Etiket: İdare Mahkemesi

  • Gerçek Yatırımcının Türk Vatandaşlığı İptal Edilir mi? 2026

    Gerçek Yatırımcının Türk Vatandaşlığı İptal Edilir mi? 2026

    DOLĞUN AKADEMİ | VATANDAŞLIK HUKUKU | 2026

    GERÇEK YATIRIM YAPAN YABANCININ TÜRK VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLEBİLİR Mİ? EKSPERTİZ, BANKA KAYITLARI, DELİL TESPİTİ VE YARGISAL KORUMA

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun
    Yayın: TD Hukuk ve Danışmanlık – Dolğun Akademi
    Güncelleme: 22 Ekim 2026


    ÖZET

    2025 ve 2026 yıllarında Türkiye’de yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarına ilişkin yürütülen idari incelemeler ve ceza soruşturmaları, önemli bir hukuki sorunu gündeme getirmiştir: Gerçekten taşınmaz satın alan, yatırım bedelini banka aracılığıyla ödeyen, tapusunu edinen, resmi ekspertiz raporuna güvenen ve herhangi bir hileli işleme katılmayan yabancı yatırımcının Türk vatandaşlığı sonradan iptal edilebilir mi?

    Bu sorunun tek bir cevapla karşılanması mümkün değildir. Çünkü Türk hukukunda ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas önemli hususları gizlemesi nedeniyle vatandaşlık kararının iptal edilmesi ile vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartların gerçekte oluşmadığının sonradan anlaşılması üzerine vatandaşlık kararının geri alınması farklı kurumlardır.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi ile 40. maddesi arasındaki bu fark, iyi niyetli yatırımcı bakımından son derece önemlidir. Yatırımcının para transferlerini gerçekten gerçekleştirmesi, taşınmazın gerçek piyasa değerinin vatandaşlık için gerekli eşiği karşıladığı anlamına her durumda gelmez. Buna karşılık bir ekspertiz raporunda hata bulunması da taşınmazın mutlaka yatırım eşiğinin altında olduğunu veya yatırımcının bu hatayı bildiğini göstermez.

    Bu nedenle vatandaşlık iptali riski taşıyan dosyalarda gerçek para hareketleri, yatırım tarihindeki hukuki şartlar, tarihsel taşınmaz değeri, değerleme raporlarının teknik doğruluğu, yatırımcının bilgi ve davranışları ile idarenin önceki inceleme işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu çalışmada banka kayıtlarının delil değeri, geriye dönük gayrimenkul değerlemesi, karşı ekspertiz çalışmaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında delil tespiti, ceza soruşturmasının idari işleme etkisi ve vatandaşlık kararlarına karşı yargısal korunma imkanları ele alınmaktadır.

    İÇİNDEKİLER

    1. 2026 yılında gerçek yatırımcı neden risk altında?
    2. Gerçek yatırım ile hukuken yeterli yatırım arasındaki fark
    3. TVK m.31: Yalan beyan ve gizleme
    4. TVK m.40: Hukuki şartların oluşmaması
    5. Yatırım tarihinde geçerli olan parasal sınır
    6. Banka transferleri ve ödemenin ispatı
    7. Ekspertiz raporunun hatalı olması
    8. Geçmiş tarihli değerleme ve teknik inceleme
    9. Karşı ekspertiz ve bilirkişi raporu
    10. Mahkemeden delil tespiti istenmesi
    11. Delil tespitinin ceza ve idari davaya etkisi
    12. İyi niyet, hukuki güvenlik ve devlete güven
    13. Danıştay içtihatları
    14. Ceza soruşturması ve KYOK
    15. İptal davası ve yürütmenin durdurulması
    16. Satıcı, müteahhit ve aracıların sorumluluğu
    17. Yatırımcı için delil ve savunma planı
    18. Sonuç ve hukuki değerlendirme

    I. 2026 YILINDA GERÇEK YATIRIM YAPAN KİŞİLER NEDEN VATANDAŞLIK İPTALİ RİSKİYLE KARŞILAŞIYOR?

    Türkiye’de taşınmaz edinilmesi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan yabancıların dosyaları, geçmişte gerçekleştirilen yatırımlara yönelik idari incelemeler ve ceza soruşturmaları nedeniyle yeniden gündeme gelmiştir. Özellikle taşınmaz bedellerinin gerçekte ödenip ödenmediği, yurtdışından döviz girişi sağlanıp sağlanmadığı, ekspertiz raporlarının gerçek piyasa değerini yansıtıp yansıtmadığı ve satış işlemlerinin muvazaalı olup olmadığı araştırılmaktadır.

    İçişleri Bakanlığının 21 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre, çeşitli yatırım dosyalarında 5.391 kişinin vatandaşlığına ilişkin iptal, 743 kişinin vatandaşlık kararına ilişkin geri alma işlemi gerçekleştirilmiş; böylece aile fertleri dahil toplam 6.134 kişiye ilişkin işlem açıklanmıştır.

    Aynı tarihte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen yeni soruşturma kapsamında 263 yatırımcı ve 807 aile ferdinden oluşan toplam 1.070 kişi tespit edildiği bildirilmiştir. Ancak 1.070 kişilik soruşturma kapsamında tespit edilmek ile bu kişilerin tamamı hakkında kesin bir vatandaşlık iptali kararı verilmiş olması aynı hukuki durum değildir.

    Resmi açıklamaların ayrıntıları ve soruşturma ile idari işlem arasındaki fark için daha önce yayımladığımız 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026 başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    Burada özellikle gerçek yatırım yapan kişilerin hukuki durumları ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı inşaat şirketinden taşınmaz satın alan iki yabancı arasında yatırım bedeli, para kaynağı, taşınmazın değeri, satıcıyla kurulan ilişki ve usulsüzlüklerden haberdar olma bakımından çok önemli farklılıklar bulunabilir.

    Bu sebeple geniş kapsamlı bir soruşturmanın varlığı, bütün yatırımcıların aynı hukuki sonuca tabi tutulması gerektiği anlamına gelmez. Her vatandaşlık dosyasının bireysel özellikleri dikkate alınmalıdır.

    II. GERÇEK YATIRIM İLE HUKUKEN YETERLİ YATIRIM AYNI ŞEY DEĞİLDİR

    Yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarında en sık karşılaşılan kavramsal hata, gerçekten ödeme yapılmış olması ile kanunen gerekli yatırım şartlarının gerçekleşmiş olmasının aynı kabul edilmesidir.

    Örneğin bir yabancı yatırımcının 400.000 ABD doları ödediği, bu bedelin banka transferleriyle satıcıya ulaştığı, taşınmazın tapuda yatırımcı adına tescil edildiği ve paranın yatırımcıya geri dönmediği varsayılsın.

    Bu veriler, satış işleminin gerçekliği ve ödeme bakımından güçlü deliller oluşturur. Ancak taşınmazın edinildiği tarihteki gerçek piyasa değerinin kanunen gerekli yatırım eşiğini karşılayıp karşılamadığı ayrıca araştırılabilir.

    Tersinden bakıldığında, bir taşınmazın yatırım tarihindeki piyasa değerinin vatandaşlık için gerekli eşiği karşılıyor olması da yatırımcı tarafından mevzuatta aranan ödeme ve diğer işlem şartlarının yerine getirildiğini tek başına kanıtlamaz.

    Dolayısıyla inceleme üç farklı mesele üzerinde yoğunlaşmalıdır: Gerçek bir satış var mı? Yatırım mevzuatta öngörülen objektif koşulları sağlıyor mu? Yatırımcıya isnat edilebilecek herhangi bir hileli davranış bulunuyor mu?

    Bu üç soruya verilecek cevapların birbirinden ayrılması, yanlış hukuki nitelendirmelerin önlenmesi bakımından önemlidir.

    III. 5901 SAYILI KANUN M.31: YATIRIMCININ YALAN BEYANI VEYA ÖNEMLİ HUSUSLARI GİZLEMESİ

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi, vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararın ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda gerçekleşmesi halinde kararı veren makam tarafından iptal edilmesini düzenlemektedir.

