7589 sayılı Kanun, para alacakları ve tazminat hesapları bakımından uygulamada doğrudan sonuç doğuracak iki önemli değişiklik getirdi.
Bunlardan ilki kanuni faizin belirlenme yönteminin değiştirilmesi, ikincisi ise çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıç tarihi ile yapılan ödemelerin mahsup yönteminin yeniden düzenlenmesi oldu.
Bu değişiklikler ilk bakışta hesaplamaya ilişkin teknik hükümler gibi görünebilir. Oysa uzun süren bir yargılamada faiz oranı ve faizin başlangıç tarihi, ana para kadar önemli ekonomik sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle yeni düzenlemeyi yalnızca “kanuni faiz oranı değişti” şeklinde okumak yeterli değildir. Asıl mesele; dava açılırken, bilirkişi raporu incelenirken, hüküm kurulurken ve ilam icraya konulurken hangi faiz sisteminin uygulanacağının doğru belirlenmesidir.
(Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)
Bu Yazıda
On İkinci Yargı Paketi’nin faiz ve tazminat hukukuna etkisini üç aşamada ele alacağız. Önce yeni düzenlemenin ne getirdiğini ve uygulamada hesaplamaların nasıl değişeceğini inceleyecek; ardından değişikliğin anayasal arka planına ve yeni sisteme yöneltilen eleştirilere geçeceğiz.
I. Kanuni Faizde Yeni Sistem
- Sabit kanuni faiz sisteminden değişken faiz sistemine geçiş
- TCMB reeskont oranının %80’i üzerinden yeni hesaplama yöntemi
- 30 Haziran kontrolü ve yıl içinde faiz oranının değişmesi
- Bilirkişi ve icra hesaplarına etkisi
II. Çalışma Gücü Kaybı ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatları
- TBK m.55’te yapılan değişiklik
- Bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemlerinin ayrılması
- Olay tarihinden ve karar tarihinden faiz ayrımı
- Erken ödemelerde oransal mahsup
- Yeni hükümlerin hangi olaylara uygulanacağı
III. Değişikliğin Anayasal Arka Planı
- Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak kararı
- AYM’nin 3095 sayılı Kanun’a ilişkin iptal kararı
- Alacağın nominal değeri ile reel değerinin korunması arasındaki fark
IV. Yeni Sisteme Yönelik Eleştiriler
- Reeskont oranı ile enflasyon arasındaki ilişki
- H. Burak Gemalmaz’ın yeni sisteme yönelik eleştirileri
- Reeskont oranının %80’inin yeterliliği sorunu
- Yeni sistemin alacağın reel değerini koruyup korumadığı
- Munzam zarar tartışmasının geleceği
V. Uygulamacı Açısından Sonuç
- Dava açılırken faiz türünün doğru belirlenmesi
- Bilirkişi raporlarının yeni sisteme göre denetlenmesi
- Faiz başlangıç tarihi ve dönemsel oranların kontrolü
- Somut dosyada eski ve yeni düzenlemenin uygulanabilirliği
Yazının sonunda ayrıca ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve akademik değerlendirmelere açık URL’leriyle birlikte yer verilecek; somut uyuşmazlıkların değerlendirilmesine ilişkin başvuru yolu ve genel hukuki bilgilendirme notu paylaşılacaktır.
Kanuni Faizde Sabit Oran Dönemi Sona Erdi
7589 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi yeniden düzenlendi.
Yeni düzenlemeye göre Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken ve faiz miktarının sözleşmeyle belirlenmediği hallerde kanuni faiz artık uzun süre aynı kalan sabit bir oran üzerinden uygulanmayacak.
Kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni esas alınarak belirlenecek.
Kanun bunun yanında yıl ortasında ikinci bir kontrol mekanizması öngörüyor.
30 Haziran tarihinde geçerli reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık tarihindeki reeskont oranından beş puan veya daha fazla farklılaşmışsa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının yüzde sekseni uygulanacak.
