Kamu İhale Sözleşmelerinde “Sonradan Tahakkuk Ettirilen” Kamu Zararı ve Yargı Yolu: Emsal Kararlar Işığında Bir İnceleme

Kamu ihale hukuku pratiğinde, işin teslim edilip Geçici Kabul Tutanağı’nın imzalanmasından, hatta kesin teminatın iade edilmesinden uzun bir süre sonra İdarelerin, teftiş veya denetim raporlarına dayanarak yükleniciler aleyhine “kamu zararı” tahakkuk ettirdiği durumlarla karşılaşılmaktadır.

Bu tür idari tasarruflar, sözleşme hukukunun temel prensibi olan “ahde vefa” ilkesini ve yüklenicinin “hukuki güvenliğini” zedelemektedir. Bu yazıda, sözleşme sonrası ortaya çıkan kamu zararı iddialarının hukuki niteliği, görevli yargı kolu ve mahkemelerin yetkisi meseleleri, Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ışığında ele alınmıştır.

1. Yargı Yolu Sorunu: Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

İdare tarafından bir “kamu zararı” borcu çıkarıldığında, işlemin bir idari işlem olduğu düşüncesiyle İdare Mahkemelerinde dava açılması gerektiği yaygın bir yanılgıdır.

İhale süreci idari bir aşama olmakla birlikte, sözleşmenin imzalanmasıyla taraflar arasındaki ilişki bir “özel hukuk sözleşmesi” (eser sözleşmesi) niteliğine bürünür. Sözleşmenin ifası veya sonrasındaki uyuşmazlıklarda görevli yargı yeri Adli Yargı’dır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, sözleşme aşamasından sonraki uyuşmazlıkların çözüm yerinin adli yargı olduğunu istikrarla vurgulamaktadır:

• Uyuşmazlık Mahkemesi, 20.02.2017 T., E. 2016/91, K. 2017/3: Davacının 4734 sayılı Yasa uyarınca ihale edilerek sözleşmeye bağlanan işinde teminat mektuplarının irat kaydedilmesinin engellenmesi istemiyle açtığı davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine hükmetmiştir.  

• Uyuşmazlık Mahkemesi, 29.12.2014 T., E. 2014/1097, K. 2014/1145: İhalenin kesinleşmesi ve sözleşmenin akdedilmesinden sonraki aşamada idare ile yüklenici arasındaki sözleşmenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait olduğu belirtilmiştir.  

Bu kararlar uyarınca, yüklenici aleyhine tahakkuk ettirilen borcun iptali veya borçlu olunmadığının tespiti için açılacak Menfi Tespit Davaları, Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmelidir.

2. Görevli Mahkeme: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi İçtihadı

Yüklenicinin tacir olması, davanın doğrudan Ticaret Mahkemesi’nde açılmasını gerektirmez. İhale makamı olan İdare (Belediye, İl Özel İdaresi vb.) tacir sıfatına sahip olmadığından ve bu tür davalar TTK’da sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

• Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 19.04.2017 T., E. 2016/91, K. 2017/4770: Yüksek Mahkeme, davalı idarenin tacir olmadığı ve davanın mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle; “davaya bakmaya ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesi görevlidir” şeklinde karar vermiştir.  

3. Geçici Kabul Tutanağının Bağlayıcılığı

Kamu ihale sözleşmelerinde “Geçici Kabul”, işin fen ve sanat kurallarına uygun olarak tamamlandığının İdare tarafından resmen tescilidir. İdare, kendi teknik personelinden oluşan Muayene ve Kabul Komisyonu marifetiyle işi inceleyip “eksiksiz ve kusursuz” olduğuna dair tutanak düzenledikten sonra, bu kabulün aksini iddia etmesi çelişkili davranış yasağına aykırıdır.

• Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi, 05.11.2025 T., E. 2022/805, K. 2025/728: Mahkeme kararında, muayene ve kabul komisyonu tarafından düzenlenen “yapılan işin sözleşme ve eklerine uygun olduğu, kabule engel olabilecek eksik, kusur ve arızaların bulunmadığı görülmüştür” şeklindeki geçici kabul tutanağının taraflar açısından bağlayıcılığı bulunduğu vurgulanmıştır.  

4. İhaleye Esas Projenin Üstünlüğü

Denetimlerde sıklıkla karşılaşılan bir diğer sorun, sahadaki imalatın “olması gerekene” göre eksik olduğu iddiasıdır. Ancak Yüksek Fen Kurulu kararları uyarınca, esas olan ihaleye çıkılan projedir.

• Yüksek Fen Kurulu, 23.05.2013 T., Karar No: 2013/27: Kurul, projenin fen ve sanat kurallarına, tekniğine ve şartnamesine göre eksiksiz ve kusursuz olması durumunda, ihaleye esas projenin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.  

Sonuç

Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan ve sözleşmenin ifasından sonra gündeme gelen “kamu zararı” iddiaları, idari bir yaptırım değil, özel hukuktan kaynaklanan bir “alacak” iddiasıdır.

Yüklenicilerin bu tür durumlarda; idari yargı yoluna başvurmak yerine, borçlu olmadıklarının tespiti için genel mahkemelerde dava açmaları ve savunmalarını yukarıda anılan Uyuşmazlık Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile “geçici kabulün bağlayıcılığı” ilkesine dayandırmaları hukuki güvenlikleri açısından elzemdir.

Av. Murat Can Dolğun

Kurucu Ortak – TD Hukuk ve Danışmanlık