Etiket: Menfi Tespit Davası

  • Kamu İhalelerinde Hakediş, Menfi Tespit ve Alacak Davaları | 2026

    Kamu İhalelerinde Hakediş, Menfi Tespit ve Alacak Davaları | 2026

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Hukuki inceleme tarihi: 8 Ekim 2026

    İnceleme alanı: Kamu ihale hukuku, eser sözleşmeleri, yapım işleri, hakediş uyuşmazlıkları, kamu zararı, menfi tespit ve alacak davaları.

    Kamu İhalelerinde Hakediş Uyuşmazlıkları, Mimari Projeye Uygun Teslim, Menfi Tespit ve Alacak Davaları

    Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların en önemli bölümü, ihale sonuçlandıktan ve sözleşme imzalandıktan sonra ortaya çıkmaktadır. Özellikle anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde yüklenicinin inşaatı tamamlaması, eserin idareye teslim edilmesi, hakediş raporlarının düzenlenmesi ve geçici kabul işlemlerinin yapılması, taraflar arasındaki bütün hukuki ihtilafların sona erdiği anlamına gelmemektedir.

    Uygulamada bazı kamu idareleri, belediyeler ve mahalli idareler, tamamlanmış veya kullanılmaya başlanmış bir yapım işi hakkında sonradan teknik inceleme, denetim ya da eksiklik raporu hazırlayabilmektedir. Bu raporlarda mimari projeye aykırılık, eksik imalat, fazla hakediş ödemesi, hatalı metraj, sözleşme dışı ödeme veya kamu zararı bulunduğu ileri sürülebilmektedir.

    Ancak hukuki uyuşmazlığın çözümü yalnızca idarenin hazırladığı rapora dayanılarak gerçekleştirilemez. Öncelikle yüklenicinin hangi projeyi uygulamakla yükümlü olduğu, işin hangi sözleşme bedeli üzerinden üstlenildiği, imalatların hangi tarihte gerçekleştirildiği, hakedişlerin nasıl onaylandığı, geçici kabulün hangi şartlarla yapıldığı ve idarenin sonradan projede veya mevcut yapı üzerinde değişiklik yapıp yapmadığı araştırılmalıdır.

    Özellikle idarenin eksiklik tespitinden sonra yeni bir ihale gerçekleştirmesi, yapının başka bir yüklenici tarafından değiştirilmesi, mevcut imalatların sökülmesi veya yeni işlerin yapılması, hukuk davasında delillerin değerlendirilmesini doğrudan etkileyebilir. Böyle durumlarda uyuşmazlığın merkezindeki sorun yalnızca yapım işinin eksik olup olmadığı değildir. İddia edilen eksikliğin hangi tarihte mevcut olduğu, kimin eyleminden kaynaklandığı ve artık objektif olarak tespit edilip edilemeyeceği de araştırılmalıdır.

    Bu incelemede 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Yapım İşleri Genel Şartnamesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili yargı kararları birlikte değerlendirilmektedir. 2025 ve 2026 yıllarında kamu ihale mevzuatında meydana gelen gelişmeler ile akademik literatürdeki değerlendirmeler de dikkate alınmıştır. [1][2][3]

    İçindekiler

    1. Kamu İhale Hukukunda 2025 ve 2026 Yıllarındaki Güncel Gelişmeler

    Kamu ihale sözleşmelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların değerlendirilmesinde, sözleşmenin imzalandığı tarih kadar ihalenin ilan veya duyuru tarihi de önem taşımaktadır. Çünkü sonraki mevzuat değişiklikleri, yürürlük ve geçiş hükümleri incelenmeksizin geçmişte akdedilen bütün sözleşmelere uygulanamaz.

    30 Temmuz 2025 tarihli ve 32971 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeler, yapım işlerinde hakedişlerin düzenlenmesi, ödemelerin yapılması, fiyat farkları, yeni birim fiyatlar, proje değişiklikleri ve kesin hesaplara itiraz bakımından önemli yenilikler getirmiştir. Kamu İhale Kurumu, bu değişikliklerin ilanı veya duyurusu 1 Eylül 2025 tarihinden sonra yapılan ihaleler ve bunlara ilişkin sözleşmeler bakımından uygulanacağını açıklamıştır. [1]

    2026 yılında ise 9 Nisan ve 13 Mayıs tarihlerinde kamu ihale mevzuatında yeni düzenlemeler yayımlanmıştır. 13 Mayıs 2026 tarihli düzenlemeler özellikle belirli yapım işlerinde iş deneyim belgelerinin güncellenmesine ilişkin hükümler içermektedir. Bu değişikliklerin tamamı, devam eden her hakediş uyuşmazlığının çözümünü doğrudan değiştiren hükümler olarak yorumlanmamalıdır. [2]

    2 Temmuz 2026 tarihinde Kamu İhale Kurumu tarafından gerçekleştirilen Yapım İşleri Çalışma Grubu Toplantısı’nda hakediş ve ödeme süreçleri, fiyat farkları, yer teslimi, iş programı, yapı denetimi ve sözleşmelerin uygulanmasındaki sorunlar ele alınmıştır. Bu gelişme, yapım işleri uyuşmazlıklarının yalnızca bireysel sözleşmelerden kaynaklanan bir sorun olmadığını, kamu alımları sisteminin uygulama bakımından önemli bir başlığını oluşturduğunu göstermektedir. [3]

    Sayıştay’ın 2025 yılı denetimlerine ilişkin kamuoyu duyurusunda da kamu idarelerine ilişkin denetim raporlarıyla Sayıştay dairelerindeki yargılamaya esas raporlar ve bu yargılamalar sonucunda düzenlenecek ilamlar arasında ayrı süreçler bulunduğu açıklanmıştır. Bu ayrım, yükleniciler hakkında ileri sürülen kamu zararı iddialarının hukuki niteliği bakımından önemlidir. [4]

    Güncel hukuki sonuç: 2026 yılında görülmekte olan bir dava bakımından, hakedişin düzenlendiği tarihe bakılarak mevzuat seçilmemeli; ihale tarihi, sözleşme hükümleri, uygulanabilir genel şartname ve geçiş hükümleri birlikte araştırılmalıdır.

    2. Kamu İhale Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Uygulanacak Kurallar

    4734 sayılı Kanun esas itibarıyla kamu ihalesinin hazırlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılması süreçlerini düzenlemektedir. İhale sonucunda sözleşme kurulmasıyla birlikte 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu uygulama alanı bulmaktadır.

    Yapım işi sözleşmeleri, hukuki niteliği itibarıyla büyük ölçüde Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi hükümleriyle ilişkilidir. Yüklenici belirli bir eserin meydana getirilmesini, idare ise sözleşmede kararlaştırılan karşı edimi üstlenmektedir.

    Bununla birlikte kamu ihale sözleşmeleri, tarafların sınırsız sözleşme serbestisine sahip oldukları sıradan özel hukuk sözleşmeleri değildir. İhale dokümanı, tip sözleşme, teknik şartnameler, kamu ihale mevzuatı ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin kurallar sözleşmenin uygulanmasını sınırlandırmaktadır.

    4735 sayılı Kanun’un 36. maddesi gereğince, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde özel kamu ihale düzenlemeleri ile genel sözleşme hukuku hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Efe Bilke’nin 2025 yılında yayımlanan, anahtar teslimi götürü bedel yapım sözleşmelerinin uyarlanmasını inceleyen akademik çalışması da kamu ihale mevzuatı ile TBK m.480/II’nin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. [5]

    Bu konuda daha önce yayımladığımız Kamu İhale Sözleşmeleri Hukuku başlıklı incelemede sözleşmelerin hukuki niteliği, uygulama aşaması ve yargı yolu meseleleri değerlendirilmiştir.

    3. Anahtar Teslimi Götürü Bedel Sözleşmede Yüklenicinin Sorumluluğu

    4735 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre anahtar teslimi götürü bedel sözleşme, uygulama projeleri ve bunlara ilişkin mahal listeleri esas alınarak işin tamamı için teklif edilen toplam bedel üzerinden kurulan yapım işi sözleşmesidir.

    Bu sözleşme türünde temel ilke, yüklenicinin sözleşmede belirlenen eseri kararlaştırılan götürü bedel karşılığında tamamlamasıdır. Ancak bu ilke, yüklenicinin ihale dokümanından bağımsız ve sonradan sınırsız biçimde belirlenebilecek bütün işleri aynı bedelle gerçekleştirmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

    Götürü bedelin kapsamı belirlenirken uygulama projeleri, mahal listeleri, teknik şartnameler, sözleşmenin eki belgeler ve bunlar arasında öngörülen öncelik sırası incelenmelidir.

    Örneğin idare, sözleşme imzalandıktan sonra bir yapının mimari düzenini değiştirir, yeni kullanım alanları oluşturur veya başlangıçtaki projede bulunmayan imalatların yapılmasını isterse, bu işlerin başlangıçtaki götürü bedel kapsamına girip girmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

    4735 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, öngörülemeyen durumlar nedeniyle zorunlu olan ve kanunda belirtilen diğer koşulları taşıyan iş artışının, anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde sözleşme bedelinin yüzde 10’una kadar gerçekleştirilebileceği düzenlenmiştir. Ancak bu oran, idarenin dilediği her yeni imalatı mevcut sözleşmeye eklemesine imkan veren genel bir yetki değildir.

    Kanunda öngörülen koşullar arasında ilave işin sözleşmeye esas proje içinde kalması ve asıl işten teknik veya ekonomik bakımdan ayrılmasının idareyi külfete sokmadan mümkün olmaması yer almaktadır. Şartların sağlanamadığı durumlarda sözleşmenin tasfiyesi dahil farklı hukuki sonuçlar gündeme gelebilir. [6]

    4. Mimari Projeye Uygun Teslim: Asıl Proje Hangisidir?

    Kamu yapım işlerinde idarenin en sık ileri sürdüğü iddialardan biri, inşa edilen eserin mimari projeye uygun olmadığıdır. Fakat bu iddianın değerlendirilmesinden önce hangi mimari projenin sözleşmesel bağlayıcılığa sahip olduğu belirlenmelidir.

    Bir yapım işi devam ederken mimari projede, statik projede, elektrik ve mekanik tesisat projelerinde veya mahal listelerinde değişiklik yapılmış olabilir. Aynı iş için ilk ihale projesi, revize uygulama projesi ve uygulama sonrasında hazırlanmış mevcut durum projesi bulunabilir.

    Bu belgelerin hukuki işlevleri aynı değildir. Bir imalatın sonradan hazırlanan projeye uygun olmaması, söz konusu imalatın yapıldığı tarihteki sözleşmeye de aykırı olduğunu kendiliğinden göstermez.

