Kategori: Avukatlık Hukuku

  • Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay zekanın hukuk uygulamasında kullanımı artık teorik bir tartışma değil. Avukatlar; metin taslağı hazırlarken, uzun belgeleri incelerken, içtihat araştırırken veya hukuki bir sorunu farklı yönleriyle değerlendirirken üretken yapay zeka araçlarından yararlanıyor.

    Ancak 24 Ağustos 2026 tarihinde basına yansıyan ve İstanbul’da görülen bir dava, bu araçların hukuk uygulamasında nasıl kullanılmaması gerektiğine ilişkin dikkat çekici bir örnek ortaya koydu.

    Sabah’ta yayımlanan habere göre İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen ve toplam 10 milyon TL bedelli iki senede ilişkin menfi tespit davasında, davacı tarafın dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin “20.07.2022 tarihli ve 2018/1234 başvuru numaralı” bir kararına dayanıldı.

    Davaya ilişkin haberlerde, davalı tarafın böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı bulunmadığını ileri sürdüğü ve dilekçedeki bazı ifadelerin yapay zeka tarafından üretilmiş olabileceğini iddia ettiği aktarıldı. Davacı vekili ise dilekçenin yapay zeka ile hazırlandığı iddiasını kabul etmedi.

    (Kaynak: Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026, https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046)

    Mahkeme Yapay Zeka Konusunda Bir Karar Verdi mi?

    Öncelikle haberin hukuki açıdan doğru okunması gerekiyor.

    Mahkeme, dilekçenin yapay zeka tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı veya gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararına dayanılmasının ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağı konusunda bir karar vermedi.

    İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisinin bulunduğu ve senetlerin bu ilişki kapsamında düzenlenen bir protokole dayandığı gerekçesiyle görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğuna karar verdi.

    Bu nedenle dosyada yapay zeka kullanımına ilişkin henüz esasa dair bir mahkeme değerlendirmesi bulunmuyor.

    Dolayısıyla bu olayın, “Türkiye’de yapay zeka ile hazırlanan dilekçe nedeniyle avukata yaptırım uygulandı” veya “mahkeme yapay zeka kullanımını hukuka aykırı buldu” şeklinde aktarılması doğru değildir.

    Ancak olay, çok daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

    Bir avukat, yapay zekadan yararlanarak hazırladığı ve mahkemeye sunduğu dilekçedeki bilgilerin doğruluğundan sorumlu mudur?

    Bu sorunun cevabı çok daha nettir.

    Asıl Sorun Yapay Zeka Kullanmak Değil, Doğrulamadan Kullanmak

    Bir avukatın yapay zekadan yararlanması tek başına hukuka veya meslek kurallarına aykırı değildir.

    Yapay zeka;

    • hukuki araştırmanın başlangıç noktalarını belirlemek,
    • uzun belgeleri sınıflandırmak,
    • dilekçe taslakları oluşturmak,
    • farklı hukuki argümanları karşılaştırmak,
    • metinlerin yapısını düzenlemek

    gibi pek çok konuda yardımcı araç olarak kullanılabilir.

    Ancak hukuk uygulamasında belirleyici olan, metnin ilk taslağını kimin veya hangi sistemin oluşturduğu değildir.

    Belirleyici olan, mahkemeye sunulan nihai metnin avukat tarafından kontrol edilip edilmediğidir.

    Türkiye Barolar Birliğinin Haziran 2026’da gerçekleştirdiği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı’nın sonuçlarında da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Yapay zeka kullanımında insan denetiminin korunması, mesleki sorumluluğun avukatta kalması ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

    (Kaynak: Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026, https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541)

    Bu nedenle “yapay zeka yanlış yazdı” şeklindeki bir açıklama, avukatın mesleki sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin altında avukatın imzası bulunuyorsa, dilekçenin hukuki ve maddi içeriğinin denetlenmesi sorumluluğu da esas olarak avukata aittir.

    Olmayan Bir Mahkeme Kararını Dilekçeye Yazmak Neden Önemli?

    Üretken yapay zeka sistemlerinin en bilinen sorunlarından biri, gerçekte bulunmayan bilgileri son derece ikna edici biçimde üretebilmeleridir.

    Bu durum literatürde genellikle “hallucination” yani yapay zeka halüsinasyonu olarak adlandırılıyor.

