Yazar: Dolgun.av.tr

  • 12. Yargı Paketi Sonrası Miras Taşınmazlarının Satışı: İlk Artırmada Mirasçılara Öncelik

    7589 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde, özellikle miras kalan taşınmazların ortaklığının giderilmesi bakımından önemli bir değişiklik yapıldı.

    Yeni düzenleme kamuoyunda zaman zaman “mirasçılara önalım hakkı getirildi” veya “miras kalan taşınmaz artık üçüncü kişilere satılamayacak” şeklinde özetlenmektedir.

    Her iki ifade de hukuken yanıltıcıdır.

    Kanunun getirdiği sistem daha sınırlı ve teknik bir düzenlemedir:

    Belirli şartları taşıyan miras taşınmazlarında ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilirse, birinci açık artırma yalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında yapılacaktır.

    Mirasçılar arasındaki bu özel artırmada satış gerçekleşmezse taşınmazın üçüncü kişilere satılması engellenmiş değildir.

    Dahası, mirasçılar arasındaki ilk artırmada genel elektronik artırmalardan farklı olarak muhammen kıymetin yüzde ellisi değil, yüzde yüzü esas alınmaktadır.

    Dolayısıyla değişiklik bir yandan aile içinde kalan taşınmazın mirasçılardan biri tarafından edinilebilmesi için öncelikli bir alan yaratırken, diğer yandan taşınmazın düşük bir bedelle mirasçılardan birine geçmesini engelleyen önemli bir güvence de getirmektedir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu Yazıda

    Bu yazıda İİK m.114 değişikliğini beş aşamada inceleyeceğiz:

    I. Yeni sistemin kapsamı

    • Hangi miras taşınmazları düzenlemeden yararlanıyor?
    • “Malik olan mirasçı” ne anlama geliyor?
    • Üçüncü kişinin pay sahibi olması halinde ne olur?

    II. Mirasçılar arasındaki ilk artırma

    • İlk artırmaya kimler katılabilir?
    • Neden muhammen kıymetin %100’ü aranıyor?
    • Satış gerçekleşmezse ne olur?

    III. Elektronik artırmanın diğer yeni kuralları

    • Teminat muafiyeti
    • İhale bedelinin yatırılmamasının sonuçları
    • %5 idari para cezası

    IV. Geçiş dönemi

    • Yeni sistem hangi satışlarda uygulanacak?
    • 31 Temmuz 2026’dan önce ilan edilen artırmaların durumu

    V. Uygulamacı açısından değerlendirme

    • Ortaklığın giderilmesi davalarında yeni strateji
    • Mirasçının taşınmazı edinmek istemesi halinde hazırlık
    • Düzenlemenin koruyucu etkisi ve sınırları

    Önce Eski Sistemi Hatırlayalım

    Bir taşınmaz üzerinde birden fazla kişinin paylı veya elbirliği mülkiyeti bulunması ve ortaklığın anlaşmayla sona erdirilememesi halinde ortaklığın giderilmesi davası gündeme gelebilir.

    Taşınmazın aynen bölünmesi mümkün değilse veya koşulları oluşmamışsa ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilebilir.

    Bu durumda taşınmaz satışa çıkarılır ve elde edilen bedel hak sahipleri arasında payları oranında dağıtılır.

    7589 sayılı Kanun’dan önce, taşınmazın bütün maliklerinin aynı miras ilişkisi nedeniyle malik olması üçüncü kişilerin açık artırmaya katılmasını tek başına engellemiyordu.

    Bunun pratik sonucu şuydu:

    Aile içerisinde kuşaklar boyunca kalmış bir taşınmaz, ortaklığın giderilmesi sonucunda açık artırmaya çıkabiliyor ve ihaleyi üçüncü bir kişi kazanabiliyordu.

    Yeni düzenleme tam olarak bu aşamaya müdahale etmektedir.

    Yeni Sistem Hangi Taşınmazlarda Uygulanacak?

    İİK m.114’teki yeni kural bütün ortaklığın giderilmesi satışlarına uygulanmamaktadır.

    Kanun iki önemli şart aramaktadır.

    Birincisi:

    Tüm maliklerin mülkiyet hakkını miras yoluyla edinmiş olması gerekir.

    İkincisi:

    Mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmaması gerekir.

    Dolayısıyla her paylı taşınmaz veya her ortaklığın giderilmesi davası yeni sistemin kapsamında değildir.

    Örneğin kardeşlerin tamamının anne veya babalarından miras yoluyla edindikleri bir taşınmaz bu kapsamda olabilir.

    Buna karşılık taşınmazdaki paylardan biri daha önce üçüncü bir kişiye satılmış ve bu kişi artık paydaş haline gelmişse, kanunun aradığı “mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmaması” şartı gerçekleşmeyecektir.

    Bu ayrım uygulamada önemlidir.

    Çünkü yeni düzenleme “taşınmaz geçmişte miras kaldı mı?” sorusundan ibaret değildir.

    Satış aşamasındaki güncel mülkiyet yapısının da incelenmesi gerekir.

    İlk Artırma Sadece Malik Olan Mirasçılar Arasında

    Kanunun şartları gerçekleşiyorsa satış suretiyle ortaklığın giderilmesinde birinci artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır.

    Buradaki “malik olan” ifadesi önemlidir.

    Kanun, miras bırakanın bütün mirasçılarına soyut olarak ihaleye katılma ayrıcalığı tanımamaktadır. Özel artırmaya katılacak kişinin aynı zamanda satılan taşınmaz üzerinde malik sıfatını taşıması gerekir.

    Bu nedenle düzenlemeyi genel bir “mirasçıların satın alma hakkı” şeklinde ifade etmek doğru değildir.

    Daha isabetli tanım şudur:

    Kanunda belirtilen şartları taşıyan ortaklığın giderilmesi satışlarında malik mirasçılara özgülenmiş birinci artırma usulü.

    Bu Hak Yalnızca Bir Defa Kullanılıyor

    Kanun, mirasçılara özgü artırmanın bir defaya mahsus olduğunu açıkça düzenlemektedir.

    Bu nedenle sistem, taşınmazın süresiz biçimde yalnızca aile içerisinde satışa çıkarılması sonucunu doğurmaz.

    Mirasçılar arasındaki özel ilk artırmada satış gerçekleşmezse sonraki aşamada genel artırma rejimine geçilir.

    Bu nokta kamuoyunda oluşabilecek yanlış bir beklenti açısından önemlidir.

    7589 sayılı Kanun:

    “Miras taşınmazı artık yabancıya satılamaz.”

    dememektedir.

    Getirilen koruma daha ölçülüdür:

    Taşınmaz üçüncü kişilerin katılabileceği artırmaya çıkmadan önce malik mirasçılara kendi aralarında satın alma fırsatı tanınmaktadır.

    Ancak Mirasçı Taşınmazı Yarı Fiyatına Alamaz

    Yeni sistemin en önemli denge mekanizması burada bulunmaktadır.

    Genel elektronik artırma sisteminde teklifin kural olarak muhammen kıymetin yüzde ellisi ile rüçhanlı alacaklar toplamından hangisi yüksekse o miktarı ve ayrıca paraya çevirme ve paylaştırma giderlerini geçmesi gerekir.

    Ancak yalnızca malik mirasçılar arasında gerçekleştirilen özel birinci artırmada farklı bir eşik öngörülmüştür.

    Burada esas alınan oran:

    muhammen kıymetin %100’üdür.

    Bunun yanında kanundaki rüçhanlı alacak ve gider koşulları da dikkate alınır.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-8, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu tercih tesadüfi değildir.

    Kanun koyucu bir taraftan taşınmazın aile içerisinde kalmasına imkan sağlarken, diğer taraftan ihaleye dışarıdan katılımın bulunmamasının yaratabileceği düşük fiyat riskini sınırlamaktadır.

    Başka bir ifadeyle:

    Mirasçıya öncelik vardır; fakat düşük bedelle edinme ayrıcalığı yoktur.

    Basit Bir Örnek

    Dört kardeşin babalarından miras kalan ve tamamı bu dört kardeşe ait olan bir taşınmaz düşünelim.

    Taşınmazın muhammen kıymeti 10.000.000 TL olsun.

    Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmişse yeni sistemde ilk artırmaya dışarıdan üçüncü kişiler katılamaz.

    İlk artırma yalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında gerçekleştirilir.

    Ancak bu artırmada genel %50 eşiği uygulanmaz.

    Muhammen kıymet bakımından esas alınacak eşik %100, yani 10.000.000 TL’dir; ayrıca kanunun rüçhanlı alacak ve giderlere ilişkin şartları da dikkate alınmalıdır.

    Dolayısıyla düzenlemenin amacı mirasçılardan birinin taşınmazı yarı fiyatına satın almasını sağlamak değildir.

    Amaç, taşınmaz piyasa dışı üçüncü kişilere açılmadan önce mirasçılara gerçek değeri üzerinden kendi aralarında edinme imkanı tanımaktır.

    İlk Artırmada Satış Gerçekleşmezse Ne Olacak?

    Özel artırmanın bir defaya mahsus olması burada önem kazanır.

    Mirasçılar arasında yapılan ilk artırmada kanundaki satış koşulları oluşmazsa ikinci artırmada genel sisteme dönülür.

    İkinci artırmada artık yalnızca mirasçılar arasında satış yapılması şartı bulunmaz.

    Muhammen kıymet bakımından da genel %50 eşiği yeniden uygulanır.

    Dolayısıyla mirasçıların taşınmazı aile içerisinde tutmak istemeleri halinde asıl kritik aşama ilk artırmadır.

    Düzenleme Bir Önalım Hakkı mıdır?

    Kanaatimizce hayır.

    Teknik anlamda önalım hakkı, üçüncü kişiye yapılan bir satışın ardından veya satış ilişkisi çerçevesinde hak sahibine belirli şartlarla taşınmazı edinme imkanı sağlayan farklı bir hukuki kurumdur.

    İİK m.114’te getirilen sistemde ise henüz üçüncü kişiye yapılmış bir satış yoktur.

