Etiket: delil tespiti

  • Gerçek Yatırımcının Türk Vatandaşlığı İptal Edilir mi? 2026

    Gerçek Yatırımcının Türk Vatandaşlığı İptal Edilir mi? 2026

    DOLĞUN AKADEMİ | VATANDAŞLIK HUKUKU | 2026

    GERÇEK YATIRIM YAPAN YABANCININ TÜRK VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLEBİLİR Mİ? EKSPERTİZ, BANKA KAYITLARI, DELİL TESPİTİ VE YARGISAL KORUMA

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun
    Yayın: TD Hukuk ve Danışmanlık – Dolğun Akademi
    Güncelleme: 22 Ekim 2026


    ÖZET

    2025 ve 2026 yıllarında Türkiye’de yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarına ilişkin yürütülen idari incelemeler ve ceza soruşturmaları, önemli bir hukuki sorunu gündeme getirmiştir: Gerçekten taşınmaz satın alan, yatırım bedelini banka aracılığıyla ödeyen, tapusunu edinen, resmi ekspertiz raporuna güvenen ve herhangi bir hileli işleme katılmayan yabancı yatırımcının Türk vatandaşlığı sonradan iptal edilebilir mi?

    Bu sorunun tek bir cevapla karşılanması mümkün değildir. Çünkü Türk hukukunda ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas önemli hususları gizlemesi nedeniyle vatandaşlık kararının iptal edilmesi ile vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartların gerçekte oluşmadığının sonradan anlaşılması üzerine vatandaşlık kararının geri alınması farklı kurumlardır.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi ile 40. maddesi arasındaki bu fark, iyi niyetli yatırımcı bakımından son derece önemlidir. Yatırımcının para transferlerini gerçekten gerçekleştirmesi, taşınmazın gerçek piyasa değerinin vatandaşlık için gerekli eşiği karşıladığı anlamına her durumda gelmez. Buna karşılık bir ekspertiz raporunda hata bulunması da taşınmazın mutlaka yatırım eşiğinin altında olduğunu veya yatırımcının bu hatayı bildiğini göstermez.

    Bu nedenle vatandaşlık iptali riski taşıyan dosyalarda gerçek para hareketleri, yatırım tarihindeki hukuki şartlar, tarihsel taşınmaz değeri, değerleme raporlarının teknik doğruluğu, yatırımcının bilgi ve davranışları ile idarenin önceki inceleme işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu çalışmada banka kayıtlarının delil değeri, geriye dönük gayrimenkul değerlemesi, karşı ekspertiz çalışmaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında delil tespiti, ceza soruşturmasının idari işleme etkisi ve vatandaşlık kararlarına karşı yargısal korunma imkanları ele alınmaktadır.

    İÇİNDEKİLER

    1. 2026 yılında gerçek yatırımcı neden risk altında?
    2. Gerçek yatırım ile hukuken yeterli yatırım arasındaki fark
    3. TVK m.31: Yalan beyan ve gizleme
    4. TVK m.40: Hukuki şartların oluşmaması
    5. Yatırım tarihinde geçerli olan parasal sınır
    6. Banka transferleri ve ödemenin ispatı
    7. Ekspertiz raporunun hatalı olması
    8. Geçmiş tarihli değerleme ve teknik inceleme
    9. Karşı ekspertiz ve bilirkişi raporu
    10. Mahkemeden delil tespiti istenmesi
    11. Delil tespitinin ceza ve idari davaya etkisi
    12. İyi niyet, hukuki güvenlik ve devlete güven
    13. Danıştay içtihatları
    14. Ceza soruşturması ve KYOK
    15. İptal davası ve yürütmenin durdurulması
    16. Satıcı, müteahhit ve aracıların sorumluluğu
    17. Yatırımcı için delil ve savunma planı
    18. Sonuç ve hukuki değerlendirme

    I. 2026 YILINDA GERÇEK YATIRIM YAPAN KİŞİLER NEDEN VATANDAŞLIK İPTALİ RİSKİYLE KARŞILAŞIYOR?

    Türkiye’de taşınmaz edinilmesi yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan yabancıların dosyaları, geçmişte gerçekleştirilen yatırımlara yönelik idari incelemeler ve ceza soruşturmaları nedeniyle yeniden gündeme gelmiştir. Özellikle taşınmaz bedellerinin gerçekte ödenip ödenmediği, yurtdışından döviz girişi sağlanıp sağlanmadığı, ekspertiz raporlarının gerçek piyasa değerini yansıtıp yansıtmadığı ve satış işlemlerinin muvazaalı olup olmadığı araştırılmaktadır.

    İçişleri Bakanlığının 21 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre, çeşitli yatırım dosyalarında 5.391 kişinin vatandaşlığına ilişkin iptal, 743 kişinin vatandaşlık kararına ilişkin geri alma işlemi gerçekleştirilmiş; böylece aile fertleri dahil toplam 6.134 kişiye ilişkin işlem açıklanmıştır.

    Aynı tarihte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen yeni soruşturma kapsamında 263 yatırımcı ve 807 aile ferdinden oluşan toplam 1.070 kişi tespit edildiği bildirilmiştir. Ancak 1.070 kişilik soruşturma kapsamında tespit edilmek ile bu kişilerin tamamı hakkında kesin bir vatandaşlık iptali kararı verilmiş olması aynı hukuki durum değildir.

    Resmi açıklamaların ayrıntıları ve soruşturma ile idari işlem arasındaki fark için daha önce yayımladığımız 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026 başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    Burada özellikle gerçek yatırım yapan kişilerin hukuki durumları ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı inşaat şirketinden taşınmaz satın alan iki yabancı arasında yatırım bedeli, para kaynağı, taşınmazın değeri, satıcıyla kurulan ilişki ve usulsüzlüklerden haberdar olma bakımından çok önemli farklılıklar bulunabilir.

    Bu sebeple geniş kapsamlı bir soruşturmanın varlığı, bütün yatırımcıların aynı hukuki sonuca tabi tutulması gerektiği anlamına gelmez. Her vatandaşlık dosyasının bireysel özellikleri dikkate alınmalıdır.

    II. GERÇEK YATIRIM İLE HUKUKEN YETERLİ YATIRIM AYNI ŞEY DEĞİLDİR

    Yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarında en sık karşılaşılan kavramsal hata, gerçekten ödeme yapılmış olması ile kanunen gerekli yatırım şartlarının gerçekleşmiş olmasının aynı kabul edilmesidir.

    Örneğin bir yabancı yatırımcının 400.000 ABD doları ödediği, bu bedelin banka transferleriyle satıcıya ulaştığı, taşınmazın tapuda yatırımcı adına tescil edildiği ve paranın yatırımcıya geri dönmediği varsayılsın.

    Bu veriler, satış işleminin gerçekliği ve ödeme bakımından güçlü deliller oluşturur. Ancak taşınmazın edinildiği tarihteki gerçek piyasa değerinin kanunen gerekli yatırım eşiğini karşılayıp karşılamadığı ayrıca araştırılabilir.

    Tersinden bakıldığında, bir taşınmazın yatırım tarihindeki piyasa değerinin vatandaşlık için gerekli eşiği karşılıyor olması da yatırımcı tarafından mevzuatta aranan ödeme ve diğer işlem şartlarının yerine getirildiğini tek başına kanıtlamaz.

    Dolayısıyla inceleme üç farklı mesele üzerinde yoğunlaşmalıdır: Gerçek bir satış var mı? Yatırım mevzuatta öngörülen objektif koşulları sağlıyor mu? Yatırımcıya isnat edilebilecek herhangi bir hileli davranış bulunuyor mu?

    Bu üç soruya verilecek cevapların birbirinden ayrılması, yanlış hukuki nitelendirmelerin önlenmesi bakımından önemlidir.

    III. 5901 SAYILI KANUN M.31: YATIRIMCININ YALAN BEYANI VEYA ÖNEMLİ HUSUSLARI GİZLEMESİ

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi, vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararın ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda gerçekleşmesi halinde kararı veren makam tarafından iptal edilmesini düzenlemektedir.

    Kanun hükmünün lafzı dikkatle incelendiğinde herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmesinin tek başına yeterli olmadığı görülmektedir. Burada ilgilinin davranışı ile vatandaşlığın kazanılması arasında hukuken anlamlı bir bağlantı kurulması gerekir.

    Örneğin vatandaşlık başvurusunda kullanılan ekspertiz raporunun değerleme uzmanı tarafından gerçeğe aykırı biçimde düzenlendiği iddia ediliyorsa yatırımcının bu raporun içeriğini bilerek değiştirtip değiştirmediği, değerleme sonucunu etkilemeye yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı veya gerçeğe aykırılığı bilmesine rağmen başvuruda kullanıp kullanmadığı araştırılmalıdır.

    Bir değerleme kuruluşu hakkında soruşturma yürütülmesi, bu kuruluşun hazırladığı raporu kullanan bütün yatırımcıların raporun gerçeğe aykırılığını bildiğini kanıtlamaz.

    Benzer biçimde müteahhidin başka satışlarda muvazaalı para transferi gerçekleştirmiş olması, aynı şirketten taşınmaz satın almış ancak gerçek ödeme yapmış yatırımcının bu işlemlere bilerek katıldığını göstermez.

    Bu nedenle m.31 kapsamında yürütülen incelemelerde yatırımcının kişisel beyanları, bilgisi, iradesi ve eylemleri somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir.

    IV. 5901 SAYILI KANUN M.40: VATANDAŞLIĞIN KAZANILMASI İÇİN GEREKLİ HUKUKİ ŞARTLARIN OLUŞMAMASI

    Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 40. maddesi ise farklı bir mekanizma düzenlemektedir. Buna göre Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığında geri alınır.

    Bu hüküm bakımından temel tartışma, vatandaşlık kararının verildiği dönemde hukuki şartların gerçekte mevcut olup olmadığıdır.

    Bir yatırımcı taşınmazı gerçekten satın almış, bedelini tamamen ödemiş, sahte belge hazırlamamış ve herhangi bir usulsüzlüğe katılmamış olabilir. Bununla birlikte taşınmazın gerçek değerinin vatandaşlığın kazanılması için o tarihte aranan yatırım tutarından düşük olduğu ileri sürülürse m.40 kapsamında ayrı bir uyuşmazlık ortaya çıkabilir.

    Bu noktada yalnızca iyi niyetin ileri sürülmesi her durumda yeterli değildir. Gerçek yatırım değerinin tarihsel ve teknik delillerle ortaya konulması da gerekir.

    Diğer taraftan m.40, idareye herhangi bir somut dayanak göstermeksizin geçmiş vatandaşlık kararlarını sona erdirme yetkisi veren sınırsız bir hüküm olarak değerlendirilemez. Geri alma işleminin kanuni koşullarının, dayandığı maddi vakıaların ve hukuki gerekçesinin yargısal denetimi mümkündür.

    Çiçek Özgür’ün 2026 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması” başlıklı bilimsel çalışması da m.31 ile m.40 arasındaki ayrımın yatırım vatandaşlığı bakımından önemini incelemektedir.

    Bu ayrımın genel çerçevesini önceki Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması başlıklı kapsamlı makalemizde de ele almıştık.

    V. VATANDAŞLIK İÇİN 250.000 DOLAR MI, 400.000 DOLAR MI GEREKLİYDİ?

    Geçmiş yatırımların incelenmesinde ilk yapılması gereken işlemlerden biri, taşınmazın edinildiği tarihte yürürlükte bulunan yatırım mevzuatının tespit edilmesidir.

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlığa ilişkin parasal eşikler farklı dönemlerde değişmiştir.

    Edinim dönemi Asgari yatırım tutarı
    12 Ocak 2017 – 18 Eylül 2018 1.000.000 USD
    19 Eylül 2018 – 12 Haziran 2022 250.000 USD
    13 Haziran 2022 ve sonrası 400.000 USD

    Bu kronolojik ayrım son derece önemlidir. Örneğin 2020 yılında vatandaşlık amacıyla edinilen bir taşınmaz bakımından, yalnızca bugün geçerli olan 400.000 ABD doları eşiğinden hareketle yatırımın yetersiz olduğu sonucuna ulaşılamaz.

    Dosyanın değerlendirilmesinde taşınmazın edinim tarihi, ödeme tarihleri, vatandaşlığa uygunluk belgesinin düzenlenmesi ve başvurunun dayandığı mevzuat birlikte incelenmelidir.

    Ayrıca taşınmazın türüne, mülkiyet yapısına, satış vaadi veya kesin satış niteliğine ve ilgili tarihte yürürlükte bulunan özel şartlara dikkat edilmelidir. Yatırım miktarının yeterli olması, diğer bütün mevzuat koşullarının da yerine getirildiğini kendiliğinden göstermez.

    VI. GERÇEK BANKA TRANSFERLERİ VATANDAŞLIK DOSYASINDA NEYİ İSPATLAR?

    Bir vatandaşlık yatırımının gerçekliğinin araştırılmasında banka kayıtları temel deliller arasındadır. Özellikle yurt dışında bulunan yatırımcıların Türkiye’de gerçekleştirdikleri taşınmaz alımlarında yalnızca ödeme dekontunun bulunması değil, paranın izlediği bütün finansal yolun ortaya konulması önemlidir.

