, incorrectly determines military service status, or adopts an unlawful deployment decision, judicial review before an administrative court may be available.

    Under Article 7 of Administrative Judicial Procedure Law No. 2577, the ordinary period for filing an annulment action before an administrative court is sixty days.

    However, the legal nature of the administrative decision, notification requirements, and any special statutory deadline must be examined in each case.

    The effect of an administrative application on the limitation period must also be assessed under the relevant provisions of Law No. 2577.

    18.4. Suspension of execution

    An unlawful military service decision may expose the affected individual to consequences that are difficult or impossible to remedy.

    For example, a person who is legally entitled to exemption but is nevertheless ordered to report for military service may require urgent judicial protection.

    Under Article 27 of Law No. 2577, the court may order suspension of execution where the applicable statutory conditions are satisfied, including manifest unlawfulness and the risk of irreparable or difficult-to-compensate harm.

    However, filing an administrative lawsuit or an application to the authorities does not automatically suspend the challenged decision.

    The existence and effect of an actual suspension order are decisive.

    18.5. Criminal investigations concerning military service violations

    In certain circumstances, violations involving draft evasion or failure to report may give rise to criminal proceedings following the administrative sanction process or under special statutory provisions.

    Different rules may also apply during mobilization or wartime.

    Criminal liability must be distinguished from the legality of the underlying administrative military service decision.

    The existence of a criminal investigation does not, by itself, establish that the administrative determination of military status was lawful.

    XIX. CONSCIENTIOUS OBJECTION, CONSTITUTIONAL RIGHTS, AND THE EUROPEAN CONVENTION ON HUMAN RIGHTS

    Compulsory military service is not merely a matter of administrative regulation. It also raises significant constitutional and international human rights questions.

    Conscientious objection refers to an individual’s refusal to perform military service because of genuinely held religious, ethical, moral, or philosophical convictions.

    As of October 23, 2026, Turkish legislation does not establish a general and independent statutory exemption from compulsory military service based exclusively on conscientious objection.

    Nevertheless, the European Court of Human Rights has addressed conscientious objection under Article 9 of the European Convention on Human Rights, which protects freedom of thought, conscience, and religion.

    The Court’s judgment in Bayatyan v. Armenia is particularly important because it recognized that opposition to military service arising from sufficiently serious and compelling convictions may fall within the protection of Article 9.

    Other judgments, including Ülke v. Türkiye, demonstrate the importance of assessing repeated penalties and the wider legal consequences experienced by conscientious objectors.

    The judgment in Kanatlı v. Türkiye also raises significant questions concerning conscientious objection in the context of reserve military obligations.

    However, developments in international human rights jurisprudence must not be confused with the existence of an unconditional administrative exemption under current Turkish domestic legislation.

    An individual who refuses to comply with military service requirements solely on the basis of conscientious objection may still face administrative or criminal consequences under domestic law.

    The fundamental legal question concerns the balance between the state’s authority to regulate national service and the individual’s protected freedom of conscience.

    XX. LATEST DEVELOPMENTS IN TURKISH MILITARY SERVICE LAW IN 2026

    20.1. April 17, 2026: Legislative increase in paid military service fees

    Following publication of Law No. 7577 in the Official Gazette, the statutory indicator used to calculate the paid military service fee increased.

    The Ministry of National Defence subsequently announced a fee of TRY 416,361.30 for the relevant April 2026 period.

    20.2. June 5, 2026: Warning concerning the July fee adjustment

    The Ministry of National Defence announced that the paid military service amount would change on July 1, 2026, following adjustment of the civil servant monthly salary coefficient.

    Applicants wishing to benefit from the earlier fee were advised to complete the necessary application and payment procedures before the adjustment.

    20.3. July 7, 2026: New paid military service amount announced

    The paid military service fee for the second half of 2026 was announced as TRY 472,653.60.

    The additional monthly fee applicable to certain applicants with previous periods of draft evasion or failure to report was announced as TRY 5,514.29.

    Application procedures were resumed in accordance with the official announcement.

    20.4. July 27, 2026: November 2026 military classification period

    The Ministry of National Defence published an announcement concerning the November 2026 classification period.

    According to that announcement, relevant registration and service preference procedures were required to be completed by August 31, 2026.

    As of the publication date of this article, classification results were scheduled to be announced on October 27, 2026.

    20.5. Upcoming deployment dates

    Military Service Category Scheduled Deployment Date
    Reserve officer and reserve NCO candidates; enlisted personnel Group 1 November 5, 2026
    Enlisted personnel Group 2 December 3, 2026
    Enlisted personnel Group 3 January 7, 2027

    According to the relevant official announcement, deployment documents may be obtained through the e-Government system or military recruitment offices starting ten days before the relevant deployment date.

    Individual classification and deployment information should always be checked through official records.

    Official source: Ministry of National Defence – November 2026 Classification Period Announcement.

    XXI. PRACTICAL LEGAL CASES AND POSSIBLE SOLUTIONS

    Case 1: Foreign investor naturalized at the age of 35

    A foreign national born in 1988 acquires Turkish citizenship through qualifying real estate investment in 2026.

    He has never performed military service in any country. Nevertheless, the authorities indicate that he may be required to perform military service in Türkiye.

    Legal assessment: If this is the individual’s first acquisition of Turkish citizenship and the statutory exception concerning citizenship through descent does not apply, Article 43 of Law No. 7179 should be considered.

    Because the individual was older than 22 in the year of naturalization, he may be legally deemed to have fulfilled his military service obligation.

    Proposed legal solution: Submit the naturalization decision and supporting citizenship records to the competent military recruitment office and request correction of the military service record. If an unlawful refusal or penalty exists, consider the applicable administrative or judicial remedies.

    Case 2: A 21-year-old newly naturalized university student

    A male foreign national born in 2005 acquires Turkish citizenship in 2026 and is enrolled at a Turkish university.

    Legal assessment: The individual does not satisfy the age-based exemption under Article 43. However, the two-year naturalization-related deferment and the education-based deferment rules may be relevant.

    Proposed legal solution: Examine the naturalization decision, student enrollment records, and military registration data. Determine which deferment provisions may apply and ensure that the administrative record accurately reflects the individual’s legal status.

    Case 3: An Afghan national who completed military service before naturalization

    A 21-year-old Afghan national acquires Turkish citizenship after having completed military service in his country of origin.

    Legal assessment: Although the individual does not satisfy the age-based exemption, previous military service may qualify for recognition under Article 43.

    Proposed legal solution: Obtain the original foreign military service documents, arrange the required authentication and Turkish translations, and submit the application to the competent military recruitment authority.

    Case 4: A dual Turkish-German citizen residing in Germany

    A male individual has held Turkish citizenship since birth and also possesses German nationality.

    He resides in Germany and has never completed military service in Türkiye.

    Legal assessment: Dual nationality does not automatically activate the naturalization exemption under Article 43.

    However, the individual may qualify for overseas deferment or foreign currency military service, depending on residence, employment, and other statutory requirements.

    Proposed legal solution: Examine residence permits, employment records, entry and exit history, and the 1,095-day requirement. Determine the appropriate consular and military recruitment procedures.

    Case 5: Reacquisition of Turkish citizenship following previous loss

    An individual who was previously a Turkish citizen and subject to military service later loses Turkish citizenship. Several years afterward, he reacquires Turkish nationality.

    Legal assessment: The individual cannot automatically be treated as someone acquiring Turkish citizenship for the first time.

    His previous military service history must be taken into consideration under Article 43(2).

    Proposed legal solution: Examine the earlier citizenship records, the military service status at the time citizenship was lost, and the subsequent reacquisition decision.

    Case 6: An administrative fine imposed despite an existing exemption

    A man acquires Turkish citizenship for the first time at the age of 28 in 2026.

    His military records do not reflect an exemption, and an administrative fine for failure to complete military registration is imposed.

    Legal assessment: Before assessing any alleged violation, it must be determined whether the individual was legally subject to military service.

    If Article 43 applies, the legal basis of the administrative fine may be contested.

    Proposed legal solution: Request correction of the military registration record and consider an objection against the administrative fine within the applicable fifteen-day period.

    XXII. LEGAL ACTION PLAN FOR NEWLY NATURALIZED TURKISH CITIZENS

    Before concluding whether a newly naturalized Turkish citizen is subject to compulsory military service, the following questions should be examined systematically:

    1. Was Turkish citizenship acquired for the first time, or was it reacquired?
    2. What is the precise date and legal basis of citizenship acquisition?
    3. Was citizenship acquired by descent or through a decision of the competent authorities?
    4. How old was the individual in the calendar year of naturalization?
    5. Did the individual complete military service in the country of origin?
    6. Can previous foreign military service be established through legally acceptable documents?
    7. What military service status currently appears in Turkish official records?
    8. Does the person qualify for exemption, deferment, or recognition of completed military service?
    9. Are there any draft evasion records, deployment decisions, or administrative fines?
    10. Is an administrative application, objection, or judicial proceeding necessary?

    Only after these questions have been resolved should the individual determine whether payment for military service or actual military attendance is required.

    This is particularly important for individuals who may already be considered to have fulfilled their military service obligation under Article 43.

    Unnecessary payment made because of an incorrect administrative record may create subsequent disputes concerning reimbursement and the correction of military records.

    The appropriate legal approach is therefore to establish the individual’s legal military status first and to evaluate financial or physical military service obligations only afterward.

    XXIII. FREQUENTLY ASKED QUESTIONS ABOUT MILITARY SERVICE IN TÜRKİYE

    1. What is the paid military service fee in Türkiye in 2026?

    The fee for July 1–December 31, 2026, is TRY 472,653.60.

    2. What is the additional fee for draft evaders applying for paid military service?

    The additional calculation amount is TRY 5,514.29 per applicable month during the second half of 2026. The actual amount depends on the relevant period and legal circumstances.

    3. How long is ordinary compulsory military service?

    The standard enlisted military service period is six months.

    4. How long is reserve officer service?

    Twelve months.

    5. Must applicants for foreign currency military service travel to Türkiye?

    Qualifying applicants generally do not need to complete in-person basic military training in Türkiye. Completion of the prescribed distance education and other administrative requirements is necessary.

    6. I acquired Turkish citizenship at the age of 30. Must I perform military service?

    If you acquired Turkish citizenship for the first time through a qualifying procedure other than the excluded descent category, you may be considered to have fulfilled military service under Article 43.

    7. Does my exact birthday matter for the 22-year rule?

    Under the applicable administrative calculation, the relevant calendar years are used rather than the precise day and month of birth.

    8. Are Turkish citizens naturalized through investment exempt from military service?

    Investment alone does not create an exemption. Age at naturalization and the applicable statutory conditions must be examined.

    9. Will an 18-year-old child who acquires Turkish citizenship later have to serve?

    Potentially. The individual may not qualify for the age-based exemption, but the method of acquiring citizenship, previous military service, deferment opportunities, and other exemptions must be examined.

    10. I already completed military service abroad. Must I serve again in Türkiye?

    The answer depends on whether you acquired Turkish citizenship later in life or were a Turkish citizen from birth, as well as on the relevant legislation and any applicable international agreements.

    11. Does dual nationality automatically exempt me?

    No.

    12. Can a newly naturalized 20-year-old obtain a military service deferment?

    A two-year deferment may be requested under Article 43, subject to the statutory conditions. Other deferment possibilities should be considered separately.

    13. Can paid military service fees be paid in installments?

    The current ordinary system requires payment in full.

    14. Is one month of military training compulsory for paid military service?

    Generally, yes.

    15. How long do I have to challenge a military administrative fine?

    Generally, fifteen days following the legally effective notification or pronouncement of the decision.

    16. Can I bring a lawsuit if my exemption application is rejected?

    An administrative annulment action may be available depending on the nature of the decision. The ordinary period is sixty days, subject to applicable special rules.

    17. Does the annulment of Turkish citizenship automatically cancel previous military fines?

    Not necessarily. The legal basis and temporal effect of the citizenship decision, together with the relevant military and penalty records, must be examined.

    18. If I reacquire Turkish citizenship after the age of 22, am I automatically exempt?

    No. Previous military service history must be considered under the special rules governing reacquisition of citizenship.

    19. Can a family doctor issue a final military service exemption?

    A family physician may perform initial medical assessments and refer the individual to the appropriate institution. A final unfitness determination is subject to the authorized medical board and official procedures.

    20. What is the exact foreign currency military service fee in euros?

    The euro amount is not fixed throughout the year. It is calculated using the applicable exchange rate on the payment date.

    XXIV. CONCLUSION AND COMPREHENSIVE LEGAL ASSESSMENT

    Compulsory military service in Türkiye constitutes an important public law obligation rooted in the Constitution and implemented through a detailed statutory and administrative framework.

    The system established by Military Recruitment Law No. 7179 provides several legally distinct methods of fulfilling military service, including six-month enlisted service, twelve-month reserve officer or reserve non-commissioned officer service, paid military service, and foreign currency military service.

    It also recognizes exemptions, deferments, and legal circumstances in which military service is deemed to have been completed.

    The most significant financial development of 2026 has been the increase in the statutory indicator used to calculate paid military service fees through Law No. 7577.

    As a result, the paid military service fee reached TRY 472,653.60 for the second half of the year.

    However, the most challenging legal issues in military service law are not necessarily financial.

    For individuals acquiring Turkish citizenship later in life, the existence of any military obligation depends on the legal basis and date of naturalization, age, previous military service, earlier citizenship history, and the accuracy of administrative records.

    Article 43 of Military Recruitment Law No. 7179 establishes an important legal safeguard for qualifying naturalized citizens who are at least 22 years old in the calendar year in which citizenship is acquired.

    Yet this provision must be interpreted together with the statutory exceptions concerning citizenship by descent and the reacquisition of Turkish citizenship.

    Incorrect military classification can result in consequences extending beyond an administrative error.

    It may lead to deployment orders, draft evasion records, administrative fines, and potentially criminal proceedings.

    Accordingly, the fundamental legal question should always be whether the individual was subject to the relevant military service obligation in the first place.

    Only after that determination has been made should the authorities assess the duration, manner, and financial consequences of military service.

    An individual who is legally deemed to have fulfilled military service should not be required to make an unnecessary payment or complete military training merely because of an incorrect administrative record.

    Similarly, an individual who remains subject to compulsory military service should not assume that residence abroad, possession of another nationality, or participation in a naturalization procedure automatically eliminates the obligation.

    The rule of law requires military obligations to be imposed and administered in accordance with clear statutory provisions, individual legal circumstances, and effective judicial safeguards.

    From this perspective, military service law is not merely concerned with the question of how many months an individual must serve or how much money must be paid.

    Its central legal question is the authority of the state to establish, modify, defer, enforce, and terminate compulsory military service obligations within the limits imposed by constitutional law, statutory legislation, and fundamental rights.

    XXV. LEGISLATION, OFFICIAL SOURCES, AND ACADEMIC BIBLIOGRAPHY

    A. Constitutional and Legislative Sources

    1. Constitution of the Republic of Türkiye, particularly Articles 10, 24, 72, and 125. Constitutional Court – Official Constitutional Text.
    2. Military Recruitment Law No. 7179, Official Gazette dated June 26, 2019, No. 30813; particularly Articles 2–9, 14–24, and 38–45.
    3. Military Recruitment Regulation (Askeralma Yönetmeliği), July 22, 2020, including provisions concerning paid military service, foreign currency military service, deferments, exemptions, and naturalized citizens.
    4. Law No. 7577 Amending Certain Laws, adopted April 2, 2026, Official Gazette dated April 17, 2026, No. 33227. Grand National Assembly of Türkiye – Legislative Record.
    5. Turkish Citizenship Law No. 5901, particularly Articles 12, 29, 31, 32, 40, and 42.
    6. Administrative Judicial Procedure Law No. 2577, particularly Articles 7, 11, and 27.
    7. Misdemeanours Law No. 5326, particularly Articles 17 and 27.
    8. Regulation on the Health Competence of the Turkish Armed Forces, Gendarmerie General Command, and Coast Guard Command.
    9. Notification Law No. 7201.

    B. Official Ministry of National Defence Sources

    1. Ministry of National Defence, July 7, 2026, Paid Military Service Application Announcement for July 1–December 31, 2026.
    2. Ministry of National Defence, Citizenship Procedures and Military Service Obligations of Naturalized Turkish Citizens.
    3. Ministry of National Defence, Paid Military Service: Eligibility and Procedures.
    4. Ministry of National Defence, Foreign Currency Military Service Procedures.
    5. Ministry of National Defence, Student Military Service Deferment Procedures.
    6. Ministry of National Defence, Administrative Procedures and Penalties for Draft Evasion and Failure to Report.
    7. Ministry of National Defence, November 2026 Military Classification Announcement, July 27, 2026.
    8. Ministry of National Defence, Military Service and Discharge Procedures.
    9. Ministry of National Defence, Frequently Asked Questions.
    10. Ministry of National Defence, Foreign Currency Military Service Distance Education Portal.

    C. Academic Publications and International Human Rights Sources

    1. Pala, Gülşah, “Osmanlı Asker Alma Sisteminde Bedel-i Şahsî: Askerlik Yükümlülüğüne Alternatif Bir Uygulama” [An Alternative to Military Service Obligations in the Ottoman Recruitment System], Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Vol. 13, No. 1, 2026. DergiPark.
    2. Fidan, Merve; Hasta, Derya, “Vicdani Redde Yönelik Tutumların Yordanması: Erkek Rolleri ve İnsan Haklarına Yönelik Tutumların Aracı Rolü Üzerine Bir Çalışma” [Predicting Attitudes Toward Conscientious Objection], Türk Psikoloji Dergisi, Vol. 41, No. 97, 2026. DergiPark.
    3. “Vicdanın Yedeği Olabilir mi: Güncel Bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararının İncelemesi – Kanatlı/Türkiye” [Can Conscience Have a Reserve? An Analysis of Kanatlı v. Türkiye], Yaşar Hukuk Dergisi. DergiPark.
    4. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Vicdani Ret” [Conscientious Objection in the Case Law of the European Court of Human Rights], Istanbul Medipol University Faculty of Law Journal. DergiPark.
    5. Batıgün, Elif Selen, “5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’na Göre Vatandaşlığın Kaybettirilmesi” [Deprivation of Citizenship under Turkish Citizenship Law No. 5901], İnönü University Faculty of Law Journal, Vol. 17, No. 1, 2026. DergiPark.
    6. European Court of Human Rights, Bayatyan v. Armenia, Application No. 23459/03, July 7, 2011.
    7. European Court of Human Rights, Ülke v. Türkiye, Application No. 39437/98, January 24, 2006.
    8. European Court of Human Rights, Kanatlı v. Türkiye, Application No. 18382/15, March 12, 2024.

    Statutory provisions, official administrative guidance, historical legal scholarship, and international human rights jurisprudence have been considered separately throughout this study.

    Academic publications are cited as scholarly contributions to legal analysis rather than as substitutes for binding legislation or judicial decisions.

    XXVI. RELATED LEGAL PUBLICATIONS BY DOLĞUN AKADEMİ

    Readers interested in the relationship between military service, Turkish nationality, citizenship by investment, and administrative litigation may consult the following related publications:

    1. Turkish Citizenship by Investment in 2026: Current Requirements, Investment Amounts, and Legal Risks. Examines investment requirements, the acquisition of Turkish citizenship, and the legal status of naturalized citizens.
    2. Annulment and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment. Examines administrative annulment, withdrawal, and judicial remedies.
    3. Turkish Citizenship Annulment and Withdrawal in 2026: Valuation Reports, Insufficient Investments, Family Members, Children, Military Service, and Investigated Construction Companies. Addresses citizenship-related legal risks affecting individuals and their families.
    4. Can Turkish Citizenship Be Annulled Despite a Genuine Investment?. Examines administrative procedures, evidence preservation, valuation issues, and legal protection.

    ABOUT THE AUTHOR AND LEGAL CONTACT INFORMATION

    Attorney Murat Can Dolğun
    Member of the Istanbul Bar Association
    Law Lecturer at Istanbul University-Cerrahpaşa
    TD Law Firm
    Dolğun Akademi

    Areas of Practice: Turkish Citizenship Law, Immigration and Foreigners Law, Administrative Law, Criminal Law, Constitutional Law, and Private International Law.

    Office Address:
    Istanbul World Trade Center
    Block A2, Office 206
    Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul, Türkiye

    Telephone: +90 212 299 44 22
    Website: www.dolgun.av.tr

    Legal Disclaimer: This publication has been prepared for general legal and academic information purposes and reflects the legislative framework, official announcements, and academic materials considered as of October 23, 2026. Military service fees, administrative practices, exchange rates, classification schedules, and statutory provisions may change. Individual cases involving naturalization, military service exemptions, administrative penalties, or loss of citizenship require separate examination of the relevant legal documents and official records. This article does not constitute individualized legal advice or a guarantee of any particular legal outcome.

    DOLĞUN AKADEMİ | ATTORNEY MURAT CAN DOLĞUN | 2026

  • Askerlik 2026: Bedelli Ücreti, Muafiyet ve Vatandaşlık

    Askerlik 2026: Bedelli Ücreti, Muafiyet ve Vatandaşlık

    DOLĞUN AKADEMİ | ASKERLİK HUKUKU | 2026

    Türkiye’de Askerlik Hukuku 2026: Askerlik Türleri, Bedelli Askerlik Ücreti, Dövizle Askerlik, Muafiyetler ve Sonradan Türk Vatandaşı Olanların Hukuki Durumu

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun
    Yayın: Dolğun Akademi – TD Hukuk ve Danışmanlık
    Hukuk alanları: İdare Hukuku, Anayasa Hukuku, Askerlik Hukuku, Türk Vatandaşlığı Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku
    Güncelleme tarihi: 23 Ekim 2026

    ÖZET

    Türkiye’de askerlik yükümlülüğü, Anayasa’nın 72. maddesi ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu çerçevesinde düzenlenen kamusal bir yükümlülüktür. Bununla birlikte askerlik hizmetinin bütün vatandaşlar bakımından aynı biçimde yerine getirildiği söylenemez. Yükümlünün yaşı, sağlık durumu, öğrenimi, vatandaşlığı kazanma şekli, yurt dışında yaşaması, askerlik geçmişi ve kanunda düzenlenen özel statüler, askerlik yükümlülüğünün kapsamını ve yerine getirilme biçimini değiştirebilir.

    2026 yılı, özellikle bedelli askerlik ücretlerinde yaşanan kanuni değişiklik bakımından önemlidir. 17 Nisan 2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle bedelli askerlik ücretinin hesabında kullanılan gösterge 240.000’den 300.000’e yükseltilmiştir. Temmuz ayında memur aylık katsayısının yeniden belirlenmesi üzerine 2026 yılının ikinci yarısındaki bedelli askerlik ücreti 472.653,60 TL olmuştur.

    Askerlik hukukunun yalnızca bedelli askerlikten ibaret olmadığı özellikle belirtilmelidir. Er ve erbaş olarak altı aylık temel askerlik, on iki aylık yedek subaylık ve yedek astsubaylık, dövizle askerlik, öğrenci veya yurt dışı ertelemeleri, sağlık nedeniyle muafiyet ve kanuni olarak askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma halleri birbirinden farklı hukuki sonuçlar meydana getirir.

    Çalışmanın en önemli inceleme alanlarından biri, Türk vatandaşlığını sonradan kazanan yabancıların askerlik yükümlülüğüdür. Özellikle taşınmaz yatırımıyla, istisnai vatandaşlık yoluyla veya genel vatandaşlık kazanma usulüyle Türk vatandaşı olan erkeklerin askerlik durumlarının 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

    Bu çalışmada ayrıca çifte vatandaşların askerlik yükümlülüğü, yabancı ülkede tamamlanan askerlik hizmetinin Türkiye’deki etkisi, vatandaşlığın iptal veya geri alınmasının askerlik kayıtlarına yansıması, yoklama kaçağı ve bakaya işlemleri, idari para cezaları, sağlık raporları, idari başvurular, sulh ceza hakimliğine itiraz ve idari yargıda iptal davası konuları ayrıntılı olarak incelenmektedir.

    I. ASKERLİK YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN ANAYASAL VE HUKUKİ TEMELLERİ

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 72. maddesi, vatan hizmetini her Türkün hakkı ve ödevi olarak kabul etmektedir. Aynı madde, vatan hizmetinin silahlı kuvvetlerde veya kamu kesiminde hangi esaslara göre yerine getirileceğinin yahut yerine getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceğini öngörmektedir.

    Bu hükümden hareketle askerlik yükümlülüğünün üç temel niteliği bulunmaktadır.

    Birincisi, askerlik yükümlülüğü kamu hukuku alanına aittir. İdare tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilen yoklama, sınıflandırma, erteleme, sevk ve muafiyet işlemleri özel hukuk sözleşmelerinden değil, kanuni düzenlemelerden kaynaklanmaktadır.

    İkincisi, yükümlülüğün kapsamının kanunla belirlenmesi gerekir. Anayasa vatan hizmetini genel bir hak ve ödev olarak düzenlemekle birlikte, hangi kişilerin fiilen askerlik yapacağını ve kimlerin hangi sebeple bu hizmetten muaf tutulacağını doğrudan belirlememektedir.

    Üçüncüsü, askerlik işlemleri idarenin hukukla bağlılığı ve yargısal denetim ilkelerine tabidir. Anayasa’nın 125. maddesi gereğince, kanunda öngörülen istisnalar dışında idari işlemlere karşı yargı yolu açıktır.

    7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca kanun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan erkekler hakkında uygulanmaktadır. Bu nedenle Anayasa’daki genel vatan hizmeti ilkesi ile mevcut kanuni askerlik yükümlülüğünün kişisel kapsamı birbirinden ayrılmalıdır.

    Türkiye’de kadınlar için erkeklerle aynı nitelikte genel ve zorunlu askerlik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kadınların profesyonel askeri personel olarak görev yapmaları ise ayrı hukuki şartlara tabidir.

    Askerlik çağının genel sınırları da 7179 sayılı Kanun’da belirlenmiştir. Kanuni tanıma göre askerlik çağı, nüfus kayıtlarına göre 20 yaşına girilen yılın 1 Ocak tarihinde başlar ve 41 yaşına girilen yılın 1 Ocak tarihinde sona erer. Bununla birlikte askerlik çağının sona ermesi, önceden doğmuş bütün idari veya cezai sonuçların ortadan kalktığı anlamına gelmez.

    II. 2026 YILINDA TÜRKİYE’DE HANGİ ASKERLİK TÜRLERİ BULUNMAKTADIR?

    Türkiye’de askerlik sisteminin temel hukuki çerçevesi 2019 yılında yürürlüğe giren 7179 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir. Bu sistemde askerlik hizmetinin süresi ve biçimi, yükümlünün hukuki statüsüne göre değişmektedir.

    Askerlik türü Süre 2026 mali durum
    Er ve erbaş 6 ay Bedelli ücreti ödenmez
    Yedek subay 12 ay Mevzuata göre mali haklar
    Yedek astsubay 12 ay Mevzuata göre mali haklar
    Bedelli askerlik 1 ay 472.653,60 TL
    Dövizle askerlik Uzaktan eğitim, fiili kışla hizmeti yok 472.653,60 TL’nin günlük kur karşılığı
    İsteğe bağlı ikinci altı ay İlave 6 ay En az net asgari ücret düzeyinde harçlık

    Bu tabloda askerlik hizmetinin fiilen yerine getirilme yolları gösterilmektedir. Bunların dışında sağlık nedeniyle muafiyet, vatandaşlığa sonradan alınma nedeniyle askerlik yapmış sayılma ve özel kanuni muafiyetler de bulunmaktadır. Ancak bu durumlar ayrı bir askerlik hizmeti türü değil, askerlik yükümlülüğünün kanunen ortadan kalktığı veya yerine getirilmiş sayıldığı hallerdir.

    Profesyonel subaylık, astsubaylık, uzman erbaşlık ve sözleşmeli askerlik ise personel temini, istihdam, sözleşme ve özlük hakları bakımından farklı düzenlemelere tabidir. Bu statüler zorunlu askerlik türleriyle karıştırılmamalıdır.

    III. 2026 YILINDA BEDELLİ ASKERLİK ÜCRETİ NE KADARDIR?

    2026 yılının ikinci yarısında geçerli bedelli askerlik ücreti 472.653,60 TL‘dir. Bu tutar Millî Savunma Bakanlığının 7 Temmuz 2026 tarihli resmî duyurusunda ilan edilmiştir.

    3.1. Bedelli askerlik tutarı nasıl hesaplanmaktadır?

    7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 9. maddesi kapsamında bedelli askerlik tutarı, kanunda belirlenen gösterge rakamının ödeme tarihinde geçerli memur aylık katsayısıyla çarpılması suretiyle hesaplanmaktadır.

    2026 yılının ikinci yarısında hesaplama şu şekildedir:

    300.000 × 1,575512 = 472.653,60 TL

    Hazine ve Maliye Bakanlığının 3 Temmuz 2026 tarihli genelgesinde ikinci altı aylık dönemin memur aylık katsayısı 1,575512 olarak belirlenmiştir.

    3.2. Nisan 2026’da hangi kanuni değişiklik yapıldı?

    2 Nisan 2026 tarihinde kabul edilen ve 17 Nisan 2026 tarihli, 33227 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7577 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle bedelli askerlik hesabında kullanılan gösterge rakamı 240.000’den 300.000’e yükseltilmiştir.

    Bu değişiklik, gösterge tutarında yüzde 25 oranında artış anlamına gelmektedir. Düzenleme sonrasında Nisan 2026 döneminde bedelli askerlik ücreti 416.361,30 TL olarak açıklanmış; Temmuz ayında memur aylık katsayısının artmasıyla 472.653,60 TL’ye ulaşmıştır.

    Kanun değişikliğinin gerekçesinde bedelli askerlik gelirlerinin bütçeye kaydedilmesi ve bir bölümünün Savunma Sanayii Destekleme Fonuna aktarılması hedefi de yer almaktadır.

    Dolayısıyla 2026 yılındaki ücret değişimi yalnızca olağan memur maaş katsayısı artışından ibaret değildir. Kanuni hesaplama katsayısındaki artış ile yılın ikinci yarısındaki memur aylık katsayısı değişikliği birlikte değerlendirilmelidir.

    3.3. 2027 yılında bedelli askerlik ne kadar olacaktır?

    23 Ekim 2026 itibarıyla 2027 yılı için kesinleşmiş bir bedelli askerlik tutarı bu çalışmada esas alınmamıştır. Mevcut sistemde ücretin memur aylık katsayısına bağlı olarak yeniden belirlenmesi öngörülmektedir. Gelecek dönemin tutarını bugünden kesin bir rakamla açıklamak hukuken ve mali bakımdan isabetli değildir.

    Başvuru tarihinin değil, ödeme tarihinde geçerli tutarın önem taşıdığı özellikle dikkate alınmalıdır.

    IV. BEDELLİ ASKERLİĞE KİMLER BAŞVURABİLİR?

    7179 sayılı Kanun ve Askeralma Yönetmeliği kapsamında bedelli askerlikten yararlanılabilmesi için yükümlünün askerlik çağına girmiş olması, fiili askerlik hizmetine başlamamış bulunması ve diğer kanuni şartları sağlaması gerekir.

    Bedelli askerlikten yararlanmak için üst yaş sınırı öngörülmemiştir. Bununla birlikte kişinin askerlik yükümlüsü olup olmadığı ve askerlik çağındaki statüsü ayrıca incelenmelidir.

    Yoklaması bulunmayan kişinin gerekli sağlık işlemlerini tamamlayarak askerliğe elverişli olduğunun belirlenmesi gerekir. Askerliğe elverişli olmadığı kanunen tespit edilen kişinin bedelli askerlik ücreti ödeyerek muafiyet elde etmesine ihtiyaç bulunmaz.

    4.1. Başvuru nereye yapılır?

    Başvuru, şartlara göre e-Devlet üzerinden veya askerlik şubesinden gerçekleştirilebilir. Yoklama kaçağı, saklı ya da bakaya statüsünde bulunanların başvuru usulü diğer yükümlülerden farklıdır. Bu kişiler bakımından askerlik şubesine başvuru gerekmektedir.

    4.2. Ödeme süresi kaç aydır?

    Bedelli askerlik için öngörülen ödeme süresi, kural olarak başvuru tarihinden itibaren iki aydır. Ödeme peşin yapılır; bedelli askerlik kapsamında taksitlendirme imkanı bulunmamaktadır.

    Ancak önceki dönemlerde yoklama kaçağı, saklı veya bakaya kalmış yükümlülerin iki aylık ödeme süresini kaçırmasının, yeniden başvuru imkanı bakımından ağır sonuçları olabilir. Bu kişiler yönünden özel şartlar ve başvuru hakkının kaybedilmesi ihtimali dikkate alınmalıdır.

    4.3. Bedelli askerlikte kışlaya gidilir mi?

    Evet. Bedelli askerlik, yalnızca para ödenerek tamamlanan bir uygulama değildir. Yükümlüler kural olarak bir aylık temel askerlik eğitimine katılmak zorundadır.

    Bedelli askerlik için ödeme yapılmasıyla askerlik hizmetinin tamamlanması birbirinden farklı aşamalardır. Hizmetin fiilen tamamlanmasına ilişkin kanuni şartların da gerçekleştirilmesi gerekir.

    4.4. Bedelli askerlikten vazgeçilebilir mi?

    Bedelli askerlikten vazgeçilmesinin mümkün olduğu aşamalar bulunmaktadır. Bununla birlikte sınıflandırma veya kura sonucunda bedelli askerlik hakkını elde ettikten sonra vazgeçilmesi, yeniden bedelli askerlik başvurusu yapılamaması sonucunu doğurabilir.

    Bu nedenle ödeme iadesi, sınıflandırma, celp dönemi ve vazgeçme işlemleri önceden değerlendirilmelidir.

    V. DÖVİZLE ASKERLİK NEDİR? 2026 YILINDA KAÇ AVRODUR?

    Dövizle askerlik, yurt dışında yaşayan ve kanunda belirtilen koşulları sağlayan Türk vatandaşları için öngörülmüş özel bir askerlik hizmetini yerine getirme yöntemidir.

    Bu uygulama bedelli askerlikle aynı hukuki kurum değildir. Her ikisi bakımından bedel hesabında bağlantı bulunmakla birlikte başvuru koşulları ve fiili hizmet yükümlülüğü farklıdır.

    5.1. Dövizle askerlikte ödeme tutarı

    2026 yılının ikinci yarısı için dövizle askerlikte esas alınan Türk Lirası tutarı 472.653,60 TL’dir.

    Ödenecek döviz miktarı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ödeme gününde belirlediği döviz alış kuruna göre hesaplanır. Bu nedenle 2026 yılının tamamı için sabit bir avro bedeli ifade edilmesi doğru değildir.

    Örnek olarak, yalnızca hesaplama yöntemini göstermek amacıyla, ödeme tarihinde 1 avronun döviz alış kurunun 50 TL olduğu varsayılsın. Bu durumda yaklaşık 9.453,07 avro hesaplanır. Bu rakam gerçek ödeme gününe ait kur veya resmî tahsilat tutarı değildir.

    5.2. Yurt dışında 1095 gün şartı

    Dövizle askerlikten yararlanabilmek için yükümlülerin kural olarak yurt dışında en az üç yıl, yani 1095 gün süren çalışma veya mevzuatta kabul edilen bulunma şartını sağlaması gerekir.

    İşçi, işveren, meslek veya sanat mensubu olarak çalışanlarla yabancı bayraklı gemilerde gemi adamı statüsünde çalışanlar açısından yabancı ülkedeki çalışma ve oturma izinleri, iş sözleşmeleri ve fiili çalışma süreleri önem taşır.

    Çok vatandaşlık hakkına sahip olanlarla yurt dışında doğup yurt dışında ikamet eden ve süresiz ikamet izni bulunan belirli vatandaşlar açısından ise mevzuatta öngörülen koşullarla çalışma şartı yerine fiili bulunma süresi esas alınabilir.

    Türkiye’de geçirilen sürelerin ilgili toplamdan düşülmesi gerekir. Birden fazla ülkedeki çalışmaların birleştirilmesi mümkün olabilmekle birlikte sürelerin ve statülerin resmî belgelerle kanıtlanması zorunludur.

    5.3. Dövizle askerlikte Türkiye’ye gelmek gerekir mi?

    Mevcut düzenlemeye göre dövizle askerlik kapsamındaki kişilerin Türkiye’ye gelerek bir aylık temel askerlik eğitimini tamamlamaları gerekmemektedir. Bunun yerine Millî Savunma Bakanlığının uzaktan eğitim programının tamamlanması gerekir.

    Uzaktan eğitim portalı: https://dovizle.msb.gov.tr/

    Uzaktan eğitimin tamamlanması, konsolosluk başvurusunun kabulü, gerekli belgelerin incelenmesi ve ödeme işlemleri ayrı aşamalardır. Sisteme giriş yapmış olmak tek başına askerlik yükümlülüğünün tamamlandığını göstermez.

    5.4. Dövizle askerlikte yaş sınırı var mı?

    Dövizle askerlik uygulamasındaki eski 38 yaş sınırı kaldırılmıştır. Bununla birlikte yaş sınırının kaldırılması, askerlik statüsü veya diğer başvuru koşullarından bağımsız ve sınırsız bir ödeme hakkı bulunduğu anlamına gelmez.

    5.5. Yurt dışındaki Türk vatandaşlarının dikkat etmesi gerekenler

    Yurt dışında yaşadığını söyleyen bir kişinin otomatik olarak dövizle askerlik hakkı kazandığı kabul edilemez. Yurt dışı ikametinin ve çalışmasının hukuki niteliği, bulunma süresi, Türkiye’ye giriş çıkış kayıtları, gelir veya iş ilişkileri ve konsolosluk kayıtları birlikte incelenmelidir.

    Özellikle Türkiye’den ücret alan, yurt dışında resmi görevle bulunan veya mevzuatta aranan çalışma statüsünü taşımayan kişilerin dövizle askerlik başvurularında özel sınırlamalar söz konusu olabilir.

    VI. NORMAL ASKERLİK, YEDEK SUBAYLIK VE YEDEK ASTSUBAYLIK

    6.1. Altı aylık temel askerlik

    Mevcut sistemde er ve erbaş statüsündeki yükümlüler için askerlik hizmeti altı aydır. Askerlik yükümlüsü olan herkesin bedelli askerlik seçmesi zorunlu değildir. Kanuni koşulların bulunması halinde altı aylık askerlik hizmetinin yerine getirilmesi mümkündür.

    6.2. Yedek subaylık

    Yedek subaylık on iki aylık askerlik hizmetidir. Eğitim durumu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel ihtiyacı, sınıflandırma değerlendirmesi ve kanuni şartlar belirleyicidir.

    Yükümlünün yedek subay olmak istemesi, mutlaka yedek subay olarak sınıflandırılacağı anlamına gelmemektedir.

    6.3. Yedek astsubaylık

    Yedek astsubaylık da on iki aylık askerlik hizmetidir. Özellikle ilgili yükseköğretim mezunları bakımından değerlendirilir. Ancak öğrenim derecesi tek başına statünün kesin olarak belirleneceği anlamına gelmez.

    6.4. Hangi statü daha avantajlıdır?

    Burada tek bir hukuki veya ekonomik üstünlük değerlendirmesi yapmak mümkün değildir. Altı aylık askerlik ile on iki aylık yedek subaylık veya yedek astsubaylık farklı süre, sorumluluk, görev ve mali haklara tabidir.

    Dolayısıyla değerlendirme yalnızca askerlik süresi üzerinden değil, kişinin mesleği, eğitim durumu ve hayat planlaması üzerinden yapılmalıdır.

    VII. İSTEĞE BAĞLI İKİNCİ ALTI AY ASKERLİK

    Altı aylık temel askerlik hizmetini tamamlayan er ve erbaşlardan isteyenler, sıralı disiplin amirlerinin olumlu değerlendirmesi ve ilgili diğer şartların karşılanması halinde ikinci altı ay askerlik hizmetine devam edebilir.

    Bu durumda toplam askerlik süresi on iki aya ulaşır. İkinci altı aylık hizmete devam edenlere net asgari ücretten az olmamak üzere harçlık ödenmesi öngörülmüştür.

    İkinci altı aylık askerlik, kendiliğinden kazanılan bir hak veya zorunlu ek hizmet değildir. Kanuni koşulların ve idarenin belirlediği personel ihtiyacının bulunması gerekir.

    Bu statüden yararlanarak askerlik hizmetini tamamlayanlar bakımından belirli askeri personel temini süreçlerinde ilave puan ve sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında belirli avantajlar da öngörülmektedir. Bunların uygulanması ilgili özel mevzuata bağlıdır.

    VIII. SONRADAN TÜRK VATANDAŞI OLANLAR ASKERLİK YAPMAK ZORUNDA MI?

    Çalışmanın en önemli hukuki meselesi, Türk vatandaşlığını sonradan kazanan erkeklerin askerlik yükümlülüğüdür.

    7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 43. maddesi, vatandaşlığı sonradan kazanan kişiler bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Kanunun temel yaklaşımı, sonradan Türk vatandaşı olan herkesin aynı askerlik yükümlülüğüne tabi tutulması değil, vatandaşlığın kazanıldığı yıldaki yaş, öğrenim ve askerlik geçmişine göre hukuki değerlendirme yapılmasıdır.

    8.1. 22 yaşında veya daha büyükken vatandaşlık kazananlar

    Kanunun 43. maddesine göre Türk vatandaşlığına alındıkları yıl 22 veya daha büyük yaşta olanlar, soybağına bağlı olarak sonradan vatandaşlığa alınanlara ilişkin istisna saklı olmak üzere, askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.

