Kategori: Uncategorized

  • Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/97 E.  ,  2024/676 K.

    “İçtihat Metni”

    T.C.
    D A N I Ş T A Y
    ONÜÇÜNCÜ DAİRE
    Esas No:2024/97
    Karar No:2024/676

    TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Turizm ve Ticaret Ltd. Şti. 
    VEKİLİ : Av. …

    KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı 
    VEKİLİ : Av. …

    MÜDAHİLLER
    (DAVALI YANINDA) : 1- … Sanayi ve Ticaret A.Ş. 2- … A.Ş.
    VEKİLİ : Av. …

    İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

    YARGILAMA SÜRECİ :
    Dava konusu istem: Menemen Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü’nce 4734 sayılı Kamu İhaleKanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında pazarlık usûlüyle 16/08/2023 tarihinde gerçekleştirilen … ihale kayıt numaralı “Menemen Merkez Kütüphanesi Yapım İşi” ihalesinin iptali istenilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; Kültür ve Turizim Bakanlığı ile yapılan protokole istinaden kütüphane yapım işinin uygulamaya geçirilmesine karar verilmesi üzerine Menemen Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü’nün “söz konusu protokol çerçevesinde, Menemen ilçesinde hâlihazırda bir kütüphane binasının olmayışı, yaklaşan eğitim öğretim dönemi dikkate alındığında binanın yapımına ivedi olarak başlanması, yapının teknik açıdan özellik arz etmesi ve üstün kamu yararı da dikkate alındığında Menemen ilçesi, Merkez Kütüphanesi Yapım İşi’ne ilişkin ihalenin 4734 sayılı İhale Kanunu’nun 21/b maddesine göre yapılması hususunu olurlarınıza arz ederim” denilmek suretiyle ihale konusu işin 4734 sayılı Kanun’un 21/b maddesi gereğince pazarlık usulü ile ihale edilmesi için Başkanlık Olur’u alındığı, akabinde 17/08/2023 tarihinde yapılan ihaleye istinaden 24/08/2023 tarihinde sözleşme imzalandığı ve ihaleye konu işin süresinin 04/09/2023 – 31/03/2024 olarak belirlendiği, davalı idarece ihaleninpazarlık usûlüyle gerçekleştirilmesine yönelik olarak eğitim öğretim döneminin yaklaşması sebebi ile kütüphane yapım işinin vakit kaybetmeksizin uygulamaya geçirilmesi ve yapının teknik açıdan özellik arz etmesi hususlarının gerekçe olarak gösterildiği görülmüş olup, kütüphane binalarının özellik arz eden yapılar olması ve eğitim öğretim dönemine kütüphane binasının yetiştirilmesi olarak belirtilen sebepler dikkate alındığında, ihaleye konu iş yönünden 4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen şartların bulunduğu, dolayısıyla davaya konu ihalede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.

    TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ihaleyekonu işin 4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinde öngörülen şartları sağlamadığı halde pazarlık usûlü ile gerçekleştirilmesinin Kanun’a açıkça aykırı olduğu, ihalerekabet, açıklık ve şeffaflık ilkelerinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

    KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu ihalenin pazarlık usûlü ile gerçekleştirilmesi için gerekli şartların oluştuğu, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararının onanması gerektiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

    İNCELEME VE GEREKÇE:
    ESAS YÖNÜNDEN:
    MADDİ OLAY : 
    Menemen Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü’nce 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında pazarlık usûlüyle 16/08/2023 tarihinde gerçekleştirilen … ihale kayıt numaralı “Menemen Merkez Kütüphanesi Yapım İşi” ihalesi gerçekleştirilmiştir.
    Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

    İLGİLİ MEVZUAT:
    4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, idarelerin, bu Kanun’a göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumlu olduğu; 4. fıkrasında, bu Kanun’a göre yapılacak ihalelerde açık ihale usulünün ve belli istekliler arasında ihale usulünün temel usuller olduğu, diğer ihale usullerinin Kanun’da belirtilen özel hâllerde kullanılabileceği; 18. maddesinde, idarelerce mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalelerindeuygulanacak usullerin; açık ihale usulü, belli istekliler arasında ihale usulü ve pazarlık usulü olduğu kurala bağlanmıştır.
    4734 sayılı Kanun’un “Pazarlık usulü” başlıklı 21. maddesinin 1. fıkrasında “Aşağıda belirtilen hâllerde pazarlık usulü ile ihale yapılabilir:” … b) Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden veya yapı veya can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından ivedilikle yapılması gerekliliği idarece belirlenen hâllerde veyahut idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihaleninivedi olarak yapılmasının zorunlu olması. …” kuralına yer verilmiştir.

    HUKUKÎ DEĞERLENDİRME: 
    4734 sayılı Kanun’a göre yapılacak ihalelerde açık ihaleusûlü ile belli istekliler arasında ihale usûlünün temel ihale usûlü olduğu ve dolayısıyla 4734 sayılı Kanun kapsamındaki idarelerce yapılacak ihalelerde öncelikle açık ihale usûlünün ve belli istekliler arasında ihaleusûlünün uygulanması gerektiği, diğer ihale usûllerinin Kanun’da belirtilen özel hâllerde kullanılabileceği, idarelerin, ihaleleri pazarlık usûlü ile yapabilmeleri için, 4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinde aranan şartların gerçekleşmesi gerektiği açıktır.
    4734 sayılı Kanun’un 21/b maddesi uyarınca gerçekleştirilen pazarlık usûlü, doğal afet, salgın hastalık, can veya mal kaybı tehlikesi gibi âni ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden veya yapı veya can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından ivedilikle yapılması gerekliliği idarece belirlenen hâllerde veyahut idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması şeklinde belirlenen ihtimallerden birinin veya birden fazlasının varlığının ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması şartı ile birlikte gerçekleşmesi durumunda uygulama alanı bulabilecektir.
    Pazarlık usûlünün uygulanabilmesi için işin niteliği ve Kanun’un 21/b maddesinde belirtilen tüm hususlar birlikte değerlendirilmek suretiyle ivedilik şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. 
    Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, davalı idare ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında yapılan protokole istinaden kütüphane yapım işinin uygulamaya geçirilmesine karar verilmesi üzerine Menemen Belediye Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü’nün “söz konusu protokol çerçevesinde, Menemen ilçesinde hâlihazırda bir Kütüphane binasının olmayışı, yaklaşan eğitim öğretim dönemi dikkate alındığında binanın yapımına ivedi olarak başlanması, yapının teknik açıdan özellik arz etmesi ve üstün kamu yararı da dikkate alındığında Menemen ilçesi, Merkez Kütüphanesi Yapım İşi’ne ilişkin ihalenin4734 sayılı İhale Kanun’un 21/b maddesine göre yapılması hususunu olurlarınıza arz ederim” denilmek suretiyle ihale konusu işin 4734 sayılı Kanun’un 21/b maddesi gereğince pazarlık usulü ile ihale edilmesi için Başkanlık Olur’u alındığı; İdare Mahkemesi’nce 20/09/2023 tarihli ara karar ile, dava konusu ihaleninpazarlık usulü ile yapılmasını gerekli kılan sebeplerin neler olduğuna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesi üzerine davalı idarece ihalenin pazarlık usulüyle gerçekleştirilmesine yönelik olarak eğitim öğretim döneminin yaklaşması sebebi ile kütüphane yapım işinin vakit kaybetmeksizin uygulamaya geçirilmesi ve yapının teknik açıdan özellik arz etmesi hususlarının gerekçe olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
    4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde sayılan ve Kanun’daki diğer şartlardan bağımsız olarak aranan “ivedilik” şartı, ihale konusunun niteliğinden kaynaklı olarak ve önceden öngörülemeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden durumlarda ihale konusu işin bir an önce bitirilmesine ya da mal veya hizmetin hızlıca temin edilmesinin sağlanmasına yöneliktir. Bu bakımdan pazarlık usûlü ile ulaşılmak istenen amaç kesintiye uğrayan idari faaliyetlerin ve kamu hizmetlerinin devamlılığının bir an önce sağlanmasıdır. Zira idare pazarlık usûlünde, temel ihale usûlünden ayrılarak, âni, beklenmeyen, yapım tekniği açısından özellik arz eden, can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından ivedi olarak yapılması zorunlu olan bir işi hızlıca tamamlama ya da ivedi ihtiyaç duyduğu mal veya hizmeti alma yetkisini kullanabilmektedir.
    Bu durumda, davalı idarece projenin ivedilikle tamamlanması gerekliliği ile projenin mimari tasarım ve teknik özellikleri itibarıyla yapım tekniği açısından özellik arz eden proje vasfında olduğu savunulmakla birlikte, özü kütüphane binası yapımı olan işin hangi kısımlarının, hangi nedenlerle yapım tekniği açısından özellik arz ettiğinin teknik veri ve dokümanla ortaya koyulamadığı, ihale kapsamında teklif istenilen firmaların tamamının yapı ve inşaat firmaları olduğu, firmaların yapım tekniği açısından özellik arz eden bir proje için özel bir nitelik taşıması gerekliliği gibi şartların aranmadığı, dava konusu ihalenin eğitim döneminin yaklaştığı dikkate alınarak ivedilikle tamamlanması gereken bir iş olarak nitelendirilmesinin somut gerekçe olamayacağı dikkate alındığında, ihaleye konu iş yönünden 4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirtilen ivedilik şartlarının bulunmadığı anlaşıldığından, davaya konu ihalede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 
    Bu itibarla, davanın reddi yönündeki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet görülmemiştir. 

    KARAR SONUCU :
    Açıklanan nedenlerle;
    1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
    2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
    3. DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE,
    4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ilk derece ve temyiz yargılama giderleri toplamı …-TL ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
    5. Posta giderleri avansından artan tutarın ve istemi hâlinde ilk derece ve temyiz aşamasında kullanılmayan toplam …-TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine, 
    6. Müdahiller tarafından yapılan ve aşağıda ayrıntılarına yer verilen yargılama giderinin üzerlerinde bırakılmasına; posta giderleri avansından artan tutarın ve istemleri hâlinde fazladan yatırılan …-TL harcın müdahillere iadesine,
    7. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
    8. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 12/02/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • Kanuni Faiz ve Tazminat Hesabında Yeni Dönem: 12. Yargı Paketi Ne Değiştirdi?

    Kanuni Faiz ve Tazminat Hesabında Yeni Dönem: 12. Yargı Paketi Ne Değiştirdi?

    7589 sayılı Kanun, para alacakları ve tazminat hesapları bakımından uygulamada doğrudan sonuç doğuracak iki önemli değişiklik getirdi.

    Bunlardan ilki kanuni faizin belirlenme yönteminin değiştirilmesi, ikincisi ise çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıç tarihi ile yapılan ödemelerin mahsup yönteminin yeniden düzenlenmesi oldu.

    Bu değişiklikler ilk bakışta hesaplamaya ilişkin teknik hükümler gibi görünebilir. Oysa uzun süren bir yargılamada faiz oranı ve faizin başlangıç tarihi, ana para kadar önemli ekonomik sonuçlar doğurabilir.

    Bu nedenle yeni düzenlemeyi yalnızca “kanuni faiz oranı değişti” şeklinde okumak yeterli değildir. Asıl mesele; dava açılırken, bilirkişi raporu incelenirken, hüküm kurulurken ve ilam icraya konulurken hangi faiz sisteminin uygulanacağının doğru belirlenmesidir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)


    Bu Yazıda

    On İkinci Yargı Paketi’nin faiz ve tazminat hukukuna etkisini üç aşamada ele alacağız. Önce yeni düzenlemenin ne getirdiğini ve uygulamada hesaplamaların nasıl değişeceğini inceleyecek; ardından değişikliğin anayasal arka planına ve yeni sisteme yöneltilen eleştirilere geçeceğiz.