    İncelemede yatırımcının yabancı ülkedeki banka hesabından çıkan para, aracı bankalar üzerinden gerçekleştirilen transfer, Türkiye’deki alıcı veya satıcı hesabına ulaşan tutar, döviz işlemleri ve tapudaki satış bedeli arasında bağlantı kurulmalıdır.

    SWIFT mesajları, bankaca onaylanmış hesap hareketleri, işlem referans numaraları, transfer açıklamaları, döviz alım belgeleri ve satıcının tahsilata ilişkin kayıtları birlikte değerlendirildiğinde ödemenin ekonomik gerçekliği daha sağlıklı biçimde araştırılabilir.

    Özellikle sadece belirli bir tarihe ait tek bir banka dekontunun sunulması her uyuşmazlıkta yeterli olmayabilir. Soruşturma makamları ödemenin yapıldıktan sonra yatırımcıya veya ilişkili başka kişilere geri dönüp dönmediğini de araştırabilir.

    Bu nedenle savunma bakımından ödemenin başlangıç noktası ile satıştan sonraki hareketlerin mümkün olduğu ölçüde birlikte incelenmesi gerekir.

    Örneğin gerçek yatırımcı 400.000 ABD dolarını satıcıya ödemiş ve hiçbir şekilde geri almamış olabilir. Buna karşılık başka bir işlemde bankadan gönderilen bedelin kısa süre içerisinde gizli bir anlaşmayla iade edilmesi söz konusu olabilir. İki işlemin hukuki niteliği ve delil durumu aynı değildir.

    Öte yandan bedelin geri dönmediğinin gösterilmesi, taşınmazın tarihsel piyasa değerine ilişkin teknik tartışmayı tek başına sona erdirmez.

    VII. EKSPERTİZ RAPORU HATALIYSA GERÇEK YATIRIMCININ VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLİR Mİ?

    Bir taşınmazın değerleme raporunda hata tespit edilmesi ile o taşınmazın yatırım tarihinde gerçekten gerekli parasal sınırın altında bulunması farklı meselelerdir.

    Örneğin vatandaşlık başvurusunda kullanılan raporda taşınmazın değeri 450.000 ABD doları olarak gösterilmiş olsun. Yıllar sonra hazırlanan yeni bir bilirkişi raporunda taşınmazın yatırım tarihindeki değeri 370.000 ABD doları olarak hesaplanmış olabilir.

    Bu durumda ortaya çıkan fark ciddidir. Ancak hukuki inceleme yalnızca iki rakamın karşılaştırılmasıyla tamamlanamaz. Raporların hangi değerleme yöntemleriyle hazırlandığı, hangi emsal satışların kullanıldığı, taşınmazın fiziksel ve hukuki özelliklerinin doğru belirlenip belirlenmediği ve hesaplamaların yatırım tarihindeki ekonomik şartlara dayanıp dayanmadığı araştırılmalıdır.

    Bir başka örnekte ilk ekspertiz raporunda 450.000 ABD doları olarak gösterilen taşınmazın geriye dönük bağımsız teknik inceleme sonucunda 415.000 ABD doları değerinde olduğu ortaya çıkabilir. İlk raporun değerinin tartışmalı olması, bu örnekte taşınmazın gerekli yatırım sınırının altında bulunduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

    Dolayısıyla uyuşmazlığın merkezinde yalnızca raporun hatalı olup olmadığı değil, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte taşınmazın gerçek ekonomik değerinin ne olduğu sorusu bulunmalıdır.

    VIII. GERİYE DÖNÜK GAYRİMENKUL DEĞERLEMESİ NASIL YAPILMALIDIR?

    Vatandaşlık dosyalarında geçmiş tarihli değerleme, sıradan bir güncel emlak fiyatı araştırması değildir. İnceleme konusu taşınmazın edinildiği dönemdeki özelliklerinin ve piyasa koşullarının yeniden oluşturulmasını gerektiren teknik bir çalışmadır.

    Örneğin 2021 yılında satın alınmış bir bağımsız bölümün değerinin 2026 yılında araştırıldığı varsayılsın. Bu durumda bilirkişinin yalnızca 2026 yılındaki güncel emlak ilanlarını kullanarak geçmiş değer hakkında sonuca ulaşması yeterli bir inceleme yöntemi olmayabilir.

    Taşınmazın 2021 yılındaki inşaat seviyesi, katı, konumu, cephesi, net ve brüt kullanım alanı, hukuki durumu, teslim koşulları, aynı projedeki emsal bağımsız bölümlerin satışları ve dönemin ekonomik koşulları dikkate alınmalıdır.

    Özellikle inşaat halindeki projelerde taşınmazın değerini belirleyen önemli unsurlardan biri, edinim tarihindeki tamamlanma seviyesidir. Projenin tamamlandığı tarihteki değer ile henüz kaba inşaat aşamasındaki değer aynı kabul edilemez.

    Değerleme yapılırken mümkün olduğunda aynı proje veya yakın çevredeki benzer özelliklere sahip taşınmazların gerçekleşmiş satış verilerine öncelik verilmelidir. İlan fiyatları ise gerçek satış bedelleriyle aynı ispat gücüne sahip değildir.

    Ayrıca değerlemenin ana taşınmaz veya tüm proje üzerinden mi, yoksa vatandaşlık yatırımına konu belirli bağımsız bölüm üzerinden mi yapıldığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

    Örneğin henüz kat mülkiyeti kurulmamış bir projedeki ana parselin metrekare değeri ile onuncu kattaki belirli bir bağımsız bölümün satış değeri arasında teknik farklılıklar bulunabilir. Ana taşınmaza ilişkin genel hesaplamanın bağımsız bölüme uygulanabilmesi için bu farklılıkların yeterince açıklanması gerekir.

    Tarihsel döviz kurları, enflasyon göstergeleri ve gayrimenkul fiyat endeksleri yardımcı araçlar olarak kullanılabilir. Ancak yalnızca genel bir endeks kullanılması, belirli bir taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerini her durumda kesin biçimde ortaya koymaz.

    IX. YENİ EKSPERTİZ RAPORUNA KARŞI BAĞIMSIZ TEKNİK RAPOR HAZIRLANABİLİR Mİ?

    İdare veya ceza soruşturması kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunun sonuçlarına karşı teknik değerlendirme yapılması mümkündür. Ancak bu amaçla hazırlanacak raporun yalnızca farklı bir bedel içermesi yeterli değildir.

    Karşı teknik çalışma, mevcut raporun hangi verileri esas aldığını, hangi emsalleri kullandığını, hangi değerleme yöntemini tercih ettiğini ve teknik sonuçların neden tartışmalı olduğunu açıklamalıdır.

    Örneğin raporda bağımsız bölümün metrekaresi yanlış alınmışsa, farklı cephedeki taşınmazlarla karşılaştırma yapılmışsa, satış tarihi dışındaki dönemlere ait fiyatlar kullanılmışsa veya inşaat seviyesi hatalı belirlenmişse bu hususlar somut belgelerle ortaya konulmalıdır.

    Ayrıca yalnızca yatırımcı lehine sonuç doğuran emsal satışların seçilmesinden kaçınılmalıdır. Bilimsel ve teknik bakımdan güvenilir bir karşı değerlendirme, hem olumlu hem de olumsuz emsal verileri açıklayabilmelidir.

    Bağımsız uzman raporu, idareye sunulacak savunmanın hazırlanmasında, ceza soruşturmasında teknik görüş oluşturulmasında veya yargılama sırasında bilirkişi incelemesine yönelik itirazların geliştirilmesinde yararlı olabilir.

    Ancak özel olarak hazırlatılan bir raporun mahkemece atanmış bilirkişi raporu ile aynı usuli niteliğe sahip olduğu kabul edilmemelidir. Nihai değerlendirme ilgili makamın veya mahkemenin yetkisi dahilindedir.

    X. GERÇEK YATIRIMCI MAHKEMEDEN DELİL TESPİTİ İSTEYEBİLİR Mİ?

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400 ve devamı maddeleri, belirli koşullarla dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespitine başvurulabilmesini düzenlemektedir.

    HMK m.400 kapsamında bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesi veya tanık beyanlarının alınması gibi işlemler talep edilebilir. Ancak delil tespiti için hukuki yararın bulunması gerekir.

    Kanunda öngörülen hukuki yarar bakımından delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolması veya ileride ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması ihtimali önem taşımaktadır.

    Gayrimenkul yatırımına ilişkin uyuşmazlıklarda delil tespitinin özellikle taşınmazın fiziki özelliklerinin değişme ihtimali, inşaat durumunun sonradan farklılaşması, belirli teknik verilerin kaybolması veya satıcıyla yaşanan uyuşmazlığın ilerideki hukuk davasına etkisi bakımından değerlendirilmesi mümkündür.

    Örneğin yatırımcı ile taşınmazı satan şirket arasında taşınmazın gerçeğe aykırı niteliklerle pazarlandığı, vaat edilen özellikleri taşımadığı veya gerçek değerinin gizlendiği iddiasına dayalı bir özel hukuk uyuşmazlığı bulunabilir. Böyle bir durumda ileride açılabilecek davada ileri sürülecek somut vakıalar bakımından delil tespiti koşullarının oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

    Ancak yalnızca vatandaşlığın iptal edilebileceğinden endişe duyulması, HMK kapsamında her durumda delil tespiti kararı verilmesini zorunlu kılmaz. Talep konusu vakıa, hukuki yarar, görev ve yetki kuralları ile olası karşı taraf somutlaştırılmalıdır.

    HMK m.401 delil tespiti bakımından görev ve yetkiyi; m.402 ise talep dilekçesinin içeriğini, gider avansını ve usuli işlemleri düzenlemektedir.

    Bu sebeple delil tespiti, vatandaşlık iptali riski bulunan her yatırımcı için zorunlu ve standart bir işlem değil, somut olayın ihtiyaçlarına göre değerlendirilecek bir hukuki koruma aracıdır.

    XI. DELİL TESPİTİ RAPORU VATANDAŞLIK İPTALİNİ ENGELLER Mİ?

    Mahkeme yoluyla delil tespiti gerçekleştirilmesi, Türk vatandaşlığının iptal edilmesini veya vatandaşlık kararının geri alınmasını tek başına engellemez.

    Delil tespiti ile vatandaşlık kararının sona erdirilmesine ilişkin idari işlem farklı hukuki alanlara aittir. Bir hukuk mahkemesinin belirli bir vakıaya ilişkin tespit yaptırması, vatandaşlık kazanma kararının hukuka uygun olduğunu kesin hükümle belirlediği anlamına gelmez.

    Bununla birlikte usulüne uygun elde edilen teknik veriler, somut uyuşmazlıktaki ilgilerine göre idari makamlara sunulabilir veya yargılamalarda değerlendirilmesi istenebilir.

    Bu noktada ceza soruşturması ile idari yargılamada kullanılan bilirkişi incelemeleri de birbirinden ayrılmalıdır. Ceza soruşturmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bilirkişiliğe ilişkin hükümleri, idari yargılamada ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır.

    Dolayısıyla özel hukuk alanında yaptırılmış delil tespiti, ceza soruşturmasındaki veya idari davadaki bilirkişi incelemesinin zorunlu yerine geçen bir işlem değildir.

    Bu nedenle gerçek yatırımcı bakımından önce hangi maddi vakıanın ispatlanması gerektiği belirlenmeli; ardından bağımsız teknik görüş, delil tespiti, idari dosya incelemesi ve yargısal bilirkişi incelemesi gibi araçlardan hangisinin uygun olduğu değerlendirilmelidir.

    XII. İYİ NİYETLİ YATIRIMCININ DEVLETE GÜVENİ VE HUKUKİ GÜVENLİK İLKESİ

    Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemlerinde devletin rolü yalnızca son vatandaşlık kararının verilmesinden ibaret değildir. Taşınmaz edinimi, yatırım bedelinin tespiti, uygunluk belgesi, güvenlik araştırmaları ve vatandaşlık değerlendirmesi farklı resmi süreçlerden oluşmaktadır.

    Yatırımcı, yetkili sistem içerisinde hazırlanan değerleme raporuna dayanmış, gerekli belgeleri ibraz etmiş, uygunluk belgesini almış ve nihayet Türk vatandaşlığını kazanmış olabilir.

    Bu koşullarda yatırımcı bakımından resmi işlemlere güven, idari istikrar, hukuki belirlilik ve kazanılmış hukuki statünün korunması gibi ilkeler önem kazanmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi ile 66. maddesinde yer alan vatandaşlığın kanuni şartlarla kazanılması ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilmesi ilkesi birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle bir kamu makamının daha önce olumlu değerlendirdiği yatırımın yıllar sonra farklı şekilde yorumlanması halinde, yeni değerlendirmenin nedenleri ve dayandığı somut vakıalar açık biçimde ortaya konulmalıdır.