    Kanun hükmünün lafzı dikkatle incelendiğinde herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmesinin tek başına yeterli olmadığı görülmektedir. Burada ilgilinin davranışı ile vatandaşlığın kazanılması arasında hukuken anlamlı bir bağlantı kurulması gerekir.

    Örneğin vatandaşlık başvurusunda kullanılan ekspertiz raporunun değerleme uzmanı tarafından gerçeğe aykırı biçimde düzenlendiği iddia ediliyorsa yatırımcının bu raporun içeriğini bilerek değiştirtip değiştirmediği, değerleme sonucunu etkilemeye yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı veya gerçeğe aykırılığı bilmesine rağmen başvuruda kullanıp kullanmadığı araştırılmalıdır.

    Bir değerleme kuruluşu hakkında soruşturma yürütülmesi, bu kuruluşun hazırladığı raporu kullanan bütün yatırımcıların raporun gerçeğe aykırılığını bildiğini kanıtlamaz.

    Benzer biçimde müteahhidin başka satışlarda muvazaalı para transferi gerçekleştirmiş olması, aynı şirketten taşınmaz satın almış ancak gerçek ödeme yapmış yatırımcının bu işlemlere bilerek katıldığını göstermez.

    Bu nedenle m.31 kapsamında yürütülen incelemelerde yatırımcının kişisel beyanları, bilgisi, iradesi ve eylemleri somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir.

    IV. 5901 SAYILI KANUN M.40: VATANDAŞLIĞIN KAZANILMASI İÇİN GEREKLİ HUKUKİ ŞARTLARIN OLUŞMAMASI

    Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 40. maddesi ise farklı bir mekanizma düzenlemektedir. Buna göre Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığında geri alınır.

    Bu hüküm bakımından temel tartışma, vatandaşlık kararının verildiği dönemde hukuki şartların gerçekte mevcut olup olmadığıdır.

    Bir yatırımcı taşınmazı gerçekten satın almış, bedelini tamamen ödemiş, sahte belge hazırlamamış ve herhangi bir usulsüzlüğe katılmamış olabilir. Bununla birlikte taşınmazın gerçek değerinin vatandaşlığın kazanılması için o tarihte aranan yatırım tutarından düşük olduğu ileri sürülürse m.40 kapsamında ayrı bir uyuşmazlık ortaya çıkabilir.

    Bu noktada yalnızca iyi niyetin ileri sürülmesi her durumda yeterli değildir. Gerçek yatırım değerinin tarihsel ve teknik delillerle ortaya konulması da gerekir.

    Diğer taraftan m.40, idareye herhangi bir somut dayanak göstermeksizin geçmiş vatandaşlık kararlarını sona erdirme yetkisi veren sınırsız bir hüküm olarak değerlendirilemez. Geri alma işleminin kanuni koşullarının, dayandığı maddi vakıaların ve hukuki gerekçesinin yargısal denetimi mümkündür.

    Çiçek Özgür’ün 2026 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması” başlıklı bilimsel çalışması da m.31 ile m.40 arasındaki ayrımın yatırım vatandaşlığı bakımından önemini incelemektedir.

    Bu ayrımın genel çerçevesini önceki Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması başlıklı kapsamlı makalemizde de ele almıştık.

    V. VATANDAŞLIK İÇİN 250.000 DOLAR MI, 400.000 DOLAR MI GEREKLİYDİ?

    Geçmiş yatırımların incelenmesinde ilk yapılması gereken işlemlerden biri, taşınmazın edinildiği tarihte yürürlükte bulunan yatırım mevzuatının tespit edilmesidir.

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlığa ilişkin parasal eşikler farklı dönemlerde değişmiştir.

    Edinim dönemi Asgari yatırım tutarı
    12 Ocak 2017 – 18 Eylül 2018 1.000.000 USD
    19 Eylül 2018 – 12 Haziran 2022 250.000 USD
    13 Haziran 2022 ve sonrası 400.000 USD

    Bu kronolojik ayrım son derece önemlidir. Örneğin 2020 yılında vatandaşlık amacıyla edinilen bir taşınmaz bakımından, yalnızca bugün geçerli olan 400.000 ABD doları eşiğinden hareketle yatırımın yetersiz olduğu sonucuna ulaşılamaz.

    Dosyanın değerlendirilmesinde taşınmazın edinim tarihi, ödeme tarihleri, vatandaşlığa uygunluk belgesinin düzenlenmesi ve başvurunun dayandığı mevzuat birlikte incelenmelidir.

    Ayrıca taşınmazın türüne, mülkiyet yapısına, satış vaadi veya kesin satış niteliğine ve ilgili tarihte yürürlükte bulunan özel şartlara dikkat edilmelidir. Yatırım miktarının yeterli olması, diğer bütün mevzuat koşullarının da yerine getirildiğini kendiliğinden göstermez.

    VI. GERÇEK BANKA TRANSFERLERİ VATANDAŞLIK DOSYASINDA NEYİ İSPATLAR?

    Bir vatandaşlık yatırımının gerçekliğinin araştırılmasında banka kayıtları temel deliller arasındadır. Özellikle yurt dışında bulunan yatırımcıların Türkiye’de gerçekleştirdikleri taşınmaz alımlarında yalnızca ödeme dekontunun bulunması değil, paranın izlediği bütün finansal yolun ortaya konulması önemlidir.

    İncelemede yatırımcının yabancı ülkedeki banka hesabından çıkan para, aracı bankalar üzerinden gerçekleştirilen transfer, Türkiye’deki alıcı veya satıcı hesabına ulaşan tutar, döviz işlemleri ve tapudaki satış bedeli arasında bağlantı kurulmalıdır.

    SWIFT mesajları, bankaca onaylanmış hesap hareketleri, işlem referans numaraları, transfer açıklamaları, döviz alım belgeleri ve satıcının tahsilata ilişkin kayıtları birlikte değerlendirildiğinde ödemenin ekonomik gerçekliği daha sağlıklı biçimde araştırılabilir.

    Özellikle sadece belirli bir tarihe ait tek bir banka dekontunun sunulması her uyuşmazlıkta yeterli olmayabilir. Soruşturma makamları ödemenin yapıldıktan sonra yatırımcıya veya ilişkili başka kişilere geri dönüp dönmediğini de araştırabilir.

    Bu nedenle savunma bakımından ödemenin başlangıç noktası ile satıştan sonraki hareketlerin mümkün olduğu ölçüde birlikte incelenmesi gerekir.

    Örneğin gerçek yatırımcı 400.000 ABD dolarını satıcıya ödemiş ve hiçbir şekilde geri almamış olabilir. Buna karşılık başka bir işlemde bankadan gönderilen bedelin kısa süre içerisinde gizli bir anlaşmayla iade edilmesi söz konusu olabilir. İki işlemin hukuki niteliği ve delil durumu aynı değildir.

    Öte yandan bedelin geri dönmediğinin gösterilmesi, taşınmazın tarihsel piyasa değerine ilişkin teknik tartışmayı tek başına sona erdirmez.

    VII. EKSPERTİZ RAPORU HATALIYSA GERÇEK YATIRIMCININ VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLİR Mİ?

    Bir taşınmazın değerleme raporunda hata tespit edilmesi ile o taşınmazın yatırım tarihinde gerçekten gerekli parasal sınırın altında bulunması farklı meselelerdir.

    Örneğin vatandaşlık başvurusunda kullanılan raporda taşınmazın değeri 450.000 ABD doları olarak gösterilmiş olsun. Yıllar sonra hazırlanan yeni bir bilirkişi raporunda taşınmazın yatırım tarihindeki değeri 370.000 ABD doları olarak hesaplanmış olabilir.

    Bu durumda ortaya çıkan fark ciddidir. Ancak hukuki inceleme yalnızca iki rakamın karşılaştırılmasıyla tamamlanamaz. Raporların hangi değerleme yöntemleriyle hazırlandığı, hangi emsal satışların kullanıldığı, taşınmazın fiziksel ve hukuki özelliklerinin doğru belirlenip belirlenmediği ve hesaplamaların yatırım tarihindeki ekonomik şartlara dayanıp dayanmadığı araştırılmalıdır.

