Etiket: TCK 136

  • Kalem Personelinin Dosya Üzerinde Kanaat Oluşturması: Somut Bir Olay Üzerinden Yetki Sınırları ve Hukuki Sorumluluk

    Kalem Personelinin Dosya Üzerinde Kanaat Oluşturması: Somut Bir Olay Üzerinden Yetki Sınırları ve Hukuki Sorumluluk

    Bir mahkemede duruşma sırası beklenirken, taraf vekili olarak dosyanın incelenmesi talep edilmiştir. Talep üzerine kalem personeli dosyayı sunmakla birlikte, dosya içeriğine ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş; taraflar hakkında değerlendirmeler yapmış ve dosyada yer alan vakıalara ilişkin kendi kanaatini açıkça ifade etmiştir.

    Kalem personeli, yalnızca dosya içeriğini aktarmakla kalmamış; “dosyayı çok iyi bildiğini”, “ek inceleme yaptığını”, “ilgili kişinin başka suçlarının da bulunduğunu” ve “dosyada hangi tarafın haklı olduğunun açık olduğunu” ifade etmiştir.

    Bu durum, ilk bakışta münferit bir davranış gibi değerlendirilebilirse de, yargı teşkilatının işleyişi, görev ayrımı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından sistematik olarak incelenmesi gereken bir sorunu ortaya koymaktadır.

    1. Hukuki Çerçeve: Yargı Yetkisi ve Kalem Fonksiyonunun Ayrımı

    Yargılama faaliyeti, Anayasa ve ilgili kanunlar çerçevesinde münhasıran hakim ve Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülür. Kalem personeli ise bu sürecin idari ve teknik boyutunu yerine getiren yardımcı kamu görevlileridir.

    Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik uyarınca kalem hizmetleri, hakim ve savcı denetimi altında yürütülür. Bu düzenleme, kalemin bağımsız bir değerlendirme mercii olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

    Dolayısıyla kalem personelinin dosya içeriğini analiz etmesi, hukuki nitelendirme yapması veya tarafların haklılık durumuna ilişkin kanaat oluşturması mümkün değildir.

    2. Dosya İnceleme Yetkisi ve Savunma Hakkı

    Ceza muhakemesinde dosya inceleme hakkı, savunma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hak, CMK m.153 kapsamında müdafiye tanınmıştır. Avukatlık Kanunu m.46 uyarınca ise avukatlar dava ve takip dosyalarını inceleyebilir.

    Kalem personelinin bu süreçteki rolü, dosyanın incelenmesini sağlamakla sınırlıdır. Kalem, dosya inceleme hakkının kullanımı bakımından bir filtre veya karar mercii değildir.

    Somut olayda ise kalem personeli, dosyayı sunmakla yetinmemiş; dosyanın esası hakkında değerlendirme yaparak, savunma alanına müdahale niteliği taşıyan bir tutum sergilemiştir.

    3. Kanaat Açıklama Yasağı ve Masumiyet Karinesi

    Bir kamu görevlisinin, görev alanı dışında dosyanın esası hakkında değerlendirme yapması, masumiyet karinesi ile bağdaşmaz.

    “Kişinin başka suçlarının olduğu” veya “dosyada kimin haklı olduğunun açık olduğu” yönündeki ifadeler; henüz hüküm kurulmadan önce suçluluk isnadı anlamına gelmekte ve yargılama sürecini etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bu tür açıklamalar, yalnızca etik bir sorun değil; aynı zamanda yargılamanın tarafsızlığına gölge düşüren bir davranıştır.

    4. Gizlilik Yükümlülüğü ve Veri Koruma Boyutu

    Ceza muhakemesinde soruşturma evresi gizlidir (CMK m.157). Bu gizlilik yükümlülüğü, yalnızca tarafları değil; kalem personelini de bağlamaktadır.

    Kalem personelinin dosya içeriğini incelemesi ve bu içerikten hareketle üçüncü kişilerle veya taraflarla değerlendirme paylaşması; TCK m.136 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak paylaşılması, TCK m.258 kapsamında göreve ilişkin sırrın açıklanması, sonuçlarını doğurabilir.

    Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca kamu görevlilerinin gizli bilgileri açıklaması yasaktır.