    Sağlıklı inceleme için ilk ihale dokümanının, imza tarihindeki uygulama projelerinin, yükleniciye usulüne uygun bildirilen revizyonların, değişiklik talimatlarının ve uygulama sonrasında hazırlanan projelerin tarih sırasıyla karşılaştırılması gerekir.

    Projeler arasında çelişki varsa, hangi belgenin öncelikle uygulanacağı sözleşmenin belge öncelik hükümleri ve Yapım İşleri Genel Şartnamesi dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

    Belirleyici ilke: Yüklenicinin sorumluluğu, soyut olarak idarenin sonradan uygun gördüğü yapı üzerinden değil; sözleşme ve mevzuat uyarınca gerçekleştirmekle yükümlü olduğu imalat üzerinden belirlenmelidir.

    5. Hakediş Raporları ile Fiili İmalat Arasında Uyumsuzluk Bulunması

    Hakediş raporları, yüklenicinin gerçekleştirdiği işlere ilişkin ödeme hesabının yapılmasını sağlayan temel sözleşme belgeleridir. Hakedişlerde yer alan imalat kalemleri, gerçekleşme oranları, metrajlar, fiyatlar ve kesintiler uyuşmazlığın değerlendirilmesinde önemli delillerdir.

    Ancak hakediş raporunda bir imalatın yer alması ile bu imalatın sahadaki fiziksel durumunun değerlendirilmesi farklı hususlardır. Özellikle anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerde ilerleme yüzdeleri ve pursantaj esaslı ödemeler ile birim fiyatlı işlerde gerçekleştirilen miktarların hesaplanması birbirinden ayrılmalıdır.

    Uyuşmazlık sırasında her iş kalemi yönünden şu soruların cevaplandırılması gerekir: İmalat ihale dokümanında bulunmakta mıdır? Sonradan değiştirilmiş midir? İmalatın gerçekleştiği tarihteki fiziksel durumu nedir? Hakediş hangi belgelere dayanılarak onaylanmıştır? İdarenin kabul veya denetim birimi bu imalatı incelemiş midir? Sonraki dönemde imalat değiştirilmiş veya ortadan kaldırılmış mıdır?

    Uyuşmazlık konusu İncelenecek belgeler Hukuki değerlendirme
    Hakedişte mevcut, sahada bulunmayan imalat Hakediş, metraj, ataşman, fotoğraf, teslim ve değişiklik kayıtları İmalatın hiç yapılmaması ile sonradan kaldırılması ayrılmalıdır.
    Projede mevcut, hakedişte bulunmayan imalat Proje, pursantaj, kesin hesap ve ödeme kayıtları Eksik ödeme veya eksik imalat ihtimalleri ayrı incelenmelidir.
    Projede bulunmayan ek imalat İdare talimatı, proje revizyonu, iş artışı ve yeni fiyat belgeleri İmalatın sözleşme dışı olup olmadığı ve bedel talebinin dayanağı belirlenmelidir.
    Geçici kabulde bulunmayan sonradan ileri sürülen ayıp Kabul tutanağı, bakım kayıtları, kullanım belgeleri Ayıbın açık veya gizli niteliği ile bildirim zamanı araştırılmalıdır.
    Sonradan yenilenen veya sökülen imalat Yeni ihale dosyası, yer teslimi, eski ve yeni fotoğraflar İlk yüklenicinin gerçekleştirdiği işin mevcut delillerle tespit edilip edilemeyeceği incelenmelidir.

    Dolayısıyla yalnızca son keşif tarihindeki mevcut yapı üzerinden yapılan inceleme, her durumda geçmişteki imalatın hukuki ve teknik durumunu açıklamaya yeterli değildir.

    6. Hakediş Raporlarına İtiraz ve 2025 Yılındaki Düzenleme

    Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 39. ve 40. maddeleri, geçici hakedişler ve kesin hesaplar bakımından önemli hükümler içermektedir. Hakedişe karşı yapılan itirazın zamanı, şekli ve ilgili sözleşmeye uygulanacak hükümlerin belirlenmesi dava sonucunu etkileyebilir.

    Geçmişte hakedişlerin belirli ihtirazi kayıt ifadeleriyle imzalanması ve itirazların özel usullerle yapılması bakımından önemli uyuşmazlıklar yaşanmıştır. Dr. Ali Avcı’nın 2015 tarihli akademik çalışması, hakedişe ihtirazi kayıt uygulamasının yüklenicinin hak arama imkanları üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. [7]

    Danıştay’ın 2023 tarihli iptal kararından sonraki süreçte, 30 Temmuz 2025 tarihinde Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 39. maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendi yeniden düzenlenmiştir.

    Yeni düzenleme, kapsamına giren sözleşmelerde yüklenicinin geçici hakedişe veya tahakkuktan önce yapılan düzeltmelere ilişkin itirazlarını en geç kesin hesapların idareye teslim edildiği tarihe kadar dilekçeyle bildirmesini öngörmektedir.

    Ayrıca kesin hesapların idareye tesliminden sonra yapılan değişikliklere yönelik itiraz bakımından, değişikliklerin yükleniciye bildirilmesini izleyen on beş günlük süreye ilişkin düzenleme de önem taşımaktadır. [1]

    Bununla birlikte 2025 yılında getirilen yeni usul, önceki döneme ait bütün sözleşmelerde eski ihtirazi kayıt kurallarının uygulanmayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle geçmiş tarihli ihalelerde yürürlük ve geçiş hükümleri, sözleşme ekleri ve ilgili Danıştay kararlarının etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

    Uygulamada en güvenli yaklaşım, uyuşmazlık öğrenildiği anda gerekçeli yazılı itiraz yapılması ve sözleşmeye uygulanabilecek bütün itiraz sürelerinin ayrı ayrı takip edilmesidir.

    7. İdare, Belediye ve Mahalli İdareler Tarafından Hazırlanan Teknik Raporların Hukuki Niteliği

    Belediyeler, il özel idareleri, bağlı idareler ve diğer kamu kurumları, kendi personeli veya görevlendirdikleri teknik kişiler aracılığıyla yapım işleri hakkında rapor hazırlayabilir.

    Bu raporlar teknik inceleme raporu, kontrol raporu, müfettiş raporu, teftiş raporu, eksiklik tespit tutanağı veya kamu zararı değerlendirme raporu olarak adlandırılabilir.

    İdarenin rapor hazırlama yetkisi bulunması, rapordaki bütün teknik ve hukuki sonuçların mahkemeyi bağlayacağı anlamına gelmez.

    Öncelikle raporun hangi makam tarafından hazırlandığı, görevlilerin yetkileri, inceleme yöntemi, raporun dayanakları, rapor tarihindeki fiziksel durum ve raporu hazırlayan kişilerin uyuşmazlık konusu işte daha önce görev alıp almadığı incelenmelidir.

    Burada resmi belgenin ispat gücü ile teknik kanaatin bağlayıcılığı birbirinden ayrılmalıdır. HMK m.204 uyarınca yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler, kanunda belirtilen koşullarda aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil niteliği taşıyabilir. Ancak bu durum, rapordaki her teknik hesaplamanın, kusur değerlendirmesinin veya hukuki yorumun tartışılmaz ve mahkemeyi bağlayan bir hüküm haline gelmesini sağlamaz.

    Örneğin yetkili görevlilerin belirli tarihte mahallinde inceleme yaptığını gösteren resmi kayıt ile inceleme sonucunda hesaplanan milyonlarca liralık sözleşme zararı aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.

    İmalatın teknik yeterliliği, eksikliğin sebebi, zarar miktarı, metrajın doğruluğu ve geçmişte mevcut olduğu ileri sürülen fiziksel durum gibi konular, teknik uzmanlık gerektiriyorsa mahkeme tarafından bilirkişi incelemesine konu edilebilir.

    Bu nedenle idarenin hazırladığı raporun, mahkemece değerlendirilecek teknik ve belgesel delillerden biri olması ile uyuşmazlığı kesin biçimde çözen bir mahkeme hükmü olması birbirine karıştırılmamalıdır.

    8. Sayıştay Raporları, Kamu Zararı İddiası ve Kesin Delil Meselesi

    Kamu ihale uyuşmazlıklarında özellikle üzerinde durulması gereken konulardan biri, Sayıştay denetim raporları ile Sayıştay yargılaması sonucunda verilen ilamların birbirinden ayrılmasıdır.

    Sayıştay, Anayasa, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde denetim, raporlama ve hesap yargılamasına ilişkin görevler yerine getirmektedir.

    Sayıştay’ın 2025 yılı denetimlerine ilişkin kamuoyu duyurusunda, denetim raporlarının ilgili kamu idarelerine ve TBMM’ye sunulması süreci ile yargılamaya esas raporların dairelere gönderilmesi ve hüküm sonucunda ilam düzenlenmesi süreçleri açık biçimde ayrı tutulmuştur. [4]

    Bu ayrım hukuken önemlidir. Bir Sayıştay denetim raporunda mevzuata aykırılık bulunduğunun belirtilmesi, aynı konuda yüklenici aleyhine kesinleşmiş bir hukuk mahkemesi kararı bulunduğu anlamına gelmez.

    Buna karşılık Sayıştay daireleri tarafından hesap yargılaması kapsamında verilen ilamların hukuki niteliği ve kanun yolu rejimi farklıdır. Kesinleşmiş Sayıştay ilamı ile genel denetim raporu aynı belge türü değildir. İlamın kimler hakkında, hangi sorumluluk kapsamında hüküm doğurduğu ayrıca değerlendirilmelidir.

    Belge Hukuki niteliği Hukuk davasındaki önemi
    Belediyenin iç teknik raporu İdarece hazırlanan teknik veya idari inceleme belgesi Resmi belge niteliği ve teknik sonuçları ayrı incelenir; teknik kanaat mahkemeyi kendiliğinden bağlamaz.
    Sayıştay denetim raporu Denetim ve raporlama faaliyeti kapsamında düzenlenen belge Önemli delil oluşturabilir ancak doğrudan yüklenici aleyhine kesinleşmiş hukuk mahkemesi hükmü değildir.
    Sayıştay ilamı Hesap yargılaması sonucunda verilen karar Kesinleşme durumu, taraflar ve hükmün kapsamı ayrıca incelenmelidir.
    Mahkemece alınan bilirkişi raporu Yargılamada teknik bilgi sağlayan bilirkişi görüşü HMK m.282 kapsamında hakim tarafından diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilir.
    Kesinleşmiş hukuk mahkemesi kararı Yargısal hüküm Kesin hüküm koşulları gerçekleştiğinde taraflar ve uyuşmazlık bakımından bağlayıcı sonuç doğurur.

    5018 sayılı Kanun’un 71. maddesi kapsamında kamu zararından söz edilebilmesi ile özel hukuk sözleşmesine dayanılarak yükleniciden bir bedelin talep edilebilmesi de ayrı hukuki incelemeler gerektirir.

    Bir kamu görevlisinin hesap verme sorumluluğu kapsamında belirlenen mali sorumluluk, her durumda aynı miktarın herhangi bir araştırma yapılmadan yükleniciye yüklenmesini haklı kılmaz.

    Erdal Kuluçlu’nun Sayıştay Dergisi’nde yayımlanan çalışması da kamu zararı kavramının Sayıştay denetimi, raporlama ve yargılama görevleri bakımından farklı sonuçlar doğurabildiğini ele almaktadır. [8]

    Ayrıca Sayıştay’ın 30 Ocak 2025 tarihli, 4. Daire, 343 sayılı kararında belediyenin yaptırdığı yapım işindeki proje değişikliği kapsamında belirlenen yeni birim fiyat ve mükerrer analiz kalemi değerlendirilmiştir. Bu karar, proje değişiklikleri ile hakediş ve yeni fiyat hesaplarının kamu mali denetiminde de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. [9]

    Kamu zararı iddialarının yargı yolu bakımından ayrıca değerlendirilmesi için Kamu İhale Sözleşmelerinde Sonradan Tahakkuk Ettirilen Kamu Zararı ve Yargı Yolu başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    9. Bağımsız Bilirkişi Heyeti Neden Gereklidir? Kamu İhalesi Uzmanı Bulunmalı mıdır?

    Kamu yapım işleri uyuşmazlıklarında yalnızca mimarlık veya inşaat mühendisliği bilgisi her zaman yeterli değildir. İnşaatın teknik durumu yanında, sözleşme türü, hakediş sistemi, pursantaj, yeni birim fiyat hesapları, iş artışı sınırları ve kamu ihale mevzuatı da değerlendirilmelidir.

    Bu nedenle uyuşmazlığın niteliğine göre mimar, inşaat mühendisi, ilgili tesisat mühendisi ve kamu yapım ihaleleri ile hakediş hesaplamalarında uzman bilirkişilerden oluşan bir heyetin görevlendirilmesi talep edilmelidir.

    Kamu ihale uzmanının görevlendirilmesi her dava için kanunen zorunlu bir heyet şartı değildir. Bununla birlikte uyuşmazlık, anahtar teslimi götürü bedel sözleşmenin uygulanmasına, hakediş hesaplarına veya iş artışı ve yeni fiyat tespitine ilişkinse bu alanda uzman kişinin bulunması, raporun teknik yeterliliği bakımından önemli olabilir.

    6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı maddeleri bilirkişilik incelemesini düzenlemekte; 268. maddesi bilirkişilerin görevlendirilmesine ilişkin kuralları içermektedir. Kamu görevlilerinin bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde bilirkişi olarak görevlendirilememesine ilişkin düzenleme, tarafsızlığın korunması bakımından önemlidir.

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin Tarafsız Bilirkişi Kararı

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 4 Mayıs 2017 tarihli, E.2016/270, K.2017/1922 sayılı kararı, kamu yapım sözleşmesinden kaynaklanan alacak uyuşmazlıklarında bilirkişinin tarafsızlığı yönünden önemli bir örnektir.

    Karara konu uyuşmazlıkta mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişilerden birinin, davalı idarenin ihale sürecinde görev aldığı anlaşılmıştır. Yargıtay, bilirkişinin doğrudan davalı kurum çalışanı olmamasının tek başına yeterli olmadığını; uyuşmazlık konusu ihale ile önceki bağlantısının tarafsızlığa ilişkin sorun oluşturabileceğini değerlendirmiştir.

    Yüksek Mahkeme, bu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasını uygun bulmamış ve yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. [10]

    Bu içtihat, idarenin kendi personeli tarafından hazırlanmış teknik raporun mahkemenin bağımsız bilirkişi incelemesi yerine geçirilmemesi gerektiği yönündeki hukuki değerlendirmeyi güçlendirmektedir.

    Bununla birlikte bir raporun idare tarafından hazırlanmış olması, raporun otomatik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez. Raporun hazırlanış koşulları, içerdiği teknik bulgular ve uzmanların bağımsızlığı somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    10. Mahallinde Keşif, Bilirkişi İncelemesi ve Delil Tespiti

    Bir yapım işinde eksik imalat, ayıplı iş veya projeye aykırılık iddiası bulunuyorsa en önemli inceleme araçlarından biri mahallinde keşiftir.

    Keşif sırasında yapının mevcut durumu, uygulama projeleri, hakediş raporları, kabul tutanakları ve teknik şartnamelerle karşılaştırılmalıdır.

    Ancak her keşif aynı ispat gücüne sahip değildir. Yapı yıllar boyunca kullanılmış, onarılmış, tadil edilmiş veya başka bir yüklenici tarafından değiştirilmişse keşif tarihinde görülen fiziksel durumun ilk yüklenicinin teslim ettiği durumla aynı olduğu varsayılamaz.

    Bu nedenle keşif yapılmadan önce yapının hangi tarihlerde, hangi işlemler sonucunda ve kimler tarafından değiştirildiğinin belirlenmesi gerekir.

    HMK m.400 uyarınca, ileride açılacak davada ileri sürülecek vakıaların tespiti amacıyla dava öncesinde delil tespiti istenebilir. Delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolması veya ileride ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması ihtimali, hukuki yararın değerlendirilmesinde önemlidir.

    Özellikle yeni yapım işi başlayacaksa, mevcut imalatlar sökülecekse veya yapının mimari niteliği değiştirilecekse gecikmeden delil tespiti yoluna başvurulması değerlendirilmelidir.

    Dava açılmadan önce delil tespitinde görev ve yetki HMK m.401 uyarınca belirlenir. Esas hakkındaki davaya bakacak mahkemeden veya koşullarına göre üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak şeyin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden delil tespiti istenebilir. Dava açıldıktan sonra ise talep görülmekte olan davanın mahkemesine yöneltilir.

    Delil tespiti, davanın esasını kendiliğinden çözen bir hüküm değildir. Amaç, ileride değerlendirilmesi zorlaşabilecek delillerin usulüne uygun biçimde kayıt altına alınmasıdır.

    11. Keşiften Önce İdarenin Mimari Projede Esaslı Değişiklik Yapması

    İdarenin başlangıçtaki mimari projeyi değiştirmesi, yapım işindeki uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek temel olaylardan biridir.

    Örneğin yüklenici tarafından teslim edilen yapı, ilk ihale projesinde öngörülen kullanım amacına uygun olarak gerçekleştirilmiş olabilir. İdare daha sonra farklı bir kullanım amacı belirleyerek bölme duvarları, tesisat hatları, zemin uygulamaları veya taşıyıcı olmayan yapı elemanlarında değişiklik yapabilir.

    Bu işlemlerden sonra hazırlanan teknik raporda, eski projenin gerektirdiği bazı unsurların artık bulunmadığı ileri sürülebilir. Ancak bu durumda araştırılması gereken husus, eksiklik olduğu belirtilen imalatın ilk teslim tarihinde mevcut olup olmadığıdır.

    İdarenin kendi tercihiyle yapılan değişikliğin, başlangıçtaki yüklenici tarafından hiç yapılmamış bir iş gibi değerlendirilmesi doğru bir teknik inceleme yöntemi değildir.

    Bu durumda mahkemeden, ilk ihale projesinin ve bütün revizyonların celbi ile ilgili değişiklikleri gerçekleştiren kişilerin, değişiklik tarihlerinin ve teknik gerekçelerin tespit edilmesi istenmelidir.

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin E.2017/1897, K.2017/3976 sayılı kararında da kamu yapım sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında ek işler, iş artışları, gecikme, fiyat farkı ve hakedişlerle ilgili iddiaların yeterli ve denetlenebilir bilirkişi incelemesine tabi tutulması gerektiği görülmektedir. [11]

    Bu tür davalarda kritik mesele, keşif tarihindeki yapının değil, uyuşmazlık konusu yükümlülüğün yerine getirildiği tarihteki imalatın araştırılmasıdır.

    12. İdarenin İleri Sürdüğü Eksikliklerin Tespit Edilemez Hale Gelmesi

    Yapım işi uyuşmazlıklarında delillerin kaybolması önemli bir usul hukuku sorunudur. Özellikle kapalı imalatlar, elektrik tesisatı, mekanik tesisat, zemin altı uygulamaları ve sonradan sökülen yapı elemanları bakımından başlangıçtaki durumun doğrudan gözlemlenmesi mümkün olmayabilir.

    İdarenin sonradan yeni bir imalat yaptırması, eski malzemeleri kaldırması veya uyuşmazlık konusu alanı tamamen değiştirmesi halinde mahkeme şu soruları araştırmalıdır:

    İddia edilen eksiklik hangi tarihte tespit edilmiştir? Tespit sırasında yükleniciye bildirim yapılmış mıdır? İlk rapora dayanak olan fotoğraflar, ölçümler ve numuneler muhafaza edilmiş midir? Değişiklik işlemi hangi nedenle gerçekleştirilmiştir? İlk yüklenicinin yaptığı imalat ile sonraki yüklenicinin yaptığı imalat birbirinden ayrılabiliyor mu?

    Delilin ortadan kalkması, yüklenicinin her durumda sorumluluktan kurtulması anlamına gelmez. Buna karşılık, idarenin ileri sürdüğü iddianın ispatına ilişkin değerlendirmeyi etkileyebilir.

    HMK m.190 kapsamında ispat yükü ve ilgili maddi hukuk kuralları dikkate alınarak, hangi vakıanın kim tarafından ispatlanması gerektiği belirlenmelidir. Bunun yanında HMK m.219 ve devamı hükümleri kapsamında belgelerin ibrazı ve delillerin sunulmasına ilişkin yükümlülükler de önem taşıyabilir.

    Özellikle bir tarafın hakimiyetinde bulunan delillerin ortadan kalkması veya korunmaması halinde, bu durumun yargılamadaki sonuçları somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

    Mahkemenin yıllar sonra yaptığı keşif sırasında bir imalatı görememesi, bu imalatın geçmişte hiç gerçekleştirilmediğinin tek başına ve kesin kanıtı değildir. Aynı şekilde eski bir hakedişte imalatın bulunması da onun fiilen eksiksiz gerçekleştirildiğini tartışmasız biçimde ispatlamaz.

    13. Kesin Kabul Yapılmadan İdarenin Yeni İhale İlan Etmesi

    Henüz kesin kabulü yapılmamış bir yapım işi hakkında idarenin yeni bir ihale gerçekleştirmesi, özellikle yeni ihalenin önceki yüklenicinin iş alanıyla örtüştüğü durumlarda önemli hukuki sorunlar doğurabilir.

    Ancak kesin kabul yapılmadan yeni ihaleye çıkılması her durumda hukuka aykırı değildir. Örneğin ilk sözleşmeden tamamen farklı bir ihtiyacın karşılanması veya hukuken geçerli bir tasfiye sonrasında işin kalan kısmının tamamlanması amacıyla yeni ihale yapılması mümkün olabilir.

    Asıl mesele, yeni ihalenin önceki yapım işiyle hangi ölçüde ilişkili olduğudur.

    Yeni ihale aynı imalatların yenilenmesini, değiştirilmesini, tamamlanmasını veya sökülmesini içeriyorsa ilk sözleşmenin durumu, geçici kabul, kesin kabul işlemleri, eksiklik bildirimleri, teminat süresi ve idarenin kullandığı sözleşmesel yetkiler birlikte değerlendirilmelidir.

    Yeni ihalenin önceki işte ileri sürülen eksiklikleri ortadan kaldırması halinde, eksiklik iddiasının objektif olarak incelenebilmesi zorlaşabilir. Bu nedenle yeni ihale öncesinde mevcut durumun kayıt altına alınıp alınmadığı belirleyicidir.

    Yeni ihaleye ait idari şartname, teknik şartname, proje, yaklaşık maliyet hesabı, ihale ilanı, sözleşme, yer teslim tutanağı ve sonraki hakedişler, önceki yükleniciyle yürütülen hukuk davasında delil niteliği taşıyabilir.

    Bu belgelerden özellikle iki önemli sonuç araştırılabilir. Birincisi, yeni ihale kapsamında yaptırılan işlerin eski sözleşmede gerçekten bulunup bulunmadığıdır. İkincisi ise idarenin daha önce teslim aldığı veya bedelini ödediği imalatları hangi nedenle değiştirdiğidir.

    Yeni ihale, tek başına eski yüklenicinin kusurlu veya kusursuz olduğunu kanıtlamaz. Ancak yeni işin kapsamı ve önceki imalatların ortadan kaldırılması, mahkemenin delil değerlendirmesini önemli ölçüde etkileyebilir.

    14. Geçici Kabul, Kesin Kabul ve Yüklenicinin Sorumluluğunun Devamı

    Yapım İşleri Muayene ve Kabul Yönetmeliği ile Yapım İşleri Genel Şartnamesi kapsamında geçici kabul ve kesin kabul işlemlerinin hukuki işlevleri farklıdır.

    Geçici kabul, yapılan işin belirli şartlarla kabul edilebilir durumda olduğunun tespitine ilişkindir. Kabul sırasında giderilmesi gereken noksanlar bulunabilir. Kesin kabul ise ilgili mevzuat ve sözleşme hükümleri uyarınca teminat süresinin sonundaki değerlendirmeyle ilişkilidir.

    Geçici kabul yapılmış olması, bütün ayıp ve eksiklik iddialarını ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte geçici kabul tutanağı önemli bir belgedir ve idarenin sonradan ileri sürdüğü iddialarla birlikte değerlendirilmelidir.

    Yüklenicinin sorumluluğu yalnızca kesin kabul tutanağının bulunup bulunmamasına göre belirlenemez. TBK’nın ayıba ilişkin hükümleri, kamu ihale sözleşmesi, kabul belgeleri, eksiklik bildirimleri ve uygulanabilir özel düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.

    Özellikle açık ayıp, gizli ayıp, sonradan meydana gelen kullanım hasarı, bakım eksikliği ve idare tarafından gerçekleştirilen değişiklikler birbirinden ayrılmalıdır.

    İdarenin eseri fiilen kullanmaya başlaması da otomatik olarak kesin kabul işlemi yapılmış olduğu anlamına gelmez. Ancak fiili kullanım tarihi ve kullanımın kapsamı, teslimin ve sonraki zararların değerlendirilmesi bakımından delil teşkil edebilir.

    Bu nedenle kesin kabulün yapılmamış olması, idarenin ileri sürdüğü bütün eksiklikleri kendiliğinden haklı hale getirmediği gibi yüklenicinin bütün sorumluluklarının sona erdiği anlamına da gelmez.

    15. Kamu İhale Uyuşmazlıklarında Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevi ve Yetkisi

    Kamu ihale uyuşmazlıklarında öncelikle yargı yolu, ardından görevli mahkeme ve son olarak yetkili mahkeme belirlenmelidir. Bunlar birbirinden farklı usul hukuku meseleleridir.

    İhalenin gerçekleştirilmesi aşamasındaki idari işlemler bakımından idari başvuru ve idari yargı yolları gündeme gelebilir. Buna karşılık kamu ihale sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan bedel, hakediş, sözleşmeye aykırılık ve borçlu olunmadığının tespiti uyuşmazlıkları kural olarak özel hukuk ilişkisinden doğar ve adli yargıda görülür.

    Bu nedenle bir belediyenin yükleniciye sözleşmeye dayanarak eksik imalat bedeli veya fazla ödeme borcu çıkarması halinde, sırf işlemi yapan taraf kamu idaresi olduğu için idare mahkemesinin görevli bulunduğu sonucuna varılamaz.

    Adli yargı içindeki görev yönünden ise 6100 sayılı HMK m.2 gereğince asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemelerdir.

    Yüklenicinin ticaret şirketi olması tek başına davayı asliye ticaret mahkemesinin görev alanına sokmaz. Özellikle belediye ve il özel idaresi gibi kamu tüzel kişilerinin tacir niteliği bulunmaması ve sözleşmenin mutlak ticari dava oluşturmaması halinde, asliye hukuk mahkemesinin görevli olması gündeme gelir.

    Buna karşılık karşı tarafın hukuki niteliği, işlemin ticari işletmeyle bağlantısı veya özel bir kanun hükmü nedeniyle ticari dava söz konusu olabiliyorsa asliye ticaret mahkemesinin görevi ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yetki bakımından HMK m.6’da düzenlenen davalının yerleşim yeri genel yetkisi ile HMK m.10’daki sözleşmenin ifa yeri özel yetkisi önemlidir. Somut olayın özelliklerine ve varsa geçerli yetki anlaşmasına göre farklı değerlendirmeler yapılabilir.

    Örneğin işin bir ilçede gerçekleştirilmesi, tek başına ve her durumda yalnızca o ilçedeki asliye hukuk mahkemesinin yetkili olduğu anlamına gelmez.

    Asliye ticaret mahkemesinin görevli bulunduğu ve kanuni koşulları taşıyan para alacağına ilişkin ticari davalarda dava şartı arabuluculuk hükümleri ayrıca incelenmelidir. Asliye hukuk mahkemesinde görülen her kamu yapım sözleşmesi alacak davası için genel ve koşulsuz bir zorunlu arabuluculuk bulunduğu söylenemez.

    16. Kamu İhale Sözleşmesinden Kaynaklanan Menfi Tespit Davası

    Menfi tespit davası, bir kişinin kendisinden talep edilen borçtan hukuken sorumlu olmadığının mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlayan davadır.

    Kamu yapım işlerinde idarenin sonradan eksik imalat, fazla hakediş veya kamu zararı iddiasına dayanarak yükleniciden para talep etmesi halinde menfi tespit davası gündeme gelebilir.

    Örneğin idare, tamamlanan yapım işi hakkında düzenlenen teknik raporu esas alarak yükleniciden belirli bir meblağın ödenmesini isteyebilir. Yüklenici ise sözleşmenin gereği gibi ifa edildiğini, ileri sürülen eksikliklerin mevcut olmadığını veya bunların idarenin sonradan gerçekleştirdiği değişikliklerden kaynaklandığını savunabilir.

    Bu durumda menfi tespit talebinin kapsamı, borç iddiasının kaynağı ve davacının hukuki yararı belirlenmelidir. İcra takibiyle bağlantılı uyuşmazlıklarda İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi; genel tespit davası bakımından ise HMK’nın 106. maddesi değerlendirmeye alınmalıdır.

    İcra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davalarında geçici hukuki koruma imkanları aynı değildir. Özellikle takip başladıktan sonra davanın açılması, icra takibini otomatik olarak durdurmaz. İİK m.72’deki şartlar ve teminat hükümleri ayrıca dikkate alınmalıdır.

    Menfi tespit davasında yüklenicinin ileri sürebileceği savunmalar arasında sözleşmenin uygun ifası, bedelin daha önce ödenmiş olması, borç hesabının hatalı yapılması, ayıp iddiasının ispatlanamaması, mahsup ve zamanaşımı gibi hukuki itirazlar bulunabilir.

    Ancak bu savunmaların hangisinin ileri sürüleceği, idarenin talebinin hukuki niteliğine ve dosyadaki belgelere göre belirlenmelidir.

    17. Yüklenicinin İdareye Karşı Hakediş ve Alacak Davası Açması

    Kamu yapım işi uyuşmazlıkları yalnızca idarenin yükleniciden para talep ettiği davalarla sınırlı değildir. Yüklenici de tamamladığı işe karşılık ödenmeyen hakedişleri, iş artışı bedellerini, sözleşmeye uygun fiyat farklarını veya diğer sözleşmesel alacaklarını talep edebilir.

    Alacak davasında öncelikle talep edilen bedelin sözleşmesel dayanağı belirlenmelidir. Anahtar teslimi götürü bedel sözleşmelerde her ilave maliyetin ayrıca talep edilebileceği kabul edilmemelidir. Fakat kanuni şartları oluşan iş artışı, usulüne uygun proje değişikliği veya sözleşme dışı işin hukuki niteliğine göre ek bedel talepleri gündeme gelebilir.

    Yargıtay’ın kamu yapım sözleşmelerine ilişkin kararları, iş artışı, yeni fiyat, gecikme cezası ve fiyat farkı hesaplarının ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. [11]

    Alacak miktarının belirlenebilirliği bakımından HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası, HMK m.109 kapsamında kısmi dava veya miktarı belirli alacak davası seçenekleri değerlendirilebilir. Dava türünün seçimi, objektif belirlenebilirlik koşulları ve zamanaşımı sonuçları dikkate alınarak yapılmalıdır.

    Yüklenicinin alacak iddiası ile idarenin eksik iş veya kamu zararı iddiası aynı sözleşmeden kaynaklanıyorsa, bunların mahsup, takas veya karşı dava yoluyla ileri sürülmesi ihtimalleri de değerlendirilmelidir.

    Bu nedenle bir dosyada yalnızca menfi tespit davası açılması yeterli olmayabilir. Yüklenicinin idareden tahsil edemediği başka alacaklarının bulunması halinde ayrı veya bağlantılı taleplerin hukuki kurgusu oluşturulmalıdır.

    18. Hukuk Davasında Ortaya Çıkabilecek Sonuçlar

    Kamu yapım sözleşmesinden doğan bir hukuk davasının sonucu yalnızca idarenin raporuna veya yüklenicinin savunmasına göre önceden belirlenemez.

    Mahkeme, sözleşmeyi, projeleri, hakedişleri, yazışmaları, kabul işlemlerini ve teknik raporları birlikte değerlendirebilir. Uyuşmazlığın niteliğine göre keşif yapılmasına, bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesine, ek rapor alınmasına veya yeni bilirkişi heyeti görevlendirilmesine karar verilebilir.

    Olası durum Yargılamadaki değerlendirme Muhtemel sonuç
    İmalatın projeye ve sözleşmeye uygun olduğu ispatlanır. İdarenin eksiklik ve zarar iddiasının dayanağı ortadan kalkabilir. Menfi tespit talebinin kabulü veya idarenin alacak talebinin reddi gündeme gelebilir.
    Yükleniciden kaynaklanan eksiklik ispatlanır. Ayıp hükümleri, bildirimler, sözleşme ve zarar hesabı incelenir. Uygun koşullarda bedel indirimi, giderim, tazminat veya alacak yönünden sonuç doğabilir.
    Eksiklik idarenin sonraki değişikliğinden kaynaklanır. Nedensellik ve sorumluluk kapsamı incelenir. İlk yükleniciye yöneltilen talep tamamen veya kısmen reddedilebilir.
    İş artışı veya ek bedel talebi kanuni dayanağa sahiptir. Yeni fiyat, iş artışı, sözleşme ve kesin hesap incelenir. Yüklenici lehine alacak hükmü kurulabilir.
    Deliller yetersiz veya çelişkilidir. İspat yükü, delillerin güvenilirliği ve tamamlanabilirliği değerlendirilir. Ek inceleme yapılabilir veya ispatlanamayan talepler reddedilebilir.
    İdare raporuyla bağımsız bilirkişi raporu çelişir. Raporların dayanakları ve yöntemleri karşılaştırılır. Mahkeme ek rapor veya yeni uzman heyeti incelemesine başvurabilir.

    HMK m.281 uyarınca mahkemece alınan bilirkişi raporuna karşı tarafların, raporun kendilerine tebliğinden itibaren kural olarak iki hafta içinde itirazda bulunma imkanı vardır. Özel veya teknik çalışma gerektiren durumlarda kanundaki koşullarla ek süre talep edilebilir.

    Mahkemece alınan raporun teknik olarak yetersiz, çelişkili veya denetime elverişsiz olması halinde yeni inceleme talep edilmesi önemlidir. Ancak mahkemenin her itiraz üzerine yeni bir heyet görevlendirmek zorunda olduğu da söylenemez.

    19. Kamu İhale Hakediş Uyuşmazlığında İzlenmesi Gereken Hukuki Yol Haritası

    Birinci aşama: Sözleşme ve ihale dosyasının eksiksiz toplanması. İhale ilanı, idari şartname, teknik şartname, sözleşme, uygulama projeleri, mahal listeleri, hakedişler, kesin hesaplar ve bütün ek belgeler incelenmelidir. Öncelikle sözleşmenin anahtar teslimi götürü bedel, birim fiyatlı veya karma sözleşme niteliği belirlenmelidir.

    İkinci aşama: Olayların tarih sırasına konulması. Sözleşmenin imzalanması, yer teslimi, proje revizyonları, iş artışları, hakedişlerin düzenlenmesi, geçici kabul, eksiklik bildirimleri, kesin kabul süreci, idarenin sonradan yaptığı işlemler ve yeni ihale tarihi tek bir kronoloji içinde değerlendirilmelidir.

    Üçüncü aşama: Proje ve imalat karşılaştırması. İlk ihale projesi ile revize projeler ayrı ayrı incelenmeli; idarenin sonradan talep ettiği yeni işlerin başlangıçtaki sözleşme kapsamına dahil olup olmadığı belirlenmelidir.

    Dördüncü aşama: İdare raporunun teknik ve hukuki analizi. Raporda gösterilen her eksikliğin hangi belgeye dayandığı, hangi tarihte tespit edildiği, hangi metraj üzerinden hesaplandığı ve bedelinin nasıl belirlendiği açıklanmalıdır. Özellikle raporda bulunan hukuki yorumlar ile teknik tespitler birbirinden ayrılmalıdır.

    Beşinci aşama: Delil kaybı tehlikesinin araştırılması. İdarenin yeni ihale ilan edip etmediği, başka bir yüklenicinin işe başlayıp başlamadığı, yapının sökülüp sökülmediği, mimari ve teknik düzenlemelerin değiştirilip değiştirilmediği belirlenmelidir.

    Altıncı aşama: Gerekirse gecikmeden delil tespiti. Delillerin kaybolma ihtimali varsa HMK m.400 ve devamı kapsamında keşif ve bilirkişi incelemesi talep edilmelidir. Mevcut duruma müdahale edilmesini önlemeye yönelik ihtiyati tedbir seçeneği ise HMK m.389 ve devamındaki koşullar, ölçülülük ve kamu hizmetinin gerekleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yedinci aşama: Bağımsız bilirkişi incelemesinin planlanması. Uyuşmazlığın niteliğine uygun mimari, mühendislik, metraj ve kamu ihale sözleşmesi uzmanlıkları belirlenmelidir. Sadece genel inşaat incelemesi değil, sözleşme ve hakediş sistemine uygun ayrıntılı teknik değerlendirme hedeflenmelidir.

    Sekizinci aşama: İdareye karşı hukuki itirazların yapılması. Hakediş, kesin hesap veya kamu zararı iddiasına yönelik yazılı itirazlar süresinde ve gerekçeli olarak sunulmalıdır. İlgili kanun, şartname ve sözleşmeye göre özel süreler mutlaka kontrol edilmelidir.

    Dokuzuncu aşama: Dava türü, görev ve yetkinin belirlenmesi. Borçlu olunmadığının tespiti, alacak, karşı dava, itirazın iptali veya başka bir hukuki yol arasından somut olaya uygun olanı seçilmelidir. Asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinin görevi ile mahkemenin yer bakımından yetkisi ayrı araştırılmalıdır.

    Onuncu aşama: Bilirkişi raporuna etkin itiraz ve yargılama takibi. Mahkeme bilirkişisinin bütün proje revizyonlarını inceleyip incelemediği, hakediş sistemini doğru uygulayıp uygulamadığı, teslim tarihindeki durum ile keşif tarihindeki durumu birbirinden ayırıp ayırmadığı denetlenmelidir. Eksik ve çelişkili raporlara karşı gerekçeli itiraz sunulmalıdır.

    Bu süreçte uyuşmazlık yalnızca hukuki dilekçelerle değil, teknik veri analizi ve kronolojik belge karşılaştırmasıyla yönetilmelidir. Gerekirse harita, mimari proje ve tesisat çizimleri üzerinde karşılaştırmalı teknik çalışma yaptırılmalıdır.

    20. Kamu İhale Hakediş Davaları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    Belediye, teslim alınmış yapım işi için sonradan borç çıkarabilir mi?

    Somut hukuki dayanak ve koşullar mevcutsa idare sonradan talepte bulunabilir. Ancak talebin ileri sürülmesi, borcun tartışmasız olduğu anlamına gelmez. Sözleşme, kabul işlemleri, ayıp hükümleri ve ispat durumu araştırılmalıdır.

    İdarenin hazırladığı teknik rapor mahkeme için kesin delil midir?

    Raporun bütün içeriği bakımından genel ve koşulsuz biçimde kesin delil olduğu söylenemez. Resmi belge niteliği ve HMK m.204 kapsamında ispat gücü bulunan kayıtlar ile teknik kanaatler ayrılmalıdır. Teknik değerlendirmeler bağımsız bilirkişi incelemesine konu olabilir.

    Hakediş onaylandığı halde yüklenici daha sonra sorumlu tutulabilir mi?

    Evet, koşulları mevcutsa sorumluluk gündeme gelebilir. Bununla birlikte hakedişin onaylanması, imalatın kabulü, sonradan meydana gelen değişiklikler ve ayıp iddiasının niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

    Kesin kabul yapılmadan yeni ihale gerçekleştirilebilir mi?

    Her durumda yasak değildir. Yeni ihalenin konusu, önceki sözleşmenin durumu, tasfiye işlemleri, işin tamamlanması ve kabul süreçleri incelenmelidir. Yeni ihale eski imalatları değiştirecekse delil korunması ayrıca önem kazanır.

    İdare projeyi değiştirdiyse eski yükleniciden eksik imalat bedeli isteyebilir mi?

    İdare değişikliğinin kapsamı, eksikliğin kaynağı, ilk sözleşmede üstlenilen imalat ve değişikliğin yükleniciye etkisi araştırılmadan kesin sonuca varılamaz. İdarenin sonradan yaptığı değişiklikler yüklenicinin sorumluluğunu etkileyebilir.

    Mahkeme keşif yaptığında eski imalat artık bulunmuyorsa ne olur?

    Hakediş, ataşman, fotoğraf, kabul tutanağı, eski projeler ve yeni ihale kayıtları üzerinden inceleme yapılabilir. Geçmiş durumun ispatlanamaması halinde ispat yüküne ilişkin kurallar önem kazanır.

    Menfi tespit davası asliye hukuk mahkemesinde mi açılır?

    Özel hukuk sözleşmesinden kaynaklanan ve başka bir mahkemenin görevine girmeyen uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir. Ancak taraflar, ticari dava niteliği ve özel kanun hükümleri incelenmeden bütün dosyalar için aynı mahkeme gösterilemez.

    Hakediş alacak davası ile menfi tespit davası birlikte yürütülebilir mi?

    Talep ve tarafların koşullarına göre bağlantılı davalar, karşı dava veya ayrı davalar gündeme gelebilir. Dava stratejisi alacak ve borç iddialarının hukuki niteliğine göre oluşturulmalıdır.

    Kamu ihale uzmanı bilirkişi bulunması zorunlu mudur?

    Her davada kanuni bir zorunluluk değildir. Ancak sözleşme türünün, yeni birim fiyatın, hakediş hesabının ve kamu ihale mevzuatının teknik değerlendirme gerektirdiği dosyalarda uzmanlık önem taşır.

    Sayıştay raporu doğrudan yükleniciye karşı icra edilebilir mi?

    Bir denetim bulgusu ile icra kabiliyeti bulunan hukuki dayanak aynı şey değildir. Denetim raporu, Sayıştay ilamı, idarenin alacak talebi ve icra işlemi ayrı ayrı incelenmelidir.

    Yüksek Fen Kuruluna başvurulması yeterli midir?

    Yüksek Fen Kurulunun görüş ve kararlarının hukuki etkisi, başvurunun konusu ve ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenir. Özellikle yeni birim fiyat uyuşmazlıkları ile genel teknik görüşler arasında ayrım yapılmalıdır. Kurula başvurulması, mahkemeye başvuru ve delil koruma ihtiyacını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    2025 yılında değişen hakediş itiraz hükümleri eski sözleşmelere uygulanır mı?

    Değişikliğin yürürlük ve geçiş hükümleri araştırılmalıdır. Yeni düzenlemenin bütün eski kamu ihale sözleşmelerine otomatik olarak uygulanacağı kabul edilemez.

    21. Sonuç: Kamu İhale Uyuşmazlıklarında Doğru Hukuki Değerlendirme Nasıl Yapılmalıdır?

    Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan hakediş, eksik imalat, projeye aykırılık, kamu zararı, menfi tespit ve alacak uyuşmazlıkları, yalnızca tek taraflı teknik raporların değerlendirilmesiyle çözülebilecek meseleler değildir.

    Özellikle anahtar teslimi götürü bedel yapım işlerinde yüklenicinin sorumluluğu belirlenirken sözleşmeye esas proje, uygulama projelerinin revizyonları, mahal listeleri, hakediş hesapları, geçici ve kesin kabul işlemleri ile idarenin sonradan gerçekleştirdiği değişiklikler birlikte incelenmelidir.

    İdarenin hazırladığı raporların resmi belge niteliği taşıyabilecek kısımları ile teknik kanaatleri birbirinden ayrılmalı; gerektiğinde bağımsız, uzman ve tarafsız bilirkişi heyeti tarafından yeni inceleme yaptırılmalıdır.

    Keşif yapılmadan önce yapının değiştirilmiş olması, yeni bir ihaleye konu edilmesi veya ilk yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların ortadan kaldırılması, özellikle ispat yükü ve delillerin güvenilirliği bakımından değerlendirilmelidir.

    Bir kamu yapım işinde doğru hukuki inceleme, yüklenicinin neyi yapması gerektiğini, gerçekte neyi yaptığını, idarenin neyi kabul ettiğini ve sonraki süreçte hangi imalatların kim tarafından değiştirildiğini birbirinden ayırarak yapılmalıdır.

    Bu ayrım yapılmadan hazırlanan dava stratejileri, teknik olarak doğrulanmamış eksiklik iddialarına veya sözleşme kapsamına girmeyen alacak taleplerine dayanma riski taşımaktadır.

    Somut uyuşmazlıklarda ilk aşamada sözleşmesel yükümlülüklerin kapsamı belirlenmeli, ikinci aşamada teknik deliller korunmalı, üçüncü aşamada görevli ve yetkili yargı mercii ile dava türü tespit edilmelidir. Yargılama sırasında bağımsız bilirkişi incelemesi, keşif ve rapora itiraz süreçleri etkili biçimde takip edilmelidir.

    İlgili Hukuki İncelemeler

    Kamu yapım işleri uyuşmazlıklarıyla bağlantılı daha ayrıntılı değerlendirmeler için dolgun.av.tr üzerinde yayımlanan aşağıdaki çalışmalara başvurulabilir.

    Kamu İhale Sözleşmelerinde Sonradan Tahakkuk Ettirilen Kamu Zararı ve Yargı Yolu

    Kamu İhale Sözleşmeleri Hukuku ve Yargı Kararları

    Kamu Zararı Nedir? Kamu İhale Sözleşmelerinde Sorumluluk

    Kamu İhale Davaları: İhale Uyuşmazlıkları Nasıl Çözülür?

    İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulüyle İhale ve İptali

    Hukuki İnceleme ve İletişim

    Kamu ihale sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta, dava açılmadan veya devam eden davada yeni bir teknik inceleme talep edilmeden önce ihale dosyasının, hakedişlerin, mimari projelerin ve idarenin hazırladığı raporların birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, Bakırköy / İstanbul
    Telefon ve WhatsApp: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    İnternet sitesi: dolgun.av.tr

    22. Mevzuat, Yargı Kararları, Kurumsal Açıklamalar ve Akademik Kaynakça

    Kaynaklar konuya göre sınıflandırılmıştır. Kurumsal duyurular, kanun hükümlerinin yerine geçen bağlayıcı normlar olarak değil, açıklanan değişikliklerin ve uygulamaların birincil bilgi kaynakları olarak kullanılmıştır. Akademik çalışmalar ise hukuki yorum ve tartışma bakımından değerlendirilmiştir.

    A. Mevzuat ve Kurumsal Kaynaklar

    [1] Kamu İhale Kurumu (2025). “Kamu İhale Mevzuatında Değişiklik Duyurusu”, 30 Temmuz 2025. 32971 sayılı Resmi Gazete’deki değişiklikler, hakediş ve kesin hesap düzenlemeleri. Resmi duyuru.

    [2] Kamu İhale Kurumu (2026). “Kamu İhale Mevzuatındaki Değişiklikler Resmi Gazete’de Yayımlandı”, 13 Mayıs 2026. Resmi duyuru.

    [3] Kamu İhale Kurumu (2026). “Yapım İşleri Çalışma Grubu Toplantısı Gerçekleştirildi”, 2 Temmuz 2026. Resmi duyuru.

    [4] T.C. Sayıştay Başkanlığı (2026). 2025 Yılı Denetimlerine İlişkin Kamuoyu Duyurusu. Denetim raporları, hesap yargılaması ve ilam süreçlerine ilişkin açıklamalar. Sayıştay açıklaması.

    [6] 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, m.6, m.24 ve m.36; Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ve eki Yapım İşleri Genel Şartnamesi. Kamu İhale Kurumu Mevzuat Portalı.

    Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2, 6, 10, 106, 107, 190, 204, 266, 268, 281, 282, 389 ve 400 ve devamı maddeleri; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi, 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesi ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu dikkate alınmıştır.

    B. Akademik Literatür

    [5] Bilke, Efe (2025). “Anahtar Teslimi Götürü Bedelle Akdedilen Yapım İşi İhale Sözleşmelerinin Uyarlanması”. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 33(4), 31 Aralık 2025. Makale bağlantısı.

    [7] Avcı, Ali (2015). “Kamu Yapım Sözleşmelerinde Geçici Hakediş Raporlarına İhtirazi Kayıt ve Hukuka Aykırılık Sorunu”. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 5. Makale bağlantısı.

    [8] Kuluçlu, Erdal (2011). “Sayıştayın Denetim, Yargılama ve Raporlama Görevleri Açısından Kamu Zararı Kavramı”. Sayıştay Dergisi, Sayı 82. Makale bağlantısı.

    Demirboğa, Dursun Ali (2017). “Kamu İhale Sözleşmesinin Yapılması Usulleri (İhale Usulleri)”. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Sayı 9. Makale bağlantısı.

    Delibaş Şen, Buket ve Erbaş, İkbal (2022). “Yapım Aşamasında Ortaya Çıkan Uyuşmazlıkların Çözüm Yolları: KİK ve FIDIC Dokümanları Üzerinden Bir Karşılaştırma”. PLANARCH – Design and Planning Research, 6(2). Makale bağlantısı.

    C. Yargı ve Sayıştay Kararları

    [9] T.C. Sayıştay Başkanlığı, 4. Daire, 30 Ocak 2025 tarihli, 343 sayılı Karar, İlam No.66, Madde No.8. Proje değişikliği, yeni birim fiyat ve mükerrer analiz kalemi. Karar metni.

    [10] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 4 Mayıs 2017 tarihli, E.2016/270, K.2017/1922. Kamu ihalesiyle bağlantısı bulunan bilirkişinin tarafsızlığı ve yeni bilirkişi heyeti gerekliliği. Karar metni.

    [11] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E.2017/1897, K.2017/3976. Kamu yapım sözleşmesi, hakediş, iş artışı, fiyat farkı ve denetlenebilir bilirkişi incelemesi. T.C. Adalet Bakanlığı UYAP İçtihat Sistemi.

    Kaynaklara erişim tarihi: 8 Ekim 2026.

    Bilgilendirme notu: Bu inceleme genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir uyuşmazlığın sonucu; ihale tarihi, sözleşme hükümleri, geçiş düzenlemeleri, kabul işlemleri, deliller, bilirkişi incelemesi ve uygulanacak usul hükümlerine göre değişebilir. Metin, herhangi bir somut uyuşmazlıkta hukuki sonucun garanti edildiği anlamına gelmez.

  • Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay Zeka ile Hazırlanan Dilekçede Olmayan AYM Kararı: Avukatın Üzerine Düşenler Nedir?

    Yapay zekanın hukuk uygulamasında kullanımı artık teorik bir tartışma değil. Avukatlar; metin taslağı hazırlarken, uzun belgeleri incelerken, içtihat araştırırken veya hukuki bir sorunu farklı yönleriyle değerlendirirken üretken yapay zeka araçlarından yararlanıyor.

    Ancak 24 Ağustos 2026 tarihinde basına yansıyan ve İstanbul’da görülen bir dava, bu araçların hukuk uygulamasında nasıl kullanılmaması gerektiğine ilişkin dikkat çekici bir örnek ortaya koydu.

    Sabah’ta yayımlanan habere göre İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen ve toplam 10 milyon TL bedelli iki senede ilişkin menfi tespit davasında, davacı tarafın dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin “20.07.2022 tarihli ve 2018/1234 başvuru numaralı” bir kararına dayanıldı.

    Davaya ilişkin haberlerde, davalı tarafın böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı bulunmadığını ileri sürdüğü ve dilekçedeki bazı ifadelerin yapay zeka tarafından üretilmiş olabileceğini iddia ettiği aktarıldı. Davacı vekili ise dilekçenin yapay zeka ile hazırlandığı iddiasını kabul etmedi.

    (Kaynak: Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026, https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046)

    Mahkeme Yapay Zeka Konusunda Bir Karar Verdi mi?

    Öncelikle haberin hukuki açıdan doğru okunması gerekiyor.

    Mahkeme, dilekçenin yapay zeka tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı veya gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararına dayanılmasının ne gibi hukuki sonuçlar doğuracağı konusunda bir karar vermedi.

    İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisinin bulunduğu ve senetlerin bu ilişki kapsamında düzenlenen bir protokole dayandığı gerekçesiyle görevli mahkemenin İş Mahkemesi olduğuna karar verdi.

    Bu nedenle dosyada yapay zeka kullanımına ilişkin henüz esasa dair bir mahkeme değerlendirmesi bulunmuyor.

    Dolayısıyla bu olayın, “Türkiye’de yapay zeka ile hazırlanan dilekçe nedeniyle avukata yaptırım uygulandı” veya “mahkeme yapay zeka kullanımını hukuka aykırı buldu” şeklinde aktarılması doğru değildir.

    Ancak olay, çok daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

    Bir avukat, yapay zekadan yararlanarak hazırladığı ve mahkemeye sunduğu dilekçedeki bilgilerin doğruluğundan sorumlu mudur?

    Bu sorunun cevabı çok daha nettir.

    Asıl Sorun Yapay Zeka Kullanmak Değil, Doğrulamadan Kullanmak

    Bir avukatın yapay zekadan yararlanması tek başına hukuka veya meslek kurallarına aykırı değildir.

    Yapay zeka;

    • hukuki araştırmanın başlangıç noktalarını belirlemek,
    • uzun belgeleri sınıflandırmak,
    • dilekçe taslakları oluşturmak,
    • farklı hukuki argümanları karşılaştırmak,
    • metinlerin yapısını düzenlemek

    gibi pek çok konuda yardımcı araç olarak kullanılabilir.

    Ancak hukuk uygulamasında belirleyici olan, metnin ilk taslağını kimin veya hangi sistemin oluşturduğu değildir.

    Belirleyici olan, mahkemeye sunulan nihai metnin avukat tarafından kontrol edilip edilmediğidir.

    Türkiye Barolar Birliğinin Haziran 2026’da gerçekleştirdiği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı’nın sonuçlarında da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Yapay zeka kullanımında insan denetiminin korunması, mesleki sorumluluğun avukatta kalması ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

    (Kaynak: Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026, https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541)

    Bu nedenle “yapay zeka yanlış yazdı” şeklindeki bir açıklama, avukatın mesleki sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin altında avukatın imzası bulunuyorsa, dilekçenin hukuki ve maddi içeriğinin denetlenmesi sorumluluğu da esas olarak avukata aittir.

    Olmayan Bir Mahkeme Kararını Dilekçeye Yazmak Neden Önemli?

    Üretken yapay zeka sistemlerinin en bilinen sorunlarından biri, gerçekte bulunmayan bilgileri son derece ikna edici biçimde üretebilmeleridir.

    Bu durum literatürde genellikle “hallucination” yani yapay zeka halüsinasyonu olarak adlandırılıyor.

    Sistem yalnızca gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararından söz etmekle kalmayabilir. Aynı zamanda;

    • karar tarihi,
    • başvuru veya esas numarası,
    • mahkeme adı,
    • kararın gerekçesi,
    • hatta karar metninden alınmış gibi görünen paragraflar

    da oluşturabilir.

    Hukuk uygulamasındaki asıl tehlike de burada ortaya çıkmaktadır.

    Bir bilginin teknik olarak ikna edici görünmesi, o bilginin gerçek olduğu anlamına gelmez.

    Bu nedenle yapay zeka tarafından verilen bir mahkeme kararının mutlaka ilgili mahkemenin resmi karar veri tabanından veya güvenilir bir hukuk veri tabanından ayrıca doğrulanması gerekir.

    Avukatlık Kanunu Açısından Sorun

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesine göre avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek zorundadır.

    Bu hüküm, yapay zeka tartışmasından çok daha eski olmasına rağmen yeni teknolojilere de doğrudan uygulanabilir.

    Çünkü yükümlülük kullanılan araca değil, avukatın mesleki davranışına ilişkindir.

    Bir dilekçenin;

    • elle yazılması,
    • başka bir avukat tarafından hazırlanması,
    • hukuk veri tabanından yararlanılarak oluşturulması,
    • yapay zeka desteğiyle hazırlanması

    sonucu değiştirmez.

    Avukat, kendi imzasıyla mahkemeye sunduğu metnin hukuki denetimini yapmak zorundadır.

    Bu nedenle gerçekte bulunmayan bir kararın hiçbir kontrol yapılmadan mahkemeye sunulması, somut olayın koşullarına göre Avukatlık Kanunu’ndaki özen ve doğruluk yükümlülüğü açısından da değerlendirmeye konu olabilir.

    Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

    Her yanlış atıf veya hatalı karar numarası kendiliğinden disiplin sorumluluğu doğurmaz. Hatanın niteliği, avukatın gösterdiği özen, hatanın nasıl ortaya çıktığı, fark edildiğinde düzeltilip düzeltilmediği ve yargılamaya etkisi birlikte değerlendirilmelidir.

    HMK m.29: Yargılamada Dürüstlük İlkesi

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 29. maddesi de tarafların dürüstlük kuralına uygun davranmasını öngörmektedir.

    HMK m.29 kapsamında taraflar ve vekilleri, yargılamayı dürüstlük kurallarına uygun biçimde yürütmek zorundadır.

    Gerçekte bulunmayan bir mahkeme kararının dilekçeye yazılması ile tarafın maddi vakıalar hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması aynı şey değildir. Bu nedenle her yanlış içtihat atfını doğrudan HMK m.29/2 kapsamında değerlendirmek doğru olmaz.

    Ancak gerçekte bulunmadığı bilinen veya hiçbir şekilde kontrol edilmeyen bir hukuki kaynağın mahkemeye gerçek bir karar gibi sunulması, yargılamada dürüstlük ilkesi açısından ayrıca tartışılabilir.

    Avukatın Müvekkiline Karşı Sorumluluğu

    Meselenin yalnızca mahkemeye karşı sorumluluk boyutu bulunmuyor.

    Avukatın müvekkiline karşı da bir özen yükümlülüğü vardır.

    Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesine göre vekil, üstlendiği işi vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

    Dolayısıyla bir avukatın doğrulanmamış bir yapay zeka çıktısını kullanması nedeniyle müvekkilin hak kaybına uğraması, davanın olumsuz etkilenmesi veya gereksiz bir maliyet ortaya çıkması halinde ayrıca hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

    Elbette bunun için somut olayda kusur, zarar ve illiyet bağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Dünyadaki En Bilinen Örnek: Mata v. Avianca

    Bu sorun dünyada ilk kez Türkiye’de ortaya çıkmadı.

    2023 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen Mata v. Avianca davası, yapay zeka tarafından üretilen sahte mahkeme kararlarının hukuk uygulamasındaki en bilinen örneklerinden biri haline geldi.

    Davada avukatlar ChatGPT tarafından üretilen ve gerçekte bulunmayan çeşitli mahkeme kararlarını dilekçelerinde kullandı.

    ABD Federal Mahkemesi, yapay zeka kullanılmasının tek başına yanlış olmadığını açık biçimde belirtti.

    Sorun, avukatların mahkemeye sundukları kararların gerçek olup olmadığını kontrol etmemeleriydi.

    Mahkeme bu nedenle avukatlar ve hukuk bürosu hakkında yaptırım uyguladı.

    (Karar: Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023, https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/)

    Bu kararın ortaya koyduğu temel ilke oldukça basittir:

    Yapay zeka kullanmak sorun değildir. Yapay zekanın ürettiği hukuki bilgiyi kontrol etmeden mahkemeye sunmak sorundur.

    İngiltere’de de Aynı Sorun Yaşandı

    İngiltere Yüksek Mahkemesi de 2025 yılında Ayinde v. London Borough of Haringey ve Al-Haroun v. Qatar National Bank dosyalarında benzer bir sorunla karşılaştı.

    Mahkemeye sunulan belgelerde gerçekte bulunmayan mahkeme kararları ve hatalı hukuki atıflar tespit edildi.

    Mahkeme, üretken yapay zeka sistemlerinin gerçekte bulunmayan kararları ve alıntıları son derece inandırıcı biçimde oluşturabildiğine dikkat çekti.

    Buna karşılık hukukçuların, mahkemeye sundukları her hukuki kaynağın doğruluğunu kontrol etmekle yükümlü oldukları vurgulandı.

    (Karar: High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025, https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/)

    Yapay Zeka Kullanan Bir Hukuk Bürosu Hangi Kontrolleri Yapmalı?

    Yapay zekanın hukuk bürolarında kullanılması halinde bazı temel kuralların uygulanması gerekir.

    1. Her Mahkeme Kararı Ayrı Ayrı Doğrulanmalı

    Yapay zekanın verdiği esas, karar veya başvuru numarasına güvenilmemelidir.

    Kararın AYM, Yargıtay, Danıştay veya ilgili mahkemenin resmi veri tabanında gerçekten bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.

    2. Sadece Karar Numarası Değil, Kararın İçeriği de Okunmalı

    Yapay zeka bazen gerçek bir mahkeme kararını bulabilir ancak kararın gerekçesini yanlış aktarabilir.

    Bu nedenle yalnızca karar künyesinin doğru olması yeterli değildir.

    Kararın somut olayla gerçekten ilgili olup olmadığı da incelenmelidir.

    3. Kanun Maddeleri Güncel Mevzuattan Kontrol Edilmeli

    Özellikle sık değişen mevzuat alanlarında yapay zeka eski kanun metinlerini kullanabilir.

    Bu nedenle nihai dilekçede kullanılacak kanun maddeleri güncel mevzuat üzerinden kontrol edilmelidir.

    4. Müvekkil Sırrı ve Kişisel Veriler Korunmalı

    Dosya içerisindeki kişisel verilerin veya müvekkil sırrı niteliğindeki bilgilerin herhangi bir yapay zeka sistemine aktarılması ayrıca veri güvenliği ve meslek sırrı bakımından değerlendirilmelidir.

    Türkiye Barolar Birliği de 2026 yılındaki çalışmasında müvekkil gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını yapay zeka kullanımındaki temel meseleler arasında saymıştır.

    5. Nihai Metni Avukat Okumalı

    Yapay zeka bir hukukçunun yardımcısı olabilir.

    Ancak dava stratejisini belirleyen, delilleri değerlendiren, hukuki nitelendirmeyi yapan ve nihai dilekçeyi imzalayan kişi avukattır.

    Mesleki muhakemenin tamamen yapay zekaya devredilmesi mümkün değildir.

    Yapay Zeka Kullanıldığının Mahkemeye Bildirilmesi Gerekir mi?

    Türk hukukunda bugün itibarıyla avukatların dilekçe hazırlanırken yapay zekadan yararlandıklarını her durumda mahkemeye açıklamalarını zorunlu tutan genel bir düzenleme bulunmamaktadır.

    Bu nedenle bir avukatın yapay zekadan taslak hazırlamak, metni düzenlemek veya araştırmaya yardımcı olmak amacıyla yararlanması tek başına mahkemeye bildirim yükümlülüğü doğurmaz.

    Ancak yapay zekanın kullanımı;

    • delilin oluşturulmasını,
    • uzman görüşünü,
    • maddi vakıaların ortaya konulmasını,
    • belgenin gerçekliğini

    etkileyen bir noktaya ulaşıyorsa farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir.

    Gelecekte asıl tartışmanın “yapay zeka kullanıldı mı?” sorusundan ziyade şu soruya yönelmesi daha olasıdır:

    Yapay zeka hangi amaçla kullanıldı ve avukat gerekli insan denetimini sağladı mı?

    İstanbul’daki Dava Emsal Olabilir mi?

    Basında dosyanın emsal oluşturabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    Ancak mevcut aşamada teknik anlamda yapay zeka kullanımına ilişkin bir emsal karardan söz etmek mümkün değildir.

    Çünkü İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, yapay zeka tartışmasının esasına girmeden görevsizlik kararı verdi.

    Dosyanın görevli İş Mahkemesine gönderilmesinden sonra yapay zeka ile hazırlanmış olduğu iddia edilen dilekçe yeniden tartışılır ve mahkeme bu konuda gerekçeli bir değerlendirme yaparsa, dosya Türkiye’deki yapay zeka ve avukatlık tartışmaları açısından gerçekten önem kazanabilir.

    Bu nedenle dosyanın sonraki aşamalarının takip edilmesi gerekir.

    Sonuç: Yapay Zeka Avukatın Yerine Değil, Avukatın Yanında Kullanılmalı

    Yapay zekanın hukuk mesleğinden tamamen dışlanması gerçekçi görünmüyor.

    Doğru kullanıldığında yapay zeka;

    • araştırmayı hızlandırabilir,
    • çok sayıda belgeyi analiz edebilir,
    • alternatif hukuki argümanlar ortaya çıkarabilir,
    • avukatın daha verimli çalışmasını sağlayabilir.

    Ancak hukuk uygulamasındaki temel sorumluluk değişmez.

    Mahkemeye sunulan dilekçenin sorumluluğu yapay zekaya değil, dilekçeyi imzalayan avukata aittir.

    Bir mahkeme kararının gerçek olup olmadığını kontrol etmek, kararı okumak, somut olayla ilgisini değerlendirmek ve hukuki argümanı mesleki muhakeme süzgecinden geçirmek avukatın görevidir.

    Teknoloji değişebilir.

    Avukatlık mesleğinde kullanılan araçlar değişebilir.

    Ancak özen, doğruluk, mesleki bağımsızlık ve hukuki muhakeme yükümlülüğü değişmez.

    Kaynaklar

    Sabah, “10 Milyonluk Davada Yapay Zekalı Savunma”, 24.08.2026
    https://www.sabah.com.tr/yasam/10-milyonluk-davada-yapay-zekali-savunma-7647046

    Türkiye Barolar Birliği, “Türkiye Barolar Birliği Yapay Zeka ve Avukatlık Çalıştayı Sonuç Paneli Gerçekleştirildi”, 20.06.2026
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/turkiye-barolar-birligi-yapay-zeka-ve-avukatlik-calistayi-sonuc-paneli-gerceklestirildi-86541

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu
    https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukatlik-kanunu-1136

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

    Mata v. Avianca, Inc., U.S. District Court for the Southern District of New York, 22.06.2023
    https://law.justia.com/cases/federal/district-courts/new-york/nysdce/1%3A2022cv01461/575368/54/

    High Court of Justice, Ayinde v. London Borough of Haringey & Al-Haroun v. Qatar National Bank, [2025] EWHC 1383 (Admin), 06.06.2025
    https://www.judiciary.uk/judgments/ayinde-v-london-borough-of-haringey-and-al-haroun-v-qatar-national-bank/

    American Bar Association, Formal Opinion 512 – Generative Artificial Intelligence Tools, 29.07.2024
    https://www.americanbar.org/content/dam/aba/administrative/professional_responsibility/ethics-opinions/aba-formal-opinion-512.pdf

    Hukuki Destek

    Yapay zeka, teknoloji hukuku, ticari uyuşmazlıklar ve yargılama süreçlerine ilişkin hukuki danışmanlık talepleri için TD Hukuk Bürosu ile iletişime geçilebilir.

    Bilgilendirme Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir kişi veya dosya hakkında hukuki görüş niteliğinde değildir. Basına yansıyan dava hakkındaki değerlendirmeler kamuya açık kaynaklarla sınırlıdır. Dava dosyasının tamamı ve ilgili mahkeme kararları incelenmeden tarafların hukuki veya mesleki sorumluluğu hakkında kesin bir sonuca varılamaz. Her somut olay kendi koşulları içerisinde ayrıca değerlendirilmelidir.

  • Kamu İhale Sözleşmelerinde “Sonradan Tahakkuk Ettirilen” Kamu Zararı ve Yargı Yolu: Emsal Kararlar Işığında Bir İnceleme

    Kamu İhale Sözleşmelerinde “Sonradan Tahakkuk Ettirilen” Kamu Zararı ve Yargı Yolu: Emsal Kararlar Işığında Bir İnceleme

    Kamu ihale hukuku pratiğinde, işin teslim edilip Geçici Kabul Tutanağı’nın imzalanmasından, hatta kesin teminatın iade edilmesinden uzun bir süre sonra İdarelerin, teftiş veya denetim raporlarına dayanarak yükleniciler aleyhine “kamu zararı” tahakkuk ettirdiği durumlarla karşılaşılmaktadır.

    Bu tür idari tasarruflar, sözleşme hukukunun temel prensibi olan “ahde vefa” ilkesini ve yüklenicinin “hukuki güvenliğini” zedelemektedir. Bu yazıda, sözleşme sonrası ortaya çıkan kamu zararı iddialarının hukuki niteliği, görevli yargı kolu ve mahkemelerin yetkisi meseleleri, Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ışığında ele alınmıştır.

    1. Yargı Yolu Sorunu: Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

    İdare tarafından bir “kamu zararı” borcu çıkarıldığında, işlemin bir idari işlem olduğu düşüncesiyle İdare Mahkemelerinde dava açılması gerektiği yaygın bir yanılgıdır.

    İhale süreci idari bir aşama olmakla birlikte, sözleşmenin imzalanmasıyla taraflar arasındaki ilişki bir “özel hukuk sözleşmesi” (eser sözleşmesi) niteliğine bürünür. Sözleşmenin ifası veya sonrasındaki uyuşmazlıklarda görevli yargı yeri Adli Yargı’dır.

    Uyuşmazlık Mahkemesi, sözleşme aşamasından sonraki uyuşmazlıkların çözüm yerinin adli yargı olduğunu istikrarla vurgulamaktadır:

    • Uyuşmazlık Mahkemesi, 20.02.2017 T., E. 2016/91, K. 2017/3: Davacının 4734 sayılı Yasa uyarınca ihale edilerek sözleşmeye bağlanan işinde teminat mektuplarının irat kaydedilmesinin engellenmesi istemiyle açtığı davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine hükmetmiştir.  

    • Uyuşmazlık Mahkemesi, 29.12.2014 T., E. 2014/1097, K. 2014/1145: İhalenin kesinleşmesi ve sözleşmenin akdedilmesinden sonraki aşamada idare ile yüklenici arasındaki sözleşmenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait olduğu belirtilmiştir.  

    Bu kararlar uyarınca, yüklenici aleyhine tahakkuk ettirilen borcun iptali veya borçlu olunmadığının tespiti için açılacak Menfi Tespit Davaları, Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmelidir.

    2. Görevli Mahkeme: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi İçtihadı

    Yüklenicinin tacir olması, davanın doğrudan Ticaret Mahkemesi’nde açılmasını gerektirmez. İhale makamı olan İdare (Belediye, İl Özel İdaresi vb.) tacir sıfatına sahip olmadığından ve bu tür davalar TTK’da sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

    • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 19.04.2017 T., E. 2016/91, K. 2017/4770: Yüksek Mahkeme, davalı idarenin tacir olmadığı ve davanın mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle; “davaya bakmaya ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesi görevlidir” şeklinde karar vermiştir.  

    3. Geçici Kabul Tutanağının Bağlayıcılığı

    Kamu ihale sözleşmelerinde “Geçici Kabul”, işin fen ve sanat kurallarına uygun olarak tamamlandığının İdare tarafından resmen tescilidir. İdare, kendi teknik personelinden oluşan Muayene ve Kabul Komisyonu marifetiyle işi inceleyip “eksiksiz ve kusursuz” olduğuna dair tutanak düzenledikten sonra, bu kabulün aksini iddia etmesi çelişkili davranış yasağına aykırıdır.

    • Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi, 05.11.2025 T., E. 2022/805, K. 2025/728: Mahkeme kararında, muayene ve kabul komisyonu tarafından düzenlenen “yapılan işin sözleşme ve eklerine uygun olduğu, kabule engel olabilecek eksik, kusur ve arızaların bulunmadığı görülmüştür” şeklindeki geçici kabul tutanağının taraflar açısından bağlayıcılığı bulunduğu vurgulanmıştır.  

    4. İhaleye Esas Projenin Üstünlüğü

    Denetimlerde sıklıkla karşılaşılan bir diğer sorun, sahadaki imalatın “olması gerekene” göre eksik olduğu iddiasıdır. Ancak Yüksek Fen Kurulu kararları uyarınca, esas olan ihaleye çıkılan projedir.

    • Yüksek Fen Kurulu, 23.05.2013 T., Karar No: 2013/27: Kurul, projenin fen ve sanat kurallarına, tekniğine ve şartnamesine göre eksiksiz ve kusursuz olması durumunda, ihaleye esas projenin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.  

    Sonuç

    Kamu ihale sözleşmelerinden kaynaklanan ve sözleşmenin ifasından sonra gündeme gelen “kamu zararı” iddiaları, idari bir yaptırım değil, özel hukuktan kaynaklanan bir “alacak” iddiasıdır.

    Yüklenicilerin bu tür durumlarda; idari yargı yoluna başvurmak yerine, borçlu olmadıklarının tespiti için genel mahkemelerde dava açmaları ve savunmalarını yukarıda anılan Uyuşmazlık Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile “geçici kabulün bağlayıcılığı” ilkesine dayandırmaları hukuki güvenlikleri açısından elzemdir.

    Av. Murat Can Dolğun

    Kurucu Ortak – TD Hukuk ve Danışmanlık