    Bununla birlikte hukuki güvenlik ilkesi, vatandaşlığa ilişkin açık kanuni şartların gerçekte hiç gerçekleşmediği her durumda vatandaşlık statüsünün mutlaka korunacağı anlamına gelmez.

    Bu nedenle gerçek yatırımcının savunması yalnızca devlete güvendiği iddiasına dayandırılmamalı; yatırımın hukuken yeterli olduğunu gösteren objektif maddi delillerle desteklenmelidir.

    Özellikle idarenin önceki incelemelerindeki olası hatalar ile yatırımcının kişisel olarak gerçekleştirdiği veya bilgisi dahilinde bulunan işlemler birbirinden ayrılmalıdır.

    XIII. DANIŞTAY KARARLARI VE VATANDAŞLIK KARARININ GERİ ALINMASININ YARGISAL DENETİMİ

    Vatandaşlık kararlarının geri alınmasına ilişkin yargısal denetim bakımından Danıştay 10. Dairesinin 23 Haziran 2025 tarihli, E.2021/279 ve K.2025/3174 sayılı kararı önem taşımaktadır.

    Söz konusu karar doğrudan gayrimenkul yatırımı veya sahte ekspertiz uyuşmazlığına ilişkin değildir. Dava, istisnai yoldan kazanılmış vatandaşlığın milli güvenlik ve kamu düzeni yönünden ileri sürülen gerekçelere dayanılarak TVK m.40 kapsamında geri alınmasına ilişkindir.

    Danıştay incelemesinde, geri alma işleminin dayandığı sebeplerin somut bilgi ve belgelerle desteklenip desteklenmediği, ileri sürülen gerekçelerin vatandaşlık kararı verilmeden önce de idarenin bilgisi dahilinde bulunup bulunmadığı ve hukuki şartların gerçekten oluşup oluşmadığı değerlendirilmiştir.

    Kararda vatandaşlığın geri alınmasına ilişkin işlemin hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir. Karar oy çokluğuyla verilmiş olup temyiz yolu açık olduğu da hükümde belirtilmiştir.

    Bu kararın yatırım vatandaşlığı uyuşmazlıklarına doğrudan ve otomatik biçimde uygulanması doğru olmaz. Bununla birlikte idari işlemin sebep unsurunun somut delillerle desteklenmesi, geçmişte mevcut olduğu iddia edilen hukuki eksikliğin araştırılması ve idarenin önceki bilgi durumunun değerlendirilmesi bakımından önemli hukuki ilkeler sunmaktadır.

    Örneğin bir yatırımcının dosyasında 2026 yılında ortaya çıkan yeni bir bilirkişi raporu bulunması halinde temel soru, bu raporun vatandaşlığın kazanıldığı tarihte objektif yatırım şartlarının gerçekleşmediğini güvenilir biçimde gösterip göstermediğidir.

    Başka bir ifadeyle sonradan rapor düzenlenmesi ile geçmişte yatırım şartlarının bulunmadığının hukuken yeterli biçimde ortaya konulması aynı değildir.

    XIV. CEZA SORUŞTURMASININ SONUCU VATANDAŞLIĞIN KORUNMASINI SAĞLAR MI?

    2026 yılındaki vatandaşlık uyuşmazlıklarında ceza soruşturmaları ile idari incelemeler çoğu zaman birlikte gündeme gelmektedir. Ancak bu iki sürecin amaçları ve hukuki değerlendirme ölçütleri farklıdır.

    Ceza soruşturmasında yatırımcı hakkında nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik veya soruşturmanın niteliğine göre başka suç isnatları bulunabilir. Bununla birlikte belirli bir şirket üzerinden gayrimenkul satın alınmış olması, yatırımcının mutlaka suçun şüphelisi veya faili olduğu anlamına gelmez.

    Ceza sorumluluğu şahsidir. Yatırımcının herhangi bir suç örgütü veya muvazaalı işlem organizasyonuna bilerek katılıp katılmadığı, gerçeğe aykırı belge düzenlenmesine katkıda bulunup bulunmadığı ve kendisine isnat edilen somut fiillerin neler olduğu ayrıca belirlenmelidir.

    Savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, yatırımcıya yöneltilen ceza hukuku iddialarının değerlendirilmesi bakımından önemli olabilir.

    Ancak KYOK kararı, vatandaşlık dosyasında gerekli objektif yatırım şartlarının gerçekleştiğini her durumda kesin biçimde ortaya koymaz. Dolayısıyla KYOK verilmiş olması, TVK m.40 kapsamındaki bir idari uyuşmazlığın mutlaka yatırımcı lehine sonuçlanmasını sağlamaz.

    Benzer şekilde ceza soruşturmasının devam etmesi veya ceza davası açılmış olması da vatandaşlık iptalinin hukuken kesinleştiğini göstermez.

    Ceza dosyasındaki deliller ile vatandaşlık dosyasındaki idari ve teknik veriler birlikte değerlendirilmekle birlikte her süreç kendi hukuki kuralları çerçevesinde incelenmelidir.

    XV. GERÇEK YATIRIMCININ VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLİRSE HANGİ DAVALAR AÇILABİLİR?

    Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin kararın iptali veya geri alınması, hukuki niteliği itibarıyla yargısal denetime tabi idari işlemdir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca, özel kanunlarda farklı süre öngörülmeyen idari uyuşmazlıklarda genel dava açma süresi 60 gündür. Süre kural olarak yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

    Ancak vatandaşlık uyuşmazlığında görevli yargı merciinin belirlenmesi bakımından işlemin hangi makam tarafından tesis edildiği ve hukuki niteliği incelenmelidir. Her vatandaşlık uyuşmazlığının aynı mahkemede açılacağı varsayılmamalıdır.

    Özellikle yatırım uygunluk belgesine ilişkin işlem ile vatandaşlığı kazanma kararının iptali veya geri alınmasına ilişkin işlem birbirinden ayrı olabilir. Bu işlemlerin yetki, sebep, konu ve yargısal denetim bakımından farklı özellikleri bulunabilir.

    İptal davasında idarenin dayandığı değerleme raporu, para hareketlerine ilişkin tespitler, vatandaşlığın kazanılmasına esas belgeler ve yatırımcının kişisel davranışları birlikte incelenmelidir.

    İdari yargıda dava açılması kural olarak işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. İYUK m.27 kapsamında yürütmenin durdurulması istenebilir.

    Yürütmenin durdurulması bakımından idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zarar doğması koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Vatandaşlık statüsünün sona ermesi, kişinin pasaportu, Türkiye’ye giriş ve ikameti, aile düzeni ve hukuki ilişkileri üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bununla birlikte bu sonuçların varlığı her dosyada yürütmenin durdurulması kararı verileceği anlamına gelmez.

    5901 sayılı Kanun’un 32. maddesi kapsamında ilgili kişiye bağlı olarak vatandaşlık kazanan eş ve çocuklar üzerindeki sonuçlar da değerlendirilmelidir. Çocukların vatandaşlığı hangi hukuki yolla kazandığı ayrıca önem taşıyabilir.

    XVI. MÜTEAHHİT, SATICI VE ARACI KURULUŞLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU

    Gerçek yatırımcının vatandaşlık dosyasında sorun ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, satıcı, müteahhit, danışman veya değerleme sürecindeki diğer kişilerin gerçekleştirdiği işlemler olabilir.

    Bu durumda yatırımcı ile ilgili şirketler arasındaki özel hukuk ilişkisi ayrıca incelenmelidir.

    Örneğin taşınmazın vatandaşlık için gerekli değerde olduğu özellikle vaat edilmiş, gerçeğe aykırı bilgilerle satış yapılmış veya yatırımcı satın alma kararını etkileyecek önemli hususlarda yanıltılmış olabilir.

    Somut olayın özelliklerine göre sözleşmeye aykırılık, hile, ayıplı ifa veya tazminat sorumluluğu gibi farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir.

    Ancak vatandaşlık kararının idari yönden sona erdirilmesi, satıcı veya müteahhidin yatırımcıya karşı her durumda tazminat ödemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin içeriği, verilen taahhütler, zararın niteliği, kusur ve illiyet bağı ayrıca araştırılmalıdır.

    Yatırımcının zararının belirlenmesinde de yalnızca taşınmaza ödediği toplam bedel esas alınmaz. Taşınmazın mevcut mülkiyet durumu, piyasa değeri, iddia edilen ekonomik kayıp ve diğer somut zarar kalemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Satıcı veya aracının olası hukuki sorumluluğu ile devletin vatandaşlık kararı üzerindeki idari yetkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Bunlar farklı hukuki taleplerin konusunu oluşturabilir.

    XVII. GERÇEK YATIRIM YAPAN YABANCININ HAZIRLAMASI GEREKEN DELİL VE SAVUNMA DOSYASI

    Vatandaşlık iptali riski taşıyan bir yatırımcının savunma dosyası yalnızca tapu senedinden ve tek bir banka dekontundan oluşmamalıdır.

    Öncelikle vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin karar ve başvuru dosyası, yatırım uygunluk belgesi, ekspertiz raporu, tapu kayıtları, satış sözleşmesi ve taşınmaza ilişkin bütün resmi belgeler bir araya getirilmelidir.

    Ardından satış bedelinin gerçekten ödendiğini ve gerekli finansal işlemlerin gerçekleştirildiğini gösteren banka kayıtları incelenmelidir.

    Bu kapsamda özellikle aşağıdaki deliller önem taşıyabilir:

    1. Taşınmazın tapu senedi, resmi satış senedi ve geçmiş tapu kayıtları.
    2. Satış veya satış vaadi sözleşmesi ve ek protokoller.
    3. Vatandaşlık başvurusunda kullanılan değerleme raporu.
    4. Yatırım uygunluk belgesi ve varsa buna ilişkin sonraki idari işlemler.
    5. Banka ödeme dekontları, hesap ekstreleri ve SWIFT belgeleri.
    6. Döviz alım belgeleri ve ilgili bankacılık kayıtları.
    7. Satıcı tarafından düzenlenen faturalar ve tahsilat belgeleri.
    8. Satıcı, aracı, müteahhit ve danışmanlarla gerçekleştirilen yazışmalar.
    9. Yatırım tarihindeki emsal taşınmaz satış verileri.
    10. Taşınmazın satın alma tarihindeki teknik ve fiziki durumunu gösteren belgeler.
    11. Varsa sonradan düzenlenen bilirkişi raporları ve bunlara yönelik teknik itirazlar.
    12. Vatandaşlık dosyasına ilişkin resmi yazışmalar, savunma talepleri ve tebligatlar.

    Bu belgeler toplandıktan sonra dosyada hangi maddi vakıanın tartışmalı olduğu belirlenmelidir. Gerçek ödeme mi, taşınmazın değeri mi, yatırımın hukuki koşulları mı, yoksa yatırımcının kişisel davranışları mı araştırılmaktadır?

    Savunmanın kapsamı bu soruya göre belirlenmelidir.

    Örneğin uyuşmazlığın yalnızca taşınmazın tarihsel değerine ilişkin olduğu bir dosyada kapsamlı teknik değerleme çalışması önem kazanabilir. Buna karşılık sorun gerçekte para transferi yapılmadığı iddiasına dayanıyorsa banka kayıtları ve para hareketlerinin ayrıntılı analizi belirleyici olabilir.

    İdare tarafından henüz vatandaşlık hakkında bir karar verilmemiş olması halinde de yatırımcı mevcut dosyasını değerlendirerek muhtemel hukuki riskleri araştırabilir. Ancak başlatılan bir soruşturmanın veya idari incelemenin içeriği resmi kayıtlardan doğrulanmadan kesin sonuçlara ulaşılmamalıdır.

    XVIII. SONUÇ: GERÇEK YATIRIMCI İÇİN ESAS MESELE MADDİ GERÇEĞİN VE HUKUKİ ŞARTLARIN ORTAYA KONULMASIDIR

    Yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarının iptali ve geri alınması, 2026 yılında hem idare hukuku hem de vatandaşlık hukuku bakımından önem taşıyan uyuşmazlıklardan biri haline gelmiştir.

    Bu uyuşmazlıkların çözümünde gerçek yatırımcı ile muvazaalı işleme bilerek katılan kişinin hukuki durumunun aynı değerlendirilmemesi gerekir.

    Ancak yalnızca yatırımcının iyi niyetli olması da bütün hukuki riskleri sona erdirmez. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi bakımından yatırımcının yalan beyanı veya gizlediği önemli hususlar araştırılırken 40. madde bakımından vatandaşlık kararının verildiği tarihte gerekli hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığı incelenebilir.

    Bu nedenle bir yatırımcının parayı gerçekten ödemiş olması, taşınmazın vatandaşlık için gerekli değerde bulunduğunu; ekspertiz raporunun hatalı olması ise yatırımcının bu hatayı bildiğini veya vatandaşlığı hukuka aykırı biçimde kazandığını kendiliğinden kanıtlamaz.

    Yatırımın gerçekliğine ilişkin finansal deliller ile taşınmazın tarihsel değerine ilişkin teknik deliller birbirini tamamlamalıdır.