    Bu kişiler yönünden daha önce başka bir ülkede fiilen askerlik yapılmış olması zorunlu değildir. Kanunun yaşa dayalı düzenlemesi bağımsız bir hukuki dayanak oluşturur.

    Örneğin 30 yaşında Türk vatandaşlığına alınan ve daha önce hiçbir ülkede askerlik yapmamış yabancı bir erkek, 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesindeki koşulları sağlıyorsa Türkiye’de yeniden askerlik yapmakla yükümlü tutulamaz.

    Burada önemli nokta, askerlik bedelinin ödenmesi yoluyla muafiyet kazanılmamasıdır. Kanun, kişinin zaten askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılmasını düzenlemektedir.

    8.2. Vatandaşlık türü neden önemlidir?

    Türk vatandaşlığı doğumla, soybağına bağlı olarak, genel yolla, istisnai yolla veya kanunda düzenlenen diğer usullerle kazanılabilir.

    Vatandaşlığın hukuki kazanım sebebi, 43. madde kapsamındaki özel muafiyetin uygulanıp uygulanmayacağını doğrudan etkiler.

    Özellikle soybağı nedeniyle sonradan nüfusa kaydedilen kişiler ile yabancıyken yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığına alınan kişilerin aynı statüde değerlendirilmesi ciddi hukuki hatalara neden olabilir.

    IX. SONRADAN VATANDAŞ OLANLARDA 22 YAŞ NASIL HESAPLANIR?

    Askeralma Yönetmeliği’nin 90. maddesi ve Millî Savunma Bakanlığının açıklamaları gereğince 22 yaş şartının hesabında doğum ayı ve günü değil, doğum yılı esas alınmaktadır.

    Başka bir ifadeyle hesaplama, vatandaşlığa alındığı yıl ile doğum yılı arasındaki fark üzerinden yapılır.

    Doğum yılı Vatandaşlık yılı Hesaplanan yaş Sonuç
    1990 2026 36 Askerlik yapmış sayılır
    2000 2026 26 Askerlik yapmış sayılır
    2004 2026 22 Askerlik yapmış sayılır
    2005 2026 21 Genel yükümlülük ve erteleme incelenir
    2007 2026 19 Askerlik çağı ve erteleme kuralları incelenir

    Tablodaki sonuçlar, soybağı istisnasına girmeyen ve ilk kez Türk vatandaşlığını kazanan kişiler bakımından hazırlanmıştır. Vatandaşlığı kaybedip yeniden kazananlar ve özel anlaşma kapsamındaki yükümlüler ayrıca değerlendirilmelidir.

    Örneğin 31 Aralık 2004 doğumlu bir erkek 1 Ocak 2026 tarihinde Türk vatandaşlığına alınmış olsun. Kişi henüz gerçek doğum gününe göre 22 yaşını doldurmamış olsa dahi kanuni hesaplamada vatandaşlık yılı ile doğum yılı arasındaki fark 22 olduğundan ilgili muafiyet uygulanabilir.

    Bu ayrım, özellikle vatandaşlık başvurusunun yıl sonunda veya yıl başında sonuçlandığı dosyalar bakımından belirleyici olabilir.

    X. 21 YAŞINDA VEYA DAHA KÜÇÜK YAŞTA VATANDAŞLIK KAZANANLAR NE YAPABİLİR?

    Sonradan Türk vatandaşlığını kazanan ve yaş nedeniyle askerlik yapmış sayılma koşulunu taşımayan kişiler, diğer muafiyet veya yerine getirmiş sayılma şartlarını sağlamıyorlarsa askerlik yükümlülüğüne tabi olabilirler.

    Ancak 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesi, bu kişiler bakımından talep halinde vatandaşlığa alınma tarihinden itibaren iki yıllık erteleme imkanı öngörmektedir.

    Bu erteleme otomatik olarak bütün kişiler hakkında uygulanmış kabul edilmemelidir. Yükümlünün askerlik durumunun ve erteleme işleminin resmi kayıtlardan doğrulanması gerekir.

    10.1. İki yıllık erteleme sonunda ne olur?

    Erteleme süresi sona eren yükümlüler, ilgili yıldaki yoklama ve sınıflandırma işlemlerine tabi tutulurlar. Öğrenim nedeniyle başka bir erteleme imkanı mevcutsa bu husus ayrıca değerlendirilebilir.

    10.2. Öğrenci olan yeni vatandaşlar

    Yeni vatandaşın üniversite öğrencisi olması, öğrenimine bağlı askerlik erteleme hakkının incelenmesini gerektirir. Ancak vatandaşlık nedeniyle tanınan iki yıllık erteleme ile öğrencilikten kaynaklanan erteleme farklı hukuki dayanaklara sahiptir.

    Erteleme sürelerinin her durumda otomatik olarak birbirine eklendiği varsayılamaz. Özellikle önceki yoklama kaçağı veya bakaya durumları, öğrenime başlama tarihi ve yaş sınırları kontrol edilmelidir.

    XI. YABANCI ÜLKEDE ASKERLİK YAPMIŞ OLANLAR TÜRKİYE’DE TEKRAR ASKERLİK YAPAR MI?

    7179 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, Türk vatandaşlığını kazanmadan önce geldikleri ülkede askerlik yaptıklarını veya askerlik hizmetini yerine getirmiş sayıldıklarını usulüne uygun biçimde belgeleyenler, ilgili koşullarla askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılabilir.

    Bu kural, daha önce yabancı bir devlet vatandaşı olup sonradan Türk vatandaşlığına alınan kişiler açısından önemlidir.

    Örneğin 2026 yılında 21 yaşında Türk vatandaşlığı kazanan ve daha önce geldiği ülkede zorunlu askerlik hizmetini tamamlayan kişi bakımından, yalnızca yaş şartına bakılarak Türkiye’de askerlik yapmak zorunda olduğu sonucuna ulaşılamaz.

    11.1. Hangi belgeler gerekir?

    MSB’nin vatandaşlık işlemlerine ilişkin açıklamaları uyarınca yabancı ülkedeki askerlik hizmetini kanıtlayan belgelerin asıllarının ibraz edilmesi, yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmesi ve noter tarafından onaylanması gerekmektedir.

    Yabancı kamu belgelerinin Türkiye’de kullanılabilmesi için ayrıca belgenin düzenlendiği ülkeye ve uygulanabilir uluslararası düzenlemelere göre apostil veya konsolosluk tasdiki gerekip gerekmediği incelenmelidir.

    Özellikle askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılmaya ilişkin yabancı makam kararlarının içeriği, kararın hangi tarihte verildiği ve hangi hukuki statüye dayandığı belirlenmelidir.

    11.2. Yabancı ülkede sağlık nedeniyle muaf olanlar

    Geldiği ülkede askerlik hizmetine başladıktan sonra ilgili ülkenin sağlık mevzuatı gereğince askerliğe elverişsiz bulunarak terhis edilen veya muaf tutulan kişiler bakımından MSB’nin belirlediği özel şartlar altında askerlik yapmış sayılma işlemi gerçekleştirilebilir.

    Bununla birlikte yabancı ülkeden alınan her sağlık raporunun Türkiye’de aynı sonucu doğuracağı düşünülmemelidir. Hizmete başlama, terhis ve yabancı kararın hukuki niteliği önem taşır.

    XII. ÇİFTE VATANDAŞLAR VE SOYBAĞIYLA TÜRK VATANDAŞI OLANLAR

    12.1. İki vatandaşlığı olan herkes muaf mıdır?

    Hayır. Çifte vatandaşlık, tek başına Türk askerlik yükümlülüğünden muafiyet sebebi değildir.

    Önemli olan, Türk vatandaşlığının ne zaman ve hangi usulle kazanıldığı, kişinin diğer vatandaşlığının ne zaman doğduğu ve uygulanabilir bir uluslararası anlaşma bulunup bulunmadığıdır.

    12.2. Doğumdan itibaren Türk vatandaşı olanlar

    Türk vatandaşlığını doğumla kazanan ve ayrıca yabancı ülke vatandaşlığı da bulunan kişiler, kural olarak Türk askerlik hukukunun genel hükümlerine tabidir.

    7179 sayılı Kanun’un 43. maddesindeki 22 yaş düzenlemesinin bu kişilere yalnızca iki vatandaşlıkları bulunduğu için uygulanması mümkün değildir.

    12.3. Soybağına bağlı olarak sonradan vatandaşlığa alınma

    Kanunun 43. maddesinin üçüncü fıkrası, soybağına bağlı olarak Türk vatandaşlığına sonradan alınanları özel düzenlemenin dışında bırakmıştır.

    Bu nedenle vatandaşlığın geç tescil edilmesi ile vatandaşlığın yetkili makam kararıyla sonradan kazanılması arasındaki farklılık mutlaka incelenmelidir.

    12.4. Başka ülkede askerlik yapmış çifte vatandaşlar

    26 Haziran 2019 tarihinde yürürlüğe giren yeni askerlik sistemiyle, çifte vatandaşların başka ülkede tamamladıkları askerlik hizmetinin Türkiye’de genel ve otomatik biçimde sayılması uygulamasına son verilmiştir.

    Ancak iki ülkeden birinde yapılan askerlik hizmetinin karşılıklı tanınmasına ilişkin yürürlükteki ikili anlaşmalar ile kanunda korunan geçiş hükümleri saklıdır. MSB, bu konuda Tunus’la yapılan düzenlemeye de açıklamalarında yer vermektedir.

    Dolayısıyla örneğin doğumdan itibaren hem Türk hem Alman vatandaşı olan bir kişinin başka ülkede askerlik yapmış olması, hiçbir ilave hukuki inceleme yapılmaksızın Türkiye’de askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacağı anlamına gelmez.

    12.5. KKTC vatandaşları

    KKTC vatandaşı iken 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 42. maddesi kapsamında Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin durumu ayrıca düzenlenmiştir. MSB bu kişileri sonradan vatandaşlığa alınan yükümlüler kapsamında değerlendirmektedir.

    Bununla birlikte askerlik hizmetinin karşılıklı tanınması, ilgili mevzuat ve özel düzenlemeler yönünden her somut olayın ayrıca incelenmesi gerekir.

    XIII. GAYRİMENKUL YATIRIMIYLA TÜRK VATANDAŞI OLANLARIN ASKERLİK DURUMU

    Türkiye’de taşınmaz satın alarak Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar bakımından vatandaşlık işlemleri 5901 sayılı Kanun’un 12. maddesi çerçevesinde yürütülmektedir.

    Yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılması, başlı başına askerlik muafiyeti sebebi değildir. Ancak vatandaşlığın bu şekilde kazanılması ve vatandaşın yaşı, 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesinin uygulanmasını mümkün kılabilir.

    Örneğin 2026 yılında 40 yaşında taşınmaz yatırımı nedeniyle istisnai Türk vatandaşlığını kazanan bir erkek, soybağı istisnası veya özel bir durum bulunmadığı takdirde yaş şartı nedeniyle askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılır.

    Aynı yatırımcıyla birlikte vatandaşlık kazanan 19 yaşındaki erkek çocuk açısından ise sonuç farklı olabilir. Çocuğun vatandaşlığı kazanma usulü, kararın tarihi, 43. maddenin uygulanma şartları ve diğer muafiyet veya erteleme imkanları araştırılmalıdır.

    Bu nedenle vatandaşlık başvurularında aile bireylerinin askerlik statüsünün de ayrıca planlanması önemlidir.

    Yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılmasına ilişkin güncel koşullar ve riskler, Dolğun Akademi’deki 2026 Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı: Şartlar ve Riskler başlıklı çalışmamızda ayrıntılı olarak incelenmiştir.

    XIV. TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI ASKERLİĞİ NASIL ETKİLER?

    Türk vatandaşlığının kaybı, iptali, geri alınması ve yeniden kazanılması, askerlik yükümlülüğü bakımından oldukça önemli sonuçlar doğurabilir.

    Öncelikle 5901 sayılı Kanun’daki vatandaşlık kazanma kararının iptali, vatandaşlığın kaybettirilmesi, vatandaşlıktan izinle çıkma ve vatandaşlık kararının geri alınması kavramları birbirinden ayrılmalıdır.

    Bu işlemler aynı hukuki sebeplere ve aynı sonuçlara tabi değildir.

    14.1. Vatandaşlık iptal edildiğinde askerlik kaydı ne olur?

    Türk vatandaşlığının kaybına ilişkin kararların askerlik kayıtlarına yansıtılması için nüfus ve vatandaşlık kayıtları ile askerlik kayıtları arasında gerekli işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekir.

    MSB’nin açıklamaları, vatandaşlık kaybına ilişkin bilgilerin Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden Askeralma Genel Müdürlüğüne elektronik ortamda ulaştırılması esasına dayanmaktadır.

    Bu nedenle vatandaşlık statüsünde bir değişiklik olduğu iddia edilen kişinin yalnızca e-Devlet ekranına bakılarak hukuki durumunun kesin şekilde belirlendiği kabul edilmemelidir. İşlemin dayanağı, kesinleşme durumu, nüfus kayıtları ve askerlik kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.

    14.2. Vatandaşlığın geri alınması geçmiş askerlik işlemlerini ortadan kaldırır mı?

    Bu sorunun tek bir genel cevabı bulunmamaktadır. Vatandaşlık kararının hangi hükme dayanılarak sona erdirildiği, işlemin zaman bakımından etkisi ve daha önce gerçekleşmiş askerlik işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Örneğin vatandaşlığın sona ermesiyle yeni bir askerlik yükümlülüğünün devam edip etmeyeceği ile geçmişte verilmiş idari para cezasının hukuki geçerliliği farklı sorunlardır.

    Herhangi bir vatandaşlık kaybı kararı üzerine önceki bütün idari işlemlerin veya cezaların kendiliğinden ortadan kalkacağı ileri sürülemez.

    14.3. Yeniden Türk vatandaşlığına alınanlar

    7179 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrası, Türk vatandaşlığını kaybettikten sonra yeniden kazananların askerlik işlemlerinin önceki askerlik geçmişleri dikkate alınarak yürütüleceğini düzenlemektedir.

    Bu hüküm, özellikle daha önce Türk vatandaşlığından çıkan veya vatandaşlığı sona erdirilen kişilerin yeniden vatandaşlığa alınmaları bakımından önemlidir.

    Örneğin ilk vatandaşlık döneminde askerlik yükümlülüğü bulunan, daha sonra vatandaşlığı kaybeden ve yıllar sonra yeniden Türk vatandaşlığına alınan kişinin, yeniden vatandaş olduğu tarihte 22 yaşından büyük olması tek başına 43. maddenin birinci fıkrası kapsamında yeni bir muafiyet yaratmaz.

    Çünkü bu kişi hukuken ilk kez Türk vatandaşlığı kazanan biri gibi değil, önceki askerlik safahatı dikkate alınarak değerlendirilir.

    14.4. Vatandaşlık davalarında askerlik bakımından yargısal koruma

    Vatandaşlık kararının iptali veya geri alınmasına ilişkin dava devam ederken kişinin askerlik kayıtlarıyla ilgili de idari işlemler söz konusu olabilir. Bu durumda vatandaşlık davasının sonucu ile askerlik işlemlerinin dayandığı hukuki statü arasında bağlantı bulunabilir.

    Ancak vatandaşlık hakkında dava açılması, askerlikle ilgili bütün işlemlerin kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. Gerekirse her işlem bakımından ayrı idari başvuru, iptal davası ve yürütmenin durdurulması talebi değerlendirilmelidir.

    Bu konunun vatandaşlığın kazanılması sırasında kullanılan değerleme raporları, usulsüzlük iddiaları ve yargısal koruma ile ilişkisi, Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması başlıklı önceki çalışmamızda incelenmiştir.

    XV. ÖĞRENCİLİK NEDENİYLE ASKERLİK ERTELEMESİ

    Askerlik yükümlülüğünün ertelenmesi, muafiyetle aynı hukuki sonuçları meydana getirmez. Erteleme, yükümlülüğün belirli şartlarla ileri bir tarihe bırakılmasıdır.

    7179 sayılı Kanun’un 20. maddesi ve ilgili yönetmelik hükümleri kapsamında eğitim nedeniyle askerlik ertelemesi yapılabilmektedir.

    Öğrenim türü Genel üst yaş sınırı
    Lise veya dengi okul 22 yaş
    Fakülte veya yüksekokul 28 yaş
    Yüksek lisans ve ilgili lisansüstü öğrenim 32 yaş
    Doktora, ihtisas veya sanatta yeterlik 35 yaş

    Bu yaş sınırları azami sınırları ifade etmektedir. Öğrenciliğin devam etmesi, öğrenim seviyesinin niteliği, kayıt tarihi, önceki eğitim geçmişi ve yoklama veya bakaya durumu ayrıca incelenmelidir.

    Öğrenim kurumundan mezun olanlara veya ilişiği kesilenlere mevzuatta ayrıca belirli erteleme imkanları tanınmıştır. Örneğin dört yıl ve daha uzun süreli yükseköğretim kurumu mezunlarına, ilgili üst yaş sınırı saklı kalmak üzere, mezuniyetten itibaren iki yıllık erteleme uygulanabilmektedir.

    Yeni vatandaş olan öğrenciler açısından en önemli sorun, vatandaşlık tarihindeki yaş ve öğrenim durumu ile sonraki öğrencilik ertelemesinin birlikte değerlendirilmesidir.

    XVI. SAĞLIK NEDENİYLE ASKERLİK MUAFİYETİ

    Askerlik hizmetini yerine getirmeye sağlık bakımından elverişli olmayan kişiler, kanunda belirtilen koşullarla askerlikten muaf tutulabilir.

    Ancak kişinin kendisini askerliğe elverişsiz görmesi veya özel bir sağlık kuruluşundan alınan herhangi bir rapor, tek başına kesin askerlik muafiyeti anlamına gelmez.

    7179 sayılı Kanun’un 15, 16 ve 17. maddeleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği uygulanır.

    16.1. Sağlık muayenesi nasıl yapılır?

    Yoklama kapsamında ilk sağlık değerlendirmesi aile hekiminde veya mevzuatta belirlenen sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilebilir. Gerektiğinde yükümlü yetkili sağlık kuruluna sevk edilir.

    Askerliğe elverişli değildir yönündeki nihai değerlendirme, yetkili sağlık kurulunun raporu ve mevzuatta öngörülen onay işlemlerine tabidir.

    16.2. Rapor kararına itiraz edilebilir mi?

    Evet. Askerlik sağlık kararlarına karşı mevzuatta itiraz imkanı bulunmaktadır. MSB’nin güncel açıklamaları uyarınca onaylı raporun tebliği veya tesliminden itibaren 30 gün içinde askerlik şubesi aracılığıyla itiraz yoluna başvurulabilir.

    İdari sağlık itirazı ile sağlık kararından doğan idari işleme karşı yargısal denetim birbirinden ayrı meselelerdir.

    16.3. Psikiyatrik ve kronik hastalıklar

    Kronik hastalıklar, bedensel engeller, psikiyatrik rahatsızlıklar ve diğer tıbbi durumlar askerlik elverişliliği bakımından önem taşıyabilir. Bununla birlikte belirli bir hastalık adının bulunması otomatik muafiyet sonucu doğurmaz.

    Hastalığın tanısı, derecesi, işlevsel etkisi ve ilgili sağlık mevzuatındaki ölçütler esas alınır. Yanlış veya gerçeğe aykırı sağlık belgesi temin edilmesi ise ayrıca hukuki ve cezai sorumluluk doğurabilir.

    XVII. YOKLAMA KAÇAĞI, BAKAYA VE 2026 YILI İDARİ PARA CEZALARI

    Askerlik yükümlülüğüne ilişkin yaptırımlar bakımından yoklama kaçağı, saklı ve bakaya kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.

    Yoklama kaçağı, tabi olduğu yoklama dönemi içinde yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiyi; bakaya ise sevke tabi olduğu halde sevk işlemini gerçekleştirmeyen veya birliğine katılmayan kişiyi ifade eder.

    Bu durumlara ilişkin yaptırımlar yalnızca parasal sonuçlar doğurmaz. İdari para cezasının kesinleşmesinden sonra tekrarlanan fiiller veya kanunda düzenlenen diğer koşullar çerçevesinde ceza soruşturması da gündeme gelebilir.

    17.1. 2026 idari para cezası ne kadar?

    MSB’nin 2026 yılı için açıkladığı tutarlar şöyledir:

    Durum Günlük idari para cezası
    Kendiliğinden başvuran 58,13 TL
    Yakalanan 116,27 TL

    Bu tutarlar bedelli askerlik için ödenen ek bedelle karıştırılmamalıdır. İdari para cezası ile bedelli askerlik ek bedeli farklı kanuni düzenlemelerden kaynaklanır.

    17.2. Yoklama kaçağı olanların bedelli askerlik ek bedeli

    2026 yılının ikinci yarısında bedelli askerlik ek bedelinin aylık hesaplama tutarı 5.514,29 TL’dir.

    Ek bedel, mevzuatta belirtilen mazeretler dışındaki yoklama kaçağı, saklı veya bakaya kalınan süreye göre hesaplanır. Hesaplamada 1 ila 30 gün bir ay kabul edilmekte, sonraki süreler de ilgili kurala göre değerlendirilmektedir.

    Örneğin dört hesaplama aylık ek bedel söz konusu olduğunda, bu dönemdeki katsayı üzerinden 22.057,16 TL ek bedel ortaya çıkabilir. Ana bedelle birlikte 494.710,76 TL hesaplanır. Bu hesap yalnızca örnektir; gerçek sürelerin, mazeretlerin ve ödeme günündeki tutarların askerlik şubesince değerlendirilmesi gerekir.

    17.3. İdari para cezası ödenirse sorun tamamen çözülür mü?

    Hayır. İdari para cezasının ödenmesi, kişinin askerlik yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamına gelmez. Askerlik durumunun ayrıca mevzuata uygun biçimde sonuçlandırılması gerekir.

    Benzer şekilde bedelli askerlik ek bedelinin ödenmesi de daha önceki idari para cezasının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.

    17.4. Sonradan vatandaş olan birine yanlışlıkla ceza uygulanması

    Özellikle sonradan Türk vatandaşlığı kazanan kişiler bakımından askerlik kaydı yanlış oluşturulmuş veya 43. madde dikkate alınmamış olabilir.

    Örneğin 30 yaşında vatandaşlığa alınan kişiye yoklama kaçağı işlemi tesis edilmesi halinde, öncelikle kişinin 43. madde kapsamında askerlik yapmış sayılıp sayılmadığı incelenmelidir.

    Muafiyet hakkı mevcutken uygulanan yaptırımın dayandığı hukuki ve maddi sebepler tartışılabilir. MSB’nin açıklamaları da kanunen muaf veya belirli erteleme hakkına sahip olduğu sonradan anlaşılan kişilere ilişkin idari para cezalarının kaldırılmasını öngören düzenlemelere işaret etmektedir.

    XVIII. ASKERLİK İŞLEMLERİNE KARŞI HANGİ HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULABİLİR?

    Askerlik hukukundaki uyuşmazlıkların tamamı tek bir başvuru usulüne tabi değildir. İşlemin idari para cezası, sağlık kararı, askerlik statüsü, muafiyet reddi veya sevk işlemi olması uygulanacak hukuki yolu değiştirebilir.

    18.1. Askerlik şubesine idari başvuru

    Hatalı askerlik kaydı, eksik vatandaşlık bilgisi, yanlış doğum yılı veya mevcut muafiyetin kayda yansıtılmaması halinde ilk aşamada ilgili askerlik şubesine yazılı başvuru yapılabilir.

    Başvuruda kimlik ve vatandaşlık kayıtlarının yanı sıra karar tarihleri, önceki askerlik belgeleri ve muafiyetin kanuni dayanağı açıklanmalıdır.

    18.2. İdari para cezasına itiraz

    Yoklama kaçağı veya bakaya nedeniyle uygulanan idari para cezasına karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında kural olarak tebliğ veya tefhim tarihinden itibaren 15 gün içerisinde sulh ceza hakimliğine başvurulmalıdır.

    Başvuruda işlemin hukuka aykırılığı, kişinin muafiyet veya erteleme hakkı, fiilin oluşmadığı iddiası ve diğer savunma nedenleri ileri sürülebilir.

    İdari para cezasına karşı başvuru süresiyle askerlik muafiyeti reddine karşı açılacak iptal davasının süresi aynı değildir.

    18.3. Askerlik işleminin iptali için idari dava

    Muafiyet talebinin reddedilmesi, askerlik statüsünün hukuka aykırı belirlenmesi veya hukuka aykırı sevk işlemi gibi idari işlemler bakımından idari yargı yolu gündeme gelebilir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi kapsamında idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Ancak özel kanuni süreler, tebligat ve işlemin niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

    İdareye yapılan başvuruların dava süresine etkisi de İYUK’un ilgili hükümleri çerçevesinde incelenmelidir.

    18.4. Yürütmenin durdurulması

    Askerlik yükümlülüğünün hukuka aykırı biçimde uygulanması kişiye telafisi güç zararlar verebilir. Örneğin mevcut muafiyet hakkına rağmen yakın tarihte askere sevk kararı verilen kişinin statüsü özel bir aciliyet taşıyabilir.

    Bu hallerde idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğabilecek olması şartları çerçevesinde yürütmenin durdurulması talep edilebilir.

    Ancak dava açılması veya idareye başvuru yapılması tek başına sevk işlemini durdurmaz. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin bir yargı kararının bulunup bulunmadığı ayrıca önemlidir.

    18.5. Ceza soruşturması bulunması

    Yoklama kaçağı veya bakaya fiilleri nedeniyle idari yaptırımın kesinleşmesinden sonraki fiiller ya da savaş ve seferberlik dönemindeki özel hükümler kapsamında ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.

    Ceza soruşturmasıyla askerlik statüsüne ilişkin idari uyuşmazlıklar birbirinden ayrılmalıdır. Ceza soruşturması bulunması, idari işlemin mutlaka hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

    XIX. VİCDANİ RET, ANAYASAL HAKLAR VE AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

    Askerlik yükümlülüğü, yalnızca idare hukuku açısından değil, temel haklar ve özgürlükler bakımından da önem taşımaktadır.

    Vicdani ret, kişinin dini, ahlaki veya felsefi kanaatleri nedeniyle askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddetmesidir.

    Türk hukukunda, 23 Ekim 2026 itibarıyla zorunlu askerlik yükümlülüğüne karşı genel ve bağımsız bir vicdani ret muafiyeti düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında vicdani ret talepleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.

    AİHM’in Bayatyan/Ermenistan ve Türkiye’ye ilişkin diğer kararları, vicdani ret meselesinin insan hakları hukukundaki gelişimi bakımından önemlidir.

    Kanatlı/Türkiye kararına ilişkin akademik incelemeler de yedek askerlik yükümlülüğü ile vicdan özgürlüğü arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir.

    Ancak uluslararası insan hakları hukukundaki bu gelişmelerin, Türkiye’deki her yükümlüye bireysel bir beyanla otomatik askerlik muafiyeti sağladığı söylenemez.

    Bu nedenle vicdani ret beyanına dayanarak askerlik işlemlerinin yerine getirilmemesi halinde ortaya çıkabilecek idari ve cezai sonuçlar ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bu tartışmanın anayasal özünde, devletin vatan hizmetini düzenleme yetkisi ile kişinin vicdan özgürlüğünün korunması arasında kurulacak hukuki denge bulunmaktadır.

    XX. 2026 YILININ EN GÜNCEL ASKERLİK HABERLERİ VE TAKVİMİ

    20.1. 17 Nisan 2026: Bedelli askerlik göstergesi artırıldı

    7577 sayılı Kanun’un Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla bedelli askerlik hesabında kullanılan gösterge yükseltilmiştir. MSB, Nisan 2026 dönemindeki yeni bedeli 416.361,30 TL olarak açıklamıştır.

    20.2. 5 Haziran 2026: MSB’den ücret güncellemesi uyarısı

    Millî Savunma Bakanlığı, 1 Temmuz 2026 tarihinde memur aylık katsayısına bağlı olarak bedelli askerlik tutarının değişeceğini duyurmuş ve eski bedelden yararlanmak isteyenlerin ilgili tarihten önce başvuru ve ödeme işlemlerini tamamlaması gerektiğini açıklamıştır.

    20.3. 7 Temmuz 2026: Yeni bedelli askerlik tutarı açıklandı

    Yılın ikinci altı aylık dönemi için bedelli askerlik ücreti 472.653,60 TL, aylık ek bedel 5.514,29 TL olarak belirlenmiş ve müracaat işlemleri yeniden başlatılmıştır.

    20.4. 27 Temmuz 2026: Kasım sınıflandırma dönemi açıklandı

    MSB’nin Kasım 2026 sınıflandırma dönemi duyurusuna göre bu dönem için yoklama ve tercih işlemlerinin 31 Ağustos 2026 tarihine kadar tamamlanması gerekiyordu.

    23 Ekim 2026 itibarıyla yayımlanmış resmî takvime göre sınıflandırma sonuçlarının 27 Ekim 2026 tarihinde duyurulması öngörülmektedir. Bu tarih, çalışmanın yayımlandığı gün bakımından henüz gelmemiştir.

    20.5. Yaklaşan sevk tarihleri

    Statü ve grup Sevk tarihi
    Yedek subay/astsubay adayları ve er 1. grup 5 Kasım 2026
    Er 2. grup 3 Aralık 2026
    Er 3. grup 7 Ocak 2027

    MSB açıklamasına göre sevk belgeleri, sevk tarihinden on gün önce e-Devlet veya askerlik şubesi üzerinden temin edilebilir. Kişisel sevk ve sınıflandırma bilgileri resmî sistemden doğrulanmalıdır.

    Kaynak: MSB Kasım 2026 Sınıflandırma Dönemi Duyurusu.

    XXI. SOMUT HUKUKİ OLAYLAR VE ÇÖZÜM ÖRNEKLERİ

    Olay 1: 35 yaşında Türk vatandaşlığı kazanan yabancı

    1988 doğumlu bir yabancı, 2026 yılında yatırım yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmıştır. Daha önce hiçbir ülkede askerlik yapmamıştır. Kendisine askerlik yapması gerektiği bildirilmiştir.

    Hukuki değerlendirme: Kişinin ilk kez Türk vatandaşlığı kazanması ve soybağı istisnasına girmemesi halinde, vatandaşlık yılındaki yaşı nedeniyle 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesi uygulanmalıdır. Bu durumda askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma koşullarının bulunduğu ileri sürülebilir.

    Çözüm: Vatandaşlık kazanma tarihi ve hukuki sebebini gösteren belgelerle askerlik şubesinden kaydın düzeltilmesi talep edilmelidir. Ret veya yaptırım bulunması halinde uygun idari ve yargısal yollar değerlendirilmelidir.

    Olay 2: 21 yaşındaki yeni vatandaş ve üniversite öğrencisi

    2005 doğumlu yabancı erkek, 2026 yılında Türk vatandaşlığını kazanmıştır. Türkiye’de üniversite eğitimi görmektedir.

    Hukuki değerlendirme: Kişi vatandaşlık yılındaki yaş nedeniyle doğrudan askerlik yapmış sayılma koşulunu karşılamamaktadır. Ancak vatandaşlık nedeniyle iki yıllık erteleme ile üniversite öğrenciliğine bağlı erteleme imkanları incelenmelidir.

    Çözüm: Vatandaşlık kararı, öğrenci belgesi ve askerlik kayıtları birlikte değerlendirilerek erteleme işlemi yapılmalıdır.

    Olay 3: Önceden askerlik yapmış Afgan vatandaşının Türk vatandaşlığı kazanması

    21 yaşındaki bir Afgan erkek, ülkesinde askerlik hizmetini tamamlamış ve daha sonra Türk vatandaşlığı kazanmıştır.

    Hukuki değerlendirme: Kanunun 43. maddesi kapsamında önceki askerlik hizmetini belgeleyen kişinin, yaş şartını taşımamasına rağmen askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma imkanı bulunabilir.

    Çözüm: Yabancı ülkedeki askerlik belgesinin aslı, gerekli tasdikler ve usulüne uygun Türkçe tercümesi hazırlanarak idareye sunulmalıdır.

    Olay 4: Çifte vatandaş olan ve Almanya’da yaşayan Türk

    Doğumdan itibaren Türk vatandaşı olan kişi ayrıca Alman vatandaşlığına sahiptir. Almanya’da yaşamaktadır ve Türkiye’de askerlik yapmamıştır.

    Hukuki değerlendirme: Kişinin çifte vatandaş olması, 43. maddedeki sonradan vatandaşlığa alınma muafiyetini kendiliğinden doğurmaz. Ancak yurt dışı ertelemesi veya dövizle askerlik koşulları incelenebilir.

    Çözüm: İkamet, çalışma ve giriş-çıkış belgeleri ile 1095 gün koşulu ve ilgili konsolosluk işlemleri araştırılmalıdır.

    Olay 5: Vatandaşlığı iptal edilen kişinin yeniden vatandaşlık kazanması

    Türk vatandaşı iken askerlik yükümlülüğü bulunan bir kişinin vatandaşlığı daha sonra sona ermiş, yıllar sonra yeniden Türk vatandaşlığına alınmıştır.

    Hukuki değerlendirme: Bu kişi ilk kez vatandaşlığa alınan kişiler gibi değerlendirilemez. Önceki askerlik safahatı dikkate alınarak 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.

    Çözüm: Önceki vatandaşlık ve askerlik kayıtları, vatandaşlığın sona erdiği tarihteki durum ve yeniden vatandaşlığa alınma kararı incelenmelidir.

    Olay 6: Muafiyet hakkına rağmen yoklama kaçağı cezası

    2026 yılında 28 yaşında Türk vatandaşlığını kazanan kişinin askerlik kayıtlarında muafiyet görünmemekte ve hakkında yoklama kaçağı idari para cezası bulunmaktadır.

    Hukuki değerlendirme: Öncelikle gerçek askerlik yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 43. madde kapsamında askerlik yapmış sayılma koşulları gerçekleşmişse idari para cezasının hukuki dayanağı ayrıca tartışılabilir.

    Çözüm: Kayıt düzeltme ve muafiyet başvurusunun yanı sıra idari para cezasına karşı 15 günlük sulh ceza hakimliği başvuru süresi dikkate alınmalıdır.

    XXII. SONRADAN TÜRK VATANDAŞI OLANLAR İÇİN HUKUKİ İŞLEM PLANI

    Sonradan vatandaş olan kişinin askerlik yükümlülüğünün belirlenmesinde aşağıdaki soruların sırasıyla yanıtlanması gerekir:

    1. Türk vatandaşlığı ilk kez mi kazanılmıştır, yoksa yeniden mi kazanılmıştır?
    2. Vatandaşlık kazanma işleminin kesin tarihi ve hukuki sebebi nedir?
    3. Vatandaşlık soybağına mı, yetkili makam kararına mı dayanmaktadır?
    4. Kişi vatandaşlığa alındığı yıl kaç yaşındadır?
    5. Geldiği ülkede askerlik yapmış mıdır veya yapmış sayılmış mıdır?
    6. Yabancı askerlik belgeleri usulüne uygun biçimde temin edilmiş midir?
    7. Kişinin Türkiye’deki askerlik kaydında hangi statü bulunmaktadır?
    8. Erteleme, muafiyet veya askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma koşulları oluşmuş mudur?
    9. Yoklama kaçağı, bakaya, sevk veya idari para cezası işlemi mevcut mudur?
    10. Başvuru ya da dava açılması gereken bir idari karar bulunmakta mıdır?

    Bu inceleme yapılmadan kişinin bedelli askerlik ücretini yatırması veya askerlik hizmetine başlaması her zaman doğru yaklaşım olmayabilir.

    Özellikle aslında askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılan bir kişinin hatalı kayıt nedeniyle ödeme yapması, sonradan ödeme iadesi ve idari uyuşmazlık sorunlarını gündeme getirebilir.

    Bu nedenle önce hukuki statünün tespit edilmesi, ardından varsa ödeme veya fiili askerlik yükümlülüğünün değerlendirilmesi gerekir.

    XXIII. 2026 ASKERLİK HUKUKU HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR

    1. 2026 bedelli askerlik ücreti kaç TL?

    1 Temmuz–31 Aralık 2026 döneminde 472.653,60 TL’dir.

    2. Bedelli askerlikte ek bedel ne kadar?

    2026’nın ikinci yarısında yoklama kaçağı, saklı veya bakaya sürelerinin ilgili hesaplama ayı için ek bedel 5.514,29 TL’dir. Gerçek ödeme yükümlülüğü süre ve mazeretlere göre hesaplanır.

    3. 2026 yılında normal askerlik kaç ay?

    Er ve erbaş statüsündeki temel askerlik altı aydır.

    4. Yedek subaylık kaç ay?

    On iki aydır.

    5. Dövizle askerlikte Türkiye’ye gelmek gerekir mi?

    Kanuni şartları sağlayan ve dövizle askerlik işlemlerini tamamlayan kişiler bakımından kışlada fiili temel eğitim yapılması şartı bulunmamaktadır. Uzaktan eğitim zorunludur.

    6. 30 yaşında Türk vatandaşlığı kazandım, askere gidecek miyim?

    İlk kez ve soybağı dışında bir usulle vatandaşlık kazanılmışsa 7179 sayılı Kanun’un 43. maddesi gereğince askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma koşulları bulunabilir.

    7. 22 yaş sınırında doğum günüm önemli mi?

    MSB uygulamasına göre doğum yılı esas alınır; doğum ayı ve günü belirleyici değildir.

    8. Yatırım yoluyla vatandaşlık kazananlar muaf mı?

    Yatırım yapmak tek başına muafiyet sebebi değildir. Vatandaşlığın kazanıldığı yılın yaşı ve diğer kanuni koşullar belirleyicidir.

    9. 18 yaşında vatandaşlık kazanan çocuk askerlik yapar mı?

    Yaşa dayalı askerlik yapmış sayılma koşulu bulunmadığından ileride askerlik yükümlülüğü gündeme gelebilir. Vatandaşlığı kazanma şekli, önceki askerlik durumu, erteleme ve diğer muafiyetler incelenmelidir.

    10. Yurt dışında askerlik yaptım; Türkiye’de tekrar yapar mıyım?

    İlk kez sonradan Türk vatandaşı olan kişi açısından 43. madde uygulanabilir. Doğumdan itibaren Türk vatandaşı olan çifte vatandaşlar için ise farklı kurallar ve varsa ikili anlaşmalar dikkate alınır.

    11. Çifte vatandaşlık otomatik muafiyet sağlar mı?

    Hayır.

    12. Sonradan vatandaşlığa alınan 20 yaşındaki kişi tecil yaptırabilir mi?

    43. maddede öngörülen iki yıllık erteleme talep edilebilir. Diğer erteleme haklarının varlığı ayrıca incelenir.

    13. Bedelli askerlik taksitlendirilir mi?

    Mevcut düzenlemeye göre peşin ödeme esastır; taksitlendirme bulunmamaktadır.

    14. Bedelli askerlikte bir ay kışlaya gitmek zorunlu mu?

    Kural olarak evet.

    15. Askerlik idari para cezasına kaç günde itiraz edilir?

    Kural olarak tebliğ veya tefhim tarihinden itibaren 15 gün içinde sulh ceza hakimliğine başvurulur.

    16. Muafiyet başvurum reddedilirse dava açabilir miyim?

    İşlemin niteliğine göre idari yargıda iptal davası gündeme gelebilir. Genel dava açma süresi 60 gün olmakla birlikte özel düzenlemeler ve süre başlangıcı ayrıca değerlendirilmelidir.

    17. Vatandaşlığım iptal edilirse askerlik borcum silinir mi?

    Vatandaşlık kaybının hukuki sebebi ve zaman bakımından etkisi ile mevcut askerlik ve yaptırım kayıtları ayrı ayrı incelenmeden kesin bir sonuca ulaşılamaz.

    18. Yeniden Türk vatandaşı olursam 22 yaş muafiyetinden yararlanabilir miyim?

    Yeniden vatandaşlığı kazananların önceki askerlik safahatı dikkate alınır. İlk kez vatandaşlık kazananlara ilişkin 22 yaş kuralı otomatik olarak yeniden uygulanmaz.

    19. Askerliğe elverişsiz kararı aile hekiminden alınabilir mi?

    Aile hekimi ilgili sevk işlemlerini yapabilir ancak kesin askerliğe elverişsiz sağlık kararı yetkili sağlık kurulu ve mevzuatta öngörülen onay sürecine tabidir.

    20. Dövizle askerlikte 2026 yılında kesin avro tutarı nedir?

    Sabit avro tutarı yoktur. Ödeme tarihinde uygulanacak döviz alış kuru esas alınmaktadır.

    XXIV. SONUÇ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME

    Türkiye’de askerlik yükümlülüğü, genel bir anayasal ödevin çok sayıda özel kanuni düzenlemeyle somutlaştırıldığı karmaşık bir kamu hukuku alanıdır.

    7179 sayılı Askeralma Kanunu’yla oluşturulan mevcut sistem; altı aylık askerlik, on iki aylık yedek subaylık ve yedek astsubaylık, bedelli askerlik ve dövizle askerlik gibi farklı hizmet biçimlerini içermektedir. Ayrıca erteleme, muafiyet ve askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılma halleri de sistemin ayrılmaz parçalarıdır.

    2026 yılındaki en önemli mali gelişme, 7577 sayılı Kanun ile bedelli askerlik bedeline esas göstergenin yükseltilmesidir. Bunun sonucunda yılın ikinci yarısı için bedelli askerlik tutarı 472.653,60 TL’ye ulaşmıştır.