    Sistem yalnızca gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararından söz etmekle kalmayabilir. Aynı zamanda;

    • karar tarihi,
    • başvuru veya esas numarası,
    • mahkeme adı,
    • kararın gerekçesi,
    • hatta karar metninden alınmış gibi görünen paragraflar

    da oluşturabilir.

    Hukuk uygulamasındaki asıl tehlike de burada ortaya çıkmaktadır.

    Bir bilginin teknik olarak ikna edici görünmesi, o bilginin gerçek olduğu anlamına gelmez.

    Bu nedenle yapay zeka tarafından verilen bir mahkeme kararının mutlaka ilgili mahkemenin resmi karar veri tabanından veya güvenilir bir hukuk veri tabanından ayrıca doğrulanması gerekir.

    Avukatlık Kanunu Açısından Sorun

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesine göre avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek zorundadır.

    Bu hüküm, yapay zeka tartışmasından çok daha eski olmasına rağmen yeni teknolojilere de doğrudan uygulanabilir.

    Çünkü yükümlülük kullanılan araca değil, avukatın mesleki davranışına ilişkindir.

    Bir dilekçenin;

    • elle yazılması,
    • başka bir avukat tarafından hazırlanması,
    • hukuk veri tabanından yararlanılarak oluşturulması,
    • yapay zeka desteğiyle hazırlanması

    sonucu değiştirmez.

    Avukat, kendi imzasıyla mahkemeye sunduğu metnin hukuki denetimini yapmak zorundadır.

    Bu nedenle gerçekte bulunmayan bir kararın hiçbir kontrol yapılmadan mahkemeye sunulması, somut olayın koşullarına göre Avukatlık Kanunu’ndaki özen ve doğruluk yükümlülüğü açısından da değerlendirmeye konu olabilir.

    Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

    Her yanlış atıf veya hatalı karar numarası kendiliğinden disiplin sorumluluğu doğurmaz. Hatanın niteliği, avukatın gösterdiği özen, hatanın nasıl ortaya çıktığı, fark edildiğinde düzeltilip düzeltilmediği ve yargılamaya etkisi birlikte değerlendirilmelidir.

    HMK m.29: Yargılamada Dürüstlük İlkesi

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 29. maddesi de tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmasını öngörmektedir.

    HMK m.29 kapsamında taraflar ve vekilleri, yargılamayı dürüstlük kurallarına uygun biçimde yürütmek zorundadır.

    Gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararının dilekçeye yazılması ile tarafın maddi vakıalar hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması aynı şey değildir. Bu nedenle her yanlış içtihat atfını doğrudan HMK m.29/2 kapsamında değerlendirmek doğru olmaz.

    Ancak gerçekte bulunmadığı bilinen veya hiçbir şekilde kontrol edilmeyen bir hukuki kaynağın mahkemeye gerçek bir karar gibi sunulması, yargılamada dürüstlük ilkesi açısından ayrıca tartışılabilir.

    Avukatın Müvekkiline Karşı Sorumluluğu

    Meselenin yalnızca mahkemeye karşı sorumluluk boyutu bulunmuyor.

    Avukatın müvekkiline karşı da bir özen yükümlülüğü vardır.

    Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesine göre vekil, üstlendiği işi vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

    Dolayısıyla bir avukatın doğrulanmamış bir yapay zeka çıktısını kullanması nedeniyle müvekkilin hak kaybına uğraması, davanın olumsuz etkilenmesi veya gereksiz bir maliyet ortaya çıkması halinde ayrıca hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

    Elbette bunun için somut olayda kusur, zarar ve illiyet bağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Dünyadaki En Bilinen Örnek: Mata v. Avianca

    Bu sorun dünyada ilk kez Türkiye’de ortaya çıkmadı.

    2023 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen Mata v. Avianca davası, yapay zeka tarafından üretilen sahte mahkeme kararlarının hukuk uygulamasındaki en bilinen örneklerinden biri haline geldi.

    Davada avukatlar ChatGPT tarafından üretilen ve gerçekte bulunmayan çeşitli mahkeme kararlarını dilekçelerinde kullandı.

    ABD Federal Mahkemesi, yapay zeka kullanılmasının tek başına yanlış olmadığını açık biçimde belirtti.