    Üçüncü kişiler ilk artırmaya zaten alınmamaktadır.

    Bu nedenle düzenlemeyi “mirasçılara yeni bir önalım hakkı getirildi” şeklinde ifade etmek yerine:

    “mirasçıların katılımına özgülenmiş özel birinci artırma”

    olarak nitelendirmek daha doğru görünmektedir.

    Bu terminolojik ayrım yalnızca akademik değildir. Müvekkile sistemin nasıl işlediğini anlatırken de yanlış beklenti yaratılmasını önler.

    Teminat Konusunda da Değişiklik Var

    7589 sayılı Kanun yalnızca miras taşınmazlarını düzenlememiş, elektronik artırmanın teminat sisteminde de değişiklik yapmıştır.

    Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine başvurursa alacağının teminatı karşıladığı miktar kadar teminat göstermek zorunda olmayacaktır.

    Ayrıca Hazine açık artırmalarda teminat göstermekten muaftır.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-6, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus şudur:

    Yeni hüküm, mirasçı veya paydaş olmayı tek başına genel bir teminat muafiyeti sebebi haline getirmemiştir.

    Dolayısıyla “mirasçıyım, ilk artırmada teminat yatırmam gerekmiyor” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılmamalıdır. 

    İhaleyi Kazanıp Bedeli Yatırmamanın Sonucu Ağırlaştı

    Kanunun uygulamada önemli sonuç doğurabilecek başka bir değişikliği, en yüksek teklifi verdikten sonra ihale bedelini süresinde yatırmayan kişilere ilişkindir.

    Yeni sistemde en yüksek teklifi veren kişinin ihale bedelini süresinde yatırmaması halinde teminatı iade edilmeyecektir.

    Bunun yanında teklif edilen bedelin %5’i oranında idari para cezası uygulanacaktır.

    İdari para cezası, satışı yapan icra dairesi veya satış memuru tarafından verilecek ve tahsil edilmek üzere ilgili tahsil dairesine bildirilecektir.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-9, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu değişiklik özellikle yüksek değerli taşınmazlarda küçümsenmemelidir.

    Örneğin 10 milyon TL teklif veren bir kişinin ihale bedelini yatırmaması halinde yalnızca teminat kaybı değil, şartları oluştuğunda 500.000 TL idari para cezası da gündeme gelecektir.

    Dolayısıyla elektronik artırmada verilen teklif artık daha ağır bir mali sorumluluk taşımaktadır.

    Satış İsteyen Alacaklı İçin Daha Ağır Bir Sonuç Var

    Kanun, satış isteyen alacaklının en yüksek teklifi verip ihale bedelini yatırmaması bakımından ayrıca özel bir sonuç öngörmektedir.

    Bu durumda genel yaptırımların yanında muhammen bedelin %10’u satış isteyen alacaklının alacağından mahsup edilir.

    Ayrıca bu satış nedeniyle yapılan giderler borçluya yükletilmez.

    Bu hüküm, özellikle satış isteyen alacaklının artırmaya stratejik veya spekülatif biçimde katılmasının mali sonuçlarını ağırlaştırmaktadır. 

    Geçiş Hükmü: 31 Temmuz 2026’dan Önce İlan Edilmiş Artırmalara Dikkat

    Yeni düzenlemenin devam eden dosyalara uygulanması bakımından kritik ölçüt, ortaklığın giderilmesi davasının açıldığı tarih değildir.

    Satış kararının tarihi de tek başına belirleyici değildir.

    7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmüne göre İİK m.114’te yapılan değişiklikler 31 Temmuz 2026 tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz.

    Dolayısıyla devam eden bir ortaklığın giderilmesi dosyasında önce şu soru sorulmalıdır:

    Açık artırmanın ilanı ne zaman yapıldı?

    İlan 31 Temmuz 2026’dan önce yapılmışsa eski hükümler uygulanmaya devam edecektir.

    İlan bu tarihten sonra yapılmışsa yeni sistem gündeme gelecektir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun Geçici m.1/1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Düzenlemenin Güçlü Tarafı: Aile Taşınmazını Korumak İçin Gerçek Bir Fırsat

    Yeni sistemin en güçlü tarafı açıktır.

    Miras ortaklığında paydaşlardan yalnızca biri ortaklığın giderilmesini talep ettiğinde diğer mirasçılar taşınmazın üçüncü kişiye geçmesini istemese bile satış sürecini bütünüyle engelleyemeyebilir.

    Yeni düzenleme bu mirasçılara taşınmazı üçüncü kişilere açılmadan önce edinme fırsatı vermektedir.

    Özellikle aile konutu, tarım arazisi, kuşaklar boyunca ailede bulunan taşınmaz veya ekonomik ve manevi değeri birlikte bulunan gayrimenkuller bakımından bu imkan pratik önem taşıyabilir.

    Ancak kanun bu korumayı diğer mirasçıların ekonomik menfaatlerini feda ederek sağlamamaktadır.

    Muhammen kıymetin %100’ünün aranması tam olarak bu dengeyi kurmaya yöneliktir.

    Fakat Düzenlemenin Sınırları da Var

    Yeni sistemi “miras taşınmazlarının ailede kalmasını garanti eden düzenleme” olarak sunmak doğru değildir.

    Her şeyden önce mirasçıların taşınmazın muhammen değerini karşılayabilecek ekonomik güce sahip olması gerekir.

    İkinci olarak, mirasçılar arasındaki özel artırma yalnızca bir kez yapılmaktadır.

    Üçüncü olarak, taşınmazda mirasçı olmayan bir üçüncü kişinin mülkiyet hakkının bulunması halinde özel sistem uygulanmayacaktır.

    Dördüncü olarak, ilk artırmada %100 eşiğinin aranması taşınmazın korunmasını sağlarken, finansman imkanları sınırlı mirasçıların artırmaya fiilen katılabilmesini zorlaştırabilir.

    Bu nedenle düzenleme mirasçılara hukuki bir fırsat yaratmaktadır; fakat bu fırsatın ekonomik olarak kullanılabilir olması ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bir Başka Tartışma: %100 Eşiği Fazla mı Yüksek?

    Düzenlemenin üzerinde düşünülmesi gereken taraflarından biri de budur.

    Üçüncü kişilerin katılamadığı ilk artırmada muhammen kıymetin %100’ünün aranması, diğer mirasçıların malvarlığı değerinin korunması bakımından anlaşılabilir bir tercihtir.

    Ancak bunun karşı tarafında şu soru bulunmaktadır:

    Taşınmazın aile içerisinde kalmasını amaçlayan bir sistemde, piyasa değerinin tamamının ilk artırmada zorunlu tutulması bu amacın kullanılmasını aşırı derecede güçleştirebilir mi?

    Özellikle çok sayıda mirasçının bulunduğu, taşınmaz değerinin yüksek olduğu veya mirasçıların finansmana erişiminin sınırlı olduğu durumlarda özel artırmanın pratik etkisi azalabilir.

    Buna karşılık daha düşük bir eşik kabul edilmesi halinde de ihaleye üçüncü kişilerin katılamamasından yararlanılarak taşınmazın gerçek değerinin altında mirasçılardan birine geçmesi ve diğer mirasçıların ekonomik kayba uğraması riski doğacaktır.

    Bu nedenle %100 eşiği, düzenlemenin belki de en önemli denge tercihidir.

    Uygulamada sistemin başarısı, bu iki menfaat arasında gerçekten işleyen bir denge oluşturup oluşturmadığına göre değerlendirilecektir.

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Strateji Değişiyor

    Yeni düzenleme yalnızca satış memurluğunun uygulayacağı teknik bir kural değildir.

    Ortaklığın giderilmesi davasının başından itibaren tarafların stratejisini etkileyebilir.

    Taşınmazı aile içerisinde tutmak isteyen mirasçı bakımından artık satış kararına kategorik biçimde karşı çıkmak yerine;

    taşınmazın değerini,

    kendi payını,

    diğer mirasçıların paylarını,

    ilk artırmada gerekli finansmanı,

    teminat yükümlülüğünü

    ve ihale bedelinin ödeme süresini

    önceden hesaplamak gerekebilir.

    Bazen ortaklığın giderilmesi sürecinin kendisi, taşınmazı edinmek isteyen mirasçı açısından kontrollü bir çıkış mekanizmasına dönüşebilir.

    Diğer taraftan taşınmazdan nakit payını almak isteyen mirasçı bakımından da kıymet takdiri çok daha kritik hale gelmiştir.

    Çünkü yalnız mirasçılar arasında yapılan ilk artırmada üçüncü kişilerden gelecek rekabet bulunmadığından, muhammen kıymetin doğru belirlenmesi diğer mirasçıların ekonomik menfaatinin korunmasında merkezi rol oynayacaktır.

    Uygulamacı Açısından Sonuç

    7589 sayılı Kanun’un İİK m.114’te yaptığı değişiklik, ilk bakışta yalnızca “ilk ihaleye mirasçılar katılacak” şeklinde özetlenebilecek bir düzenleme değildir.

    Somut dosyada en az şu hususların birlikte kontrol edilmesi gerekir:

    • Taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinip edinmediği,
    • mirasçı olmayan üçüncü bir paydaş bulunup bulunmadığı,
    • açık artırma ilanının hangi tarihte yapıldığı,
    • kıymet takdirinin güncelliği ve doğruluğu,
    • ilk artırmada uygulanacak %100 eşiği,
    • teminat yükümlülüğü,
    • ihale bedelinin süresinde yatırılmasının mali sonuçları.

    Bu nedenle yeni dönemde ortaklığın giderilmesi dosyalarında yalnızca “satış olacak mı?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.

    Taşınmazı aile içerisinde tutmak isteyen mirasçı açısından asıl soru şudur:

    “İlk artırmada taşınmazı hangi koşullarla ve hangi mali hazırlıkla edinebilirim?”

    Payının ekonomik karşılığını almak isteyen mirasçı açısından ise soru farklıdır:

    “Özel artırma sistemi içerisinde taşınmazın gerçek değerinin ve benim payımın korunmasını nasıl sağlayabilirim?”