    Bununla birlikte askerlik hukukunun en önemli sorunlarının yalnızca mali yükümlülüklerden ibaret olmadığı açıktır.

    Özellikle Türk vatandaşlığını sonradan kazanan kişiler bakımından vatandaşlığın hangi hukuki yolla kazanıldığı, kazanıldığı yılın yaşı, yabancı ülkedeki askerlik hizmeti, önceki vatandaşlık safahatı ve nüfus kayıtlarının doğruluğu belirleyici niteliktedir.

    Kanunun 43. maddesinde düzenlenen 22 yaş ölçütü, sonradan vatandaşlığa alınan kişiler bakımından önemli bir hukuki güvence oluşturmaktadır. Buna karşılık bu hükmün soybağına bağlı olarak vatandaşlığa alınan kişiler veya vatandaşlığını kaybettikten sonra yeniden kazananlar bakımından aynı biçimde uygulanabileceği ileri sürülemez.

    Askerlik yükümlülüğünün yanlış belirlenmesi yalnızca bir kayıt sorunu da değildir. Hatalı kayıtlar sebebiyle kişiler hakkında sevk işlemleri, yoklama kaçağı kayıtları, idari para cezaları ve belirli şartlarda ceza soruşturmaları gündeme gelebilir.

    Bu nedenle hukuken doğru yaklaşım, önce kişinin askerlik yükümlüsü olup olmadığını belirlemek; ardından yükümlülüğün hangi statüde, ne zaman ve nasıl yerine getirileceğini değerlendirmektir.

    Askerlik muafiyetinin bulunduğu bir durumda bedelli askerlik ödemesi yapılması veya hukuken erteleme hakkı olan kişinin doğrudan sevke tabi tutulması, hak kayıplarına yol açabilir.

    Diğer taraftan askerlik yükümlülüğünün varlığını görmezden gelerek yalnızca yurt dışında ikamet edilmesine veya çifte vatandaşlığa dayanılması da güvenilir bir hukuki çözüm değildir.

    Hukuk devletinin gereği, askerlik yükümlülüğünün açık, öngörülebilir, bireysel durumları dikkate alan ve etkili yargısal denetime açık kurallarla uygulanmasıdır.

    Bu kapsamda askerlik hukukunda temel mesele yalnızca kaç ay askerlik yapılacağı veya ne kadar bedel ödeneceği değil; devletin askerlik yükümlülüğünü hangi kanuni koşullarla doğurduğu, sınırladığı ve sona erdirdiğidir.

    XXV. MEVZUAT, RESMİ KAYNAKLAR VE AKADEMİK KAYNAKÇA

    A. Anayasal ve Kanuni Kaynaklar

    1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m.10, m.24, m.72 ve m.125. Anayasa Mahkemesi – Anayasa metni.
    2. 7179 sayılı Askeralma Kanunu, 26.06.2019 tarihli ve 30813 sayılı Resmi Gazete; özellikle m.2-9, m.14-24, m.38-45.
    3. Askeralma Yönetmeliği, 22.07.2020; özellikle bedelli askerlik, dövizle askerlik, erteleme, muafiyet ve vatandaşlığa sonradan alınanların işlemlerine ilişkin hükümler.
    4. 7577 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 02.04.2026; RG 17.04.2026, sayı 33227. TBMM kanun bilgileri.
    5. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, özellikle m.12, m.29, m.31, m.32, m.40 ve m.42.
    6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.7, m.11 ve m.27.
    7. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, özellikle m.17 ve m.27.
    8. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği.
    9. 7201 sayılı Tebligat Kanunu.

    B. Millî Savunma Bakanlığı Kaynakları

    1. MSB Askeralma Genel Müdürlüğü, 07.07.2026, 1 Temmuz–31 Aralık 2026 Bedelli Askerlik Müracaat Duyurusu.
    2. MSB, Vatandaşlık İşlemleri – Sonradan Türk Vatandaşlığına Alınanların Askerlik Durumu.
    3. MSB, Bedelli Askerlik Hizmetinden Yararlanma Şartları.
    4. MSB, Dövizle Askerlik İşlemleri.
    5. MSB, Öğrenci Erteleme İşlemleri.
    6. MSB, Yoklama Kaçağı, Saklı ve Bakayaların Takip ve Cezalandırma İşlemleri.
    7. MSB, Kasım 2026 Sınıflandırma Dönemi Duyurusu, 27.07.2026.
    8. MSB, Muvazzaflık ve Terhis İşlemleri.
    9. MSB, Askerlik İşlemleri Sıkça Sorulan Sorular.
    10. MSB, Dövizle Askerlik Uzaktan Eğitim Portalı.

    C. Akademik Yayınlar ve İnsan Hakları Kaynakları

    1. Pala, Gülşah, “Osmanlı Asker Alma Sisteminde Bedel-i Şahsî: Askerlik Yükümlülüğüne Alternatif Bir Uygulama”, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, C.13, S.1, 2026. DergiPark.
    2. Fidan, Merve; Hasta, Derya, “Vicdani Redde Yönelik Tutumların Yordanması: Erkek Rolleri ve İnsan Haklarına Yönelik Tutumların Aracı Rolü Üzerine Bir Çalışma”, Türk Psikoloji Dergisi, C.41, S.97, 2026. DergiPark.
    3. “Vicdanın Yedeği Olabilir mi: Güncel Bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararının İncelemesi – Kanatlı/Türkiye”, Yaşar Hukuk Dergisi. DergiPark.
    4. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Vicdani Ret”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. DergiPark.
    5. Batıgün, Elif Selen, “5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’na Göre Vatandaşlığın Kaybettirilmesi”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.17, S.1, 2026. DergiPark.
    6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Bayatyan/Ermenistan, B. No. 23459/03, 07.07.2011.
    7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ülke/Türkiye, B. No. 39437/98, 24.01.2006.
    8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kanatlı/Türkiye, B. No. 18382/15, 12.03.2024.

    Kaynakların kullanımında mevzuat hükümleri, resmî uygulama açıklamaları, tarihsel araştırmalar ve insan hakları hukuku yorumları birbirinden ayrılmıştır. Akademik yayınlar kanuni düzenlemelerin yerine geçen bağlayıcı hukuk kaynakları olarak değil, hukuki tartışmayı zenginleştiren bilimsel çalışmalar olarak değerlendirilmiştir.

    XXVI. DOLĞUN AKADEMİ’DEKİ İLGİLİ HUKUKİ ÇALIŞMALARIMIZ

    Askerlik yükümlülüğünün vatandaşlığın kazanılması ve kaybıyla bağlantısının daha kapsamlı anlaşılabilmesi için daha önce yayımladığımız aşağıdaki çalışmalar da incelenebilir.

    1. 2026 Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı: Şartlar, Güncel Yatırım Tutarları ve Riskler. Yatırımın hukuki niteliği, vatandaşlığın kazanılması ve yeni vatandaşların statüsü.
    2. Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması. İptal, geri alma ve idari yargısal koruma.
    3. Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar, Askerlik ve Soruşturulan İnşaat Şirketleri. Vatandaşlık kaybının aile bireylerine ve askerlik statüsüne etkisi.
    4. Gerçek Yatırımcının Türk Vatandaşlığı İptal Edilir mi?. İdari işlemler, delil tespiti ve yargısal koruma.

    YAZAR VE HUKUKİ İLETİŞİM BİLGİLERİ

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu
    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Hukuk Dersleri
    TD Hukuk ve Danışmanlık – TD Law Firm
    Dolğun Akademi

    Çalışma alanları: Türk Vatandaşlığı Hukuku, Yabancılar Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Anayasa Hukuku ve Milletlerarası Özel Hukuk.

    Ofis: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 206, Yeşilköy, Bakırköy / İstanbul
    Telefon: +90 212 299 44 22
    İnternet: www.dolgun.av.tr

    Hukuki bilgilendirme notu: Bu makale 23 Ekim 2026 itibarıyla erişilebilen mevzuat, resmî kurum duyuruları ve akademik çalışmalar temel alınarak hazırlanmıştır. Parasal tutarlar, celp tarihleri, katsayılar ve idari uygulamalar daha sonra değişebilir. Özellikle askerlik muafiyeti, erteleme, idari para cezası ve vatandaşlık kaybı konularında somut kişinin kayıtları ve uygulanabilir hukuk ayrıca incelenmelidir. Bu çalışma bireysel hukuki danışmanlık veya kesin sonuç garantisi niteliğinde değildir.

    DOLĞUN AKADEMİ | AV. MURAT CAN DOLĞUN | 2026

  • İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Büyükelçilikler: Ülkelere Göre Güncel Adres Listesi (2026)

    Son güncelleme: 22 Ekim 2026

    İstanbul, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı devlet temsilciliklerinin en yoğun bulunduğu şehirlerden biridir. Şehirde çok sayıda başkonsolosluk, konsolosluk ve fahri konsolosluk bulunmaktadır. Bu kurumlar vatandaşlık, pasaport, vize, belge tasdiki, noterlik, medeni hal, uluslararası ticaret ve yabancılar hukukuyla bağlantılı çeşitli işlemleri yürütmektedir.

    Bu yazımızda İstanbul’da bulunan yabancı ülke başkonsolosluklarının, konsolosluklarının ve fahri konsolosluklarının adreslerini alfabetik olarak derledik. Ayrıca konsoloslukların görevleri, vekaletname düzenlenmesi, belge tasdiki ve konsolosluk işlemlerinde hukuki temsil konularına ilişkin açıklamalara yer verdik.

    Önemli: Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezi esas olarak Ankara’dadır. İstanbul’da ise çoğunlukla başkonsolosluklar ve fahri konsolosluklar bulunmaktadır. Temsilciliklerin adresleri, çalışma durumları ve yetkileri değişebileceğinden işlem yapılmadan önce ilgili ülkenin resmî makamından doğrulama yapılmalıdır. Bu listedeki bazı adresler konsolosluk dizinlerinden derlenmiş olup güncel resmî teyidi bulunmamaktadır.

    1. İstanbul’daki Başkonsolosluklar ve Konsolosluklar

    Aşağıdaki tabloda yabancı devletlerin İstanbul’daki konsüler temsilcilikleri alfabetik olarak sıralanmıştır. Adresler kamuya açık kayıtlardan derlenmiştir. Güncel resmî teyidi bulunmayan kayıtların ziyaret öncesinde kontrol edilmesi gerekir.

    Ülke İstanbul Konsolosluk Adresi
    Afganistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi No:28, Beşiktaş, İstanbul.
    Almanya İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Amerika Birleşik Devletleri İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul.
    Arnavutluk Adnan Saygun Caddesi, Uydu Sokak No:4/14, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Arjantin Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Kat:16, Ofis:1602, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Avustralya Askerocağı Caddesi No:15, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Avusturya Köybaşı Caddesi No:46, Yeniköy, Sarıyer, İstanbul.
    Azerbaycan Zeytinoğlu Caddesi No:65, Akatlar, Beşiktaş, İstanbul.
    Bangladeş Büyükdere Caddesi No:121, Ercan Han, Kat:5, Gayrettepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Belarus Birgül Sokak, Toros Villa No:1/B, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Belçika Sıraselviler Caddesi No:39, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Birleşik Arap Emirlikleri Konaklar Mahallesi, Meşeli Sokak No:11, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Birleşik Krallık (İngiltere) Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Bosna-Hersek Dikilitaş Mahallesi, Yeni Gelin Sokak No:24, Kat:3, Beşiktaş, İstanbul.
    Brezilya Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:6, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Bulgaristan Ahmet Adnan Saygun Caddesi No:34, Ulus, Beşiktaş, İstanbul.
    Cezayir Gazeteciler Sitesi, 23 Temmuz Meydanı No:7, Esentepe, Şişli, İstanbul.
    Çekya (Çek Cumhuriyeti) Abdi İpekçi Caddesi No:71, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Çin Halk Cumhuriyeti Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul.
    Danimarka Trump Towers, Büyükdere Caddesi No:1, Kule 2, Kat:14, Daire:463, Şişli, İstanbul.
    Endonezya Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Caddesi No:52, Eyüpsultan, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Fas Levazım Mahallesi, Korukent Sitesi, Beyaz Köşk No:46/2, Beşiktaş, İstanbul.
    Filipinler Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:171, Metrocity Ofis Binası, A Blok, Kat:13, Bağımsız Bölüm:183, Şişli, İstanbul.
    Fransa İstiklal Caddesi No:4, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Gana Akatlar Mahallesi, Gazeteciler Sitesi, Soltaş Evleri, Menekşe Sokak No:16, Beşiktaş, İstanbul.
    Güney Kore Askerocağı Caddesi No:6, Süzer Plaza, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Gürcistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:17, Beşiktaş, İstanbul.
    Hindistan Cumhuriyet Caddesi No:42, Dörtler Apartmanı, Daire:11-12, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Hırvatistan Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:1/2, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Hollanda İstiklal Caddesi No:197, Beyoğlu, İstanbul.
    Irak Gazeteciler Sitesi, Hikaye Sokak No:3, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    İran Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul.
    İspanya Karanfil Aralığı Sokak No:16, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    İsrail Levent Mahallesi, Cömert Sokak No:1C, Beşiktaş, İstanbul. Temsilciliğin halka açık hizmet durumu ayrıca kontrol edilmelidir.
    İsveç İstiklal Caddesi No:247, Beyoğlu, İstanbul. Konsolosluk işlemlerinde Şah Kulu Bostanı Sokak yönündeki giriş kullanılmaktadır.
    İsviçre Büyükdere Caddesi No:173, 1. Levent Plaza, A Blok, Kat:3, Levent, İstanbul.
    İtalya Tom Tom Kaptan Sokak No:5, Beyoğlu, İstanbul.
    Japonya Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, Kat:10, 4. Levent, İstanbul.
    Kanada Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, 4. Levent, İstanbul.
    Karadağ Harman Sokak No:5, Harmancı Giz Plaza, Kat:10A, Levent, İstanbul.
    Katar Yeniköy Mahallesi, Balabandere Caddesi, Hilpark Suites Sitesi No:2, Sarıyer, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kazakistan Başak Sokak No:35, Yeşilyurt, Bakırköy, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kırgızistan Lamartin Caddesi No:7, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Kolombiya Windowist, Reşitpaşa, Eski Büyükdere Caddesi No:26, Sarıyer, İstanbul.
    Kosova Vali Konağı Caddesi No:74, Daire:3, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Kuveyt Reşitpaşa Mahallesi, Değirmentepe Ayhan Sokak No:14, Emirgan, Sarıyer, İstanbul.
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 19 Mayıs Mahallesi, Aytekin Kotil Caddesi, Cevahir İş Merkezi, Kat:5, Şişli, İstanbul.
    Kuzey Makedonya İnönü Caddesi, Üçler Apartmanı No:20, Kat:2, Daire:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Lübnan Teşvikiye Caddesi, Saray Apartmanı No:134/1, Şişli, İstanbul.
    Libya İnönü Caddesi, Miralay Şefik Bey Sokak No:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Macaristan Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi, Yankı Sokak No:27, Polat Ofis B Blok, Kağıthane, İstanbul.
    Malezya Esentepe Mahallesi, Ali Kaya Sokak No:1/1B, Polat Plaza B Blok, Kat:8, Şişli, İstanbul.
    Malta Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:175, Ferko Signature, A Blok, Kat:2, Ofis:14, Şişli, İstanbul.
    Mısır Cevdet Paşa Caddesi No:12, Bebek, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Moğolistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Güvercin Sokak No:37, Beşiktaş, İstanbul.
    Moldova İnönü Caddesi No:43, Daire:6, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Norveç Bilezik Sokak No:4, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Özbekistan Şehit Halil İbrahim Caddesi No:23, İstinye, Sarıyer, İstanbul.
    Pakistan Güllü Sokak No:20, 3. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Panama Sahrayıcedit Mahallesi, Batman Sokak No:30, GFY Plaza, Kat:11, Daire:36, Kadıköy, İstanbul.
    Polonya Maslak Mahallesi, Eski Büyükdere Caddesi No:7, GİZ 2000 Plaza, Kat:5, Sarıyer, İstanbul.
    Romanya Yanarsu Sokak No:42, Narin Sitesi, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Rusya Federasyonu İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul.
    Senegal Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Sırbistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:2, Beşiktaş, İstanbul.
    Slovakya Levent Mahallesi, Bambu Sokak No:6, Beşiktaş, İstanbul.
    Sudan Seher Yıldızı Sokak No:40, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Suriye Maçka Caddesi, Ralli Apartmanı No:37, Kat:3, Teşvikiye, Şişli, İstanbul. Güncel faaliyet durumu teyit edilmelidir.
    Suudi Arabistan Konaklar Mahallesi, Çamlık Caddesi, Akasyalı Sokak No:6, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Tacikistan Şenlikköy Mahallesi, Yeni Bağlar Caddesi, Billur Sokak No:16, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Tayland Kore Şehitleri Caddesi, Mithat Ulu Ünlü Sokak No:12, Zincirlikuyu, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Tunus Gazeteciler Sitesi, Keskinkalem Sokak No:31, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Türkmenistan Gazi Evrenos Caddesi, Baharistan Sokak No:13, Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul.
    Ukrayna Adakale Sokak No:13, Şenlikköy, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Venezuela Teşvikiye Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, Terrace Fulya Center No:11/65, Şişli, İstanbul.
    Yunanistan Turnacıbaşı Sokak No:22, Beyoğlu, İstanbul.

    2. İstanbul’daki Fahri Konsolosluklar ve Adresleri

    Fahri konsolosluklar, başkonsolosluklardan farklı statüde faaliyet gösteren temsilciliklerdir. Bu kurumların görevleri, ilgili devlet tarafından tanınan yetkilerle sınırlıdır. Bazı fahri konsolosluklar ticari ve kültürel ilişkiler alanında faaliyet gösterirken, bazıları belirli konsüler işlemlerde yardımcı olabilir.

    Adreslerin doğrulanması: Aşağıdaki tablo tarihsel veya kamuya açık konsolosluk dizini kayıtlarını da içermektedir. Her bir fahri konsolosluğun halen görev yaptığı ve adresinin değişmediği teyit edilmiş değildir. Resmî makamdan teyit alınmadan ziyaret edilmemelidir.

    Ülke Fahri Konsolosluk Adres Kaydı
    Bahamalar Aydıntepe Mahallesi, Tersaneler Caddesi, 50. Sokak No:7, Tuzla, İstanbul.
    Bahreyn Fahrettin Kerim Gökay Caddesi No:34, Altunizade, Üsküdar, İstanbul.
    Belize Değirmen Sokak No:18, Nidakule, Kat:21, Kozyatağı, Kadıköy, İstanbul.
    Benin Keresteci Hakkı Sokak No:50, Akbıyık, Cankurtaran, Fatih, İstanbul.
    Bolivya Altan Erbulak Sokak No:3, Kat:2, Mecidiyeköy, Şişli, İstanbul.
    Burkina Faso Eski Büyükdere Caddesi, Ayazağa Yolu, İzgi Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Burundi Harmancı Giz Plaza, Kat:15, Levent, İstanbul.
    Cook Adaları Yeni Parseller Sokak No:20, K Binası, Kat:4-5, Kavacık, Beykoz, İstanbul.
    Dominik Cumhuriyeti Meclis-i Mebusan Caddesi No:31, Murat Han Apartmanı, Kat:6, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ekvador Reşitpaşa Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:14, Park Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Estonya Cumhuriyet Caddesi No:22/24, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Finlandiya Cumhuriyet Caddesi No:173/7, Adlı Han, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Gabon Barbaros Mahallesi, Ihlamur Sokak, Uphill Court Towers, A1-B Blok, Kat:9, Daire:54, Ataşehir, İstanbul.
    Gambiya Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü, Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guatemala Küçük Çamlıca Caddesi No:85/6, Kısıklı, Üsküdar, İstanbul.
    Güney Afrika Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guyana Meydan Sokak, Veko Giz Plaza, Kat:2, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    İzlanda İrfan Caddesi No:19, Orhanlı, Tuzla, İstanbul.
    Jamaika Harbiye Caddesi No:283, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Kamboçya İnönü Caddesi No:53, Işık Apartmanı, Kat:7, Daire:13, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Kamerun Üniversite Mahallesi, Bağlariçi Caddesi No:29, Avcılar, İstanbul.
    Kenya Büyükdere Caddesi No:155/3, Levent, İstanbul.
    Komorlar Eski Büyükdere Caddesi, İZ Plaza Giz No:9, Kat:13, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Kongo Cumhuriyeti Süleyman Seba Caddesi No:77, Kent Apartmanı, Daire:3, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Kosta Rika Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Letonya Eski Bağdat Caddesi No:40, Çamlık Çıkmazı No:1, Küçükyalı, Maltepe, İstanbul.
    Litvanya Mimar Sinan Sokak No:21, Seba Ofis Boulevard, D Blok, Daire:59, Ayazağa, Sarıyer, İstanbul.
    Maldivler Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Mali Hacı Adil Caddesi, Asma Sokak No:1, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Meksika Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Lale Sokak No:23, Beşiktaş, İstanbul.
    Monako Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:8, Kat:2, Beyoğlu, İstanbul.
    Moritanya Osmangazi Mahallesi, Yıldızhan Caddesi, Köşe Sokak No:4, Saray İş Merkezi, Sancaktepe, İstanbul.
    Namibya Abdi İpekçi Caddesi No:5/5, Daire:6, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Orta Afrika Cumhuriyeti Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Caddesi, Hoffman Plaza, Kat:3, İçerenköy, Ataşehir, İstanbul.
    Paraguay İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:69/A, Şişli, İstanbul.
    Peru Tekstilkent, Koza Plaza A Blok, Kat:22, Esenler, İstanbul.
    Portekiz Meclis-i Mebusan Caddesi No:157, Kat:5, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ruanda Etiler Mahallesi, Meydan Sokak, Mermerler Sitesi, B Blok, Daire:3, Beşiktaş, İstanbul.
    San Marino Maya Residence, M Blok, Daire:13, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Seyşeller Yapı Kredi Plaza, C Blok, Kat:13, Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Şili Bestekar Şevki Bey Sokak No:30, Balmumcu, Beşiktaş, İstanbul.
    Singapur Alan Sokak No:4/5, Şaşkınbakkal, Kadıköy, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Slovenya Hacı Reşit Paşa Sokak No:7, Çamlıca, Üsküdar, İstanbul.
    Solomon Adaları Süleyman Seba Caddesi No:48, BJK Plaza, A/88, Beşiktaş, İstanbul.
    Somali Çobançeşme, Kalender Sokak No:8, Bahçelievler, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Sri Lanka Kaynarca Mahallesi, Bahattin Veled Caddesi No:1, Mavikule Residence, Kat:12, Daire:59, Pendik, İstanbul.
    Tanzanya Abdi İpekçi Caddesi No:29, Atid Apartmanı, Kat:2, Daire:4, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Trinidad ve Tobago Akatlar, Maya Residence, Barclay 12, Daire:1, Beşiktaş, İstanbul.
    Umman Cumhuriyet Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:157/4, Seyran Apartmanı, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Uruguay Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Ürdün Balmumcu Mahallesi, Zincirlikuyu Sokak No:3, Daire:155, Beşiktaş, İstanbul.
    Yemen Halaskargazi Caddesi, Uygar Apartmanı No:43, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Yeni Zelanda İnönü Caddesi No:92/3, Taksim, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Zambiya Halaskargazi Caddesi No:43/5, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.

    Barbados, Cabo Verde, Etiyopya, Gine-Bissau, Lüksemburg, Mauritius, Saint Kitts ve Nevis, Saint Vincent ve Grenadinler ile Uganda adına da çeşitli konsolosluk dizinlerinde İstanbul kayıtları bulunmaktadır. Ancak bu ülkeler yönünden güncel ziyaret adreslerinin doğrulanması gerektiğinden kesin adres belirtilmemiştir.

    3. İstanbul’da Büyükelçilik Var mı?

    Büyükelçilik, bir devletin başka bir devlet nezdindeki diplomatik temsilciliğidir. Türkiye’de yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır.

    İstanbul’daki yabancı devlet temsilciliklerinin önemli bir kısmı başkonsolosluk niteliğindedir. Tarihî elçilik binalarının bulunması, bu yapıların günümüzde büyükelçilik statüsünde faaliyet gösterdiği anlamına gelmez.

    Büyükelçilikler ile konsolosluklar arasındaki hukuki farklılıkların değerlendirilmesinde diplomatik ilişkileri düzenleyen 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi ve konsolosluk ilişkilerini düzenleyen 1963 tarihli Viyana Sözleşmesi önem taşımaktadır.

    4. Konsoloslukların Görevleri Nelerdir?

    Konsoloslukların başlıca görevleri, temsil ettikleri devletin vatandaşlarının menfaatlerini korumak ve ilgili devletin mevzuatının izin verdiği konsüler işlemleri yerine getirmektir.

    Bu işlemler arasında pasaport ve seyahat belgesi düzenlenmesi, vize başvuruları, nüfus kayıtları, evlilik ve doğum işlemleri, vatandaşlık başvuruları, belge düzenlenmesi, belge tasdiki, noterlik hizmetleri ve acil konsüler yardım sayılabilir.

    Her konsolosluğun aynı yetkilere sahip olduğu düşünülmemelidir. Özellikle fahri konsoloslukların yetkileri çoğu zaman meslekten konsoloslar tarafından yönetilen başkonsoloslukların yetkilerinden daha sınırlıdır.

    5. Konsoloslukta Vekaletname Düzenlenmesi ve Türkiye’de Kullanılması

    Yabancı ülkelerde yaşayan kişilerin Türkiye’deki hukuki işlemlerini bir avukat veya temsilci aracılığıyla yürütmek istemeleri halinde vekaletname düzenlenmesi gündeme gelmektedir.

    Yabancı bir devletin konsolosluğunda düzenlenen vekaletnamenin Türkiye’de kullanılabilirliği, belgenin niteliğine, düzenlenme şekline, ilgili uluslararası sözleşmelere ve Türk hukukunun öngördüğü şartlara göre değerlendirilmelidir.

    Vekaletname özellikle vatandaşlık işlemleri, tapu ve taşınmaz işlemleri, miras işlemleri, şirket kuruluşu, ticari işlemler, dava takibi ve idari başvurular için kullanılacaksa yetki kapsamının önceden belirlenmesi önemlidir.

    Örneğin taşınmazın satılması, belirli dava işlemlerinin yapılması veya özel yetki gerektiren başka bir hukuki işlemin yürütülmesi için genel ifadelerle düzenlenen bir vekaletname her zaman yeterli olmayabilir.

    6. Apostil, Konsolosluk Tasdiki ve Yabancı Resmî Belgelerin Türkiye’de Kullanılması

    Yurt dışında düzenlenen resmî belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için belgenin kaynağına ve ilgili devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre farklı tasdik yöntemleri uygulanabilir.

    5 Ekim 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesine taraf devletlerde, sözleşmenin kapsamına giren belgeler bakımından apostil yöntemi kullanılabilir. Apostil, belgenin içeriğinin doğruluğunu değil, belgedeki imzanın, imzalayanın sıfatının ve gerektiğinde mühür veya damganın gerçekliğini doğrulamaya yöneliktir.

    Apostil sisteminin uygulanmadığı durumlarda ise ilgili ülkelerin mevzuatına ve uluslararası düzenlemelere bağlı olarak dışişleri makamı, konsolosluk veya diğer yetkili makamlar aracılığıyla tasdik işlemleri gerekebilir.

    Yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkiye’de kullanılmasında ayrıca Türkçe tercüme ve gerektiğinde noterlik işlemleri yapılması gerekebilir.

    7. Konsolosluk İşlemleri, Türk Vatandaşlığı ve Yabancılar Hukuku

    Türkiye’de ikamet eden veya Türkiye ile hukuki ilişkisi bulunan yabancı devlet vatandaşları bakımından konsolosluk işlemleri önemli sonuçlar doğurabilir.

    Özellikle Türk vatandaşlığının kazanılması, vatandaşlık statüsüne ilişkin idari işlemler, vatandaşlık kararlarının iptali veya geri alınması, ikamet izinleri, yabancıların sınır dışı edilmesi, uluslararası koruma ve yabancı devlet vatandaşlarının medeni hal işlemlerinde birden fazla ülkenin hukukunun birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.

    Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin işlemlerde 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, ilgili yönetmelik hükümleri ve somut olayın niteliği dikkate alınmalıdır.

    Yabancı bir ülkenin konsolosluğu, Türk idari makamları veya mahkemeleri yerine karar vermemektedir. Ancak yabancının tabiiyetinin belirlenmesi, pasaport düzenlenmesi ve belirli belgelerin temin edilmesi gibi konularda konsüler işlemler hukuki sürecin önemli bir parçası olabilir.

    8. İstanbul’daki Konsolosluklara Gitmeden Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

    İstanbul’daki konsoloslukların çalışma saatleri, resmî tatilleri, randevu sistemleri ve başvuru yöntemleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Özellikle yabancı devletlerin ulusal bayramları ve resmî tatilleri nedeniyle temsilcilikler kapalı olabilir.

    Başvurudan önce ilgili konsolosluğun resmî internet sitesinden adres, randevu, belge, harç ve tercümanlık şartları kontrol edilmelidir.

    Vize başvurularında bazı ülkeler doğrudan konsolosluk yerine yetkilendirilmiş başvuru merkezleri aracılığıyla işlem yapmaktadır. Bu nedenle vize başvuru merkezlerinin adresleriyle diplomatik temsilcilik adresleri birbirine karıştırılmamalıdır.

    9. İstanbul’daki Konsolosluklar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    İstanbul’da hangi ülkelerin büyükelçilikleri var?

    Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçilikleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır. İstanbul’da ise çeşitli ülkelerin başkonsoloslukları, konsoloslukları ve fahri konsoloslukları yer almaktadır.

    İstanbul’daki konsolosluklar hangi ilçelerde yoğunlaşmıştır?

    Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu ve Sarıyer, yabancı konsüler temsilciliklerin yoğun olarak bulunduğu ilçelerdir. Bunun yanında Bakırköy, Fatih, Kadıköy, Üsküdar ve diğer ilçelerde de konsolosluk kayıtları bulunmaktadır.

    İstanbul’daki Amerikan Konsolosluğu nerede?

    Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğu, İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Alman Konsolosluğu nerede?

    Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Çin Konsolosluğu nerede?

    Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul adresinde bulunmaktadır.

    İstanbul’daki İran Konsolosluğu nerede?

    İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğunun adresi Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul olarak kayıtlıdır.

    İstanbul’daki Rusya Konsolosluğu nerede?

    Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu, İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki konsolosluklara randevusuz gidilebilir mi?

    Randevu şartları ülkeden ülkeye ve işlem türüne göre değişmektedir. Bazı konsolosluklar yalnızca çevrim içi randevuyla başvuru kabul etmektedir. İşlemden önce resmî randevu sistemi incelenmelidir.

    Fahri konsolosluk ile başkonsolosluk arasındaki fark nedir?

    Başkonsolosluklar genellikle meslekten konsoloslar tarafından yönetilen resmî konsüler temsilciliklerdir. Fahri konsolosluklar ise ilgili devlet tarafından belirlenen daha sınırlı görevler çerçevesinde faaliyet gösterebilir. Somut yetki kapsamı ilgili devletin düzenlemelerine bağlıdır.

    Konsoloslukta düzenlenen belgeler Türkiye’de doğrudan geçerli midir?

    Her belge için doğrudan geçerlilik bulunduğu söylenemez. Belgenin türüne ve uygulanacak uluslararası düzenlemelere bağlı olarak apostil, tasdik, tercüme veya noterlik işlemleri gerekebilir.

    Konsolosluk işlemleri için avukat zorunlu mudur?

    Konsolosluk işlemlerinin tamamı için avukat bulundurma zorunluluğu yoktur. Ancak vatandaşlık, taşınmaz, miras, ticaret, uluslararası belge geçerliliği ve idari uyuşmazlıklar gibi konularda hukuki destek alınması gerekebilir.

    10. Resmî Kaynaklar ve Güncelleme Politikası

    İstanbul’daki konsoloslukların görev durumları ve adresleri zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu nedenle adres araştırmalarında öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Diplomatik Portalı ve ilgili devletlerin dışişleri bakanlıklarının resmî sayfaları esas alınmalıdır.

    Güncelleme ve doğruluk notu: Bu içerik geniş kapsamlı bir bilgilendirme derlemesidir ve İstanbul’daki bütün temsilciliklerin güncel adreslerinin eksiksiz doğrulandığı anlamına gelmez. Özellikle fahri konsoloslukların statüsü ve adresi değişebilir. Resmî işlem veya ziyaret öncesinde doğrudan yetkili makamdan bilgi alınmalıdır.

    Hukuki Danışmanlık ve İletişim

    Yabancılar hukuku, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybı, uluslararası belge işlemleri, yabancı vekaletnamelerin Türkiye’de kullanılması, taşınmaz işlemleri ve milletlerarası özel hukuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme ve temsil hizmeti sunulmaktadır.

    Av. Murat Can Dolğun

    İstanbul Barosu

    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Ofis adresi:

    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No:206

    Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul

    Çalışma saatleri: Pazartesi-Cuma, 09.00-17.00 (Türkiye saati).

    İnternet siteleri:
    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu yazı Av. Murat Can Dolğun tarafından genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Metin, somut olaylara ilişkin bireysel hukuki danışmanlık yerine geçmez.

  • Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yoluyla Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026: Taşıyanın Sorumluluğu, İhbar Süreleri ve Yargı Kararları

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi | İstanbul

    Güncelleme: 19 Ekim 2026

    Hukuk alanları: Deniz Ticareti Hukuku, Uluslararası Taşıma Hukuku, Sigorta Hukuku ve Milletlerarası Özel Hukuk

    Deniz yoluyla taşınan ticari eşyanın hasarlanması, eksik teslim edilmesi veya tamamen kaybolması, uluslararası ticarette ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. İthalatçı ve ihracatçı şirketler, taşıma sırasında meydana gelen bu zararların tazmini için taşıyana, fiili taşıyana veya sigorta şirketine karşı hukuki taleplerde bulunabilmektedir.

    Ancak deniz yolu yük hasarı tazminatı, yalnızca taşınan malın zarar gördüğünün ispatlanmasından ibaret değildir. Hasarın hangi aşamada meydana geldiği, konşimentonun içeriği, yükün taşıyana teslim anındaki durumu, taşıyanın sorumluluktan kurtulma sebepleri, hasar ihbarının süresi ve kanuni sorumluluk sınırları birlikte değerlendirilmelidir.

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178 ila 1192. maddeleri, deniz yoluyla eşya taşımalarında taşıyanın sorumluluğunun temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu hükümler, zarar gören yük ilgilisi ile taşıyan arasında belirli bir risk ve ispat yükü dağılımı öngörmektedir.

    2025 ve 2026 tarihli bölge adliye mahkemesi kararları da özellikle hasar bildirimindeki eksikliklerin, konteyner içi istif hatalarının ve zararın deniz taşımasının hangi aşamasında meydana geldiğinin ispatlanamamasının davaların sonucunu etkileyebildiğini göstermektedir.

    Bu makalede deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan tazminat talepleri; Türk Ticaret Kanunu, güncel yargı kararları, akademik görüşler, konşimento hükümleri ve milletlerarası deniz ticareti uygulamaları çerçevesinde incelenecektir.

    1. Deniz Yolu Yük Hasarı Nedir?

    Deniz yolu yük hasarı, deniz taşıma sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın fiziksel veya ekonomik değerinde meydana gelen ve taşıma hukuku bakımından tazminat sorumluluğu doğurabilen olumsuz değişiklikleri ifade eder.

    Örneğin elektronik cihazların deniz suyu nedeniyle çalışamaz duruma gelmesi, gıda ürünlerinin uygun sıcaklıkta taşınmaması nedeniyle bozulması, makinelerin taşıma sırasında darbe alması veya konteyner içerisindeki eşyanın yanlış istif sonucu kırılması yük hasarına örnek gösterilebilir.

    Deniz ticareti hukukunda yükle ilgili zararlar genel olarak zıya, hasar ve geç teslimden kaynaklanan zararlar şeklinde ayrılmaktadır.

    1.1. Eşyanın zıyaı

    Zıya, taşınan eşyanın tamamen veya kısmen kaybedilmesini ifade eder. Eşyanın denize düşmesi, konteynerin kaybolması veya yükün teslim edilemeyecek durumda bulunması somut koşullara göre zıya kapsamında değerlendirilebilir.

    1.2. Eşyanın hasarlanması

    Hasar, eşyanın fiziksel bütünlüğünün veya ekonomik değerinin zarar görmesidir. Eşyanın tamamen yok olması gerekmez. Kullanılabilir durumda bulunmakla birlikte piyasa değerinin azalması da hasar oluşturabilir.

    1.3. Geç teslim

    TTK m.1178/4 kapsamında teslimde gecikme, kararlaştırılmış sürede veya süre kararlaştırılmamışsa somut olayın özelliklerine göre makul sürede teslimin gerçekleştirilmemesidir.

    Gecikme nedeniyle eşyanın piyasa değerinde azalma, üretim kesintisi veya başka bir ekonomik zarar meydana gelebilir. Bununla birlikte gecikme zararlarının tazmini, yükün fiziksel hasarından farklı bildirim ve sorumluluk kurallarına tabidir.

    Gecikmenin konteyner bekleme ücretleriyle bağlantılı olduğu durumlarda, sitemizde yayımlanan Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026 başlıklı çalışmada ele alınan sözleşmesel ücret yükümlülükleri de ayrıca incelenmelidir.

    2. Deniz Yoluyla Taşımada Taşıyan Hangi Zararlardan Sorumludur?

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178. maddesi, taşıyanın yüke özen gösterme yükümlülüğünü düzenlemektedir.

    TTK m.1178/1 uyarınca taşıyanın, taşıma sözleşmesinin ifasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Bu yükümlülük yalnızca geminin bir limandan diğerine hareket ettirilmesini değil, taşıma ediminin bütününü ilgilendirmektedir.

    Taşıyanın dikkat ve özen yükümlülüğü özellikle aşağıdaki aşamalar bakımından önem taşır:

    • Eşyanın yüklenmesi,
    • Gemi içerisinde uygun şekilde istiflenmesi,
    • Taşıma sırasında korunması ve gözetimi,
    • Gerekli sıcaklık ve nem koşullarının sağlanması,
    • Yükün güvenli şekilde taşınması,
    • Eşyanın boşaltılması ve teslimi.

    TTK m.1178/2 kapsamında taşıyanın sorumluluğunun temel koşullarından biri, zıya, hasar veya gecikmenin eşyanın taşıyanın hakimiyetinde bulunduğu dönemde meydana gelmesidir.

    2.1. Taşıyanın hakimiyet süresi ne zaman başlar?

    TTK m.1178/3 kapsamında eşya, taşıyan tarafından taşınmak üzere teslim alındığı andan, ilgili hükümde öngörülen teslim veya hazır bulundurma koşulları gerçekleşinceye kadar taşıyanın hakimiyetinde kabul edilebilir.

    Dolayısıyla taşıyanın sorumluluğu her durumda yalnızca geminin seferde bulunduğu zaman dilimiyle sınırlı değildir.

    Ancak eşyanın terminale bırakılması, bağımsız depolama işletmecisine teslimi veya çoklu taşıma kapsamında kara taşımasına geçirilmesi gibi olaylarda sorumluluk döneminin ayrıca belirlenmesi gerekir.

    2.2. Akdi taşıyan ile fiili taşıyan arasındaki fark

    Uluslararası deniz taşımalarında taşıma sözleşmesini üstlenen şirket ile yükü fiilen taşıyan gemi işletmesi farklı kişiler olabilir.

    TTK m.1191/1 uyarınca taşımanın tamamen veya kısmen fiili taşıyana bırakılması, akdi taşıyanın taşımanın tamamına ilişkin sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmez.

    TTK m.1191/4 kapsamında taşıyan ve fiili taşıyanın aynı zarardan sorumlu oldukları ölçüde müteselsil sorumlulukları gündeme gelir.

    Bu nedenle yük hasarı nedeniyle dava açılırken, yalnızca geminin adının veya taşıma şirketinin ticaret unvanının belirlenmesi yeterli olmayabilir. Konşimento düzenleyeni, taşıma sözleşmesinin tarafları ve taşıma edimini fiilen gerçekleştirenler ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    2.3. Gemi sahibi her durumda sorumlu mudur?

    Hayır. Donatan, akdi taşıyan, fiili taşıyan ve taşıma işleri komisyoncusu sıfatları her olayda aynı kişide birleşmez.

    Geminin mülkiyetine sahip olmak, tek başına navlun sözleşmesinin tarafı olunduğunu veya taşıyanın bütün sözleşmesel borçlarından sorumluluk doğduğunu göstermez.

    Bu sebeple pasif husumet değerlendirmesi, dava açılmadan önce yapılması gereken önemli hukuki incelemelerden biridir.

    3. Deniz Taşımacılığında En Sık Karşılaşılan Yük Hasarı Türleri

    3.1. Konteynere deniz suyu girmesi

    Konteyner kapaklarının, fitillerinin veya gövdesinin su geçirmesi sonucunda eşyanın ıslanması, paslanması veya tamamen kullanılamaz hale gelmesi mümkündür.

    Böyle bir olayda konteynerin taşıma öncesindeki durumu, hasarın sebebi, deniz koşulları ve konteynerin kimin tarafından sağlandığı incelenmelidir.