    Sorun, avukatların mahkemeye sundukları kararların gerçek olup olmadığını kontrol etmemeleriydi.

    Mahkeme bu nedenle avukatlar ve hukuk bürosu hakkında yaptırım uyguladı.

    (Karar: Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023, https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/)

    Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke oldukça basittir:

    Yapay zeka kullanmak sorun değildir. Yapay zekanın ürettiği hukuki bilgiyi kontrol etmeden mahkemeye sunmak sorundur.

    İngiltere’de de Aynı Sorun Yaşandı

    İngiltere Yüksek Mahkemesi de 2025 yılında Ayinde v. London Borough of Haringey ve Al-Haroun v. Qatar National Bank dosyalarında benzer bir sorunla karşılaştı.

    Mahkemeye sunulan belgelerde gerçekte bulunmayan mahkeme kararları ve hatalı hukuki atıflar tespit edildi.

    Mahkeme, üretken yapay zeka sistemlerinin gerçekte bulunmayan kararları ve alıntıları son derece inandırıcı biçimde oluşturabildiğine dikkat çekti.

    Buna karşılık hukukçuların, mahkemeye sundukları her hukuki kaynağın doğruluğunu kontrol etmekle yükümlü oldukları vurgulandı.

    (Karar: High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025, https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/)

    Yapay Zeka Kullanan Bir Hukuk Bürosu Hangi Kontrolleri Yapmalı?

    Yapay zekanın hukuk bürolarında kullanılması halinde bazı temel kuralların uygulanması gerekir.

    1. Her Mahkeme Kararı Ayrı Ayrı Doğrulanmalı

    Yapay zekanın verdiği esas, karar veya başvuru numarasına güvenilmemelidir.

    Kararın AYM, Yargıtay, Danıştay veya ilgili mahkemenin resmi veri tabanında gerçekten bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.

    2. Sadece Karar Numarası Değil, Kararın İçeriği de Okunmalı

    Yapay zeka bazen gerçek bir mahkeme kararını bulabilir ancak kararın gerekçesini yanlış aktarabilir.

    Bu nedenle yalnızca karar künyesinin doğru olması yeterli değildir.

    Kararın somut olayla gerçekten ilgili olup olmadığı da incelenmelidir.

    3. Kanun Maddeleri Güncel Mevzuattan Kontrol Edilmeli

    Özellikle sık değişen mevzuat alanlarında yapay zeka eski kanun metinlerini kullanabilir.

    Bu nedenle nihai dilekçede kullanılacak kanun maddeleri güncel mevzuat üzerinden kontrol edilmelidir.

    4. Müvekkil Sırrı ve Kişisel Veriler Korunmalı

    Dosya içerisindeki kişisel verilerin veya müvekkil sırrı niteliğindeki bilgilerin herhangi bir yapay zeka sistemine aktarılması ayrıca veri güvenliği ve meslek sırrı bakımından değerlendirilmelidir.

    Türkiye Barolar Birliği de 2026 yılındaki çalışmasında müvekkil gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını yapay zeka kullanımındaki temel meseleler arasında saymıştır.

    5. Nihai Metni Avukat Okumalı

    Yapay zeka bir hukukçunun yardımcısı olabilir.

    Ancak dava stratejisini belirleyen, delilleri değerlendiren, hukuki nitelendirmeyi yapan ve nihai dilekçeyi imzalayan kişi avukattır.

    Mesleki muhakemenin tamamen yapay zekaya devredilmesi mümkün değildir.

    Yapay Zeka Kullanıldığının Mahkemeye Bildirilmesi Gerekir mi?

    Türk hukukunda bugün itibarıyla avukatların dilekçe hazırlanırken yapay zekadan yararlandıklarını her durumda mahkemeye açıklamalarını zorunlu tutan genel bir düzenleme bulunmamaktadır.

    Bu nedenle bir avukatın yapay zekadan taslak hazırlamak, metni düzenlemek veya araştırmaya yardımcı olmak amacıyla yararlanması tek başına mahkemeye bildirim yükümlülüğü doğurmaz.

    Ancak yapay zekanın kullanımı;

    • delilin oluşturulmasını,
    • uzman görüşünü,
    • maddi vakıaların ortaya konulmasını,
    • belgenin gerçekliğini

    etkileyen bir noktaya ulaşıyorsa farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir.