      I. Kanuni Faizde Yeni Sistem

      • Sabit kanuni faiz sisteminden değişken faiz sistemine geçiş
      • TCMB reeskont oranının %80’i üzerinden yeni hesaplama yöntemi
      • 30 Haziran kontrolü ve yıl içinde faiz oranının değişmesi
      • Bilirkişi ve icra hesaplarına etkisi

      II. Çalışma Gücü Kaybı ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatları

      • TBK m.55’te yapılan değişiklik
      • Bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemlerinin ayrılması
      • Olay tarihinden ve karar tarihinden faiz ayrımı
      • Erken ödemelerde oransal mahsup
      • Yeni hükümlerin hangi olaylara uygulanacağı

      III. Değişikliğin Anayasal Arka Planı

      • Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak kararı
      • AYM’nin 3095 sayılı Kanun’a ilişkin iptal kararı
      • Alacağın nominal değeri ile reel değerinin korunması arasındaki fark

      IV. Yeni Sisteme Yönelik Eleştiriler

      • Reeskont oranı ile enflasyon arasındaki ilişki
      • H. Burak Gemalmaz’ın yeni sisteme yönelik eleştirileri
      • Reeskont oranının %80’inin yeterliliği sorunu
      • Yeni sistemin alacağın reel değerini koruyup korumadığı
      • Munzam zarar tartışmasının geleceği

      V. Uygulamacı Açısından Sonuç

      • Dava açılırken faiz türünün doğru belirlenmesi
      • Bilirkişi raporlarının yeni sisteme göre denetlenmesi
      • Faiz başlangıç tarihi ve dönemsel oranların kontrolü
      • Somut dosyada eski ve yeni düzenlemenin uygulanabilirliği

      Yazının sonunda ayrıca ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve akademik değerlendirmelere açık URL’leriyle birlikte yer verilecek; somut uyuşmazlıkların değerlendirilmesine ilişkin başvuru yolu ve genel hukuki bilgilendirme notu paylaşılacaktır.


      Kanuni Faizde Sabit Oran Dönemi Sona Erdi

      7589 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi yeniden düzenlendi.

      Yeni düzenlemeye göre Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken ve faiz miktarının sözleşmeyle belirlenmediği hallerde kanuni faiz artık uzun süre aynı kalan sabit bir oran üzerinden uygulanmayacak.

      Kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni esas alınarak belirlenecek.

      Kanun bunun yanında yıl ortasında ikinci bir kontrol mekanizması öngörüyor.

      30 Haziran tarihinde geçerli reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık tarihindeki reeskont oranından beş puan veya daha fazla farklılaşmışsa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının yüzde sekseni uygulanacak.

      Böylelikle kanuni faiz, ekonomik göstergelerde meydana gelen değişikliklere belirli ölçüde tepki verebilen değişken bir faiz sistemine dönüştürülmüş oldu.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.10, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Yeni Sistem Uygulamada Nasıl Çalışacak?

      Sistemin temel mantığı iki aşamalıdır.

      Öncelikle ilgili yıl bakımından bir önceki yılın 31 Aralık tarihindeki TCMB reeskont oranı tespit edilir. Bu oranın yüzde sekseni, yeni yılın kanuni faiz oranını oluşturur.

      Ardından 30 Haziran tarihindeki reeskont oranı kontrol edilir.

      İki tarih arasındaki fark beş puandan azsa yılın başında belirlenen oran uygulanmaya devam eder.

      Ancak fark beş puan veya daha fazlaysa yılın ikinci yarısı için faiz oranı yeniden belirlenir.

      Bunun doğal sonucu şudur:

      Aynı alacağa, farklı zaman dilimleri bakımından farklı kanuni faiz oranlarının uygulanması mümkün hale gelmiştir.

      Bu durum özellikle birkaç yıl süren davalarda önemlidir. Faiz hesabının başlangıç tarihinden tahsil tarihine kadar tek bir oran kullanılarak yapılması artık her dosyada doğru sonuç vermeyebilir.

      Uygulamacı Açısından Ne Değişti?

      Yeni düzenlemenin avukatlık pratiğindeki en önemli sonuçlarından biri bilirkişi raporlarının denetlenmesinde ortaya çıkacaktır.

      Örneğin birkaç yıl süren bir alacak davasında bilirkişi raporunda yalnızca toplam faiz miktarının gösterilmesi yeterli görülmemelidir.

      Raporda;

      • hangi dönem bakımından hangi kanuni faiz oranının uygulandığı,
      • yıl içerisinde oran değişikliği meydana gelip gelmediği,
      • faiz başlangıç tarihinin doğru belirlenip belirlenmediği,
      • alacağa gerçekten kanuni faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği

      ayrıca kontrol edilmelidir.

      Aynı durum ilamlı icra bakımından da geçerlidir.

      Mahkeme hükmünde yalnızca “kanuni faiz uygulanmasına” karar verilmiş olması halinde, icra aşamasındaki faiz hesabının da ilgili dönemlerde geçerli oranlar dikkate alınarak yapılması gerekir.

      Bu nedenle yeni sistemde faiz hesabı artık dosyanın sonunda yapılan yardımcı bir matematik işlemi değil, ayrı bir hukuki inceleme alanıdır.

      Tazminat Hukukunda İkinci Değişiklik: TBK m.55

      7589 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki yeni fıkra eklendi.

      Ancak burada kapsamın doğru belirlenmesi gerekir.

      Düzenleme bütün maddi tazminat davalarına uygulanacak genel bir faiz rejimi getirmemektedir. Yeni hükümler özellikle;

      çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar

      ile

      ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma zararlarını

      düzenlemektedir.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.18, TBK m.55 değişikliği, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Bilinen Kazanç Dönemi İçin Olay Tarihinden Faiz

      Yeni düzenleme tazminat hesabında kazancın bilindiği ve bilinemediği dönemleri birbirinden ayırmaktadır.

      Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.

      Örneğin trafik kazası nedeniyle çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin olay tarihinden hesaplama tarihine kadar gerçekleşmiş ve belirlenebilir kazançları bulunuyorsa, bu döneme ilişkin zarar bakımından faiz olay tarihinden başlayacaktır.

      Geleceğe İlişkin Zarar İçin Karar Tarihinden Faiz

      Kazancın bilinemediği dönem bakımından ise kanun farklı bir faiz başlangıç tarihi benimsemiştir.

      Geleceğe ilişkin varsayımsal kazanç üzerinden hesaplanan tazminat bölümüne karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.

      Böylelikle aynı tazminat hesabının içerisinde farklı faiz başlangıç tarihlerinin bulunması mümkün hale gelmiştir.

      Bu ayrım özellikle aktüerya raporlarının hazırlanması ve denetlenmesi bakımından önemlidir.

      Bir bilirkişi raporunda yalnızca toplam tazminat rakamının gösterilmesi yerine, tazminatın hangi bölümünün bilinen kazanç dönemine, hangi bölümünün geleceğe ilişkin bilinmeyen kazanç dönemine ait olduğunun da anlaşılabilir olması gerekir.

      Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Aynı Sistem

      Ölüm nedeniyle destekten yoksun kalan kişilerin zararlarında da aynı ayrım uygulanacaktır.

      Burada değerlendirme desteğin kazancı üzerinden yapılır.

      Desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminat bakımından faiz zarar doğuran olay tarihinden; kazancın bilinemediği geleceğe ilişkin dönem bakımından ise karar tarihinden başlayacaktır.

      Özellikle uzun süren yargılamalarda bu ayrım, hükmedilecek toplam tutar üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.

      Erken Ödemelerde Oransal Mahsup

      TBK m.55’e eklenen diğer önemli düzenleme, tazminat sorumlusu tarafından yargılama öncesinde veya yargılamanın erken aşamasında yapılan ödemelerle ilgilidir.

      Kanun, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemenin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.

      Burada önemli olan yalnızca daha önce ödenmiş paranın nominal miktarı değildir.

      Ödemenin, yapıldığı tarihte hesaplanabilecek tazminatın ne kadarına karşılık geldiği önem kazanmıştır.

      Özellikle yüksek enflasyon ortamında olaydan kısa süre sonra yapılan ödemenin yıllar sonra hesaplanan tazminattan nominal olarak çıkarılması ile oransal mahsup edilmesi arasında önemli farklar ortaya çıkabilir.

      Geçiş Hükmü: Dava Tarihinden Önce Olay Tarihine Bakılmalı

      TBK m.55 değişikliğinin uygulamasında en önemli konulardan biri geçiş hükmüdür.

      Yeni düzenlemeler, 7589 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacaktır.

      Değişiklikten önce meydana gelen olaylarda ise eski hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun, geçiş hükümleri, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Dolayısıyla burada kritik tarih her zaman dava tarihi değildir.

      Örneğin zarar doğuran olay 2025 yılında meydana gelmiş ancak dava 2027 yılında açılmışsa, yalnızca dava tarihinden hareket edilerek yeni TBK m.55 hükümlerinin uygulanacağı sonucuna varılmamalıdır.

      Öncelikle zarar doğuran olayın tarihi kontrol edilmelidir.

      Bilirkişi Raporlarında Yeni Kontrol Alanı

      Yeni düzenlemeler özellikle aktüerya ve hesap bilirkişisi raporlarının daha ayrıntılı denetlenmesini gerektiriyor.

      Bir rapor incelenirken en azından şu soruların cevaplandırılması gerekir:

      • Uygulanan faiz türü doğru mu?
      • Kanuni faiz uygulanacaksa ilgili dönemlerde doğru oran kullanılmış mı?
      • Faiz başlangıç tarihi doğru belirlenmiş mi?
      • Çalışma gücü kaybı veya destekten yoksun kalma hesabında bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemleri ayrılmış mı?
      • Bu dönemlere doğru faiz başlangıç tarihleri uygulanmış mı?
      • Daha önce ödeme yapılmışsa oransal mahsup doğru hesaplanmış mı?
      • Yeni TBK m.55 hükümleri olay tarihi itibarıyla gerçekten uygulanabilir mi?

      Ana tazminat hesabının doğru olması, faiz veya mahsup yöntemindeki hatayı ortadan kaldırmaz.

      Özellikle yüksek tutarlı dosyalarda faiz başlangıç tarihindeki veya uygulanacak orandaki bir hata, hükmedilecek toplam tutarda ciddi farklılık yaratabilir.

      Değişikliğin Anayasal Arka Planı

      Yeni kanuni faiz sistemini değerlendirirken düzenlemenin ortaya çıktığı anayasal tartışmayı da gözden kaçırmamak gerekir.

      Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Caner Şafak başvurusunda, uzun süren bir yargılama sonunda tahsil edilen alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesini mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirdi.

      Buradaki temel mesele yalnızca alacağa faiz uygulanıp uygulanmaması değildi.

      Asıl sorun, uygulanan faize rağmen alacağın reel değerindeki önemli kaybın alacaklının üzerinde bırakılmasıydı.

      (Karar: Caner Şafak, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, çevrimiçi, 08.07.2025, URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763)

      Bu bireysel başvuru kararının hemen ardından kanuni faiz düzenlemesi norm denetiminde de Anayasa Mahkemesinin önüne geldi.

      Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararında 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki sistemi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.

      Mahkemenin değerlendirmesinde de alacağın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını karşılayabilecek etkili bir mekanizmanın bulunup bulunmadığı belirleyici unsurlardan biri oldu.

      (Karar: Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164, çevrimiçi, 22.07.2025, URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164)

      7589 sayılı Kanun ile getirilen değişken faiz sistemi bu anayasal tartışmanın ardından yürürlüğe girmiştir.

      Ancak yeni düzenleme başka bir soruyu beraberinde getiriyor:

      Yeni Sistem Alacağın Reel Değerini Gerçekten Koruyor mu?

      Kanuni faizin sabit bir oran yerine ekonomik bir göstergeye bağlanması, eski sisteme göre önemli bir değişikliktir.

      Reeskont oranı değiştikçe kanuni faizin de belirli aralıklarla değişebilmesi, sabit bir oranın yıllarca ekonomik gerçeklikten kopması riskini azaltmaktadır.

      Ancak buradan alacağın reel değerinin artık her koşulda korunacağı sonucu çıkarılamaz.

      Çünkü kanunun referans aldığı reeskont oranı ile enflasyon aynı ekonomik gösterge değildir.

      Nitekim yeni düzenlemeye yönelik ilk akademik eleştiriler de bu noktada yoğunlaşmaktadır.