    Yeni İİK m.114 rejimi, ortaklığın giderilmesi satışlarında bu iki menfaat arasındaki dengeyi yeniden kurmaktadır.

    İlgili Mevzuat ve Kaynaklar

    7589 sayılı Kanun – İİK m.114 değişikliği
    Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, kabul tarihi 16.07.2026, çevrimiçi.
    URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm

    7589 sayılı Kanun – Resmî Gazete
    31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete, çevrimiçi.
    URL: https://www.resmigazete.gov.tr/

    7589 Sayılı Kanun ile Yargı Mevzuatında Yapılan Başlıca Değişiklikler
    Mondaq, çevrimiçi, Ağustos 2026.
    URL: https://www.mondaq.com/turkey/civil-law/1826256/7589-say%C4%B1l%C4%B1-kanun-ile-yarg%C4%B1-mevzuat%C4%B1nda-yap%C4%B1lan-ba%C5%9Fl%C4%B1ca-de%C4%9Fi%C5%9Fiklikler

    Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

    Miras kalan bir taşınmazın ortaklığının giderilmesi, satış sürecinin başlaması veya devam eden bir açık artırmada yeni İİK m.114 hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yalnızca tapu kaydına veya dava tarihine bakılarak sağlıklı değerlendirme yapılamaz.

    Mirasçılık belgeleri, güncel tapu kaydı, ortaklığın giderilmesi kararı, kıymet takdiri, satış ilanı ve satış dosyasındaki işlemler birlikte incelenmelidir.

    Özellikle taşınmazı diğer mirasçılardan devralmak veya ilk artırmada edinmek isteyen mirasçıların satış ilanını beklemeden önce hukuki ve mali hazırlık yapması önemlidir.

    Dolğun Hukuk Bürosu, miras ve gayrimenkul uyuşmazlıklarında ortaklığın giderilmesi davaları, miras paylarının devri, satış süreçleri, kıymet takdirine ilişkin uyuşmazlıklar ve elektronik artırma süreçlerinde hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

    İletişim:
    Telefon: 0212 299 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: dolgun.av.tr

    Bilgi ve Sorumluluk Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, ihale stratejisi, yatırım tavsiyesi veya belirli bir hukuki işlemin yapılması yönünde öneri niteliğinde değildir.

    Ortaklığın giderilmesi ve satış süreçlerinde uygulanacak hükümler; taşınmazın mülkiyet yapısına, paydaşların sıfatına, mülkiyetin kazanılma şekline, satış ilanının tarihine, kıymet takdirine, taşınmaz üzerindeki sınırlı ayni hak ve takyidatlara ve somut satış dosyasının özelliklerine göre değişebilir.

    Özellikle elektronik artırmalarda verilen tekliflerin mali ve hukuki sonuçları bulunmaktadır. İhale bedelinin süresinde yatırılmaması teminat kaybı ve idari para cezası dahil önemli sonuçlar doğurabileceğinden, yalnızca bu yazıdaki genel açıklamalara dayanılarak artırmaya katılınması veya teklif verilmesi önerilmez.

    Mevzuat ve yargı içtihatlarında sonradan meydana gelebilecek değişiklikler burada yapılan değerlendirmeleri etkileyebilir.

    Web sitesindeki içeriğin okunması, elektronik posta gönderilmesi veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi, somut dosyanın ayrıca değerlendirilmesi ve taraflar arasında vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

  • Kanuni Faiz ve Tazminat Hesabında Yeni Dönem: 12. Yargı Paketi Ne Değiştirdi?

    Kanuni Faiz ve Tazminat Hesabında Yeni Dönem: 12. Yargı Paketi Ne Değiştirdi?

    7589 sayılı Kanun, para alacakları ve tazminat hesapları bakımından uygulamada doğrudan sonuç doğuracak iki önemli değişiklik getirdi.

    Bunlardan ilki kanuni faizin belirlenme yönteminin değiştirilmesi, ikincisi ise çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıç tarihi ile yapılan ödemelerin mahsup yönteminin yeniden düzenlenmesi oldu.

    Bu değişiklikler ilk bakışta hesaplamaya ilişkin teknik hükümler gibi görünebilir. Oysa uzun süren bir yargılamada faiz oranı ve faizin başlangıç tarihi, ana para kadar önemli ekonomik sonuçlar doğurabilir.

    Bu nedenle yeni düzenlemeyi yalnızca “kanuni faiz oranı değişti” şeklinde okumak yeterli değildir. Asıl mesele; dava açılırken, bilirkişi raporu incelenirken, hüküm kurulurken ve ilam icraya konulurken hangi faiz sisteminin uygulanacağının doğru belirlenmesidir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)


    Bu Yazıda

    On İkinci Yargı Paketi’nin faiz ve tazminat hukukuna etkisini üç aşamada ele alacağız. Önce yeni düzenlemenin ne getirdiğini ve uygulamada hesaplamaların nasıl değişeceğini inceleyecek; ardından değişikliğin anayasal arka planına ve yeni sisteme yöneltilen eleştirilere geçeceğiz.

      I. Kanuni Faizde Yeni Sistem

      • Sabit kanuni faiz sisteminden değişken faiz sistemine geçiş
      • TCMB reeskont oranının %80’i üzerinden yeni hesaplama yöntemi
      • 30 Haziran kontrolü ve yıl içinde faiz oranının değişmesi
      • Bilirkişi ve icra hesaplarına etkisi

      II. Çalışma Gücü Kaybı ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatları

      • TBK m.55’te yapılan değişiklik
      • Bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemlerinin ayrılması
      • Olay tarihinden ve karar tarihinden faiz ayrımı
      • Erken ödemelerde oransal mahsup
      • Yeni hükümlerin hangi olaylara uygulanacağı

      III. Değişikliğin Anayasal Arka Planı

      • Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak kararı
      • AYM’nin 3095 sayılı Kanun’a ilişkin iptal kararı
      • Alacağın nominal değeri ile reel değerinin korunması arasındaki fark

      IV. Yeni Sisteme Yönelik Eleştiriler

      • Reeskont oranı ile enflasyon arasındaki ilişki
      • H. Burak Gemalmaz’ın yeni sisteme yönelik eleştirileri
      • Reeskont oranının %80’inin yeterliliği sorunu
      • Yeni sistemin alacağın reel değerini koruyup korumadığı
      • Munzam zarar tartışmasının geleceği

      V. Uygulamacı Açısından Sonuç

      • Dava açılırken faiz türünün doğru belirlenmesi
      • Bilirkişi raporlarının yeni sisteme göre denetlenmesi
      • Faiz başlangıç tarihi ve dönemsel oranların kontrolü
      • Somut dosyada eski ve yeni düzenlemenin uygulanabilirliği

      Yazının sonunda ayrıca ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve akademik değerlendirmelere açık URL’leriyle birlikte yer verilecek; somut uyuşmazlıkların değerlendirilmesine ilişkin başvuru yolu ve genel hukuki bilgilendirme notu paylaşılacaktır.


      Kanuni Faizde Sabit Oran Dönemi Sona Erdi

      7589 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi yeniden düzenlendi.

      Yeni düzenlemeye göre Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken ve faiz miktarının sözleşmeyle belirlenmediği hallerde kanuni faiz artık uzun süre aynı kalan sabit bir oran üzerinden uygulanmayacak.

      Kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni esas alınarak belirlenecek.

      Kanun bunun yanında yıl ortasında ikinci bir kontrol mekanizması öngörüyor.

      30 Haziran tarihinde geçerli reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık tarihindeki reeskont oranından beş puan veya daha fazla farklılaşmışsa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının yüzde sekseni uygulanacak.

      Böylelikle kanuni faiz, ekonomik göstergelerde meydana gelen değişikliklere belirli ölçüde tepki verebilen değişken bir faiz sistemine dönüştürülmüş oldu.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.10, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Yeni Sistem Uygulamada Nasıl Çalışacak?

      Sistemin temel mantığı iki aşamalıdır.

      Öncelikle ilgili yıl bakımından bir önceki yılın 31 Aralık tarihindeki TCMB reeskont oranı tespit edilir. Bu oranın yüzde sekseni, yeni yılın kanuni faiz oranını oluşturur.

      Ardından 30 Haziran tarihindeki reeskont oranı kontrol edilir.

      İki tarih arasındaki fark beş puandan azsa yılın başında belirlenen oran uygulanmaya devam eder.

      Ancak fark beş puan veya daha fazlaysa yılın ikinci yarısı için faiz oranı yeniden belirlenir.

      Bunun doğal sonucu şudur:

      Aynı alacağa, farklı zaman dilimleri bakımından farklı kanuni faiz oranlarının uygulanması mümkün hale gelmiştir.

      Bu durum özellikle birkaç yıl süren davalarda önemlidir. Faiz hesabının başlangıç tarihinden tahsil tarihine kadar tek bir oran kullanılarak yapılması artık her dosyada doğru sonuç vermeyebilir.

      Uygulamacı Açısından Ne Değişti?

      Yeni düzenlemenin avukatlık pratiğindeki en önemli sonuçlarından biri bilirkişi raporlarının denetlenmesinde ortaya çıkacaktır.

      Örneğin birkaç yıl süren bir alacak davasında bilirkişi raporunda yalnızca toplam faiz miktarının gösterilmesi yeterli görülmemelidir.

      Raporda;

      • hangi dönem bakımından hangi kanuni faiz oranının uygulandığı,
      • yıl içerisinde oran değişikliği meydana gelip gelmediği,
      • faiz başlangıç tarihinin doğru belirlenip belirlenmediği,
      • alacağa gerçekten kanuni faiz uygulanmasının gerekip gerekmediği

      ayrıca kontrol edilmelidir.

      Aynı durum ilamlı icra bakımından da geçerlidir.

      Mahkeme hükmünde yalnızca “kanuni faiz uygulanmasına” karar verilmiş olması halinde, icra aşamasındaki faiz hesabının da ilgili dönemlerde geçerli oranlar dikkate alınarak yapılması gerekir.