    Gelecekte asıl tartışmanın “yapay zeka kullanıldı mı?” sorusundan ziyade şu soruya yönelmesi daha olasıdır:

    Yapay zeka hangi amaçla kullanıldı ve avukat gerekli insan denetimini sağladı mı?

    İstanbul’daki Dava Emsal Olabilir mi?

    Basında dosyanın emsal oluşturabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    Ancak mevcut aşamada teknik anlamda yapay zeka kullanımına ilişkin bir emsal karardan söz etmek mümkün değildir.

    Çünkü İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, yapay zeka tartışmasının esasına girmeden görevsizlik kararı verdi.

    Dosyanın görevli İş Mahkemesine gönderilmesinden sonra yapay zeka ile hazırlanmış olduğu iddia edilen dilekçe yeniden tartışılır ve mahkeme bu konuda gerekçeli bir değerlendirme yaparsa, dosya Türkiye’deki yapay zeka ve avukatlık tartışmaları açısından gerçekten önem kazanabilir.

    Bu nedenle dosyanın sonraki aşamalarının takip edilmesi gerekir.

    Sonuç: Yapay Zeka Avukatın Yerine Değil, Avukatın Yanında Kullanılmalı

    Yapay zekanın hukuk mesleğinden tamamen dışlanması gerçekçi görünmüyor.

    Doğru kullanıldığında yapay zeka;

    • araştırmayı hızlandırabilir,
    • çok sayıda belgeyi analiz edebilir,
    • alternatif hukuki argümanlar ortaya çıkarabilir,
    • avukatın daha verimli çalışmasını sağlayabilir.

    Ancak hukuk uygulamasındaki temel sorumluluk değişmez.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin sorumluluğu yapay zekaya değil, dilekçeyi imzalayan avukata aittir.

    Bir mahkeme kararının gerçek olup olmadığını kontrol etmek, kararı okumak, somut olayla ilgisini değerlendirmek ve hukuki argümanı mesleki muhakeme süzgecinden geçirmek avukatın görevidir.

    Teknoloji değişebilir.

    Avukatlık mesleğinde kullanılan araçlar değişebilir.

    Ancak özen, doğruluk, mesleki bağımsızlık ve hukuki muhakeme yükümlülüğü değişmez.

    Kaynaklar

    Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026
    https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046

    Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukatlik-kanunu-1136

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

    Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023
    https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/

    High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025
    https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/

    American Bar Association, Formal Opinion 512 – Generative Artificial Intelligence Tools, 29.07.2024
    https://www.americanbar.org/content/dam/aba/administrative/professional_responsibility/ethics-opinions/aba-formal-opinion-512.pdf

    Hukuki Destek

    Yapay zeka, teknoloji hukuku, ticari uyuşmazlıklar ve yargılama süreçlerine ilişkin hukuki danışmanlık talepleri için TD Hukuk Bürosu ile iletişime geçilebilir.

    Bilgilendirme Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir kişi veya dosya hakkında hukuki görüş niteliğinde değildir. Basına yansıyan dava hakkındaki değerlendirmeler kamuya açık kaynaklarla sınırlıdır. Dava dosyasının tamamı ve ilgili mahkeme kararları incelenmeden tarafların hukuki veya mesleki sorumluluğu hakkında kesin bir sonuca varılamaz. Her somut olay kendi koşulları içerisinde ayrıca değerlendirilmelidir.

  • Doç. Dr. Abdurrahman Savaş’ın Hukukun Genel İlkeleri Kitabı Üzerine Notlar, Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Doç. Dr. Abdurrahman Savaş’ın Hukukun Genel İlkeleri Kitabı Üzerine Notlar, Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Geçtiğimiz günlerde ofise Doç. Dr. Abdurrahman Savaş’ın Roma Hukukundan Günümüze Hukukun Genel İlkeleri(Filiz Kitabevi 2026) adlı kitabını getirdim. Kırmızı kapağıyla masanın üzerinde duruyordu. Ofisteki meslektaşlardan biri kitabı eline aldı, kapağına baktı ve bıyık altından hafif müstehzi bir tebessümle “Roma hukuku… geçip gitmek için verilen ders” dedi. Cümle kısa, tonu ise oldukça tanıdıktı. Fakültede birçok kişinin zihnindeki o klasik yaklaşımın küçük bir özeti gibiydi: Hukukun genel ilkeleri, regulae, küllî kaideler… Bunlar sınavı geçmek için okunur ama gerçek hukuk dediğimiz pratik’in dışında kalır.