    3.2. Soğutmalı konteynerlerde sıcaklık bozulması

    Reefer konteynerlerde enerji kesintisi, sıcaklık ayarının yanlış yapılması veya soğutma sisteminin arızalanması gıda ve ilaç gibi hassas ürünlerin zarar görmesine neden olabilir.

    Bu uyuşmazlıklarda sıcaklık kayıtları, cihaz alarmları, bakım belgeleri ve taşınan ürünün gerektirdiği teknik koşullar önem taşımaktadır.

    3.3. Yanlış istifleme ve yük sabitleme

    Konteyner içerisindeki eşyanın doğru sabitlenmemesi veya ağırlığın uygunsuz dağıtılması taşıma sırasında devrilme, ezilme ve kırılmalara yol açabilir.

    Ancak istif işleminin yükleten tarafından mı yoksa taşıyan tarafından mı gerçekleştirildiği belirlenmeden sorumluluk konusunda kesin sonuca varılamaz.

    3.4. Liman elleçlemesi sırasında hasar

    Konteynerin vinçten düşmesi, forklift darbesi alması veya tahliye sırasında fiziksel zarara uğraması halinde olayın taşıyanın sorumluluk döneminde meydana gelip gelmediği araştırılmalıdır.

    Terminal işletmesinin ayrı bir hukuki sorumluluğunun bulunması da mümkündür.

    3.5. Yanlış teslim ve kayıp yük

    Yükün yetkisiz kişiye teslimi, konşimento koşullarına aykırı teslim veya yanlış limanda boşaltılması, fiziksel hasar bulunmasa bile tazminat sorumluluğuna neden olabilecek uyuşmazlıklardır.

    Bu tür olaylarda konşimentonun emtiayı temsil işlevi ve teslim yetkisinin ispatı önemlidir.

    4. Konşimento, Hasar Tespiti ve İspat Yükü

    Deniz yolu yük hasarı tazminat davalarında en önemli delillerden biri konşimento (bill of lading) belgesidir.

    Konşimento; taşıma sözleşmesiyle bağlantılı olarak eşyanın teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren, yükün teslimi bakımından da önemli hukuki işlevleri bulunan bir denizde taşıma senedidir.

    TTK m.1228 ve devamındaki düzenlemeler konşimentoya ilişkin temel hükümleri içermektedir.

    Meltem Deniz Güner Özbek, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti” başlıklı çalışmasında, konşimentonun taşıma ilişkisinde delil işlevini ve bu işleve bağlanan hukuki sonuçları incelemektedir.[1]

    4.1. Temiz konşimento hasarın olmadığını kesin olarak kanıtlar mı?

    Taşıyan tarafından çekincesiz şekilde düzenlenen temiz konşimento, eşyanın haricen görülebilen durumuna ilişkin önemli bir ispat aracıdır.

    Ancak temiz konşimento, ambalaj içindeki eşyanın bütün teknik özelliklerinin veya iç hasarlarının taşıyan tarafından kontrol edildiğini kendiliğinden göstermez.

    Konşimentoda yer alan kayıtların ispat kuvveti, tarafların sıfatına ve TTK’nın ilgili hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

    4.2. Yükün hasarlı teslim edildiği nasıl ispatlanır?

    TTK m.1184, eşyanın durumunun teslimden önce mahkeme, yetkili makam veya yetkili uzmanlar aracılığıyla incelenmesine imkan tanımaktadır.

    Yükün teslim alınması sırasında düzenlenen hasar tutanakları, eksper raporları, fotoğraflar, konteyner mühür kayıtları, terminal raporları ve teknik cihaz verileri de ispat bakımından önemlidir.

    Özellikle bozulabilir nitelikteki yüklerde, zararın tespitinde gecikilmesi delillerin kaybolmasına neden olabilir.

    4.3. Mahkemeden delil tespiti istenebilir mi?

    HMK m.400 ve devamındaki koşulların bulunması halinde, dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespiti talep edilebilir.

    Deniz yolu yük hasarında delil tespiti; eşyanın mevcut durumunun, konteynerin teknik özelliklerinin, zararın sebebinin ve ekonomik değer kaybının bilirkişi marifetiyle ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

    Bununla birlikte her özel eksper raporu mahkemece yaptırılmış delil tespitiyle aynı usuli sonuçları doğurmaz. İncelemenin hangi kişiler tarafından ve hangi koşullarda yapıldığı önemlidir.

    5. Deniz Yoluyla Yük Hasarında İhbar Süresi Kaç Gündür?

    Deniz ticareti hukukunda yük hasarı davalarının en önemli konularından biri, hasarın taşıyana hangi süre içinde bildirileceğidir.

    6102 sayılı TTK m.1185, eşyanın zıyaı, hasarı ve teslimde gecikmesine ilişkin bildirim rejimini düzenlemektedir.

    Olay Bildirim süresi Hukuki dayanak
    Görünür zıya veya hasar En geç teslim sırasında TTK m.1185/1
    Haricen belli olmayan zıya veya hasar Teslimden itibaren aralıksız 3 gün TTK m.1185/1
    Teslimde gecikmeden doğan zarar Teslimden itibaren aralıksız 60 gün TTK m.1185/5

    5.1. Hasar ihbarı yapılmazsa tazminat hakkı kaybedilir mi?

    Hasar ihbarının süresinde yapılmaması, zıya veya hasardan doğan tazminat hakkını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    TTK m.1185/4 uyarınca, hasarın usulüne uygun şekilde bildirilmemesi veya tespit edilmemesi halinde taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğar.

    Böylece zarar görenin, hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ve taşıyanın hakimiyet döneminde meydana geldiğini kanıtlama yükü ağırlaşabilir.

    Bu ayrım özellikle önemlidir: Hasar ihbarının yapılmaması ile bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.

    5.2. Gecikme zararlarında 60 günlük süre

    TTK m.1185/5, geç teslimden kaynaklanan zararlar bakımından daha farklı bir sonuç öngörmektedir.

    Kanunda öngörülen altmış günlük süre içerisinde yazılı bildirim yapılmayan gecikme zararları için tazminat ödenmeyeceği düzenlenmiştir.

    Dolayısıyla gecikme nedeniyle oluşan ekonomik kayıp ile eşyanın fiziksel hasarı birbirinden ayrılmalıdır.

    5.3. Hasar bildirimi kime yapılmalıdır?

    TTK m.1185/6 kapsamında fiili taşıyana yapılan bildirim, ilgili şartlarda taşıyana yapılmış gibi hüküm ifade edebilir. Kaptan veya sorumlu gemi zabiti dahil, taşıyan ya da fiili taşıyan adına hareket eden kişilere yapılan bildirimler de önem taşımaktadır.

    Buna rağmen ispat sorunlarının önlenebilmesi için bildirimin yazılı, tarihli ve somut hasarı tarif eder nitelikte olması gerekir.

    6. Deniz Yolu Yük Hasarında 2025 ve 2026 Tarihli Mahkeme Kararları

    6.1. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454

    Uyuşmazlık, deniz taşıması sırasında hasarlandığı ileri sürülen eşya nedeniyle fiili taşıyana yöneltilen rücuen tazminat talebine ilişkindir.

    Kararda hasar bildiriminin süresi, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin ispat yükü, fiili taşıyanın sıfatı ve tazminat isteminde bulunan tarafın aktif husumeti tartışılmıştır.

    Mahkeme, süresinde hasar bildirimi yapılmadığında taşıyan lehine karine oluştuğunu ve bu karinenin aksini iddia eden tarafın, zararın taşıyanın sorumlu olduğu dönemde meydana geldiğini kanıtlaması gerektiğini değerlendirmiştir.

    Somut olayda hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin yeterince ortaya konulamaması, tazminat talebinin reddi yönündeki değerlendirmede önem taşımıştır.

    Hukuki sonuç: Yükün varış yerinde hasarlı bulunması tek başına taşıyanın sorumluluğunun ispatı için yeterli olmayabilir. Hasarın meydana geldiği dönemin ve hukuki sebebin belirlenmesi gerekir.

    Kararın yayımlanan metninde temyiz yolunun açık olduğu belirtilmektedir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.2. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63

    Bu karar, deniz yolu taşımasında hasar ihbarının zamanında yapılmamasının ispat yükü üzerindeki etkisini göstermektedir.

    Uyuşmazlıkta eşyanın 10.04.2020 tarihinde teslim edildiği, hasar bildiriminin ise 21.04.2020 tarihli ihtarnameyle gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme, bildirim süresinin kaçırılması nedeniyle taşıyan lehine karine oluştuğunu ve davacı tarafından bu karinenin aksinin yeterli şekilde kanıtlanamadığını kabul etmiştir.

    Hukuki sonuç: İhbar süresine uyulmaması, yük ilgilisinin tazminat talebini ispat etmesini güçleştirebilir. Özellikle birden fazla taşıma türünün kullanıldığı olaylarda hasarın hangi aşamada gerçekleştiği ayrıca belirlenmelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.3. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421

    Karar, yükleten tarafından doldurulup mühürlenen konteynerde meydana gelen hasardan taşıyanın sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.

    Konşimentodaki yükleme, istifleme ve sayımın yükleten tarafından yapıldığına ilişkin kayıtlar değerlendirilmiştir.

    Konteynerin dış gövdesinde hasar bulunduğu veya taşıyanın sorumluluğunda bir dış müdahale gerçekleştiği kanıtlanamadığından, yükletenin kendi istif ve sabitleme hatası nedeniyle oluşan hasardan taşıyanın sorumlu olmadığı kabul edilmiştir.

    Hukuki sonuç: Mühürlü konteyner taşımalarında istif işlemini kimin gerçekleştirdiği belirleyici olabilir. Bununla birlikte konteynerin mühürlü olması taşıyanı bütün olası hasarlardan otomatik olarak sorumsuz hale getirmez.

    Kararın yayımlanan metni

    6.4. Yargı kararlarının değerlendirilmesi

    Bu kararlar birlikte incelendiğinde deniz yolu yük hasarı uyuşmazlıklarında üç temel unsurun öne çıktığı görülmektedir: zararın hangi aşamada meydana geldiğinin belirlenmesi, taşıyanın sorumluluğunu etkileyen sözleşmesel kayıtların değerlendirilmesi ve hasarın zamanında belgelenmesi.

    Mahkeme kararlarının somut uyuşmazlığa özgü olduğu ve farklı maddi olaylarda farklı hukuki sonuçlara ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

    7. Taşıyan Hangi Hallerde Yük Hasarından Sorumlu Olmaz?

    Taşıyanın eşyanın zarar görmesi halinde mutlaka tazminat ödemekle yükümlü olduğu söylenemez.

    TTK m.1179 uyarınca taşıyan, zararın kendisinin veya adamlarının kastından ya da ihmalinden kaynaklanmadığını ispat ettiği koşullarda sorumluluktan kurtulabilir.

    TTK m.1182 ise belirli sebeplerin varlığı halinde taşıyan lehine kusursuzluk ve uygun illiyet bağı karineleri düzenlemektedir.

    Bu kapsamda deniz tehlikeleri, savaş olayları, yetkili makamların belirli işlemleri, yükletenin veya eşya sahibinin fiilleri, eşyanın doğal niteliği, ambalaj yetersizliği ve işaretleme eksiklikleri gibi nedenler somut olayın koşullarına göre önem taşıyabilir.

    Ahmet Batuhan Oyal’ın 2024 yılında yayımlanan “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri” başlıklı akademik çalışmasında, bu düzenlemelerin taşıyanın ispat yükü ve sorumluluktan kurtulması bakımından etkileri ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.[2]

    7.1. Fırtına nedeniyle oluşan yük hasarı

    Deniz taşıması sırasında fırtına meydana gelmesi, tek başına taşıyanın sorumluluktan kurtulduğunu kanıtlamaz.

    Deniz koşullarının öngörülebilirliği, geminin elverişliliği, yükün sabitlenme biçimi ve taşıyanın önleyici tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.

    7.2. Ambalaj hatası nedeniyle hasar

    Yükleten tarafından kullanılan ambalajın taşımanın gereklerine uygun olmaması, zararın doğumunda etkili olabilir.

    Ancak zararın gerçekten ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığı ve taşıyanın sorumluluğundaki başka bir olayın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    7.3. Gemi denize ve yüke elverişli değilse

    Geminin teknik durumu, ambarlarının su geçirmezliği, havalandırma düzeni ve taşınacak yüke uygunluğu, taşıyanın sorumluluğunun değerlendirilmesinde önemli olabilir.

    Örneğin taşınan emtianın gemi ambarındaki teknik bir eksiklik nedeniyle suya maruz kalması, taşıyanın sorumluluktan kurtulma savunmasını güçleştirebilir.

    7.4. Teknik kusur ve yangın

    TTK m.1180, geminin sevkine veya teknik yönetimine ilişkin hareketlerden ya da yangından kaynaklanan zararlar bakımından özel bir sorumluluk düzenlemesi içermektedir.

    Ancak yükün korunması için alınması gereken önlemler ile geminin teknik yönetimine ilişkin işlemler birbirine karıştırılmamalıdır. Söz konusu özel düzenlemenin uygulanabilirliği her olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

    8. Deniz Yoluyla Yük Hasarı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

    Yük hasarı tazminatında yalnızca satın alma faturasına bakılması her durumda yeterli değildir.

    TTK m.1186/2 kapsamında tazminat hesabında, eşyanın sözleşmeye uygun olarak boşaltıldığı veya boşaltılması gereken yer ve tarihteki değeri önem taşımaktadır.

    Eşyanın borsa fiyatı, cari piyasa fiyatı veya aynı nitelik ve kalitedeki eşyanın olağan değeri hesaplamada dikkate alınabilir.

    8.1. Tam zıya halinde hesaplama

    Eşyanın tamamen kaybolması veya ekonomik olarak bütünüyle değerini yitirmesi halinde, uygulanacak değerleme esasları ve varsa sorumluluk sınırları çerçevesinde tazminat hesaplanır.

    8.2. Kısmi hasar halinde hesaplama

    Hasarlanan eşyanın ekonomik değerindeki azalma, teknik olarak onarılabilir olup olmadığı ve onarım sonrası değer kaybı değerlendirilmelidir.

    Gerektiğinde ürünün hasarsız ve hasarlı piyasa değeri arasındaki fark, teknik inceleme ve piyasa verileriyle belirlenebilir.

    8.3. Ek zararlar talep edilebilir mi?

    İnceleme, kurtarma, uygun depolama veya hasarın azaltılması için yapılan bazı giderler somut olayda tazminat değerlendirmesine konu olabilir.

    Ancak her ticari kayıp otomatik olarak taşıyanın tazminat sorumluluğuna dahil değildir. Zararla taşıyanın ihlali arasındaki nedensellik bağı, talebin hukuki niteliği ve sorumluluk sınırları ayrıca incelenmelidir.

    8.4. Kar kaybı talep edilebilir mi?

    Yük hasarı nedeniyle ticari işletmenin uğradığı kar kaybı iddiası, özel taşıma hukuku hükümleri karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kar kaybı, satış bedeli ve taşıyanın kanunen sınırlandırılmış sorumluluğu birbirinden farklı kavramlardır. Her zarar kaleminin aynı hesaplama yöntemine tabi olduğu kabul edilemez.

    Zeynep Demirçivi Mineliler’in “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk” başlıklı akademik çalışması, taşıma borcunun gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın tazmini ile sorumluluğun sınırlandırılması arasındaki ilişkiye yönelik önemli teorik açıklamalar içermektedir.[3]

    9. Taşıyanın Sınırlı Sorumluluğu: 666,67 SDR ve Kilogram Başına 2 SDR

    Deniz ticareti hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, taşıyanın bazı zararlar bakımından kanuni parasal sorumluluk sınırlarından yararlanabilmesidir.

    TTK m.1186/1 kapsamında, eşyanın zıya veya hasarından kaynaklanan sorumluluk için iki ayrı hesaplama ölçütü bulunmaktadır:

    • Her koli veya ünite için 666,67 Özel Çekme Hakkı (SDR),
    • Hasarlanan veya kaybolan eşyanın brüt ağırlığının her kilogramı için 2 SDR.

    Kanuni koşullar çerçevesinde bu iki hesaplama yönteminden yüksek sonuç vereni uygulanır.

    9.1. Konteyner tek koli olarak mı kabul edilir?

    TTK m.1186/3 uyarınca bir konteynerin içerisindeki koli veya ünitelerin denizde taşıma senedine nasıl yazıldığı önemlidir.

    Konşimentoda konteyner içindeki koliler ayrı ayrı belirtilmişse bu kayıtlar sorumluluk sınırının hesabında etkili olabilir. Buna karşılık içeriğin uygun şekilde belirtilmemesi halinde konteynerin tek bir koli veya ünite kabul edilmesi gündeme gelebilir.

    Bu ayrım yüksek değerli fakat hafif eşyanın taşınmasında özellikle önemlidir.

    9.2. Taşıyan hangi durumlarda sorumluluk sınırından yararlanamaz?

    TTK m.1187, kanuni sınırlandırma hakkının kaybını düzenlemektedir.

    Taşıyanın zarara kasten veya zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle pervasızca gerçekleştirilen bir fiil ya da ihmal ile sebebiyet verdiğinin ispatlanması halinde sorumluluk sınırlarından yararlanamaması gündeme gelir.

    Ancak her ihmal veya her yüksek tutarlı zarar, sorumluluğu sınırlandırma hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Uğur İlkutlu’nun 2025 tarihli “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi” başlıklı çalışmasında özellikle pervasızca davranış kusurunun hukuki niteliği ele alınmaktadır.[4]

    9.3. LLMC ile yük hasarındaki koli-kilogram sınırı aynı mıdır?

    Hayır. TTK m.1186’da düzenlenen eşya taşımasına özgü sorumluluk sınırı ile uluslararası deniz alacakları bakımından uygulanan LLMC rejimi birbirinden ayrılmalıdır.

    LLMC sistemi; ilgili kişi, alacak türü ve uygulanabilir düzenlemelere göre, geminin tonajıyla bağlantılı genel sorumluluk sınırları öngörmektedir.

    Bu ayrım hakkında daha kapsamlı değerlendirme için Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    10. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davasında Süre Ne Kadardır?

    6102 sayılı TTK m.1188/1 uyarınca, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç tesliminden dolayı taşıyana karşı tazminat isteme hakkı bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

    Bu süre sıradan bir zamanaşımı süresi olarak değerlendirilmemelidir.

    TTK m.1188/2 uyarınca süre, eşyanın tamamen veya kısmen teslim edildiği; hiç teslim edilmemişse teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.

    Bu nedenle hasarın ortaya çıkmasından sonra taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmelerin, süreyi kendiliğinden ortadan kaldırdığı veya uzattığı varsayılmamalıdır.

    10.1. Arabuluculuk başvurusu süreyi etkiler mi?

    Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanması halinde, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesindeki süreye ilişkin düzenlemeler dikkate alınmalıdır.

    Arabuluculuk bürosuna başvuru ile son tutanağın düzenlendiği tarih arasında geçen sürenin hak düşürücü süre hesabına etkisi ayrıca belirlenmelidir.

    10.2. Bir yıllık süre uzatılabilir mi?

    TTK m.1188/4, dava sebebinin doğmasından sonra tarafların yapacağı anlaşma ile sürenin uzatılmasına imkan tanımaktadır.

    Bu nedenle sürenin uzatıldığı iddiasının yazılı belgelerle ve somut sözleşmesel iradeyle ortaya konulması önemlidir.

    10.3. Rücu davasında süre farklı mıdır?

    TTK m.1188/3, sorumlu tutulan kişinin rücu davası bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Bu hükümde, tazminatın ödenmesi veya ilgili tazminat davasında dava dilekçesinin tebliği gibi olaylara bağlı doksan günlük özel bir süre düzenlenmiştir.

    Sigortacının halefiyet yoluyla açtığı dava ile taşıyanlar arasındaki rücu ilişkisinin hukuki niteliği aynı olmadığından, süre değerlendirmesi de ayrıca yapılmalıdır.

    11. Deniz Sigortası Yük Hasarını Karşılar mı?

    Deniz taşımacılığı sırasında ortaya çıkan yük hasarları bakımından emtia sigortası, sigorta sözleşmesinin kapsamına göre önemli bir mali koruma sağlayabilir.

    Ancak emtianın sigortalı olması, taşıyanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Yük sigortasının kapsamı, teminat dışı bırakılan rizikolar, sigortalının yükümlülükleri ve varsa özel klozlar incelenmelidir.

    11.1. Institute Cargo Clauses A, B ve C arasındaki fark

    Uluslararası deniz emtia sigortalarında sıklıkla Institute Cargo Clauses hükümleri kullanılmaktadır.

    Bu klozların teminat kapsamları farklıdır. A klozu daha geniş bir teminat sistemi öngörürken B ve C klozları belirli rizikolar esas alınarak yapılandırılmıştır.

    Ancak en geniş teminatın bulunması dahi bütün zararların istisnasız şekilde karşılanacağı anlamına gelmez. Poliçedeki istisnalar, sigorta dönemi ve özel şartlar değerlendirilmelidir.

    11.2. Sigorta şirketi taşıyana rücu edebilir mi?

    TTK m.1472 kapsamındaki halefiyet hükümleri uyarınca sigortacının, sigorta tazminatını ödedikten sonra kanuni şartlar ölçüsünde sigortalının sorumlu üçüncü kişiye karşı haklarına halef olması mümkündür.

    Ancak sigorta şirketinin yaptığı ödeme, taşımayı gerçekleştiren kişinin mutlaka hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez.

    Sigortacının rücu talebi bakımından da taşıyanın sorumluluğuna ilişkin şartlar, ispat yükü ve süreler incelenmelidir.

    Deniz sigortasının türleri, müşterek avarya ve P&I kulüpleriyle ilgili ayrıntılı değerlendirme için Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü başlıklı yazımız incelenebilir.

    12. Uluslararası Deniz Taşımalarında Hangi Ülkenin Hukuku Uygulanır?

    Deniz ticareti uyuşmazlıklarının büyük bölümü birden fazla ülkeyle bağlantılıdır.

    Geminin yabancı bayraklı olması, konşimentonun yabancı bir şirket tarafından düzenlenmesi, yükleme ve boşaltma limanlarının farklı devletlerde bulunması veya taşıma sözleşmesinde yabancı hukuk seçimi yapılması bu bağlantılara örnek gösterilebilir.

    Bu gibi durumlarda uygulanacak hukukun belirlenmesi, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinden ayrı bir hukuki sorundur.

    12.1. Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam Kuralları

    Deniz yoluyla eşya taşımasına ilişkin uluslararası hukukta Hague, Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam kuralları farklı sorumluluk rejimleri öngörmektedir.

    Ancak bütün bu düzenlemelerin her uluslararası deniz taşımasına kendiliğinden uygulanacağını kabul etmek mümkün değildir.

    İlgili devletlerin taraf olma durumu, sözleşmenin kapsamı, taşıma belgesi, uygulanacak hukuk ve yürürlük şartları ayrı ayrı incelenmelidir.

    12.2. Konşimentoda yabancı mahkeme veya tahkim şartı varsa

    Konşimentodaki yabancı mahkeme yetki şartının veya tahkim kaydının geçerliliği, her olayda yalnızca sözleşmede yazılı bulunmasına bağlı değildir.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türk hukukunun milletlerarası yetki ve kanunlar ihtilafı kuralları bakımından temel kaynaklardan biridir.

    Ayrıca konşimento hamilinin taşıma sözleşmesindeki ilgili kayıtlarla bağlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

    12.3. FOB ve CIF satışlarda tazminatı kim isteyebilir?

    FOB ve CIF gibi teslim şekilleri, uluslararası satış sözleşmesinde hasar riskinin ve masrafların taraflar arasında paylaşılması açısından önemlidir.

    Ancak hasar riskinin alıcıya geçmesi, taşıyana karşı talep hakkının hangi kişiye ait olduğunu her durumda tek başına belirlemez.

    Satış sözleşmesi, taşıma sözleşmesi, konşimento, sigortalanabilir menfaat ve varsa temlik veya halefiyet ilişkileri birlikte incelenmelidir.

    13. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davası Nasıl Açılır?

    Deniz yoluyla taşınan emtianın zarar görmesi halinde tazminat talebinin hangi kişiye yöneltileceği, hangi mahkemede ileri sürüleceği ve hangi delillere dayanacağı uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenir.

    13.1. Görevli mahkeme

    Deniz ticareti hukukundan kaynaklanan ticari davalarda kural olarak asliye ticaret mahkemeleri görevli olup, denizcilik uyuşmazlıkları bakımından ihtisas mahkemelerinin iş dağılımı da önem taşımaktadır.

    Milletlerarası yetki, tahkim anlaşması ve sözleşmesel yetki şartları ayrıca incelenmelidir.

    13.2. Hangi hukuki talepler ileri sürülebilir?

    Somut olayın niteliğine göre yük hasarından kaynaklanan tazminat, sigortacı tarafından halefiyet veya rücu, mevcut icra takibine bağlı itirazın iptali ve diğer ticari talepler gündeme gelebilir.

    Taleplerin birlikte veya ayrı ayrı ileri sürülmesinin hukuki sonuçları, usul hükümleri ve süreler dikkate alınarak belirlenmelidir.

    13.3. Gemiye ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

    TTK m.1352 ve devamındaki deniz alacaklarına ilişkin düzenlemeler kapsamında, ilgili kanuni şartların gerçekleşmesi halinde geminin ihtiyati haczi gündeme gelebilir.

    Ancak yük hasarı iddiasının varlığı, herhangi bir gemiye doğrudan ihtiyati haciz konulabileceği anlamına gelmez.

    Deniz alacağının niteliği, sorumlu kişi, gemi üzerindeki bağlantı, teminat ve kanuni haciz şartları birlikte değerlendirilmelidir.

    13.4. Dava için hangi belgeler gereklidir?

    • Deniz taşıma sözleşmesi ve konşimento,
    • Ticari fatura ve paketleme listesi,
    • Yükleme ve tahliye belgeleri,
    • Hasar veya eksik teslim tutanakları,
    • Eksper ve bilirkişi raporları,
    • Konteyner fotoğrafları ve mühür kayıtları,
    • Terminal ve gümrük kayıtları,
    • Taşıyan ile gerçekleştirilen yazışmalar,
    • Sigorta poliçesi ve hasar dosyası,
    • Ödeme belgeleri ve varsa temliknameler.

    Belgelerin yalnızca toplanması değil, hasarın oluşumunu ve tarafların sorumluluğunu ortaya koyacak şekilde kronolojik olarak değerlendirilmesi de önemlidir.

    14. Deniz Yolu Yük Hasarı Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Deniz yoluyla gelen mal hasarlıysa ne yapılmalı?

    Hasar derhal belgelendirilmeli, uygun süre içerisinde yazılı ihbar yapılmalı ve gerekiyorsa uzman incelemesi veya delil tespiti gerçekleştirilmelidir. Taşıma ve sigorta belgeleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Yük hasarı için taşıyana kaç gün içinde bildirim yapılır?

    Görünür hasarda en geç teslim sırasında, haricen belli olmayan hasarda teslimden itibaren aralıksız üç gün içinde yazılı ihbar yapılması gerekir. Gecikme zararları yönünden özel altmış günlük süre bulunmaktadır.

    Yük hasarı bildirimi yapılmadıysa dava açılabilir mi?

    Hasar bildirimindeki eksiklik her durumda tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğurabilir ve ispat yükünü etkileyebilir.

    Deniz yolu yük hasarı davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

    TTK m.1188 uyarınca, kanuni kapsamına giren talepler bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Başlangıç tarihi ve varsa özel süre hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    Konteyner su alırsa sorumluluk kimdedir?

    Hasarın sebebi, konteynerin kim tarafından sağlandığı, teknik durumu, taşıyanın hakimiyet dönemi ve tarafların kusur durumu incelenir. Sorumluluk kendiliğinden tek bir tarafa yüklenemez.

    Taşıma sigortası yoksa tazminat alınabilir mi?

    Evet. Sigorta sözleşmesinin bulunmaması, taşıyanın kanuni veya sözleşmesel sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak zarar görenin tazminat koşullarını ispatlaması gerekir.

    Sigorta şirketi ödeme yaptıysa yük sahibi yeniden dava açabilir mi?

    Sigortacının halefiyetinin kapsamı ve karşılanan zarar kalemleri incelenmelidir. Aynı zararın mükerrer tazmini mümkün değildir; karşılanmamış zararlar bakımından ayrıca hak bulunup bulunmadığı değerlendirilir.

    Yabancı gemiye veya yabancı taşıma şirketine karşı dava açılabilir mi?

    İlgili mahkemenin milletlerarası yetkisi, taşıyanın kimliği, sözleşmedeki yetki veya tahkim kayıtları ve uygulanacak hukuk incelenerek değerlendirme yapılabilir.

    Taşıyan bütün zararı ödemek zorunda mı?

    Her durumda değil. TTK m.1186 kapsamındaki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulanabilir. Ancak özel şartların gerçekleşmesi halinde taşıyanın sorumluluğu sınırlandırma hakkını kaybetmesi de mümkündür.

    15. Sonuç: Yük Hasarı Davalarında İspat, Süre ve Sorumluluk Birlikte Değerlendirilmelidir

    Deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan uyuşmazlıklar, yalnızca emtianın fiziksel durumunun değerlendirilmesine indirgenemeyecek nitelikte hukuki sorunlar içermektedir.

    Taşıyanın sorumluluğu, yükün taşıma sözleşmesi kapsamında hangi aşamada bulunduğu, konşimentonun ispat kuvveti, hasarın niteliği, tarafların yükleme ve istifleme yükümlülükleri ile taşıyanın kanuni sorumluluk sınırları birlikte ele alınmalıdır.

    2025 ve 2026 tarihli yargı kararlarında, hasarın süresinde bildirilmemesi veya taşıyanın sorumluluğundaki aşamada meydana geldiğinin kanıtlanamaması nedeniyle tazminat taleplerinin reddedilebildiği görülmektedir.

    Bu nedenle uluslararası deniz taşımalarında yük hasarıyla karşılaşan şirketlerin, yalnızca sigorta ihbarı yapması veya taşıma şirketiyle ticari görüşmeler gerçekleştirmesi her durumda yeterli olmayacaktır.

    Özellikle bir yıllık hak düşürücü süre, delillerin korunması, doğru sorumlu kişinin belirlenmesi ve taşıma ilişkisinde uygulanacak hukukun tespiti, hukuki hakların korunması bakımından temel önem taşımaktadır.

    Deniz ticareti hukukunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların, somut taşıma belgeleri ile teknik hasar delillerine dayanan bütüncül bir hukuki incelemeyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Av. Murat Can Dolğun | Deniz Ticareti Hukuku

    Deniz yoluyla eşya taşımaları, navlun sözleşmeleri, konşimento uyuşmazlıkları, uluslararası yük hasarları, emtia sigortaları ve taşıyanın sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklar hakkında hukuki değerlendirme talepleri için TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile iletişime geçilebilir.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 209
    İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22
    İnternet: www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda yürürlükteki mevzuat, uygulanacak hukuk, sözleşme hükümleri, deliller ve ilgili süreler ayrıca incelenmelidir.

    16. Kaynakça, Mevzuat ve Yargı Kararları

    Mevzuat

    1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.1178-1192, m.1228 ve devamı, m.1352 ve devamı, m.1472.
    2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
    3. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.
    4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400 ve devamı.
    5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu.

    Mevzuat Bilgi Sistemi

    Yargı Kararları

    1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454. Karar metni.
    2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63. Karar metni.
    3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421. Karar metni.

    Akademik Kaynaklar

    [1] Güner Özbek, Meltem Deniz, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2012. DergiPark.

    [2] Oyal, Ahmet Batuhan, “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2024. DergiPark.

    [3] Demirçivi Mineliler, Zeynep, “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, Özel Sayı, 2007, s.957-984. DergiPark.

    [4] İlkutlu, Uğur, “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.11, S.2, 2025, s.605-643. DergiPark.

    [5] Kara, Hacı, “Recovery of an Indemnity Premium and Liability for Damages in Combined Transportation”, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.3, 2017. DergiPark.

    Yazarın İlgili Deniz Ticareti Hukuku Çalışmaları

    1. Dolğun, Murat Can, Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?, 2026.
    2. Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü, dolgun.av.tr, 2026.
    3. Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları, dolgun.av.tr, 2026.
  • Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Bir Devlet midir? Köln İdare Mahkemesinin 1978 Tarihli Kararı Işığında Devletin Kurucu Unsurları ve Modern Devlet Teorisi

    Sealand Olayı Üzerinden Klasik Üç Unsur Teorisinden Pozitivist ve İlişkisel Devlet Anlayışına

    Av. Murat Can Dolğun | Dolğun Akademi | Ekim 2026

    Öz

    Uluslararası hukukta devletin varlığı geleneksel olarak ülke, insan topluluğu ve egemen kamu otoritesi unsurları üzerinden açıklanır. Georg Jellinek’in üç unsur teorisinde sistematik ifadesini bulan bu yaklaşım önemli bir hukuki çerçeve sunmakla birlikte, modern uluslararası ilişkiler ve teknolojik gelişmeler karşısında bu unsurların nasıl yorumlanacağı yeniden tartışılmalıdır.

    Bu çalışma, İngiltere açıklarında terk edilmiş bir askeri platform üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’ni ve Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 tarihli, 9 K 2565/77 sayılı kararını incelemektedir. Kararın gerekçeleri Türkçe, Almanca ve İngilizce akademik literatürdeki farklı yaklaşımlarla karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın temel savı, devletin klasik kurucu unsurlarının reddedilmesi değil; bunların soyut, değişmez ve idealize edilmiş bir devlet modeline indirgenmemesi gerektiğidir. Devletin hukuki niteliği, pozitif uluslararası hukuk kaynakları, kurumsal etkinlik, uluslararası ilişkiler kurma kapasitesi ve diğer devletlerin somut hukuki uygulamaları ışığında değerlendirilmelidir.

    Anahtar kelimeler: Sealand, Köln İdare Mahkemesi, devlet teorisi, devletin kurucu unsurları, egemenlik, devlet ülkesi, uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin tanınması, Montevideo Sözleşmesi, hukuki pozitivizm.

    Giriş

    Bir devletin varlığı neye bağlıdır? Belirli bir ülkeye, bu ülkede yaşayan insan topluluğuna ve bağımsız bir siyasi otoriteye sahip olmak uluslararası hukuk bakımından yeterli midir? Yoksa devlet olduğu ileri sürülen siyasi oluşumun diğer devletlerle kurduğu ilişkilerin, uluslararası hukuk düzeninde üstlendiği yükümlülüklerin ve gerçek bir kamu otoritesi olarak işlev görebilme kapasitesinin de incelenmesi gerekir mi?

    Bu sorular 3 Mayıs 1978 tarihinde Almanya’daki Köln İdare Mahkemesinin önüne gelen olağan dışı bir vatandaşlık uyuşmazlığında somutlaşmıştır. Dava, İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş bir deniz platformu üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’nin uluslararası hukuk anlamında bir devlet olup olmadığıyla ilgilidir.

    Sealand’ın bayrağı, anayasası, yöneticileri ve vatandaşlık belgeleri bulunmaktaydı. Buna rağmen Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi ve sürekli insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını belirterek Sealand’ın devlet olmadığı sonucuna ulaşmıştır.[1]

    Bu karar, klasik devlet teorisinin somut bir olaya uygulanmasını göstermesi bakımından öğreticidir. Fakat aynı zamanda devlet ülkesi kavramının neden doğal kara parçasına indirgenmesi gerektiği, devlet halkının ne ölçüde ortak toplumsal yaşama sahip olmasının aranabileceği ve başka devletlerle ilişkinin devlet olma değerlendirmesinde nasıl bir rol oynadığı sorularını gündeme getirmektedir.

    Çalışmanın temel yaklaşımı, Georg Jellinek’in üç unsur teorisinin bütünüyle idealist veya hukuken geçersiz olduğu iddiasına dayanmaz. Eleştirilen, bu teorinin bazen tarihsel koşullardan koparılmış, mekanik ve değişmez bir ideal devlet modeli gibi uygulanmasıdır. Daha isabetli yöntem, kurucu unsurların içeriğini pozitif hukuk kaynakları, devlet uygulamaları ve somut kurumsal gerçeklik ışığında belirlemektir.

    I. Sealand Olayı ve Tarihsel Gelişimi

    1. Roughs Tower Platformunun Ortaya Çıkışı

    Sealand’ın üzerinde bulunduğu Roughs Tower, İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık tarafından denizden gelebilecek saldırılara karşı savunma amacıyla inşa edilmiş askeri bir platformdur. Kuzey Denizi’nde İngiltere’nin doğu kıyısı açıklarında bulunan yapı, deniz tabanına oturan beton sütunların taşıdığı bir üst platformdan oluşmaktadır.

    Yapının kurulduğu dönemde Birleşik Krallık’ın karasuları genel olarak üç deniz mili genişliğindeydi. Roughs Tower bu sınırın dışında kalıyordu. Savaş sonrasında askeri işlevini kaybeden platform, 1960’lı yıllarda korsan radyo yayıncılığıyla ilgilenen Roy Bates’in dikkatini çekmiştir.

    Bates, platform üzerinde fiili kontrol sağlamış ve 2 Eylül 1967 tarihinde bağımsız bir devlet kurduğunu açıklamıştır. Siyasi oluşuma Principality of Sealand adı verilmiştir. Mahkemenin değerlendirdiği yapı, yaklaşık 1.300 metrekare büyüklüğünde bir platform olarak tanımlanmaktadır.[1]

    2. Sealand Prensliği’nin Kurulması

    Roy Bates kendisini prens ilan etmiş; Sealand adına bir bayrak, anayasal düzen ve yönetim unvanları oluşturulmuştur. 1975 yılında anayasa kabul edilmesi ve kişilere vatandaşlık belgeleri düzenlenmesiyle devlet olma iddiası belirginleşmiştir.

    Ancak bağımsızlık ilanı ile uluslararası hukuk bakımından devletin kurulması aynı şey değildir. Bir siyasi topluluğun kendi hukuk düzenini ilan etmesi, bu düzenin başka devletlerin egemenliğinden bağımsız ve uluslararası hukuk bakımından geçerli bir devlet kişiliği yarattığını kendiliğinden ispatlamaz.

    Özellikle açık denizde bulunan bir yapının fiilen ele geçirilmesiyle devlet ülkesi kazanılması birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. Bir devletin karasuları sınırının dışında bulunmak, o bölgede hiçbir hukuki rejimin geçerli olmadığı veya özel kişilerin serbestçe egemenlik kazanabileceği anlamına gelmez.[2]

    3. Vatandaşlık İddiasının Hukuki Uyuşmazlığa Dönüşmesi

    Sealand’ın devlet niteliğine ilişkin tartışma doğrudan bir tanıma davası olarak değil, bir Alman vatandaşının vatandaşlık kaybına ilişkin başvurusu nedeniyle yargı önüne gelmiştir.

    Davacı, Sealand tarafından düzenlenen 26 Ağustos 1975 tarihli ve 14 Kasım 1975 tarihinde kendisine verilen vatandaşlık belgesine dayanmıştır. Ayrıca Sealand’da dışişlerinden sorumlu yetkili ve Devlet Konseyi başkanı olduğunu ileri sürmüştür.

    Davacıya göre Sealand vatandaşlığını kazanması, o dönemde yürürlükte bulunan Alman vatandaşlık hukukunun ilgili hükmü uyarınca Alman vatandaşlığını kaybetmesi sonucunu doğurmuştur. Alman makamları ise Sealand’ın devlet olmadığını, dolayısıyla geçerli bir yabancı devlet vatandaşlığının kazanılmadığını kabul etmiştir. Uyuşmazlık bunun üzerine Köln İdare Mahkemesine taşınmıştır.[1]

    II. Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 Tarihli Kararı

    1. Davanın Konusu ve Sonuç

    Mahkeme: Verwaltungsgericht Köln (Köln İdare Mahkemesi)
    Karar tarihi: 03.05.1978
    Dosya numarası: 9 K 2565/77
    Yayın: Deutsches Verwaltungsblatt (DVBl.) 1978, s. 510 vd.; International Law Reports, C. 80, s. 683–688.

    Mahkeme, davayı usulen incelenebilir bulmuş fakat esastan reddetmiştir. Gerekçeye göre Sealand uluslararası hukuk bakımından bir devlet değildir. Bu nedenle Sealand vatandaşlık belgesi, Alman hukukunda yabancı devlet vatandaşlığının kazanıldığı anlamına gelmemekte ve davacı Alman vatandaşlığını kaybetmemektedir.[1]

    Uyuşmazlık tarihsel koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. 1978’de uygulanmış olan Alman vatandaşlık kaybı rejimi, 27 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren vatandaşlık reformu sonrasında değişmiştir. Dolayısıyla kararın vatandaşlık hukukuna ilişkin sonucu bugünün Alman hukukuna olduğu gibi uygulanamaz.

    2. Devlet Ülkesine İlişkin Gerekçe

    Mahkeme, devlet ülkesini esasen yeryüzünün doğal bir bölümüne dayandırmıştır. Roughs Tower ise doğal kara parçası değil, deniz tabanına beton sütunlarla bağlanmış yapay bir platformdur. Mahkemeye göre deniz tabanına sabitlenmiş olmak bu yapıyı kendiliğinden ülke haline getirmemektedir.

    Kararda klasik Alman uluslararası hukuk öğretisindeki ülke açıklamalarından yararlanılmış; ülke kavramının doğal kara alanıyla ilişkisine önem verilmiştir. Davacı tarafın dayandığı Walter Leisner’in hukuki görüşünde ise deniz tabanına kalıcı biçimde bağlanmış, sınırları belirli bir yapının da ülke olarak değerlendirilebileceği savunulmuştur.