      Bu nedenle yeni sistemde faiz hesabı artık dosyanın sonunda yapılan yardımcı bir matematik işlemi değil, ayrı bir hukuki inceleme alanıdır.

      Tazminat Hukukunda İkinci Değişiklik: TBK m.55

      7589 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki yeni fıkra eklendi.

      Ancak burada kapsamın doğru belirlenmesi gerekir.

      Düzenleme bütün maddi tazminat davalarına uygulanacak genel bir faiz rejimi getirmemektedir. Yeni hükümler özellikle;

      çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar

      ile

      ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma zararlarını

      düzenlemektedir.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun m.18, TBK m.55 değişikliği, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Bilinen Kazanç Dönemi İçin Olay Tarihinden Faiz

      Yeni düzenleme tazminat hesabında kazancın bilindiği ve bilinemediği dönemleri birbirinden ayırmaktadır.

      Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.

      Örneğin trafik kazası nedeniyle çalışma gücü kaybına uğrayan bir kişinin olay tarihinden hesaplama tarihine kadar gerçekleşmiş ve belirlenebilir kazançları bulunuyorsa, bu döneme ilişkin zarar bakımından faiz olay tarihinden başlayacaktır.

      Geleceğe İlişkin Zarar İçin Karar Tarihinden Faiz

      Kazancın bilinemediği dönem bakımından ise kanun farklı bir faiz başlangıç tarihi benimsemiştir.

      Geleceğe ilişkin varsayımsal kazanç üzerinden hesaplanan tazminat bölümüne karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.

      Böylelikle aynı tazminat hesabının içerisinde farklı faiz başlangıç tarihlerinin bulunması mümkün hale gelmiştir.

      Bu ayrım özellikle aktüerya raporlarının hazırlanması ve denetlenmesi bakımından önemlidir.

      Bir bilirkişi raporunda yalnızca toplam tazminat rakamının gösterilmesi yerine, tazminatın hangi bölümünün bilinen kazanç dönemine, hangi bölümünün geleceğe ilişkin bilinmeyen kazanç dönemine ait olduğunun da anlaşılabilir olması gerekir.

      Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Aynı Sistem

      Ölüm nedeniyle destekten yoksun kalan kişilerin zararlarında da aynı ayrım uygulanacaktır.

      Burada değerlendirme desteğin kazancı üzerinden yapılır.

      Desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminat bakımından faiz zarar doğuran olay tarihinden; kazancın bilinemediği geleceğe ilişkin dönem bakımından ise karar tarihinden başlayacaktır.

      Özellikle uzun süren yargılamalarda bu ayrım, hükmedilecek toplam tutar üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.

      Erken Ödemelerde Oransal Mahsup

      TBK m.55’e eklenen diğer önemli düzenleme, tazminat sorumlusu tarafından yargılama öncesinde veya yargılamanın erken aşamasında yapılan ödemelerle ilgilidir.

      Kanun, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemenin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.

      Burada önemli olan yalnızca daha önce ödenmiş paranın nominal miktarı değildir.

      Ödemenin, yapıldığı tarihte hesaplanabilecek tazminatın ne kadarına karşılık geldiği önem kazanmıştır.

      Özellikle yüksek enflasyon ortamında olaydan kısa süre sonra yapılan ödemenin yıllar sonra hesaplanan tazminattan nominal olarak çıkarılması ile oransal mahsup edilmesi arasında önemli farklar ortaya çıkabilir.

      Geçiş Hükmü: Dava Tarihinden Önce Olay Tarihine Bakılmalı

      TBK m.55 değişikliğinin uygulamasında en önemli konulardan biri geçiş hükmüdür.

      Yeni düzenlemeler, 7589 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacaktır.

      Değişiklikten önce meydana gelen olaylarda ise eski hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.

      (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun, geçiş hükümleri, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

      Dolayısıyla burada kritik tarih her zaman dava tarihi değildir.

      Örneğin zarar doğuran olay 2025 yılında meydana gelmiş ancak dava 2027 yılında açılmışsa, yalnızca dava tarihinden hareket edilerek yeni TBK m.55 hükümlerinin uygulanacağı sonucuna varılmamalıdır.

      Öncelikle zarar doğuran olayın tarihi kontrol edilmelidir.

      Bilirkişi Raporlarında Yeni Kontrol Alanı

      Yeni düzenlemeler özellikle aktüerya ve hesap bilirkişisi raporlarının daha ayrıntılı denetlenmesini gerektiriyor.

      Bir rapor incelenirken en azından şu soruların cevaplandırılması gerekir:

      • Uygulanan faiz türü doğru mu?
      • Kanuni faiz uygulanacaksa ilgili dönemlerde doğru oran kullanılmış mı?
      • Faiz başlangıç tarihi doğru belirlenmiş mi?
      • Çalışma gücü kaybı veya destekten yoksun kalma hesabında bilinen ve bilinemeyen kazanç dönemleri ayrılmış mı?
      • Bu dönemlere doğru faiz başlangıç tarihleri uygulanmış mı?
      • Daha önce ödeme yapılmışsa oransal mahsup doğru hesaplanmış mı?
      • Yeni TBK m.55 hükümleri olay tarihi itibarıyla gerçekten uygulanabilir mi?

      Ana tazminat hesabının doğru olması, faiz veya mahsup yöntemindeki hatayı ortadan kaldırmaz.

      Özellikle yüksek tutarlı dosyalarda faiz başlangıç tarihindeki veya uygulanacak orandaki bir hata, hükmedilecek toplam tutarda ciddi farklılık yaratabilir.

      Değişikliğin Anayasal Arka Planı

      Yeni kanuni faiz sistemini değerlendirirken düzenlemenin ortaya çıktığı anayasal tartışmayı da gözden kaçırmamak gerekir.

      Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Caner Şafak başvurusunda, uzun süren bir yargılama sonunda tahsil edilen alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesini mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirdi.

      Buradaki temel mesele yalnızca alacağa faiz uygulanıp uygulanmaması değildi.

      Asıl sorun, uygulanan faize rağmen alacağın reel değerindeki önemli kaybın alacaklının üzerinde bırakılmasıydı.

      (Karar: Caner Şafak, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, çevrimiçi, 08.07.2025, URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763)

      Bu bireysel başvuru kararının hemen ardından kanuni faiz düzenlemesi norm denetiminde de Anayasa Mahkemesinin önüne geldi.

      Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararında 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki sistemi sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.

      Mahkemenin değerlendirmesinde de alacağın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını karşılayabilecek etkili bir mekanizmanın bulunup bulunmadığı belirleyici unsurlardan biri oldu.

      (Karar: Anayasa Mahkemesi, E.2024/24, K.2025/164, çevrimiçi, 22.07.2025, URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164)

      7589 sayılı Kanun ile getirilen değişken faiz sistemi bu anayasal tartışmanın ardından yürürlüğe girmiştir.

      Ancak yeni düzenleme başka bir soruyu beraberinde getiriyor:

      Yeni Sistem Alacağın Reel Değerini Gerçekten Koruyor mu?

      Kanuni faizin sabit bir oran yerine ekonomik bir göstergeye bağlanması, eski sisteme göre önemli bir değişikliktir.

      Reeskont oranı değiştikçe kanuni faizin de belirli aralıklarla değişebilmesi, sabit bir oranın yıllarca ekonomik gerçeklikten kopması riskini azaltmaktadır.

      Ancak buradan alacağın reel değerinin artık her koşulda korunacağı sonucu çıkarılamaz.

      Çünkü kanunun referans aldığı reeskont oranı ile enflasyon aynı ekonomik gösterge değildir.

      Nitekim yeni düzenlemeye yönelik ilk akademik eleştiriler de bu noktada yoğunlaşmaktadır.

      H. Burak Gemalmaz’ın Eleştirisi: Reeskont Oranı Enflasyon Değildir

      Prof. Dr. H. Burak Gemalmaz, yeni kanuni faiz sistemine ilişkin değerlendirmesinde değişken faiz sistemine geçilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekle birlikte, kullanılan ölçütün alacağın reel değerini korumak bakımından yeterliliğini sorgulamaktadır.

      Eleştirinin temelinde oldukça basit fakat önemli bir ayrım bulunmaktadır:

      Reeskont oranı, enflasyon oranı değildir.

      Reeskont oranı TCMB tarafından para politikası ve ekonomik koşullar dikkate alınarak belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik ve parasal tercihlere bağlı olarak reeskont oranının enflasyonun altında kalması mümkündür.

      Gemalmaz, bunun yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını geçmiş veriler üzerinden göstermektedir. Değerlendirmesinde özellikle 2021-2023 döneminde reeskont oranlarının resmi enflasyonun altında kaldığına; 2022 yılında resmi enflasyon yüzde 64,27 iken reeskont oranının yüzde 9,75 düzeyinde bulunduğuna dikkat çekmektedir.

      Üstelik yeni düzenleme reeskont oranının tamamını değil, yüzde seksenini kanuni faiz olarak kabul etmektedir.

      Bu nedenle reeskont oranının enflasyonun gerisinde kaldığı bir ekonomik ortamda, kanuni faizin de alacağın reel değer kaybını karşılamakta yetersiz kalması mümkündür.

      (Yazı: “Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, H. Burak Gemalmaz, LinkedIn, çevrimiçi, 19.08.2026, URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm)

      Gemalmaz bu nedenle alternatif modeller üzerinde de durmaktadır. Reeskont oranının belirli bir yüzdesinin alınması yerine reeskont oranına belirli bir puan eklenmesi veya doğrudan enflasyonla bağlantılı bir hesaplama yönteminin benimsenmesi, alacağın reel değerinin korunması bakımından daha güçlü seçenekler olarak tartışılabilir.

      Yeni Düzenleme Sorunu Çözdü mü?

      Kanaatimizce burada iki farklı soruya iki farklı cevap verilmesi gerekir.

      İlk soru şudur:

      Yeni sistem, önceki sabit kanuni faiz sisteminden daha işlevsel midir?

      Kanaatimizce evet.