    Oysa benim fakültedeki yaklaşımım biraz farklıydı. Hukukun genel ilkelerinin okutulduğu herhangi bir dersi her zaman ciddiye alanlardan biriydim. Çünkü daha o yıllarda, hukukun yalnızca maddelerden ibaret olmadığını sezdiren bir tarafı olduğunu hissediyordum. Kanun metinleri değişebilir, içtihatlar dönüşebilir, ama onların temel mantığı daima, hukukçuların elinde yoğrulur. Modern hukuk sistemleri, hukukun genel ilkeleriyle; aslında hakimiyle, avukatıyla aynı zihinsel damar üzerinde yükselir.

    Meslek hayatımın çok erken başlangıcında, staj döneminde bunun karşılığını net gördüğüm bir anı var.

    Bir dönem ofiste birlikte çalıştığımız stajyer bir meslektaşımız vardı. Kendisi hukukun genel ilkelerine gerçekten hâkim bir hukukçuydu. Bazen şu ilginç durum ortaya çıkardı: Birimiz bir konuya dört gün çalışır, mevzuatı tarar, Yargıtay kararlarını inceler, doktrini didik didik ederek bir dilekçe hazırlar; o ise aynı meseleye çok daha kısa bir sürede bakar ve neredeyse aynı kalitede bir sonuca ulaşırdı. Bir soruyla tüm bildiklerimiz yerle bir edebilir, hiç düşünmediğimiz noktaların tüketilmediğini gösteriverirdi.

    İlk başta bunun nasıl mümkün olduğunu anlamakta zorlandım. Sonra fark ettim ki mesele yalnızca bilgi miktarı değildi. Mesele düşünme yöntemi idi. O meslektaşımız meseleye çoğu zaman kanun maddesinden değil, hukuk ilkesinden başlıyordu. Bu ilkeler onun zihninde bir tür navigasyon sistemi gibi çalışıyordu. Dosyanın merkezini çok hızlı bulabiliyordu. Bilhassa duruşma anlarında bu fark daha belirgin olurdu. Dosya bir anda beklenmedik bir noktaya gittiğinde, hâkim beklenmedik bir soru sorduğunda ya da karşı taraf argümanı farklı bir yere çektiğinde, genel ilkeleri daha iyi bilen kişinin refleksi çok daha güçlü oluyordu. Çünkü o kişi yalnızca kanuna değil, hukukun mantığına dayanıyordu.

    Bu da doğal olarak başka bir şeye dönüşüyordu: hukukçu sezgisine.

    Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum. Hukukun genel ilkeleri yalnızca akademik bir başlık değildir. Aslında hukuki düşünme mantığının omurgasıdır. Kanunların yazılma biçimi değişebilir ama hukukun içindeki adalet fikri, hakkaniyet arayışı ve temel prensipler çok daha kalıcıdır.

    Belki de bu yüzden iyi avukatlar ve hakimler çoğu zaman aynı özellikte birleşir: Kanunu herkes bilebilir ama hukukun mantığını okuyabilmek hukukçuluktur.

    Doç. Dr. Abdurrahman Savaş’ın bu kitabı da tam olarak bu damarı hatırlatan bir çalışma. Roma hukukundan İslam hukukuna, Osmanlı küllî kaidelerinden modern Türk hukukuna uzanan bir düşünce hattını gösteriyor. Aslında bize şunu söylüyor: Hukukun bugünkü dili yeni olabilir ama düşüncesi çok eskidir.

    Duruşma salonlarında, mevzuat bilgi eksiliğinde, kriz anlarında ve hukuki boşluklarda en güçlü argümanlar kanun maddeleri kadar, hukukun genel ilkelerinden doğar.

  • Müvekkilin Yapay Zekâ Kullanımı Avukat–Müvekkil Gizliliğini Zedeler mi?

    Müvekkilin Yapay Zekâ Kullanımı Avukat–Müvekkil Gizliliğini Zedeler mi?

    İlgili Kanun Hükümleri

    Avukatlık Kanunu m. 36

    Avukatlar, kendilerine tevdi edilen veya görevleri dolayısıyla öğrendikleri sırları, kanunen yetkili merciler dışında açıklayamazlar.”