    Bir başka örnekte ilk ekspertiz raporunda 450.000 ABD doları olarak gösterilen taşınmazın geriye dönük bağımsız teknik inceleme sonucunda 415.000 ABD doları değerinde olduğu ortaya çıkabilir. İlk raporun değerinin tartışmalı olması, bu örnekte taşınmazın gerekli yatırım sınırının altında bulunduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

    Dolayısıyla uyuşmazlığın merkezinde yalnızca raporun hatalı olup olmadığı değil, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte taşınmazın gerçek ekonomik değerinin ne olduğu sorusu bulunmalıdır.

    VIII. GERİYE DÖNÜK GAYRİMENKUL DEĞERLEMESİ NASIL YAPILMALIDIR?

    Vatandaşlık dosyalarında geçmiş tarihli değerleme, sıradan bir güncel emlak fiyatı araştırması değildir. İnceleme konusu taşınmazın edinildiği dönemdeki özelliklerinin ve piyasa koşullarının yeniden oluşturulmasını gerektiren teknik bir çalışmadır.

    Örneğin 2021 yılında satın alınmış bir bağımsız bölümün değerinin 2026 yılında araştırıldığı varsayılsın. Bu durumda bilirkişinin yalnızca 2026 yılındaki güncel emlak ilanlarını kullanarak geçmiş değer hakkında sonuca ulaşması yeterli bir inceleme yöntemi olmayabilir.

    Taşınmazın 2021 yılındaki inşaat seviyesi, katı, konumu, cephesi, net ve brüt kullanım alanı, hukuki durumu, teslim koşulları, aynı projedeki emsal bağımsız bölümlerin satışları ve dönemin ekonomik koşulları dikkate alınmalıdır.

    Özellikle inşaat halindeki projelerde taşınmazın değerini belirleyen önemli unsurlardan biri, edinim tarihindeki tamamlanma seviyesidir. Projenin tamamlandığı tarihteki değer ile henüz kaba inşaat aşamasındaki değer aynı kabul edilemez.

    Değerleme yapılırken mümkün olduğunda aynı proje veya yakın çevredeki benzer özelliklere sahip taşınmazların gerçekleşmiş satış verilerine öncelik verilmelidir. İlan fiyatları ise gerçek satış bedelleriyle aynı ispat gücüne sahip değildir.

    Ayrıca değerlemenin ana taşınmaz veya tüm proje üzerinden mi, yoksa vatandaşlık yatırımına konu belirli bağımsız bölüm üzerinden mi yapıldığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

    Örneğin henüz kat mülkiyeti kurulmamış bir projedeki ana parselin metrekare değeri ile onuncu kattaki belirli bir bağımsız bölümün satış değeri arasında teknik farklılıklar bulunabilir. Ana taşınmaza ilişkin genel hesaplamanın bağımsız bölüme uygulanabilmesi için bu farklılıkların yeterince açıklanması gerekir.

    Tarihsel döviz kurları, enflasyon göstergeleri ve gayrimenkul fiyat endeksleri yardımcı araçlar olarak kullanılabilir. Ancak yalnızca genel bir endeks kullanılması, belirli bir taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerini her durumda kesin biçimde ortaya koymaz.

    IX. YENİ EKSPERTİZ RAPORUNA KARŞI BAĞIMSIZ TEKNİK RAPOR HAZIRLANABİLİR Mİ?

    İdare veya ceza soruşturması kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunun sonuçlarına karşı teknik değerlendirme yapılması mümkündür. Ancak bu amaçla hazırlanacak raporun yalnızca farklı bir bedel içermesi yeterli değildir.

    Karşı teknik çalışma, mevcut raporun hangi verileri esas aldığını, hangi emsalleri kullandığını, hangi değerleme yöntemini tercih ettiğini ve teknik sonuçların neden tartışmalı olduğunu açıklamalıdır.

    Örneğin raporda bağımsız bölümün metrekaresi yanlış alınmışsa, farklı cephedeki taşınmazlarla karşılaştırma yapılmışsa, satış tarihi dışındaki dönemlere ait fiyatlar kullanılmışsa veya inşaat seviyesi hatalı belirlenmişse bu hususlar somut belgelerle ortaya konulmalıdır.

    Ayrıca yalnızca yatırımcı lehine sonuç doğuran emsal satışların seçilmesinden kaçınılmalıdır. Bilimsel ve teknik bakımdan güvenilir bir karşı değerlendirme, hem olumlu hem de olumsuz emsal verileri açıklayabilmelidir.

    Bağımsız uzman raporu, idareye sunulacak savunmanın hazırlanmasında, ceza soruşturmasında teknik görüş oluşturulmasında veya yargılama sırasında bilirkişi incelemesine yönelik itirazların geliştirilmesinde yararlı olabilir.

    Ancak özel olarak hazırlatılan bir raporun mahkemece atanmış bilirkişi raporu ile aynı usuli niteliğe sahip olduğu kabul edilmemelidir. Nihai değerlendirme ilgili makamın veya mahkemenin yetkisi dahilindedir.

    X. GERÇEK YATIRIMCI MAHKEMEDEN DELİL TESPİTİ İSTEYEBİLİR Mİ?

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400 ve devamı maddeleri, belirli koşullarla dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespitine başvurulabilmesini düzenlemektedir.

    HMK m.400 kapsamında bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesi veya tanık beyanlarının alınması gibi işlemler talep edilebilir. Ancak delil tespiti için hukuki yararın bulunması gerekir.

    Kanunda öngörülen hukuki yarar bakımından delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolması veya ileride ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması ihtimali önem taşımaktadır.

    Gayrimenkul yatırımına ilişkin uyuşmazlıklarda delil tespitinin özellikle taşınmazın fiziki özelliklerinin değişme ihtimali, inşaat durumunun sonradan farklılaşması, belirli teknik verilerin kaybolması veya satıcıyla yaşanan uyuşmazlığın ilerideki hukuk davasına etkisi bakımından değerlendirilmesi mümkündür.

    Örneğin yatırımcı ile taşınmazı satan şirket arasında taşınmazın gerçeğe aykırı niteliklerle pazarlandığı, vaat edilen özellikleri taşımadığı veya gerçek değerinin gizlendiği iddiasına dayalı bir özel hukuk uyuşmazlığı bulunabilir. Böyle bir durumda ileride açılabilecek davada ileri sürülecek somut vakıalar bakımından delil tespiti koşullarının oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

    Ancak yalnızca vatandaşlığın iptal edilebileceğinden endişe duyulması, HMK kapsamında her durumda delil tespiti kararı verilmesini zorunlu kılmaz. Talep konusu vakıa, hukuki yarar, görev ve yetki kuralları ile olası karşı taraf somutlaştırılmalıdır.

    HMK m.401 delil tespiti bakımından görev ve yetkiyi; m.402 ise talep dilekçesinin içeriğini, gider avansını ve usuli işlemleri düzenlemektedir.

    Bu sebeple delil tespiti, vatandaşlık iptali riski bulunan her yatırımcı için zorunlu ve standart bir işlem değil, somut olayın ihtiyaçlarına göre değerlendirilecek bir hukuki koruma aracıdır.

    XI. DELİL TESPİTİ RAPORU VATANDAŞLIK İPTALİNİ ENGELLER Mİ?

    Mahkeme yoluyla delil tespiti gerçekleştirilmesi, Türk vatandaşlığının iptal edilmesini veya vatandaşlık kararının geri alınmasını tek başına engellemez.

    Delil tespiti ile vatandaşlık kararının sona erdirilmesine ilişkin idari işlem farklı hukuki alanlara aittir. Bir hukuk mahkemesinin belirli bir vakıaya ilişkin tespit yaptırması, vatandaşlık kazanma kararının hukuka uygun olduğunu kesin hükümle belirlediği anlamına gelmez.

    Bununla birlikte usulüne uygun elde edilen teknik veriler, somut uyuşmazlıktaki ilgilerine göre idari makamlara sunulabilir veya yargılamalarda değerlendirilmesi istenebilir.

    Bu noktada ceza soruşturması ile idari yargılamada kullanılan bilirkişi incelemeleri de birbirinden ayrılmalıdır. Ceza soruşturmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bilirkişiliğe ilişkin hükümleri, idari yargılamada ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır.