      Ekonomik göstergelere bağlı olarak değişebilen bir faiz oranı, uzun süre değişmeden kalan sabit bir orana kıyasla ekonomik koşullara daha duyarlı bir mekanizma oluşturmaktadır.

      Ancak ikinci soru daha zordur:

      Yeni sistem, alacağın enflasyon karşısındaki reel değerinin korunmasını garanti ediyor mu?

      Buna aynı kesinlikle olumlu cevap vermek mümkün değildir.

      Reeskont oranı ile enflasyon arasında zorunlu ve birebir bir bağlantı bulunmamaktadır. Dolayısıyla reeskont oranının enflasyonun önemli ölçüde altında kaldığı dönemlerde, kanuni faiz matematiksel olarak doğru uygulanmasına rağmen alacaklı yine reel kayba uğrayabilir.

      Bu nedenle 7589 sayılı Kanun ile getirilen modeli, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği sorunu kesin olarak ortadan kaldıran nihai bir çözümden ziyade, önceki sisteme göre ekonomik gelişmelere daha duyarlı fakat başarısı uygulamada görülecek bir mekanizma olarak değerlendirmek daha ihtiyatlıdır.

      Munzam Zarar Tartışması Devam Edebilir

      Yeni sistemle birlikte dikkat edilmesi gereken başka bir mesele de kanuni faizi aşan zararların gelecekte nasıl değerlendirileceğidir.

      Kanuni faiz uygulanmasına rağmen alacağın reel değerinde önemli bir kayıp meydana gelmesi halinde, alacaklının bu kaybı hangi koşullarda ayrıca talep edebileceği sorunu ortadan kalkmış değildir.

      Özellikle TBK m.122 kapsamındaki aşkın (munzam) zarar ile Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı yaklaşımı arasındaki ilişkinin yeni faiz sistemi altında nasıl şekilleneceği, önümüzdeki dönemde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla daha belirgin hale gelecektir.

      Bu nedenle bugün için yeni sistem hakkında kesin olarak söylenebilecek husus şudur:

      7589 sayılı Kanun kanuni faiz tartışmasını sona erdirmedi; tartışmanın merkezini değiştirdi.

      Eski sistemde temel problem sabit kanuni faiz oranının ekonomik gerçeklikten kopmasıydı.

      Yeni dönemde ise temel soru şudur:

      Reeskont oranının yüzde seksenine bağlı değişken faiz sistemi, alacağın reel değerini korumaya gerçekten yeterli olacak mı?

      Bu sorunun cevabı yalnızca kanun metninden değil, önümüzdeki yıllardaki enflasyon-reeskont ilişkisi ve yüksek mahkemelerin yeni sisteme ilişkin içtihatlarından ortaya çıkacaktır.

      Uygulamacı Açısından Sonuç

      1. Yargı Paketi sonrasında faiz hesabının dava sonunda yapılan mekanik bir işlem olarak görülmemesi gerekir.

      Bir para alacağı bakımından öncelikle;

      hangi faiz türünün uygulanacağı,

      faizin hangi tarihten başlayacağı,

      hangi dönem bakımından hangi oranın geçerli olduğu

      ve

      uyuşmazlıkta özel bir faiz düzenlemesinin bulunup bulunmadığı

      tespit edilmelidir.

      Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında ise buna başka bir ayrım daha eklenmiştir:

      Zararın hangi bölümü bilinen kazanç dönemine, hangi bölümü gelecekteki bilinmeyen kazanç dönemine aittir?

      Dolayısıyla uygulamacının soracağı soru artık yalnızca:

      “Alacak veya tazminat ne kadar?”

      olmamalıdır.

      Bunun hemen ardından şu sorunun da cevaplandırılması gerekir:

      “Bu alacağa hangi faiz, hangi tarihten ve hangi dönemsel oran üzerinden uygulanacak; yapılan hesap alacağın gerçek ekonomik sonucunu doğru biçimde yansıtıyor mu?”

      İlgili Mevzuat, Kararlar ve Akademik Değerlendirmeler

      7589 sayılı Kanun
      Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, 16.07.2026.
      URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm

      Anayasa Mahkemesi – Caner Şafak
      AYM Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, 08.07.2025.
      URL: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2024/41763

      Anayasa Mahkemesi – Kanuni Faiz İptal Kararı
      AYM, E.2024/24, K.2025/164, 22.07.2025.
      URL: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/ND/2025/164

      H. Burak Gemalmaz – Yeni Kanuni Faiz Sistemine İlişkin Değerlendirme
      “Yeni Kanuni Faiz Oranı, Alacağın Enflasyon Karşısında Değer Kaybetmesini Engelleyecek Mi?”, LinkedIn, 19.08.2026.
      URL: https://tr.linkedin.com/posts/h-burak-gemalmaz-668b1134_yeni-kanuni-faiz-oran%C4%B1-alaca%C4%9F%C4%B1n-enflasyon-activity-7490285467121115136-mlmm

      Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

      Kanuni faiz hesabının, tazminatta faiz başlangıç tarihinin veya bilirkişi raporunda kullanılan faiz ve mahsup yönteminin dosyanız bakımından doğru olup olmadığı, yalnızca raporun sonuç kısmındaki rakama bakılarak değerlendirilemez.

      Özellikle yüksek miktarlı veya uzun süren uyuşmazlıklarda birkaç puanlık faiz farkı, yanlış faiz başlangıç tarihi veya hatalı mahsup yöntemi dosyanın ekonomik sonucunu önemli ölçüde değiştirebilir.

      Dolğun Hukuk Bürosu, alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında dava öncesi hukuki değerlendirme, bilirkişi raporlarının hukuki yönden incelenmesi, rapora itirazların hazırlanması, faiz ve tazminat hesabının denetlenmesi ile istinaf ve temyiz süreçlerinde hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

      Dosya incelemesi talep edilirken dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi ve ek bilirkişi raporları, varsa daha önce yapılan ödemelere ilişkin belgeler ve mahkeme kararının birlikte sunulması, değerlendirmenin dosya bütünlüğü içerisinde yapılabilmesi açısından önemlidir.

      İletişim:
      Telefon: 0212 299 44 22
      E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
      Web: dolgun.av.tr

      Bilgi ve Sorumluluk Notu

      Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, dava stratejisi, sonuç garantisi veya belirli bir hukuki işlemin yapılması yönünde tavsiye niteliğinde değildir.

      Uygulanacak faiz türü ve oranı; borcun hukuki kaynağına, tarafların sıfatına, sözleşme hükümlerine, temerrüt tarihine, özel kanun hükümlerine, olay ve dava tarihine ve somut uyuşmazlığın özelliklerine göre değişebilir. Ticari temerrüt faizi, yabancı para borçları, kamu alacakları ve özel mevzuatta düzenlenen faiz türleri ayrıca değerlendirilmelidir.

      Tazminat hesaplarında zarar türü, olay tarihi, kusur, kazanç verileri, destek ilişkisi, daha önce yapılan ödemeler ve aktüeryal hesap esasları somut olay özelinde incelenmelidir. Mevzuat ve yüksek mahkeme içtihatlarında meydana gelebilecek değişiklikler de burada yapılan değerlendirmelerin sonucunu etkileyebilir.

      Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki açıklamalara dayanılarak dava açılması, faiz veya tazminat talebinin oluşturulması, bilirkişi raporunun kabul veya reddedilmesi, kanun yoluna başvurulması ya da herhangi bir hukuki işlemden vazgeçilmesi önerilmez.

      Web sitesindeki içeriğin okunması, elektronik posta gönderilmesi veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi, somut dosyanın ayrıca değerlendirilmesi ve taraflar arasında vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

    1. 12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

      12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

      7589 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin bazı hükümlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişiklikleri yalnızca “istinaf ve temyiz sisteminde yenilik” şeklinde okumak, düzenlemenin nedenini ve uygulamadaki etkisini açıklamak bakımından yeterli değildir.

      Yeni hükümlerin önemli bir bölümü, Anayasa Mahkemesinin kanun yolu denetimine erişim konusunda verdiği iki kararın ardından ortaya çıktı.

      Bunlardan ilki davaların birleştirilmesine, ikincisi ise bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz hakkına ilişkindir.

      Her iki değişikliğin arkasında da benzer bir sorun bulunmaktadır:

      Bir mahkemenin tarafların yargılamadaki durumunu önemli ölçüde etkileyen kararının etkili bir kanun yolu denetiminin dışında kalması.

      Birleştirme Kararlarında Sorun Neydi?

      HMK m.166 uyarınca, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ve aralarında bağlantı bulunan davalar birleştirilebilir.

      Eski sistemde ikinci davanın açıldığı mahkemenin verdiği birleştirme kararı, ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlıyordu.

      Ancak önemli bir sorun vardı.

      Birleştirme kararına karşı bağımsız olarak kanun yoluna başvurulamıyor; bu konudaki itiraz ancak esas hükümle birlikte ileri sürülebiliyordu.

      Bunun sonucu olarak bir mahkeme, başka bir mahkemenin verdiği birleştirme kararı nedeniyle kendisine gönderilen davaya bakmak zorunda kalabiliyor; fakat birleştirme kararının hukuka uygunluğu o aşamada üst mahkeme tarafından denetlenemiyordu.

      Anayasa Mahkemesi bu sistemi kanuni hakim güvencesi bakımından sorunlu buldu.

      AYM Kararından Sonra Sistem Nasıl Değişti?

      7589 sayılı Kanun ile HMK m.166 ve m.168 birlikte değiştirildi.

      Yeni sistemin mantığı iki aşamalıdır.

      İlk olarak, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararına karşı artık esas hükmü beklemeksizin istinaf yoluna başvurulabilir.

      İkinci olarak, ilk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararı verildiği anda değil, birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlı hale gelir.

      Bu iki değişiklik birbirinden bağımsız değildir.

      Kanun koyucu önce birleştirme kararını doğrudan denetlenebilir hale getirmiş, ardından diğer mahkemenin bu kararla bağlı olmasını kararın kesinleşmesine bağlamıştır.