    5. “Ek İnceleme” İddiasının Hukuki Niteliği

    Somut olayda kalem personelinin “dosya üzerinde ek inceleme yaptığı” yönündeki beyanı, hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kalem personelinin, dosya üzerinde bağımsız inceleme yürütme, Delil değerlendirme, Dosya kapsamını genişletme yetkileri bulunmamaktadır.

    Bu tür bir faaliyet, görev tanımının açık ihlali olup; görevi kötüye kullanma (TCK m.257) kapsamında değerlendirilebilir.

    6. Suç Şüphesi Halinde İzlenmesi Gereken Usul

    Kalem personeli, görev sırasında bir suç işlendiğine dair emare ile karşılaşırsa yapabileceği nedir? Kalem personeli ne soruşturma başlatabilir ne de onun kolluk ve tutma yetkisi vardır, haliyle bu durumu yetkili makamlara bildirmekten başka bir yetkisi yoktur.

    Bu yükümlülük TCK m.278 kapsamında düzenlenmiştir. Ancak tekrar etmek pahasına da olsa, bu durum, kalem personeline soruşturma yapma veya dosya üzerinde değerlendirme yapma veyahut kolluk yetkisi vermez.

    Suç şüphesi halinde yapılması gereken tek işlem, yetkili Cumhuriyet savcısına bildirimde bulunmaktır. Yetki ve talimat zincirine uygun davranmalı ve kendi başına bir hukuki sonuç çıkarma girişiminde bulunmamalı, yetki tecavüzü yapmamalıdır.

    Sonuç

    Somut olayda kalem personelinin sergilediği davranış;

    Görev tanımının aşılması,

    Yargı yetkisine müdahale niteliği taşıması,

    Gizlilik yükümlülüğünün ihlali riski,

    Masumiyet karinesinin zedelenmesi,

    gibi birden fazla hukuki sorunu aynı anda barındırmaktadır.

    Yargı teşkilatında her aktörün kendi görev sınırları içerisinde kalması, yalnızca idari bir düzen meselesi değil; doğrudan adil yargılanma hakkının güvencesidir.

    Kalem personelinin dosya üzerinde kanaat oluşturması, değerlendirme yapması veya bu değerlendirmeyi açıklaması; bireysel bir davranış olarak değil, sistemsel bir risk olarak ele alınmalıdır.

    Saygılarımla

    Murat Can DOLGUN

    İstanbul Barosu Avukatlarından

  • Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yargı Teşkilatında Yapay Zeka Kullanımı: Hakim, Savcı ve Kamu Personelinin KVKK, Cezai ve İdari Sorumluluğu

    Yapay zeka araçlarının yargı pratiğine fiilen girmesiyle birlikte, hakimler, savcılar ve adliye personeli bakımından yeni bir risk alanı doğmuştur. Dosya özetleme, karar taslağı oluşturma veya analiz amacıyla kullanılan sistemlere; kişisel veriler, soruşturma içerikleri, mahkeme dosyaları ve emniyet evraklarının girilmesi, artık sadece teknik bir tercih değil; çok katmanlı bir hukuki sorumluluk doğuran bir eylem haline gelmiştir. Bu kullanım, aynı anda kişisel verilerin korunması hukuku, ceza hukuku ve disiplin hukuku alanlarına temas etmektedir.

    I. KVKK Kapsamında Sorumluluk

    6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, adliye içerisinde işlenen tüm kişisel veriler; hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine tabiidir. Yapay zeka sistemlerine dosya yüklenmesi halinde, bu verilerin işlenme amacı ile kullanılan aracın niteliği arasında çoğu zaman doğrudan bir bağlantı kurulamaz. Bu durum özellikle Madde 4’te düzenlenen genel ilkelerin ihlali riskini doğurur.

    Öte yandan, bu tür sistemlerin önemli bir kısmı bulut tabanlıdır ve veri işleme faaliyetleri çoğu zaman yurtdışı sunucular üzerinden gerçekleşir. Bu durumda, açık rıza, yeterlilik kararı veya uygun güvenceler bulunmaksızın yapılan veri aktarımı, Madde 8 ve 9 kapsamında hukuka aykırı hale gelir. Adliye içinde kullanılan bir aracın teknik altyapısı bilinmeden veri girilmesi, farkında olunmadan yurtdışına veri aktarımı anlamına gelebilir.

    Madde 12 uyarınca veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunan veri sorumlusu organizasyon içinde yer alan hakim, savcı ve kamu personeli; bu yükümlülüğün ihlali halinde yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bireysel sorumluluk tartışmasının da tarafı haline gelebilir. Bu kapsamda, yapay zeka araçlarının bilinçsiz kullanımı, KVKK ihlali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

    II. Cezai Sorumluluk (TCK Kapsamı)

    [iTürk Ceza Kanunu bakımından konu değerlendirildiğinde, yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi birden fazla suç tipiyle ilişkilendirilebilir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak bir sisteme kaydedilmesi, Madde 135 kapsamında suç teşkil edebilir. Aynı şekilde bu verilerin üçüncü taraf sistemlere iletilmesi veya erişilebilir hale getirilmesi, Madde 136 çerçevesinde “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu kapsamında değerlendirilebilir.

    Bu fiillerin kamu görevlisi sıfatıyla işlenmesi halinde, Madde 137 gereği cezaların artırılması söz konusu olur. Dolayısıyla hakim, savcı veya adliye personelinin bu tür bir veri aktarımına sebebiyet vermesi, nitelikli suç kapsamında daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Dosyanın niteliğine göre risk daha da büyür. Özellikle devlet güvenliği, kamu düzeni veya soruşturma gizliliği kapsamında bulunan belgelerin yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde; gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması, devletin güvenliğine ilişkin bilgilerin ifşası gibi suç tipleri de gündeme gelebilir. Bu durumda eylem, yalnızca kişisel veri ihlali olmaktan çıkar; doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir suç alanına dönüşür.

    III. İdari ve Disiplin Sorumluluğu

    Hakim ve savcılar bakımından 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümleri uygulanır. Mesleğin onur ve vakarına aykırı davranış, görevin gereklerine uygun hareket etmeme ve gizlilik yükümlülüğünün ihlali; disiplin yaptırımı doğurabilecek fiiller arasındadır. Yapay zeka sistemlerine dosya içeriği aktarılması, özellikle gizlilik ilkesinin ihlali kapsamında değerlendirilebilir.

    Adliye personeli ve diğer kamu görevlileri açısından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri devreye girer. Görev sırasında öğrenilen bilgilerin açıklanması yasağı ve sadakat yükümlülüğü, bu tür veri aktarımını açıkça sınırlandırır. Bu yükümlülüğe aykırı davranış, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve hatta memuriyetten çıkarma gibi sonuçlar doğurabilir.

    Ayrıca yargı teşkilatında kullanılan UYAP sistemi kapalı devre ve kontrollü bir yapı üzerine kuruludur. Bu sistem dışına veri çıkarılması, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda kurumsal güvenlik politikasının ihlali anlamına gelir ve idari sorumluluğu doğrudan tetikler.

    IV. Devlet Sorumluluğu ve Rücu İhtimali

    Bu tür ihlaller yalnızca bireysel sonuç doğurmaz. Kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya gizli bilgilerin ifşası halinde, devletin tazmin sorumluluğu doğabilir. Ancak idare hukuku ilkeleri gereği, ağır kusur veya açık ihlal durumlarında ilgili kamu görevlisine rücu edilmesi de mümkündür. Bu nedenle yapay zeka kullanımındaki hatalı işlemler, uzun vadede kişisel mali sorumluluk riskini de beraberinde getirir.

    V. Devlet Sırrı ve Gizli Belgelerin Paylaşılması Riski

    Yapay zeka sistemlerine veri yüklenmesi meselesi, yalnızca kişisel verilerin korunması ile sınırlı değildir. Dosyanın niteliğine bağlı olarak bu durum, doğrudan devlet sırrı veya gizli belge kapsamına giren bilgilerin kontrolsüz şekilde üçüncü taraf sistemlere aktarılması sonucunu doğurabilir. Bu noktada hukuki değerlendirme, veri koruma hukukunun ötesine geçerek devletin güvenliği ve yargı gizliliği eksenine taşınır.

    Türk Ceza Kanunu kapsamında, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin açıklanması suç teşkil eder. Hakim, savcı ve adliye personeli, bu bilgilere görevleri gereği erişmektedir. Bu nedenle söz konusu bilgilerin yapay zeka araçlarına girilmesi; teknik olarak bir “analiz” işlemi gibi görünse de, hukuki nitelik itibarıyla üçüncü taraf sistemlere aktarım ve dolayısıyla açıklama olarak değerlendirilebilir.

    Özellikle terör suçları, organize suçlar, istihbarat bağlantılı soruşturmalar, uluslararası adli yardımlaşma dosyaları, sınır güvenliği ve göç süreçlerine ilişkin evraklar ile henüz alenileşmemiş yargısal değerlendirmeler; yüksek gizlilik derecesine sahip belgelerdir. Bu tür verilerin kontrolsüz biçimde yapay zeka sistemlerine yüklenmesi halinde, yalnızca kişisel veri ihlali değil, aynı zamanda gizli kalması gereken bilgilerin ifşası söz konusu olabilir.

    Bu noktada “veriyi kimseyle paylaşmadım, sadece sisteme yükledim” şeklindeki savunma hukuken yeterli değildir. Zira veri, üçüncü taraf altyapılar üzerinden işleniyorsa, bu durum fiilen bir aktarım ve açıklama niteliği taşır. Kontrolün kaybedildiği her durumda, hukuki sorumluluk doğar.

    Sonuç olarak, adliye içerisinde yapay zeka kullanımı; dosyanın içeriğine bağlı olarak yalnızca KVKK ihlali değil, devlet sırrının ifşası ve yargı gizliliğinin ihlali gibi ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk alanıdır. Bu nedenle konu, basit bir teknolojik tercih olarak değil, doğrudan kamu güvenliği ve yargı bağımsızlığı meselesi olarak ele alınmalıdır.

    VI. Genel Değerlendirme ve Acil Düzenleme İhtiyacı

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının tamamen yasaklanması gerçekçi değildir. Ancak bu kullanımın kuralsız bırakılması, hem bireysel hem kurumsal ölçekte ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Bugün gelinen noktada sorun, teknolojinin varlığı değil; kullanım sınırlarının belirlenmemiş olmasıdır.

    Adalet Bakanlığı’nın, hakimler, savcılar ve tüm adliye personeli bakımından yapay zeka kullanımına ilişkin açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık zorunluluktur. Hangi verilerin kesinlikle bu sistemlere yüklenemeyeceği, hangi araçların kullanılabileceği ve veri aktarımının hangi şartlara tabi olacağı genelge ve özelgelerle derhal belirlenmelidir.

    Aksi halde, iyi niyetli ve pratik amaçlarla yapılan işlemler dahi; KVKK ihlali, ceza sorumluluğu ve disiplin yaptırımları ile sonuçlanabilecek çok boyutlu bir risk alanı oluşturmaya devam edecektir.


    Sonuç ve Değerlendirme

    Yargı teşkilatında yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, doğru sınırlar çizilmediği takdirde yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı anda KVKK ihlalleri, cezai sorumluluklar, disiplin yaptırımları ve hatta devlet sırrının ifşası gibi ağır sonuçlar doğurabilecek çok katmanlı bir risk alanı oluşturmaktadır. Hakimlerin, savcıların ve kamu personelinin iyi niyetle ve pratik amaçlarla gerçekleştirdiği işlemler dahi, mevcut mevzuat karşısında ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.

    Bu nedenle mesele, bireysel dikkat çağrılarıyla çözülebilecek bir alan olmaktan çıkmış; doğrudan kurumsal düzenleme ihtiyacı haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı’nın genelge ve özelgelerle açık, bağlayıcı ve denetlenebilir bir çerçeve oluşturması artık gecikmeksizin ele alınması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde uygulama birliği sağlanamayacak, riskler kişisel inisiyatiflere bırakılacak ve bu durum hem yargı güvenliğini hem de kamu düzenini zedeleyecektir.

    Bu çalışma, yalnızca teorik bir değerlendirme değil; sahada aktif olarak çalışan bir hukukçu perspektifiyle, uygulamada karşılaşılması kuvvetle muhtemel risklerin ortaya konulması amacıyla kaleme alınmıştır. Yargı sisteminin dijitalleşmesi kaçınılmazdır; ancak bu dönüşümün hukuki güvenlik, veri koruma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu şekilde ilerlemesi gerekmektedir.

    Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    İstanbul Barosu Avukatı