    Dolayısıyla özel hukuk alanında yaptırılmış delil tespiti, ceza soruşturmasındaki veya idari davadaki bilirkişi incelemesinin zorunlu yerine geçen bir işlem değildir.

    Bu nedenle gerçek yatırımcı bakımından önce hangi maddi vakıanın ispatlanması gerektiği belirlenmeli; ardından bağımsız teknik görüş, delil tespiti, idari dosya incelemesi ve yargısal bilirkişi incelemesi gibi araçlardan hangisinin uygun olduğu değerlendirilmelidir.

    XII. İYİ NİYETLİ YATIRIMCININ DEVLETE GÜVENİ VE HUKUKİ GÜVENLİK İLKESİ

    Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemlerinde devletin rolü yalnızca son vatandaşlık kararının verilmesinden ibaret değildir. Taşınmaz edinimi, yatırım bedelinin tespiti, uygunluk belgesi, güvenlik araştırmaları ve vatandaşlık değerlendirmesi farklı resmi süreçlerden oluşmaktadır.

    Yatırımcı, yetkili sistem içerisinde hazırlanan değerleme raporuna dayanmış, gerekli belgeleri ibraz etmiş, uygunluk belgesini almış ve nihayet Türk vatandaşlığını kazanmış olabilir.

    Bu koşullarda yatırımcı bakımından resmi işlemlere güven, idari istikrar, hukuki belirlilik ve kazanılmış hukuki statünün korunması gibi ilkeler önem kazanmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi ile 66. maddesinde yer alan vatandaşlığın kanuni şartlarla kazanılması ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilmesi ilkesi birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle bir kamu makamının daha önce olumlu değerlendirdiği yatırımın yıllar sonra farklı şekilde yorumlanması halinde, yeni değerlendirmenin nedenleri ve dayandığı somut vakıalar açık biçimde ortaya konulmalıdır.

    Bununla birlikte hukuki güvenlik ilkesi, vatandaşlığa ilişkin açık kanuni şartların gerçekte hiç gerçekleşmediği her durumda vatandaşlık statüsünün mutlaka korunacağı anlamına gelmez.

    Bu nedenle gerçek yatırımcının savunması yalnızca devlete güvendiği iddiasına dayandırılmamalı; yatırımın hukuken yeterli olduğunu gösteren objektif maddi delillerle desteklenmelidir.

    Özellikle idarenin önceki incelemelerindeki olası hatalar ile yatırımcının kişisel olarak gerçekleştirdiği veya bilgisi dahilinde bulunan işlemler birbirinden ayrılmalıdır.

    XIII. DANIŞTAY KARARLARI VE VATANDAŞLIK KARARININ GERİ ALINMASININ YARGISAL DENETİMİ

    Vatandaşlık kararlarının geri alınmasına ilişkin yargısal denetim bakımından Danıştay 10. Dairesinin 23 Haziran 2025 tarihli, E.2021/279 ve K.2025/3174 sayılı kararı önem taşımaktadır.

    Söz konusu karar doğrudan gayrimenkul yatırımı veya sahte ekspertiz uyuşmazlığına ilişkin değildir. Dava, istisnai yoldan kazanılmış vatandaşlığın milli güvenlik ve kamu düzeni yönünden ileri sürülen gerekçelere dayanılarak TVK m.40 kapsamında geri alınmasına ilişkindir.

    Danıştay incelemesinde, geri alma işleminin dayandığı sebeplerin somut bilgi ve belgelerle desteklenip desteklenmediği, ileri sürülen gerekçelerin vatandaşlık kararı verilmeden önce de idarenin bilgisi dahilinde bulunup bulunmadığı ve hukuki şartların gerçekten oluşup oluşmadığı değerlendirilmiştir.

    Kararda vatandaşlığın geri alınmasına ilişkin işlemin hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir. Karar oy çokluğuyla verilmiş olup temyiz yolu açık olduğu da hükümde belirtilmiştir.

    Bu kararın yatırım vatandaşlığı uyuşmazlıklarına doğrudan ve otomatik biçimde uygulanması doğru olmaz. Bununla birlikte idari işlemin sebep unsurunun somut delillerle desteklenmesi, geçmişte mevcut olduğu iddia edilen hukuki eksikliğin araştırılması ve idarenin önceki bilgi durumunun değerlendirilmesi bakımından önemli hukuki ilkeler sunmaktadır.

    Örneğin bir yatırımcının dosyasında 2026 yılında ortaya çıkan yeni bir bilirkişi raporu bulunması halinde temel soru, bu raporun vatandaşlığın kazanıldığı tarihte objektif yatırım şartlarının gerçekleşmediğini güvenilir biçimde gösterip göstermediğidir.

    Başka bir ifadeyle sonradan rapor düzenlenmesi ile geçmişte yatırım şartlarının bulunmadığının hukuken yeterli biçimde ortaya konulması aynı değildir.

    XIV. CEZA SORUŞTURMASININ SONUCU VATANDAŞLIĞIN KORUNMASINI SAĞLAR MI?

    2026 yılındaki vatandaşlık uyuşmazlıklarında ceza soruşturmaları ile idari incelemeler çoğu zaman birlikte gündeme gelmektedir. Ancak bu iki sürecin amaçları ve hukuki değerlendirme ölçütleri farklıdır.

    Ceza soruşturmasında yatırımcı hakkında nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik veya soruşturmanın niteliğine göre başka suç isnatları bulunabilir. Bununla birlikte belirli bir şirket üzerinden gayrimenkul satın alınmış olması, yatırımcının mutlaka suçun şüphelisi veya faili olduğu anlamına gelmez.

    Ceza sorumluluğu şahsidir. Yatırımcının herhangi bir suç örgütü veya muvazaalı işlem organizasyonuna bilerek katılıp katılmadığı, gerçeğe aykırı belge düzenlenmesine katkıda bulunup bulunmadığı ve kendisine isnat edilen somut fiillerin neler olduğu ayrıca belirlenmelidir.

    Savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, yatırımcıya yöneltilen ceza hukuku iddialarının değerlendirilmesi bakımından önemli olabilir.

    Ancak KYOK kararı, vatandaşlık dosyasında gerekli objektif yatırım şartlarının gerçekleştiğini her durumda kesin biçimde ortaya koymaz. Dolayısıyla KYOK verilmiş olması, TVK m.40 kapsamındaki bir idari uyuşmazlığın mutlaka yatırımcı lehine sonuçlanmasını sağlamaz.

    Benzer şekilde ceza soruşturmasının devam etmesi veya ceza davası açılmış olması da vatandaşlık iptalinin hukuken kesinleştiğini göstermez.

    Ceza dosyasındaki deliller ile vatandaşlık dosyasındaki idari ve teknik veriler birlikte değerlendirilmekle birlikte her süreç kendi hukuki kuralları çerçevesinde incelenmelidir.

    XV. GERÇEK YATIRIMCININ VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLİRSE HANGİ DAVALAR AÇILABİLİR?

    Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin kararın iptali veya geri alınması, hukuki niteliği itibarıyla yargısal denetime tabi idari işlemdir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca, özel kanunlarda farklı süre öngörülmeyen idari uyuşmazlıklarda genel dava açma süresi 60 gündür. Süre kural olarak yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

    Ancak vatandaşlık uyuşmazlığında görevli yargı merciinin belirlenmesi bakımından işlemin hangi makam tarafından tesis edildiği ve hukuki niteliği incelenmelidir. Her vatandaşlık uyuşmazlığının aynı mahkemede açılacağı varsayılmamalıdır.

    Özellikle yatırım uygunluk belgesine ilişkin işlem ile vatandaşlığı kazanma kararının iptali veya geri alınmasına ilişkin işlem birbirinden ayrı olabilir. Bu işlemlerin yetki, sebep, konu ve yargısal denetim bakımından farklı özellikleri bulunabilir.

    İptal davasında idarenin dayandığı değerleme raporu, para hareketlerine ilişkin tespitler, vatandaşlığın kazanılmasına esas belgeler ve yatırımcının kişisel davranışları birlikte incelenmelidir.