      H. Burak Gemalmaz’ın Eleştirisi: Reeskont Oranı Enflasyon Değildir

      Prof. Dr. H. Burak Gemalmaz, yeni kanuni faiz sistemine ilişkin değerlendirmesinde değişken faiz sistemine geçilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekle birlikte, kullanılan ölçütün alacağın reel değerini korumak bakımından yeterliliğini sorgulamaktadır.

      Eleştirinin temelinde oldukça basit fakat önemli bir ayrım bulunmaktadır:

      Reeskont oranı, enflasyon oranı değildir.

      Reeskont oranı TCMB tarafından para politikası ve ekonomik koşullar dikkate alınarak belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik ve parasal tercihlere bağlı olarak reeskont oranının enflasyonun altında kalması mümkündür.

      Gemalmaz, bunun yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını geçmiş veriler üzerinden göstermektedir. Değerlendirmesinde özellikle 2021-2023 döneminde reeskont oranlarının resmi enflasyonun altında kaldığına; 2022 yılında resmi enflasyon yüzde 64,27 iken reeskont oranının yüzde 9,75 düzeyinde bulunduğuna dikkat çekmektedir.

      Üstelik yeni düzenleme reeskont oranının tamamını değil, yüzde seksenini kanuni faiz olarak kabul etmektedir.

      Bu nedenle reeskont oranının enflasyonun gerisinde kaldığı bir ekonomik ortamda, kanuni faizin de alacağın reel değer kaybını karşılamakta yetersiz kalması mümkündür.

      (Yazı: “Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, H. Burak Gemalmaz, LinkedIn, çevrimiçi, 19.08.2026, URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm)

      Gemalmaz bu nedenle alternatif modeller üzerinde de durmaktadır. Reeskont oranının belirli bir yüzdesinin alınması yerine reeskont oranına belirli bir puan eklenmesi veya doğrudan enflasyonla bağlantılı bir hesaplama yönteminin benimsenmesi, alacağın reel değerinin korunması bakımından daha güçlü seçenekler olarak tartışılabilir.

      Yeni Düzenleme Sorunu Çözdü mü?

      Kanaatimizce burada iki farklı soruya iki farklı cevap verilmesi gerekir.

      İlk soru şudur:

      Yeni sistem, önceki sabit kanuni faiz sisteminden daha işlevsel midir?

      Kanaatimizce evet.

      Ekonomik göstergelere bağlı olarak değişebilen bir faiz oranı, uzun süre değişmeden kalan sabit bir orana kıyasla ekonomik koşullara daha duyarlı bir mekanizma oluşturmaktadır.

      Ancak ikinci soru daha zordur:

      Yeni sistem, alacağın enflasyon karşısındaki reel değerinin korunmasını garanti ediyor mu?

      Buna aynı kesinlikle olumlu cevap vermek mümkün değildir.

      Reeskont oranı ile enflasyon arasında zorunlu ve birebir bir bağlantı bulunmamaktadır. Dolayısıyla reeskont oranının enflasyonun önemli ölçüde altında kaldığı dönemlerde, kanuni faiz matematiksel olarak doğru uygulanmasına rağmen alacaklı yine reel kayba uğrayabilir.

      Bu nedenle 7589 sayılı Kanun ile getirilen modeli, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği sorunu kesin olarak ortadan kaldıran nihai bir çözümden ziyade, önceki sisteme göre ekonomik gelişmelere daha duyarlı fakat başarısı uygulamada görülecek bir mekanizma olarak değerlendirmek daha ihtiyatlıdır.

      Munzam Zarar Tartışması Devam Edebilir

      Yeni sistemle birlikte dikkat edilmesi gereken başka bir mesele de kanuni faizi aşan zararların gelecekte nasıl değerlendirileceğidir.

      Kanuni faiz uygulanmasına rağmen alacağın reel değerinde önemli bir kayıp meydana gelmesi halinde, alacaklının bu kaybı hangi koşullarda ayrıca talep edebileceği sorunu ortadan kalkmış değildir.

      Özellikle TBK m.122 kapsamındaki aşkın (munzam) zarar ile Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı yaklaşımı arasındaki ilişkinin yeni faiz sistemi altında nasıl şekilleneceği, önümüzdeki dönemde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla daha belirgin hale gelecektir.

      Bu nedenle bugün için yeni sistem hakkında kesin olarak söylenebilecek husus şudur:

      7589 sayılı Kanun kanuni faiz tartışmasını sona erdirmedi; tartışmanın merkezini değiştirdi.

      Eski sistemde temel problem sabit kanuni faiz oranının ekonomik gerçeklikten kopmasıydı.

      Yeni dönemde ise temel soru şudur:

      Reeskont oranının yüzde seksenine bağlı değişken faiz sistemi, alacağın reel değerini korumaya gerçekten yeterli olacak mı?

      Bu sorunun cevabı yalnızca kanun metninden değil, önümüzdeki yıllardaki enflasyon-reeskont ilişkisi ve yüksek mahkemelerin yeni sisteme ilişkin içtihatlarından ortaya çıkacaktır.

      Uygulamacı Açısından Sonuç

      1. Yargı Paketi sonrasında faiz hesabının dava sonunda yapılan mekanik bir işlem olarak görülmemesi gerekir.

      Bir para alacağı bakımından öncelikle;

      hangi faiz türünün uygulanacağı,

      faizin hangi tarihten başlayacağı,

      hangi dönem bakımından hangi oranın geçerli olduğu

      ve

      uyuşmazlıkta özel bir faiz düzenlemesinin bulunup bulunmadığı

      tespit edilmelidir.

      Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ise buna başka bir ayrım daha eklenmiştir:

      Zararın hangi bölümü bilinen kazanç dönemine, hangi bölümü gelecekteki bilinmeyen kazanç dönemine aittir?

      Dolayısıyla uygulamacının soracağı soru artık yalnızca:

      “Alacak veya tazminat ne kadar?”

      olmamalıdır.

      Bunun hemen ardından şu sorunun da cevaplandırılması gerekir:

      “Bu alacağa hangi faiz, hangi tarihten ve hangi dönemsel oran üzerinden uygulanacak; yapılan hesap alacağın gerçek ekonomik sonucunu doğru biçimde yansıtıyor mu?”

      İlgili Mevzuat, Kararlar ve Akademik Değerlendirmeler

      7589 sayılı Kanun
      Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, 16.07.2026.
      URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm

      Anayasa Mahkemesi – Caner Şafak
      AYM Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, 08.07.2025.
      URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763

      Anayasa Mahkemesi – Kanuni Faiz İptal Kararı
      AYM, E.2024/24, K.2025/164, 22.07.2025.
      URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164

      H. Burak Gemalmaz – Yeni Kanuni Faiz Sistemine İlişkin Değerlendirme
      “Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, LinkedIn, 19.08.2026.
      URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm

      Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

      Kanuni faiz hesabının, tazminatta faiz başlangıç tarihinin veya bilirkişi raporunda kullanılan faiz ve mahsup yönteminin dosyanız bakımından doğru olup olmadığı, yalnızca raporun sonuç kısmındaki rakama bakılarak değerlendirilemez.

      Özellikle yüksek miktarlı veya uzun süren uyuşmazlıklarda birkaç puanlık faiz farkı, yanlış faiz başlangıç tarihi veya hatalı mahsup yöntemi dosyanın ekonomik sonucunu önemli ölçüde değiştirebilir.

      Dolğun Hukuk Bürosu, alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında dava öncesi hukuki değerlendirme, bilirkişi raporlarının hukuki yönden incelenmesi, rapora itirazların hazırlanması, faiz ve tazminat hesabının denetlenmesi ile istinaf ve temyiz süreçlerinde hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

      Dosya incelemesi talep edilirken dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi ve ek bilirkişi raporları, varsa daha önce yapılan ödemelere ilişkin belgeler ve mahkeme kararının birlikte sunulması, değerlendirmenin dosya bütünlüğü içerisinde yapılabilmesi açısından önemlidir.

      İletişim:
      Telefon: 0212 299 44 22
      E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
      Web: dolgun.av.tr

      Bilgi ve Sorumluluk Notu

      Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, dava stratejisi, sonuç garantisi veya belirli bir hukuki işlemin yapılması yönünde tavsiye niteliğinde değildir.

      Uygulanacak faiz türü ve oranı; borcun hukuki kaynağına, tarafların sıfatına, sözleşme hükümlerine, temerrüt tarihine, özel kanun hükümlerine, olay ve dava tarihine ve somut uyuşmazlığın özelliklerine göre değişebilir. Ticari temerrüt faizi, yabancı para borçları, kamu alacakları ve özel mevzuatta düzenlenen faiz türleri ayrıca değerlendirilmelidir.

      Tazminat hesaplarında zarar türü, olay tarihi, kusur, kazanç verileri, destek ilişkisi, daha önce yapılan ödemeler ve aktüeryal hesap esasları somut olay özelinde incelenmelidir. Mevzuat ve yüksek mahkeme içtihatlarında meydana gelebilecek değişiklikler de burada yapılan değerlendirmelerin sonucunu etkileyebilir.

      Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki açıklamalara dayanılarak dava açılması, faiz veya tazminat talebinin oluşturulması, bilirkişi raporunun kabul veya reddedilmesi, kanun yoluna başvurulması ya da herhangi bir hukuki işlemden vazgeçilmesi önerilmez.

      Web sitesindeki içeriğin okunması, elektronik posta gönderilmesi veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi, somut dosyanın ayrıca değerlendirilmesi ve taraflar arasında vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

    1. 12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

      12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

      7589 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin bazı hükümlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişiklikleri yalnızca “istinaf ve temyiz sisteminde yenilik” şeklinde okumak, düzenlemenin nedenini ve uygulamadaki etkisini açıklamak bakımından yeterli değildir.

      Yeni hükümlerin önemli bir bölümü, Anayasa Mahkemesinin kanun yolu denetimine erişim konusunda verdiği iki kararın ardından ortaya çıktı.

      Bunlardan ilki davaların birleştirilmesine, ikincisi ise bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz hakkına ilişkindir.

      Her iki değişikliğin arkasında da benzer bir sorun bulunmaktadır:

      Bir mahkemenin tarafların yargılamadaki durumunu önemli ölçüde etkileyen kararının etkili bir kanun yolu denetiminin dışında kalması.

      Birleştirme Kararlarında Sorun Neydi?

      HMK m.166 uyarınca, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ve aralarında bağlantı bulunan davalar birleştirilebilir.

      Eski sistemde ikinci davanın açıldığı mahkemenin verdiği birleştirme kararı, ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlıyordu.

      Ancak önemli bir sorun vardı.

      Birleştirme kararına karşı bağımsız olarak kanun yoluna başvurulamıyor; bu konudaki itiraz ancak esas hükümle birlikte ileri sürülebiliyordu.

      Bunun sonucu olarak bir mahkeme, başka bir mahkemenin verdiği birleştirme kararı nedeniyle kendisine gönderilen davaya bakmak zorunda kalabiliyor; fakat birleştirme kararının hukuka uygunluğu o aşamada üst mahkeme tarafından denetlenemiyordu.

      Anayasa Mahkemesi bu sistemi kanuni hakim güvencesi bakımından sorunlu buldu.

      AYM Kararından Sonra Sistem Nasıl Değişti?

      7589 sayılı Kanun ile HMK m.166 ve m.168 birlikte değiştirildi.

      Yeni sistemin mantığı iki aşamalıdır.

      İlk olarak, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararına karşı artık esas hükmü beklemeksizin istinaf yoluna başvurulabilir.

      İkinci olarak, ilk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararı verildiği anda değil, birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlı hale gelir.

      Bu iki değişiklik birbirinden bağımsız değildir.

      Kanun koyucu önce birleştirme kararını doğrudan denetlenebilir hale getirmiş, ardından diğer mahkemenin bu kararla bağlı olmasını kararın kesinleşmesine bağlamıştır.

      Böylece birleştirme kararının hukuka uygunluğu konusunda önce kanun yolu denetimi yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir.

      Uygulamacı İçin Asıl Yenilik: Esas Hükmü Beklememek

      Değişikliğin pratik sonucu burada ortaya çıkıyor.

      Örneğin aynı yargı çevresindeki iki asliye ticaret mahkemesinde görülen iki dava arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle ikinci davanın ilk dava ile birleştirilmesine karar verildiğini düşünelim.

      Birleştirmenin hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf artık yargılamanın tamamlanmasını beklemek zorunda değildir.

      Birleştirme kararının kendisine karşı istinaf yoluna gidebilir.

      Dolayısıyla avukat bakımından birleştirme kararı artık yalnızca dosyanın hangi mahkemede devam edeceğini gösteren teknik bir ara işlem olarak görülmemelidir.

      Karar tebliğ edildiğinde bağımsız bir kanun yolu değerlendirmesi yapılması gerekir.

      Ayırma Kararlarında Aynı Değişiklik Yapılmadı

      Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.

      Kanun koyucu birleştirme kararlarını bağımsız istinafa açarken ayırma kararları bakımından aynı yolu benimsemedi.

      İlk derece mahkemesinin verdiği ayırma kararına karşı istinaf yoluna ancak esas hükümle birlikte başvurulabilir.

      Bölge adliye mahkemesinin verdiği birleştirme ve ayırma kararlarına karşı temyiz bakımından da esas hükmün beklenmesi gerekir.

      Üstelik birleştirme veya ayırma konusundaki hukuka aykırılık tek başına BAM’da hükmün kaldırılması veya Yargıtayda bozma nedeni oluşturmaz.

      Dolayısıyla yeni rejimde özellikle şu ayrım önemlidir:

      İlk derece mahkemesinin birleştirme kararı → bağımsız istinaf mümkündür.

      İlk derece mahkemesinin ayırma kararı → ancak hükümle birlikte istinaf edilebilir.

      Bu ayrım, kanun yolu süresinin kaçırılmaması bakımından uygulamada önem taşıyacaktır.

      İkinci Önemli Değişiklik: BAM’ın İlk Defa Kurduğu Hükmün Denetlenmesi

      7589 sayılı Kanun’un kanun yolları bakımından daha önemli değişikliği ise HMK m.362’de yapılmıştır.

      Bu değişikliğin anlaşılabilmesi için önce bölge adliye mahkemesinin istinaf incelemesinde verebileceği kararlar arasındaki farkı görmek gerekir.

      BAM, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddedebilir.

      Ancak bazı durumlarda istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırır ve uyuşmazlığın esası hakkında kendisi yeni bir hüküm kurar.

      İşte tartışma tam olarak burada ortaya çıkmıştır.

      Neden Anayasal Bir Sorun Ortaya Çıktı?

      Eski HMK m.362/1-a uyarınca belirli parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda BAM kararları temyiz edilemiyordu.

      Bu kural, BAM’ın yalnızca ilk derece mahkemesinin kararını onayladığı durumlarda değil; ilk derece kararını kaldırıp tamamen farklı bir hüküm kurduğu durumlarda da uygulanabiliyordu.

      Böylece teorik olarak şu durum ortaya çıkabiliyordu:

      İlk derece mahkemesi davayı reddediyor.

      Davacı istinafa başvuruyor.

      BAM istinafı kabul ediyor, ilk derece kararını kaldırıyor ve davayı kabul ediyor.

      Ancak BAM’ın ilk kez kurduğu bu yeni hüküm, parasal kesinlik sınırı nedeniyle Yargıtay tarafından hiç incelenemiyordu.

      Anayasa Mahkemesi 26 Şubat 2026 tarihli kararında bu durumu hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından değerlendirdi ve düzenlemeyi istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edildiği durumlar yönünden Anayasa’ya aykırı buldu.

      7589 Sayılı Kanun Ne Getirdi?

      Bu kararın ardından HMK m.362’ye yeni üçüncü fıkra eklendi.

      Yeni sistemde BAM’ın;

      istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi,

      ilk derece mahkemesi kararını kaldırması

      ve

      yeniden esas hakkında karar vermesi

      halinde, temyiz edilebilirlik bakımından özel bir rejim uygulanmaktadır.

      Temel kural şudur:

      BAM tarafından yeniden esas hakkında verilen kararın kabul veya reddedilen kısmı, miktar veya değer itibarıyla HMK m.341/2’deki istinaf parasal sınırının üzerindeyse, karar temyiz edilebilir.

      Bu nokta önemlidir.

      Normal temyiz sınırı ile BAM’ın kaldırma üzerine yeniden esas hakkında verdiği kararlar bakımından getirilen sınır aynı değildir.

      Kanun koyucu burada daha düşük olan istinaf parasal sınırını esas alarak Yargıtay denetiminin alanını genişletmiştir.

      Neden İstinaf Sınırı Esas Alınıyor?

      Düzenlemenin arkasındaki düşünce, BAM’ın bu durumda yalnızca bir denetim mahkemesi gibi hareket etmemesidir.

      İlk derece hükmünü kaldırıp yerine yeni bir hüküm kurduğunda BAM, uyuşmazlık hakkında tarafları doğrudan etkileyen yeni bir karar vermektedir.

      Bu nedenle kanun koyucu, BAM’ın ilk kez kurduğu bu hükmün Yargıtay denetimine erişimini klasik temyiz sınırından daha geniş tutmuştur.

      Başka bir ifadeyle:

      Bir karar ilk defa BAM tarafından kurulmuşsa, tarafların bu yeni hükmü bir üst mahkemeye taşıyabilme imkanının daha geniş olması amaçlanmıştır.

      Bu yaklaşım aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin değerlendirmesinin kanuna yansımasıdır.

      Ancak Her Kaldırma Kararı Otomatik Olarak Temyiz Edilebilir Değil

      Yeni düzenleme “BAM ilk derece kararını kaldırdıysa karar mutlaka temyiz edilir” anlamına gelmez.

      Öncelikle BAM’ın yeniden esas hakkında hüküm kurmuş olması gerekir.

      Ardından kararın kabul veya reddedilen kısmının miktar veya değeri kontrol edilmelidir.

      Kanun ayrıca temyiz sınırının altında kalan bazı kararlar bakımından ilk derece mahkemesi kararı ile BAM kararı arasındaki parasal farkı dikkate alan özel bir sınırlama da getirmiştir.

      Dolayısıyla artık BAM kararlarının temyiz edilebilirliği tek bir parasal sınır kontrolüyle belirlenemez.

      Kararın nasıl oluştuğu da incelenmelidir.

      Uygulamada Bir BAM Kararı Geldiğinde Ne Yapılmalı?

      Yeni sistemde bir BAM kararının kanun yolu incelemesi kanaatimizce şu sırayla yapılmalıdır:

      Öncelikle istinaf başvurusunun reddedilip reddedilmediğine bakılmalıdır.

      Başvuru kabul edilmişse, ilk derece hükmünün kaldırılıp kaldırılmadığı belirlenmelidir.

      Kaldırılmışsa BAM’ın dosyayı geri gönderip göndermediği veya kendisinin yeniden esas hakkında hüküm kurup kurmadığı tespit edilmelidir.

      BAM yeniden hüküm kurmuşsa bu kez HMK m.362/3’teki özel temyiz rejimi uygulanmalıdır.

      Son aşamada ise kararın kabul ve ret miktarı, ilgili yılın parasal sınırları ve kanundaki özel istisnalar birlikte değerlendirilmelidir.

      Bu sıra önemlidir. Çünkü yeni düzenlemeden sonra yalnızca uyuşmazlığın toplam değerine bakarak “temyize tabi” veya “kesin” sonucuna ulaşmak hatalı olabilir.

      Karardaki “Kesin” İbaresi Tek Başına Belirleyici Değildir

      Uygulamada kararların hüküm kısmında kanun yoluna ilişkin açıklamalar bulunmaktadır.

      Ancak mahkemenin kararında “kesin” ifadesinin bulunması, kanunen açık olan bir kanun yolunu ortadan kaldırmaz.

      Aynı şekilde yanlışlıkla temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesi de kanunun kesin saydığı bir kararı temyize açık hale getirmez.

      Bu nedenle özellikle 7589 sayılı Kanun sonrasında verilen BAM kararlarında kanun yolu bildiriminin HMK m.362’nin güncel haliyle ayrıca karşılaştırılması gerekir.

      Yeni düzenlemenin henüz çok yeni olması da bu kontrolü daha önemli hale getirmektedir.

      İki Değişikliğin Ortak Noktası: Kararın Denetlenebilirliği

      Birleştirme kararları ile BAM’ın yeniden esas hakkında verdiği kararlar ilk bakışta birbirinden oldukça farklı iki konu gibi görünebilir.

      Ancak 12. Yargı Paketi bakımından bunları aynı başlık altında önemli hale getiren ortak bir düşünce vardır:

      Yargılamanın sonucunu veya görüleceği mahkemeyi önemli biçimde etkileyen bir kararın etkili bir üst mahkeme denetiminden tamamen yoksun bırakılmaması.

      Birleştirme kararında sorun, başka bir mahkemeyi bağlayan kararın bağımsız olarak denetlenememesiydi.

      BAM kararında ise sorun, ilk derece hükmünü ortadan kaldırarak ilk kez yeni bir hüküm kuran istinaf mahkemesi kararının bazı durumlarda Yargıtay denetimine hiç ulaşamamasıydı.

      Her iki konuda da Anayasa Mahkemesi kararları kanun koyucunun müdahalesini tetikledi.

      Bu nedenle 7589 sayılı Kanun’un bu hükümlerini yalnızca teknik bir “kanun yolu değişikliği” olarak değil, mahkeme kararlarının denetlenebilirliği ile kanuni hakim ve hak arama özgürlüğü arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi olarak okumak daha doğru olacaktır.

      Sonuç

      12. Yargı Paketi hukuk yargılamasında bütün istinaf ve temyiz sistemini değiştirmemiştir. Ancak iki önemli noktada mevcut sistemin sınırlarını yeniden çizmiştir.

        Birincisi, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararlarının bağımsız olarak istinaf edilebilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla bağlı olması da kararın kesinleşmesine bağlanmıştır.

        İkincisi ve uygulamada daha geniş etki doğurabilecek değişiklik ise BAM’ın istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece hükmünü kaldırdığı ve yeniden esas hakkında karar verdiği dosyalarda temyiz imkanının genişletilmesidir.

        Bu nedenle yeni dönemde bir BAM kararını incelerken yalnızca “uyuşmazlığın değeri temyiz sınırını geçiyor mu?” sorusunu sormak yeterli değildir.

        Bundan önce sorulması gereken soru şudur:

        Bölge adliye mahkemesi bu dosyada yalnızca ilk derece kararını mı denetledi, yoksa ilk derece hükmünü kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeni bir hüküm mü kurdu?

        Bu ayrım, 7589 sayılı Kanun sonrasında hukuk yargılamasında kanun yolu stratejisinin temel kontrol noktalarından biri haline gelmiştir.


        İlgili Kararlar ve Mevzuat

        Bu yazıda ele alınan değişikliklerin değerlendirilmesinde özellikle aşağıdaki düzenleme ve kararlar önem taşımaktadır:

        • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.166, m.168 ve m.362
        • 7589 sayılı Kanun
        • Anayasa Mahkemesi, E.2024/237, K.2025/137, 17.06.2025: HMK m.166/1’de yer alan ve birleştirme kararının diğer mahkemeyi doğrudan bağlamasını öngören düzenlemeye ilişkin iptal kararı. Anayasa Mahkemesi, düzenlemeyi özellikle kanuni hakim güvencesi ve birleştirme kararının etkili biçimde denetlenebilmesi yönünden değerlendirmiştir. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)
        • Anayasa Mahkemesi, E.2026/49, K.2026/48, 26.02.2026: Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece kararını kaldırdığı ve yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz imkanının sınırlandırılmasına ilişkin karar. Karar, hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından önem taşımaktadır. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)

        Somut Dosyalar Bakımından Ne Yapılmalı?

        7589 sayılı Kanun sonrasında özellikle birleştirme kararları ile bölge adliye mahkemelerinin verdiği kararların kanun yolu bakımından otomatik biçimde değerlendirilmemesi gerekir.

        Bir dosyada;

        kararın hangi tarihte verildiği, ilk derece veya bölge adliye mahkemesi kararı olup olmadığı, BAM’ın ilk derece kararını kaldırıp kaldırmadığı, yeniden esas hakkında hüküm kurulup kurulmadığı, uyuşmazlığın parasal değeri ve ilgili yılın kanun yolu sınırları ayrı ayrı incelenmelidir.

        Özellikle bir kararın hüküm kısmında “kesin” olduğunun belirtilmiş bulunması, kanun yolu incelemesini sona erdiren tek başına yeterli bir veri değildir. Kanun yolu hakkının bulunup bulunmadığı, yürürlükteki usul hükümleri ve somut kararın niteliği üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.

        Hukuki Değerlendirme ve Başvuru

        Bölge adliye mahkemesi kararınızın temyize açık olup olmadığı, birleştirme veya ayırma kararına karşı hangi aşamada başvuru yapılabileceği ya da 7589 sayılı Kanun’un mevcut dosyanıza etkisi konusunda tereddüt bulunması halinde, karar ve dosya evrakı üzerinden bireysel hukuki inceleme yapılması mümkündür.

        Avukat Murat Can Dolğun, hukuk yargılamasında istinaf ve temyiz süreçleri, kanun yolu stratejisinin belirlenmesi ve yüksek mahkeme başvurularının hazırlanması konularında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

        Başvuru öncesinde özellikle ilk derece mahkemesi kararı, bölge adliye mahkemesi kararı, tebliğ belgesi ve mevcutsa daha önce sunulmuş kanun yolu dilekçelerinin birlikte iletilmesi, kanun yolu süresi ve başvuru imkanının sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemlidir.

        Bilgi ve Sorumluluk Notu

        Bu içerik yalnızca genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki görüş, danışmanlık, dava veya kanun yolu stratejisi olarak kabul edilmemelidir.

        Kanun yolu süreleri ve başvuru imkanları; kararın türüne, karar ve tebliğ tarihine, uyuşmazlığın değerine, tarafların taleplerine, geçiş hükümlerine ve somut dosyanın özelliklerine göre değişebilir. Mevzuat ve yargı içtihatlarında sonradan meydana gelebilecek değişiklikler de değerlendirmeyi etkileyebilir.

        Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki bilgilere dayanılarak işlem yapılması, dava açılması, kanun yoluna başvurulması veya bir başvurudan vazgeçilmesi önerilmez. Somut dosya bakımından süre ve hak kaybı ihtimali bulunuyorsa ilgili evrakların bir hukukçu tarafından ayrıca incelenmesi gerekir.

        Bu web sitesindeki içeriklerin okunması veya iletişim formu üzerinden bilgi gönderilmesi, tek başına avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Avukatlık hizmeti ancak somut dosyanın değerlendirilmesi ve taraflar arasında ayrıca vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

      1. OFAC Yaptırım Listesinden Nasıl Çıkılır? SDN Delisting ve Reconsideration Süreci

        ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Office of Foreign Assets Control (OFAC), ABD’nin ekonomik ve mali yaptırım programlarını uygulayan kurumdur.

        Özellikle Specially Designated Nationals and Blocked Persons List (SDN List) içerisinde yer alan gerçek ve tüzel kişiler; uluslararası bankacılık işlemleri, para transferleri, ticari ilişkiler, şirket faaliyetleri ve finansal kuruluşlarla çalışma bakımından ciddi sonuçlarla karşılaşabilmektedir.

        Ancak bir kişinin veya şirketin OFAC yaptırım listesine alınması, bu kaydın hiçbir zaman kaldırılamayacağı anlamına gelmez.

        ABD mevzuatı, yaptırım listesinde bulunan kişi ve kuruluşlara idari yeniden değerlendirme ve listeden çıkarılma başvurusu yapma imkanı tanımaktadır.

        Bu süreç uygulamada OFAC Delisting Petition, Administrative Reconsideration veya Request for Reconsideration olarak adlandırılmaktadır.

        OFAC Listesinden Çıkmak Mümkün Müdür?

        Evet.

        OFAC yaptırım listesinde bulunan bir gerçek kişi, tüzel kişi veya yaptırım kapsamındaki belirli bir malvarlığı için idari yeniden değerlendirme talep edilebilir.

        Başvuru, doğrudan yaptırıma tabi kişi tarafından yapılabileceği gibi yetkili bir temsilci veya avukat aracılığıyla da gerçekleştirilebilir.

        OFAC listesinden çıkarılma sürecinin temel düzenlemelerinden biri 31 C.F.R. § 501.807 hükmüdür.

        OFAC ayrıca 29 Haziran 2026 tarihinde Reconsideration Portal isimli yeni elektronik başvuru sistemini devreye almıştır. Güncel başvuruların portal üzerinden yürütülmesi OFAC tarafından özellikle teşvik edilmektedir.

        OFAC Delisting Başvurusunun Temel Gerekçeleri Nelerdir?

        Bir delisting başvurusunun yalnızca “listeden çıkarılmak istiyorum” şeklinde hazırlanması yeterli değildir.

        Başvuruda yaptırım kararının hukuki ve maddi temeline karşı somut bir gerekçe ortaya konulması gerekir.

        Uygulamada iki temel başlık özellikle önem taşımaktadır:

        • Insufficient Basis: Yaptırım kararının baştan itibaren yeterli maddi veya hukuki temele sahip olmaması.
        • Change in Circumstances: Yaptırım kararının temelini oluşturan koşulların sonradan değişmesi veya ortadan kalkması.

        1. Insufficient Basis – Yaptırım İçin Yeterli Temel Bulunmaması

        Bu gerekçede temel iddia, kişinin yaptırım listesine alındığı tarihte dahi ilgili yaptırım kriterlerinin gerçekte oluşmadığıdır.

        Örneğin;

        • kişinin yanlış tanımlanmış olması,
        • kimlik karışıklığı bulunması,
        • OFAC tarafından ileri sürülen ilişkinin gerçekte mevcut olmaması,
        • belirli kişi veya kuruluşlarla ilişkinin yanlış değerlendirilmesi,
        • ticari veya mali bir işlemin yaptırım kapsamına hatalı biçimde sokulması,
        • yaptırım kararının verildiği tarihte mevcut bilgilerin designation için yeterli olmaması

        bu başlık altında incelenebilir.

        OFAC uygulamasında mistaken identity, yani kişinin başka bir yaptırım uygulanan kişiyle karıştırılması da ayrıca önem taşıyan bir durumdur.

        Bu tür bir başvuruda özellikle yaptırım kararının verildiği tarihte mevcut bulunan banka kayıtları, ticari belgeler, seyahat bilgileri, şirket kayıtları, iletişim kayıtları ve diğer objektif deliller önem kazanabilir.

        2. Change in Circumstances – Koşulların Değişmesi

        Bazı durumlarda yaptırım kararının verildiği tarihte belirli koşullar mevcut olsa dahi bu koşullar daha sonra tamamen değişmiş veya ortadan kalkmış olabilir.

        Örneğin;

        • yaptırıma konu faaliyetin sona ermesi,
        • belirli kişiler veya kuruluşlarla ilişkinin tamamen kesilmesi,
        • şirket sahiplik veya yönetim yapısının değişmesi,
        • yaptırım sebebi olarak gösterilen faaliyetin terk edilmesi,
        • kişinin sonraki dönemdeki faaliyetlerinin yaptırım gerekçesini ortadan kaldırması

        bir Change in Circumstances başvurusunun temelini oluşturabilir.

        Somut olayın özelliklerine göre Insufficient Basis ve Change in Circumstances gerekçelerinin birlikte değerlendirilmesi de mümkün olabilir. Ancak başvuruda ileri sürülen açıklamaların birbiriyle çelişmemesi gerekir.

        Courtesy Document Nedir?

        OFAC delisting sürecinde önemli araçlardan biri Courtesy Document Request mekanizmasıdır.

        Basit şekilde ifade etmek gerekirse Courtesy Document talebinin amacı şu soruya cevap aramaktır:

        “OFAC yaptırım kararını verirken hangi bilgi ve kaynaklara dayandı?”

        OFAC, yaptırım kararına ilişkin belirli gizli olmayan ve hukuki ayrıcalık kapsamında bulunmayan bilgi ve kaynakları, talep üzerine yaptırım uygulanan kişi veya yetkili temsilcisiyle paylaşabilir.

        Bu imkan, delisting başvurusunun hazırlanması bakımından son derece önemlidir.

        Çünkü yaptırım kararına karşı yalnızca genel bir itiraz sunmak yerine, mümkün olduğu ölçüde OFAC’ın dayandığı somut kaynakların incelenmesi ve bunlara karşı deliller hazırlanması mümkün hale gelir.

        Courtesy Document Bütün OFAC Dosyasını Gösterir Mi?

        Hayır.

        Courtesy Document, OFAC’ın sahip olduğu bütün soruşturma veya yaptırım dosyasının başvurana teslim edilmesi anlamına gelmez.

        Gizli bilgiler, istihbari nitelikteki kayıtlar, hukuki ayrıcalık kapsamındaki belgeler, kolluk faaliyetleri bakımından hassas materyaller veya açıklanması hukuken mümkün olmayan bilgiler paylaşılmayabilir veya redakte edilebilir.

        Bununla birlikte elde edilebilen bilgiler, etkili bir delisting stratejisinin oluşturulmasına önemli katkı sağlayabilir.

        Courtesy Document ile Delisting Petition Arasındaki Fark Nedir?

        Bu iki işlem birbirinden farklıdır.

        Courtesy Document Request, yaptırım kararının dayanaklarını anlamaya yönelik bir taleptir.

        Delisting Petition ise yaptırım kararının yeniden değerlendirilmesini ve kişinin veya kuruluşun OFAC listesinden çıkarılmasını isteyen esas başvurudur.

        Somut dosyanın özelliklerine göre süreç şu şekilde planlanabilir:

        1. OFAC yaptırım kaydının ve ilgili yaptırım programının incelenmesi,
        2. Courtesy Document talebinin değerlendirilmesi,
        3. OFAC’ın açıklanabilir dayanaklarının incelenmesi,
        4. karşı delillerin toplanması,
        5. hukuki ve mali kayıtların analiz edilmesi,
        6. kapsamlı Delisting Petition hazırlanması,
        7. Reconsideration Portal üzerinden başvuru yapılması.

        FOIA Başvurusu Yapılabilir Mi?

        Dosyanın özelliklerine göre ABD Freedom of Information Act (FOIA) kapsamında ayrıca bilgi veya belge talep edilmesi de değerlendirilebilir.

        Courtesy Document ile FOIA aynı mekanizma değildir. Bu nedenle hangi bilgi edinme yönteminin kullanılacağı somut yaptırım dosyasına göre belirlenmelidir.

        OFAC Delisting Başvurusunda Hangi Bilgiler Sunulur?

        OFAC delisting dosyalarında başvuranın kimliğinin, geçmişinin ve yaptırım kararına konu olaylarla ilişkisinin kapsamlı şekilde ortaya konulması gerekebilir.

        Gerçek kişiler bakımından başvuruda özellikle;

        • tam ad,
        • kullanılan diğer isimler ve alias bilgileri,
        • doğum tarihi ve doğum yeri,
        • resmi kimlik bilgileri,
        • adres ve iletişim bilgileri,
        • geçmiş ve mevcut mesleki faaliyetler

        gibi bilgiler önem taşıyabilir.

        Başvurunun avukat veya başka bir temsilci aracılığıyla yürütülmesi halinde ayrıca temsil yetkisini gösteren belge veya vekaletname sunulması gerekir.

        Hangi Deliller Önemlidir?

        Her OFAC dosyasının niteliği farklıdır. Bununla birlikte aşağıdaki kayıtlar delisting başvurularında önem kazanabilir:

        • banka hesap hareketleri ve para transfer kayıtları,
        • şirket ve ticaret sicili belgeleri,
        • ortaklık ve şirket sahiplik kayıtları,
        • iş ve mesleki faaliyet belgeleri,
        • seyahat kayıtları,
        • sözleşmeler ve ticari belgeler,
        • iletişim kayıtları,
        • mahkeme ve soruşturma dosyaları,
        • resmi makam kararları,
        • tanık açıklamaları,
        • OFAC’ın ilişkilendirdiği kişilerle ilişkinin gerçek niteliğini gösteren belgeler.

        Başarılı bir dosyada amaç yalnızca OFAC’ın iddialarını reddetmek değildir.

        Daha etkili yöntem, her iddiayı ayrı ayrı ele almaktır:

        OFAC’ın iddiası → Başvuranın açıklaması → Hukuki değerlendirme → Somut karşı delil

        Türkçe Belgeler OFAC’a Nasıl Sunulur?

        Türkiye’de düzenlenen mahkeme kararları, banka belgeleri, ticaret sicili kayıtları ve diğer Türkçe belgelerin OFAC sürecinde kullanılabilmesi için İngilizce tercümelerinin hazırlanması gerekebilir.

        Özellikle kapsamlı dosyalarda;

        • belgelerin numaralandırılması,
        • ekler listesinin hazırlanması,
        • kronolojik olay tablosu oluşturulması,
        • her belgenin hangi OFAC iddiasıyla ilgili olduğunun açıklanması

        dosyanın daha sistematik değerlendirilmesine yardımcı olur.

        OFAC Reconsideration Portal Nedir?

        OFAC, 29 Haziran 2026 tarihinde Reconsideration Portal isimli yeni elektronik başvuru sistemini devreye almıştır.

        Portal, OFAC yaptırım listesinde bulunan kişi ve kuruluşların delisting ve reconsideration taleplerini daha sistematik biçimde sunabilmesi amacıyla oluşturulmuştur.

        Courtesy Document talepleri de aynı portal üzerinden yapılabilmektedir.

        OFAC, portal kullanımının sürecin daha verimli yürütülmesine yardımcı olacağını açıklamakta ve delisting başvurularının portal üzerinden yapılmasını teşvik etmektedir.

        OFAC Başvuruyu Nasıl İnceler?

        Başvurunun sunulmasının ardından OFAC öncelikle dosyanın gerekli temel bilgileri içerip içermediğini değerlendirir.

        Daha sonra yaptırım kararının yeniden değerlendirilmesine yönelik esas inceleme gerçekleştirilir.

        OFAC gerekli görürse başvuru sahibinden;

        • ek belge,
        • ilave açıklama,
        • belirli işlemlere ilişkin bilgi,
        • soru listelerine cevap

        talep edebilir.

        Bu nedenle ilk başvuruda ve sonraki aşamalarda verilen bilgilerin doğru, eksiksiz ve kendi içerisinde tutarlı olması önemlidir.

        OFAC ile Toplantı Talep Edilebilir Mi?

        İdari reconsideration sürecinde başvuru sahibi OFAC ile görüşme veya toplantı talep edebilir.

        Ancak toplantı talebinde bulunulması, OFAC’ın mutlaka bir görüşme gerçekleştireceği anlamına gelmez.

        Özellikle karmaşık yaptırım dosyalarında, yazılı başvurunun belirli noktalarının sözlü olarak açıklanmasının faydalı olup olmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

        OFAC Delisting Süreci Ne Kadar Sürer?

        OFAC delisting başvurularının tamamlanması için her dosyaya uygulanabilecek sabit bir süre bulunmamaktadır.

        Dosyanın karmaşıklığı, yaptırım programının niteliği, delillerin kapsamı, OFAC’ın ek bilgi talepleri ve diğer ABD kurumlarıyla gerçekleştirilecek değerlendirmeler sürenin değişmesine neden olabilir.

        Bu nedenle OFAC delisting süreci basit bir dilekçe başvurusu olarak değil, kapsamlı bir yaptırım hukuku ve delil çalışması olarak değerlendirilmelidir.

        Başvuru Reddedilirse Yeniden Başvuru Yapılabilir Mi?

        Evet.

        OFAC tarafından daha önce reddedilmiş bir delisting talebinden sonra yeniden başvuru yapılması mümkündür.

        Ancak yeni başvuruda OFAC’ın önceki değerlendirmesini değiştirebilecek yeni argümanlar veya yeni deliller sunulması önem taşımaktadır.

        Yalnızca daha önce ileri sürülen aynı gerekçelerin tekrar edilmesi, yeni başvurunun başarılı olması için yeterli olmayabilir.

        OFAC Listesinden Çıkarılmanın Bankalar ve AML Sistemleri Üzerindeki Etkisi

        OFAC tarafından resmi olarak listeden çıkarılmak son derece önemli olmakla birlikte, üçüncü taraf veri tabanlarındaki kayıtların tamamı aynı anda ortadan kalkmayabilir.

        Dünya genelinde çok sayıda;

        • banka,
        • finans kuruluşu,
        • AML/KYC hizmet sağlayıcısı,
        • sanctions screening şirketi,
        • risk ve compliance veri tabanı

        OFAC verilerini kendi sistemlerine aktarmaktadır.

        Bu nedenle resmi delisting kararından sonra üçüncü taraf AML ve sanctions veri tabanlarındaki kayıtların ayrıca güncellenmesi ve gerekli hallerde correction, deletion veya delisting update taleplerinin yapılması gerekebilir.

        OFAC Yaptırım Kaydı Kişisel Verilerin Sınırsız Yayınlanmasına İzin Verir Mi?

        Bir kişinin yaptırım listesinde bulunması ile o kişiye ait bütün kişisel bilgilerin üçüncü kişiler tarafından açık internette sınırsız biçimde yeniden yayımlanması aynı hukuki mesele değildir.

        Özellikle;

        • pasaport numarası,
        • ulusal kimlik numarası,
        • açık adres,
        • kişisel fotoğraf,
        • diğer yüksek riskli kimlikleyici veriler

        bakımından veri koruma hukuku, ifade ve basın özgürlüğü, kamu yararı, gereklilik ve ölçülülük ilkelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.

        Bu nedenle yaptırım bilgisinin hukuka uygun biçimde haberleştirilmesi veya AML/KYC amacıyla işlenmesi, her durumda bütün kimlikleyici verilerin açık web üzerinde yayımlanmasının zorunlu veya ölçülü olduğu anlamına gelmez.

        OFAC Delisting Süreci Neden Profesyonel Hazırlık Gerektirir?

        OFAC delisting dosyaları yalnızca hukuki argümanlardan oluşmaz.

        Dosyanın;

        • yaptırım kararının hukuki dayanağının,
        • OFAC’ın kişi hakkındaki iddialarının,
        • mali ve ticari kayıtların,
        • şirket ve ortaklık ilişkilerinin,
        • seyahat ve iletişim kayıtlarının,
        • ceza ve idari soruşturmaların,
        • uluslararası yaptırım ve AML kayıtlarının

        birlikte değerlendirilmesini gerektirebilir.

        Bu nedenle her dosya için öncelikle yaptırımın hangi hukuki programa dayandığı ve OFAC’ın hangi davranışı yaptırım sebebi olarak değerlendirdiği belirlenmelidir.

        TD Hukuk Bürosu – OFAC Delisting ve Uluslararası Yaptırım Hukuku

        TD Hukuk Bürosu, uluslararası yaptırım kararlarının kişi ve şirketler üzerindeki hukuki etkilerinin incelenmesi, OFAC kayıtlarının değerlendirilmesi ve delisting sürecine ilişkin hukuki çalışmalar yürütmektedir.

        OFAC yaptırım listesinde bulunan gerçek veya tüzel kişiler bakımından;

        • mevcut OFAC kaydının incelenmesi,
        • yaptırım programının ve designation gerekçesinin belirlenmesi,
        • Courtesy Document başvurusunun hazırlanması,
        • delisting stratejisinin oluşturulması,
        • karşı delillerin ve hukuki belgelerin hazırlanması,
        • 31 C.F.R. § 501.807 kapsamında reconsideration başvurusunun yürütülmesi,
        • resmi delisting sonrasında üçüncü taraf AML ve sanctions kayıtlarının güncellenmesine yönelik işlemler

        somut dosyanın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilebilir.

        Sonuç

        OFAC yaptırım listesinde bulunmak ciddi mali, ticari ve kişisel sonuçlara yol açabilir. Ancak yaptırım listesine alınmış olmak hukuken değiştirilemez bir durum değildir.

        Doğru bir OFAC delisting stratejisinde öncelikle yaptırım kararının hukuki ve maddi gerekçesi belirlenmeli, gerektiğinde Courtesy Document ve diğer bilgi edinme araçlarından yararlanılmalı ve OFAC’ın ileri sürdüğü her maddi olgu somut delillerle ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

        Delisting başvurusunun başarısı, genel nitelikte bir itirazdan ziyade tutarlı, belgeli ve somut olayın özelliklerine göre hazırlanmış bir hukuki dosya oluşturulmasına bağlıdır.



        Resmi Kaynaklar

      2. Yabancılar İçin Türkiye’de Geniş Yetkili Vekaletname Rehberi

        Yabancılar İçin Türkiye’de Geniş Yetkili Vekaletname Rehberi

        Türkiye’de ikamet etmek, taşınmaz satın almak, şirket kurmak, yatırım yapmak veya Türk vatandaşlığına başvurmak isteyen yabancıların birçok resmi işlem için vekaletname düzenlemesi gerekebilir. Özellikle Türkiye dışında yaşayan kişiler açısından doğru hazırlanmış geniş yetkili bir vekaletname, sürecin hızlı ve sorunsuz ilerlemesini sağlar.

        Ancak vekaletnamenin kapsamı yeterli değilse, tapu işlemleri, banka hesapları, abonelikler, şirket kuruluşu veya vatandaşlık başvuruları gibi işlemler sırasında yeni vekaletname düzenlenmesi gerekebilir. Bu nedenle vekaletnamenin en baştan ihtiyaç duyulabilecek tüm yetkileri kapsayacak şekilde hazırlanması büyük önem taşır.

        Geniş Yetkili Vekaletname Nedir?

        Geniş yetkili vekaletname, vekil olarak tayin edilen avukata veya temsilciye, kanunun izin verdiği ölçüde birçok hukuki ve idari işlemi tek bir belge ile yürütme yetkisi veren noter düzenlemesidir.

        Özellikle yabancı yatırımcılar ve Türkiye’de yaşamayı planlayan kişiler açısından bu yöntem hem zaman hem de maliyet avantajı sağlar. Her yeni işlem için yeniden noter vekaleti çıkarılması ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırır.

        Geniş Yetkili Vekaletname ile Hangi İşlemler Yapılabilir?

        • İkamet izni başvuruları
        • Çalışma izni işlemleri
        • Türk vatandaşlığı başvuruları
        • Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemleri
        • Taşınmaz satın alma ve satış işlemleri
        • Tapu ve kadastro işlemleri
        • Şirket kuruluşu ve ticaret sicili işlemleri
        • Banka hesabı açılması ve finansal işlemler
        • Vergi numarası ve vergi işlemleri
        • Elektrik, su, doğalgaz, internet ve GSM abonelikleri
        • Araç alım satımı ve trafik işlemleri
        • SGK ve çalışma hayatına ilişkin işlemler
        • Belediye ve imar işlemleri
        • Noter işlemleri
        • Konsolosluk işlemleri
        • Elektronik imza, e-Devlet ve dijital kamu hizmetleri
        • Her türlü resmi kurum başvurusu

        Taşınmaz Satın Alma İçin Özel Yetki Gerekir mi?

        Evet. Türkiye’de yabancı adına taşınmaz satın alınabilmesi için vekaletnamede satın alma yetkisinin açık şekilde yer alması gerekir. Bunun yanında satış bedelini ödeme, resmi senetleri imzalama, tapu tescil işlemlerini yürütme ve gerekli şerhlerin verilmesi gibi yetkilerin de ayrıca belirtilmesi tavsiye edilir.

        Banka ve Abonelik İşlemleri İçin Ayrı Yetki Gerekebilir

        Birçok banka ile elektrik, su, doğalgaz ve internet hizmeti sunan kuruluşlar, vekaletnamede açık yetki bulunmasını aramaktadır. Hesap açılması, para transferleri, kredi işlemleri veya abonelik sözleşmelerinin imzalanması için bu yetkilerin vekaletnameye eklenmesi önemlidir.

        Vatandaşlık Sürecinde Geniş Yetkili Vekaletnamenin Önemi

        Yatırım yoluyla veya genel hükümler kapsamında Türk vatandaşlığına başvuracak yabancılar için vekaletnamede vatandaşlık başvurusu, yatırım işlemleri, tapu işlemleri, banka işlemleri, uygunluk belgesi başvuruları ve ilgili tüm idari süreçleri kapsayan özel yetkilerin bulunması sürecin kesintisiz ilerlemesini sağlar.

        Yurt Dışında Düzenlenen Vekaletnameler

        Türkiye dışında düzenlenen vekaletnamelerin kullanılabilmesi için düzenlendiği ülkeye göre apostil, konsolosluk onayı veya noter tasdiki gerekebilir. Ayrıca vekaletnamenin Türk hukukuna uygun şekilde hazırlanması ve gerektiğinde yeminli tercümesinin yapılması gerekir.

        Sonuç

        Eksik yetkiler içeren bir vekaletname, aynı işlem için ikinci veya üçüncü kez noter düzenlemesi yapılmasına neden olabilir. Bu durum hem zaman kaybına hem de ek maliyetlere yol açar. Özellikle yabancı gerçek kişiler açısından Türkiye’deki tüm hukuki ve idari işlemleri kapsayan geniş yetkili bir vekaletnamenin baştan doğru hazırlanması, ikamet izninden vatandaşlığa, taşınmaz ediniminden şirket kuruluşuna kadar tüm süreçlerin güvenli ve hızlı şekilde yürütülmesini sağlar.

      3. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Küresel Ticaret Sisteminin Hukuki Dinamikleri

        Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Küresel Ticaret Sisteminin Hukuki Dinamikleri

        Uluslararası ticaretin kurallara bağlanması modern dünya ekonomisinin en önemli meselelerinden biridir. Devletlerin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla uyguladığı gümrük tarifeleri, kotalar ve diğer ticaret kısıtlamaları çoğu zaman küresel ticaret sisteminde istikrarsızlık yaratmıştır. Bu nedenle uluslararası ticaretin belirli kurallar çerçevesinde yürütülmesi için çok taraflı bir sistem geliştirilmiştir. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), bu kurallara dayalı sistemin merkezinde yer alan en önemli uluslararası kurumlardan biridir.

        Uluslararası ticaret teorisine göre ülkeler karşılaştırmalı üstünlüklerine göre üretim yapıp ticaret gerçekleştirdiğinde dünya refahı artar. Ancak devletler iç ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle çoğu zaman korumacı politikalara yönelir. Tarihte bunun en önemli örneklerinden biri 1930’lu yıllarda ortaya çıkan ticaret savaşlarıdır. Yüksek gümrük tarifeleri ve karşılıklı ticaret kısıtlamaları dünya ticaretinin daralmasına yol açmış ve ekonomik krizin daha da derinleşmesine neden olmuştur. Bu deneyim, ticaretin uluslararası kurallarla düzenlenmesi gerektiği fikrini güçlendirmiştir. 

        Bu çerçevede Dünya Ticaret Örgütü’nün temel amacı, uluslararası ticaretin öngörülebilir ve kurallara dayalı bir sistem içinde yürütülmesini sağlamaktır. WTO sistemi özellikle ayrımcılık yasağı, karşılıklılık ve çok taraflı ticaret müzakereleri gibi ilkeler üzerine kuruludur. En çok kayrılan ülke ilkesi (Most Favoured Nation – MFN) sayesinde bir ülkenin bir ticaret ortağına tanıdığı avantajın diğer üyelere de uygulanması gerekir. Böylece ticaret ilişkilerinde keyfi uygulamaların önüne geçilmeye çalışılır. 

        Ayrıca WTO yalnızca ticaretin serbestleşmesini teşvik eden bir kurum değildir; aynı zamanda devletler arasında ortaya çıkan ticari uyuşmazlıkların çözülmesini sağlayan bir hukuki mekanizma da sunar. Kurallara dayalı bir uyuşmazlık çözüm sistemi, güçlü ekonomilerin zayıf ülkeler üzerinde tek taraflı baskı kurmasını sınırlayabilir. Bu nedenle WTO özellikle gelişmekte olan ülkeler için uluslararası ticaret sisteminde belirli bir hukuki güvenlik sağlamaktadır. 

        Güncel gelişmeler: WTO reformu ve ticaret sisteminin krizi

        Son yıllarda Dünya Ticaret Örgütü önemli bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Küresel ticaret sisteminin temel unsurlarından biri olan uyuşmazlık çözüm mekanizması ciddi bir kriz yaşamaktadır. Özellikle temyiz organının (Appellate Body) üyelerinin atanmasının uzun süredir engellenmesi nedeniyle sistem tam kapasiteyle çalışamamaktadır. Bu durum WTO’nun kuralları uygulama gücünü zayıflatmıştır. 

        Ayrıca birçok ülke son yıllarda sanayi politikaları, sübvansiyonlar ve stratejik sektörleri koruma amacıyla yeni ticaret önlemleri almaya başlamıştır. Küresel ölçekte binlerce yeni ticaret kısıtlayıcı düzenlemenin yürürlüğe girdiği ve bu durumun dünya ticaret sistemini ciddi baskı altına aldığı belirtilmektedir. 

        Bu gelişmeler nedeniyle WTO’nun reformu uluslararası ticaret gündeminin en önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. 2026 yılında yapılması planlanan Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansı öncesinde birçok ülke kurumun kurallarının güncellenmesi, sübvansiyonların daha sıkı denetlenmesi ve uyuşmazlık çözüm mekanizmasının yeniden işler hale getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. 

        Aynı zamanda WTO sistemi hâlen aktif şekilde kullanılmaktadır. Örneğin Endonezya, Avrupa Birliği’nin palm yağı ithalatına yönelik düzenlemelerine karşı WTO kararlarının uygulanmadığını ileri sürerek ticari yaptırım talebinde bulunmayı gündeme getirmiştir. Bu tür uyuşmazlıklar, WTO’nun hâlâ küresel ticaret hukukunun merkezinde yer aldığını göstermektedir. 

        Sonuç

        Dünya Ticaret Örgütü, uluslararası ticaret sisteminin hukuki çerçevesini oluşturan temel kurumlardan biridir. Kurallara dayalı ticaret düzeni, devletler arasında öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik sağlar. Bununla birlikte küresel ticarette artan jeopolitik rekabet, korumacı politikalar ve kurumsal reform tartışmaları WTO’nun geleceğini yeniden şekillendirmektedir. Bu nedenle uluslararası ticaret hukukunu anlamak için WTO’nun tarihsel gelişimi kadar güncel dönüşüm sürecini de yakından takip etmek gerekmektedir

      4. Kamu İhale Kurumu (KİK) Şikayet ve İtiraz Süreci

        Kamu ihale süreçlerinde isteklilerin haklarını koruyabilmesi için çeşitli başvuru yolları bulunmaktadır. İhale dokümanına, ihale kararına veya ihale sürecinde gerçekleştirilen işlemlere karşı belirli süreler içinde yapılan başvurular sayesinde ihale işlemleri denetlenebilmektedir.

        Bu başvuru mekanizmasının temelini 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu oluşturmaktadır. İlgili mevzuata aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

        4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu – mevzuat.gov.tr


        Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?


        İhale Sürecinde Şikayet Başvurusu

        Kamu ihale sürecinde istekliler veya adaylar tarafından yapılan ilk başvuru genellikle şikayet başvurusudur. Bu başvuru doğrudan ihaleyi gerçekleştiren idareye yapılmaktadır.

        Şikayet başvurusu aşağıdaki konulara ilişkin olabilir:

        • İhale dokümanındaki düzenlemeler
        • İhale ilanı
        • İhale komisyonu kararları
        • İhale değerlendirme süreci

        İhale süreci hakkında daha kapsamlı bilgi için kamu ihale hukuku başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        İtirazen Şikayet Başvurusu

        İdareye yapılan şikayet başvurusu reddedildiğinde veya idare tarafından verilen karar yeterli bulunmadığında istekliler itirazen şikayet başvurusu yapabilmektedir.

        Bu başvuru doğrudan Kamu İhale Kurumuna yapılmaktadır. Kamu İhale Kurumu ihale sürecinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek karar vermektedir.

        Kamu İhale Kurumu tarafından verilen kararlar ihale sürecinin devamını doğrudan etkileyebilmektedir.


        Başvuru Süreleri

        Kamu ihale hukukunda başvuru süreleri oldukça önemlidir. Şikayet ve itirazen şikayet başvuruları belirli süreler içinde yapılmadığı takdirde başvurular reddedilebilmektedir.

        Bu nedenle ihale sürecinde ortaya çıkan hukuka aykırı işlemlerin hızlı şekilde değerlendirilmesi ve başvuruların zamanında yapılması büyük önem taşımaktadır.

        İhale uyuşmazlıklarının yargıya taşınması hakkında bilgi için kamu ihale davaları başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.


        KİK Kararlarının Sonuçları

        Kamu İhale Kurumu tarafından verilen kararlar ihale sürecini doğrudan etkileyebilmektedir. Kurum tarafından verilen kararlar sonucunda ihale işlemleri iptal edilebilmekte veya ihale sürecinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilmektedir.

        Bazı durumlarda Kamu İhale Kurumu kararları sonrasında uyuşmazlıklar yargı yoluna da taşınabilmektedir.

        Kamu ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar hakkında daha fazla bilgi için kamu ihale sözleşmeleri başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Sonuç

        Kamu ihale süreçlerinde isteklilerin haklarını koruyabilmeleri için şikayet ve itirazen şikayet başvuruları önemli bir hukuki mekanizma oluşturmaktadır. Bu başvuru yolları sayesinde ihale süreçlerinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi sağlanmaktadır.

        Kamu ihale hukuku ve ihale süreçlerinden doğan uyuşmazlıklar çoğu zaman detaylı mevzuat bilgisi gerektiren karmaşık süreçlerdir. Bu nedenle ihale sürecinin doğru şekilde analiz edilmesi ve başvuru yollarının doğru kullanılması büyük önem taşımaktadır.

        TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, ihale uyuşmazlıkları ve Kamu İhale Kurumu başvuruları alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

        Kamu ihale hukuku ile ilgili hukuki destek almak veya sürecinizi değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

        İletişim
        TD Hukuk ve Danışmanlık
        Av. Murat Can Dolğun
        İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
        Telefon: +90 507 475 44 22
        E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

      5. Kamu İhale Davaları: İhale Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür?

        Kamu ihale süreçleri ve ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu uyuşmazlıklar çoğu zaman ihale sürecinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediği, sözleşme hükümlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığı veya yüklenici sorumluluğunun sınırları gibi konularda ortaya çıkmaktadır.

        Türkiye’de kamu ihale süreçleri esas olarak 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında düzenlenmektedir. İhale sürecine ilişkin mevzuata aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

        4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu – mevzuat.gov.tr

        İhale sonucunda imzalanan sözleşmeler ise 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında düzenlenmektedir.

        4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu – mevzuat.gov.tr


        Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?


        Kamu İhale Uyuşmazlıkları

        Kamu ihale süreçlerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklar genellikle ihale sürecinin farklı aşamalarında meydana gelmektedir. Bu uyuşmazlıklar hem ihale sürecine katılan istekliler hem de ihale sözleşmesini imzalayan yükleniciler açısından hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

        Uygulamada en sık karşılaşılan ihale uyuşmazlıkları şu konularda ortaya çıkmaktadır:

        • İhale dokümanına yapılan itirazlar
        • İhale sonuçlarına karşı yapılan başvurular
        • İhale iptal kararları
        • Sözleşmenin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar
        • Hakediş ödemeleri ve yüklenici sorumluluğu

        Kamu ihale sisteminin genel yapısı hakkında daha kapsamlı bilgi için kamu ihale hukuku başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Kamu İhale Kurumu’na Başvuru

        İhale sürecinde ortaya çıkan bazı uyuşmazlıklar öncelikle Kamu İhale Kurumu (KİK) nezdinde çözülebilmektedir. İhale sürecine katılan istekliler, ihale dokümanına veya ihale sonuçlarına karşı belirli süreler içinde idareye ve ardından Kamu İhale Kurumu’na başvuru yapabilmektedir.