    Bu hüküm uyarınca avukat, müvekkiline ait her türlü bilgiyi gizli tutmakla yükümlüdür.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 154/1

    Şüpheli veya sanık, müdafii ile her zaman ve başkalarının duyamayacağı şekilde görüşebilir. Bu görüşmeler denetime tabi tutulamaz.”

    Bu düzenleme, avukat–müvekkil arasındaki iletişimin mutlak gizliliğini güvence altına almaktadır.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 130/1

    “Avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait belge ve dosyalar, mühürlenir ve hâkim kararı olmaksızın incelenemez.”

    Bu hüküm, savunmaya ilişkin belgelerin korunmasını amaçlamaktadır.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m. 46/1

    “Avukatlar, meslekleri sebebiyle öğrendikleri sırlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler.”

    Bu madde, meslek sırrının yargılama sürecinde de korunmasını sağlamaktadır.

    Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 8

    “Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilere aktarılamaz.”

    KVKK m. 9

    “Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.”

    Yapay zekâ platformlarının önemli bir kısmı yurt dışı merkezlidir ve bu hükümler bakımından veri aktarımı riski doğurmaktadır.

    Hukuki Değerlendirme

    Yukarıda yer verilen hükümlerden açıkça görüldüğü üzere, Türk hukukunda avukat–müvekkil iletişimi ve savunmaya ilişkin belgeler güçlü bir gizlilik rejimi altında korunmaktadır. Bu koruma, bilginin avukat ile müvekkil arasında kalması şartına dayanmaktadır.

    Ancak müvekkilin, dilekçe taslaklarını, savunma notlarını veya hukuki değerlendirmeleri tüketici tipi yapay zekâ sistemlerine aktarması hâlinde, bu bilgiler üçüncü kişilere açılmış sayılabilmektedir. Bu durumda CMK m.154 ve m.130 ile sağlanan güvencelerin fiilen zayıflaması söz konusu olmaktadır.

    ABD’de United States v. Heppner Kararının Önemi

    10 Şubat 2026 tarihli United States v. Heppner kararında New York Güney Bölge Mahkemesi, sanığın savunmaya ilişkin içerikleri kendi iradesiyle yapay zekâ platformuna aktardığını, bu sistemin avukat statüsünde olmadığını ve gizli muhatap sayılamayacağını tespit etmiştir.

    Mahkeme, bu nedenle söz konusu belgelerin üçüncü kişiye açıklanmış sayılacağını ve avukat–müvekkil gizliliği ile dava hazırlık ürünü korumasından yararlanamayacağını kabul etmiştir.

    Bu yaklaşım, dijital araçların bilinçsiz kullanımının savunma hakkını zedeleyebileceğini göstermektedir.

    Sonuç

    Türk hukukunda avukat–müvekkil gizliliği güçlü biçimde korunmaktadır. Ancak bu koruma, bilginin avukat–müvekkil hattında kalmasına bağlıdır.

    Müvekkilin hukuki belgeleri yapay zekâ sistemlerine aktarması hâlinde:

    – Gizlilik zayıflayabilir,

    – Belgeler delil niteliği kazanabilir,

    – Savunma hakkı zarar görebilir.

    Bu nedenle hukuki içeriklerin üçüncü platformlarla paylaşılması, mutlaka avukatın bilgisi ve denetimi altında yapılmalıdır.

    İletişim

    Yapay zekâ kullanımı, veri güvenliği ve avukat–müvekkil gizliliği kapsamında doğabilecek hukuki riskler hakkında danışmanlık almak ve dosyanıza özel değerlendirme yapılmasını sağlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Ceza hukuku, dijital deliller, veri güvenliği ve savunma stratejileri alanlarında müvekkillerimize etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktayız.

  • Avukatlar Müvekkil Belgelerini Yapay Zekaya İnceletebilir mi?

    Avukatlar Müvekkil Belgelerini Yapay Zekaya İnceletebilir mi?

    Yapay zeka araçlarının hukuk pratiğinde yaygınlaşmasıyla birlikte, avukatların müvekkillerinden gelen belge ve bilgileri bu sistemler aracılığıyla analiz ettirmesi giderek artmaktadır. Ancak bu uygulama, meslek sırrı, veri güvenliği ve cezai sorumluluk bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.