    İdari yargıda dava açılması kural olarak işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. İYUK m.27 kapsamında yürütmenin durdurulması istenebilir.

    Yürütmenin durdurulması bakımından idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zarar doğması koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Vatandaşlık statüsünün sona ermesi, kişinin pasaportu, Türkiye’ye giriş ve ikameti, aile düzeni ve hukuki ilişkileri üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bununla birlikte bu sonuçların varlığı her dosyada yürütmenin durdurulması kararı verileceği anlamına gelmez.

    5901 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında ilgili kişiye bağlı olarak vatandaşlık kazanan eş ve çocuklar üzerindeki sonuçlar da değerlendirilmelidir. Çocukların vatandaşlığı hangi hukuki yolla kazandığı ayrıca önem taşıyabilir.

    XVI. MÜTEAHHİT, SATICI VE ARACI KURULUŞLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU

    Gerçek yatırımcının vatandaşlık dosyasında sorun ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, satıcı, müteahhit, danışman veya değerleme sürecindeki diğer kişilerin gerçekleştirdiği işlemler olabilir.

    Bu durumda yatırımcı ile ilgili şirketler arasındaki özel hukuk ilişkisi ayrıca incelenmelidir.

    Örneğin taşınmazın vatandaşlık için gerekli değerde olduğu özellikle vaat edilmiş, gerçeğe aykırı bilgilerle satış yapılmış veya yatırımcı satın alma kararını etkileyecek önemli hususlarda yanıltılmış olabilir.

    Somut olayın özelliklerine göre sözleşmeye aykırılık, hile, ayıplı ifa veya tazminat sorumluluğu gibi farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir.

    Ancak vatandaşlık kararının idari yönden sona erdirilmesi, satıcı veya müteahhidin yatırımcıya karşı her durumda tazminat ödemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin içeriği, verilen taahhütler, zararın niteliği, kusur ve illiyet bağı ayrıca araştırılmalıdır.

    Yatırımcının zararının belirlenmesinde de yalnızca taşınmaza ödediği toplam bedel esas alınmaz. Taşınmazın mevcut mülkiyet durumu, piyasa değeri, iddia edilen ekonomik kayıp ve diğer somut zarar kalemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Satıcı veya aracının olası hukuki sorumluluğu ile devletin vatandaşlık kararı üzerindeki idari yetkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Bunlar farklı hukuki taleplerin konusunu oluşturabilir.

    XVII. GERÇEK YATIRIM YAPAN YABANCININ HAZIRLAMASI GEREKEN DELİL VE SAVUNMA DOSYASI

    Vatandaşlık iptali riski taşıyan bir yatırımcının savunma dosyası yalnızca tapu senedinden ve tek bir banka dekontundan oluşmamalıdır.

    Öncelikle vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin karar ve başvuru dosyası, yatırım uygunluk belgesi, ekspertiz raporu, tapu kayıtları, satış sözleşmesi ve taşınmaza ilişkin bütün resmi belgeler bir araya getirilmelidir.

    Ardından satış bedelinin gerçekten ödendiğini ve gerekli finansal işlemlerin gerçekleştirildiğini gösteren banka kayıtları incelenmelidir.

    Bu kapsamda özellikle aşağıdaki deliller önem taşıyabilir:

    1. Taşınmazın tapu senedi, resmi satış senedi ve geçmiş tapu kayıtları.
    2. Satış veya satış vaadi sözleşmesi ve ek protokoller.
    3. Vatandaşlık başvurusunda kullanılan değerleme raporu.
    4. Yatırım uygunluk belgesi ve varsa buna ilişkin sonraki idari işlemler.
    5. Banka ödeme dekontları, hesap ekstreleri ve SWIFT belgeleri.
    6. Döviz alım belgeleri ve ilgili bankacılık kayıtları.
    7. Satıcı tarafından düzenlenen faturalar ve tahsilat belgeleri.
    8. Satıcı, aracı, müteahhit ve danışmanlarla gerçekleştirilen yazışmalar.
    9. Yatırım tarihindeki emsal taşınmaz satış verileri.
    10. Taşınmazın satın alma tarihindeki teknik ve fiziki durumunu gösteren belgeler.
    11. Varsa sonradan düzenlenen bilirkişi raporları ve bunlara yönelik teknik itirazlar.
    12. Vatandaşlık dosyasına ilişkin resmi yazışmalar, savunma talepleri ve tebligatlar.

    Bu belgeler toplandıktan sonra dosyada hangi maddi vakıanın tartışmalı olduğu belirlenmelidir. Gerçek ödeme mi, taşınmazın değeri mi, yatırımın hukuki koşulları mı, yoksa yatırımcının kişisel davranışları mı araştırılmaktadır?

    Savunmanın kapsamı bu soruya göre belirlenmelidir.

    Örneğin uyuşmazlığın yalnızca taşınmazın tarihsel değerine ilişkin olduğu bir dosyada kapsamlı teknik değerleme çalışması önem kazanabilir. Buna karşılık sorun gerçekte para transferi yapılmadığı iddiasına dayanıyorsa banka kayıtları ve para hareketlerinin ayrıntılı analizi belirleyici olabilir.

    İdare tarafından henüz vatandaşlık hakkında bir karar verilmemiş olması halinde de yatırımcı mevcut dosyasını değerlendirerek muhtemel hukuki riskleri araştırabilir. Ancak başlatılan bir soruşturmanın veya idari incelemenin içeriği resmi kayıtlardan doğrulanmadan kesin sonuçlara ulaşılmamalıdır.

    XVIII. SONUÇ: GERÇEK YATIRIMCI İÇİN ESAS MESELE MADDİ GERÇEĞİN VE HUKUKİ ŞARTLARIN ORTAYA KONULMASIDIR

    Yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarının iptali ve geri alınması, 2026 yılında hem idare hukuku hem de vatandaşlık hukuku bakımından önem taşıyan uyuşmazlıklardan biri haline gelmiştir.

    Bu uyuşmazlıkların çözümünde gerçek yatırımcı ile muvazaalı işleme bilerek katılan kişinin hukuki durumunun aynı değerlendirilmemesi gerekir.

    Ancak yalnızca yatırımcının iyi niyetli olması da bütün hukuki riskleri sona erdirmez. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi bakımından yatırımcının yalan beyanı veya gizlediği önemli hususlar araştırılırken 40. madde bakımından vatandaşlık kararının verildiği tarihte gerekli hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığı incelenebilir.

    Bu nedenle bir yatırımcının parayı gerçekten ödemiş olması, taşınmazın vatandaşlık için gerekli değerde bulunduğunu; ekspertiz raporunun hatalı olması ise yatırımcının bu hatayı bildiğini veya vatandaşlığı hukuka aykırı biçimde kazandığını kendiliğinden kanıtlamaz.

    Yatırımın gerçekliğine ilişkin finansal deliller ile taşınmazın tarihsel değerine ilişkin teknik deliller birbirini tamamlamalıdır.

    Bu değerlendirme sırasında başvurunun yapıldığı dönemdeki mevzuat, taşınmazın gerçek piyasa değeri, resmi incelemelerin kapsamı, yatırımcının kişisel davranışları ve idarenin tesis ettiği işlemin kanuni dayanağı birlikte ele alınmalıdır.

    Gerekli durumlarda bağımsız teknik inceleme, bilirkişi raporuna itiraz, delil tespiti, idari savunma ve yargısal başvuru yolları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak hukuki savunmanın temel amacı yalnızca ilk ekspertiz raporunun doğru olduğunu ileri sürmek değil, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte hukuken gerekli şartların mevcut olup olmadığını ve yatırımcıya isnat edilen davranışların somut delillerle desteklenip desteklenmediğini ortaya koymak olmalıdır.

    Türkiye’deki yatırım vatandaşlığı sisteminde hukuki güvenliğin korunması ile kanuni şartların uygulanması birbirine karşıt hedefler değildir. Bu iki hedefin birlikte gerçekleştirilmesi, idarenin kararlarının somut, denetlenebilir ve bireyselleştirilmiş gerekçelere dayanmasını gerektirir.