        Bu başvurular ihale sürecinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğinin denetlenmesi açısından önemli bir mekanizma oluşturmaktadır.


        İhale Davaları

        Kamu ihale süreçlerinde ortaya çıkan bazı uyuşmazlıklar yargı yoluna taşınabilmektedir. Özellikle ihale iptali, ihale kararlarının hukuka uygunluğu veya ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar dava konusu olabilmektedir.

        Bu davalar çoğu zaman aşağıdaki konularda görülmektedir:

        • İhalenin iptali
        • İhale kararının hukuka aykırılığı
        • Yüklenici sorumluluğu
        • Sözleşme hükümlerinin uygulanması
        • Kamu zararı iddiaları

        Kamu zararı hakkında daha fazla bilgi için kamu zararı nedir başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.


        Sözleşme Uyuşmazlıkları

        İhale süreci tamamlandıktan sonra imzalanan sözleşmelerin uygulanması sırasında da çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu uyuşmazlıklar genellikle sözleşmenin yorumlanması, hakediş ödemeleri, gecikme cezaları veya eksik imalatlar gibi konularla ilgilidir.

        Kamu ihale sözleşmeleri hakkında daha fazla bilgi için kamu ihale sözleşmeleri başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

        Hakediş süreçleri hakkında detaylı bilgi için hakediş nedir başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.


        İhale Davalarında Hukuki Değerlendirme

        Kamu ihale davalarında mahkemeler ihale sürecini, ihale dokümanlarını ve sözleşme hükümlerini birlikte değerlendirmektedir. Özellikle ihale sürecinde rekabet, eşit muamele ve saydamlık ilkelerine uyulup uyulmadığı büyük önem taşımaktadır.

        İhale uyuşmazlıklarının çözümünde hem teknik hem de hukuki inceleme yapılması gerekebilmektedir. Bu nedenle ihale davaları çoğu zaman detaylı mevzuat bilgisi ve teknik değerlendirme gerektirmektedir.


        Sonuç

        Kamu ihale davaları hem kamu idareleri hem de ihale süreçlerine katılan şirketler açısından önemli hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle ihale süreçlerinin doğru şekilde yürütülmesi ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların hukuki açıdan doğru değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

        TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, ihale sözleşmeleri ve ihale uyuşmazlıkları alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

        Kamu ihale hukuku ile ilgili hukuki destek almak veya sürecinizi değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

        İletişim
        TD Hukuk ve Danışmanlık
        Av. Murat Can Dolğun
        İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
        Telefon: +90 507 475 44 22
        E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

      6. Kamu İhale Davaları: İhale Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür?

        Kamu ihale süreçleri ve ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu uyuşmazlıklar çoğu zaman ihale sürecinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediği, sözleşme hükümlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığı veya yüklenici sorumluluğunun sınırları gibi konularda ortaya çıkmaktadır.

        Türkiye’de kamu ihale süreçleri esas olarak 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. İhale sürecine ilişkin mevzuata aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

        4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu – mevzuat.gov.tr

        İhale sonucunda imzalanan sözleşmeler ise 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında düzenlenmektedir.

        4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu – mevzuat.gov.tr

        Kamu ihale sisteminin genel yapısı hakkında daha detaylı bilgi için kamu ihale hukuku başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Kamu İhale Uyuşmazlıkları

        Kamu ihale süreçlerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklar genellikle ihale sürecinin farklı aşamalarında meydana gelmektedir. Bu uyuşmazlıklar hem ihale sürecine katılan istekliler hem de ihale sözleşmesini imzalayan yükleniciler açısından hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

        Uygulamada en sık karşılaşılan ihale uyuşmazlıkları şu konularda ortaya çıkmaktadır:

        • İhale dokümanına yapılan itirazlar
        • İhale sonuçlarına karşı yapılan başvurular
        • İhale iptal kararları
        • Sözleşmenin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar
        • Hakediş ödemeleri ve yüklenici sorumluluğu

        Kamu İhale Kurumu’na Başvuru

        İhale sürecinde ortaya çıkan bazı uyuşmazlıklar öncelikle Kamu İhale Kurumu (KİK) nezdinde çözülebilmektedir. İhale sürecine katılan istekliler, ihale dokümanına veya ihale sonuçlarına karşı belirli süreler içinde idareye ve ardından Kamu İhale Kurumu’na başvuru yapabilmektedir.

        Bu başvurular ihale sürecinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğinin denetlenmesi açısından önemli bir mekanizma oluşturmaktadır.


        İhale Davaları

        Kamu ihale süreçlerinde ortaya çıkan bazı uyuşmazlıklar yargı yoluna taşınabilmektedir. Özellikle ihale iptali, ihale kararlarının hukuka uygunluğu veya ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar dava konusu olabilmektedir.

        Bu davalar çoğu zaman aşağıdaki konularda görülmektedir:

        • İhalenin iptali
        • İhale kararının hukuka aykırılığı
        • Yüklenici sorumluluğu
        • Sözleşme hükümlerinin uygulanması
        • Kamu zararı iddiaları

        Kamu zararı ile ilgili uyuşmazlıklar hakkında daha fazla bilgi için kamu zararı nedir başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Sözleşme Uyuşmazlıkları

        İhale süreci tamamlandıktan sonra imzalanan sözleşmelerin uygulanması sırasında da çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu uyuşmazlıklar genellikle sözleşmenin yorumlanması, hakediş ödemeleri, gecikme cezaları veya eksik imalatlar gibi konularla ilgilidir.

        Kamu ihale sözleşmelerinin hukuki niteliği hakkında daha fazla bilgi için kamu ihale sözleşmeleri başlıklı yazımıza göz atabilirsiniz.

        Hakediş süreci hakkında bilgi almak için ise hakediş nedir başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        İhale Davalarında Hukuki Değerlendirme

        Kamu ihale davalarında mahkemeler ihale sürecini, ihale dokümanlarını ve sözleşme hükümlerini birlikte değerlendirmektedir. Özellikle ihale sürecinde rekabet, eşit muamele ve saydamlık ilkelerine uyulup uyulmadığı büyük önem taşımaktadır.

        İhale uyuşmazlıklarının çözümünde hem teknik hem de hukuki inceleme yapılması gerekebilmektedir. Bu nedenle ihale davaları çoğu zaman detaylı mevzuat bilgisi ve teknik değerlendirme gerektirmektedir.


        Sonuç

        Kamu ihale davaları hem kamu idareleri hem de ihale süreçlerine katılan şirketler açısından önemli hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle ihale süreçlerinin doğru şekilde yürütülmesi ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların hukuki açıdan doğru değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

        Kamu ihale hukuku ve ihale sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar çoğu zaman teknik ve karmaşık hukuki değerlendirmeler gerektirdiğinden sürecin doğru şekilde analiz edilmesi ve hukuki stratejinin doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

        TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, ihale sözleşmeleri ve ihale uyuşmazlıkları alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

        Kamu ihale hukuku ile ilgili hukuki destek almak veya sürecinizi değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

        İletişim:
        TD Hukuk ve Danışmanlık
        Av. Murat Can Dolğun
        İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
        Telefon: +90 507 475 44 22
        E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

      7. Hakediş Nedir? Kamu İhale Sözleşmelerinde Hakediş Süreci

        Kamu ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında en önemli konulardan biri hakediş ödemeleridir. Hakediş, yüklenicinin ihale konusu iş kapsamında gerçekleştirdiği imalat veya hizmet karşılığında hak kazandığı ödeme tutarını ifade etmektedir. Özellikle yapım ihalelerinde hakediş süreci, sözleşmenin uygulanmasında kritik bir rol oynamaktadır.

        Kamu ihale sözleşmelerine ilişkin hükümler esas olarak 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. İlgili mevzuata aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

        4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu – mevzuat.gov.tr

        Kamu ihale sisteminin genel yapısı hakkında daha kapsamlı bilgi için kamu ihale hukuku başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Hakediş Kavramı

        Hakediş, yüklenicinin sözleşme kapsamında yaptığı iş karşılığında idareden talep edebileceği ödeme miktarını ifade eder. Yapım işlerinde hakedişler genellikle yapılan imalatın miktarı ve ilerleme düzeyi dikkate alınarak hesaplanmaktadır.

        Hakediş süreci özellikle aşağıdaki unsurların değerlendirilmesini içerir:

        • Gerçekleştirilen imalatın miktarı
        • Teknik şartnameye uygunluk
        • Sözleşmede belirlenen birim fiyatlar
        • İş programına uygun ilerleme

        Hakediş raporları bu unsurlar dikkate alınarak hazırlanır ve idare tarafından onaylandıktan sonra ödeme süreci başlatılır.


        Yapım İhalelerinde Hakediş Süreci

        Yapım ihalelerinde hakediş süreci genellikle işin ilerleme durumuna göre belirli dönemlerde düzenlenen hakediş raporları üzerinden yürütülmektedir. Yüklenici tarafından yapılan imalatlar teknik kontrol ekipleri tarafından incelenir ve yapılan iş miktarı belirlenir.

        Yapım ihaleleri ve yüklenici sorumluluğu hakkında daha detaylı bilgi için yapım ihalesi ve yüklenici sorumluluğu başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

        Hakediş raporları genellikle şu aşamalardan oluşmaktadır:

        • İmalat miktarının ölçülmesi
        • Teknik kontrol yapılması
        • Hakediş raporunun hazırlanması
        • İdare tarafından onaylanması
        • Ödeme sürecinin başlatılması

        Hakediş Türleri

        Kamu ihale sözleşmelerinde farklı hakediş türleri bulunmaktadır. Bu hakediş türleri genellikle sözleşme hükümlerine ve işin niteliğine göre belirlenmektedir.

        Başlıca hakediş türleri şunlardır:

        • Ara hakediş
        • Kesin hakediş
        • İlerleme hakedişi

        Ara hakedişler iş devam ederken belirli dönemlerde düzenlenirken, kesin hakediş işin tamamlanmasının ardından hazırlanan nihai ödeme raporudur.


        Hakediş Uyuşmazlıkları

        Kamu ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında hakediş ödemeleri ile ilgili çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu uyuşmazlıklar genellikle aşağıdaki konularda görülmektedir:

        • İmalat miktarının doğru hesaplanmaması
        • Hakediş kesintileri
        • Gecikme cezaları
        • Sözleşme değişiklikleri

        Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde sözleşme hükümleri, teknik şartnameler ve ihale dokümanları birlikte değerlendirilmektedir.

        Kamu zararı kavramı ve ihale sözleşmelerinde sorumluluk hakkında daha fazla bilgi için kamu zararı nedir başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.


        Sonuç

        Hakediş süreci kamu ihale sözleşmelerinin uygulanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Yapılan imalatların doğru şekilde ölçülmesi, sözleşme hükümlerine uygunluğun denetlenmesi ve ödemelerin zamanında yapılması hem idare hem de yüklenici açısından büyük önem taşımaktadır.

        Hakediş ödemeleri ile ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar çoğu zaman teknik ve hukuki değerlendirme gerektiren süreçlerdir. Bu nedenle hakediş süreçlerinin doğru şekilde analiz edilmesi ve hukuki stratejinin doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

        TD Hukuk ve Danışmanlık olarak kamu ihale hukuku, ihale sözleşmeleri ve hakediş uyuşmazlıkları alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktayız.

        Kamu ihale hukuku ile ilgili hukuki destek almak veya sürecinizi değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

        İletişim:
        TD Hukuk ve Danışmanlık
        Av. Murat Can Dolğun
        İstanbul Dünya Ticaret Merkezi – Bakırköy / İstanbul
        Telefon: +90 507 475 44 22
        E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com