      Böylece birleştirme kararının hukuka uygunluğu konusunda önce kanun yolu denetimi yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir.

      Uygulamacı İçin Asıl Yenilik: Esas Hükmü Beklememek

      Değişikliğin pratik sonucu burada ortaya çıkıyor.

      Örneğin aynı yargı çevresindeki iki asliye ticaret mahkemesinde görülen iki dava arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle ikinci davanın ilk dava ile birleştirilmesine karar verildiğini düşünelim.

      Birleştirmenin hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf artık yargılamanın tamamlanmasını beklemek zorunda değildir.

      Birleştirme kararının kendisine karşı istinaf yoluna gidebilir.

      Dolayısıyla avukat bakımından birleştirme kararı artık yalnızca dosyanın hangi mahkemede devam edeceğini gösteren teknik bir ara işlem olarak görülmemelidir.

      Karar tebliğ edildiğinde bağımsız bir kanun yolu değerlendirmesi yapılması gerekir.

      Ayırma Kararlarında Aynı Değişiklik Yapılmadı

      Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.

      Kanun koyucu birleştirme kararlarını bağımsız istinafa açarken ayırma kararları bakımından aynı yolu benimsemedi.

      İlk derece mahkemesinin verdiği ayırma kararına karşı istinaf yoluna ancak esas hükümle birlikte başvurulabilir.

      Bölge adliye mahkemesinin verdiği birleştirme ve ayırma kararlarına karşı temyiz bakımından da esas hükmün beklenmesi gerekir.

      Üstelik birleştirme veya ayırma konusundaki hukuka aykırılık tek başına BAM’da hükmün kaldırılması veya Yargıtayda bozma nedeni oluşturmaz.

      Dolayısıyla yeni rejimde özellikle şu ayrım önemlidir:

      İlk derece mahkemesinin birleştirme kararı → bağımsız istinaf mümkündür.

      İlk derece mahkemesinin ayırma kararı → ancak hükümle birlikte istinaf edilebilir.

      Bu ayrım, kanun yolu süresinin kaçırılmaması bakımından uygulamada önem taşıyacaktır.

      İkinci Önemli Değişiklik: BAM’ın İlk Defa Kurduğu Hükmün Denetlenmesi

      7589 sayılı Kanun’un kanun yolları bakımından daha önemli değişikliği ise HMK m.362’de yapılmıştır.

      Bu değişikliğin anlaşılabilmesi için önce bölge adliye mahkemesinin istinaf incelemesinde verebileceği kararlar arasındaki farkı görmek gerekir.

      BAM, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddedebilir.

      Ancak bazı durumlarda istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırır ve uyuşmazlığın esası hakkında kendisi yeni bir hüküm kurar.

      İşte tartışma tam olarak burada ortaya çıkmıştır.

      Neden Anayasal Bir Sorun Ortaya Çıktı?

      Eski HMK m.362/1-a uyarınca belirli parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda BAM kararları temyiz edilemiyordu.

      Bu kural, BAM’ın yalnızca ilk derece mahkemesinin kararını onayladığı durumlarda değil; ilk derece kararını kaldırıp tamamen farklı bir hüküm kurduğu durumlarda da uygulanabiliyordu.

      Böylece teorik olarak şu durum ortaya çıkabiliyordu:

      İlk derece mahkemesi davayı reddediyor.

      Davacı istinafa başvuruyor.

      BAM istinafı kabul ediyor, ilk derece kararını kaldırıyor ve davayı kabul ediyor.

      Ancak BAM’ın ilk kez kurduğu bu yeni hüküm, parasal kesinlik sınırı nedeniyle Yargıtay tarafından hiç incelenemiyordu.

      Anayasa Mahkemesi 26 Şubat 2026 tarihli kararında bu durumu hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından değerlendirdi ve düzenlemeyi istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edildiği durumlar yönünden Anayasa’ya aykırı buldu.

      7589 Sayılı Kanun Ne Getirdi?

      Bu kararın ardından HMK m.362’ye yeni üçüncü fıkra eklendi.

      Yeni sistemde BAM’ın;

      istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi,

      ilk derece mahkemesi kararını kaldırması

      ve

      yeniden esas hakkında karar vermesi

      halinde, temyiz edilebilirlik bakımından özel bir rejim uygulanmaktadır.

      Temel kural şudur:

      BAM tarafından yeniden esas hakkında verilen kararın kabul veya reddedilen kısmı, miktar veya değer itibarıyla HMK m.341/2’deki istinaf parasal sınırının üzerindeyse, karar temyiz edilebilir.

      Bu nokta önemlidir.

      Normal temyiz sınırı ile BAM’ın kaldırma üzerine yeniden esas hakkında verdiği kararlar bakımından getirilen sınır aynı değildir.

      Kanun koyucu burada daha düşük olan istinaf parasal sınırını esas alarak Yargıtay denetiminin alanını genişletmiştir.

      Neden İstinaf Sınırı Esas Alınıyor?

      Düzenlemenin arkasındaki düşünce, BAM’ın bu durumda yalnızca bir denetim mahkemesi gibi hareket etmemesidir.

      İlk derece hükmünü kaldırıp yerine yeni bir hüküm kurduğunda BAM, uyuşmazlık hakkında tarafları doğrudan etkileyen yeni bir karar vermektedir.

      Bu nedenle kanun koyucu, BAM’ın ilk kez kurduğu bu hükmün Yargıtay denetimine erişimini klasik temyiz sınırından daha geniş tutmuştur.

      Başka bir ifadeyle:

      Bir karar ilk defa BAM tarafından kurulmuşsa, tarafların bu yeni hükmü bir üst mahkemeye taşıyabilme imkanının daha geniş olması amaçlanmıştır.

      Bu yaklaşım aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin değerlendirmesinin kanuna yansımasıdır.

      Ancak Her Kaldırma Kararı Otomatik Olarak Temyiz Edilebilir Değil

      Yeni düzenleme “BAM ilk derece kararını kaldırdıysa karar mutlaka temyiz edilir” anlamına gelmez.

      Öncelikle BAM’ın yeniden esas hakkında hüküm kurmuş olması gerekir.

      Ardından kararın kabul veya reddedilen kısmının miktar veya değeri kontrol edilmelidir.

      Kanun ayrıca temyiz sınırının altında kalan bazı kararlar bakımından ilk derece mahkemesi kararı ile BAM kararı arasındaki parasal farkı dikkate alan özel bir sınırlama da getirmiştir.

      Dolayısıyla artık BAM kararlarının temyiz edilebilirliği tek bir parasal sınır kontrolüyle belirlenemez.

      Kararın nasıl oluştuğu da incelenmelidir.

      Uygulamada Bir BAM Kararı Geldiğinde Ne Yapılmalı?

      Yeni sistemde bir BAM kararının kanun yolu incelemesi kanaatimizce şu sırayla yapılmalıdır:

      Öncelikle istinaf başvurusunun reddedilip reddedilmediğine bakılmalıdır.

      Başvuru kabul edilmişse, ilk derece hükmünün kaldırılıp kaldırılmadığı belirlenmelidir.

      Kaldırılmışsa BAM’ın dosyayı geri gönderip göndermediği veya kendisinin yeniden esas hakkında hüküm kurup kurmadığı tespit edilmelidir.

      BAM yeniden hüküm kurmuşsa bu kez HMK m.362/3’teki özel temyiz rejimi uygulanmalıdır.

      Son aşamada ise kararın kabul ve ret miktarı, ilgili yılın parasal sınırları ve kanundaki özel istisnalar birlikte değerlendirilmelidir.

      Bu sıra önemlidir. Çünkü yeni düzenlemeden sonra yalnızca uyuşmazlığın toplam değerine bakarak “temyize tabi” veya “kesin” sonucuna ulaşmak hatalı olabilir.

      Karardaki “Kesin” İbaresi Tek Başına Belirleyici Değildir

      Uygulamada kararların hüküm kısmında kanun yoluna ilişkin açıklamalar bulunmaktadır.

      Ancak mahkemenin kararında “kesin” ifadesinin bulunması, kanunen açık olan bir kanun yolunu ortadan kaldırmaz.

      Aynı şekilde yanlışlıkla temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesi de kanunun kesin saydığı bir kararı temyize açık hale getirmez.

      Bu nedenle özellikle 7589 sayılı Kanun sonrasında verilen BAM kararlarında kanun yolu bildiriminin HMK m.362’nin güncel haliyle ayrıca karşılaştırılması gerekir.

      Yeni düzenlemenin henüz çok yeni olması da bu kontrolü daha önemli hale getirmektedir.

      İki Değişikliğin Ortak Noktası: Kararın Denetlenebilirliği

      Birleştirme kararları ile BAM’ın yeniden esas hakkında verdiği kararlar ilk bakışta birbirinden oldukça farklı iki konu gibi görünebilir.

      Ancak 12. Yargı Paketi bakımından bunları aynı başlık altında önemli hale getiren ortak bir düşünce vardır:

      Yargılamanın sonucunu veya görüleceği mahkemeyi önemli biçimde etkileyen bir kararın etkili bir üst mahkeme denetiminden tamamen yoksun bırakılmaması.

      Birleştirme kararında sorun, başka bir mahkemeyi bağlayan kararın bağımsız olarak denetlenememesiydi.

      BAM kararında ise sorun, ilk derece hükmünü ortadan kaldırarak ilk kez yeni bir hüküm kuran istinaf mahkemesi kararının bazı durumlarda Yargıtay denetimine hiç ulaşamamasıydı.

      Her iki konuda da Anayasa Mahkemesi kararları kanun koyucunun müdahalesini tetikledi.

      Bu nedenle 7589 sayılı Kanun’un bu hükümlerini yalnızca teknik bir “kanun yolu değişikliği” olarak değil, mahkeme kararlarının denetlenebilirliği ile kanuni hakim ve hak arama özgürlüğü arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi olarak okumak daha doğru olacaktır.