    BİLİMSEL KAYNAKLAR, MEVZUAT VE YARGI KARARLARI

    1. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, özellikle m.12, m.31, m.32, m.40 ve m.41.
    Resmi mevzuat metni

    2. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, özellikle m.20 ve vatandaşlığın iptaline ilişkin hükümler.

    3. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık kazanımı, değerleme, yatırım tutarı tespiti ve 2024/4 sayılı Genelge.
    Your Key Türkiye – Vatandaşlık Kazanımı

    4. Özgür, Çiçek, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.75, S.1, 2026, s.741–779.
    DOI: 10.33629/auhfd.1710185

    5. Dülger, Ahmet, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2025, s.167–180.
    DOI: 10.21492/inuhfd.1600688

    6. Danıştay 10. Dairesi, 23.06.2025 tarihli, E.2021/279, K.2025/3174 sayılı karar; vatandaşlık kararının geri alınmasında sebep unsuru ve somut delillerin değerlendirilmesi.
    UYAP Mevzuat ve İçtihat Programı

    7. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400–403; delil tespitine ilişkin hükümler.

    8. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.7 ve m.27; dava açma süreleri ve yürütmenin durdurulması.

    9. İçişleri Bakanlığının 21 Eylül 2026 tarihli açıklaması; yatırım yoluyla vatandaşlık dosyalarına ilişkin iptal ve geri alma verileri.
    TRT Haber / Anadolu Ajansı

    ÖNCEKİ HUKUKİ ÇALIŞMALARIMIZ

    19 Eylül 2026: Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma. Vatandaşlığın iptali ve geri alınması arasındaki temel hukuki farkları incelemektedir.

    26 Eylül 2026: 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026. Eylül 2026 soruşturmasının kapsamını ve yatırımcı ile aile fertleri bakımından sonuçlarını değerlendirmektedir.

    28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar, Askerlik ve Soruşturulan İnşaat Şirketleri.


    YAZAR VE İLETİŞİM

    Av. Murat Can Dolğun

    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860

    TD Hukuk ve Danışmanlık | TD Law Firm

    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Hukuk Dersleri

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat 5, No: 206, Yeşilköy, Bakırköy / İstanbul, Türkiye

    Telefon: +90 212 299 44 22
    Web: www.dolgun.av.tr

    Bu çalışma 22 Ekim 2026 tarihine kadar erişilebilen mevzuat, kamuya açık resmi açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel yayınlar temel alınarak hazırlanmıştır. Metin genel hukuki değerlendirme niteliğindedir; belirli bir vatandaşlık dosyasında sonuç garantisi veya kişiye özel hukuki mütalaa oluşturmaz. Her yatırımcının hukuki durumu ve başvuru yolları somut belgeler üzerinden ayrı olarak değerlendirilmelidir.

  • İdari Yargıdaki Yeni Kurallar Yabancılar Hukuku Davalarını Nasıl Etkileyecek?

    İdari Yargıdaki Yeni Kurallar Yabancılar Hukuku Davalarını Nasıl Etkileyecek?

    Bir yabancı hakkında sınır dışı kararı verildiğinde, ikamet izni reddedildiğinde veya kişinin Türkiye’ye girişini etkileyen idari bir işlem tesis edildiğinde mesele yalnızca 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan ibaret değildir.

    İdare bir karar verir; fakat o kararın mahkeme önünde nasıl tartışılacağını idari yargılama usulü belirler.

    Hangi mahkemeye başvurulacağı, dava açma süresi, yürütmenin durdurulması, mahkemenin dosyayı nasıl inceleyeceği ve verilen karara karşı hangi kanun yolunun açık olduğu, yabancının Türkiye’deki hukuki durumunu doğrudan etkileyebilir.

    7589 sayılı Kanun’u yabancılar hukuku bakımından önemli kılan nokta da burada ortaya çıkıyor.

    Kanun doğrudan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu değiştirmiyor. Buna karşılık İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişiklikler, yabancılar hakkında tesis edilen idari işlemlere karşı açılan davalarda da karşımıza çıkıyor.

    Bu nedenle bu yazıda yeni düzenlemeye yabancılar hukuku uygulamasından bakacağız.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/28702068-8336-454A-A986-019EEE6025E6)

    Bu Yazıda

    Önce İYUK’ta yapılan değişikliklerin ne olduğunu ele alacağız. Ardından bunların yabancılar hukuku dosyalarındaki karşılığını inceleyeceğiz.

    Özellikle şu meseleler üzerinde duracağız:

    I. İdari yargıdaki yeni düzenleme ne getiriyor?

    II. Sınır dışı etme davalarında usul neden diğer idari davalardan farklı?

    III. İkamet izni, giriş yasağı ve tahdit kodu uyuşmazlıklarında yeni kuralların anlamı ne?

    IV. İdari gözetim neden bu tablonun dışında değerlendirilmeli?

    V. Yabancılar hukuku dosyasında “hangi işleme karşı, hangi yargı yoluna?” sorusu neden ilk soru olmalı?

    Yabancılar Hukukunda Tek Bir Yargı Yolu Yok

    Uygulamada yabancılar hukuku denildiğinde birbirinden oldukça farklı işlemler aynı dosyanın içinde karşımıza çıkabiliyor.

    Bir kişi hakkında sınır dışı etme kararı bulunabilir. Aynı kişi hakkında idari gözetim kararı alınmış olabilir. Pasaportuna veya Türkiye’ye girişine ilişkin bir tahdit kaydı bulunabilir. İkamet izni başvurusu reddedilmiş veya mevcut izni iptal edilmiş olabilir.

    Müvekkil açısından bunların tamamı tek bir sorunun parçalarıdır:

    “Türkiye’de kalabilecek miyim?”

    Hukuken ise aynı şey değildir.

    İşlemi tesis eden makam, başvurulacak merci, dava süresi, kararın uygulanması ve başvurunun işlemin icrasına etkisi birbirinden farklı olabilir.

    Bu nedenle yabancılar hukukunda yapılan ilk işlerden biri, kişinin yaşadığı problemi hukuken parçalara ayırmaktır.

    Örneğin sınır dışı etme kararına karşı açılacak dava ile idari gözetim kararına karşı yapılacak başvuru aynı yargı kolunda dahi görülmez.

    Bu ayrım yalnızca teorik değildir. Yanlış yargı yoluna veya yanlış işleme karşı başvuru yapılması, yabancılar hukuku dosyalarında ciddi zaman kaybına yol açabilir.

    Sınır Dışı Kararı Bir İdari İşlemdir

    Sınır dışı etme kararı idare tarafından tesis edilen ve kişinin Türkiye’den çıkarılması sonucunu doğurabilen ağır bir idari işlemdir.

    6458 sayılı Kanun, kimler hakkında sınır dışı kararı alınabileceğini ve bu kararın uygulanmasını özel olarak düzenlemektedir. Göç İdaresi Başkanlığının güncel açıklamalarında da sınır dışı süreci ile idari gözetim birbirinden ayrı işlemler olarak ele alınmaktadır. 

    (Mevzuat: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, TBMM, çevrimiçi, 04.04.2013, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610)

    Burada yabancılar hukuku ile idari yargılama hukuku kesişmektedir.

    Sınır dışı kararının hangi sebeple verilebileceğini esas olarak 6458 sayılı Kanun belirlerken, bu kararın yargısal denetiminde özel hükümlerle birlikte idari yargılama hukukunun kuralları devreye girer.

    Bu nedenle sınır dışı dosyasında yalnızca “YUKK m.54 şartları oluşmuş mu?” diye bakmak yeterli değildir.

    Kararın tebliği, dava süresi, yetkili mahkeme, dosyadaki bilgi ve belgeler, geri gönderme yasağı ve kişinin bireysel koşulları birlikte incelenmelidir.

    İdari Gözetimle Sınır Dışı Kararını Birbirine Karıştırmamak Gerekir

    Uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri budur.

    Bir yabancının geri gönderme merkezinde bulunması, tek başına sınır dışı kararına karşı açılan davanın konusu değildir.