    Bu değerlendirme sırasında başvurunun yapıldığı dönemdeki mevzuat, taşınmazın gerçek piyasa değeri, resmi incelemelerin kapsamı, yatırımcının kişisel davranışları ve idarenin tesis ettiği işlemin kanuni dayanağı birlikte ele alınmalıdır.

    Gerekli durumlarda bağımsız teknik inceleme, bilirkişi raporuna itiraz, delil tespiti, idari savunma ve yargısal başvuru yolları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak hukuki savunmanın temel amacı yalnızca ilk ekspertiz raporunun doğru olduğunu ileri sürmek değil, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte hukuken gerekli şartların mevcut olup olmadığını ve yatırımcıya isnat edilen davranışların somut delillerle desteklenip desteklenmediğini ortaya koymak olmalıdır.

    Türkiye’deki yatırım vatandaşlığı sisteminde hukuki güvenliğin korunması ile kanuni şartların uygulanması birbirine karşıt hedefler değildir. Bu iki hedefin birlikte gerçekleştirilmesi, idarenin kararlarının somut, denetlenebilir ve bireyselleştirilmiş gerekçelere dayanmasını gerektirir.


    BİLİMSEL KAYNAKLAR, MEVZUAT VE YARGI KARARLARI

    1. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, özellikle m.12, m.31, m.32, m.40 ve m.41.
    Resmi mevzuat metni

    2. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, özellikle m.20 ve vatandaşlığın iptaline ilişkin hükümler.

    3. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık kazanımı, değerleme, yatırım tutarı tespiti ve 2024/4 sayılı Genelge.
    Your Key Türkiye – Vatandaşlık Kazanımı

    4. Özgür, Çiçek, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.75, S.1, 2026, s.741–779.
    DOI: 10.33629/auhfd.1710185

    5. Dülger, Ahmet, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2025, s.167–180.
    DOI: 10.21492/inuhfd.1600688

    6. Danıştay 10. Dairesi, 23.06.2025 tarihli, E.2021/279, K.2025/3174 sayılı karar; vatandaşlık kararının geri alınmasında sebep unsuru ve somut delillerin değerlendirilmesi.
    UYAP Mevzuat ve İçtihat Programı

    7. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400–403; delil tespitine ilişkin hükümler.

    8. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.7 ve m.27; dava açma süreleri ve yürütmenin durdurulması.

    9. İçişleri Bakanlığının 21 Eylül 2026 tarihli açıklaması; yatırım yoluyla vatandaşlık dosyalarına ilişkin iptal ve geri alma verileri.
    TRT Haber / Anadolu Ajansı

    ÖNCEKİ HUKUKİ ÇALIŞMALARIMIZ

    19 Eylül 2026: Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma. Vatandaşlığın iptali ve geri alınması arasındaki temel hukuki farkları incelemektedir.

    26 Eylül 2026: 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026. Eylül 2026 soruşturmasının kapsamını ve yatırımcı ile aile fertleri bakımından sonuçlarını değerlendirmektedir.

    28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar, Askerlik ve Soruşturulan İnşaat Şirketleri.


    YAZAR VE İLETİŞİM

    Av. Murat Can Dolğun

    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860

    TD Hukuk ve Danışmanlık | TD Law Firm

    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Hukuk Dersleri

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat 5, No: 206, Yeşilköy, Bakırköy / İstanbul, Türkiye

    Telefon: +90 212 299 44 22
    Web: www.dolgun.av.tr

    Bu çalışma 22 Ekim 2026 tarihine kadar erişilebilen mevzuat, kamuya açık resmi açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel yayınlar temel alınarak hazırlanmıştır. Metin genel hukuki değerlendirme niteliğindedir; belirli bir vatandaşlık dosyasında sonuç garantisi veya kişiye özel hukuki mütalaa oluşturmaz. Her yatırımcının hukuki durumu ve başvuru yolları somut belgeler üzerinden ayrı olarak değerlendirilmelidir.

  • Kamu İhalelerinde Hakediş, Menfi Tespit ve Alacak Davaları | 2026

    Kamu İhalelerinde Hakediş, Menfi Tespit ve Alacak Davaları | 2026

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Hukuki inceleme tarihi: 8 Ekim 2026

    İnceleme alanı: Kamu ihale hukuku, eser sözleşmeleri, yapım işleri, hakediş uyuşmazlıkları, kamu zararı, menfi tespit ve alacak davaları.

    Kamu İhalelerinde Hakediş Uyuşmazlıkları, Mimari Projeye Uygun Teslim, Menfi Tespit ve Alacak Davaları

    Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların en önemli bölümü, ihale sonuçlandıktan ve sözleşme imzalandıktan sonra ortaya çıkmaktadır. Özellikle anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde yüklenicinin inşaatı tamamlaması, eserin idareye teslim edilmesi, hakediş raporlarının düzenlenmesi ve geçici kabul işlemlerinin yapılması, taraflar arasındaki bütün hukuki ihtilafların sona erdiği anlamına gelmemektedir.

    Uygulamada bazı kamu idareleri, belediyeler ve mahalli idareler, tamamlanmış veya kullanılmaya başlanmış bir yapım işi hakkında sonradan teknik inceleme, denetim ya da eksiklik raporu hazırlayabilmektedir. Bu raporlarda mimari projeye aykırılık, eksik imalat, fazla hakediş ödemesi, hatalı metraj, sözleşme dışı ödeme veya kamu zararı bulunduğu ileri sürülebilmektedir.

    Ancak hukuki uyuşmazlığın çözümü yalnızca idarenin hazırladığı rapora dayanılarak gerçekleştirilemez. Öncelikle yüklenicinin hangi projeyi uygulamakla yükümlü olduğu, işin hangi sözleşme bedeli üzerinden üstlenildiği, imalatların hangi tarihte gerçekleştirildiği, hakedişlerin nasıl onaylandığı, geçici kabulün hangi şartlarla yapıldığı ve idarenin sonradan projede veya mevcut yapı üzerinde değişiklik yapıp yapmadığı araştırılmalıdır.

    Özellikle idarenin eksiklik tespitinden sonra yeni bir ihale gerçekleştirmesi, yapının başka bir yüklenici tarafından değiştirilmesi, mevcut imalatların sökülmesi veya yeni işlerin yapılması, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesini doğrudan etkileyebilir. Böyle durumlarda uyuşmazlığın merkezindeki sorun yalnızca yapım işinin eksik olup olmadığı değildir. İddia edilen eksikliğin hangi tarihte mevcut olduğu, kimin eyleminden kaynaklandığı ve artık objektif olarak tespit edilip edilemeyeceği de araştırılmalıdır.

    Bu incelemede 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Yapım İşleri Genel Şartnamesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili yargı kararları birlikte değerlendirilmektedir. 2025 ve 2026 yıllarında kamu ihale mevzuatında meydana gelen gelişmeler ile akademik literatürdeki değerlendirmeler de dikkate alınmıştır. [1][2][3]

    İçindekiler

    1. Kamu İhale Hukukunda 2025 ve 2026 Yıllarındaki Güncel Gelişmeler

    Kamu ihale sözleşmelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların değerlendirilmesinde, sözleşmenin imzalandığı tarih kadar ihalenin ilan veya duyuru tarihi de önem taşımaktadır. Çünkü sonraki mevzuat değişiklikleri, yürürlük ve geçiş hükümleri incelenmeksizin geçmişte akdedilen bütün sözleşmelere uygulanamaz.

    30 Temmuz 2025 tarihli ve 32971 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeler, yapım işlerinde hakedişlerin düzenlenmesi, ödemelerin yapılması, fiyat farkları, yeni birim fiyatlar, proje değişiklikleri ve kesin hesaplara itiraz bakımından önemli yenilikler getirmiştir. Kamu İhale Kurumu, bu değişikliklerin ilanı veya duyurusu 1 Eylül 2025 tarihinden sonra yapılan ihaleler ve bunlara ilişkin sözleşmeler bakımından uygulanacağını açıklamıştır. [1]

    2026 yılında ise 9 Nisan ve 13 Mayıs tarihlerinde kamu ihale mevzuatında yeni düzenlemeler yayımlanmıştır. 13 Mayıs 2026 tarihli düzenlemeler özellikle belirli yapım işlerinde iş deneyim belgelerinin güncellenmesine ilişkin hükümler içermektedir. Bu değişikliklerin tamamı, devam eden her hakediş uyuşmazlığının çözümünü doğrudan değiştiren hükümler olarak yorumlanmamalıdır. [2]

    2 Temmuz 2026 tarihinde Kamu İhale Kurumu tarafından gerçekleştirilen Yapım İşleri Çalışma Grubu Toplantısı’nda hakediş ve ödeme süreçleri, fiyat farkları, yer teslimi, iş programı, yapı denetimi ve sözleşmelerin uygulanmasındaki sorunlar ele alınmıştır. Bu gelişme, yapım işleri uyuşmazlıklarının yalnızca bireysel sözleşmelerden kaynaklanan bir sorun olmadığını, kamu alımları sisteminin uygulama bakımından önemli bir başlığını oluşturduğunu göstermektedir. [3]

    Sayıştay’ın 2025 yılı denetimlerine ilişkin kamuoyu duyurusunda da kamu idarelerine ilişkin denetim raporlarıyla Sayıştay dairelerindeki yargılamaya esas raporlar ve bu yargılamalar sonucunda düzenlenecek ilamlar arasında ayrı süreçler bulunduğu açıklanmıştır. Bu ayrım, yükleniciler hakkında ileri sürülen kamu zararı iddialarının hukuki niteliği bakımından önemlidir. [4]

    Güncel hukuki sonuç: 2026 yılında görülmekte olan bir dava bakımından, hakedişin düzenlendiği tarihe bakılarak mevzuat seçilmemeli; ihale tarihi, sözleşme hükümleri, uygulanabilir genel şartname ve geçiş hükümleri birlikte araştırılmalıdır.

    2. Kamu İhale Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Uygulanacak Kurallar

    4734 sayılı Kanun esas itibarıyla kamu ihalesinin hazırlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılması süreçlerini düzenlemektedir. İhale sonucunda sözleşme kurulmasıyla birlikte 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu uygulama alanı bulmaktadır.

    Yapım işi sözleşmeleri, hukuki niteliği itibarıyla büyük ölçüde Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi hükümleriyle ilişkilidir. Yüklenici belirli bir eserin meydana getirilmesini, idare ise sözleşmede kararlaştırılan karşı edimi üstlenmektedir.

    Bununla birlikte kamu ihale sözleşmeleri, tarafların sınırsız sözleşme serbestisine sahip oldukları sıradan özel hukuk sözleşmeleri değildir. İhale dokümanı, tip sözleşme, teknik şartnameler, kamu ihale mevzuatı ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin kurallar sözleşmenin uygulanmasını sınırlandırmaktadır.

    4735 sayılı Kanun’un 36. maddesi gereğince, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde özel kamu ihale düzenlemeleri ile genel sözleşme hukuku hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Efe Bilke’nin 2025 yılında yayımlanan, anahtar teslimi götürü bedel yapım sözleşmelerinin uyarlanmasını inceleyen akademik çalışması da kamu ihale mevzuatı ile TBK m.480/II’nin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. [5]

    Bu konuda daha önce yayımladığımız Kamu İhale Sözleşmeleri Hukuku başlıklı incelemede sözleşmelerin hukuki niteliği, uygulama aşaması ve yargı yolu meseleleri değerlendirilmiştir.

    3. Anahtar Teslimi Götürü Bedel Sözleşmede Yüklenicinin Sorumluluğu

    4735 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre anahtar teslimi götürü bedel sözleşme, uygulama projeleri ve bunlara ilişkin mahal listeleri esas alınarak işin tamamı için teklif edilen toplam bedel üzerinden kurulan yapım işi sözleşmesidir.

    Bu sözleşme türünde temel ilke, yüklenicinin sözleşmede belirlenen eseri kararlaştırılan götürü bedel karşılığında tamamlamasıdır. Ancak bu ilke, yüklenicinin ihale dokümanından bağımsız ve sonradan sınırsız biçimde belirlenebilecek bütün işleri aynı bedelle gerçekleştirmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

    Götürü bedelin kapsamı belirlenirken uygulama projeleri, mahal listeleri, teknik şartnameler, sözleşmenin eki belgeler ve bunlar arasında öngörülen öncelik sırası incelenmelidir.

    Örneğin idare, sözleşme imzalandıktan sonra bir yapının mimari düzenini değiştirir, yeni kullanım alanları oluşturur veya başlangıçtaki projede bulunmayan imalatların yapılmasını isterse, bu işlerin başlangıçtaki götürü bedel kapsamına girip girmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

    4735 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, öngörülemeyen durumlar nedeniyle zorunlu olan ve kanunda belirtilen diğer koşulları taşıyan iş artışının, anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde sözleşme bedelinin yüzde 10’una kadar gerçekleştirilebileceği düzenlenmiştir. Ancak bu oran, idarenin dilediği her yeni imalatı mevcut sözleşmeye eklemesine imkan veren genel bir yetki değildir.