      Sonuç

      12. Yargı Paketi hukuk yargılamasında bütün istinaf ve temyiz sistemini değiştirmemiştir. Ancak iki önemli noktada mevcut sistemin sınırlarını yeniden çizmiştir.

        Birincisi, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararlarının bağımsız olarak istinaf edilebilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla bağlı olması da kararın kesinleşmesine bağlanmıştır.

        İkincisi ve uygulamada daha geniş etki doğurabilecek değişiklik ise BAM’ın istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece hükmünü kaldırdığı ve yeniden esas hakkında karar verdiği dosyalarda temyiz imkanının genişletilmesidir.

        Bu nedenle yeni dönemde bir BAM kararını incelerken yalnızca “uyuşmazlığın değeri temyiz sınırını geçiyor mu?” sorusunu sormak yeterli değildir.

        Bundan önce sorulması gereken soru şudur:

        Bölge adliye mahkemesi bu dosyada yalnızca ilk derece kararını mı denetledi, yoksa ilk derece hükmünü kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeni bir hüküm mü kurdu?

        Bu ayrım, 7589 sayılı Kanun sonrasında hukuk yargılamasında kanun yolu stratejisinin temel kontrol noktalarından biri haline gelmiştir.


        İlgili Kararlar ve Mevzuat

        Bu yazıda ele alınan değişikliklerin değerlendirilmesinde özellikle aşağıdaki düzenleme ve kararlar önem taşımaktadır:

        • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.166, m.168 ve m.362
        • 7589 sayılı Kanun
        • Anayasa Mahkemesi, E.2024/237, K.2025/137, 17.06.2025: HMK m.166/1’de yer alan ve birleştirme kararının diğer mahkemeyi doğrudan bağlamasını öngören düzenlemeye ilişkin iptal kararı. Anayasa Mahkemesi, düzenlemeyi özellikle kanuni hakim güvencesi ve birleştirme kararının etkili biçimde denetlenebilmesi yönünden değerlendirmiştir. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)
        • Anayasa Mahkemesi, E.2026/49, K.2026/48, 26.02.2026: Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece kararını kaldırdığı ve yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz imkanının sınırlandırılmasına ilişkin karar. Karar, hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından önem taşımaktadır. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)

        Somut Dosyalar Bakımından Ne Yapılmalı?

        7589 sayılı Kanun sonrasında özellikle birleştirme kararları ile bölge adliye mahkemelerinin verdiği kararların kanun yolu bakımından otomatik biçimde değerlendirilmemesi gerekir.

        Bir dosyada;

        kararın hangi tarihte verildiği, ilk derece veya bölge adliye mahkemesi kararı olup olmadığı, BAM’ın ilk derece kararını kaldırıp kaldırmadığı, yeniden esas hakkında hüküm kurulup kurulmadığı, uyuşmazlığın parasal değeri ve ilgili yılın kanun yolu sınırları ayrı ayrı incelenmelidir.

        Özellikle bir kararın hüküm kısmında “kesin” olduğunun belirtilmiş bulunması, kanun yolu incelemesini sona erdiren tek başına yeterli bir veri değildir. Kanun yolu hakkının bulunup bulunmadığı, yürürlükteki usul hükümleri ve somut kararın niteliği üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.

        Hukuki Değerlendirme ve Başvuru

        Bölge adliye mahkemesi kararınızın temyize açık olup olmadığı, birleştirme veya ayırma kararına karşı hangi aşamada başvuru yapılabileceği ya da 7589 sayılı Kanun’un mevcut dosyanıza etkisi konusunda tereddüt bulunması halinde, karar ve dosya evrakı üzerinden bireysel hukuki inceleme yapılması mümkündür.

        Avukat Murat Can Dolğun, hukuk yargılamasında istinaf ve temyiz süreçleri, kanun yolu stratejisinin belirlenmesi ve yüksek mahkeme başvurularının hazırlanması konularında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

        Başvuru öncesinde özellikle ilk derece mahkemesi kararı, bölge adliye mahkemesi kararı, tebliğ belgesi ve mevcutsa daha önce sunulmuş kanun yolu dilekçelerinin birlikte iletilmesi, kanun yolu süresi ve başvuru imkanının sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemlidir.

        Bilgi ve Sorumluluk Notu

        Bu içerik yalnızca genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki görüş, danışmanlık, dava veya kanun yolu stratejisi olarak kabul edilmemelidir.

        Kanun yolu süreleri ve başvuru imkanları; kararın türüne, karar ve tebliğ tarihine, uyuşmazlığın değerine, tarafların taleplerine, geçiş hükümlerine ve somut dosyanın özelliklerine göre değişebilir. Mevzuat ve yargı içtihatlarında sonradan meydana gelebilecek değişiklikler de değerlendirmeyi etkileyebilir.

        Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki bilgilere dayanılarak işlem yapılması, dava açılması, kanun yoluna başvurulması veya bir başvurudan vazgeçilmesi önerilmez. Somut dosya bakımından süre ve hak kaybı ihtimali bulunuyorsa ilgili evrakların bir hukukçu tarafından ayrıca incelenmesi gerekir.

        Bu web sitesindeki içeriklerin okunması veya iletişim formu üzerinden bilgi gönderilmesi, tek başına avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Avukatlık hizmeti ancak somut dosyanın değerlendirilmesi ve taraflar arasında ayrıca vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

      1. Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

        Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

        31 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 7589 sayılı Kanun ile hukuk yargılamasında alacak davalarının kuruluşunu doğrudan etkileyen önemli bir değişiklik yapıldı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılırken, kısmi davaya ilişkin 109. maddeye yeni bir fıkra eklendi.

        Bu değişiklik ilk bakışta bir dava türünün kaldırılması ve diğerinin kapsamının genişletilmesi şeklinde okunabilir. Ancak uygulamadaki etkisi bundan daha geniştir. Yeni düzenleme; dava açılırken talep sonucunun nasıl belirleneceğini, bilirkişi incelemesi sonrasında talebin nasıl artırılacağını ve özellikle zamanaşımı riskinin nasıl yönetileceğini yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor.

        Belirsiz Alacak Davası Neden Önemliydi?

        Belirsiz alacak davasının temel işlevi, davacının dava açıldığı anda alacağının miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesinin kendisinden beklenemediği durumlarda ortaya çıkıyordu.

        Özellikle zararın veya alacağın gerçek miktarının bilirkişi incelemesi, karşı tarafın kayıtları ya da yargılama sırasında toplanacak deliller sonucunda ortaya çıkabildiği uyuşmazlıklarda bu kurum önemli bir usuli imkan sağlıyordu.

        Tazminat davaları, bazı işçilik alacakları ve hesaplamanın teknik inceleme gerektirdiği uyuşmazlıklar bunun tipik örnekleri arasındaydı.

        7589 sayılı Kanun ise HMK m.107’yi bütünüyle yürürlükten kaldırdı. Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 sonrasında açılan davalarda artık HMK anlamında belirsiz alacak davası bulunmuyor.

        Bu noktada değişikliğin yalnızca terminolojik olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. Uygulamacının artık dava açarken farklı bir usul stratejisi kurması gerekiyor.

        Yeni Sistemin Merkezinde Kısmi Dava Var

        Kanun koyucu belirsiz alacak davasını kaldırırken, HMK m.109’da düzenlenen kısmi davaya yeni bir imkan ekledi.

        Yeni hükme göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda davacı talebini aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere ve tahkikat sona erinceye kadar artırabilecek.

        Üstelik bu artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmayacak.

        Bunun pratik sonucu önemlidir.

        Örneğin davacı, miktarı henüz kesin olarak ortaya çıkmamış bir alacağının belirli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi veya diğer deliller sonucunda gerçek alacak miktarı ortaya çıktığında talebini artırabilir.

        Ancak burada önemli bir sınırlama bulunmaktadır:

        Bu imkan aynı dava içerisinde yalnızca bir kez kullanılabilir.

        Dolayısıyla yeni sistem uygulamacıya bir imkan sağlarken, aynı zamanda talep artırımının zamanlamasını dava stratejisinin önemli bir parçası haline getiriyor.

        Talep Artırımında Acele Etmemek Gerekebilir

        Yeni düzenlemenin uygulamada en fazla dikkat gerektiren yönlerinden biri kanaatimizce budur.

        Bir dosyada ilk bilirkişi raporunun alınmış olması, her zaman alacağın nihai miktarının ortaya çıktığı anlamına gelmez. Rapora itiraz edilebilir, ek rapor alınabilir veya yeni deliller sonucunda hesaplama değişebilir.

        Buna karşılık HMK m.109 kapsamında getirilen talep artırma hakkı bir defaya mahsustur.

        Bu nedenle ilk hesaplama ortaya çıkar çıkmaz talebin artırılması her dosyada doğru strateji olmayabilir.

        Uygulamacının;

        • tahkikatın hangi aşamada bulunduğunu,
        • bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığını,
        • ek rapor alınma ihtimalini,
        • karşı tarafın rapora yönelik itirazlarını,
        • dosyaya henüz kazandırılmamış delilleri

        birlikte değerlendirmesi gerekir.

        Yeni sistemde mesele yalnızca “talebimi artırabilir miyim?” sorusu değildir.

        Asıl soru, “talebimi ne zaman artırmalıyım?” olacaktır.

        Zamanaşımı Bakımından Önemli Güvence

        Kısmi davanın uygulamadaki en önemli sorunlarından biri, dava edilmeyen bölüm bakımından zamanaşımının devam etmesiydi.

        7589 sayılı Kanun bu konuda önemli bir değişiklik yaptı.

        Yeni HMK m.109/4 uyarınca talep sonradan artırıldığında, artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacak.

        Bu hüküm, yeni sistemin en önemli unsurlarından biridir.

        Örneğin 1.000.000 TL olduğu düşünülen ancak kesin hesabı henüz yapılamayan bir alacağın 100.000 TL’lik kısmının dava edildiğini varsayalım. Yargılama sonucunda alacağın 850.000 TL olduğunun ortaya çıkması ve talebin kanundaki şartlara uygun şekilde artırılması halinde, artırılan bölüm bakımından zamanaşımının kesilmesi artırım tarihinde değil, ilk davanın açıldığı tarihte gerçekleşmiş kabul edilecektir.