    Mahkeme bu görüşü benimsememiş, mevcut bir devlet ülkesine deniz dolgusu yoluyla eklenen alanlarla açık denizde tek başına yer alan yapay platform arasında ayrım yapmıştır.[1]

    Burada hukuki tartışma, platformun fiziksel niteliğinden daha geniştir. Devlet ülkesi mutlaka doğal biçimde oluşmuş bir kara parçası olmak zorunda mıdır? Soru, yalnızca sözcüğün kökeni veya coğrafi görünüm üzerinden değil, ülkesel egemenliğin hangi koşullarda kazanılabildiğine ilişkin pozitif uluslararası hukuk kuralları üzerinden yanıtlanmalıdır.

    3. İnsan Topluluğuna İlişkin Gerekçe

    Mahkeme kararında Sealand’ın 106 vatandaşının bulunduğunun ileri sürüldüğü, bunlardan yaklaşık 30–40 kişinin platformda sürekli kaldığının iddia edildiği aktarılmaktadır. Mahkeme, devlet olmanın belirli bir asgari nüfus sayısına bağlı olduğunu kabul etmemiştir.

    Bununla birlikte Sealand vatandaşlarının gerçek, sürekli ve bütünlüklü bir toplumsal yaşam oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kişilerin önemli bölümünün platformda yaşamaması ve ilişkilerinin daha çok ticari yahut vergisel menfaatlere dayanması değerlendirmede etkili olmuştur.[1]

    Bu gerekçenin eleştiriye açık yönü, devlet halkı unsurunun bazen belirli bir yaşam düzeni veya toplumsal birliktelik idealiyle ilişkilendirilmesidir. Oysa devletin vatandaşlarının tamamının aynı ülkede sürekli ikamet etmesi gerekmez. Modern devletlerin geniş diasporaları bulunabilir; etnik, kültürel veya sosyal açıdan homojen olmaları da zorunlu değildir.

    Bu nedenle esas mesele, ideal bir ortak yaşamın bulunup bulunmadığından çok, gerçek ve sürekli bir insan topluluğunun bağımsız siyasi otoriteyle kamu hukuku ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır.

    4. Egemen Kamu Otoritesi Meselesi

    Mahkeme, ülke ve insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Bu nedenle üçüncü unsur olan egemen kamu otoritesinin yokluğuna ilişkin bağımsız ve kesin bir yargısal tespit yapıldığı ileri sürülmemelidir.

    Buna rağmen Sealand’ın devlet olma iddiasını değerlendirirken kamu otoritesinin gerçek niteliğinin incelenmesi zorunludur. Anayasa ilan etmek, yönetici unvanları oluşturmak veya belirli bir alan üzerinde fiili hakimiyet kurmak, tek başına bağımsız devlet kudreti oluşturmaz.

    Kamu otoritesinin kurumsal sürekliliği, hukuk uygulama kapasitesi, bağımsızlığı ve başka devletlerin üstün egemenlik yetkileri karşısındaki hukuki konumu birlikte değerlendirilmelidir. Özel mülkiyetten kaynaklanan kontrol ile egemen kamusal yetki birbirine karıştırılmamalıdır.

    5. Kararın Hukuki Etkisi ve Sınırları

    Köln İdare Mahkemesinin kararı Alman vatandaşlığına ilişkin somut bir uyuşmazlıkta verilmiş ulusal bir yargı kararıdır. Bütün devletleri bağlayan bir uluslararası mahkeme hükmü değildir. Bununla birlikte uluslararası hukukta devletin unsurlarını somut olaya uygulaması nedeniyle International Law Reports‘ta yayımlanmış ve akademik tartışmanın başlıca kaynaklarından biri olmuştur.

    Kararın tarihsel sınırlarına da dikkat edilmelidir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1978 tarihli kararın doğrudan uygulanan hukuki dayanağı değildir. Sözleşme hükümleri kararın sonraki gelişmeler ışığında değerlendirilmesinde önem kazanmıştır.

    III. Devletin Kurucu Unsurları ve Sealand’ın Hukuki Statüsü

    1. Georg Jellinek’in Üç Unsur Teorisi

    Georg Jellinek’in Allgemeine Staatslehre adlı eserinde sistematik ifadesini bulan üç unsur teorisine göre devletin temel unsurları devlet ülkesi (Staatsgebiet), devletin insan topluluğu (Staatsvolk) ve devlet kudretidir (Staatsgewalt).[3]

    Bu teori, devletin diğer örgütlenmelerden ayrılmasında güçlü bir çerçeve sunar. Ancak unsurların içeriği değişmez ve tarih dışı bir ideal devlet tanımına dönüştürülürse hukuki sorunlar doğar. Örneğin ülkenin zorunlu olarak doğal toprak şeklinde anlaşılması, toplumun homojen bir kültürel birliktelik olarak görülmesi veya kamu otoritesinin yalnızca geleneksel kurumlarla açıklanması, modern devlet olgusunun çeşitliliğini yeterince yansıtmayabilir.

    Bu nedenle eleştiri, Jellinek’in yaklaşımının tamamına değil, üç unsurun mekanik uygulanmasına yöneltilmelidir. Kurucu unsurların hukuki anlamı pozitif hukuk ve devletlerin fiili-hukuki uygulamalarıyla birlikte belirlenmelidir.

    2. Montevideo Sözleşmesi ve Dördüncü Unsur

    26 Aralık 1933 tarihli Devletlerin Hakları ve Yükümlülüklerine İlişkin Montevideo Sözleşmesi’nin 1. maddesi devleti sürekli nüfus, belirli ülke, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi üzerinden tanımlar.[4]

    Bu son unsur, devletin yalnızca iç düzeninden ibaret olmayan uluslararası bir hukuki varlık olduğunu gösterir. Ancak başka devletlerle ilişki kurma kapasitesiyle başka devletler tarafından tanınmış olma durumu birbirinden ayrılmalıdır. Aynı Sözleşme’nin 3. maddesi, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin tanımasından bağımsız olduğunu belirtir.

    Dolayısıyla tanımayı devletin mutlak kurucu şartına dönüştürmek isabetli değildir. Buna karşılık gerçek bağımsızlık, dış ilişkileri kendi adına yürütebilme ve uluslararası hukuk ilişkilerine taraf olabilme yeteneği, devlet olma incelemesinin önemli göstergeleridir.

    3. Yapay Platformların Devlet Ülkesi Niteliği

    1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesi doğal olarak oluşmuş kara parçasını ada olarak tanımlar. Sözleşme’nin 60. maddesinin 8. fıkrasına göre yapay adalar, tesisler ve yapılar doğal ada statüsünde değildir; kendilerine ait karasuları oluşturmaz ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkilemez.

    Ancak deniz hukuku bakımından bir yapının doğal ada sayılmamasıyla genel uluslararası hukuk bakımından ülkesel egemenlik konusu olup olamayacağı aynı sorun değildir. Imogen Saunders, yapay adaların hukuki statüsünü inceleyen çalışmasında tam da bu ayrım üzerinde durmuştur.[5]

    Bu yaklaşım Sealand’ın devlet olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Yapının bulunduğu deniz alanının hukuki statüsü, kıyı devletinin hakları, açık denizlerin serbestliği ve egemenlik kazanmanın hukuki sınırları ayrıca incelenmelidir. Özellikle açık denizin herhangi bir devlet tarafından egemenlik altına alınamayacağını düzenleyen Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 89. maddesiyle birlikte değerlendirme yapılmalıdır.

    4. İnsan Topluluğu ile Millet Kavramının Ayrılması

    Devletin insan topluluğu unsuru, etnik veya kültürel açıdan homojen millet kavramıyla özdeş değildir. Uluslararası hukukta devlet halkının belirli bir ortak etnik köken, din ya da dili paylaşması genel bir kuruluş koşulu sayılmaz.

    Sealand bakımından bu nedenle sorulması gereken şey, vatandaşlık belgelerinin sayısı veya topluluğun belirli bir toplumsal yaşam idealini karşılayıp karşılamadığı değil; yönetimle sürekli ve gerçek bir kamusal bağ kuran insan topluluğunun var olup olmadığıdır.

    5. Egemenlik, Etkinlik ve Bağımsızlık

    Egemenlik iddiası ile fiili etkinlik birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasi oluşumun belirli bir alanda kontrol kullanması onun otomatik olarak devlet olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte gerçek kamu otoritesinin işleyişi de incelemenin dışında bırakılamaz.

    Örgütlü yönetim, kamu kararlarının uygulanabilirliği, kurumsal süreklilik ve dış bağımsızlık birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca etkinlik, hukuka uygunluk ve meşruiyet kavramları özdeş değildir. Bir devletin uluslararası hukuk ihlalleri işlemesi, devlet niteliğinin her durumda ortadan kalktığı anlamına gelmez; diğer yandan fiili güç kullanımı da tek başına devlet kişiliği yaratmaz.[6]

    IV. Türkçe, Almanca ve İngilizce Hukuk Öğretisinde Sealand

    1. Alman Öğretisi: Ülke Unsurunun Sınırları

    Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi kavramını klasik Alman hukuk öğretisine dayandırmıştır. Bunun karşısında Walter Leisner’in Sealand lehine ileri sürdüğü görüş, deniz tabanına kalıcı biçimde bağlı yapay bir alanın devlet ülkesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine odaklanmıştır. Mahkeme doğal kara alanını esas alan yaklaşımı benimsemiştir.

    Martin Heintzen’in ders materyallerinde Sealand, devletin üç unsur teorisinin uygulama örneği olarak işlenmektedir. Bu literatür, uyuşmazlığın yalnızca sıra dışı bir tarihsel hikaye değil, devlet kavramının sınırlarını sorgulayan hukuki bir problem olduğunu göstermektedir.[6]

    2. Anıl Çamyamaç’ın Değerlendirmesi

    Anıl Çamyamaç’ın “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri” başlıklı çalışması, Sealand’ı başka yapay ada ve deniz üzerinde devlet kurma girişimleriyle birlikte inceler. Çamyamaç, Köln İdare Mahkemesi kararını aktararak yapay platformun ülke niteliği, gerçek devlet halkı ve egemenlik iddialarını eleştirel biçimde değerlendirir.[2]

    Çalışmanın önemi, Sealand’ı münferit bir macera olmaktan çıkararak ülkesel egemenlik ve deniz hukukunun sınırları bağlamına yerleştirmesidir.

    3. Ali Cengiz’in Karşı Yaklaşımı

    Ali Cengiz, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi” başlıklı makalesinde Sealand’ın devlet niteliği lehine farklı değerlendirmeler geliştirmektedir. Sealand’ın fiili sürekliliği, örgütlenmesi ve diğer devletlerle gerçekleştirdiği ileri sürülen temaslar çalışmada önem taşır.[7]

    Bu yaklaşım dikkat çekici olmakla birlikte, yabancı bir makamla temas kurulmasının veya bir belgenin belirli bir işlemde kullanılmasının otomatik olarak devletin tanınması sonucunu doğurmadığı unutulmamalıdır. Siyasi temas, konsolosluk işlemi, yargı yetkisine ilişkin karar ve hukuki tanıma birbirinden ayrılmalıdır.

    Çamyamaç ve Cengiz’in farklı sonuçlara ulaşması, asıl uyuşmazlığın yalnızca Sealand’ın durumunda değil, devletin varlığının hangi hukuki yöntemle belirleneceği sorusunda toplandığını gösterir.

    4. İngilizce Literatürde Farklı Yaklaşımlar

    Trevor A. Dennis’in çalışması Sealand’ın özel kişiler tarafından kurulan bir siyasi yapı olarak uluslararası hukuk kişiliği kazanma iddiasını inceler. Andrew H. E. Lyon ise Sealand’ın bağımsızlık ve tanınma iddiası lehine geliştirilebilecek argümanlar üzerinde durur.[8][9]

    Imogen Saunders’ın yapay adalara ilişkin çalışması, doğal ada ve devlet ülkesi kavramlarının her durumda özdeş kabul edilmemesi gerektiği yönünde önemli bir tartışma açar.[5]

    James Grimmelmann ise Sealand’da yürütülmek istenen HavenCo internet barındırma girişimini hukukun üstünlüğü bakımından incelemiştir. Çalışma, kağıt üzerinde kural ilan eden bir yönetimle, hukuki ilişkileri gerçekten sürdürebilen kurumlar arasındaki farkı ortaya koyar.[10]

    5. Tanıma ve Diğer Devletlerle İlişkiler

    Sealand lehine sıklıkla başvurulan anlatılardan biri, 1968 yılında bir İngiliz mahkemesinin platformun bulunduğu konum bakımından yargı yetkisini tartışmış olmasıdır. Ancak bir mahkemenin belirli bir ceza uyuşmazlığında yargı yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşması, yeni bir devletin tanındığı anlamına gelmez.

    Aynı şekilde devlet görevlilerinin Sealand temsilcileriyle teması da tek başına hukuki tanıma değildir. Bununla birlikte bu tür ilişkiler, Sealand’ın dış bağımsızlık ve hukuki işlem kapasitesinin somut olayda incelenmesinde tümüyle dışlanmamalıdır.

    Dolayısıyla önerilen yaklaşım, tanımanın devletin zorunlu kurucu unsuru olduğunu ileri sürmez. Diğer devletlerin davranışlarını, pozitif hukuk bakımından dikkatle nitelendirilecek olgular ve bağımsızlık kapasitesine ilişkin deliller olarak ele alır.

    V. Klasik Devlet Teorisinin Sınırları ve Pozitivist Bir Değerlendirme Yöntemi

    1. Üç Unsurun Soyut Bir Devlet İdealine Dönüşmesi Sorunu

    Devlet teorisinin geleneksel öğretiminde ülke, millet ve egemenlik çoğu zaman sınırları açık, değişmez ve birbirinden bağımsız koşullar gibi sunulur. Oysa modern devletler nüfus yapıları, kurumsal gelişmişlikleri, toprak özellikleri ve dış ilişkileri bakımından büyük farklılıklar göstermektedir.

    Devletin insan topluluğunun homojen bir millet biçiminde örgütlenmesi gerekmez. Devlet kudreti tüm toplumsal ihtiyaçları eksiksiz karşılayan ideal bir otorite olarak bulunmak zorunda değildir. Devlet ülkesinin hukuki sınırları ise deniz hukuku ve değişen coğrafi koşullar bağlamında yeni sorunlarla karşılaşmaktadır.

    Bu yüzden eleştirilmesi gereken üç unsur teorisinin varlığı değil, bu unsurların soyut bir ideal devlet modelinin değişmez gerekleri gibi mekanik biçimde kullanılmasıdır.

    2. Pozitivist Yöntem Ne Anlama Gelir?

    Bu çalışmada “pozitivist” yaklaşım, yalnızca fiili gücü başarılı olan siyasi oluşumları devlet kabul eden bir anlayış anlamına gelmemektedir. Hukuki pozitivizm bakımından esas, hukuki sonuçların geçerli hukuk kaynaklarına dayanarak belirlenmesidir.

    Uluslararası hukukta bu, antlaşmaların, uluslararası teamülün, genel hukuk ilkelerinin ve yardımcı kaynak niteliğindeki yargı kararları ile öğretinin sistemli biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Devletlerin uygulamaları ve hukuken gerekli olduğuna ilişkin kanaatleri, özellikle teamül kurallarının tespitinde dikkate alınır.

    Dolayısıyla bir siyasi oluşumun başka devletlerle ilişki kurması veya uluslararası görünürlük elde etmesi tek başına devlet yaratmaz. Fakat bu ilişkiler, bağımsız kamu otoritesinin, hukuki işlem kapasitesinin ve uluslararası hukuk kişiliğinin somut niteliğinin tespitinde önem taşıyabilir.

    3. Devletin Hukuki Varlığı, Fiili Etkinlik ve Uluslararası İlişkiler

    Devletin varlığının belirlenmesinde iki farklı düzey birbirinden ayrılmalıdır. İlk düzey, devlet olmanın hukuki koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. İkinci düzey ise devlet olduğu ileri sürülen yapının uluslararası hukukta hangi hakları kullanıp hangi yükümlülükleri üstlenebildiğidir.

    Bu iki düzey birbirine bağlıdır fakat aynı değildir. Bir devletin belirli bir tarihte diplomatik ilişki kurmamış olması, devlet niteliğinin yokluğunun kesin kanıtı sayılamaz. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler yürütebilme, antlaşma yapabilme ve kendi adına hukuki sorumluluk üstlenebilme kapasitesi, gerçek bağımsızlık konusunda önemli veriler sağlayabilir.

    Sealand’ın statüsü değerlendirilirken yalnızca platformun yapay niteliğine veya düzenlenen vatandaşlık belgelerinin sayısına bakmak yerine, bağımsız kamu otoritesinin somut işleyişi, hukuki işlemlerinin etkisi ve diğer devletlerin egemenlik yetkileriyle ilişkisi de incelenmelidir.

    4. Kurumsal ve Fonksiyonel Modern Devlet Anlayışı

    Modern devlet yalnızca sınırları belirli bir alanda yaşayan insanların yönetimi değildir. Hukuk yaratan, hukuku uygulayan, uluslararası ilişkileri sürdüren ve kendi adına hak ve yükümlülüklere sahip olan kurumsal bir yapıdır.

    Kurumsal süreklilik, etkili kamu otoritesi ve hukuki işlem kapasitesi, klasik kurucu unsurlara rakip yeni ve kesin koşullar olarak değil, bu unsurların somut anlamını aydınlatan göstergeler olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde uluslararası antlaşma yapan bir şirketin veya uluslararası örgütün de devlet sayılması gibi hukuken hatalı sonuçlara varılabilir.

    Bu nedenle önerilen yöntem, devlet kavramını sınırsız biçimde genişletmek değil, uluslararası hukuk kişiliği ile kurucu unsurlar arasında daha tutarlı bir ilişki kurmaktır.

    5. Devletin Kuruluşu ile Devamlılığının Ayrılması

    Yeni bir siyasi oluşumun devlet olarak ortaya çıkmasıyla mevcut bir devletin zaman içinde ülkesi veya kurumları önemli ölçüde değişse bile hukuk kişiliğini sürdürmesi aynı mesele değildir. Uluslararası hukukta devletin sürekliliğine ilişkin değerlendirmeler, ilk kuruluş koşullarından farklı sonuçlara ulaşabilir.

    Bu ayrım, özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle fiziksel ülkesi tehlikeye giren ada devletleri bakımından önemlidir. Mevcut bir devletin devamlılığı lehine geliştirilen hukuki savlar, Sealand gibi kuruluşundan itibaren devlet niteliği tartışmalı bir yapıya otomatik olarak uygulanamaz.[11]

    VI. Sealand’dan Günümüze: Yapay Adalar, Dijital Devletler ve Devletin Geleceği

    Sealand’ın 1967 yılında bağımsızlığını ilan ettiği dönemde Roughs Tower, Birleşik Krallık’ın üç deniz millik karasuları sınırının dışında bulunuyordu. Ancak Birleşik Krallık, 1987 tarihli Territorial Sea Act ile karasularını kural olarak 12 deniz miline genişletmiş ve ilgili düzenleme 1 Ekim 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten sonra platform, Birleşik Krallık’ın ilan ettiği karasuları sınırları içinde kalmıştır.

    1987 tarihli düzenleme, 1967’de Sealand’ın devlet olarak kurulup kurulmadığı tartışmasını tek başına geçmişe etkili biçimde çözmez. Bununla birlikte Sealand’ın bugün üzerinde bulunduğu deniz alanının statüsünü değerlendirirken önemlidir.

    Günümüzde yapay deniz yerleşimleri, iklim değişikliği, dijital yönetişim ve sınır aşan kamu hizmetleri, ülke ve egemenlik kavramlarının geleneksel yorumlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle ada devletlerinin fiziksel ülkelerinin geleceği, devletin devamlılığı bakımından ciddi bir hukuk problemi yaratmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonunun deniz seviyesinin yükselmesi ve uluslararası hukuk konusundaki 2025 tarihli çalışmaları ile Nicholas Tsagourias ve Agnes Rydberg’in 2026 yılında yayımlanan incelemesi, mevcut devletin ülkesini kaybetmesi halinde hukuk kişiliğinin devamı, yapay alanlar ve farklı kurumsal süreklilik modelleri üzerinde durmaktadır.[11][12]

    Buradaki temel ayrım korunmalıdır: Sealand yeni bir devletin kurulması iddiasıdır; deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen ada devletleri ise zaten sahip oldukları uluslararası hukuk kişiliğini sürdürme meselesiyle karşı karşıyadır.

    Bununla birlikte her iki konu da aynı temel soruyu gündeme getirir: Fiziksel ülke, gerçek kamu otoritesi ve uluslararası hukuk kişiliği arasındaki ilişki, modern koşullarda nasıl kurulmalıdır?

    Sonuç

    Sealand olayı, devletin varlığına ilişkin geleneksel kurucu unsur teorilerinin somut bir yargı uyuşmazlığında nasıl uygulandığını göstermektedir. Köln İdare Mahkemesi, 3 Mayıs 1978 tarihli kararında Sealand’ın devlet ülkesi ve insan topluluğu unsurlarını taşımadığı sonucuna ulaşmış; bu nedenle Sealand vatandaşlığı kazandığını ileri süren davacının Alman vatandaşlığını kaybetmediğini kabul etmiştir.

    Mahkemenin kararı, klasik üç unsur teorisiyle açıklanabilir olmakla birlikte özellikle yapay bir platformun ülke niteliği ve insan topluluğunun gerçekliği bakımından tartışmaya açık gerekçeler barındırmaktadır. Türkçe ve yabancı literatürdeki farklı değerlendirmeler de bu sorunun tek bir ezber tanımla çözülemeyeceğini göstermektedir.

    Anıl Çamyamaç’ın devletin kurucu unsurları ve deniz hukukunun sınırları üzerinde yoğunlaşan incelemesi ile Ali Cengiz’in Sealand’ın fiili sürekliliğine ve uluslararası temaslarına daha çok ağırlık veren yaklaşımı farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Andrew Lyon ve Imogen Saunders ise Sealand’ın bağımsızlık iddiası ve yapay yapıların ülke oluşturması bakımından alternatif hukuki değerlendirmeler sunmaktadır.

    Bu çalışmanın vardığı sonuç, devletin ülke, millet ve egemenlik unsurlarının terk edilmesi gerektiği değildir. Asıl sorun, bu unsurların soyut bir ideal devlet tasavvurunun değişmez parçalarıymış gibi uygulanmasıdır. Üç unsur teorisi önemini korumaktadır; fakat her unsurun somut hukuki anlamı, pozitif uluslararası hukukun kaynakları ve devletlerin gerçek uygulamalarıyla belirlenmelidir.

    Devlet, yalnızca belli sınırlar içinde yaşayan insanlardan ve kendisini egemen ilan eden yönetimden ibaret değildir. Devlet aynı zamanda hukuk düzenini sürdüren, kamusal yetkiler kullanan, kendi adına uluslararası yükümlülükler üstlenebilen ve diğer devletlerle hukuki ilişkiler kurabilen kurumsal bir varlıktır.

    Diğer devletlerle ilişkilerin önemsenmesi, devletin ancak siyasi olarak tanındığında doğacağı anlamına gelmez. Tanıma ile devletin varlığı ayrılmalıdır. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler kurabilme kapasitesi, başka devletlerin hukuki uygulamaları, kurumsal etkinlik ve uluslararası sorumluluk, devletin gerçek hukuki konumunu değerlendirmeye yarayan olgulardır.

    Sealand özelinde esas soru yalnızca beton sütunlar üzerindeki bir yapının toprak sayılıp sayılamayacağı değildir. Asıl soru, bu yapı üzerinde örgütlenen siyasi oluşumun pozitif uluslararası hukuk bakımından bağımsız bir devlet kişiliği kazanıp kazanmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, hem klasik kurucu unsurların hem de uluslararası hukukun somut kuralları ve uygulamalarının birlikte incelenmesini gerektirir.

    Kanaatimizce modern devlet teorisinin temel meselesi, devletin ne olması gerektiğine ilişkin ideal bir model kurmaktan ziyade, hangi siyasi oluşumun hangi pozitif hukuk kuralları uyarınca devlet olarak kabul edilebileceğini ve bu statünün uluslararası hukuk düzeninde hangi sonuçları doğurduğunu açıklamak olmalıdır.

    Bu nedenle devletin varlığına ilişkin inceleme, ülke–millet–egemenlik üçlüsünün mekanik uygulanmasından çıkarılarak; uluslararası ilişkiler, kurumsal etkinlik, hukuki kişilik ve pozitif hukuk kaynakları çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.

    Bu yöntem Sealand’ın devlet olduğunu peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Aksine hukuki sınıflandırmanın daha titiz yapılmasını sağlar. Sealand davasının günümüzde de önemli olmasının nedeni, verdiği kesin cevaptan çok devletin hangi yöntemle tanımlanması gerektiğine ilişkin sürdürdüğü tartışmadır.

    Karar ve Doktrin Atıfları

    1. Verwaltungsgericht Köln, Urteil vom 03.05.1978, Az. 9 K 2565/77, Deutsches Verwaltungsblatt, 1978, s. 510 vd.; In re Duchy of Sealand, International Law Reports, C. 80, 1989, s. 683–688. Kararın ülke ve insan topluluğu değerlendirmesi için bkz. ILR, s. 685–688.
    2. ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220, özellikle s. 184 vd. ve s. 201–205.
    3. JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Aufl., Berlin, 1914.
    4. Convention on Rights and Duties of States (Montevideo Convention), 26.12.1933, md. 1 ve 3.
    5. SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684.
    6. HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002, özellikle s. 5–6.
    7. CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704, özellikle s. 698–701. DOI: 10.52096/usbd.7.31.35.
    8. DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd.
    9. LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd.
    10. GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484.
    11. International Law Commission, Sea-level Rise in Relation to International Law, Study Group Final Report, 2025; ayrıca bkz. ILC, 76. Oturum Raporu.
    12. TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102.

    Kaynakça

    A. Türkçe Akademik Kaynaklar

    • AKKUŞ, Berkant, “Yapay Adaların Uluslararası Deniz Hukukundaki Statüsü”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 1, 2024, s. 465–511. DergiPark.
    • CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704. DOI | PDF.
    • ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220. Dergi arşivi (PDF).

    B. Almanca Akademik Kaynaklar

    • HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002. Ders notu (PDF).
    • JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Auflage, Berlin, 1914.
    • LEISNER, Walter, Sealand’ın uluslararası hukuk statüsüne ilişkin 1975 tarihli hukuki mütalaa; burada mahkeme kararında ve ikincil literatürde aktarılan görüşleri esas alınmıştır.
    • TUCHTFELD, Erik / SCHUBERTH, Sophie / LISCHEWSKI, Isabel / ESCHENHAGEN, Philipp, “#7 Völkerrechtssubjektivität: Staat oder nicht Staat, das ist hier die Frage”, Völkerrechtsblog, 02.07.2021. Yayın.

    C. İngilizce Akademik Kaynaklar

    • DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd. Akademik arşiv.
    • GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484. Akademik arşiv.
    • LEIGH, Monroe, “Federal Republic of Germany: In Re Citizenship of X. 1978”, American Journal of International Law, C. 77, S. 1, 1983, s. 160–161. PDF.
    • LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd. Akademik arşiv.
    • SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684. Akademik arşiv.
    • TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102. DOI.

    D. Kararlar, Antlaşmalar ve Resmi Belgeler

    Akademik yöntem notu: Ulusal mahkeme kararı ile uluslararası yargı kararı, devletin tanınması ile devletlerin fiili temasları ve yeni devletin kurulması ile mevcut devletin devamlılığı birbirinden ayrılmıştır. Pozitivist ve ilişkisel değerlendirme önerisi, yazarın doktrinel yaklaşımıdır; uluslararası hukukta yerleşmiş bağımsız bir kurucu unsur testi olarak sunulmamaktadır.

    Dolğun Akademi — Devlet Teorisi ve Uluslararası Hukuk İncelemeleri.

  • Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    17 Ekim 2026 | Güncel akademik ve yargısal inceleme

    Özet: Boşanmada nafaka ve tazminat neye göre belirlenir? Gelir, yaşam standardı, kusur, çocuğun ihtiyaçları, TÜFE, banka ve tapu kayıtları ne ölçüde dikkate alınır? Tedbir, yoksulluk, iştirak ve yardım nafakası; maddi ve manevi tazminat; mal ayrılığı sözleşmesinin hukuki etkileri ile 2026 Anayasa Mahkemesi kararını kaynaklı olarak inceliyoruz.

    Yazı, mevzuat metni, resmi yargı içtihatları, TÜİK istatistikleri ve hakemli bilimsel makalelerden yararlanır. Başka avukatlık ofisi veya avukat tanıtım sitelerine kaynak verilmemiştir.

    İçindekiler

    Konu ve hukuki ayrımlar

    Boşanma davasında nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat ve mal rejiminin tasfiyesi birbirinden bağımsız hukuki dayanaklara sahip taleplerdir. Bir kişinin ekonomik açıdan güçlü olması, tek başına diğer eşin istediği miktarda tazminata hükmedileceği anlamına gelmediği gibi; kusurunun ağır olması da tek başına karşı tarafın talep ettiği tutarda nafaka ödemesini gerektirmez. Her talebin hukuki şartları, ispatı, karar zamanı ve ödeme yöntemi ayrıdır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 169, 174–176, 178, 182, 197, 203–205, 218 vd., 327–331 ve 364–365 bir arada incelenmelidir. 17 Ekim 2026 itibarıyla TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresi hakkında verilmiş iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu tarih ayrımı, 2026’da açılacak davalarda ve mevcut nafaka kararlarında belirleyicidir.

    Nafaka ile tazminat arasındaki temel farklar

    Talep İlgili hüküm Amaç Temel ölçüt Kusur
    Boşanma sürecinde eşe tedbir nafakası TMK m. 169 Yargılama sırasında geçimi ve dengeyi korumak Fiili ihtiyaç, sosyal-ekonomik durum Kural olarak ön şart değil
    Ayrı yaşamada tedbir/katkı TMK m. 197, 195 Haklı ayrı yaşamada bakım ve geçim Haklılık, ihtiyaç ve mali güç Boşanma kusurundan ayrı değerlendirme
    Yoksulluk nafakası TMK m. 175–176 Boşanmanın doğuracağı yoksulluğu hafifletmek Yoksulluk, talep, mali güç Talep edenin kusuru daha ağır olmamalı; borçlunun kusuru aranmaz
    Çocuk için iştirak nafakası TMK m. 182, 327–331 Çocuğun bakım ve eğitimi Çocuğun gereksinimi ve ebeveynlerin ödeme gücü Eşlerin boşanma kusuru belirleyici değil
    Yardım nafakası TMK m. 364–365 Yoksulluğa düşecek bazı hısımlara destek İhtiyaç, yakınlık sırası, karşı tarafın gücü Boşanma kusuruyla bağlantılı değil
    Maddi tazminat TMK m. 174/1 Boşanmayla zedelenen mevcut veya beklenen menfaatlerin giderimi Menfaat kaybı, kusur, uygunluk İsteyen kusursuz veya daha az kusurlu olmalı
    Manevi tazminat TMK m. 174/2 Kişilik hakkı ihlalinin manevi etkisini karşılamak İhlalin ağırlığı, olaylar, kusur, hakkaniyet Diğer eşin kusurlu eylemi aranır; karşılaştırmalı kusur gözetilir
    Katılma/değer artış payı alacağı TMK m. 202 vd. Mal rejiminden doğan mali hakların tasfiyesi Rejim, mülkiyet, edinim, değer, katkı Genel olarak boşanma kusuruna bağlı değil

    Örneğin mal ayrılığı sözleşmesi yapılmış olması, TMK m. 174 veya 175’teki talepleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz; mal paylaşımının yasal rejimini değiştirir. Çocuğun iştirak nafakası ise anne ve babanın mal rejimi anlaşmasıyla bertaraf edilemez.

    Hakim nafaka miktarını nasıl belirler?

    Türk hukukunda bütün boşanma dosyalarına uygulanan “gelirin yüzde 20’si nafakadır” veya “evlilik yılı çarpı sabit tutar” biçiminde yasal bir formül bulunmaz. Hâkim; bakım ihtiyacını, tarafların gerçek ödeme gücünü, yaşam koşullarını, çocuğun ihtiyaçlarını, paranın alım gücünü ve TMK m. 4’teki hakkaniyet ölçütünü birlikte tartar. Aynı kazancı elde eden iki kişi bakımından kira, sağlık, bakmakla yükümlü olunan çocuk, malvarlığı ve giderler farklıysa sonuç da farklı olabilir.

    Sağlıklı değerlendirmede önce talep türü ve hukuki uygunluk belirlenir; sonra hane bütçesi ve kişinin öznel ihtiyacı somutlaştırılır; nihayet SGK, banka, tapu, işyeri, şirket, vergi ve harcama kayıtlarıyla gelir-gider tablosu doğrulanır. Her veri aynı ispat gücüne sahip değildir. Sosyal-ekonomik durum araştırması başlangıç verisi sağlar fakat tek başına karmaşık servet ilişkilerini açıklamayabilir.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı UYAP sisteminde yayımlanan 4 Kasım 2025 tarihli kararında, sosyal ve ekonomik durum ile TAKBİS ve SGK kayıtlarının ayrıntılı araştırılmadan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi eleştirilmiş; maddi tazminatta ise kusur derecesi, para alım gücü ve zedelenen menfaatler vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, sadece bordroya bakılarak sonuca gidilemeyeceğini gösterir. [2]

    Boşanma davası devam ederken tedbir nafakası

    TMK m. 169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır. Uygulamada eş ve çocuk bakımından ayrı tutarlar saptanabilir. Tedbir nafakası, davanın sonunda hangi tarafın daha kusurlu olduğuna ilişkin nihai tespitle özdeş değildir.

    Hakimin değerlendirmesinde eşin işini bırakıp çocukla ilgilenmesi, tarafların ayrılık sonrası iki ayrı konuta çıkması, mevcut kira gideri, fiili ödeme akışı, tarafın erişilebilir birikimi ve iş güvencesi dikkate alınabilir. Dava açılışından önceki ayrı yaşama dönemi açısından ise m. 169 yerine koşullarına göre m. 197’nin incelenmesi gerekir; iki hükmün başlangıç tarihi ve dayanakları karıştırılmamalıdır.

    Tedbir nafakası kararı yargılama devam ederken değişen koşullara göre yeniden değerlendirilebilir. Dava reddedilmişse veya karar kesinleşmişse tedbirin akıbeti, hüküm ve ilgili yargılama aşamasına göre ayrıca değerlendirilmelidir; geçmişte doğmuş muaccel nafaka alacakları sırf tedbirin sona ermesiyle yok sayılmaz.

    Ayrı yaşama nedeniyle tedbir nafakası ve eşlerin aile giderlerine katılması

    TMK m. 197 uyarınca ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya aile huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşen eşin ayrı yaşama hakkı doğabilir. Haklı ayrı yaşama hâlinde eşler, ayrı yaşamanın parasal sonuçlarının düzenlenmesini isteyebilir. Bu düzenleme mutlaka boşanma davası açılmasına bağlı değildir. TMK m. 195 ise evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesine hâkimin müdahalesi çerçevesini verir.

    Geçici barınma, işyerine/okula erişim, çocuk bakım yükü ve erişilebilir gelirler araştırılır. Mal rejimi seçiminden bağımsız olarak eşlerin evlilik birliğine katkı yükümlülükleri ve koruma ihtiyaçları gündeme gelebilir. Somut olayın niteliğine göre TMK m. 186, 195, 197 ve 198 hükümleri birlikte değerlendirilebilir.

    Yoksulluk nafakasının hukuki şartları

    TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası talep edilebilmesi için boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek eşin talebi bulunmalı, talep eden eşin kusuru diğer eşinkinden daha ağır olmamalı ve istenen nafaka karşı tarafın mali gücü içinde kalmalıdır. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması ayrıca zorunlu değildir. Yoksulluk kavramı yalnızca açlığa veya tamamen gelirsiz kalmaya indirgenemez; somut geçim düzeyi, barınma, beslenme, ulaşım, sağlık, sosyal yaşamın zorunlu unsurları ve mevcut gelir birlikte tartışılır.

    Çalışan eşin mutlaka nafakadan mahrum kalacağı düşüncesi isabetli değildir. Asgari ücret veya düşük ücret seviyesinde gelir elde edilmesi, tek başına yoksulluk koşulunu ortadan kaldırmayabilir. Buna karşılık yüksek ve istikrarlı ücret, gelir sağlayan taşınmaz, düzenli kira veya iştirak dışı güçlü pasif gelir, yoksulluk değerlendirmesini değiştirebilir. Bir eşin mesleğinin, diplomasının yahut teorik çalışma olanağının varlığı, tek başına o anda geçimini sağlayan fiili gelir bulunduğu anlamına gelmez. [5]

    Yoksulluk nafakası bir yaşam standardını sonsuza kadar eşitleme mekanizması değildir. Yükümlünün mali gücü ve alacaklının giderleri arasında karşılaştırma yapılır; asgari hayat gereksinimi ile tarafların evlilik içindeki yaşam koşulları birbirinden ayrılarak değerlendirilir. Bu sınırlara ilişkin doktrindeki farklı yaklaşımlar, Güllüoğlu–Aydın Engin (2025), Akkurt (2024) ve Burak Çelik’in (2025) mehaz İsviçre hukukuyla karşılaştırmalı incelemesinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. [8] [9] [22]

    2026 Anayasa Mahkemesi kararı: Süresiz yoksulluk nafakasında ne değişti?

    Güncel hukuki gelişme: Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararla TMK m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verdi. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükmünün yürürlüğü yayın tarihinden itibaren dokuz ay ertelendi. Buna göre iptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. [3]

    17 Ekim 2026 itibarıyla: İptal edilmiş ifade yürürlükteki metinde uygulanmaya devam etmektedir. Karar, mevcut nafakaların 30 Eylül 2026 tarihinde kendiliğinden sona erdiği veya yeni davalarda belirli bir yıl sınırı zaten bulunduğu anlamına gelmez. İptal sonrasındaki dönem için mevzuatın nasıl şekilleneceği, olası geçiş hükümleri ve kesinleşmiş kararların etkisi ayrıca izlenmelidir. Mevcut kararların otomatik olarak ortadan kalktığı iddiası hukuken güvenilir değildir.

    Akademik tartışma: 2026 tarihli Ersöz, 2025 tarihli Güllüoğlu–Aydın Engin, 2024 tarihli Akkurt ve 2022 tarihli Baş–Özcan çalışmaları; nafakanın süresi, bireysel koşullar, yükümlü ile alacaklı arasındaki dengenin sınırları ve tek seferlik ödeme modelleri hakkında farklı görüşler sunar. Söz konusu görüşler olan hukuk ile olması önerilen hukuk arasında ayrım yapılarak okunmalıdır. [10] [8] [9] [11]

    İştirak nafakası: Çocuk için tutar nasıl belirlenir?

    TMK m. 182 ve m. 327–331 çerçevesinde anne ve baba, güçleri ölçüsünde çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine katılır. TMK m. 330 gereğince nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri esas alınarak belirlenir; çocuğun varsa kendi geliri de hesaba katılır. Çocuğun yararı kamu düzeniyle yakından bağlantılı olduğundan hâkim, tarafların salt tasarruflarına bağlı kalmaksızın gerekli önlemleri değerlendirir. [1]

    Çocuk için hazırlanan gider planı; yaş ve gelişim dönemi, okul ve servis, beslenme, kıyafet, sağlık sigortası ve ilaç, terapi veya özel eğitim gereksinimleri, spor ve sosyal gelişim harcamaları, barınma giderinin çocuğa düşen makul payı ve ulaşım kalemlerini ayrı ayrı göstermelidir. Özel okul ve yüksek maliyetli kurs giderleri otomatik kabul veya ret konusu değildir: Önceki aile yaşamı, eğitim sürekliliği, çocuğun somut ihtiyacı ve ödeme kapasitesi birlikte tartılmalıdır.

    Çocuğun fiilen yanında kaldığı ebeveynin ayni bakım, emek ve konut katkısı da göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte “velayet annede olduğundan baba her durumda bütün giderleri tek başına öder” veya tersi biçiminde bir genelleme kanundan çıkarılamaz. Kusur tartışması çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı sistemindeki örnek kararları, iştirak nafakasının çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve ebeveynlerin ekonomik güçleri gözetilerek takdir edilmesi gerektiğini vurgular. [6]

    Ergin olan ve eğitimi devam eden çocuğun hakkı

    TMK m. 328 uyarınca kural olarak anne ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; çocuğun eğitimi sürüyorsa ana ve babadan durum ve koşullar çerçevesinde makul ölçüde destek beklenebilir. Ergin çocuk bakımından iştirak nafakasının aynı kararla otomatik ve süresiz devam edeceği varsayılmamalıdır. Öğrenime devam eden ergin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için koşullarına göre kendi adına yardım nafakası istemesi söz konusu olabilir.

    Üniversite harcı, yurt/kira, ulaşım, ders materyali, engellilik veya sağlık harcamaları ile öğrencinin burs, yarı zamanlı iş veya diğer gelirleri değerlendirmeye katılır. Her eğitim harcaması sınırsız veya koşulsuz şekilde diğer ebeveyne yüklenmez.

    Yardım nafakası: Üstsoy, altsoy ve kardeşler

    TMK m. 364–365 düzenlemesinde yardım nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy ve kardeşler bakımından söz konusudur; kardeşlerin yükümlülüğü ayrıca refah koşuluna bağlıdır. Bu nafaka, boşanmanın fer’i sonucu olan yoksulluk nafakasıyla aynı şey değildir. Davanın muhatabı bakımından mirasçılıktaki sıra ve mali güç araştırılır. [1] [12]

    Yardım nafakasının belirlenmesinde alacaklının zorunlu geçim giderleri ve yükümlünün ödeme gücü esas alınır. Bir kişinin aynı anda çocuk, eski eş ve başka hısımlara karşı nafaka borçları bulunması, ayrı ayrı taleplerin kendiliğinden sona ermesi anlamına gelmez; ödeme gücü ve normatif öncelikler birlikte incelenir. 2025 tarihli Yünlü çalışması, nafaka yükümlülüklerinin çatışmasına ilişkin öğretideki yaklaşımları sistematik biçimde ele alır. Yargıtay’ın 19 Şubat 2026 tarihli kararında yardım nafakası takdir edilirken günün ekonomik koşulları ve hakkaniyetin gözetilmesi gerektiği ayrıca vurgulanmıştır. [13] [7]

    Nafaka belirleme araçları: Mahkemenin dayandığı veri kaynakları

    Bilgi/araç Ne gösterir? Sınırı ve usul notu
    SGK hizmet ve prime esas kazanç kayıtları Sigortalı çalışma geçmişi ve beyan edilen prime esas kazanç Gerçek toplam gelirden daha düşük olabilir
    İşveren yazısı, bordro, yan hak belgeleri Net ücret, prim, ikramiye, araç/konut katkısı Yalnızca tek aya ait bordro yanıltabilir
    Vergi kayıtları ve işletme/şirket belgeleri Ticari faaliyet, beyan edilen gelir, kar, ortaklık Şirket cirosu kişisel net gelir sayılamaz
    TAKBİS/tapu kayıtları Taşınmaz mülkiyeti Taşınmazın güncel değeri ve kira getirisi ayrıca araştırılır
    Araç sicili ve ekspertiz Araç sahipliği ve değer Taşıtın gelir üretip üretmediği ayrı değerlendirilir
    Banka hesap/transfer ve mevduat kayıtları Düzenli nakit akışı, tasarruf, gelir örüntüsü Hesaba gelen her tutar kesin kazanç değildir; usulüne uygun celp gerekir
    MASAK/vergi incelemesi veya şirket bilirkişisi Dosya koşullarında karmaşık para ilişkileri Otomatik ve sınırsız erişim yoktur; yasal şartlar aranır
    TÜİK TÜFE verileri Paranın alım gücündeki değişim Tek başına kanuni nafaka oranı değildir
    Kira kontratı, faturalar, sağlık/okul belgeleri Fiili ve belgelenebilir zorunlu giderler Giderin gerçekten yapıldığı ve makul olduğu incelenir
    Tanık, sosyal inceleme, SED araştırması Yaşam standardı, bakım yükü, çalışma düzeni Belge ve nesnel kayıtlarla birlikte değerlendirilir
    Adli bilirkişi ve uzman görüşü Şirket değeri, gelir kapasitesi, finansal kayıt çözümlemesi Hukuki takdir hâkime aittir; rapor belirleyici tek unsur değildir

    Avukatın, tarafın veya üçüncü kişinin resmi ve özel finansal sistemlere doğrudan sınırsız erişim hakkı bulunduğu varsayılmamalıdır. Mahkemenin ara karar ve müzekkere yetkisi, kişisel verilerin korunması, bankacılık sırrı ve usul hukuku kurallarının sınırları içinde kullanılabilir. Hangi kaydın celbedileceği, dava ve ispat konusuyla bağlantısı kurulmuş somut talepler üzerinden açıklanmalıdır.

    Dosyada kullanılabilecek aylık bütçe ve ihtiyaç tablosu

    İhtiyacın ispatı bakımından en yararlı araçlardan biri, belgelerle desteklenen aylık nakit akış tablosudur. Çocuk giderleri ile eşin kişisel giderleri birbirine karıştırılmamalıdır. Ortak konut masrafı iki kez yazılmamalı, tek seferlik harcamalar uygun biçimde dönemlere dağıtılmalıdır.

    Gider grubu İspat aracı Değerlendirme
    Konut: kira, aidat, temel faturalar Sözleşme, dekont, faturalar Kişi/çocuk payları gerekçeli ayrılır
    Beslenme ve temel ev ihtiyaçları Harcama dökümü, faturalar Hane büyüklüğü ve yaşam koşulları
    Sağlık ve tedavi Reçete, rapor, poliçe, ödeme Süreklilik ve zorunluluk
    Eğitim/kreş/servis Okul sözleşmesi ve belgeler Eğitim sürekliliği ve ödeme gücü
    Ulaşım Abonman/akaryakıt ve sefer düzeni İş ve okul mesafesi
    Bakıcı, engellilik ve özel ihtiyaçlar Fatura, rapor, değerlendirme Somut bakım yükü
    Olağanüstü tek seferlik giderler Belge ve ödeme tarihi Devamlı aylık gider gibi sunulmamalı

    Dosya stratejisi: Son 6–12 aylık düzenli ödeme eğilimleri, ani işten ayrılma, kayıt dışı gelir iddiası, mal devri, şirket ortağına yapılan ödemeler ve dava öncesi–sonrası harcama değişimleri kronolojik olarak karşılaştırılabilir. Bir tarafın lüks tüketimi tek başına gelir ispatı değildir; fakat beyan edilen gelir ile hayat standardı arasında güçlü tutarsızlık varsa ek araştırma gerekçesi oluşturabilir.

    2026 ekonomik verileri: TÜFE nasıl ve ne ölçüde kullanılır?

    TÜİK’in 5 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı Eylül 2026 Tüketici Fiyat Endeksi bülteninde aylık artış %1,84, bir önceki yılın aynı ayına göre artış %29,73, on iki aylık ortalamaya göre artış %31,49 olarak açıklanmıştır. Bu oranlar aynı kavramı ifade etmez; nafaka kararına hangi oranın uygulanacağı mahkeme kararının hüküm fıkrasına ve varsa yeni uyarlama davasına bağlıdır. [4]

    Salt aritmetik örnek: Eylül 2025’te 20.000 TL olan nominal tutarın Eylül 2026 yıllık TÜFE değişimi (%29,73) ile gösterge amaçlı karşılığı 25.946 TL olur (20.000 × 1,2973). Bu, mahkemenin zorunlu olarak 25.946 TL’ye hükmedeceği anlamına gelmez. Gelir artışı, sağlık, eğitim, kira, yeni yükümlülükler ve hakkaniyet ayrıca incelenir.

    Kararda kendiliğinden yıllık artış mekanizması yer almıyorsa, yalnızca TÜFE bülteninin yayımlanması nafakayı otomatik artırmaz. TMK m. 176 ve m. 330 kapsamında gelecek yıllara ilişkin artış, istem ve hüküm ile belirlenebilir; koşullar değiştiğinde nafaka artırım veya azaltım davası gündeme gelebilir. TÜFE genel fiyat düzeyi için yardımcı veri olup konut ve eğitim kalemlerinde yaşanan gerçek değişimi tek başına temsil etmeyebilir.

    Nafaka hesaplama örneği: Neden yüzde formülü yanıltıcıdır?

    Varsayımsal olay: İki ebeveynden birinin aylık sürdürülebilir harcanabilir geliri 120.000 TL, diğerinin 40.000 TL; 9 yaşındaki çocuğun belgelenmiş ve makul aylık ihtiyaçlarının toplamı 32.000 TL olsun. Gelirler 3:1 oranındadır. Yalnızca çalışma tablosu oluşturmak amacıyla üçte dört/ dörtte bir dağıtımı yapılırsa 24.000 TL ve 8.000 TL katkı ortaya çıkar.

    Bu 24.000 TL bir mahkeme hesabı değildir. Çocuğun kiminle kaldığı, barınmanın ayni karşılanması, mevcut okul harcamalarını hangi ebeveynin fiilen ödediği, gerçek net kullanılabilir kaynaklar ve özel gereksinimler nedeniyle farklı sonuca ulaşılabilir. Böyle bir model, hukuki sonucu tahmin etmek için değil talep dilekçesinde veriye dayalı açıklama geliştirmek için kullanılır.

    Benzer şekilde yoksulluk nafakasında eşin aylık gideri 45.000 TL, güvenceli geliri 30.000 TL ise ilk bakışta 15.000 TL açıklanan açık bulunabilir. Ancak gereksinimlerin makullüğü, ödeme gücü, malvarlığı gelirleri ve boşanma nedeniyle yoksulluk şartı incelenmeden 15.000 TL’ye hükmedileceği söylenemez.

    Gizlenen gelir, şirket ortaklığı, döviz ve malvarlığı incelemesi

    Yüksek gelirli serbest meslek sahipleri, şirket ortakları veya yurt dışından kazanç elde eden kişiler bakımından yalnızca bordro yahut vergi matrahı üzerinden değerlendirme yapılması eksik olabilir. İşletmenin yıllık ciro rakamı ise kişisel harcanabilir gelirle aynı değildir. Şirket karı, dağıtılan temettü, ortağa verilen borç, ortak cari hesabı, sağlanan araç/konut, masraf hesabından yapılan kişisel ödemeler ve fiili nakit akışı farklıdır.

    Finansal inceleme yapılırken net borç yükü, kredi hizmeti, vergisel yükümlülükler, gelir sürdürülebilirliği, başka bakmakla yükümlü olunanlar ve erişilebilir servet ayrı ayrı tespit edilmelidir. Döviz kazancı söz konusuysa ilgili dönemin döviz kuru, yerleşim yeri, zorunlu yabancı para giderleri ve gelirin düzenliliği araştırılabilir. Malvarlığının yüksek olması tek başına aylık kullanılabilir likiditeyi ispatlamaz; bununla birlikte düzenli iş geliri olmadığını söyleyen kişinin gelir getiren taşınmazları bulunması yoksulluk ve ödeme gücü değerlendirmesinde önemlidir.

    Delil güvenliği: Şifresiz kalmış kişisel cihaz, banka hesabı ya da özel mesajlara yetkisiz erişimle delil oluşturulması hukuka aykırılık tartışmaları doğurur. Mali kayıtlar, mevzuata uygun usulle mahkeme aracılığıyla veya rızaya dayalı yasal yollardan temin edilmelidir.

    Boşanmada maddi tazminat hangi şartlarda doğar?

    TMK m. 174/1’e göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu diğer eşten uygun maddi tazminat isteyebilir. Hüküm, tasfiye sırasında edinilmiş malın yarısını talep etme hakkı ile karıştırılmamalıdır. Boşanmanın muhtemel ekonomik kaybı, evlilikten kaynaklanan destek beklentisinin yitirilmesi ve ekonomik koşulların bozulması gibi unsurlar somutlaştırılmalıdır.

    Miktar belirleme aşamaları: (i) Boşanmaya neden olan olayların ve kusurun tespiti; (ii) mevcut/ beklenen menfaatin hukuken korunabilir olup olmadığının belirlenmesi; (iii) boşanma ile kayıp arasındaki uygun illiyet bağının tartışılması; (iv) zarar ve tarafların ekonomik-sosyal durumuna göre TMK m. 4 kapsamında uygun tutarın takdiri; (v) talep sınırının ve ödeme biçiminin değerlendirilmesi.

    Maddi tazminat talebinde “evlilik 15 yıl sürdü; o halde 15 × maaş” gibi otomatik hesap yoktur. Uzun evlilikte ev içi emeğin iş ve gelir olanaklarına etkisi, tek taraflı ekonomik fedakarlık, yaş, sağlık, mesleğe dönüş olanağı gibi hususlar somut menfaat değerlendirmesine yardımcı olabilir; bunun için gerçekçi ispat ve gerekçe gerekir. Güncel yargısal denetimde paranın alım gücü, kusur ve tarafların ekonomik koşulları önem taşır. [2] [14]

    Maddi tazminat kural olarak toptan ödenebileceği gibi şartları varsa irat biçiminde de kararlaştırılabilir (TMK m. 176). İrat biçimindeki maddi tazminatın değişmesi ve sona ermesi ayrıca hükümde düzenlenmiştir. Mahkeme kararındaki ödeme türü alacaklının gelecekteki haklarını etkilediğinden dikkatle belirlenmelidir.

    Maddi tazminat tutarı hangi delillerle gerekçelendirilir?

    Menfaat kaybı soyut bir beklenti veya cezalandırma isteği olarak değil, somutlaştırılmış bir ekonomik zarar/menfaat analizi olarak ortaya konmalıdır. Tarafların uzun yıllar gelir paylaşımına dayalı yaşamı, bir eşin kariyerine ara vermesi, diğer eşin çalışma imkanı ve kaynakları, çocuk bakımı nedeniyle iş gücü kaybı, ortak yaşamdaki mali destek ve boşanmayla bunların değişmesi incelenebilir.

    Gelir tabloları, bordrolar, işten ayrılma belgeleri, sosyal güvenlik kayıtları, sağlık raporları, meslek ve eğitim bilgileri, kira ve kredi belgeleri, önceki destek ödemeleri, tanık anlatımları ile malvarlığı dökümleri tutarlı bir zaman çizelgesine bağlanmalıdır. Mal rejiminden doğan muhtemel büyük alacak, aynı zararın ikinci kez karşılanması veya tazminat ihtiyacının olduğundan farklı sunulması riskini değerlendirmeyi gerektirir. Fakat katılma alacağı doğmuş olması, tek başına TMK m. 174/1 talebini otomatik olarak düşürmez.

    Boşanmada manevi tazminatın koşulları

    TMK m. 174/2, boşanmaya yol açan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşe, kusurlu diğer eşten uygun miktarda para isteme olanağı tanır. Önemli olan yalnızca evlilik ilişkisinin bozulması değil, kişilik değerine yönelmiş hukuken korunabilir ihlaldir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, sistematik aşağılama, tehdit ve sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir. Bütün geçimsizlikler kendiliğinden manevi tazminat sebebi değildir.

    Manevi tazminat bir ceza, tarifeli yaptırım veya zenginleşme aracı olarak kurulmamalıdır. İhlalin niteliği, süresi ve yoğunluğu, yaratılan manevi etki, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, paranın değerindeki değişim ve benzer yargısal değerlendirmeler birlikte dikkate alınır. Miktarı hakkaniyet kapsamında hâkim belirler; yasal, herkes için geçerli bir puanlama veya ücret tarifesi yoktur. [15] [16]

    Doktrinde Zeynep Şeyma Ceylan’ın zina sebebiyle manevi tazminat incelemesi, sadakat yükümlülüğünün ihlalini ve üçüncü kişi sorumluluğundaki ayrımları ortaya koyar. Emel Badur ve Gamze Turan Başara’nın çalışması da kişilik hakkı ve sadakat ihlalinin hukuki niteliğini tartışır. Zina eyleminin tarafı olan üçüncü kişiye, yalnızca sadakat yükümlülüğünün ihlali nedeniyle TMK m. 174/2 kapsamında eş gibi tazminat yöneltilemez; bağımsız bir haksız fiil varsa ayrı hukuki rejim tartışılır. [15] [17]

    Ödeme biçimi: TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez; parasal tutar olarak kararlaştırılır. Manevi tazminatın miktarını hesaplayan resmi ve bağlayıcı bir “manevi zarar hesaplayıcısı” bulunmamaktadır.

    Kusur tespiti nafaka ve tazminatı nasıl farklı etkiler?

    Durum Yoksulluk nafakası TMK m. 174 maddi tazminat TMK m. 174 manevi tazminat
    İsteyen eş daha ağır kusurlu Kural olarak isteyemez Kural olarak isteyemez Kişilik ihlali ve karşılaştırmalı kusur ayrıca incelenir; ağır kusurlu talep çoğunlukla sorunludur
    Eşit kusur Diğer şartlarla mümkün “Kusursuz veya daha az kusurlu” şartı sağlanmaz Kusur dengesi ve ihlal özelinde uygulama ayrıca değerlendirilir
    İsteyen eş daha az kusurlu Yoksulluk ve mali güç varsa mümkün Menfaat kaybı da varsa mümkün Kişilik hakkı saldırısı varsa mümkün
    Çocuk için iştirak nafakası Çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin ödeme güçleri esastır; boşanma kusuru çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz

    Kritik ayrım: Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusursuz olması tek başına borçtan muafiyet sağlamaz. Maddi tazminatta ise kusurlu eşten talep ve menfaat kaybı; manevi tazminatta ise kişilik hakkı ihlali aranır. Sadece taraflardan birinin boşanmaya neden olması, otomatik ve sınırsız tazminat tutarını doğurmaz.

    Kusur vakıaları tarih, yer, iletişim, tanık, resmi kayıt, sağlık raporu ve diğer hukuka uygun delillerle olay özelinde sunulmalıdır. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış davranışların kusur olarak değerlendirilmesi ayrıca tartışmalı olabilir; olayların bağlamı yargısal incelemeye bağlıdır.

    Şiddet, aldatma, psikolojik ve ekonomik baskı tutara nasıl yansır?

    Şiddetin veya sadakat ihlalinin varlığı, ancak somut olaydaki kişilik hakkı ihlalinin niteliği ve ispatına göre manevi tazminatı etkiler. Fiziksel şiddette sağlık kayıtları, koruyucu/önleyici tedbir kararları, kolluk belgeleri ve tanık anlatımları; psikolojik şiddette sistematik hakaret, tehdit, aşağılama, izolasyon gibi davranışların bütünlüğü incelenebilir. Ekonomik şiddet iddialarında çalışma hakkının engellenmesi, para kaynaklarına erişimin kesilmesi ve aşağılayıcı denetim davranışları vakıa bazında somutlaştırılmalıdır.

    Bir şiddet olayı sebebiyle verilmiş koruma tedbiri ile o olayın boşanmada kusur veya tazminat şartı olduğuna ilişkin nihai tespit aynı ispat ve değerlendirme rejimine tabi değildir. Koruma kararını tek başına kesin kusur kararı gibi sunmak doğru olmaz. Buna karşılık resmi tutanak, sağlık raporu ve somut destekleyici delillerin birlikteliği dosyada güçlü bir ispat çerçevesi sağlayabilir.

    Maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir mi?

    Şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir; yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası talepleri de eş zamanlı gündeme gelebilir. Bir kişinin kişilik hakkının zedelenmesi ile boşanma sonucu ekonomik menfaat kaybı farklı hukuki zarar alanlarıdır. Ancak aynı olgu için aynı zarar unsurunun mükerrer giderimi talep edilmemeli; her talep miktarının gerekçesi farklı gösterilmelidir.

    Örnek: Şiddete maruz kalan, uzun evlilik boyunca çalışmayan ve çocuk bakımını üstlenen eş; koşulları varsa maddi tazminat, kişilik hakkı ihlali sebebiyle manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve çocuk adına iştirak nafakası talep edebilir. Mahkeme her kalemi kendi şartlarıyla inceler; hiçbiri kendiliğinden diğerinden hesaplanmaz.

    Mal rejiminin tasfiyesi neden ayrı bir taleptir?

    TMK m. 202 uyarınca, eşler kanunen geçerli başka bir rejim seçmemişse edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. 2002 öncesi evlilik dönemleri ve geçiş hükümleri ayrıca incelenmelidir. Katılma alacağı; edinim dönemi, edinilmiş/kişisel mal niteliği, eklenecek değerler, denkleştirme, borçlar ve artık değer gibi teknik unsurlarla belirlenir. Kural olarak “kusurlu eş malın yarısını kaybeder” denemez; TMK m. 236/2’deki zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâllerine özgü dar istisna ayrıca saklıdır.

    Nafaka veya tazminat talebi ile katılma alacağı birbirine karıştırılmamalıdır. İlkinde ihtiyaç, kusur ve menfaat/personel ihlali; ikincisinde mal rejimine özgü ayni ve alacak hakları söz konusudur. Mustafa Alper Gümüş’ün akademik çalışması, boşanmanın fer’ileri ile mal rejiminin tasfiyesi arasındaki teknik ilişkiyi ayrıntılı tartışır. [18]

    Boşanma davası kabul edilip kesinleştiğinde kanuni mal rejimi, kural olarak boşanma dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılır (TMK m. 225/2); tasfiye alacağının muacceliyet ve dava takvimi ayrıca değerlendirilmelidir. Evlilik sürerken düzenlenen taşınmazlar bakımından edinim ve finansman tarihi önemlidir.

    Mal ayrılığı sözleşmesi yapılmışsa nafaka hakkı sona erer mi?

    Hayır, sırf mal ayrılığı sözleşmesi yapılması nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. TMK m. 203–205 uyarınca seçilebilen mal ayrılığı rejimi, esasen malın mülkiyeti, yönetimi, tasarrufu ve tasfiyesi konularını düzenler. Buna karşılık TMK m. 169, 175, 182 ve 327 vd. hükümleri eş ve çocuğun bakımı ile boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin ayrı normlardır.

    Mal ayrılığı altında bir eşin adına kayıtlı gelir getirir taşınmazın bulunması, yoksulluk nafakası bakımından o eşin gerçek mali durumunu etkileyebilir; fakat bu, sözleşmenin nafakayı ortadan kaldırmasından değil yoksulluk ve mali güç ölçütlerinin somut sonucundan doğar. Sözleşmede “mal ayrılığı vardır, taraflar nafaka istemez” yazması özellikle gelecekteki nafaka hakkı ve çocuk hakları bakımından kendiliğinden bağlayıcı ve kesin sayılmamalıdır.

    İştirak nafakası çocuğun hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Anne ve babanın kendi aralarında mal ayrılığı anlaşması yapması veya eşler arası taleplerden feragat etmesi, çocuğun korunması amacını bertaraf etmez.

    Mal ayrılığı sözleşmesi nasıl geçerli kurulur?

    TMK m. 203–205 çerçevesinde mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Kanunda öngörülen rejimlerden seçim yapılır; şekil olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır. Evlenme başvurusu sırasında eşler, kanunda öngörüldüğü şekilde mal rejimi seçimine ilişkin yazılı bildirimde bulunabilir. Tarafların ehliyeti, serbest iradeleri ve temsil/kanuni temsilciye ilişkin şartlar ayrıca incelenmelidir.

    Şekle aykırılık, ehliyetsizlik, korkutma, aldatma veya esaslı yanılma gibi irade sorunları; sözleşmenin tamamının yahut ilgili hükmün geçerliliğini etkileyebilir. “Sözleşme noter kaşeli olduğu için her maddesi tartışmasız geçerlidir” yaklaşımı yanlıştır. Sözleşmedeki mal rejimi seçimi ile gelecekte doğacak nafaka ve kişilik hakkı ihlaline bağlı tazminatlardan peşinen vazgeçme aynı hukuki işlem değildir; ikincisi aile hukuku emredici kuralları ve usul hükümleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    Mal ayrılığı kural olarak ileri etkili sonuç doğurur. Evliliğin önceki döneminde geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminden doğmuş tasfiye hesapları, sırf sonradan mal ayrılığına geçilmesiyle otomatik olarak silinmez. Rejim değişikliğinde önceki dönemin sona ermesi ve tasfiye/hesaplaşma ilişkisi somut olarak incelenmelidir. Üçüncü kişi alacaklıların korunmasına ilişkin hükümler de saklıdır.

    Mal ayrılığı sözleşmesi maddi ve manevi tazminatı engeller mi?

    Engellemez. TMK m. 174/1 kapsamındaki boşanma nedeniyle menfaat kaybı ve m. 174/2 kapsamındaki kişilik hakkı saldırısı, mal rejimi sözleşmesiyle ortadan kalkmış sayılmaz. Sözleşme, eşlerin malvarlığı yapısını ve tasfiye sonrasındaki ekonomik konumlarını değiştirdiği için mahkemenin mali durum ve hakkaniyet değerlendirmesine dolaylı olarak yansıyabilir; bu hukuki nedenin yokluğu değil, tutarın somut koşullara göre değerlendirilmesidir.

    Örnek: Evlilikten önce mal ayrılığı seçen tarafların evlilik süresince biri yüksek gelir elde edip taşınmaz biriktirmiş, diğeri çocuk bakımı için çalışmaya ara vermiş olsun. Bu durumda edinilmiş mallara katılma rejimine özgü standart yarı paylaştırma sistemi uygulanmayabilir; ancak daha az kusurlu eşin m. 174 bakımından menfaat kaybı, yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası bağımsız olarak incelenir. Ayrıca ortak mülkiyet, katkı alacağı veya başka borç ilişkileri özel olarak mevcutsa mal ayrılığı bunları otomatik kaldırmaz.

    Öte yandan mal rejimi edinilmiş mallara katılma olarak kaldığında doğabilecek büyük katılma alacağı, eşin ekonomik konumuna etki edebilir. Doktrinde bu ilişkinin tazminat ve nafaka miktarı üzerindeki sonucu farklı biçimlerde tartışılmaktadır; hesaplama yapılırken aynı parasal imkanın iki kez sayılması önlenmelidir. [18] [19]

    Sözleşmede “nafaka ve tazminat istenmeyecek” yazması yeterli mi?

    Mal rejimi sözleşmesinde bulunan genel bir “ileride hiçbir hak talep edilmeyecektir” kaydı ile boşanma sürecinde, somut ve belirlenmiş haklara ilişkin anlaşma arasında hukuken önemli fark vardır. Henüz doğmamış veya koşulları bilinmeyen koruyucu nitelikteki nafaka hakkından evlilik öncesinde genel olarak vazgeçmenin geçerliliği, emredici hükümler ve somut irade serbestliği yönünden ciddi sakınca taşır. Mal rejimi seçimi, başlı başına nafaka feragati değildir.

    Boşanma sırasında anlaşma/protokolde yer alan nafaka ve tazminat düzenlemeleri ise açık, belirli, özgür iradeye dayalı ve kanuna uygun olmalıdır. Anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, iradenin serbestliğine kanaat getirmesi ve mali sonuçlar ile çocukla ilgili düzenlemeyi uygun bulması gereklidir (TMK m. 166/3). Çocuğun hakkı sırf ebeveynin feragatiyle sınırsız şekilde bertaraf edilemez.

    Eray Aksın Atar’ın “Nafakadan Feragat” çalışması, nafaka türleri bakımından feragat meselesinin tek bir genel cümleyle çözülemeyeceğini gösteren akademik bir kaynaktır. Özellikle sözleşmenin tarihi, beyanın kapsamı, alacağın doğumu, eşin serbest iradesi ve çocuğun üstün yararı tek tek değerlendirilmelidir. [20]

    2026 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Genel feragat neden yeterli sayılmadı?

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli, E.2025/354, K.2026/267 sayılı kararında, boşanma dosyasına sunulan genel nitelikli “haklarımdan vazgeçiyorum/hibe ediyorum” anlatımının, somut olayda mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağından açık ve kesin feragat olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kurul, boşanmanın eki niteliğindeki nafaka ve tazminat konularıyla mal rejimi alacakları arasındaki farkı vurgulamıştır.

    Kararın önemi iki yönlüdür: Birincisi, hak türleri arasında otomatik geçiş yapılamaz. İkincisi, bir belgenin hukukî sonucuna karar verilirken kullanılan kelimeler ve bağlam incelenmelidir. Buradan “hiçbir feragat geçerli değildir” veya “noter sözleşmesi geçersizdir” sonucu çıkarılamaz. Karar metni, Yargıtay’ın resmi karar arama portalında esas ve karar numarasıyla araştırılabilir. [21]

    Mal ayrılığı altında katkı, ortak mülkiyet ve alacak talepleri

    Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri kural olarak kendi mülkiyetindeki malları yönetir ve tasarruf eder (TMK m. 242 vd.). Bu rejim her türlü ekonomik talebi sıfırlamaz. Diğer eş adına edinilmiş malın alımına doğrudan ödeme, kredi taksidine katkı, taşınmazın önemli iyileştirilmesi, paylı mülkiyet veya taraflar arasındaki borç/vekâlet ilişkileri mevcutsa hukuki temeller ayrıca incelenebilir.

    İddiaya göre ödeme belgeleri, banka dekontları, tapu kaydı, satın alma ve kredi sözleşmesi, para kaynağı, edinim tarihi ve mülkiyet yapısı toplanır. “Evlilikte tüm konut masraflarını ben ödedim” savı ile “eşimin tapulu taşınmazının bedelinin belirli bir bölümünü doğrudan ödedim” iddiası aynı nitelikte değildir. Her somut katkının hangi hukuki temelde geri istenebileceği belirlenmelidir.

    Açık feragat, anlaşmalı boşanma protokolü ve sulh

    Boşanma yargılamasında taleple bağlılık ilkesi ve feragate ilişkin HMK hükümleri önemlidir. Yoksulluk nafakası ve eşler arasındaki tazminat talepleri bakımından açık talep, anlaşma ve feragat ayrı sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık çocuğun bakım hakkı ve kamu düzenine ilişkin tedbirler açısından özel sınırlamalar vardır. Protokolde “taraflar birbirlerinden hiçbir hak talep etmeyeceklerdir” denilmesi, sayılmamış her alacak türü için her durumda kesin feragat anlamına gelmeyebilir.

    Uyuşmazlık doğurmayan bir metinde nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat, ziynet, katılma alacağı, katkı/değer artış payı, konutun kullanımı ve çocuk giderleri ayrı başlıklarda ele alınmalı; varsa miktar, ödeme zamanı, yıllık artış, ifa güvencesi, masraf paylaşımı ve feragatin kapsamı açıkça gösterilmelidir. Ancak gelecekte doğabilecek ve kamu düzenince korunan hakların mutlak biçimde kaldırılmaya çalışılması geçerlilik riskidir.

    Nafaka artırım, azaltım ve kaldırma davaları

    Nafakanın bir kez belirlenmesi, bütün gelecek yıllarda koşulsuz olarak aynı tutarda kalacağı anlamına gelmez. Yoksulluk nafakası bakımından TMK m. 176; çocuk için iştirak nafakası bakımından TMK m. 331, durum değişikliğinde artırım, azaltım veya kaldırma tartışmasına zemin oluşturur. Çocuğun okul kademesinin değişmesi, sağlık giderleri, gerçek gelir artışı veya kaybı, yeni yaşam koşulları ve enflasyon değerlendirmeye alınabilir.

    Yoksulluk nafakası alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle m. 176 kapsamındaki irat biçimindeki nafakanın hukuki akıbeti değişir; fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer koşullar bakımından mahkeme kararı gerekebilir. Tek bir sosyal medya paylaşımı veya doğrulanmamış iddia, koşulların gerçekleştiğini otomatik biçimde kanıtlamaz.

    Artırım davalarında yalnızca “TÜFE yükseldi” demek yerine güncel bütçe, çocuk giderleri, taraf gelirleri ve varsa hükümdeki artış mekanizması birlikte sunulmalıdır. Azaltım davasında da işsizlik, sağlık sorunu, gerçek gelir düşüşü veya ağır borç gibi verilerin sürekliliği ve diğer tarafın korunması incelenir. İradi gelir azaltımı ile kaçınılmaz gelir kaybı aynı değerlendirilmemelidir.

    Tazminat ve nafaka için talep zamanı, zamanaşımı, faiz ve icra

    TMK m. 178, boşanma sebebiyle doğan dava haklarının boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını belirtir. Bu hükmün hangi talebe uygulanacağı, doğmuş alacağın niteliği ve istenen döneme göre analiz edilmelidir. Örneğin, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını otomatik olarak aynı bir yıllık süreye tabi saymak yanlıştır; tasfiye alacakları hakkında farklı zamanaşımı rejimi ve içtihatlar bulunmaktadır.

    Boşanma davası içinde tazminat ve yoksulluk nafakası istenip istenmeyeceği, tutarın belirlenmesi, faizin istenme biçimi, hükmün kesinleşmesi, yargılama giderleri, ilamlı icra koşulları ve işleyecek nafaka alacakları için usul stratejisi farklı olabilir. Faiz başlangıcı ve icra edilebilirlik bakımından tazminat, tedbir nafakası ve kesinleşme sonrası nafaka aynı kefeye konulmamalıdır; somut hüküm fıkrası ve güncel içtihat ayrıca kontrol edilmelidir.

    Nafakanın zamanında ödenmemesi durumunda icra takibi ve şartları oluştuğunda İcra ve İflas Kanunu’ndaki özel yaptırımlar gündeme gelebilir. Ancak her gecikme otomatik olarak hapis veya aynı icra sonucu doğurmaz. Hukuki süreçte kesinleşme durumu, muaccel taksitler, önceki ödemeler ve ödeme emrinin kapsamı incelenmelidir.

    Boşanma dosyası için stratejik delil listesi

    1. Nafaka talebi: Maaş/SGK, gelir ve kira evrakı, konut gideri, sağlık ihtiyaçları, banka üzerinden yapılan düzenli ödemeler.
    2. İştirak nafakası: Çocuğun yaşı, sınıfı, okul/servis sözleşmesi, sağlık ve özel eğitim belgeleri, bakım yükü.
    3. Maddi tazminat: Boşanmadan etkilenen mevcut ve beklenen menfaatler, çalışma ve bakım geçmişi, sosyoekonomik durum, nedensellik açıklaması.
    4. Manevi tazminat: Kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği ileri sürülen somut olaylar, tarih, hukuka uygun iletişim kayıtları, tanık, sağlık ve resmi belgeler.
    5. Gerçek ödeme gücü: İşveren, vergi, SGK, şirket, taşınmaz, araç ve gerektiğinde banka kayıtları için gerekçeli müzekkere talepleri.
    6. Mal ayrılığı sözleşmesi: Noter belgesi, düzenlenme tarihi, ehliyet/irade koşulları, seçilen rejim ve başlangıcı, önceki mal rejimi dönemi.
    7. Malvarlığı alacakları: Tapu, kredi, ödeme, katkı, edinim tarihi, borç ve rayiç değere ilişkin belgeler.
    8. 2026 değerlendirmesi: Eylül 2026 TÜFE bülteni, 30 Eylül 2026 AYM kararı ve son dönem kararları; tarih ve yürürlük ayrımı.

    Bu liste genel bir başlangıçtır. Her belge talebi vakıayla ilişkili, ölçülü ve usulüne uygun olmalı; kişisel veriler korunmalıdır.

    Sık sorulan sorular

    Boşanmada nafaka ve tazminat hakkında merak edilenler

    1. 2026 yılında boşanmada nafaka ne kadar?

    Kanunda her dosyaya uygulanacak sabit TL tutarı veya maaş yüzdesi yoktur. Nafaka türüne göre ihtiyaç, yoksulluk, çocuğun giderleri, tarafların gerçek ödeme güçleri ve hakkaniyet değerlendirilir.

    2. Nafaka maaşın yüzde kaçı olabilir?

    Yüzde 20, yüzde 25 veya başka bir sabit oran tüm dosyalar için kanuni nafaka hesaplama formülü değildir. Maaş, gider ve diğer kaynaklar birlikte incelenir.

    3. Çalışan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?

    Evet, düşük veya yetersiz düzenli gelir koşullara göre yoksulluğu ortadan kaldırmayabilir. Gelirin düzeyi, sürekliliği ve diğer mali kaynaklar önemlidir.

    4. Kusurlu eş nafaka alabilir mi?

    Yoksulluk nafakasında talep edenin kusuru karşı tarafınkinden ağır olmamalıdır. Tedbir ve iştirak nafakaları ise farklı amaç ve koşullara sahiptir.

    5. Kusursuz eş nafaka öder mi?

    Yoksulluk nafakası borçlusunun kusurlu olması kanuni şart değildir. Ödeme gücü ve alacaklının diğer koşulları değerlendirilir.

    6. Nafaka 2026 yılında kaldırıldı mı?

    Hayır. AYM yalnızca TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar vermiştir; iptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. Nafakanın kurumsal olarak kaldırıldığı söylenemez.

    7. Süresiz nafaka kararı 30 Eylül 2026 tarihinde bitti mi?

    Hayır. 30 Eylül 2026 kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihtir, iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir.

    8. Tedbir nafakası için mutlaka boşanma davası açılmalı mı?

    TMK m. 169 tedbiri boşanma/ayrılık davasıyla bağlantılıdır. TMK m. 197 kapsamında haklı ayrı yaşamaya dayalı geçim tedbiri boşanma davası olmadan da istenebilir.

    9. İştirak nafakası çocuğun özel okul giderlerini karşılar mı?

    Özel okul gideri somut çocuğun eğitim ihtiyacı, önceki yaşam koşulları ve ebeveynlerin ödeme gücü bağlamında değerlendirilebilir; otomatik ve sınırsız kabul edilmez.

    10. İştirak nafakası 18 yaşında biter mi?

    Erginlik, iştirak nafakasının ve bakım borcunun hukuki rejimini etkiler. Eğitimi süren ergin çocuk koşulları varsa kendi adına bakım/yardım nafakası isteyebilir.

    11. Yardım nafakası eski eşten istenir mi?

    TMK m. 364’teki yardım nafakası hısımlar içindir. Eski eş bakımından yoksulluk nafakası ayrı bir kurumdur.

    12. TÜFE kadar nafaka otomatik artar mı?

    Mahkeme hükmünde artış mekanizması yoksa sırf TÜFE yayımlandığı için otomatik artış gerçekleşmez; istem ve karar gerekebilir.

    13. Maddi tazminat neye göre hesaplanır?

    Boşanmanın mevcut veya beklenen menfaatlere etkisi, tarafların kusuru, ekonomik durum ve hakkaniyetle belirlenir; sabit çarpan veya tarife yoktur.

    14. Manevi tazminat için aldatma yeterli mi?

    Aldatma somut koşullarda kişilik hakkı ihlali ve kusur niteliği taşıyabilir. Yine de olayın ispatı, kusur ve TMK m. 174/2 şartları incelenmelidir.

    15. Manevi tazminat aylık ödenebilir mi?

    TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez.

    16. Maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir mi?

    Evet, her iki talebin farklı şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse birlikte istenebilir.

    17. Mal ayrılığı sözleşmesi varsa nafaka ödenir mi?

    Evet, koşulları varsa tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası ayrı değerlendirilir; mal rejimi seçimi tek başına bu hakları kaldırmaz.

    18. Noterde yapılan mal ayrılığı sözleşmesi kesin geçerli midir?

    Noter şekil şartını karşılamada önemlidir; ehliyet, irade, sözleşme içeriği ve emredici hukuk kuralları ayrıca denetlenir.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi önceki edinilmiş malları geriye dönük siler mi?

    Sırf yeni bir rejim seçilmesi önceki dönemin tasfiye haklarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; geçiş, tasfiye ve varsa geçerli anlaşma ayrı incelenir.

    20. Mal ayrılığı sözleşmesinde tazminattan feragat edilebilir mi?

    Gelecekte doğacak ve şartları henüz belli olmayan boşanma tazminatı haklarından genel peşin feragat ile mevcut, belirli ve usulüne uygun bir sulh/feragat aynı şey değildir; geçerlilik somut olarak değerlendirilir.

    21. Boşanmada bir yıl zamanaşımı hangi talepler için?

    TMK m. 178 boşanmadan doğan dava haklarını kapsar ve süre boşanma hükmünün kesinleşmesinden başlar. Mal rejimi tasfiye alacağı aynı süreye otomatik tabi tutulmaz.

    22. Nafaka veya tazminat için internet hesaplama aracı güvenilir mi?

    Çevrimiçi hesaplayıcılar bütçe planlaması için kullanılabilir; mahkemenin takdirini ve somut hukuki koşulları ikame eden resmi ve bağlayıcı algoritmalar değildir.

    23. Taraflardan biri yurt dışında yaşıyorsa nasıl hesaplanır?

    Gerçek gelir, döviz kuru, sürdürülebilir kazanç, zorunlu yaşam giderleri, çocuğun yerleşim yeri ve uyuşmazlığa uygulanacak milletlerarası özel hukuk kuralları ayrıca incelenir.

    24. Zengin eş daha yüksek nafaka öder mi?

    Mali güç önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Talep türüne göre ihtiyaç ve kanuni koşulların varlığı gereklidir.

    25. Maddi ve manevi tazminat ile katılma alacağı aynı mıdır?

    Hayır. TMK m. 174 talepleri ile TMK m. 202 vd. mal rejimi tasfiye alacakları farklı hukuki nedenlere ve hesaplara dayanır.

    Sonuç: Miktar değil, gerekçelendirilmiş hukuki değerlendirme

    Nafaka ve boşanma tazminatının belirlenmesi, bir hesap makinesine rakam girilmesinden ibaret değildir. Talebin hukuki niteliği saptanmadan, gelir ve giderler doğrulanmadan, kusur ve kişilik hakkı ihlalleri ayrı ayrı değerlendirilmeden verilen parasal tahminlerin güvenilirliği düşüktür. Özellikle şirket ortaklığı, yüksek malvarlığı, çocukların özel giderleri ve uzun süreli evlilikler bakımından kapsamlı ekonomik analiz gerekir.

    2026 yılında iki unsur öne çıkmaktadır: nafakanın süresine ilişkin yeni Anayasa Mahkemesi iptal kararının ertelenmiş yürürlüğü ve Yargıtay’ın gelir-malvarlığı araştırması ile talep türleri arasındaki kesin ayrımlara verdiği önem. Mal ayrılığı sözleşmesi, tek başına nafaka ve tazminat haklarının sona ermesi anlamına gelmez; bununla birlikte gerçek ekonomik durum ve mal rejiminden kaynaklanan haklar üzerinde önemli sonuçlar yaratabilir. Nihai çözüm her talebin ayrı hukuki temelde ve somut olaya özgü delille değerlendirilmesidir.

    Bu çalışma 17.10.2026 tarihi itibarıyla genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kanun değişiklikleri, yeni kararlar ve dosyanın özellikleri sonucu değiştirebilir.

    Hazırlayan: Av. Murat Can Dolğun — TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. dolgun.av.tr · td-lawfirm.com · 0 212 299 44 22

    Kaynakça ve resmi bağlantılar

    Kaynaklar ilgili yargısal ve akademik belgelere doğrudan yönlendirir. DergiPark üzerindeki eserler bilimsel yayınlardır; avukat tanıtım sitesi değildir.

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, ilgili m. 4, 169, 174–178, 182, 197, 202–205, 225, 327–331, 364–365; T.C. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. Kaynağı incele.
    2. Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, 04.11.2025 tarihli içtihat, maddi tazminat ve yoksulluk nafakasında sosyal-ekonomik durum ve TAKBİS/SGK araştırması; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    3. Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 04.06.2026; Resmî Gazete 30.09.2026, 33386; iptal hükmünün 9 ay ertelenmesi. Kaynağı incele.
    4. Türkiye İstatistik Kurumu, Tüketici Fiyat Endeksi, Eylül 2026, Haber Bülteni 58298, 05.10.2026. Kaynağı incele.
    5. Yargıtay, iştirak ve yoksulluk nafakasının ölçütleri, Adalet Bakanlığı UYAP içtihat kaydı. Kaynağı incele.
    6. Yargıtay, iştirak nafakası ve çocuğun ihtiyaçları hakkında içtihat; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    7. Yargıtay, 19.02.2026 tarihli yardım nafakası miktarı ve hakkaniyet değerlendirmesi, Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    8. Güllüoğlu, Y. ve Aydın Engin, S. (2025), “Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakası”, Ankara Barosu Dergisi, 83(4). Kaynağı incele.
    9. Akkurt, S. S. (2024), “TMK m. 175 Hükmünün Yoksulluk Nafakasının Süresine İlişkin Yaklaşımının Hukuki Yorum Yöntemleri Çerçevesinde Tahlili”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10(1). Kaynağı incele.
    10. Ersöz, O. (2026), “Yoksulluk Nafakasında Süre”, Ombudsman Akademik, 23. Kaynağı incele.
    11. Baş, S. ve Özcan, N. (2022), “Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutuyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, ASBÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 4(1). Kaynağı incele.
    12. Çakırca, S. İ. (2015), “Kardeşler Arasında Nafaka Yükümlülüğü”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 64(1), 65–101. Kaynağı incele.
    13. Yünlü, S. (2025), “Nafaka Yükümlülüklerinin Çatışması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 64. Kaynağı incele.
    14. Arbek, Ö. (2005), “Boşanmanın Mali Sonuçları”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 54(1), 115–163; künyeye ilişkin bilimsel kaynakça. Kaynağı incele.
    15. Ceylan, Z. Ş. (2022), “Yargıtay Kararları Işığında Zina Sebebiyle Boşanmada Manevi Tazminat İstemi”, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 17(1), 49–95. Kaynağı incele.
    16. Atlan, H. (2016), “Beden Bütünlüğünün İhlalinde Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4); yöntem tartışması (boşanma tazminatı tarifesi değildir). Kaynağı incele.
    17. Badur, E. ve Turan Başara, G. (2016), “Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(1), 101–136. Kaynağı incele.
    18. Gümüş, M. A. (2005), “Türk Hukukunda Yasal Mal Rejimi … Boşanma Davası; İştirak Nafakası; Maddi/Manevi Tazminat ve Mal Rejiminin Tasfiyesi Talebi Arasındaki İlişki”, Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, IX(3–4), 383–402. Kaynağı incele.
    19. Tamer, D. (2021), “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Kimi Koruyor?”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 18(2), 635–644. Kaynağı incele.
    20. Atar, E. A. (2016), “Nafakadan Feragat”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(3). Kaynağı incele.
    21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.04.2026, E.2025/354, K.2026/267, genel feragat beyanının katılma alacağını kapsayıp kapsamadığı; karar numarası ile resmi karar arama portalı. Kaynağı incele.
    22. Çelik, B. (2025), Mehaz Hukukla Karşılaştırmalı Olarak Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakasının Miktarı ve Süresi, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7(2), 992–1040, doi:10.59933/tauhfd.1851972. Kaynağı incele.
  • Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026: Fiziksel, Psikolojik, Ekonomik, Cinsel ve Dijital Şiddet, 6284 Sayılı Kanun ve Hukuki Koruma Yolları

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | Hukuki değerlendirme tarihi: 17 Ekim 2026 | Konular: Aile Hukuku, Ceza Hukuku, 6284 Sayılı Kanun, Boşanma Davaları

    Şiddet, yalnızca kişinin beden bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen saldırılardan ibaret değildir. Tehdit, sistematik aşağılama, ekonomik kaynakların kontrol edilmesi, rıza dışı cinsel davranışlar, kişinin çevresinden izole edilmesi, dijital mecralarda takip edilmesi ve özgürlüğünün keyfi biçimde sınırlanması da olayın özelliklerine göre şiddet teşkil edebilir. Bu yazıda şiddet türleri nelerdir, psikolojik şiddet nasıl ispatlanır, ekonomik şiddet boşanma sebebi midir, dijital şiddete karşı hangi yollar kullanılabilir, uzaklaştırma kararı nasıl alınır, şiddetin tazminat ve velayete etkisi nedir soruları Türk hukuku bakımından incelenmektedir.

    Önemli ayrım: Her ağır veya haksız davranış ayrı bir Türk Ceza Kanunu suçu oluşturmaz. Ancak bir davranışın bağımsız suç niteliğinde olmaması, 6284 sayılı Kanun kapsamında korunma sağlanamayacağı veya aile hukuku açısından hiçbir sonuç doğmayacağı anlamına gelmez. Koruma tedbiri, ceza soruşturması ve boşanma davası farklı amaçlara ve ispat ölçütlerine sahip mekanizmalardır.

    1. Şiddet nedir? Türk hukukunda şiddetin tanımı

    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2. maddesi, şiddeti fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar doğuran ya da doğurması muhtemel davranışlar, tehdit, baskı ve özgürlüğün keyfi engellenmesi çerçevesinde geniş biçimde ele alır. Şiddetin oluşması için mutlaka fiziksel bir iz, hastane raporu veya görünür yaralanma bulunması gerekmez. Aynı Kanun, aynı hanede yaşanmasa dahi aile veya hane mensupları arasında gerçekleşen ev içi şiddeti düzenler.

    Gündelik kullanımda psikolojik, duygusal, sosyal, dijital, flört şiddeti veya kontrol edici davranış gibi kategoriler kullanılmaktadır. Bunların hepsi Türk Ceza Kanunu’nda ayrı suç isimleri değildir. Somut olayda davranışın niteliği, tekrarı, yoğunluğu, mağdur üzerindeki etkisi ve ilgili normun unsurları birlikte değerlendirilir. Kişiler arasındaki sıradan anlaşmazlık ile sistematik korkutma ve tahakküm oluşturan davranış arasında hukuki ayrım yapılmalıdır.

    6284 sayılı Kanun’un kapsamı yalnızca evli kadınlarla sınırlı değildir. Kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları, kanunun somut olayda aradığı koşullar dahilinde korunabilir. 6284 sayılı Kanun, m. 1–2.

    2. Şiddet türleri ve örnekleri: Karşılaştırmalı tablo

    Şiddet türlerinin hukuk bakımından örnekleri ve muhtemel değerlendirme alanları
    Şiddet türü Örnek davranış Olası hukuki sonuç
    Fiziksel Vurmak, itmek, boğaz sıkmak, zorla alıkoymak 6284 tedbiri; fiile göre yaralama, tehdit, hürriyetten yoksun kılma; boşanmada kusur
    Psikolojik / duygusal Sistematik aşağılama, korkutma, manipülasyon, sürekli baskı 6284 tedbiri; koşullarına göre boşanmada kusur ve tazminat
    Sözlü Hakaret, tehdit, küçük düşürücü ifadeler Koşullarına göre TCK m. 106, 125; aile hukuku sonuçları
    Ekonomik Geliri zorla almak, çalışmayı engellemek, finansal kontrol 6284 kapsamında değerlendirme; boşanma ve mali taleplerde önem
    Cinsel Rıza dışı cinsel temas, baskı ve zorlamalar Koşullarına göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar; koruma tedbirleri
    Dijital Şifre zorlamak, takip yazılımı, görüntü tehdidi, çevrim içi taciz Fiile göre özel hayat, kişisel veriler, tehdit, ısrarlı takip suçları
    Israrlı takip Tekrarlanan fiziki takip veya farklı kanallardan temas girişimleri Koşullar oluşursa TCK m. 123/A; 6284 tedbiri
    Sosyal Aile ve arkadaşlarla görüşmeyi zorla engellemek, izolasyon Psikolojik şiddet ve kontrol davranışı; aile hukuku sonuçları
    Çocuğa yönelik Dövme, korkutma, istismar, şiddete tanık bırakma Ceza ve çocuk koruma hukuku; velayet ve kişisel ilişki tedbirleri
    İşyerinde Sistematik yıldırma, cinsel taciz, tehdit İş hukuku, tazminat, iş sağlığı ve güvenliği; fiile göre ceza hukuku

    Tablo genel örnekler sunar; bir olayın suç, boşanma kusuru veya tedbir sebebi oluşturup oluşturmadığı otomatik olarak değil, ilgili normun koşullarına göre belirlenir.

    3. Fiziksel şiddet nedir? En sık görülen örnekler ve sonuçlar

    Fiziksel şiddet, beden bütünlüğüne yönelik kasıtlı müdahaleleri ifade eder. Tokat, tekme, yumruk, itme, sarsma, boğaz sıkma, saç çekme ve bir kişiyi zor kullanarak bir yerde tutma tipik örneklerdir. Fiziksel şiddet için kullanılan aracın silah olması gerekmez. Dışarıdan yara görülmemesi de davranışın hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez.

    Fiziksel şiddet olayında ceza ve koruma süreçleri

    Eylemin ağırlığına göre kasten yaralama (TCK m. 86–87), tehdit (m. 106) veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m. 109) gibi suç tipleri gündeme gelebilir. Kişinin eşi, boşandığı eş veya başka bir yakını olması, ilgili suç maddesindeki nitelikli hâllere göre ayrıca önem kazanabilir. Mağdur, ceza soruşturmasından bağımsız olarak 6284 sayılı Kanun çerçevesinde acil tedbir isteyebilir.

    Fiziksel şiddette adli rapor zorunlu mudur?

    Adli muayene ve tıbbi belgeler yaralanma olgusunun ispatında değerlidir; ancak 6284 sayılı Kanun m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir kararı için şiddetin gerçekleştiğine dair delil veya belge aranmaz. Bu hüküm, ceza yargılamasında mahkumiyet için delil aranmayacağı anlamına gelmez. Tıbbi muayene, olay fotoğrafları, tanıklar, kamera kayıtları ve kolluk tutanakları koşullarına göre delil olabilir.

    4. Psikolojik şiddet: Hakaret olmadan da şiddet mümkün mü?

    Psikolojik şiddet; kişinin benlik değerini zedelemeye, korkutulmasına, sürekli denetlenmesine veya karar alma iradesinin baskı altına alınmasına yol açabilen tutumların bütünüdür. Günlük hayatta davranışın tek bir olaya değil, uzun süreli bir örüntüye dayanması sık görülür. Sistematik dışlama, aşağılayıcı kıyaslamalar, yalnızlaştırma, tehditlerle hareket alanını daraltma, çocukları baskı unsuru olarak kullanma ve kişinin güvenliğini sürekli sorgulatma örnek olarak değerlendirilebilir.

    Gaslighting ve kontrol edici davranışlar

    Psikoloji literatüründe gaslighting, kişinin yaşadığı olaylar veya kendi algısı hakkında sistematik biçimde kuşkuya düşürülmesini anlatmak için kullanılır. Türk hukukunda başlı başına bu isimde bir suç bulunmaz. Bununla birlikte somut davranışlar psikolojik şiddet, tehdit, hakaret veya diğer hukuki ihlaller içinde değerlendirilebilir. Hukuki dilekçede yalnızca bu kavramı kullanmak yerine kim, ne zaman, hangi söz veya eylemle, neyi yaptı sorularının yanıtlanması gerekir.

    Psikolojik şiddet boşanma sebebi olabilir mi?

    Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) incelemesinde eşlerin somut davranışları ve kusur durumları önem taşır. Devamlı aşağılama, tehdit ve baskının ispatlanması, diğer unsurlarla birlikte boşanma talebi ve tazminat yönünden değerlendirmeye girebilir. Ancak çiftler arasındaki her tartışma, fikir ayrılığı veya kaba sözün tek başına boşanma ya da manevi tazminat için yeterli olacağı söylenemez.

    5. Sözlü şiddet, tehdit ve hakaret arasındaki hukuki fark

    Sözlü şiddet, kişinin onurunu kırmayı veya korku yaratmayı amaçlayan sözlü davranışları kapsayabilir. Türk Ceza Kanunu bakımından ise hakaret (m. 125) ve tehdit (m. 106) suçlarının unsurları birbirinden farklıdır. Tehditte kişiye yönelen kötülük bildirimlerinin türü, bağlamı ve objektif ciddiyeti; hakarette onur, şeref ve saygınlığa yönelik somut isnat veya sövme niteliği ayrı ayrı değerlendirilir.

    Mesaj, sesli not, e-posta ve sosyal medya yorumları üzerinden gerçekleştirilen davranışlar da ilgili suçun kanuni unsurlarını karşılayabilir. Her kırıcı ifadeyi suç olarak nitelemek doğru değildir. Bununla birlikte ceza hukuku eşiğini aşmayan sistematik aşağılamanın 6284 ve boşanma hukuku açısından önemi bulunabilir.

    6. Ekonomik şiddet nedir? Para, çalışma hakkı ve malvarlığı üzerinden kontrol

    Ekonomik şiddet, bir kişinin ekonomik bağımsızlığının baskı ve denetim aracı hâline getirilmesiyle görünür olur. Maaşa el koymak, kişiyi işten ayrılmaya zorlamak, zorla borçlandırmak, banka kartlarını ve şifrelerini kontrol etmek, temel ihtiyaçlara kaynak erişimini kasıtlı olarak engellemek veya ekonomik bağımlılık oluşturarak kişiyi tehdit etmek somut olaya göre ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.

    Ekonomik şiddet ile ekonomik güçlük aynı şey midir?

    Hayır. Ailenin mali zorluk yaşaması veya tarafların bütçe konusunda anlaşmazlığa düşmesi kendiliğinden ekonomik şiddet anlamına gelmez. Hukuki değerlendirmede kasıtlı denetim, engelleme, bağımlı kılma, tehdit ve eşitlik ilişkisinin bozulması gibi olgular önem kazanır.

    Ekonomik şiddet boşanma ve mal paylaşımını etkiler mi?

    Çalışmanın engellenmesi, gelire zorla el konulması ve ekonomik baskı, TMK m. 166 kapsamındaki kusur incelemesinde yer alabilir. Bununla birlikte ekonomik şiddet iddiası ile mal rejiminin tasfiyesi birbirinden ayrı hukuki meselelerdir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin katılma alacağı kural olarak mal rejimi hükümlerine göre hesaplanır; sırf bir eşin boşanmada ağır kusurlu olması her malvarlığı uyuşmazlığında diğer eş lehine otomatik olarak daha yüksek pay oluşturmaz.

    İstisnai nitelikteki TMK m. 236/2 gibi hükümler, kanunun belirlediği belirli boşanma sebepleri ve koşulları bakımından ayrıca değerlendirilir. Ekonomik şiddetin bir mal kaçırma işlemiyle birlikte ileri sürülmesi hâlinde TMK m. 229 ve ilgili diğer düzenlemeler yönünden ayrı hesaplama ve ispat gerekebilir.

    7. Cinsel şiddet ve evlilikte rıza

    Cinsel şiddet, kişinin cinsel dokunulmazlığına ve kendi bedeni hakkında karar verme hakkına yönelen rıza dışı müdahaleleri kapsar. Zorlama, tehdit altında cinsel davranışa mecbur bırakma, cinsel içerikli görüntülerle şantaj yapma ve istenmeyen cinsel temas, fiilin biçimine göre farklı suç ve koruma düzenlemelerini gündeme getirebilir.

    Evlilik, cinsel davranışlar için sürekli ve sınırsız rıza oluşturmaz. Somut eylem bakımından cinsel saldırı, cinsel taciz, şantaj veya özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarının unsurları ayrıca incelenir. Çocuğa yönelik cinsel fiillerde çocukların korunmasına ilişkin özel hükümler uygulanır. Şikayete bağlılık, soruşturma usulü ve nitelikli hâller eylemin hangi maddede düzenlendiğine göre değişebildiğinden genelleme yapılmamalıdır.

    Cinsel şiddet kanıtları nasıl değerlendirilir?

    Mağdurun anlatımı, olayın koşulları, tıbbi bulgular, dijital yazışmalar, tanıklar ve diğer hukuka uygun deliller birlikte değerlendirilir. Tıbbi değerlendirme veya adli yardım almak için olaydan uzun süre geçmesini beklememek önemlidir. Ancak tıbbi bulgu bulunmaması tek başına cinsel şiddet yaşanmadığını kanıtlamaz.

    8. Dijital şiddet: Telefon, sosyal medya, konum takibi ve görüntüler üzerinden baskı

    Dijital şiddet, teknolojik araçların kişiyi kontrol etmek, korkutmak, küçük düşürmek veya takibe almak amacıyla kullanılmasıdır. Kişinin şifrelerinin zorla alınması; rızası dışında hesabına erişilmesi; gizli takip yazılımı kurulması; konumunun izlenmesi; özel fotoğrafların yayımlanacağı tehdidinin yöneltilmesi; farklı hesaplardan ısrarlı biçimde rahatsız edilmesi ve çevresine yönelik itibar saldırıları örnek olarak verilebilir.

    Telefonu kontrol etmek her zaman suç mudur?

    Hayır. Somut davranışın rızaya, erişim yetkisine, elde edilen veriye ve kullanılan yönteme göre değerlendirilmesi gerekir. Ancak eş olmak diğer kişinin haberleşmesini, özel hayatını veya kişisel verilerini sınırsız biçimde denetleme yetkisi vermez. TCK m. 132–136, m. 123/A ve diğer ilgili hükümler fiile göre önem kazanabilir.

    Özel görüntü ile tehdit ve dijital şantaj

    Mahrem görüntülerin rıza dışında ifşa edilmesi veya ifşa tehdidiyle kişiden para, görüşme, cinsel davranış ya da başka bir hareket talep edilmesi olayın özelliklerine göre özel hayatın gizliliğinin ihlali, şantaj, tehdit veya başka bir suç oluşturabilir. Dijital delilleri kaydederken yeni bir hukuka aykırılık yaratılmaması ve üçüncü kişilerle gereksiz paylaşım yapılmaması önemlidir.

    Dijital şiddette ilk adımlar

    Güvenli bir cihazdan hesap güvenliğini kontrol etmek, mümkünse mevcut mesaj ve bildirimleri tarih bilgileriyle muhafaza etmek, platform şikayet mekanizmalarını kullanmak ve devam eden bir tehdit varsa kolluk veya adli makamlara başvurmak uygun olabilir. Failin hesabına karşılık olarak izinsiz girmek, özel içeriğini yayımlamak ya da karşı tarafı hukuka aykırı biçimde izlemek çözüm değildir.

    9. Israrlı takip suçu (TCK m. 123/A) ve 6284 sayılı Kanun

    2022 yılında TCK’ya eklenen 123/A maddesi, ısrarlı fiziksel takip veya iletişim araçları, bilişim sistemleri ya da üçüncü kişiler aracılığıyla sürekli temas kurma girişimlerini belirli koşullarda suç olarak düzenler. Madde kapsamında, mağdurda ciddi bir huzursuzluk oluşması ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duyması aranır. Her tekil mesaj veya karşılaşma, kendiliğinden ısrarlı takip suçu oluşturmaz.

    Çocuğa veya ayrılık kararı verilen ya da boşanılan eşe karşı işlenme, mağdurun işyeri veya konutunu değiştirmek durumunda kalması ve tedbire rağmen takip edilmesi gibi kanunda sayılan durumlar nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. TCK m. 123/A’da soruşturma ve kovuşturma şikayete bağlıdır. Bu şikayet rejimi, 6284 kapsamında önleyici tedbir isteminin aynı şartlara bağlı olduğu anlamına gelmez. TCK m. 123/A.

    10. Sosyal şiddet ve izolasyon

    Sosyal şiddet; kişinin ailesi, arkadaşları, iş çevresi ve toplumsal yaşamıyla bağlarının baskı yoluyla kopartılması, görüşmelerinin engellenmesi veya hareket serbestisinin sistemli biçimde kısıtlanması olarak ele alınır. Bu kavram bağımsız bir suç adı olmasa da psikolojik şiddetin ve kontrol ilişkisinin görünümüdür.

    Partnerin sosyal çevre hakkında görüş bildirmesi ile bir kişinin kimlerle görüşebileceğine tehdit, gözetim veya yaptırım yoluyla tek taraflı karar verilmesi birbirinden farklıdır. Şiddet incelemesinde bu davranışların tekrarı, yoğunluğu, karşı tarafın özgürlüğüne etkisi ve somut olayın özellikleri esas alınmalıdır.

    11. Çocuklara, yaşlılara ve engellilere karşı şiddet

    Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması veya şiddete tanık olması

    Çocuğun fiziksel saldırıya, sözel aşağılamaya, cinsel istismara veya ihmal ve baskıya maruz kalması farklı kanuni korumaları gündeme getirir. Ayrıca çocuğun aile içindeki şiddete tanıklığı psikolojik ve gelişimsel yönden değerlendirilmelidir. Boşanma ve velayet uyuşmazlıklarında belirleyici yaklaşım çocuğun üstün yararıdır. Gerekli hâllerde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında danışmanlık, bakım, sağlık ve diğer koruyucu-destekleyici tedbirler değerlendirilebilir.

    Yaşlı ve engelli bireyler yönünden

    Bakım ilişkisini baskı aracına dönüştürme, ilaç veya temel ihtiyaçlara erişimi engelleme, maaşa zorla el koyma ve dış dünyayla teması kesme gibi durumlar kişinin kırılganlık koşulları dikkate alınarak incelenir. 6284’ün kapsam koşulları varsa ilgili tedbirler ve ayrıca suç veya sosyal hizmet mevzuatındaki yollar birlikte kullanılabilir.

    12. İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing) ve cinsel taciz

    İşyerinde sistematik yıldırma, küçük düşürme, dışlama, ayrımcı baskı ve cinsel taciz iş hukuku bakımından önem taşır. Ancak her yönetim eleştirisi, performans görüşmesi veya tekil anlaşmazlık otomatik olarak mobbing değildir. Davranışın içeriği, sürekliliği, hedefi, iş koşulları ve ispatı değerlendirilmelidir.

    İşçinin kişilik haklarının korunması bakımından Türk Borçlar Kanunu m. 417; haklı fesih, eşit davranma ve diğer iş hukuku hükümleri; ayrıca somut eyleme göre Türk Ceza Kanunu gündeme gelebilir. Aile içinde gerçekleşmeyen bütün işyeri ihtilaflarının 6284 kapsamında değerlendirilebileceği varsayılmamalıdır; normun kişi ve olay bakımından kapsamı ayrı incelenmelidir.

    13. 6284 sayılı Kanun kimleri korur? Evli olmak şart mı?

    6284 sayılı Kanun’un 1. maddesinde şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları yer alır. Kanunun ev içi şiddet tanımı, tarafların aynı konutta yaşamalarını zorunlu tutmaz. Eski eş, ayrı yaşayan aile bireyleri ve belirli takip mağdurları açısından korunma ihtiyacı ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle boşanma davası açılmış olması, tarafların evli olmaması veya fiziksel yaralanma bulunmaması tek başına başvurunun önünde mutlak engel değildir. Ancak uygulanacak özel tedbirin kapsamı her durumda kanuni koşullara bağlıdır.

    14. Koruyucu tedbir ile önleyici tedbir arasındaki fark

    Koruyucu tedbirler: Mağdurun güvenliğini sağlamak

    6284 sayılı Kanun m. 3–4 kapsamında uygun barınma yeri, geçici maddi yardım, psikolojik ve hukuki danışmanlık, geçici koruma, gerekli koşullarda işyerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi ve diğer tedbirler söz konusu olabilir. Aciliyet ve yetki bakımından mülki amir, hakim veya kanunda öngörülen durumlarda kolluk yetkilidir.

    Önleyici tedbirler: Şiddet uygulayanın davranışını sınırlandırmak

    Kanun m. 5 uyarınca müşterek konuttan uzaklaştırma, korunan kişinin evine, okuluna veya işyerine yaklaşmama, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme, tehdit ve aşağılamadan kaçınma, silahın teslimi ve çocuklarla kişisel ilişkinin gerekli görüldüğünde sınırlandırılması gibi tedbirler değerlendirilebilir. Tedbirler olayın riskine, ölçülülüğe ve korunma amacına göre belirlenmelidir.

    Önemli ispat ayrımı

    6284 sayılı Kanun m. 8/3, koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenler; önleyici tedbir de koruma amacını tehlikeye sokacak şekilde geciktirilemez. Bu, şikayet edilen kişinin kesin olarak suç işlediğine dair bir hüküm veya boşanma davasında kusurunun ispatlandığına ilişkin tespit değildir.

    15. Uzaklaştırma kararı nasıl alınır? Nereye başvurulur?

    Şiddet veya ciddi tehlike hâlinde kolluk, Cumhuriyet başsavcılığı, aile mahkemesi, mülki idare ve ilgili sosyal hizmet birimlerine başvuru yolları bulunur. 6284 sayılı Kanun m. 8, tedbirin en çabuk ve kolay ulaşılabilecek yetkili merci üzerinden talep edilmesine imkan verir. Başvuruda olay tarihleri, tehditlerin içeriği, bilinen tanıklar, önceki müracaatlar ve talep edilen somut güvenlik önlemleri açıklanmalıdır.

    Koruma kararı ne kadar sürer?

    İlk tedbir kararı kanun gereği en fazla altı aylık süre için verilebilir. Şiddet veya şiddet tehlikesinin devam edeceği anlaşılıyorsa kararın süresi ve niteliği yeniden değerlendirilebilir; uzatma, değiştirme veya kaldırma mümkündür. İlk kararın altı ay olması zorunlu değildir.

    Koruma kararı için boşanma davası açılması gerekir mi?

    Hayır. 6284 uyarınca koruma tedbirine başvurmak, boşanma davası açılmasına bağlı değildir. Ayrıca 6284 kapsamındaki başvuru ile ceza şikayeti birbirinden ayrı usullerdir; aynı olay her ikisini de gerektirebilir.

    16. Uzaklaştırma kararına uyulmazsa ne olur? Zorlama hapsi

    6284 sayılı Kanun m. 13’e göre ilgili tedbirin ihlali hâlinde, fiil ayrıca suç oluştursa bile hakim kararıyla ilk ihlal için üç günden on güne kadar, tekrar eden ihlallerde on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir; toplam süre altı ayı aşamaz. Kararın uygulanması, usulüne uygun ihtar ve somut ihlalin tespiti önemlidir. Zorlama hapsi kendiliğinden uygulanmaz; yargısal karar gerekir.

    Tedbire itiraz edilebilir mi?

    6284 sayılı Kanun m. 9, ilgililerin tedbir kararına tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edebileceğini düzenler. İtiraz merciinin kararın sonucunu etkileyebilecek esaslı iddiaları değerlendirmesi gerekir. İtirazın varlığı ile koruma ihtiyacının sürmesi birbirinden ayrılmalıdır; başvurunun somut dosyadaki yürütme etkisi usul hükümlerine göre incelenmelidir.

    17. Hangi şiddet davranışları Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olabilir?

    Şiddet biçimleri gündelik dilde birden çok ad taşısa da ceza sorumluluğu yalnızca kanunda tanımlanmış suçun unsurları gerçekleştiğinde doğar. Olayın özelliklerine göre şu düzenlemeler gündeme gelebilir:

    Fiilin olası niteliği İlgili TCK hükümleri (örnek) İnceleme konusu
    Fiziksel saldırı m. 86–87 Kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller
    Sürekli ağır eziyet m. 96 Eziyet suçunun özel koşulları
    Tehdit ve şantaj m. 106–107 Kötülük bildirimleri veya belirli menfaat için baskı
    Kişiyi alıkoyma m. 109 Hürriyetten yoksun kılma
    Huzur ve sükunu bozma / ısrarlı takip m. 123 ve 123/A Birbirinden farklı suç koşulları
    Hakaret m. 125 Onur ve saygınlığa saldırı
    Mahremiyet ve veri ihlalleri m. 132–136 Haberleşme, özel hayat ve kişisel veriler
    Cinsel dokunulmazlık ihlalleri m. 102–105 Fiilin ve mağdurun özelliklerine göre ayrım

    Bu maddelerin bir arada anılması, her somut olayda tamamının oluştuğu anlamına gelmez. Şikayete bağlılık, nitelikli hâl, uzlaştırma, zamanaşımı ve koruma tedbirleri her suç bakımından ayrı araştırılmalıdır. 6284 tedbiri, ceza mahkumiyetinin yerine geçmez.

    18. Şiddet çekişmeli boşanma davasında nasıl değerlendirilir?

    Şiddet iddiaları, özellikle TMK m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan çekişmeli boşanma davalarında kusur değerlendirmesinin önemli parçası olabilir. Fiziksel saldırı, sistematik aşağılama, ekonomik baskı veya cinsel zorlamanın olgusal olarak ortaya konulması hâlinde mahkeme her fiilin ağırlığını ve olayların bütününü değerlendirir.

    Şiddet nedeniyle özel boşanma sebebi: TMK m. 162

    Türk Medeni Kanunu m. 162, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmayı düzenler. Bu hukuki sebep bakımından kanundaki hak düşürücü süreler ve af etkisi ayrıca önem taşır. Her tartışma veya her kusurlu davranış bu özel sebebi oluşturmaz. Olayın niteliğine göre TMK m. 166’ya dayalı talebin koşulları da ayrıca incelenebilir.

    Uzaklaştırma kararı boşanma kusurunu kesin olarak kanıtlar mı?

    Hayır. Bir 6284 kararı, somut olayda korunma ihtiyacına ilişkin yargısal işlemdir; tek başına kesinleşmiş ceza mahkumiyeti veya boşanma davasında sabit kusur kararı değildir. Bununla birlikte korunma başvurusu, karar, ihlal tutanakları, sağlık raporları ve diğer belgeler aile mahkemesinin bütüncül delil incelemesinde önem taşıyabilir.

    Bir kez şiddet uygulanması yeterli midir?

    Şiddetin tekrar etmesi ispat bakımından güçlü bir örüntü yaratabilse de her zaman aranan bir koşul değildir. Tek bir ağır eylem de kanuni boşanma sebebinin koşullarını karşılayabilir. Sonuç; fiilin ağırlığı, ispat, davanın dayandığı hukuki neden ve diğer olaylar ışığında belirlenir.

    19. Şiddetin maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet ve mal rejimine etkisi

    Boşanmada maddi tazminat (TMK m. 174/1)

    Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma nedeniyle zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, şartları varsa diğer taraftan uygun maddi tazminat isteyebilir. Şiddetin kusur düzeyine etkisi önemlidir; ancak tazminat miktarı sabit tarifeye göre belirlenmez.

    Boşanmada manevi tazminat (TMK m. 174/2)

    Boşanmaya sebep olan olaylarla kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Şiddetin türü, yoğunluğu, ispatı ve kişilik hakkına etkisi burada değerlendirilir. Şiddetle bağlantılı bir ceza dosyası bulunması, boşanma tazminatı konusunda tek başına otomatik sonuç doğurmaz.

    Nafaka ile kusur değerlendirmesi

    Dava sırasındaki tedbir nafakası, boşanma sonrasındaki yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası farklı hukuki koşullara tabidir. Şiddet iddialarının tüm nafaka türlerine aynı şekilde etki ettiğini varsaymak yanlıştır. Yoksulluk nafakasında TMK m. 175 kapsamında talepte bulunanın daha ağır kusurlu olmaması kuralı ayrıca önem taşır. Güncel norm denetimi kararlarının yürürlük tarihleri ve geçiş durumu ayrıca incelenmelidir.

    Çocuğun velayeti ve kişisel ilişki

    Velayet incelemesinde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması kadar ev içi şiddete tanıklığı, ebeveynle kurulacak kişisel ilişkinin güvenliği ve uzman değerlendirmeleri önem taşıyabilir. 6284 m. 5/1-ç, şartları varsa kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde gerçekleşmesine, sınırlandırılmasına veya kaldırılmasına yönelik tedbirlere izin verir.

    Mal rejimi tasfiyesi otomatik olarak değişir mi?

    Hayır. Boşanmada kusur, TMK m. 174 kapsamında tazminat; edinilmiş mallara katılma rejimindeki alacak ise ayrı kanuni esaslar üzerinden değerlendirilir. Şiddet, malvarlığı transferleri, tasfiyeye eklenecek değerler, mal kaçırma veya borçlandırma iddialarıyla iç içe geçtiğinde ilgili taleplerin ayrı ayrı hazırlanması gerekir.

    20. Şiddet nasıl ispatlanır? Delil listesi, ceza şikayeti ve aile mahkemesi

    İspatta ilk adım, olayları tarihlere göre ayrıştırmaktır. Yalnızca “psikolojik şiddet uyguladı” veya “ekonomik baskı yaptı” demek yerine somut fiillerin, mümkünse tarih aralıklarının, olay yerinin, tanıkların ve mevcut kayıtların belirlenmesi önemlidir. Ceza yargılamasında masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi geçerlidir; özel hukukta deliller ilgili usul hukukuna göre değerlendirilir.

    İspat açısından kullanılabilecek materyaller

    • Sağlık ve adli muayene belgeleri: Yaralanma, tedavi ve ilgili bulguların kayıtları.
    • Kolluk ve savcılık evrakı: Olay tutanağı, başvuru numarası, ifadeler, koruma kararları ve ihlal tutanakları.
    • Tanık anlatımları: Tanığın doğrudan gördüğü veya duyduğu somut olaylar.
    • Dijital kayıtlar: Hukuka uygun biçimde elde edilen mesajlar, elektronik postalar, arama geçmişi, açık sosyal medya içerikleri.
    • Mali belgeler: Banka hareketleri, ücret ödeme kayıtları, zorla borçlandırmaya ilişkin belgeler ve ilgili yazışmalar.
    • Uzman raporları: Sosyal inceleme, psikolojik değerlendirme veya teknik bilirkişi incelemesi gerektiğinde uzman incelemesi.
    • Kamera kayıtları: Hukuka uygun yollarla temin edilmiş kayıtlar; silinme riskinde vakitlice muhafaza talebi.

    Gizli ses kaydı alınabilir mi? Eşin telefonuna girilebilir mi?

    Bu konularda kategorik izin yoktur. İzinsiz erişim, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, özel hayatın gizliliğine müdahale veya kişisel veri ihlali doğurabilir. Kayıtların istisnai koşullarda hukuka uygunluğu içtihatlar uyarınca olay özelinde değerlendirilir; “delil için yapıldığı” gerekçesi her yöntemi meşru kılmaz. Kişinin kendi telefonundaki gelen mesajı saklaması ile karşı tarafın gizli hesabına izinsiz erişerek veri toplaması hukuken aynı değildir.

    6284 tedbiri için delil şartı ile dava ispatı farklıdır

    Kanunun m. 8/3 hükmünün koruyucu tedbire ilişkin ispat kolaylığı, boşanma davasında bir kusur olgusunun veya ceza davasında suçun delilsiz kabul edilmesi anlamına gelmez. Başvuru süreci planlanırken acil güvenlik tedbirleri, adli soruşturma ve özel hukuk talepleri ayrı kulvarlar olarak ele alınmalıdır.

    21. 2025–2026 Anayasa Mahkemesi kararlarında 6284 uygulaması

    E.F. ve D.A. başvurusu – 3 Aralık 2025, B. No: 2023/11066

    Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun çerçevesinde verilmiş tedbir kararlarına yönelik esaslı itirazların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, koruma prosedürünün hızlı yürütülmesi gerekliliği ile ilgililerin temel usuli haklarının birlikte korunması gerektiğini hatırlatır. Bu karar tüm 6284 tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Karar kaydı.

    Ekrem Kara başvurusu – 7 Ocak 2026, B. No: 2021/63673

    Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya ilişkin karar özetinde de 6284 kapsamındaki tedbire yöneltilen esaslı iddiaların itiraz merciince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlali tespit edilmiştir. Bu gelişme, tedbire itirazın sadece şekli bir denetim olarak görülemeyeceği ve ileri sürülen belirleyici hususların gerekçeli biçimde incelenmesi gerektiği yönünden önem taşır. AYM kararlar listesi.

    A.A. başvurusu – 5 Şubat 2025, B. No: 2021/47090

    Bu başvuru, 6284 kapsamında verilen önleyici tedbirin kaldırılması üzerine kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı bağlamında incelenmiş ve ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla 6284 uygulamasının anayasal yönü yalnızca aleyhine tedbir verilen kişinin usuli haklarıyla sınırlı değildir; şiddet tehlikesi karşısında etkili korumanın sağlanması da anayasal denetimin konusudur. AYM kararlar listesi.

    İçtihatların birlikte okunması: Tedbirin süratle uygulanması, mevcut riskin ciddiyetle ele alınması, ölçülülük, ilgili iddiaların gerekçeli olarak karşılanması ve etkili yargısal başvuru imkanı birbiriyle ilişkili güvencelerdir. Her karar kendi maddi vakıaları içinde okunmalıdır.

    22. 2026–2030 yeni dönem: Dijital şiddet, risk temelli müdahale ve adalete erişim

    25 Kasım 2025 tarihli ve 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile duyurulan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030), şiddetsiz yaşam ve saygı kültürü; etkin hukuki koruma ve adalete erişim; risk odaklı ve uzmanlaşmış müdahale; psikolojik iyi oluş ve sosyoekonomik güçlenme; davranışsal dönüşüm ve toplumsal katılım alanlarını esas almaktadır. Dijitalleşme ve yapay zeka, planın yatay politika alanları arasındadır.

    Bu metin bir ulusal politika ve uygulama yol haritasıdır; her bir başlığın kendiliğinden yeni bir suç veya bireysel dava hakkı yarattığı söylenemez. Hukuki talepler için yürürlükteki kanun hükümleri ve somut olayın koşulları esas alınır. Resmi eylem planı.

    İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun aynı şey midir?

    Hayır. İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir andlaşma; 6284 sayılı Kanun ise Türk iç hukukunun koruyucu ve önleyici tedbir düzenlemesidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi üzerine ortaya çıkan hukuki ve anayasal tartışmalar ayrı bir inceleme konusudur. 6284 sayılı Kanun yürürlüktedir; şiddet karşısında ulusal hukuktaki koruma mekanizmalarının uygulanması devam eder.

    23. Şiddete maruz kalan kişi ne yapmalı? Hukuki ve fiili güvenlik yol haritası

    1. Önce güvenlik: Yakın veya devam eden tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım talep edin; gerekiyorsa güvenli bir yere geçin.
    2. Sağlık ve adli destek: Yaralanma veya cinsel şiddet riski varsa sağlık kuruluşuna başvurun; olayın ayrıntılı kayıt altına alınmasını isteyin.
    3. 6284 tedbiri: Kolluk, yetkili makamlar veya aile mahkemesi aracılığıyla somut tehlikeye uygun koruma ve önleme tedbirlerinin değerlendirilmesini talep edin.
    4. Başvuru kanalları: ALO 183, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Aile ve Sosyal Hizmetler birimleri ve KADES gibi resmi kanallardan destek alın.
    5. Delillerin muhafazası: Mesajlar, tıbbi kayıtlar, varsa mevcut kararlar ve ihlal tarihlerini hukuka uygun biçimde düzenleyin. Risk yaratacak şekilde faili yüzleştirmeye veya takip etmeye çalışmayın.
    6. Birden çok süreç ihtimali: Ceza şikayeti, 6284 tedbiri, boşanma, velayet, nafaka ve tazminat taleplerini birbirine karıştırmadan planlayın.
    7. Karar ihlali: Yaklaşmama veya iletişim yasağının ihlalinde vakit kaybetmeden yetkili kolluğa bildirin; ihlalin tespit edilmesini isteyin.

    Resmi başvuru kurumları ve iletişim kanalları: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Şiddete Maruz Kalındığında.

    24. Şiddet türleri hakkında sık sorulan sorular

    1. Psikolojik şiddet suç mudur?

    “Psikolojik şiddet” tek başına TCK’da bağımsız bir suç başlığı değildir. Fiil tehdit, hakaret, ısrarlı takip veya başka bir suçun unsurlarını karşılayabilir; ayrıca 6284 ve aile hukuku yönünden önem taşıyabilir.

    2. Ekonomik şiddet nedeniyle boşanma davası açılabilir mi?

    Ekonomik baskı ve çalışmanın engellenmesi, koşulları varsa TMK m. 166 kapsamında boşanma sebebi olarak ileri sürülebilecek olgular arasındadır. Somut fiillerin ispatı ve kusur değerlendirmesi gereklidir.

    3. Şiddet olmadan uzaklaştırma kararı istenebilir mi?

    6284, gerçekleşmiş şiddetin yanı sıra şiddete uğrama tehlikesini de kapsamına alır. Tedbirin verilip verilmeyeceği ilgili kişinin durumu ve risk değerlendirmesine göre belirlenir.