    Kanunda öngörülen koşullar arasında ilave işin sözleşmeye esas proje içinde kalması ve asıl işten teknik veya ekonomik bakımdan ayrılmasının idareyi külfete sokmadan mümkün olmaması yer almaktadır. Şartların sağlanamadığı durumlarda sözleşmenin tasfiyesi dahil farklı hukuki sonuçlar gündeme gelebilir. [6]

    4. Mimari Projeye Uygun Teslim: Asıl Proje Hangisidir?

    Kamu yapım işlerinde idarenin en sık ileri sürdüğü iddialardan biri, inşa edilen eserin mimari projeye uygun olmadığıdır. Fakat bu iddianın değerlendirilmesinden önce hangi mimari projenin sözleşmesel bağlayıcılığa sahip olduğu belirlenmelidir.

    Bir yapım işi devam ederken mimari projede, statik projede, elektrik ve mekanik tesisat projelerinde veya mahal listelerinde değişiklik yapılmış olabilir. Aynı iş için ilk ihale projesi, revize uygulama projesi ve uygulama sonrasında hazırlanmış mevcut durum projesi bulunabilir.

    Bu belgelerin hukuki işlevleri aynı değildir. Bir imalatın sonradan hazırlanan projeye uygun olmaması, söz konusu imalatın yapıldığı tarihteki sözleşmeye de aykırı olduğunu kendiliğinden göstermez.

    Sağlıklı inceleme için ilk ihale dokümanının, imza tarihindeki uygulama projelerinin, yükleniciye usulüne uygun bildirilen revizyonların, değişiklik talimatlarının ve uygulama sonrasında hazırlanan projelerin tarih sırasıyla karşılaştırılması gerekir.

    Projeler arasında çelişki varsa, hangi belgenin öncelikle uygulanacağı sözleşmenin belge öncelik hükümleri ve Yapım İşleri Genel Şartnamesi dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

    Belirleyici ilke: Yüklenicinin sorumluluğu, soyut olarak idarenin sonradan uygun gördüğü yapı üzerinden değil; sözleşme ve mevzuat uyarınca gerçekleştirmekle yükümlü olduğu imalat üzerinden belirlenmelidir.

    5. Hakediş Raporları ile Fiili İmalat Arasında Uyumsuzluk Bulunması

    Hakediş raporları, yüklenicinin gerçekleştirdiği işlere ilişkin ödeme hesabının yapılmasını sağlayan temel sözleşme belgeleridir. Hakedişlerde yer alan imalat kalemleri, gerçekleşme oranları, metrajlar, fiyatlar ve kesintiler uyuşmazlığın değerlendirilmesinde önemli delillerdir.

    Ancak hakediş raporunda bir imalatın yer alması ile bu imalatın sahadaki fiziksel durumunun değerlendirilmesi farklı hususlardır. Özellikle anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerde ilerleme yüzdeleri ve pursantaj esaslı ödemeler ile birim fiyatlı işlerde gerçekleştirilen miktarların hesaplanması birbirinden ayrılmalıdır.

    Uyuşmazlık sırasında her iş kalemi yönünden şu soruların cevaplandırılması gerekir: İmalat ihale dokümanında bulunmakta mıdır? Sonradan değiştirilmiş midir? İmalatın gerçekleştiği tarihteki fiziksel durumu nedir? Hakediş hangi belgelere dayanılarak onaylanmıştır? İdarenin kabul veya denetim birimi bu imalatı incelemiş midir? Sonraki dönemde imalat değiştirilmiş veya ortadan kaldırılmış mıdır?

    Uyuşmazlık konusu İncelenecek belgeler Hukuki değerlendirme
    Hakedişte mevcut, sahada bulunmayan imalat Hakediş, metraj, ataşman, fotoğraf, teslim ve değişiklik kayıtları İmalatın hiç yapılmaması ile sonradan kaldırılması ayrılmalıdır.
    Projede mevcut, hakedişte bulunmayan imalat Proje, pursantaj, kesin hesap ve ödeme kayıtları Eksik ödeme veya eksik imalat ihtimalleri ayrı incelenmelidir.
    Projede bulunmayan ek imalat İdare talimatı, proje revizyonu, iş artışı ve yeni fiyat belgeleri İmalatın sözleşme dışı olup olmadığı ve bedel talebinin dayanağı belirlenmelidir.
    Geçici kabulde bulunmayan sonradan ileri sürülen ayıp Kabul tutanağı, bakım kayıtları, kullanım belgeleri Ayıbın açık veya gizli niteliği ile bildirim zamanı araştırılmalıdır.
    Sonradan yenilenen veya sökülen imalat Yeni ihale dosyası, yer teslimi, eski ve yeni fotoğraflar İlk yüklenicinin gerçekleştirdiği işin mevcut delillerle tespit edilip edilemeyeceği incelenmelidir.

    Dolayısıyla yalnızca son keşif tarihindeki mevcut yapı üzerinden yapılan inceleme, her durumda geçmişteki imalatın hukuki ve teknik durumunu açıklamaya yeterli değildir.

    6. Hakediş Raporlarına İtiraz ve 2025 Yılındaki Düzenleme

    Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 39. ve 40. maddeleri, geçici hakedişler ve kesin hesaplar bakımından önemli hükümler içermektedir. Hakedişe karşı yapılan itirazın zamanı, şekli ve ilgili sözleşmeye uygulanacak hükümlerin belirlenmesi dava sonucunu etkileyebilir.

    Geçmişte hakedişlerin belirli ihtirazi kayıt ifadeleriyle imzalanması ve itirazların özel usullerle yapılması bakımından önemli uyuşmazlıklar yaşanmıştır. Dr. Ali Avcı’nın 2015 tarihli akademik çalışması, hakedişe ihtirazi kayıt uygulamasının yüklenicinin hak arama imkanları üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. [7]

    Danıştay’ın 2023 tarihli iptal kararından sonraki süreçte, 30 Temmuz 2025 tarihinde Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 39. maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendi yeniden düzenlenmiştir.

    Yeni düzenleme, kapsamına giren sözleşmelerde yüklenicinin geçici hakedişe veya tahakkuktan önce yapılan düzeltmelere ilişkin itirazlarını en geç kesin hesapların idareye teslim edildiği tarihe kadar dilekçeyle bildirmesini öngörmektedir.

    Ayrıca kesin hesapların idareye tesliminden sonra yapılan değişikliklere yönelik itiraz bakımından, değişikliklerin yükleniciye bildirilmesini izleyen on beş günlük süreye ilişkin düzenleme de önem taşımaktadır. [1]

    Bununla birlikte 2025 yılında getirilen yeni usul, önceki döneme ait bütün sözleşmelerde eski ihtirazi kayıt kurallarının uygulanmayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle geçmiş tarihli ihalelerde yürürlük ve geçiş hükümleri, sözleşme ekleri ve ilgili Danıştay kararlarının etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

    Uygulamada en güvenli yaklaşım, uyuşmazlık öğrenildiği anda gerekçeli yazılı itiraz yapılması ve sözleşmeye uygulanabilecek bütün itiraz sürelerinin ayrı ayrı takip edilmesidir.

    7. İdare, Belediye ve Mahalli İdareler Tarafından Hazırlanan Teknik Raporların Hukuki Niteliği

    Belediyeler, il özel idareleri, bağlı idareler ve diğer kamu kurumları, kendi personeli veya görevlendirdikleri teknik kişiler aracılığıyla yapım işleri hakkında rapor hazırlayabilir.

    Bu raporlar teknik inceleme raporu, kontrol raporu, müfettiş raporu, teftiş raporu, eksiklik tespit tutanağı veya kamu zararı değerlendirme raporu olarak adlandırılabilir.

    İdarenin rapor hazırlama yetkisi bulunması, rapordaki bütün teknik ve hukuki sonuçların mahkemeyi bağlayacağı anlamına gelmez.

    Öncelikle raporun hangi makam tarafından hazırlandığı, görevlilerin yetkileri, inceleme yöntemi, raporun dayanakları, rapor tarihindeki fiziksel durum ve raporu hazırlayan kişilerin uyuşmazlık konusu işte daha önce görev alıp almadığı incelenmelidir.

    Burada resmi belgenin ispat gücü ile teknik kanaatin bağlayıcılığı birbirinden ayrılmalıdır. HMK m.204 uyarınca yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler, kanunda belirtilen koşullarda aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil niteliği taşıyabilir. Ancak bu durum, rapordaki her teknik hesaplamanın, kusur değerlendirmesinin veya hukuki yorumun tartışılmaz ve mahkemeyi bağlayan bir hüküm haline gelmesini sağlamaz.

    Örneğin yetkili görevlilerin belirli tarihte mahallinde inceleme yaptığını gösteren resmi kayıt ile inceleme sonucunda hesaplanan milyonlarca liralık sözleşme zararı aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.

    İmalatın teknik yeterliliği, eksikliğin sebebi, zarar miktarı, metrajın doğruluğu ve geçmişte mevcut olduğu ileri sürülen fiziksel durum gibi konular, teknik uzmanlık gerektiriyorsa mahkeme tarafından bilirkişi incelemesine konu edilebilir.

    Bu nedenle idarenin hazırladığı raporun, mahkemece değerlendirilecek teknik ve belgesel delillerden biri olması ile uyuşmazlığı kesin biçimde çözen bir mahkeme hükmü olması birbirine karıştırılmamalıdır.

    8. Sayıştay Raporları, Kamu Zararı İddiası ve Kesin Delil Meselesi

    Kamu ihale uyuşmazlıklarında özellikle üzerinde durulması gereken konulardan biri, Sayıştay denetim raporları ile Sayıştay yargılaması sonucunda verilen ilamların birbirinden ayrılmasıdır.

    Sayıştay, Anayasa, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde denetim, raporlama ve hesap yargılamasına ilişkin görevler yerine getirmektedir.

    Sayıştay’ın 2025 yılı denetimlerine ilişkin kamuoyu duyurusunda, denetim raporlarının ilgili kamu idarelerine ve TBMM’ye sunulması süreci ile yargılamaya esas raporların dairelere gönderilmesi ve hüküm sonucunda ilam düzenlenmesi süreçleri açık biçimde ayrı tutulmuştur. [4]

    Bu ayrım hukuken önemlidir. Bir Sayıştay denetim raporunda mevzuata aykırılık bulunduğunun belirtilmesi, aynı konuda yüklenici aleyhine kesinleşmiş bir hukuk mahkemesi kararı bulunduğu anlamına gelmez.

    Buna karşılık Sayıştay daireleri tarafından hesap yargılaması kapsamında verilen ilamların hukuki niteliği ve kanun yolu rejimi farklıdır. Kesinleşmiş Sayıştay ilamı ile genel denetim raporu aynı belge türü değildir. İlamın kimler hakkında, hangi sorumluluk kapsamında hüküm doğurduğu ayrıca değerlendirilmelidir.

    Belge Hukuki niteliği Hukuk davasındaki önemi
    Belediyenin iç teknik raporu İdarece hazırlanan teknik veya idari inceleme belgesi Resmi belge niteliği ve teknik sonuçları ayrı incelenir; teknik kanaat mahkemeyi kendiliğinden bağlamaz.
    Sayıştay denetim raporu Denetim ve raporlama faaliyeti kapsamında düzenlenen belge Önemli delil oluşturabilir ancak doğrudan yüklenici aleyhine kesinleşmiş hukuk mahkemesi hükmü değildir.
    Sayıştay ilamı Hesap yargılaması sonucunda verilen karar Kesinleşme durumu, taraflar ve hükmün kapsamı ayrıca incelenmelidir.
    Mahkemece alınan bilirkişi raporu Yargılamada teknik bilgi sağlayan bilirkişi görüşü HMK m.282 kapsamında hakim tarafından diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilir.
    Kesinleşmiş hukuk mahkemesi kararı Yargısal hüküm Kesin hüküm koşulları gerçekleştiğinde taraflar ve uyuşmazlık bakımından bağlayıcı sonuç doğurur.

    5018 sayılı Kanun’un 71. maddesi kapsamında kamu zararından söz edilebilmesi ile özel hukuk sözleşmesine dayanılarak yükleniciden bir bedelin talep edilebilmesi de ayrı hukuki incelemeler gerektirir.

    Bir kamu görevlisinin hesap verme sorumluluğu kapsamında belirlenen mali sorumluluk, her durumda aynı miktarın herhangi bir araştırma yapılmadan yükleniciye yüklenmesini haklı kılmaz.

    Erdal Kuluçlu’nun Sayıştay Dergisi’nde yayımlanan çalışması da kamu zararı kavramının Sayıştay denetimi, raporlama ve yargılama görevleri bakımından farklı sonuçlar doğurabildiğini ele almaktadır. [8]

    Ayrıca Sayıştay’ın 30 Ocak 2025 tarihli, 4. Daire, 343 sayılı kararında belediyenin yaptırdığı yapım işindeki proje değişikliği kapsamında belirlenen yeni birim fiyat ve mükerrer analiz kalemi değerlendirilmiştir. Bu karar, proje değişiklikleri ile hakediş ve yeni fiyat hesaplarının kamu mali denetiminde de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. [9]

    Kamu zararı iddialarının yargı yolu bakımından ayrıca değerlendirilmesi için Kamu İhale Sözleşmelerinde Sonradan Tahakkuk Ettirilen Kamu Zararı ve Yargı Yolu başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    9. Bağımsız Bilirkişi Heyeti Neden Gereklidir? Kamu İhalesi Uzmanı Bulunmalı mıdır?