    Çünkü kişinin Türkiye’den çıkarılmasına ilişkin sınır dışı etme kararı ile kişinin bu süreç içerisinde özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkin idari gözetim kararı iki ayrı işlemdir.

    İdari gözetim kararına karşı başvuru idare mahkemesine değil, sulh ceza hakimliğine yapılmaktadır.

    6458 sayılı Kanun uyarınca idari gözetim altındaki kişi, yasal temsilcisi veya avukatı sulh ceza hakimine başvurabilir. Hakim incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. İdari gözetimin şartlarının sonradan ortadan kalktığı veya değiştiği ileri sürülerek yeniden başvuru yapılması da mümkündür. 

    (Mevzuat: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.57, TBMM, çevrimiçi, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610)

    Bunun pratik sonucu önemlidir.

    Geri gönderme merkezindeki bir yabancı bakımından bazen aynı anda birden fazla hukuki süreç yürütülmesi gerekebilir.

    Bir tarafta sınır dışı kararının hukuka uygunluğu tartışılırken, diğer tarafta kişinin idari gözetim altında tutulmasının devamının gerekli olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.

    Birindeki olumlu sonuç diğerini kendiliğinden ortadan kaldırmayabilir.

    İkamet İzni Dosyalarında Durum Farklıdır

    İkamet izni reddi veya iptali bakımından mesele yine bir idari işlemin yargısal denetimidir; ancak sınır dışı kararına ilişkin özel rejimi buraya aynen taşımamak gerekir.

    Burada önce hangi işlemin tesis edildiğine bakılır.

    İlk başvuru reddedilmiş olabilir.

    Uzatma başvurusu reddedilmiş olabilir.

    Mevcut ikamet izni iptal edilmiş olabilir.

    Bunun yanında aynı kişi hakkında ayrıca sınır dışı kararı tesis edilmiş olması da mümkündür.

    Müvekkil açısından bunların tamamı “ikamet sorunu” gibi görünse de dava dosyasını kurarken işlemleri birbirinden ayırmak gerekir.

    Özellikle tebliğ tarihinin doğru belirlenmesi burada önemlidir. Çünkü idari yargıda dava açma süreleri hak kaybına yol açabilecek niteliktedir.

    Tahdit Kodlarında Asıl Mesele Kodun Kendisi Değildir

    Yabancılar hukuku uygulamasında sık karşılaşılan başka bir alan tahdit kodlarıdır.

    Burada uygulamacı açısından önemli olan yalnızca yabancının pasaportunda veya idari kayıtlarda bir kod bulunduğunu tespit etmek değildir.

    Asıl sorular şunlardır:

    Bu kayıt hangi idari işleme dayanıyor?

    Hangi makam tarafından oluşturuldu?

    Yabancının Türkiye’ye girişine veya Türkiye’deki hukuki durumuna nasıl bir sonuç bağlıyor?

    Bu işlemin dayandığı somut olgu nedir?

    Özellikle kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçeli işlemlerde idarenin kullandığı genel ifadeler ile yabancı hakkında mevcut somut bilgi ve belgeler arasındaki ilişkinin ortaya konulması gerekir.

    Bir yabancının yalnızca hakkında bir idari kayıt bulunduğu gerekçesiyle Türkiye’ye girişinin engellenmesi veya mevcut statüsünün etkilenmesi, işlemin yargısal denetim dışında kaldığı anlamına gelmez.

    Tam tersine, uyuşmazlığın gerçek konusu çoğu zaman kodun adı değil, kodun arkasındaki idari işlemin sebep ve gerekçesidir.

    Dosyayı Evraktan Kurmak Gerekir

    Yabancılar hukuku davalarında önemli bir pratik sorun, müvekkilin çoğu zaman hakkında hangi işlemlerin bulunduğunu tam olarak bilmemesidir.

    Kişi geri gönderme merkezine götürülmüş olabilir ve elinde yalnızca birkaç sayfalık evrak bulunabilir.

    Bazen sınır dışı kararı, idari gözetim kararı, tebliğ belgesi ve başka idari kayıtlar aynı anda gündeme gelir.

    Bu nedenle dosyaya başlarken önce bütün işlemlerin kronolojisini çıkarmak gerekir.

    Hangi karar hangi tarihte verilmiş?

    Ne zaman tebliğ edilmiş?

    Kişi ne zaman yakalanmış?

    Hangi gerekçeye dayanılmış?

    Ayrıca bir giriş yasağı veya tahdit kaydı var mı?

    İdari gözetim devam ediyor mu?

    Daha önce aynı işlemlere karşı bir dava veya başvuru yapılmış mı?

    Bu kronoloji kurulmadan hazırlanacak dilekçe, hukuken doğru bazı argümanlar içerse bile yanlış işleme odaklanabilir.

    Geri Gönderme Yasağı Dosyanın Merkezinde Olabilir

    Sınır dışı dosyalarında yalnızca idarenin yabancı hakkında ileri sürdüğü sebebi tartışmak da her zaman yeterli değildir.

    6458 sayılı Kanunun temel ilkelerinden biri geri gönderme yasağıdır.

    Bir kişinin gönderileceği ülkede hayatının veya özgürlüğünün tehdit altında bulunması ya da işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele riskiyle karşılaşması ihtimali varsa mesele yalnızca yabancının Türkiye’deki idari statüsü üzerinden değerlendirilemez.

    Bu noktada yabancılar hukuku, anayasal haklar ve uluslararası insan hakları hukuku aynı dosyanın içerisinde buluşur.

    Bu nedenle sınır dışı dosyasında bazen en önemli belge Türkiye’deki ikamet geçmişinden ziyade kişinin gönderileceği ülkede karşılaşacağı riski gösteren belge olabilir.

    İYUK Değişikliklerinin Önemi Tam Burada Ortaya Çıkıyor

    7589 sayılı Kanun’un idari yargıya ilişkin değişikliklerini yabancılar hukuku açısından okurken meseleye yalnızca maddelerin eski ve yeni metinlerini karşılaştırarak bakmamak gerekir.

    Yabancılar hukuku dosyalarında süre ve usul çoğu zaman uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkiler.

    Bir ticari uyuşmazlıkta birkaç aylık gecikme çoğunlukla ekonomik bir mesele yaratırken, sınır dışı sürecindeki bir yabancı bakımından birkaç günlük gecikme kişinin Türkiye’den çıkarılması sonucunu doğurabilir.

    Bu nedenle İYUK’taki her usul değişikliğinin yabancılar hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Fakat burada bir sınırı özellikle belirtmek gerekir:

    7589 sayılı Kanun’un İYUK’ta yaptığı değişiklikleri, 6458 sayılı Kanun’daki özel dava ve başvuru rejimlerini ortadan kaldıran genel bir değişiklik gibi okumamak gerekir.

    Özel hüküm bulunan yerde öncelikle o özel düzenleme dikkate alınacaktır.

    Bu ayrım özellikle sınır dışı ve idari gözetim dosyalarında önemlidir.

    Uygulamacı Açısından Sonuç

    Yabancılar hukuku dosyalarında bize göre ilk soru:

    “Müvekkil hakkında ne olmuş?”

    değil,

    “Müvekkil hakkında hangi idari işlemler tesis edilmiş?”

    olmalıdır.

    Çünkü aynı olayın içinde sınır dışı kararı, idari gözetim, ikamet izni işlemi, giriş yasağı ve tahdit kaydı birlikte bulunabilir.

    Bunların her biri ayrı ayrı incelenmeden yalnızca kişinin geri gönderme merkezinden çıkarılmasına veya yalnızca sınır dışı kararının iptaline odaklanmak dosyanın tamamını çözmeyebilir.

    7589 sayılı Kanun sonrasında idari yargılama kurallarındaki değişiklikleri de bu nedenle yabancılar hukuku pratiğinin dışında görmemek gerekir.

    Usul burada şekli bir mesele değildir.

    Bazen yabancının Türkiye’de kalıp kalamayacağını belirleyen şey, esasa ilişkin argümandan önce doğru işleme, doğru sürede ve doğru yargı merciinde başvurulmasıdır.