    Avukatın yapay zeka kullanımı ile müvekkilin kullanımı arasında hukuken önemli farklar bulunsa da, avukat açısından da mutlak bir güvenli alan söz konusu değildir.

    Avukatlık Kanunu m. 36 Açısından Değerlendirme

    Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca avukat, mesleki faaliyet sırasında öğrendiği tüm bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür.

    Bu yükümlülük yalnızca bilgiyi açıklamamayı değil, üçüncü kişilerin erişimine açmamayı da kapsar.

    Müvekkile ait belgelerin, denetimi avukatın elinde olmayan yapay zekâ sistemlerine aktarılması, meslek sırrının dolaylı biçimde ihlali olarak değerlendirilebilir.

    Bu durum, disiplin sorumluluğu doğurabilecek niteliktedir.

    CMK m. 154 ve m. 130 Kapsamında Riskler

    CMK m.154, müdafi ile müvekkil arasındaki yazışmaların denetime tabi tutulamayacağını düzenler. CMK m.130 ise meslekî belgelerin korunmasına yöneliktir.

    Ancak bu güvenceler, bilgilerin avukatın denetimi altında kalmasına bağlıdır.

    Eğer belgeler üçüncü bir dijital sistemin altyapısına yüklenirse, bu koruma mekanizması fiilen zayıflamaktadır.

    İleride yapılacak dijital incelemelerde, bu sistemlerde tutulan verilerin ele geçirilmesi ihtimali doğabilir.

    KVKK Açısından Veri Aktarımı Sorunu

    Müvekkil belgeleri çoğu zaman kişisel veri ve özel nitelikli kişisel veri içermektedir.

    KVKK m.8 ve m.9 uyarınca, bu verilerin üçüncü kişilere veya yurt dışına aktarımı açık rıza veya kanuni şartlara bağlıdır.

    Birçok yapay zeka platformunun sunucuları yurt dışında bulunduğundan, bu tür kullanım veri aktarımı sayılabilir ve idari yaptırım riski doğurabilir.

    Ceza Hukuku Açısından Olası Sorumluluk

    Avukatın, müvekkile ait gizli bilgileri gerekli özeni göstermeden üçüncü sistemlere aktarması hâlinde:

    TCK m.136 (kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi),

    TCK m.258 (göreve ilişkin sırrın açıklanması)

    kapsamında cezai sorumluluk tartışması gündeme gelebilir.

    Her somut olayda kast ve ihmal unsurları ayrıca değerlendirilir.

    Ne Zaman Daha Güvenli Sayılabilir?

    Avukatın yapay zeka kullanımının daha düşük riskli kabul edilebilmesi için bazı şartların birlikte sağlanması gerekir:

    Kullanılan sistemin kurumsal ve kapalı altyapıya sahip olması,

    Verilerin üçüncü kişilerle paylaşılmaması,

    Eğitim amacıyla kullanılmaması,

    Saklama süresinin sınırlı olması,

    Müvekkilin açık ve bilgilendirilmiş rızasının alınması.

    Bu koşullar sağlanmadan yapılan kullanım, hukuki sorumluluk doğurma ihtimalini artırır.

    Avukatın Yapay Zeka Kullanımı ile Mesleki Özen Yükümlülüğü

    Avukat, Avukatlık Kanunu ve meslek kuralları gereği “özen yükümlülüğü” altında faaliyet gösterir.

    Bu yükümlülük, teknolojik araçların kullanımında da geçerlidir.

    Yanlış veya denetimsiz yapay zekâ çıktılarının kullanılması, hatalı hukuki yönlendirmeye ve mesleki sorumluluğa yol açabilir.

    Sonuç

    Avukatlar, müvekkillerine ait belgeleri yapay zeka araçlarıyla inceletebilir; ancak bu kullanım mutlak biçimde serbest değildir.

    Kontrolsüz, şeffaf olmayan ve veri politikası belirsiz sistemlerin kullanımı;

    Meslek sırrının ihlali,

    KVKK yaptırımları,

    Ceza sorumluluğu,

    Disiplin soruşturması

    risklerini beraberinde getirebilir.

    Bu nedenle yapay zekâ, hukuki değerlendirmede yardımcı bir araç olarak görülmeli; müvekkil verilerinin korunması ise her zaman birinci öncelik olmalıdır.