    Kamu yapım işleri uyuşmazlıklarında yalnızca mimarlık veya inşaat mühendisliği bilgisi her zaman yeterli değildir. İnşaatın teknik durumu yanında, sözleşme türü, hakediş sistemi, pursantaj, yeni birim fiyat hesapları, iş artışı sınırları ve kamu ihale mevzuatı da değerlendirilmelidir.

    Bu nedenle uyuşmazlığın niteliğine göre mimar, inşaat mühendisi, ilgili tesisat mühendisi ve kamu yapım ihaleleri ile hakediş hesaplamalarında uzman bilirkişilerden oluşan bir heyetin görevlendirilmesi talep edilmelidir.

    Kamu ihale uzmanının görevlendirilmesi her dava için kanunen zorunlu bir heyet şartı değildir. Bununla birlikte uyuşmazlık, anahtar teslimi götürü bedel sözleşmenin uygulanmasına, hakediş hesaplarına veya iş artışı ve yeni fiyat tespitine ilişkinse bu alanda uzman kişinin bulunması, raporun teknik yeterliliği bakımından önemli olabilir.

    6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı maddeleri bilirkişilik incelemesini düzenlemekte; 268. maddesi bilirkişilerin görevlendirilmesine ilişkin kuralları içermektedir. Kamu görevlilerinin bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde bilirkişi olarak görevlendirilememesine ilişkin düzenleme, tarafsızlığın korunması bakımından önemlidir.

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin Tarafsız Bilirkişi Kararı

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 4 Mayıs 2017 tarihli, E.2016/270, K.2017/1922 sayılı kararı, kamu yapım sözleşmesinden kaynaklanan alacak uyuşmazlıklarında bilirkişinin tarafsızlığı yönünden önemli bir örnektir.

    Karara konu uyuşmazlıkta mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişilerden birinin, davalı idarenin ihale sürecinde görev aldığı anlaşılmıştır. Yargıtay, bilirkişinin doğrudan davalı kurum çalışanı olmamasının tek başına yeterli olmadığını; uyuşmazlık konusu ihale ile önceki bağlantısının tarafsızlığa ilişkin sorun oluşturabileceğini değerlendirmiştir.

    Yüksek Mahkeme, bu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasını uygun bulmamış ve yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. [10]

    Bu içtihat, idarenin kendi personeli tarafından hazırlanmış teknik raporun mahkemenin bağımsız bilirkişi incelemesi yerine geçirilmemesi gerektiği yönündeki hukuki değerlendirmeyi güçlendirmektedir.

    Bununla birlikte bir raporun idare tarafından hazırlanmış olması, raporun otomatik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez. Raporun hazırlanış koşulları, içerdiği teknik bulgular ve uzmanların bağımsızlığı somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    10. Mahallinde Keşif, Bilirkişi İncelemesi ve Delil Tespiti

    Bir yapım işinde eksik imalat, ayıplı iş veya projeye aykırılık iddiası bulunuyorsa en önemli inceleme araçlarından biri mahallinde keşiftir.

    Keşif sırasında yapının mevcut durumu, uygulama projeleri, hakediş raporları, kabul tutanakları ve teknik şartnamelerle karşılaştırılmalıdır.

    Ancak her keşif aynı ispat gücüne sahip değildir. Yapı yıllar boyunca kullanılmış, onarılmış, tadil edilmiş veya başka bir yüklenici tarafından değiştirilmişse keşif tarihinde görülen fiziksel durumun ilk yüklenicinin teslim ettiği durumla aynı olduğu varsayılamaz.

    Bu nedenle keşif yapılmadan önce yapının hangi tarihlerde, hangi işlemler sonucunda ve kimler tarafından değiştirildiğinin belirlenmesi gerekir.

    HMK m.400 uyarınca, ileride açılacak davada ileri sürülecek vakıaların tespiti amacıyla dava öncesinde delil tespiti istenebilir. Delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolması veya ileride ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması ihtimali, hukuki yararın değerlendirilmesinde önemlidir.

    Özellikle yeni yapım işi başlayacaksa, mevcut imalatlar sökülecekse veya yapının mimari niteliği değiştirilecekse gecikmeden delil tespiti yoluna başvurulması değerlendirilmelidir.

    Dava açılmadan önce delil tespitinde görev ve yetki HMK m.401 uyarınca belirlenir. Esas hakkındaki davaya bakacak mahkemeden veya koşullarına göre üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak şeyin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden delil tespiti istenebilir. Dava açıldıktan sonra ise talep görülmekte olan davanın mahkemesine yöneltilir.

    Delil tespiti, davanın esasını kendiliğinden çözen bir hüküm değildir. Amaç, ileride değerlendirilmesi zorlaşabilecek delillerin usulüne uygun biçimde kayıt altına alınmasıdır.

    11. Keşiften Önce İdarenin Mimari Projede Esaslı Değişiklik Yapması

    İdarenin başlangıçtaki mimari projeyi değiştirmesi, yapım işindeki uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek temel olaylardan biridir.

    Örneğin yüklenici tarafından teslim edilen yapı, ilk ihale projesinde öngörülen kullanım amacına uygun olarak gerçekleştirilmiş olabilir. İdare daha sonra farklı bir kullanım amacı belirleyerek bölme duvarları, tesisat hatları, zemin uygulamaları veya taşıyıcı olmayan yapı elemanlarında değişiklik yapabilir.

    Bu işlemlerden sonra hazırlanan teknik raporda, eski projenin gerektirdiği bazı unsurların artık bulunmadığı ileri sürülebilir. Ancak bu durumda araştırılması gereken husus, eksiklik olduğu belirtilen imalatın ilk teslim tarihinde mevcut olup olmadığıdır.

    İdarenin kendi tercihiyle yapılan değişikliğin, başlangıçtaki yüklenici tarafından hiç yapılmamış bir iş gibi değerlendirilmesi doğru bir teknik inceleme yöntemi değildir.

    Bu durumda mahkemeden, ilk ihale projesinin ve bütün revizyonların celbi ile ilgili değişiklikleri gerçekleştiren kişilerin, değişiklik tarihlerinin ve teknik gerekçelerin tespit edilmesi istenmelidir.

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin E.2017/1897, K.2017/3976 sayılı kararında da kamu yapım sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında ek işler, iş artışları, gecikme, fiyat farkı ve hakedişlerle ilgili iddiaların yeterli ve denetlenebilir bilirkişi incelemesine tabi tutulması gerektiği görülmektedir. [11]

    Bu tür davalarda kritik mesele, keşif tarihindeki yapının değil, uyuşmazlık konusu yükümlülüğün yerine getirildiği tarihteki imalatın araştırılmasıdır.

    12. İdarenin İleri Sürdüğü Eksikliklerin Tespit Edilemez Hale Gelmesi

    Yapım işi uyuşmazlıklarında delillerin kaybolması önemli bir usul hukuku sorunudur. Özellikle kapalı imalatlar, elektrik tesisatı, mekanik tesisat, zemin altı uygulamaları ve sonradan sökülen yapı elemanları bakımından başlangıçtaki durumun doğrudan gözlemlenmesi mümkün olmayabilir.

    İdarenin sonradan yeni bir imalat yaptırması, eski malzemeleri kaldırması veya uyuşmazlık konusu alanı tamamen değiştirmesi halinde mahkeme şu soruları araştırmalıdır:

    İddia edilen eksiklik hangi tarihte tespit edilmiştir? Tespit sırasında yükleniciye bildirim yapılmış mıdır? İlk rapora dayanak olan fotoğraflar, ölçümler ve numuneler muhafaza edilmiş midir? Değişiklik işlemi hangi nedenle gerçekleştirilmiştir? İlk yüklenicinin yaptığı imalat ile sonraki yüklenicinin yaptığı imalat birbirinden ayrılabiliyor mu?

    Delilin ortadan kalkması, yüklenicinin her durumda sorumluluktan kurtulması anlamına gelmez. Buna karşılık, idarenin ileri sürdüğü iddianın ispatına ilişkin değerlendirmeyi etkileyebilir.

    HMK m.190 kapsamında ispat yükü ve ilgili maddi hukuk kuralları dikkate alınarak, hangi vakıanın kim tarafından ispatlanması gerektiği belirlenmelidir. Bunun yanında HMK m.219 ve devamı hükümleri kapsamında belgelerin ibrazı ve delillerin sunulmasına ilişkin yükümlülükler de önem taşıyabilir.

    Özellikle bir tarafın hakimiyetinde bulunan delillerin ortadan kalkması veya korunmaması halinde, bu durumun yargılamadaki sonuçları somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

    Mahkemenin yıllar sonra yaptığı keşif sırasında bir imalatı görememesi, bu imalatın geçmişte hiç gerçekleştirilmediğinin tek başına ve kesin kanıtı değildir. Aynı şekilde eski bir hakedişte imalatın bulunması da onun fiilen eksiksiz gerçekleştirildiğini tartışmasız biçimde ispatlamaz.

    13. Kesin Kabul Yapılmadan İdarenin Yeni İhale İlan Etmesi

    Henüz kesin kabulü yapılmamış bir yapım işi hakkında idarenin yeni bir ihale gerçekleştirmesi, özellikle yeni ihalenin önceki yüklenicinin iş alanıyla örtüştüğü durumlarda önemli hukuki sorunlar doğurabilir.

    Ancak kesin kabul yapılmadan yeni ihaleye çıkılması her durumda hukuka aykırı değildir. Örneğin ilk sözleşmeden tamamen farklı bir ihtiyacın karşılanması veya hukuken geçerli bir tasfiye sonrasında işin kalan kısmının tamamlanması amacıyla yeni ihale yapılması mümkün olabilir.

    Asıl mesele, yeni ihalenin önceki yapım işiyle hangi ölçüde ilişkili olduğudur.

    Yeni ihale aynı imalatların yenilenmesini, değiştirilmesini, tamamlanmasını veya sökülmesini içeriyorsa ilk sözleşmenin durumu, geçici kabul, kesin kabul işlemleri, eksiklik bildirimleri, teminat süresi ve idarenin kullandığı sözleşmesel yetkiler birlikte değerlendirilmelidir.

    Yeni ihalenin önceki işte ileri sürülen eksiklikleri ortadan kaldırması halinde, eksiklik iddiasının objektif olarak incelenebilmesi zorlaşabilir. Bu nedenle yeni ihale öncesinde mevcut durumun kayıt altına alınıp alınmadığı belirleyicidir.

    Yeni ihaleye ait idari şartname, teknik şartname, proje, yaklaşık maliyet hesabı, ihale ilanı, sözleşme, yer teslim tutanağı ve sonraki hakedişler, önceki yükleniciyle yürütülen hukuk davasında delil niteliği taşıyabilir.

    Bu belgelerden özellikle iki önemli sonuç araştırılabilir. Birincisi, yeni ihale kapsamında yaptırılan işlerin eski sözleşmede gerçekten bulunup bulunmadığıdır. İkincisi ise idarenin daha önce teslim aldığı veya bedelini ödediği imalatları hangi nedenle değiştirdiğidir.

    Yeni ihale, tek başına eski yüklenicinin kusurlu veya kusursuz olduğunu kanıtlamaz. Ancak yeni işin kapsamı ve önceki imalatların ortadan kaldırılması, mahkemenin delil değerlendirmesini önemli ölçüde etkileyebilir.

    14. Geçici Kabul, Kesin Kabul ve Yüklenicinin Sorumluluğunun Devamı

    Yapım İşleri Muayene ve Kabul Yönetmeliği ile Yapım İşleri Genel Şartnamesi kapsamında geçici kabul ve kesin kabul işlemlerinin hukuki işlevleri farklıdır.

    Geçici kabul, yapılan işin belirli şartlarla kabul edilebilir durumda olduğunun tespitine ilişkindir. Kabul sırasında giderilmesi gereken noksanlar bulunabilir. Kesin kabul ise ilgili mevzuat ve sözleşme hükümleri uyarınca teminat süresinin sonundaki değerlendirmeyle ilişkilidir.

    Geçici kabul yapılmış olması, bütün ayıp ve eksiklik iddialarını ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte geçici kabul tutanağı önemli bir belgedir ve idarenin sonradan ileri sürdüğü iddialarla birlikte değerlendirilmelidir.

    Yüklenicinin sorumluluğu yalnızca kesin kabul tutanağının bulunup bulunmamasına göre belirlenemez. TBK’nın ayıba ilişkin hükümleri, kamu ihale sözleşmesi, kabul belgeleri, eksiklik bildirimleri ve uygulanabilir özel düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle açık ayıp, gizli ayıp, sonradan meydana gelen kullanım hasarı, bakım eksikliği ve idare tarafından gerçekleştirilen değişiklikler birbirinden ayrılmalıdır.