    İlgili Mevzuat ve Kaynaklar

    7589 sayılı Kanun
    Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, kabul tarihi 16.07.2026, çevrimiçi.
    URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/28702068-8336-454A-A986-019EEE6025E6

    6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu
    TBMM, kabul tarihi 04.04.2013, çevrimiçi.
    URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610

    Sınır Dışı Etme
    T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, çevrimiçi.
    URL: https://www.goc.gov.tr/sinir-disi-etme

    Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

    Sınır dışı etme kararı, idari gözetim, ikamet izni reddi veya iptali, Türkiye’ye giriş yasağı ya da tahdit kodu bulunan bir yabancı bakımından hukuki değerlendirme yapılırken yalnızca tek bir kararın incelenmesi yeterli olmayabilir.

    Özellikle sınır dışı kararı, idari gözetim kararı, tebliğ belgeleri, pasaport, ikamet veya çalışma izni belgeleri ve varsa tahdit koduna ilişkin evrakın birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Dolğun Hukuk Bürosu; sınır dışı etme kararlarının iptali, geri gönderme merkezleri ve idari gözetim süreçleri, tahdit kodları, Türkiye’ye giriş yasakları, ikamet ve çalışma izinleri ile yabancılar hukukundan kaynaklanan idari uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

    İletişim: Telefon: 0212 299 44 22 — E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com — Web: dolgun.av.tr

    Bilgi ve Sorumluluk Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut yabancı bakımından hukuki görüş veya sonuç garantisi niteliğinde değildir.

    Yabancılar hukukunda başvuru yolu ve süreleri; tesis edilen işlemin niteliğine, tebliğ tarihine, kişinin hukuki statüsüne ve aynı kişi hakkında bulunan diğer idari kararlara göre değişebilir. Özellikle sınır dışı ve idari gözetim süreçlerinde sürelerin kısa olması nedeniyle somut evrakın ayrıca incelenmesi gerekir.

    Yalnızca bu yazıdaki genel açıklamalara dayanılarak dava açılması, başvuru yapılması veya mevcut bir başvurudan vazgeçilmesi önerilmez. Web sitesindeki içeriğin okunması veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi somut dosyanın değerlendirilmesi ve ayrıca kurulacak vekalet veya hukuki hizmet ilişkisiyle başlar.

  • Yabancılar Hukukunda Özgürlük ve Güvenlik Hakkı: İdari Gözetim İşlemlerine Karşı Hukuki Yolda Aile Birliği ve Alternatif Yükümlülükler

    *


    Yabancı uyruklu bireyler hakkında uygulanan sınır dışı etme (deport) kararları ve buna bağlı idari gözetim tedbirleri, yalnızca idari bir işlem değil; özü itibarıyla kişinin “Kişi Hürriyeti ve Güvenliği” hakkına yönelik ağır bir müdahaledir. Bu nedenle söz konusu tedbirler, yalnızca 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) çerçevesinde değil, hiyerarşik olarak daha üstün olan T.C. Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ekseninde değerlendirilmelidir.

    Ofisimizce takip edilen süreçlerde İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği ve Edirne 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen güncel emsal kararlar; idari gözetimin “istisnai” bir tedbir olduğunu ve özgürlüğün asıl olduğunu bir kez daha tescillemiştir.

    Bu makalede; Anayasa, AİHS ve ilgili yönetmelikler ışığında idari gözetim kararlarına itirazın hukuki temellerini ve tahliye getiren kritik “ölçülülük” kriterlerini inceleyeceğiz.

    1. Normlar Hiyerarşisi: Özgürlük Asıl, Gözetim İstisnadır

    İdari gözetim kararları, hukuki dayanağını YUKK m. 57/2’den alsa da, bu yetkinin sınırları uluslararası sözleşmelerle çizilmiştir.

    • AİHS Madde 5 ve Anayasa Madde 19: Herkesin kişi hürriyeti ve güvenliğine hakkı vardır. Bir yabancının sınır dışı edilmek üzere tutulması, ancak keyfilikten uzak, yasal ve zorunlu hallerde mümkündür.

    • AİHS Madde 8 ve Anayasa Madde 41: “Aile hayatına saygı hakkı” ve “Ailenin korunması” ilkesi, idari gözetim kararlarında hayati bir rol oynar.

    Mahkemeler, idarenin “kamu düzeni” gerekçesini öne sürdüğü durumlarda dahi, bu anayasal hakları gözeterek şu tespiti yapmaktadır:

    …bir an için idari gözetim işleminin yerinde olduğu düşünülse de…”.

    Bu ifade, YUKK hükümlerinin Anayasa ve AİHS’deki temel hakların önüne geçemeyeceğinin yargısal ilanıdır.

    Emsal Karar’dan


    2. Aile Bütünlüğünün Korunması ve “Çocuğun Üstün Yararı”

    YUKK Uygulama Yönetmeliği ve uluslararası içtihatlar, hassas grupların ve çocuklu ailelerin durumunun ayrıca değerlendirilmesini emreder.

    İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği, hakkında terör örgütü iltisakı şüphesi veya kamu düzeni tehdidi iddiası bulunan yabancılar için dahi, “bakıma muhtaç çocuğun varlığı” nedeniyle idari gözetimi “ölçüsüz ve orantısız” bulmuştur.  

    Cinsiyet Eşitliği: Babalar İçin Emsal Karar

    Hukuki pratikte genellikle anneler üzerinden yürüyen bu süreçte, ofisimizce alınan emsal kararda Tacikistan uyruklu erkek müvekkilimiz A.S. için de, çocuğun bakım yükümlülüğü ve aile birliği (AİHS m.8) gerekçe gösterilerek tahliye kararı verilmiştir. Bu karar, babaların da idari gözetimden “aile birliği” ilkesiyle kurtulabileceğinin ispatıdır.  

    3. İdari Gözetime Alternatif Yükümlülükler Yönetmeliği’nin Uygulanması

    6458 sayılı Kanun’un 57/4. maddesi ve İdari Gözetime Alternatif Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik, idareye kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmadan denetleme imkanları sunar (Elektronik izleme, bildirimde bulunma vb.).

    Mahkemeler, kişinin sabit bir ikametgahı (Örneğin Başakşehir gibi ulaşılabilir bir adres) bulunduğunda, idari gözetim yerine bu alternatif tedbirlerin uygulanması gerektiğine hükmetmektedir.

    Kararlarda şu ifade açıkça yer alır:  

    …alternatif tedbirlerle de idari gözetimden umulan faydanın elde edilebileceği…”. 

    Bu durum, “Ölçülülük İlkesi” (Anayasa m. 13) gereğidir. Daha hafif bir tedbirle (imza vs.) amaçlanan kamu yararı sağlanabiliyorsa, kişiyi Geri Gönderme Merkezi’nde tutmak hukuka aykırıdır.

    4. Masumiyet Karinesi ve Adli Süreçler

    Edirne 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği kararda, yabancı hakkında adli bir soruşturma başlatılmış olsa bile, savcılıkça verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (KYOK) sonrası idari gözetimin devam etmesi “hakkaniyete aykırı” bulunmuştur.  

    Karardan

    Bu karar, Anayasa m. 38’de düzenlenen “Masumiyet Karinesi”nin idari hukuk alanındaki yansımasıdır. Kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet yoksa ve adli süreç lehine sonuçlanmışsa, idari gözetim cezalandırma aracı olarak kullanılamaz.

    Sonuç: Hukuki Destek Neden Şarttır?

    İdari gözetim kararlarına itiraz, sadece bir dilekçe süreci değildir. Bu süreç; Anayasa, AİHS, YUKK ve İdari Gözetime Alternatif Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik hükümlerinin harmanlandığı, üst düzey bir hukuki argümantasyon gerektirir.

    Avukatınız, güncel Sulh Ceza Hakimliği kararları ışığında;

    • Müvekkillerin AİHS kapsamındaki aile hayatı haklarını,

    • Alternatif yükümlülüklerin uygulanabilirliğini,

    • İdari gözetimin “son çare” olması gerektiğini savunarak özgürlüğün önünü açmaktadır.

    Unutmayın: Hürriyet asıl, kısıtlama istisnadır.

    MURAT CAN DOLĞUN

    Avukat – TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi