Etiket: TD Hukuk

  • KARARI KİM VERİYOR ?

    KARARI KİM VERİYOR ?

    Hukuk dünyasında yapay zeka tartışmaları giderek büyürken, dikkat çekici bir şekilde hedef sürekli avukatlar olmaktadır. Bu yaklaşım, meselenin özünü ıskalayan ve risk alanını yanlış belirleyen bir refleksin ürünüdür. Çünkü hukuk düzeninde belirleyici olan iddia veya savunma değil, hükmün kendisidir. Hükmü kuran ise avukat değil, hâkimdir. Bu nedenle tartışmanın ekseni yanlış kurulmuştur ve asıl sorulması gereken soru şudur: Yapay zeka kullanımının en büyük riski kimdedir?

    Türk hukuk sisteminde avukat ile hâkim arasında ciddi bir sorumluluk dengesizliği bulunmaktadır. Avukat; vekâlet ilişkisi gereği hem sözleşmesel hem haksız fiil sorumluluğu altındadır ve hatalı bir işlem doğrudan maddi sorumluluk doğurabilir. Buna karşılık hâkimlerin sorumluluğu istisnai ve sınırlıdır; hukuki sorumluluk çoğu zaman Devlet üzerinden yürür, cezai sorumluluk ise ağır prosedürlere bağlanmıştır ve uygulamada oldukça dar bir alanda kalır. Bu tablo, yapay zeka kullanımında ortaya çıkan riski büyüten temel unsurdur çünkü daha büyük etki gücüne sahip olan makam, daha sınırlı sorumluluk rejimi içindedir.

    Yapay zeka artık yalnızca bir araştırma aracı değildir; metin üretir, gerekçe oluşturur, içtihat derler ve değerlendirme yapar. Bir hâkimin gerekçe yazımında, hukuki analizde ve kanaat oluşturma sürecinde yapay zeka çıktısına dayanması teknik bir kolaylık değil, fiilen karar sürecine dış bir unsurun dahil edilmesidir. Sorun yapay zekanın kullanılması değildir; sorun, yapay zekanın düşünme sürecine ortak olmasıdır.

    Yargılama sadece norm uygulaması değildir; hâkim somut olayı değerlendirirken vicdani kanaatini kullanır ve bu durum hukukun insani yönünü temsil eder. Yapay zeka ise vicdan üretmez, empati kurmaz ve somut olayın insani ağırlığını tartmaz. Bu nedenle hâkimin, zihnini ve vicdanını yapay zekaya devretmesi yalnızca teknik bir tercih değil, yargı fonksiyonunun özüne dokunan bir kırılmadır.

    Bugün kamuoyunda ve meslek içi tartışmalarda odak sürekli avukatlara yöneltilmektedir. Oysa avukatın yaptığı hata sistem içinde denetlenebilir; karşı taraf vardır, mahkeme vardır, istinaf ve temyiz vardır. Ancak hâkimin yaptığı hata doğrudan hükme dönüşür ve bir kişinin özgürlüğünü, malvarlığını ve itibarını tek bir karar ile etkileyebilir. Bu nedenle riskin merkezi avukatlar değil, yargı yetkisini kullanan makamdır.

    Bugün hâkimlerin yapay zeka kullanımına ilişkin açık ve bağlayıcı bir düzenleme (maalesef ve açıkça) bulunmamaktadır. Ne ölçüde kullanılacağı, hangi sınırların geçilemeyeceği ve hangi durumların yasak olduğu net değildir. Bu durum standartsız uygulamalara, kontrolsüz kullanım biçimlerine ve hesap verilebilirlik boşluklarına yol açmaktadır. Yargı gibi haklar ve özgürlüğün anlam kazandığı bir alanda kullanılan her aracın kaynağı / etkisi denetlenebilir olmalıdır. Aksi halde kararın arkasındaki irade kamu olmaktan çıkar.

    Yapay zekadan korunması gereken meslek avukatlık değildir; avukatlık dönüşür, adapte olur ve rekabet içinde kendini yeniden üretir. Korunması gereken alan yargının kendisidir. Çünkü yanlış bir dilekçe düzeltilebilir, eksik bir savunma tamamlanabilir ancak hatalı bir hüküm çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurur. Eğer yargı makamı karar sürecinde dış üretimlere bağımlı hale gelirse hukuk devleti ilkesi görünürde korunur fakat içeriği zayıflar ve nihayetinde kaçınılmaz soru ortaya çıkar:

    Kararı gerçekten kim verdi?

    – Murat Can DOLGUN

    İstanbul Avukatı

    Görüş ve Önerileriniz için:

    Mail: av.muratcandolgun@gmail.com

    WhatsApp: +905074754422

  • Türk Ceza Hukuku Uygulamasında “Silah” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları

    Türk Ceza Hukuku Uygulamasında “Silah” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları

    Ceza yargılamalarında ve özellikle kasten yaralama suçlarında en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri, suçun işlenişinde kullanılan eşyanın “silah” vasfı taşıyıp taşımadığıdır. Türk Ceza Hukuku uygulamasında silah kavramının sınırları, hem doktrinde hem de Yargıtay içtihatlarında süregelen bir tartışma konusudur. Gündelik hayatta kullandığımız eşyaların hangi durumlarda silah olarak nitelendirildiği, ceza hukukunun temel prensipleri olan kanunilik ve belirlilik ilkeleri ışığında incelenmeyi gerektirmektedir.

    TCK Madde 6’ya Göre Silah Nedir? Kanuni Düzenleme ve Belirlilik İlkesi

    Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 86/3-e maddesi, kasten yaralama suçunun silahla işlenmesini, verilecek cezanın yarı oranında artırılmasını gerektiren nitelikli bir hal olarak düzenlemiştir. Bu artırımın temel yasal amacı, mağduru korumak ve caydırıcılığı sağlamaktır.

    Ancak uygulamanın temel dayanağı olan TCK Madde 6/1-f-4, ceza hukukunda silah sayılan aletleri tanımlarken şu geniş ifadeye yer vermektedir: “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler.” Mülga 765 Sayılı TCK dönemindeki dar ve sınırlı silah listesinin (şişli baston, kama, ateşli silahlar vb.) yarattığı yasal boşlukları doldurmak amacıyla getirilen bu düzenleme, “diğer şeyler” ibaresinin ucu açık yapısı nedeniyle hukuki belirlilik ilkesi açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Lafzi yorumun bu denli genişletilmesi, öngörülebilirlik ilkesini zedeleyerek yargısal kaosa zemin hazırlayabilmektedir.

    Yargıtay Kararlarına Göre Hangi Gündelik Eşyalar Silah Sayılır?

    TCK 6/1-f-4 maddesindeki “kullanılmaya elverişli diğer şeyler” ibaresinin geniş yorumlanması, uygulamada çeşitli fiziki objelerin somut olayın özelliklerine göre silah olarak kabul edilmesine yol açmıştır. Yargıtay’ın yerleşik ve güncel içtihatlarına yansıyan, silah sayılan gündelik eşyalardan bazıları şunlardır:

    Temizlik ve Ev Gereçleri: Süpürge borusu, vileda sapı, plastik tabure, leğen…

    Mutfak Eşyaları ve Gıdalar: Sıcak çay, sıcak kahve, kızgın yağ…

    Gündelik Objeler: Televizyon kumandası, ayakkabı, terlik, meyve kasası…

    Bu konudaki içtihat farklılıklarını ve hukuki öngörülebilirliğin zedelendiği noktaları gösteren en çarpıcı örnek “Pet Şişe” kararlarıdır. Aynı fiziki obje hakkında, farklı Yargıtay daireleri somut olayın niteliğine göre zıt yönde kararlar verebilmektedir:

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi (2015/11169): İçi su dolu pet şişeyi, mağdurdaki yaralanmanın niteliği ve olayın özelliklerini dikkate alarak silah kapsamında değerlendirmiştir.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2017/3-311): İçi su dolu 500 ml’lik pet şişenin, tokat veya yumrukla meydana getirilebilecek zarardan öte faile bir avantaj sağlamaması gerekçesiyle silah olarak nitelendirilemeyeceğine hükmetmiştir.

    Ceza Hukukunda Sınır Vakalar: Köpek, İnsan Bedeni veya Sabit Nesneler Silah Kabul Edilir mi?

    Silah kavramının genişletici yorum pratiği, bazı spesifik durumlarda hukuki tartışmaları derinleştirmektedir:

    Hayvanların Statüsü: Türk hukuku yaklaşımında hayvanlar eşya (taşınır) statüsünde kabul edildiğinden, bir köpeğin saldırtılması silah kullanımı olarak değerlendirilebilmektedir. Doktrindeki ağırlıklı görüş ise, canlının insan üretimi bir nesne (alet) olmadığını belirterek bu lafzi yoruma itiraz etmektedir.

    İnsan Bedeni ve Uzuvlar: Bütünlük ilkesi gereği failin eli, kafası veya dişi bedene dahildir ve harici bir varlığa sahip olmadığından silah sayılamaz. Dövüş sporcularının bedensel yetenekleri de kanunen silah niteliği taşımaz. Bu durumun tek hukuki istisnası, yerinden çıkarılarak fiilen kullanılan takma diş veya protez uzuvlardır.

    Sabit Nesneler (Taşınmazlar): Yargıtay’ın klasik görüşüne göre aletin fiilen “taşınabilir” olması gerekmektedir. Bu nedenle mağdurun sabit bir duvara veya kayaya itilmesi silahla yaralama sayılmamaktadır (YCGK 2019/606). Ancak doktrinde amaçsal yorum tercih edilerek, önemli olanın nesnenin hareketliliği değil, yaratılan potansiyel tehlike olduğu savunulmaktadır.

    Sonuç ve Hukuki Destek

    Ceza adalet sisteminde kanunilik ilkesinin ve dar yorum müessesesinin korunması, bireylerin özgürlüklerinin en temel teminatıdır. Yargıtay içtihatlarındaki değişkenlik ve kanuni tanımların ucu açık yapısı, ceza yargılamalarında her somut olayın kendi dinamikleri içinde, alanında uzman hukukçular tarafından titizlikle incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Gündelik bir eşyanın silah vasfı kazanıp kazanmadığına yönelik yapılacak hatalı bir hukuki nitelendirme, telafisi güç hak kayıplarına ve adaletsiz ceza artırımlarına yol açabilmektedir.

    Bu bağlamda; “silah” kavramının sınırları, kasten yaralama suçunun nitelikli halleri ve ceza yargılamalarına dair karşılaştığınız tüm hukuki ihtilaflarda, sürecin en başından itibaren profesyonel bir hukuki temsil büyük önem taşır. Somut olayınızın hukuki analizinin yapılması, lehe olan delillerin toplanması, savunma hakkının etkin kullanılması ve adil yargılanma hakkınızın temini için Av. MURAT CAN DOLĞUN olarak uzman avukat kadromuzla profesyonel hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

    Hukuki süreçlerinize ilişkin detaylı değerlendirme ve destek talepleriniz için TD Hukuk ve Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.