    4. Uzaklaştırma kararı almak için hastane raporu şart mı?

    Hayır. 6284 m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmaz. Ceza ve boşanma davasındaki ispat rejimi ise farklıdır.

    5. Boşanmış eş sürekli takip ederse ne olur?

    Koşullar oluştuğunda TCK m. 123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçu ve 6284 kapsamında uygun tedbirler gündeme gelebilir. Israr, güvenlik kaygısı ve diğer kanuni unsurlar değerlendirilmelidir.

    6. Eşin telefonuna izinsiz girip mesaj okumak suç mudur?

    Haberleşmenin gizliliği, özel hayat ve kişisel verilerin korunması hükümleri açısından hukuki sorumluluk doğabilir. Olayın erişim yöntemi, rıza ve içerik gibi özellikleri önemlidir.

    7. Şiddet gören erkek de 6284’ten yararlanabilir mi?

    6284 yalnızca kadınlara uygulanacak biçimde düzenlenmemiştir. Kanunun kapsamına giren aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları bakımından somut koşullar uyarınca tedbir değerlendirilir.

    8. Aile içindeki şiddeti üçüncü kişi ihbar edebilir mi?

    Evet. 6284 m. 7, şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesi hâlinde herkesin ilgili makamlara ihbarda bulunabileceğini düzenler.

    9. Uzaklaştırma kararına rağmen mesaj atılırsa ne olur?

    Kararda iletişim yasağı bulunuyorsa ihlal iddiası ortaya çıkabilir; kanuni koşullarla zorlama hapsi ve eylem ayrı bir suç oluşturuyorsa ceza süreci gündeme gelebilir.

    10. Her tartışma psikolojik şiddet sayılır mı?

    Hayır. Davranışın içeriği, sürekliliği, baskı ve korkutma niteliği ile etkileri dikkate alınmalıdır. Hukuki sonuç somut olaya bağlıdır.

    11. Cinsel şiddet evlilik içinde de söz konusu olur mu?

    Evet. Evlilik tek başına bütün cinsel davranışlara rıza verildiği anlamına gelmez. Fiilin niteliğine göre ceza hukuku ve koruma tedbirleri uygulanabilir.

    12. Şiddet kesinleşmiş ceza kararı olmadan boşanmada ele alınabilir mi?

    Evet. Ceza mahkumiyeti ile boşanma yargılamasındaki maddi olgu ve kusur incelemesi farklı değerlendirmelerdir. Deliller ilgili hukuk yargılaması kurallarıyla incelenir.

    13. Şiddet uygulayan eş mal paylaşımından tamamen çıkarılır mı?

    Hayır. Boşanma kusuruyla mal rejimi tasfiyesi aynı şey değildir. Yalnızca kanunun özel olarak öngördüğü koşullar ve somut malvarlığı işlemleri çerçevesinde sonuç doğabilir.

    14. Çocuğa yönelik şiddet velayeti etkiler mi?

    Evet. Çocuğun güvenliği ve üstün yararı temel ölçüttür; doğrudan şiddet ve ev içi şiddete tanıklık, velayet ve kişisel ilişki değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

    15. Koruma kararı kaç aylık verilebilir?

    6284 m. 8’e göre ilk karar en çok altı ay için verilebilir. Tehlikenin sürmesi hâlinde tedbirin uzatılması, değiştirilmesi veya devamına karar verilebilir.

    16. Tedbir kararına itiraz süresi kaç gündür?

    6284 m. 9 gereği tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İtiraz somut olay ve karar içeriğine göre hazırlanmalıdır.

    17. Sosyal medya hesabından takip ve mesaj ısrarlı takip midir?

    Her mesaj tek başına suç değildir. TCK m. 123/A’daki ısrar ve ciddi huzursuzluk veya güvenlik endişesi unsurları somut olayda oluşuyorsa suç gündeme gelebilir.

    18. KADES ve ALO 183 ne işe yarar?

    KADES şiddet ihbarına yönelik resmi mobil uygulamadır; ALO 183 sosyal destek ve şiddetle mücadele hattı danışmanlık ve ihbar imkanları sunar. Yakın ve ciddi tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi kullanılmalıdır.

    19. Şiddet mağduru boşanmadan önce nafaka isteyebilir mi?

    Hukuki koşullara göre evlilik birliği devam ederken veya 6284 tedbiri çerçevesinde nafakayla ilgili talepler değerlendirilebilir. Talebin dayanağı, mevcut mahkeme kararı ve mali durum ayrıca incelenmelidir.

    20. Mahkeme uzaklaştırma kararını reddederse ne yapılır?

    Somut kararın gerekçesi ve başvuru yolları incelenmelidir. Yeni olay veya devam eden tehlike varsa uygun yeniden başvuru ve diğer koruma seçenekleri değerlendirilir; acil risk varsa resmi makamlara hemen bildirilir.

    25. Sonuç: Şiddet türlerini doğru belirlemek neden önemlidir?

    Şiddetin fiziksel bir saldırıyla sınırlı olmadığı güncel mevzuatın açık sonucudur. Psikolojik baskı, ekonomik kontrol, cinsel zorlama, sosyal izolasyon, dijital gözetim ve ısrarlı takip gibi davranışlar, bir yandan kişiyi korumaya yönelik 6284 tedbirlerinin, diğer yandan somut olayda ceza hukuku veya boşanma hukukunun inceleme alanına girebilir. Ancak her olay tek bir hukuki etiketle çözülemez.

    İsabetli hukuki değerlendirme için öncelikle fiillerin somutlaştırılması, acil güvenlik riskinin belirlenmesi, delillerin hukuka uygun biçimde korunması, ilgili başvuru merciinin seçilmesi ve ceza ile özel hukuk taleplerinin ayrı ayrı temellendirilmesi gerekir. Şiddet, kusur, tazminat, velayet ve mal paylaşımı farklı sorulara cevap veren hukuki başlıklardır.

    İlgili hukuk alanlarında değerlendirme: Av. Murat Can Dolğun – TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. İnternet sitesi: www.dolgun.av.tr | www.td-lawfirm.com | Telefon: 0 212 299 44 22.

    Bu metin genel hukuki bilgilendirme amacı taşır; somut olay hakkında danışmanlık, hukuki görüş veya sonuç garantisi değildir. Yayım tarihi: 17 Ekim 2026. Mevzuat ve kararların daha sonraki değişiklikleri ayrıca kontrol edilmelidir.

    26. Mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve resmi kaynaklar

    1. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, özellikle m. 1–9 ve m. 13. Konsolide metin.
    2. 6284 sayılı Kanun’a İlişkin Uygulama Yönetmeliği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Resmi PDF.
    3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 86–87, 96, 102–107, 109, 123, 123/A, 125, 132–136. m. 123/A metni.
    4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 162, 166, 169, 174, 175, 182, 229, 236.
    5. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417; ilgili usul hükümleri.
    6. AYM, E.F. ve D.A., B. No: 2023/11066, 03.12.2025. Karar.
    7. AYM, Ekrem Kara, B. No: 2021/63673, 07.01.2026. Kararlar veri tabanı.
    8. AYM, A.A., B. No: 2021/47090, 05.02.2025. Kararlar veri tabanı.
    9. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030). Resmi kaynak.
    10. 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete, 25.11.2025, sayı 33088. Genelge metni.
    11. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Şiddete Maruz Kalındığında, başvuru kurumları, KADES ve ALO 183. Resmi bilgi sayfası.
    12. Adalet Bakanlığı, 17.12.2019 tarihli ve 154/1 sayılı Genelge, 6284 sayılı Kanun’un uygulanması. Açıklama ve Genelge bağlantısı.
  • CANCELLATION AND WITHDRAWAL OF TURKISH CITIZENSHIP ACQUIRED BY INVESTMENT: FALSE VALUATION REPORTS, SHAM TRANSACTIONS, GOOD-FAITH INVESTORS AND JUDICIAL REMEDIES

    CANCELLATION AND WITHDRAWAL OF TURKISH CITIZENSHIP ACQUIRED BY INVESTMENT: FALSE VALUATION REPORTS, SHAM TRANSACTIONS, GOOD-FAITH INVESTORS AND JUDICIAL REMEDIES

    Summary

    The acquisition of Turkish citizenship by investment is one of the exceptional methods of acquiring citizenship regulated under Article 12 of Turkish Citizenship Law No. 5901 (“TCL”) and Article 20 of the Regulation on the Implementation of the Turkish Citizenship Law (“Regulation”).

    In particular, where citizenship is sought through the acquisition of real estate, the investment must satisfy the amount and other conditions prescribed by the legislation, the competent administrative authorities must determine that the relevant investment requirements have been fulfilled, and the competent authority must ultimately issue a decision granting Turkish citizenship.

    Criminal investigations and administrative reviews that became public in 2025 and 2026 have resulted in renewed scrutiny of the legal status of a significant number of persons who previously acquired Turkish citizenship by investment. These investigations have primarily concerned allegations that low-value properties were presented as having substantially higher values through false or fraudulent valuation reports, that sham property transactions were conducted, that the legally required investment amount was presented as having been satisfied when it had not actually been paid, and that apparent financial transfers were subsequently reversed.

    On 4 August 2026, the Turkish Ministry of Justice announced that, within an investigation concerning allegations that low-value properties had been presented as high-value properties through fraudulent valuation reports and sham sales transactions, legal proceedings had been initiated with a view to cancelling the citizenship of 687 persons stated to have acquired Turkish citizenship through this method.

    Republic of Türkiye Ministry of Justice:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    However, the existence of a criminal investigation against a property developer, real estate company, intermediary or valuation expert and the conclusion that an investor dealing with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship are distinct legal questions.

    For each investor, it is necessary to examine separately the legislation in force at the date of the investment, the true economic substance of the investment, the historical value of the property, the movement of funds, whether the investor knew of any alleged irregularities committed by third parties, and the statutory basis upon which the citizenship decision is subsequently terminated.

    In this context, a fundamental distinction must be drawn between cancellation of a citizenship acquisition decision under Article 31 TCL and withdrawal of a citizenship decision under Article 40 TCL.

    I. LEGAL NATURE OF TURKISH CITIZENSHIP BY INVESTMENT

    Citizenship by investment is not a form of citizenship that can be “sold” by private persons.

    A developer or real estate company may sell property, and an intermediary or consultancy company may provide services in relation to the investment and application process. The authority to grant Turkish citizenship, however, belongs to the Turkish State.

    Article 12 TCL regulates circumstances in which Turkish citizenship may be acquired exceptionally. The types and amounts of qualifying investments are principally regulated under Article 20(2) of the Regulation.

    Under the current framework, the real estate route generally requires the acquisition of property with a value of at least USD 400,000 or its equivalent in foreign currency, together with the legally prescribed restriction preventing disposal for three years.

    The current USD 400,000 threshold, however, cannot be applied indiscriminately to investments completed under earlier versions of the legislation. Investment thresholds and procedural requirements have changed over time.

    Accordingly, a historical citizenship file must be examined by reference to the legal regime applicable when the relevant investment was made.

    The legality of an earlier investment cannot therefore be assessed solely by reference to the investment requirements presently in force.

    II. LEGAL SIGNIFICANCE OF VALUATION REPORTS AND THE CERTIFICATE OF CONFORMITY

    In citizenship applications based on real estate investment, purchasing property alone is insufficient. The Turkish system includes an administrative process for determining whether the relevant property and investment satisfy the requirements prescribed by citizenship legislation.

    Valuation reports, title deed records, determination of the qualifying investment amount and the Certificate of Conformity therefore assume considerable legal significance.

    A Certificate of Conformity is not a document created merely by the investor’s unilateral declaration or by the seller’s representation. The competent public authority conducts an assessment as to whether the investment satisfies the applicable requirements.

    Consequently, where a previously granted citizenship decision is subsequently reviewed, the analysis should not be confined to the investor’s relationship with the developer or other private parties. The administrative examination that preceded the citizenship decision must also be taken into account.

    Nevertheless, the fact that a Certificate of Conformity was issued does not mean that the citizenship decision can never subsequently be withdrawn. Article 40 TCL expressly regulates the withdrawal of citizenship decisions where it is later established that the legal requirements had not been satisfied.

    Two extreme approaches should therefore be avoided.

    The prior issuance of a Certificate of Conformity does not place a citizenship decision entirely beyond subsequent legal review.

    Conversely, an investigation concerning a valuation company or property developer does not, of itself, establish that every investor who dealt with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship.

    Each case must be examined on its own facts and legal circumstances.

    III. THE 2025 INVESTIGATION INTO ALLEGED SHAM PROPERTY TRANSACTIONS

    Large-scale investigations concerning citizenship by investment did not begin in 2026.

    On 24 September 2025, an Istanbul-based investigation extending across 19 provinces became public. It concerned allegations that foreign investors had obtained Turkish citizenship through sham real estate transactions.

    According to information released in connection with the investigation, it was alleged that 451 foreign investors, together with their family members, had acquired citizenship through the scheme; that the foreign capital required for citizenship had not genuinely entered Türkiye; that fictitious financial movements had been created; and that properties had been presented at values exceeding their true values.

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Subsequent reports concerning the investigation also contained allegations that arrangements had been made enabling certain properties to be returned to previous owners or related persons after completion of the citizenship process.

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    If substantiated, such allegations may demonstrate a significant discrepancy between the actual economic substance of the transactions and their formal legal appearance.

    It must nevertheless be emphasised that allegations made during a criminal investigation do not constitute final criminal convictions.

    IV. THE 2026 INVESTIGATION CONCERNING 687 PERSONS

    On 4 August 2026, the Ministry of Justice published details of a large-scale investigation coordinated by the Organised Crime Investigation Bureau of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office.

    The official announcement referred to allegations involving:

    “low-value properties being presented as high-value properties through fraudulent valuation reports and Turkish citizenship being obtained through sham sales transactions.”

    Republic of Türkiye Ministry of Justice:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    According to the announcement, approximately TRY 2.5 billion which should have entered Türkiye in connection with citizenship acquisitions allegedly did not enter the country, and fictitious money transfers were allegedly used instead.

    The authorities further announced measures concerning seven companies and 1,045 properties and stated that legal proceedings had been initiated with a view to cancelling the citizenship of 687 persons said to have obtained citizenship through the method under investigation.

    The investigation was also reported by Anadolu Agency:

    At a later stage, it was reported that 32 of 80 detained suspects had been remanded in custody:

    Descriptions such as “fraudulent valuation” and “sham transaction” in this context refer to allegations made within the investigation. An investigation, detention or remand order does not constitute a final conviction. The presumption of innocence continues to apply unless and until a final conviction is entered.

    V. ARTICLE 31 TCL: CANCELLATION FOR FALSE STATEMENTS OR CONCEALMENT OF MATERIAL MATTERS

    Article 31 of Turkish Citizenship Law No. 5901 provides:

    “Where a decision on the acquisition of Turkish citizenship has resulted from a false statement by the person concerned or from the concealment of material matters constituting the basis for the acquisition of citizenship, the decision shall be cancelled by the authority which issued it.”

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    The wording of the provision is significant.

    The Law does not provide that every irregularity discovered in the citizenship acquisition process is, in itself, sufficient for cancellation under Article 31.

    For Article 31 to apply, the acquisition of citizenship must have resulted from a “false statement by the person concerned” or from that person’s concealment of a material matter forming the basis of the acquisition of citizenship.

    Accordingly, where an administrative decision is based on Article 31, it must be identified which statement made by the investor was false or which material matter was concealed.

    There must also be a causal relationship between the false statement or concealment and the acquisition of citizenship. In other words, it is necessary to consider whether citizenship would have been granted had the true circumstances been known to the administration.

    Article 31 should therefore not be treated as a general statutory mechanism for correcting every possible irregularity associated with an earlier citizenship decision.

    VI. ACTS OF THIRD PARTIES CANNOT, OF THEMSELVES, BE ATTRIBUTED TO THE INVESTOR

    One of the central legal issues in the current disputes is the extent to which acts allegedly committed by developers, real estate companies, intermediaries or valuation experts can produce consequences for individual investors.

    Article 31 refers specifically to a false statement or concealment by “the person concerned”.

    Accordingly, the fact that a valuation expert prepared a false report does not, without more, establish that the investor knew that the report was false.

    Similarly, an allegation that a developer carried out sham transactions in certain sales is not, by itself, sufficient to establish that every investor who purchased property from that developer knowingly participated in those transactions.

    An individualised examination is therefore necessary.

    In particular, it may be necessary to determine:

    whether the investor knew that the valuation report was inaccurate;

    whether the investor gave any instruction or otherwise participated in increasing the stated value;

    whether the investor knew that part of the purchase price would later be returned;

    whether any part of the purchase price was in fact returned;

    whether the investor made any false statement during the citizenship application; and

    whether the investor knowingly concealed any matter material to the acquisition of citizenship.

    Particularly in light of the express wording of Article 31, the conduct of a third party should not simply be equated with the conduct of the investor.

    VII. ARTICLE 40 TCL: WITHDRAWAL WHERE THE LEGAL REQUIREMENTS WERE NOT SATISFIED

    Article 40 TCL provides:

    “Decisions concerning the acquisition or loss of Turkish citizenship shall be withdrawn where it is subsequently understood that they were issued without the legal requirements having been satisfied or were issued repetitively.”

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Article 40 addresses a different legal issue from Article 31.

    Article 31 focuses upon the false statement or concealment of the person concerned. Article 40 concerns whether the legal requirements for the citizenship decision objectively existed when the decision was made.

    It is therefore possible, in principle, for an investor to have engaged in no fraudulent conduct whatsoever while one of the objective statutory conditions required for citizenship was nevertheless absent from the outset.

    For example, an investor may have relied in good faith on the accuracy of a valuation report and may not have made any misleading statement. It might nevertheless subsequently be established through reliable evidence that the true value of the property at the relevant time was below the investment threshold prescribed by the legislation then in force.

    In such circumstances, the question of false statement or concealment under Article 31 and the question of whether the objective legal requirements existed under Article 40 must be analysed separately.

    VIII. WHY THE DISTINCTION BETWEEN ARTICLES 31 AND 40 IS CRITICAL

    Articles 31 and 40 do not merely regulate the same legal consequence using different terminology.

    The central question under Article 31 is:

    Was citizenship acquired as a result of a false statement by the person concerned or the concealment of a material matter?

    The central question under Article 40 is:

    Did the legal requirements necessary for the acquisition of citizenship actually exist when the citizenship decision was issued?

    The distinction is not merely theoretical or terminological.

    It directly affects the statutory basis of the administrative measure, its factual grounds, the matters that the administration must establish and the legal arguments available to the person concerned.

    An investor’s false representation and an erroneous administrative determination that the investment requirements had been fulfilled are not the same legal circumstance.

    IX. ADMINISTRATIVE ERROR, LEGAL CERTAINTY AND WITHDRAWAL

    A decision granting citizenship is an administrative act. The withdrawal of unlawful administrative acts is closely connected with the principles of legal certainty and administrative stability under Turkish administrative law.

    Where the alleged illegality results not from fraud by the person concerned but from an error in the administration’s own examination or assessment, the limits applicable to the later withdrawal of an act conferring legal status become particularly significant.

    The absence of an express time limit in Article 40 does not eliminate questions concerning legal certainty.

    Citizenship is a fundamental component of an individual’s legal status and social identity. A person may have relied upon that status over a period of years when organising family life, economic activity, professional relationships and residence in Türkiye.

    Depending on the circumstances of the individual case, these matters may therefore become relevant to legal certainty, administrative stability and proportionality.

    At the same time, deliberate deception by an applicant and an error made by the administration in its own examination cannot simply be treated as legally identical situations.

    X. THE PRINCIPLE OF LEGALITY IN MATTERS OF CITIZENSHIP

    Article 66(3) of the Constitution of the Republic of Türkiye provides:

    “Citizenship shall be acquired under the conditions stipulated by law and shall be lost only in the cases specified by law.”

    Constitution of the Republic of Türkiye:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    This constitutional provision establishes the principle of legality in relation both to the acquisition and loss of citizenship.

    The statutory basis for terminating citizenship status must therefore be identified, and the circumstances of the individual case must fall within the elements of the ground for loss prescribed by law.

    Accordingly, subordinate regulations, administrative circulars or administrative procedural rules cannot be interpreted in a manner that expands the statutory scope of Articles 31 and 40 TCL.

    Where an administrative measure has the serious consequence of terminating citizenship status, the administration should identify both the statutory basis for its decision and the factual circumstances that make that provision applicable.

    XI. THE LEGISLATION IN FORCE AT THE DATE OF THE INVESTMENT MUST BE CONSIDERED

    The current USD 400,000 threshold for the real estate route cannot be used as the sole benchmark for every historical investment.

    The required investment amounts and other conditions have changed over time.

    A historical file should therefore be examined by reference to, among other matters:

    the date of the investment;

    the investment threshold in force on that date;

    the date on which the acquisition of the property was completed;

    the date of the Certificate of Conformity;

    the date of the citizenship application; and

    the date of the citizenship decision.

    The current investment threshold cannot simply be applied retrospectively when assessing the legality of an investment completed under an earlier legal regime.

    XII. WHERE A FALSE VALUATION IS ALLEGED, THE HISTORICAL VALUE OF THE PROPERTY REMAINS CRITICAL

    An allegation that a valuation report was fraudulent or inaccurate does not eliminate the separate question of what the property was actually worth.

    On the contrary, one of the central factual questions becomes the true market value of the property at the date of the investment.

    Assume, for example, that the applicable citizenship threshold was USD 250,000 and that the property was valued in the original report at USD 400,000.

    If years later it is alleged that the valuation report was inaccurate, it remains necessary to establish whether the property’s true historical value was USD 150,000, USD 280,000 or approximately USD 400,000.

    A retrospective independent valuation may therefore become important.

    Comparable transactions from the relevant period, independent sales within the same development, bank valuation reports, title deed records, historical project price lists, the physical characteristics and location of the property, and contemporary market conditions may all be relevant.

    If objective historical evidence establishes that the property itself already exceeded the statutory threshold applicable at the date of investment, alleged misconduct by the person who prepared the valuation report in other transactions does not, by itself, establish that the individual investor failed to satisfy the objective investment requirement.

    XIII. THE ENTIRE FLOW OF FUNDS SHOULD BE EXAMINED

    Another major issue emerging from the current investigations is whether the qualifying investment amount was genuinely paid in economic terms.

    Examining a single bank receipt may therefore be insufficient.

    The entire financial chain should be analysed.

    Relevant questions may include the source of the investor’s funds, how and when the money entered Türkiye, the account to which it was transferred, whether the seller actually received the purchase price, and whether any part of the funds was subsequently returned directly or indirectly to the investor or a related person.

    An investor who apparently transferred USD 400,000 but, pursuant to a prior arrangement, later received a substantial portion of that sum back presents a materially different case from an investor who genuinely paid the required investment amount and received no refund.

    The financial substance of the transaction is therefore a central evidential issue.

    XIV. LEGAL CONSEQUENCES OF AN INVESTIGATION AGAINST A DEVELOPER OR VALUATION COMPANY

    The existence of a criminal investigation against a real estate company, developer, intermediary or valuation expert does not, of itself, establish that all investors who dealt with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship.

    A company may have sold hundreds of properties.

    Some properties may have been overvalued, whereas the genuine market values of others may already have exceeded the relevant citizenship threshold.

    Some investors may have received part of the purchase price back, whereas others may have received no refund whatsoever.

    Some investors may be alleged to have known of an unlawful arrangement, while others may have invested in reliance upon official valuation documentation, title deed procedures and a Certificate of Conformity.

    Citizenship status should therefore be examined through an individualised assessment of each file rather than through a generalised conclusion based solely upon the identity of the developer or valuation company.

    XV. THE LEGAL POSITION OF A GOOD-FAITH INVESTOR

    The concept of a “good-faith investor” must be used carefully in citizenship disputes.

    Good faith does not, of itself, guarantee that citizenship status will be preserved in every circumstance.

    It is, however, particularly important in an assessment under Article 31.

    An investor may have:

    genuinely paid the required investment amount;

    received no refund;

    acquired the property through an official title deed transaction;

    relied upon a valuation report produced within the authorised system;

    obtained a Certificate of Conformity;

    complied with the applicable restriction on disposal;

    submitted no false document;

    made no false statement; and

    had no knowledge of unlawful conduct allegedly committed by third parties.

    Such an investor is not in the same legal position as a person who knowingly participated in a sham investment arrangement.

    Nevertheless, even where the investor engaged in no fraudulent conduct, it may subsequently be alleged that an objective statutory investment requirement did not actually exist when citizenship was granted.

    In such a case, the existence of a false statement or concealment attributable to the investor under Article 31 and the existence of the objective legal conditions under Article 40 must be examined separately.

    XVI. AN INVESTOR WHO RELIED UPON THE ADMINISTRATION’S OWN SYSTEM

    The citizenship-by-investment procedure involves several stages of administrative examination.

    An investor may have completed an official title deed transaction, relied upon a valuation report produced through the authorised system, obtained a Certificate of Conformity and completed the citizenship application before the competent public authorities.

    The existence of these steps does not absolutely prevent the application of Article 40.

    However, an investor’s reliance upon a system established and supervised by the administration may, depending upon the individual circumstances, be relevant to the principles of legal certainty, administrative stability, legitimate expectations and proportionality.

    These considerations may become particularly significant where the alleged illegality resulted not from deception by the investor but from errors in the examination or assessment undertaken by the competent authorities.

    XVII. COUNCIL OF STATE, 10TH CHAMBER, E.2022/7637, K.2025/3313, 26 JUNE 2025

    The judgment of the 10th Chamber of the Council of State in Case E.2022/7637, K.2025/3313, dated 26 June 2025, did not concern a fraudulent property valuation or real estate investment dispute.

    It is nevertheless important in relation to the application of Article 40 TCL and judicial review of the withdrawal of citizenship decisions.

    The judgment emphasises the importance of establishing factual grounds capable of demonstrating whether the relevant legal requirements actually existed at the time citizenship was acquired.

    An adverse fact emerging at a later date and the absence of a legal requirement at the time the citizenship decision was issued are not the same thing.

    This distinction is relevant to citizenship-by-investment disputes.

    For example, the fact that an investigation is commenced against a developer or valuation company in 2026 does not, by itself, establish that an individual investor dealing with that company in an earlier year failed to satisfy the legal requirements applicable at the time citizenship was acquired.

    The later information must be capable of demonstrating that a legal requirement was in fact absent at the relevant historical date.

    Council of State, 10th Chamber, E.2022/7637, K.2025/3313:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    XVIII. COUNCIL OF STATE, 10TH CHAMBER, E.2021/279, K.2025/3174, 23 JUNE 2025

    The judgment of the 10th Chamber of the Council of State in Case E.2021/279, K.2025/3174, dated 23 June 2025, is also significant in relation to Article 40 TCL.

    The judgment requires the circumstances relied upon to justify withdrawal of citizenship to be supported by “concrete, sufficient and serious information”.

    In terms of the factual grounds of an administrative act, the administration is required to base its decision upon genuine and legally valid grounds.

    Applied to citizenship-by-investment disputes, this approach indicates that the existence of an investigation into a particular company or valuation entity cannot, by itself, be treated as a general ground for withdrawing the citizenship of every investor who previously dealt with that entity.

    The administration must establish, in relation to the individual investor, which legal requirement was absent when citizenship was acquired.

    Council of State, 10th Chamber, E.2021/279, K.2025/3174:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    XIX. CRIMINAL INVESTIGATIONS AND JUDICIAL REVIEW OF CITIZENSHIP DECISIONS MUST BE DISTINGUISHED

    A criminal investigation and administrative review of the legality of a citizenship decision are separate legal processes.

    Bank records, valuation documents, communications, money transfers and other evidence obtained in a criminal investigation may be highly relevant to a citizenship dispute.

    However, the fact that a developer, company director, intermediary or valuation expert is a suspect in a criminal investigation does not, of itself, establish that an investor made a false statement or concealed a material fact within the meaning of Article 31 TCL.

    Conversely, the fact that an investor is not a suspect in the criminal investigation does not, of itself, establish that all objective statutory requirements for citizenship were satisfied.

    Criminal liability and the validity of a citizenship decision under administrative law are governed by different legal tests.

    Evidence obtained in criminal proceedings may be used in the administrative dispute, but the legality of a cancellation or withdrawal decision must still be assessed separately by reference to the elements of the applicable provision of Law No. 5901.

    XX. JUDICIAL PROTECTION AGAINST CANCELLATION OR WITHDRAWAL OF CITIZENSHIP

    Cancellation or withdrawal of a citizenship decision constitutes an administrative act and is subject to judicial review.

    The competent court must be determined by reference to the authority that issued the challenged measure.

    Under Article 24 of Law No. 2575 on the Council of State, actions challenging decisions of the President of the Republic are heard by the Council of State as the court of first instance.

    Law No. 2575 on the Council of State:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    A citizenship-by-investment file may, however, involve more than one administrative act.

    Cancellation of the Certificate of Conformity and cancellation or withdrawal of the citizenship decision may constitute separate administrative measures.

    It is therefore necessary to examine separately:

    the authority issuing each measure;

    the legal character of the measure;

    its statutory basis;

    the date of notification;

    any earlier decision concerning the Certificate of Conformity; and

    the final measure directly affecting citizenship status.

    XXI. TIME LIMIT FOR BRINGING AN ADMINISTRATIVE ACTION

    Article 7(1) of the Administrative Procedure Law No. 2577 provides, in substance, that unless a special statutory period applies, the general time limit for bringing an action before the Council of State and administrative courts is sixty days.

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    The precise commencement and calculation of the time limit must nevertheless be determined by reference to the individual case, including the date and manner of notification, the nature of the administrative measure and any relevant administrative application.

    A cancellation or withdrawal decision should therefore be reviewed without delay following notification.

    XXII. STAY OF EXECUTION

    Bringing an action for annulment does not, of itself, suspend the operation of the challenged administrative measure.

    Under Article 27 of Law No. 2577, a stay of execution may be granted where the implementation of the administrative act would cause damage that is difficult or impossible to remedy and the act is clearly unlawful. Both conditions must be satisfied.

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Termination of citizenship status may have consequences extending considerably beyond identity documents and passports.

    Depending upon the individual circumstances, it may affect residence and employment status, travel, corporate activities, banking relationships, family life and the private life established by the individual in Türkiye.

    An application for a stay of execution should therefore address not only the alleged unlawfulness of the measure but also the specific and individual harm likely to arise from its implementation.

    XXIII. PRIVATE-LAW CLAIMS AGAINST DEVELOPERS, SELLERS AND INTERMEDIARIES

    Administrative proceedings concerning citizenship and private-law claims against a developer, seller, intermediary or other private party are distinct legal avenues.

    A property may have been expressly marketed as an investment satisfying the conditions for Turkish citizenship, and the investor may have purchased the property in reliance upon that representation.

    If the property did not in fact possess the characteristics promised or did not satisfy the investment conditions represented by the seller or intermediary, contractual liability may arise.

    Article 112 of the Turkish Code of Obligations No. 6098 provides for liability for damage resulting from non-performance or improper performance of an obligation, subject to the applicable statutory conditions.

    Turkish Code of Obligations No. 6098:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Depending upon the facts, the provisions concerning tort and unjust enrichment may also require consideration.

    Sales contracts should therefore be preserved together with advertisements, brochures, project presentations, emails, WhatsApp communications and other representations that the property qualified for Turkish citizenship.

    XXIV. PROVISIONAL ATTACHMENT AND INTERIM INJUNCTIONS

    In high-value investment disputes, it may also be necessary to consider whether an eventual judgment can be effectively enforced.

    Where the statutory conditions are satisfied, provisional attachment may be sought in relation to qualifying monetary claims under Article 257 et seq. of the Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004.

    Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Where preservation of a particular asset or right is required, an interim injunction may be considered under Article 389 et seq. of the Code of Civil Procedure No. 6100.

    Code of Civil Procedure No. 6100:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    Provisional attachment and interim injunctions are distinct forms of interim judicial protection and the appropriate remedy must be determined by reference to the nature of the substantive claim.

    XXV. CONSUMER LAW

    Where an individual acquiring property did not act for commercial or professional purposes, the applicability of Consumer Protection Law No. 6502 may also require consideration depending upon the nature of the transaction.

    The mere fact that property was acquired for citizenship purposes does not, by itself, determine whether the dispute is a consumer dispute.

    The legal status of the parties, the purpose of the transaction and the nature of the contractual relationship must be considered together.

    Consumer Protection Law No. 6502:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    XXVI. EVIDENCE THAT SHOULD BE COLLECTED

    The central task in these disputes is frequently to reconstruct the factual and economic reality existing at the date of the investment.

    Relevant evidence may therefore include:

    the citizenship acquisition decision;

    the cancellation or withdrawal decision;

    documents evidencing notification;

    the Certificate of Conformity;

    any decision cancelling the Certificate of Conformity;

    the title deed and official deed of sale;

    records concerning the restriction on disposal;

    the sale or preliminary sale agreement;

    valuation reports;

    the applicable investment amount determination documentation;

    foreign currency purchase documents;

    bank receipts;

    SWIFT records;

    complete bank account movements relating to the investment period;

    invoices and receipts;

    communications with the seller, developer and intermediaries;

    emails and WhatsApp correspondence;

    advertisements and marketing materials representing the property as citizenship-eligible;

    banking evidence demonstrating that the investment amount was not returned to the investor;

    comparable historical property values; and

    available documents from any related criminal investigation.

    The objective is not simply to accumulate documents, but to reconstruct, through reliable evidence, the economic substance of the transaction at the relevant historical date and the individual conduct of the investor.

    XXVII. CONSTITUTIONAL COURT AND EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS

    Following exhaustion of the ordinary domestic remedies, an individual application to the Turkish Constitutional Court may be considered where the circumstances disclose an alleged violation of a fundamental right falling within the common protection afforded by the Constitution and the European Convention on Human Rights.

    Turkish Constitutional Court – Individual Application:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    The European Convention on Human Rights does not establish an independent right to acquire or retain the nationality of a particular State.

    Nevertheless, the case law of the European Court of Human Rights recognises that nationality may form part of an individual’s social identity and private life, and that arbitrary deprivation of nationality may, in certain circumstances, raise issues under Article 8 of the Convention.

    European Court of Human Rights, Guide on Nationality:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    These remedies are not additional appellate instances for reconsidering ordinary questions of administrative law. The alleged interference with a Convention or constitutionally protected right must be identified and substantiated in the individual case.

    CONCLUSION

    The investigations that became public in 2025 and 2026 have resulted in renewed scrutiny of numerous historical Turkish citizenship-by-investment files.

    Allegations involving fraudulent or inaccurate valuation reports, artificial inflation of property values, sham sales and fictitious financial movements are serious. Nevertheless, Turkish citizenship law requires individual legal assessment rather than generalised assumptions.

    An investigation against a developer does not, of itself, establish that every person who purchased property from that developer unlawfully acquired Turkish citizenship.

    Likewise, establishing that a valuation report was inaccurate does not, by itself, prove that the investor knew of the inaccuracy.

    Turkish Citizenship Law No. 5901 provides two materially different mechanisms.

    Article 31 concerns cancellation of a citizenship acquisition decision where citizenship resulted from a false statement by the person concerned or the concealment of a material matter forming the basis of citizenship.

    Article 40 concerns withdrawal where it is subsequently established that the legal requirements for the citizenship decision had not been satisfied.

    The scope and requirements of these provisions must be distinguished.

    Particularly where unlawful acts are alleged to have been committed by third parties, the individual conduct of the investor requires separate examination.

    An investor may have submitted no false document, made no false statement, had no knowledge that a valuation report was inaccurate and genuinely paid the qualifying investment amount. Where Article 31 is invoked in such circumstances, the false statement or concealment attributable to that investor must be identified and established.

    Conversely, even in the absence of fraud by the investor, a separate issue may arise under Article 40 if an objective legal requirement for citizenship did not in fact exist when the citizenship decision was issued.

    The 2025 judgments of the 10th Chamber of the Council of State further demonstrate the importance, in withdrawal cases, of concrete, sufficient and serious information and of examining whether the relevant legal requirements actually existed when citizenship was acquired.

    Accordingly, each file should be examined by reference to:

    the legislation applicable at the date of investment;

    the investment threshold applicable at that time;

    the true market value of the property at the relevant historical date;

    the amount genuinely paid by the investor;

    the source and subsequent movement of the funds;

    whether any direct or indirect refund was made;

    whether the investor participated in or knew of any manipulation of the valuation process;

    whether the investor knew of unlawful conduct by third parties;

    the factual basis upon which the Certificate of Conformity was issued;

    the accuracy of the statements made in the citizenship application;

    the concrete evidence relied upon by the administration; and

    whether the measure terminating citizenship is based upon Article 31 or Article 40 TCL.

    Disputes concerning the cancellation and withdrawal of Turkish citizenship acquired by investment therefore cannot be examined solely through citizenship law. They frequently require an integrated analysis of administrative law, administrative procedure, real estate law, the law of obligations, consumer law and, where relevant, criminal law.

    TD LAW FIRM

    TD Law Firm advises and represents investors in disputes concerning the cancellation and withdrawal of Turkish citizenship acquired by investment, cancellation of Certificates of Conformity, allegations concerning fraudulent or inaccurate property valuations, citizenship proceedings arising from investigations involving developers and real estate companies, and related private-law claims.

    In these cases, examining the citizenship decision in isolation is frequently insufficient. The administrative measure should be assessed together with the legislation applicable at the date of investment, title deed records, valuation reports, the Certificate of Conformity, banking records, sale agreements, the historical value of the property and, where relevant, documents obtained from related criminal proceedings.

    Attorney Murat Can Dolğun

    TD Law Firm

    Telephone: +90 212 299 44 22

    WhatsApp / Mobile: +90 507 475 44 22

    E-mail: av.muratcandolgun@gmail.com

    Website: https://dolgun.av.tr

    Address: Istanbul World Trade Center (IDTM), A2 Block, No. 206, Bakırköy, Istanbul, Türkiye

    SOURCES AND REFERENCES

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Constitution of the Republic of Türkiye:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    Law No. 2575 on the Council of State:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Turkish Code of Obligations No. 6098:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Code of Civil Procedure No. 6100:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Consumer Protection Law No. 6502:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    Çiçek Özgür, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması” [Cancellation and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment], Ankara University Faculty of Law Journal, Vol. 75, No. 1, 2026, pp. 741–779:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/article/1710185

    Full text:
    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4918969

    Ahmet Dülger, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü University Faculty of Law Review, Vol. 16, No. 1, 2025, pp. 167–180:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd/article/1600688

    Işıl Egemen Demir, “İdare Hukuku İlkeleri Çerçevesinde Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptali ve Geri Alınması Kavramları”, Turkish Bar Association Review, No. 139, 2018, pp. 129–164:
    https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-idare-hukuku-ilkeleri-cercevesinde-turk-vatandasligina-alinma-kararinin-iptali-ve-geri-alinmasi-kavramlari-1807

    Aslı Bayata Canyaş, “Hukuki Şartlar Oluşmadan Verilmiş Olan Türk Vatandaşlığını Kazanma Kararının Geri Alınmasında Süre Sorunu”, Turkish Bar Association Review, No. 114, 2014, pp. 347–360.

    Esra Dardağan Kibar, “Türk Vatandaşlık Mevzuatı ve Güncel Gelişmeler Işığında Vatandaşlığın Kanuniliği İlkesi”, Milletlerarası Özel Hukukta Güncel Meseleler Sempozyumu, Savaş Yayınları, 2019, pp. 3–17.

    “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre”, Public and Private International Law Bulletin:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/iumhmohb/article/383774

    “Yabancıların Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Kazanmalarının Hukuki Yönden Değerlendirilmesi ve Yeni Model Önerisi”, Selçuk University Law Review:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/1705055

    Council of State, 10th Chamber, E.2022/7637, K.2025/3313, 26 June 2025:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    Council of State, 10th Chamber, E.2021/279, K.2025/3174, 23 June 2025:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    Republic of Türkiye Ministry of Justice, 4 August 2026:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Agency, 24 September 2025:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Anadolu Agency, subsequent 2025 investigation report:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Anadolu Agency, 4 August 2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Anadolu Agency, 7 August 2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/-haksiz-yollarla-turk-vatandasligi-kazandirdigi-belirlenen-suc-orgutu-operasyonunda-32-zanli-tutuklandi/4021485

    Turkish Constitutional Court – Individual Application:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    European Court of Human Rights, Guide on Nationality:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    LEGAL INFORMATION NOTICE

    This article has been prepared as of 19 September 2026 for general legal information purposes on the basis of legislation in force, published academic studies, accessible judicial decisions, official announcements and publicly available news sources.

    Statements concerning criminal investigations reflect allegations and information made public by the relevant authorities and news sources. An investigation, detention or remand order does not constitute a final criminal conviction. The presumption of innocence applies unless and until a final conviction is entered.

    The existence of an investigation concerning a developer, real estate company, intermediary or valuation expert does not, of itself, establish that every investor who dealt with those persons unlawfully acquired Turkish citizenship. Equally, an investor’s good faith does not necessarily preserve citizenship where an objective statutory requirement for acquisition was never satisfied.

    Each case must be assessed individually by reference to the date of investment, the legislation then in force, the true economic substance of the investment, the individual conduct of the investor, the administration’s own examination process and the statutory basis of the measure terminating citizenship.

    The legal regime governing the liquidation of assets following cancellation of citizenship under Article 33 TCL falls outside the scope of this article and will be examined separately.

    This article does not constitute a legal opinion, a guarantee of outcome or individual legal advice in relation to any specific dispute.