    İdarenin eseri fiilen kullanmaya başlaması da otomatik olarak kesin kabul işlemi yapılmış olduğu anlamına gelmez. Ancak fiili kullanım tarihi ve kullanımın kapsamı, teslimin ve sonraki zararların değerlendirilmesi bakımından delil teşkil edebilir.

    Bu nedenle kesin kabulün yapılmamış olması, idarenin ileri sürdüğü bütün eksiklikleri kendiliğinden haklı hale getirmediği gibi yüklenicinin bütün sorumluluklarının sona erdiği anlamına da gelmez.

    15. Kamu İhale Uyuşmazlıklarında Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevi ve Yetkisi

    Kamu ihale uyuşmazlıklarında öncelikle yargı yolu, ardından görevli mahkeme ve son olarak yetkili mahkeme belirlenmelidir. Bunlar birbirinden farklı usul hukuku meseleleridir.

    İhalenin gerçekleştirilmesi aşamasındaki idari işlemler bakımından idari başvuru ve idari yargı yolları gündeme gelebilir. Buna karşılık kamu ihale sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan bedel, hakediş, sözleşmeye aykırılık ve borçlu olunmadığının tespiti uyuşmazlıkları kural olarak özel hukuk ilişkisinden doğar ve adli yargıda görülür.

    Bu nedenle bir belediyenin yükleniciye sözleşmeye dayanarak eksik imalat bedeli veya fazla ödeme borcu çıkarması halinde, sırf işlemi yapan taraf kamu idaresi olduğu için idare mahkemesinin görevli bulunduğu sonucuna varılamaz.

    Adli yargı içindeki görev yönünden ise 6100 sayılı HMK m.2 gereğince asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemelerdir.

    Yüklenicinin ticaret şirketi olması tek başına davayı asliye ticaret mahkemesinin görev alanına sokmaz. Özellikle belediye ve il özel idaresi gibi kamu tüzel kişilerinin tacir niteliği bulunmaması ve sözleşmenin mutlak ticari dava oluşturmaması halinde, asliye hukuk mahkemesinin görevli olması gündeme gelir.

    Buna karşılık karşı tarafın hukuki niteliği, işlemin ticari işletmeyle bağlantısı veya özel bir kanun hükmü nedeniyle ticari dava söz konusu olabiliyorsa asliye ticaret mahkemesinin görevi ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yetki bakımından HMK m.6’da düzenlenen davalının yerleşim yeri genel yetkisi ile HMK m.10’daki sözleşmenin ifa yeri özel yetkisi önemlidir. Somut olayın özelliklerine ve varsa geçerli yetki anlaşmasına göre farklı değerlendirmeler yapılabilir.

    Örneğin işin bir ilçede gerçekleştirilmesi, tek başına ve her durumda yalnızca o ilçedeki asliye hukuk mahkemesinin yetkili olduğu anlamına gelmez.

    Asliye ticaret mahkemesinin görevli bulunduğu ve kanuni koşulları taşıyan para alacağına ilişkin ticari davalarda dava şartı arabuluculuk hükümleri ayrıca incelenmelidir. Asliye hukuk mahkemesinde görülen her kamu yapım sözleşmesi alacak davası için genel ve koşulsuz bir zorunlu arabuluculuk bulunduğu söylenemez.

    16. Kamu İhale Sözleşmesinden Kaynaklanan Menfi Tespit Davası

    Menfi tespit davası, bir kişinin kendisinden talep edilen borçtan hukuken sorumlu olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlayan davadır.

    Kamu yapım işlerinde idarenin sonradan eksik imalat, fazla hakediş veya kamu zararı iddiasına dayanarak yükleniciden para talep etmesi halinde menfi tespit davası gündeme gelebilir.

    Örneğin idare, tamamlanan yapım işi hakkında düzenlenen teknik raporu esas alarak yükleniciden belirli bir meblağın ödenmesini isteyebilir. Yüklenici ise sözleşmenin gereği gibi ifa edildiğini, ileri sürülen eksikliklerin mevcut olmadığını veya bunların idarenin sonradan gerçekleştirdiği değişikliklerden kaynaklandığını savunabilir.

    Bu durumda menfi tespit talebinin kapsamı, borç iddiasının kaynağı ve davacının hukuki yararı belirlenmelidir. İcra takibiyle bağlantılı uyuşmazlıklarda İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi; genel tespit davası bakımından ise HMK’nın 106. maddesi değerlendirmeye alınmalıdır.

    İcra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davalarında geçici hukuki koruma imkanları aynı değildir. Özellikle takip başladıktan sonra davanın açılması, icra takibini otomatik olarak durdurmaz. İİK m.72’deki şartlar ve teminat hükümleri ayrıca dikkate alınmalıdır.

    Menfi tespit davasında yüklenicinin ileri sürebileceği savunmalar arasında sözleşmenin uygun ifası, bedelin daha önce ödenmiş olması, borç hesabının hatalı yapılması, ayıp iddiasının ispatlanamaması, mahsup ve zamanaşımı gibi hukuki itirazlar bulunabilir.

    Ancak bu savunmaların hangisinin ileri sürüleceği, idarenin talebinin hukuki niteliğine ve dosyadaki belgelere göre belirlenmelidir.

    17. Yüklenicinin İdareye Karşı Hakediş ve Alacak Davası Açması

    Kamu yapım işi uyuşmazlıkları yalnızca idarenin yükleniciden para talep ettiği davalarla sınırlı değildir. Yüklenici de tamamladığı işe karşılık ödenmeyen hakedişleri, iş artışı bedellerini, sözleşmeye uygun fiyat farklarını veya diğer sözleşmesel alacaklarını talep edebilir.

    Alacak davasında öncelikle talep edilen bedelin sözleşmesel dayanağı belirlenmelidir. Anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerde her ilave maliyetin ayrıca talep edilebileceği kabul edilmemelidir. Fakat kanuni şartları oluşan iş artışı, usulüne uygun proje değişikliği veya sözleşme dışı işin hukuki niteliğine göre ek bedel talepleri gündeme gelebilir.

    Yargıtay’ın kamu yapım sözleşmelerine ilişkin kararları, iş artışı, yeni fiyat, gecikme cezası ve fiyat farkı hesaplarının ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. [11]

    Alacak miktarının belirlenebilirliği bakımından HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası, HMK m.109 kapsamında kısmi dava veya miktarı belirli alacak davası seçenekleri değerlendirilebilir. Dava türünün seçimi, objektif belirlenebilirlik koşulları ve zamanaşımı sonuçları dikkate alınarak yapılmalıdır.

    Yüklenicinin alacak iddiası ile idarenin eksik iş veya kamu zararı iddiası aynı sözleşmeden kaynaklanıyorsa, bunların mahsup, takas veya karşı dava yoluyla ileri sürülmesi ihtimalleri de değerlendirilmelidir.

    Bu nedenle bir dosyada yalnızca menfi tespit davası açılması yeterli olmayabilir. Yüklenicinin idareden tahsil edemediği başka alacaklarının bulunması halinde ayrı veya bağlantılı taleplerin hukuki kurgusu oluşturulmalıdır.

    18. Hukuk Davasında Ortaya Çıkabilecek Sonuçlar

    Kamu yapım sözleşmesinden doğan bir hukuk davasının sonucu yalnızca idarenin raporuna veya yüklenicinin savunmasına göre önceden belirlenemez.

    Mahkeme, sözleşmeyi, projeleri, hakedişleri, yazışmaları, kabul işlemlerini ve teknik raporları birlikte değerlendirebilir. Uyuşmazlığın niteliğine göre keşif yapılmasına, bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesine, ek rapor alınmasına veya yeni bilirkişi heyeti görevlendirilmesine karar verilebilir.

    Olası durum Yargılamadaki değerlendirme Muhtemel sonuç
    İmalatın projeye ve sözleşmeye uygun olduğu ispatlanır. İdarenin eksiklik ve zarar iddiasının dayanağı ortadan kalkabilir. Menfi tespit talebinin kabulü veya idarenin alacak talebinin reddi gündeme gelebilir.
    Yükleniciden kaynaklanan eksiklik ispatlanır. Ayıp hükümleri, bildirimler, sözleşme ve zarar hesabı incelenir. Uygun koşullarda bedel indirimi, giderim, tazminat veya alacak yönünden sonuç doğabilir.
    Eksiklik idarenin sonraki değişikliğinden kaynaklanır. Nedensellik ve sorumluluk kapsamı incelenir. İlk yükleniciye yöneltilen talep tamamen veya kısmen reddedilebilir.
    İş artışı veya ek bedel talebi kanuni dayanağa sahiptir. Yeni fiyat, iş artışı, sözleşme ve kesin hesap incelenir. Yüklenici lehine alacak hükmü kurulabilir.
    Deliller yetersiz veya çelişkilidir. İspat yükü, delillerin güvenilirliği ve tamamlanabilirliği değerlendirilir. Ek inceleme yapılabilir veya ispatlanamayan talepler reddedilebilir.
    İdare raporuyla bağımsız bilirkişi raporu çelişir. Raporların dayanakları ve yöntemleri karşılaştırılır. Mahkeme ek rapor veya yeni uzman heyeti incelemesine başvurabilir.

    HMK m.281 uyarınca mahkemece alınan bilirkişi raporuna karşı tarafların, raporun kendilerine tebliğinden itibaren kural olarak iki hafta içinde itirazda bulunma imkanı vardır. Özel veya teknik çalışma gerektiren durumlarda kanundaki koşullarla ek süre talep edilebilir.

    Mahkemece alınan raporun teknik olarak yetersiz, çelişkili veya denetime elverişsiz olması halinde yeni inceleme talep edilmesi önemlidir. Ancak mahkemenin her itiraz üzerine yeni bir heyet görevlendirmek zorunda olduğu da söylenemez.

    19. Kamu İhale Hakediş Uyuşmazlığında İzlenmesi Gereken Hukuki Yol Haritası

    Birinci aşama: Sözleşme ve ihale dosyasının eksiksiz toplanması. İhale ilanı, idari şartname, teknik şartname, sözleşme, uygulama projeleri, mahal listeleri, hakedişler, kesin hesaplar ve bütün ek belgeler incelenmelidir. Öncelikle sözleşmenin anahtar teslimi götürü bedel, birim fiyatlı veya karma sözleşme niteliği belirlenmelidir.

    İkinci aşama: Olayların tarih sırasına konulması. Sözleşmenin imzalanması, yer teslimi, proje revizyonları, iş artışları, hakedişlerin düzenlenmesi, geçici kabul, eksiklik bildirimleri, kesin kabul süreci, idarenin sonradan yaptığı işlemler ve yeni ihale tarihi tek bir kronoloji içinde değerlendirilmelidir.

    Üçüncü aşama: Proje ve imalat karşılaştırması. İlk ihale projesi ile revize projeler ayrı ayrı incelenmeli; idarenin sonradan talep ettiği yeni işlerin başlangıçtaki sözleşme kapsamına dahil olup olmadığı belirlenmelidir.

    Dördüncü aşama: İdare raporunun teknik ve hukuki analizi. Raporda gösterilen her eksikliğin hangi belgeye dayandığı, hangi tarihte tespit edildiği, hangi metraj üzerinden hesaplandığı ve bedelinin nasıl belirlendiği açıklanmalıdır. Özellikle raporda bulunan hukuki yorumlar ile teknik tespitler birbirinden ayrılmalıdır.

    Beşinci aşama: Delil kaybı tehlikesinin araştırılması. İdarenin yeni ihale ilan edip etmediği, başka bir yüklenicinin işe başlayıp başlamadığı, yapının sökülüp sökülmediği, mimari ve teknik düzenlemelerin değiştirilip değiştirilmediği belirlenmelidir.

    Altıncı aşama: Gerekirse gecikmeden delil tespiti. Delillerin kaybolma ihtimali varsa HMK m.400 ve devamı kapsamında keşif ve bilirkişi incelemesi talep edilmelidir. Mevcut duruma müdahale edilmesini önlemeye yönelik ihtiyati tedbir seçeneği ise HMK m.389 ve devamındaki koşullar, ölçülülük ve kamu hizmetinin gerekleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yedinci aşama: Bağımsız bilirkişi incelemesinin planlanması. Uyuşmazlığın niteliğine uygun mimari, mühendislik, metraj ve kamu ihale sözleşmesi uzmanlıkları belirlenmelidir. Sadece genel inşaat incelemesi değil, sözleşme ve hakediş sistemine uygun ayrıntılı teknik değerlendirme hedeflenmelidir.

    Sekizinci aşama: İdareye karşı hukuki itirazların yapılması. Hakediş, kesin hesap veya kamu zararı iddiasına yönelik yazılı itirazlar süresinde ve gerekçeli olarak sunulmalıdır. İlgili kanun, şartname ve sözleşmeye göre özel süreler mutlaka kontrol edilmelidir.

    Dokuzuncu aşama: Dava türü, görev ve yetkinin belirlenmesi. Borçlu olunmadığının tespiti, alacak, karşı dava, itirazın iptali veya başka bir hukuki yol arasından somut olaya uygun olanı seçilmelidir. Asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinin görevi ile mahkemenin yer bakımından yetkisi ayrı araştırılmalıdır.

    Onuncu aşama: Bilirkişi raporuna etkin itiraz ve yargılama takibi. Mahkeme bilirkişisinin bütün proje revizyonlarını inceleyip incelemediği, hakediş sistemini doğru uygulayıp uygulamadığı, teslim tarihindeki durum ile keşif tarihindeki durumu birbirinden ayırıp ayırmadığı denetlenmelidir. Eksik ve çelişkili raporlara karşı gerekçeli itiraz sunulmalıdır.

    Bu süreçte uyuşmazlık yalnızca hukuki dilekçelerle değil, teknik veri analizi ve kronolojik belge karşılaştırmasıyla yönetilmelidir. Gerekirse harita, mimari proje ve tesisat çizimleri üzerinde karşılaştırmalı teknik çalışma yaptırılmalıdır.

    20. Kamu İhale Hakediş Davaları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    Belediye, teslim alınmış yapım işi için sonradan borç çıkarabilir mi?

    Somut hukuki dayanak ve koşullar mevcutsa idare sonradan talepte bulunabilir. Ancak talebin ileri sürülmesi, borcun tartışmasız olduğu anlamına gelmez. Sözleşme, kabul işlemleri, ayıp hükümleri ve ispat durumu araştırılmalıdır.

    İdarenin hazırladığı teknik rapor mahkeme için kesin delil midir?

    Raporun bütün içeriği bakımından genel ve koşulsuz biçimde kesin delil olduğu söylenemez. Resmi belge niteliği ve HMK m.204 kapsamında ispat gücü bulunan kayıtlar ile teknik kanaatler ayrılmalıdır. Teknik değerlendirmeler bağımsız bilirkişi incelemesine konu olabilir.

    Hakediş onaylandığı halde yüklenici daha sonra sorumlu tutulabilir mi?

    Evet, koşulları mevcutsa sorumluluk gündeme gelebilir. Bununla birlikte hakedişin onaylanması, imalatın kabulü, sonradan meydana gelen değişiklikler ve ayıp iddiasının niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

    Kesin kabul yapılmadan yeni ihale gerçekleştirilebilir mi?

    Her durumda yasak değildir. Yeni ihalenin konusu, önceki sözleşmenin durumu, tasfiye işlemleri, işin tamamlanması ve kabul süreçleri incelenmelidir. Yeni ihale eski imalatları değiştirecekse delil korunması ayrıca önem kazanır.

    İdare projeyi değiştirdiyse eski yükleniciden eksik imalat bedeli isteyebilir mi?

    İdare değişikliğinin kapsamı, eksikliğin kaynağı, ilk sözleşmede üstlenilen imalat ve değişikliğin yükleniciye etkisi araştırılmadan kesin sonuca varılamaz. İdarenin sonradan yaptığı değişiklikler yüklenicinin sorumluluğunu etkileyebilir.

    Mahkeme keşif yaptığında eski imalat artık bulunmuyorsa ne olur?

    Hakediş, ataşman, fotoğraf, kabul tutanağı, eski projeler ve yeni ihale kayıtları üzerinden inceleme yapılabilir. Geçmiş durumun ispatlanamaması halinde ispat yüküne ilişkin kurallar önem kazanır.

    Menfi tespit davası asliye hukuk mahkemesinde mi açılır?

    Özel hukuk sözleşmesinden kaynaklanan ve başka bir mahkemenin görevine girmeyen uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir. Ancak taraflar, ticari dava niteliği ve özel kanun hükümleri incelenmeden bütün dosyalar için aynı mahkeme gösterilemez.

    Hakediş alacak davası ile menfi tespit davası birlikte yürütülebilir mi?

    Talep ve tarafların koşullarına göre bağlantılı davalar, karşı dava veya ayrı davalar gündeme gelebilir. Dava stratejisi alacak ve borç iddialarının hukuki niteliğine göre oluşturulmalıdır.

    Kamu ihale uzmanı bilirkişi bulunması zorunlu mudur?

    Her davada kanuni bir zorunluluk değildir. Ancak sözleşme türünün, yeni birim fiyatın, hakediş hesabının ve kamu ihale mevzuatının teknik değerlendirme gerektirdiği dosyalarda uzmanlık önem taşır.

    Sayıştay raporu doğrudan yükleniciye karşı icra edilebilir mi?

    Bir denetim bulgusu ile icra kabiliyeti bulunan hukuki dayanak aynı şey değildir. Denetim raporu, Sayıştay ilamı, idarenin alacak talebi ve icra işlemi ayrı ayrı incelenmelidir.

    Yüksek Fen Kuruluna başvurulması yeterli midir?

    Yüksek Fen Kurulunun görüş ve kararlarının hukuki etkisi, başvurunun konusu ve ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenir. Özellikle yeni birim fiyat uyuşmazlıkları ile genel teknik görüşler arasında ayrım yapılmalıdır. Kurula başvurulması, mahkemeye başvuru ve delil koruma ihtiyacını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    2025 yılında değişen hakediş itiraz hükümleri eski sözleşmelere uygulanır mı?

    Değişikliğin yürürlük ve geçiş hükümleri araştırılmalıdır. Yeni düzenlemenin bütün eski kamu ihale sözleşmelerine otomatik olarak uygulanacağı kabul edilemez.

    21. Sonuç: Kamu İhale Uyuşmazlıklarında Doğru Hukuki Değerlendirme Nasıl Yapılmalıdır?

    Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan hakediş, eksik imalat, projeye aykırılık, kamu zararı, menfi tespit ve alacak uyuşmazlıkları, yalnızca tek taraflı teknik raporların değerlendirilmesiyle çözülebilecek meseleler değildir.

    Özellikle anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde yüklenicinin sorumluluğu belirlenirken sözleşmeye esas proje, uygulama projelerinin revizyonları, mahal listeleri, hakediş hesapları, geçici ve kesin kabul işlemleri ile idarenin sonradan gerçekleştirdiği değişiklikler birlikte incelenmelidir.

    İdarenin hazırladığı raporların resmi belge niteliği taşıyabilecek kısımları ile teknik kanaatleri birbirinden ayrılmalı; gerektiğinde bağımsız, uzman ve tarafsız bilirkişi heyeti tarafından yeni inceleme yaptırılmalıdır.

    Keşif yapılmadan önce yapının değiştirilmiş olması, yeni bir ihaleye konu edilmesi veya ilk yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların ortadan kaldırılması, özellikle ispat yükü ve delillerin güvenilirliği bakımından değerlendirilmelidir.

    Bir kamu yapım işinde doğru hukuki inceleme, yüklenicinin neyi yapması gerektiğini, gerçekte neyi yaptığını, idarenin neyi kabul ettiğini ve sonraki süreçte hangi imalatların kim tarafından değiştirildiğini birbirinden ayırarak yapılmalıdır.

    Bu ayrım yapılmadan hazırlanan dava stratejileri, teknik olarak doğrulanmamış eksiklik iddialarına veya sözleşme kapsamına girmeyen alacak taleplerine dayanma riski taşımaktadır.

    Somut uyuşmazlıklarda ilk aşamada sözleşmesel yükümlülüklerin kapsamı belirlenmeli, ikinci aşamada teknik deliller korunmalı, üçüncü aşamada görevli ve yetkili yargı mercii ile dava türü tespit edilmelidir. Yargılama sırasında bağımsız bilirkişi incelemesi, keşif ve rapora itiraz süreçleri etkili biçimde takip edilmelidir.

    İlgili Hukuki İncelemeler

    Kamu yapım işleri uyuşmazlıklarıyla bağlantılı daha ayrıntılı değerlendirmeler için dolgun.av.tr üzerinde yayımlanan aşağıdaki çalışmalara başvurulabilir.

    Kamu İhale Sözleşmelerinde Sonradan Tahakkuk Ettirilen Kamu Zararı ve Yargı Yolu

    Kamu İhale Sözleşmeleri Hukuku ve Yargı Kararları

    Kamu Zararı Nedir? Kamu İhale Sözleşmelerinde Sorumluluk

    Kamu İhale Davaları: İhale Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür?

    İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulüyle İhale ve İptali

    Hukuki İnceleme ve İletişim

    Kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta, dava açılmadan veya devam eden davada yeni bir teknik inceleme talep edilmeden önce ihale dosyasının, hakedişlerin, mimari projelerin ve idarenin hazırladığı raporların birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, Bakırköy / İstanbul
    Telefon ve WhatsApp: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    İnternet sitesi: dolgun.av.tr

    22. Mevzuat, Yargı Kararları, Kurumsal Açıklamalar ve Akademik Kaynakça

    Kaynaklar konuya göre sınıflandırılmıştır. Kurumsal duyurular, kanun hükümlerinin yerine geçen bağlayıcı normlar olarak değil, açıklanan değişikliklerin ve uygulamaların birincil bilgi kaynakları olarak kullanılmıştır. Akademik çalışmalar ise hukuki yorum ve tartışma bakımından değerlendirilmiştir.

    A. Mevzuat ve Kurumsal Kaynaklar

    [1] Kamu İhale Kurumu (2025). “Kamu İhale Mevzuatında Değişiklik Duyurusu”, 30 Temmuz 2025. 32971 sayılı Resmi Gazete’deki değişiklikler, hakediş ve kesin hesap düzenlemeleri. Resmi duyuru.

    [2] Kamu İhale Kurumu (2026). “Kamu İhale Mevzuatındaki Değişiklikler Resmi Gazete’de Yayımlandı”, 13 Mayıs 2026. Resmi duyuru.

    [3] Kamu İhale Kurumu (2026). “Yapım İşleri Çalışma Grubu Toplantısı Gerçekleştirildi”, 2 Temmuz 2026. Resmi duyuru.

    [4] T.C. Sayıştay Başkanlığı (2026). 2025 Yılı Denetimlerine İlişkin Kamuoyu Duyurusu. Denetim raporları, hesap yargılaması ve ilam süreçlerine ilişkin açıklamalar. Sayıştay açıklaması.

    [6] 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, m.6, m.24 ve m.36; Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ve eki Yapım İşleri Genel Şartnamesi. Kamu İhale Kurumu Mevzuat Portalı.

    Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2, 6, 10, 106, 107, 190, 204, 266, 268, 281, 282, 389 ve 400 ve devamı maddeleri; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi, 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesi ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu dikkate alınmıştır.

    B. Akademik Literatür

    [5] Bilke, Efe (2025). “Anahtar Teslimi Götürü Bedelle Akdedilen Yapım İşi İhale Sözleşmelerinin Uyarlanması”. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 33(4), 31 Aralık 2025. Makale bağlantısı.

    [7] Avcı, Ali (2015). “Kamu Yapım Sözleşmelerinde Geçici Hakediş Raporlarına İhtirazi Kayıt ve Hukuka Aykırılık Sorunu”. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 5. Makale bağlantısı.

    [8] Kuluçlu, Erdal (2011). “Sayıştayın Denetim, Yargılama ve Raporlama Görevleri Açısından Kamu Zararı Kavramı”. Sayıştay Dergisi, Sayı 82. Makale bağlantısı.

    Demirboğa, Dursun Ali (2017). “Kamu İhale Sözleşmesinin Yapılması Usulleri (İhale Usulleri)”. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 9. Makale bağlantısı.

    Delibaş Şen, Buket ve Erbaş, İkbal (2022). “Yapım Aşamasında Ortaya Çıkan Uyuşmazlıkların Çözüm Yolları: KİK ve FIDIC Dokümanları Üzerinden Bir Karşılaştırma”. PLANARCH – Design and Planning Research, 6(2). Makale bağlantısı.

    C. Yargı ve Sayıştay Kararları

    [9] T.C. Sayıştay Başkanlığı, 4. Daire, 30 Ocak 2025 tarihli, 343 sayılı Karar, İlam No.66, Madde No.8. Proje değişikliği, yeni birim fiyat ve mükerrer analiz kalemi. Karar metni.

    [10] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 4 Mayıs 2017 tarihli, E.2016/270, K.2017/1922. Kamu ihalesiyle bağlantısı bulunan bilirkişinin tarafsızlığı ve yeni bilirkişi heyeti gerekliliği. Karar metni.

    [11] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E.2017/1897, K.2017/3976. Kamu yapım sözleşmesi, hakediş, iş artışı, fiyat farkı ve denetlenebilir bilirkişi incelemesi. T.C. Adalet Bakanlığı UYAP İçtihat Sistemi.

    Kaynaklara erişim tarihi: 8 Ekim 2026.

    Bilgilendirme notu: Bu inceleme genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir uyuşmazlığın sonucu; ihale tarihi, sözleşme hükümleri, geçiş düzenlemeleri, kabul işlemleri, deliller, bilirkişi incelemesi ve uygulanacak usul hükümlerine göre değişebilir. Metin, herhangi bir somut uyuşmazlıkta hukuki sonucun garanti edildiği anlamına gelmez.