Böylelikle kanuni faiz, ekonomik göstergelerde meydana gelen değişikliklere belirli ölçüde tepki verebilen değişken bir faiz sistemine dönüştürülmüş oldu.
(Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.10, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)
Yeni Sistem Uygulamada Nasıl Çalışacak?
Sistemin temel mantığı iki aşamalıdır.
Öncelikle ilgili yıl bakımından bir önceki yılın 31 Aralık tarihindeki TCMB reeskont oranı tespit edilir. Bu oranın yüzde sekseni, yeni yılın kanuni faiz oranını oluşturur.
Ardından 30 Haziran tarihindeki reeskont oranı kontrol edilir.
İki tarih arasındaki fark beş puandan azsa yılın başında belirlenen oran uygulanmaya devam eder.
Ancak fark beş puan veya daha fazlaysa yılın ikinci yarısı için faiz oranı yeniden belirlenir.
Bunun doğal sonucu şudur:
Aynı alacağa, farklı zaman dilimleri bakımından farklı kanuni faiz oranlarının uygulanması mümkün hale gelmiştir.
Bu durum özellikle birkaç yıl süren davalarda önemlidir. Faiz hesabının başlangıç tarihinden tahsil tarihine kadar tek bir oran kullanılarak yapılması artık her dosyada doğru sonuç vermeyebilir.
Uygulamacı Açısından Ne Değişti?
Yeni düzenlemenin avukatlık pratiğindeki en önemli sonuçlarından biri bilirkişi raporlarının denetlenmesinde ortaya çıkacaktır.
Örneğin birkaç yıl süren bir alacak davasında bilirkişi raporunda yalnızca toplam faiz miktarının gösterilmesi yeterli görülmemelidir.
Raporda;
- hangi dönem bakımından hangi kanuni faiz oranının uygulandığı,
- yıl içerisinde oran değişikliği meydana gelip gelmediği,
- faiz başlangıç tarihinin doğru belirlenip belirlenmediği,
- alacağa gerçekten kanuni faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği
ayrıca kontrol edilmelidir.
Aynı durum ilamlı icra bakımından da geçerlidir.
Mahkeme hükmünde yalnızca “kanuni faiz uygulanmasına” karar verilmiş olması halinde, icra aşamasındaki faiz hesabının da ilgili dönemlerde geçerli oranlar dikkate alınarak yapılması gerekir.
Bu nedenle yeni sistemde faiz hesabı artık dosyanın sonunda yapılan yardımcı bir matematik işlemi değil, ayrı bir hukuki inceleme alanıdır.
Tazminat Hukukunda İkinci Değişiklik: TBK m.55
7589 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki yeni fıkra eklendi.
Ancak burada kapsamın doğru belirlenmesi gerekir.
Düzenleme bütün maddi tazminat davalarına uygulanacak genel bir faiz rejimi getirmemektedir. Yeni hükümler özellikle;
çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar
ile
ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma zararlarını
düzenlemektedir.
(Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.18, TBK m.55 değişikliği, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)
Bilinen Kazanç Dönemi İçin Olay Tarihinden Faiz
Yeni düzenleme tazminat hesabında kazancın bilindiği ve bilinemediği dönemleri birbirinden ayırmaktadır.
Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.
Örneğin trafik kazası nedeniyle çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin olay tarihinden hesaplama tarihine kadar gerçekleşmiş ve belirlenebilir kazançları bulunuyorsa, bu döneme ilişkin zarar bakımından faiz olay tarihinden başlayacaktır.
Geleceğe İlişkin Zarar İçin Karar Tarihinden Faiz
Kazancın bilinemediği dönem bakımından ise kanun farklı bir faiz başlangıç tarihi benimsemiştir.
Geleceğe ilişkin varsayımsal kazanç üzerinden hesaplanan tazminat bölümüne karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.
Böylelikle aynı tazminat hesabının içerisinde farklı faiz başlangıç tarihlerinin bulunması mümkün hale gelmiştir.
Bu ayrım özellikle aktüerya raporlarının hazırlanması ve denetlenmesi bakımından önemlidir.
Bir bilirkişi raporunda yalnızca toplam tazminat rakamının gösterilmesi yerine, tazminatın hangi bölümünün bilinen kazanç dönemine, hangi bölümünün geleceğe ilişkin bilinmeyen kazanç dönemine ait olduğunun da anlaşılabilir olması gerekir.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Aynı Sistem
Ölüm nedeniyle destekten yoksun kalan kişilerin zararlarında da aynı ayrım uygulanacaktır.
Burada değerlendirme desteğin kazancı üzerinden yapılır.
Desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminat bakımından faiz zarar doğuran olay tarihinden; kazancın bilinemediği geleceğe ilişkin dönem bakımından ise karar tarihinden başlayacaktır.
Özellikle uzun süren yargılamalarda bu ayrım, hükmedilecek toplam tutar üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.
Erken Ödemelerde Oransal Mahsup
TBK m.55’e eklenen diğer önemli düzenleme, tazminat sorumlusu tarafından yargılama öncesinde veya yargılamanın erken aşamasında yapılan ödemelerle ilgilidir.
Kanun, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemenin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.
Burada önemli olan yalnızca daha önce ödenmiş paranın nominal miktarı değildir.
Ödemenin, yapıldığı tarihte hesaplanabilecek tazminatın ne kadarına karşılık geldiği önem kazanmıştır.
Özellikle yüksek enflasyon ortamında olaydan kısa süre sonra yapılan ödemenin yıllar sonra hesaplanan tazminattan nominal olarak çıkarılması ile oransal mahsup edilmesi arasında önemli farklar ortaya çıkabilir.
Geçiş Hükmü: Dava Tarihinden Önce Olay Tarihine Bakılmalı
TBK m.55 değişikliğinin uygulamasında en önemli konulardan biri geçiş hükmüdür.
Yeni düzenlemeler, 7589 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacaktır.
Değişiklikten önce meydana gelen olaylarda ise eski hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.
(Mevzuat: 7589 sayılı Kanun, geçiş hükümleri, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)
Dolayısıyla burada kritik tarih her zaman dava tarihi değildir.
Örneğin zarar doğuran olay 2025 yılında meydana gelmiş ancak dava 2027 yılında açılmışsa, yalnızca dava tarihinden hareket edilerek yeni TBK m.55 hükümlerinin uygulanacağı sonucuna varılmamalıdır.
Öncelikle zarar doğuran olayın tarihi kontrol edilmelidir.
Bilirkişi Raporlarında Yeni Kontrol Alanı
Yeni düzenlemeler özellikle aktüerya ve hesap bilirkişisi raporlarının daha ayrıntılı denetlenmesini gerektiriyor.
Bir rapor incelenirken en azından şu soruların cevaplandırılması gerekir:
- Uygulanan faiz türü doğru mu?
- Kanuni faiz uygulanacaksa ilgili dönemlerde doğru oran kullanılmış mı?
- Faiz başlangıç tarihi doğru belirlenmiş mi?
- Çalışma gücü kaybı veya destekten yoksun kalma hesabında bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemleri ayrılmış mı?
- Bu dönemlere doğru faiz başlangıç tarihleri uygulanmış mı?
- Daha önce ödeme yapılmışsa oransal mahsup doğru hesaplanmış mı?
- Yeni TBK m.55 hükümleri olay tarihi itibarıyla gerçekten uygulanabilir mi?
Ana tazminat hesabının doğru olması, faiz veya mahsup yöntemindeki hatayı ortadan kaldırmaz.
Özellikle yüksek tutarlı dosyalarda faiz başlangıç tarihindeki veya uygulanacak orandaki bir hata, hükmedilecek toplam tutarda ciddi farklılık yaratabilir.
Değişikliğin Anayasal Arka Planı
Yeni kanuni faiz sistemini değerlendirirken düzenlemenin ortaya çıktığı anayasal tartışmayı da gözden kaçırmamak gerekir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Caner Şafak başvurusunda, uzun süren bir yargılama sonunda tahsil edilen alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesini mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirdi.
Buradaki temel mesele yalnızca alacağa faiz uygulanıp uygulanmaması değildi.
Asıl sorun, uygulanan faize rağmen alacağın reel değerindeki önemli kaybın alacaklının üzerinde bırakılmasıydı.
(Karar: Caner Şafak, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, çevrimiçi, 08.07.2025, URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763)
Bu bireysel başvuru kararının hemen ardından kanuni faiz düzenlemesi norm denetiminde de Anayasa Mahkemesinin önüne geldi.
Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararında 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki sistemi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Mahkemenin değerlendirmesinde de alacağın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını karşılayabilecek etkili bir mekanizmanın bulunup bulunmadığı belirleyici unsurlardan biri oldu.
(Karar: Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164, çevrimiçi, 22.07.2025, URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164)
7589 sayılı Kanun ile getirilen değişken faiz sistemi bu anayasal tartışmanın ardından yürürlüğe girmiştir.
Ancak yeni düzenleme başka bir soruyu beraberinde getiriyor:
Yeni Sistem Alacağın Reel Değerini Gerçekten Koruyor mu?
Kanuni faizin sabit bir oran yerine ekonomik bir göstergeye bağlanması, eski sisteme göre önemli bir değişikliktir.
Reeskont oranı değiştikçe kanuni faizin de belirli aralıklarla değişebilmesi, sabit bir oranın yıllarca ekonomik gerçeklikten kopması riskini azaltmaktadır.
Ancak buradan alacağın reel değerinin artık her koşulda korunacağı sonucu çıkarılamaz.
Çünkü kanunun referans aldığı reeskont oranı ile enflasyon aynı ekonomik gösterge değildir.
Nitekim yeni düzenlemeye yönelik ilk akademik eleştiriler de bu noktada yoğunlaşmaktadır.
H. Burak Gemalmaz’ın Eleştirisi: Reeskont Oranı Enflasyon Değildir
Prof. Dr. H. Burak Gemalmaz, yeni kanuni faiz sistemine ilişkin değerlendirmesinde değişken faiz sistemine geçilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekle birlikte, kullanılan ölçütün alacağın reel değerini korumak bakımından yeterliliğini sorgulamaktadır.
Eleştirinin temelinde oldukça basit fakat önemli bir ayrım bulunmaktadır:
Reeskont oranı, enflasyon oranı değildir.
Reeskont oranı TCMB tarafından para politikası ve ekonomik koşullar dikkate alınarak belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik ve parasal tercihlere bağlı olarak reeskont oranının enflasyonun altında kalması mümkündür.
Gemalmaz, bunun yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını geçmiş veriler üzerinden göstermektedir. Değerlendirmesinde özellikle 2021-2023 döneminde reeskont oranlarının resmi enflasyonun altında kaldığına; 2022 yılında resmi enflasyon yüzde 64,27 iken reeskont oranının yüzde 9,75 düzeyinde bulunduğuna dikkat çekmektedir.
Üstelik yeni düzenleme reeskont oranının tamamını değil, yüzde seksenini kanuni faiz olarak kabul etmektedir.
Bu nedenle reeskont oranının enflasyonun gerisinde kaldığı bir ekonomik ortamda, kanuni faizin de alacağın reel değer kaybını karşılamakta yetersiz kalması mümkündür.
(Yazı: “Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, H. Burak Gemalmaz, LinkedIn, çevrimiçi, 19.08.2026, URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm)
Gemalmaz bu nedenle alternatif modeller üzerinde de durmaktadır. Reeskont oranının belirli bir yüzdesinin alınması yerine reeskont oranına belirli bir puan eklenmesi veya doğrudan enflasyonla bağlantılı bir hesaplama yönteminin benimsenmesi, alacağın reel değerinin korunması bakımından daha güçlü seçenekler olarak tartışılabilir.
Yeni Düzenleme Sorunu Çözdü mü?
Kanaatimizce burada iki farklı soruya iki farklı cevap verilmesi gerekir.
İlk soru şudur:
Yeni sistem, önceki sabit kanuni faiz sisteminden daha işlevsel midir?
Kanaatimizce evet.
Ekonomik göstergelere bağlı olarak değişebilen bir faiz oranı, uzun süre değişmeden kalan sabit bir orana kıyasla ekonomik koşullara daha duyarlı bir mekanizma oluşturmaktadır.
Ancak ikinci soru daha zordur:
Yeni sistem, alacağın enflasyon karşısındaki reel değerinin korunmasını garanti ediyor mu?
Buna aynı kesinlikle olumlu cevap vermek mümkün değildir.
Reeskont oranı ile enflasyon arasında zorunlu ve birebir bir bağlantı bulunmamaktadır. Dolayısıyla reeskont oranının enflasyonun önemli ölçüde altında kaldığı dönemlerde, kanuni faiz matematiksel olarak doğru uygulanmasına rağmen alacaklı yine reel kayba uğrayabilir.
Bu nedenle 7589 sayılı Kanun ile getirilen modeli, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği sorunu kesin olarak ortadan kaldıran nihai bir çözümden ziyade, önceki sisteme göre ekonomik gelişmelere daha duyarlı fakat başarısı uygulamada görülecek bir mekanizma olarak değerlendirmek daha ihtiyatlıdır.
Munzam Zarar Tartışması Devam Edebilir
Yeni sistemle birlikte dikkat edilmesi gereken başka bir mesele de kanuni faizi aşan zararların gelecekte nasıl değerlendirileceğidir.
Kanuni faiz uygulanmasına rağmen alacağın reel değerinde önemli bir kayıp meydana gelmesi halinde, alacaklının bu kaybı hangi koşullarda ayrıca talep edebileceği sorunu ortadan kalkmış değildir.
Özellikle TBK m.122 kapsamındaki aşkın (munzam) zarar ile Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı yaklaşımı arasındaki ilişkinin yeni faiz sistemi altında nasıl şekilleneceği, önümüzdeki dönemde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla daha belirgin hale gelecektir.
Bu nedenle bugün için yeni sistem hakkında kesin olarak söylenebilecek husus şudur:
7589 sayılı Kanun kanuni faiz tartışmasını sona erdirmedi; tartışmanın merkezini değiştirdi.
Eski sistemde temel problem sabit kanuni faiz oranının ekonomik gerçeklikten kopmasıydı.
Yeni dönemde ise temel soru şudur:
Reeskont oranının yüzde seksenine bağlı değişken faiz sistemi, alacağın reel değerini korumaya gerçekten yeterli olacak mı?
Bu sorunun cevabı yalnızca kanun metninden değil, önümüzdeki yıllardaki enflasyon-reeskont ilişkisi ve yüksek mahkemelerin yeni sisteme ilişkin içtihatlarından ortaya çıkacaktır.
Uygulamacı Açısından Sonuç
- Yargı Paketi sonrasında faiz hesabının dava sonunda yapılan mekanik bir işlem olarak görülmemesi gerekir.
Bir para alacağı bakımından öncelikle;
hangi faiz türünün uygulanacağı,
faizin hangi tarihten başlayacağı,
hangi dönem bakımından hangi oranın geçerli olduğu
ve
uyuşmazlıkta özel bir faiz düzenlemesinin bulunup bulunmadığı
tespit edilmelidir.
Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ise buna başka bir ayrım daha eklenmiştir:
Zararın hangi bölümü bilinen kazanç dönemine, hangi bölümü gelecekteki bilinmeyen kazanç dönemine aittir?
Dolayısıyla uygulamacının soracağı soru artık yalnızca:
“Alacak veya tazminat ne kadar?”
olmamalıdır.
Bunun hemen ardından şu sorunun da cevaplandırılması gerekir:
“Bu alacağa hangi faiz, hangi tarihten ve hangi dönemsel oran üzerinden uygulanacak; yapılan hesap alacağın gerçek ekonomik sonucunu doğru biçimde yansıtıyor mu?”
İlgili Mevzuat, Kararlar ve Akademik Değerlendirmeler
7589 sayılı Kanun
Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, 16.07.2026.
URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm
Anayasa Mahkemesi – Caner Şafak
AYM Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, 08.07.2025.
URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763
Anayasa Mahkemesi – Kanuni Faiz İptal Kararı
AYM, E.2024/24, K.2025/164, 22.07.2025.
URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164
H. Burak Gemalmaz – Yeni Kanuni Faiz Sistemine İlişkin Değerlendirme
“Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, LinkedIn, 19.08.2026.
URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm
Somut Dosyanız Bakımından İnceleme
Kanuni faiz hesabının, tazminatta faiz başlangıç tarihinin veya bilirkişi raporunda kullanılan faiz ve mahsup yönteminin dosyanız bakımından doğru olup olmadığı, yalnızca raporun sonuç kısmındaki rakama bakılarak değerlendirilemez.
Özellikle yüksek miktarlı veya uzun süren uyuşmazlıklarda birkaç puanlık faiz farkı, yanlış faiz başlangıç tarihi veya hatalı mahsup yöntemi dosyanın ekonomik sonucunu önemli ölçüde değiştirebilir.
Dolğun Hukuk Bürosu, alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında dava öncesi hukuki değerlendirme, bilirkişi raporlarının hukuki yönden incelenmesi, rapora itirazların hazırlanması, faiz ve tazminat hesabının denetlenmesi ile istinaf ve temyiz süreçlerinde hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.
Dosya incelemesi talep edilirken dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi ve ek bilirkişi raporları, varsa daha önce yapılan ödemelere ilişkin belgeler ve mahkeme kararının birlikte sunulması, değerlendirmenin dosya bütünlüğü içerisinde yapılabilmesi açısından önemlidir.
İletişim:
Telefon: 0212 299 44 22
E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
Web: dolgun.av.tr
Bilgi ve Sorumluluk Notu
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, dava stratejisi, sonuç garantisi veya belirli bir hukuki işlemin yapılması yönünde tavsiye niteliğinde değildir.
Uygulanacak faiz türü ve oranı; borcun hukuki kaynağına, tarafların sıfatına, sözleşme hükümlerine, temerrüt tarihine, özel kanun hükümlerine, olay ve dava tarihine ve somut uyuşmazlığın özelliklerine göre değişebilir. Ticari temerrüt faizi, yabancı para borçları, kamu alacakları ve özel mevzuatta düzenlenen faiz türleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Tazminat hesaplarında zarar türü, olay tarihi, kusur, kazanç verileri, destek ilişkisi, daha önce yapılan ödemeler ve aktüeryal hesap esasları somut olay özelinde incelenmelidir. Mevzuat ve yüksek mahkeme içtihatlarında meydana gelebilecek değişiklikler de burada yapılan değerlendirmelerin sonucunu etkileyebilir.
Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki açıklamalara dayanılarak dava açılması, faiz veya tazminat talebinin oluşturulması, bilirkişi raporunun kabul veya reddedilmesi, kanun yoluna başvurulması ya da herhangi bir hukuki işlemden vazgeçilmesi önerilmez.
Web sitesindeki içeriğin okunması, elektronik posta gönderilmesi veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi, somut dosyanın ayrıca değerlendirilmesi ve taraflar arasında vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.