        Böylece kısmi davanın geçmişte yarattığı en önemli risklerden biri önemli ölçüde azaltılmış olmaktadır.

        Kısmi Dava Artık Belirsiz Alacak Davasının Aynısı mı?

        Hayır.

        Yeni düzenlemenin belirsiz alacak davasının gördüğü işlevlerin önemli bir bölümünü kısmi dava üzerinden karşılamaya çalıştığı söylenebilir. Ancak iki kurumun tamamen aynı olduğu sonucuna varmak doğru olmaz.

        Belirsiz alacak davasında davacı, hukuki niteliği itibarıyla alacağının tamamını dava konusu yapmakta; ancak dava başlangıcında bunun miktarını kesin olarak gösterememekteydi.

        Kısmi davada ise davacı, bölünebilir bir alacağın yalnızca belirli bir bölümünü dava etmektedir.

        Dolayısıyla yeni sistemde dava dilekçesinin hazırlanması sırasında hangi miktarın dava konusu edildiğinin ve geriye kalan alacak bölümünün hukuki durumunun açık biçimde ortaya konulması daha da önemli hale gelmektedir.

        Bu ayrım özellikle harç, kesin hüküm, talep sonucu ve vekalet ücreti gibi konularda ileride ortaya çıkabilecek uygulama tartışmaları bakımından gözden kaçırılmamalıdır.

        Dava Dilekçeleri de Yeni Sisteme Göre Kurulmalı

        Değişiklik, yalnızca yargılama sırasında yapılacak işlemleri değil, dava dilekçelerinin hazırlanma biçimini de etkiliyor.

        31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak bir alacak davasında artık alışkanlıkla “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası” şeklinde bir nitelendirme yapılması mümkün değildir.

        Bunun yerine öncelikle şu sorular cevaplanmalıdır:

        Alacak bölünebilir nitelikte midir? Dava tarihinde hesaplanabilen bölüm nedir? Hangi miktar dava konusu yapılacaktır? Kalan bölümün belirlenmesi için hangi delillerin toplanması gerekmektedir? Talep artırımının hangi aşamada yapılması öngörülmektedir?

        Bu değerlendirme, dava açılmadan önce yapılmalıdır.

        Başka bir ifadeyle yeni düzenleme, talep sonucunun belirlenmesini dava dilekçesinin sonunda yazılan bir rakam olmaktan çıkarıp dava stratejisinin merkezine yerleştirmektedir.

        Eski Dosyalar Bakımından Durum Farklı

        7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmü ayrıca önem taşıyor.

        HMK m.107’nin kaldırılması ve HMK m.109’da yapılan değişiklik, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmayacak.

        Dolayısıyla halihazırda görülmekte olan belirsiz alacak davalarının yeni düzenleme nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmesi söz konusu değildir.

        Bu nedenle uygulamada bir süre iki farklı rejim birlikte varlığını sürdürecektir:

        31 Temmuz 2026’dan önce açılmış davalarda eski hükümler, bu tarihten sonra açılmış davalarda ise yeni sistem esas alınacaktır.

        Özellikle devam eden dosyalarda yalnızca yürürlükteki HMK metnine bakılması bu nedenle yanıltıcı olabilir. Davanın açılış tarihi mutlaka kontrol edilmelidir.

        Uygulamacı Açısından Ne Değişti?

          Eskiden tartışmanın önemli bir bölümü “belirsiz alacak davası mı, kısmi dava mı?” sorusu etrafında şekillenirken, yeni dönemde farklı sorular öne çıkacaktır:

          Alacağın hangi bölümü dava edilmeli? Talep artırımı hangi aşamada yapılmalı? Bilirkişi raporunun kesinleşmesi beklenmeli mi? Bir defalık artırım hakkı ne zaman kullanılmalı?

          Özellikle yüksek miktarlı ticari alacaklar ve tazminat uyuşmazlıklarında bu kararların ekonomik sonuçları da küçümsenmemelidir. Başlangıçta dava edilen miktar harç yükünü etkilerken, talep artırımının zamanlaması ise davacının daha sonra hareket edebileceği alanı doğrudan belirleyebilir.

          Bu nedenle yeni sistemde kısmi dava artık yalnızca “alacağın bir bölümünü dava etmek” şeklinde basit bir usul tercihi olarak değerlendirilmemelidir.

          Sonuç

          7589 sayılı Kanun ile belirsiz alacak davasının kaldırılması, hukuk yargılamasında önemli bir yaklaşım değişikliğine işaret ediyor.

          Kanun koyucu bir taraftan HMK m.107’yi sistemden çıkarırken, diğer taraftan kısmi davada talebin tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına ve artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılmasına imkan tanıdı.

          Yeni düzenleme davacı açısından önemli kolaylıklar sağlıyor. Buna karşılık bir defalık talep artırımı, uygulamacının dosyanın gelişimini daha dikkatli takip etmesini zorunlu kılıyor.

          Bu nedenle 31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak alacak davalarında temel mesele artık yalnızca hangi dava türünün seçileceği değildir. Dava edilen miktarın belirlenmesi, delillerin toplanma sırası, bilirkişi incelemesi ve talep artırımının zamanı birlikte düşünülmelidir.

          Kısacası, belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla alacak davalarında strateji ortadan kalkmadı; aksine stratejinin ağırlık merkezi kısmi davaya taşındı.


          Bilgi Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda uygulanacak usul hükümleri, davanın açılış tarihi, talebin niteliği, zamanaşımı süresi ve ilgili geçiş hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

        1. Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku Öğretmek: Hak Temelli Bir Mesleki Perspektif

          Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku Öğretmek: Hak Temelli Bir Mesleki Perspektif

          Bir önceki yazıda, Eğitim Hukuku dersine ilişkin yaklaşımımı ve öğretmen adayları bakımından hukuki düşünme becerisinin neden önemli olduğunu ele almıştım.

          Bu yaklaşımın doğal devamını ise İnsan Hakları Hukuku oluşturuyor.

          Eğitim Fakültesi öğrencilerine İnsan Hakları Hukuku anlatırken temel amacın, uluslararası sözleşmelerin veya hak kataloglarının ezberlenmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Asıl mesele, insan haklarının eğitim ortamında nasıl somutlaştığını; öğretmenin, öğrencinin ve eğitim kurumunun gündelik ilişkilerinde ne şekilde karşılık bulduğunu gösterebilmektir.

          Çünkü insan hakları, yalnızca mahkeme kararlarında veya uluslararası belgelerde karşılaştığımız soyut ilkeler değildir.

          Eğitim ortamının kendisi, insan haklarının en yoğun biçimde görünür hale geldiği alanlardan biridir.

          İnsan Hakları Eğitimi Neden Öğretmen Adayları İçin Önemlidir?

          Bir öğretmen, mesleki yaşamı boyunca yalnızca bilgi aktaran kişi değildir.

          Öğretmen aynı zamanda öğrencinin düşüncesiyle, kişiliğiyle, özel hayatıyla, inancıyla, ailesiyle, farklılıklarıyla ve gelişim süreciyle temas eder.

          Bu nedenle öğretmenin aldığı birçok karar, doğrudan veya dolaylı biçimde temel hak ve özgürlüklerle ilişkilidir.

          Öğrencinin kendisini ifade etmesine ne ölçüde imkan tanındığı, disiplin süreçlerinin nasıl yürütüldüğü, farklı özelliklere sahip öğrenciler arasında nasıl bir yaklaşım benimsendiği, öğrencinin özel hayatına ilişkin bilgilerin nasıl korunduğu veya okul içinde hangi davranışların sınırlandırılabileceği yalnızca pedagojik meseleler değildir.

          Bütün bu alanlarda aynı zamanda hukuki sınırlar ve insan hakları ilkeleri bulunmaktadır.

          Bu nedenle öğretmen adaylarının insan haklarını yalnızca “bilmesi” değil, mesleki kararlarını insan hakları perspektifiyle değerlendirebilmesi gerekir.

          Hak Kavramını Soyutluktan Çıkarmak

          İnsan Hakları Hukuku çoğu zaman geniş kavramlar üzerinden anlatılır:

          İnsan onuru.

          Eşitlik.

          Ayrımcılık yasağı.

          İfade özgürlüğü.

          Özel hayatın korunması.

          Din ve vicdan özgürlüğü.

          Eğitim hakkı.

          Çocuğun üstün yararı.

          Bu kavramların tamamı son derece önemlidir. Ancak yalnızca tanımlar üzerinden anlatıldığında, öğrenciler açısından soyut kalma riski taşırlar.

          Bu nedenle derste üzerinde durmak istediğim temel yöntemlerden biri, insan haklarını somut eğitim ilişkileri üzerinden tartışmak olacaktır.

          Bir öğrencinin sınıfta görüşünü açıklaması hangi noktaya kadar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir?

          Bir okulun kıyafet düzenlemesi hangi koşullarda meşru kabul edilebilir?

          Bir öğrencinin fotoğrafının paylaşılması bakımından rıza yeterli midir?

          Engelli bir öğrencinin diğer öğrencilerle tamamen aynı koşullarda sınava alınması gerçekten eşitlik midir?

          Bir öğrencinin ailesine, inancına, diline veya sosyal durumuna ilişkin farklılıklar eğitim ortamında nasıl ele alınmalıdır?

          Bu soruların her biri, insan haklarının eğitim alanındaki somut görünüm biçimleridir.

          Dolayısıyla dersin amacı, hakların isimlerini öğrenmekten çok, hangi olayda hangi hakkın gündeme geldiğini fark edebilmektir.

          İnsan Onuru: Başlangıç Noktası

          İnsan hakları hukukunun merkezine yerleştirilmesi gereken temel kavramlardan birinin insan onuru olduğu kanaatindeyim.

          Çünkü pek çok hak, nihayetinde bireyin insan olarak taşıdığı değerin korunmasına yöneliktir.

          Bu yaklaşım eğitim ortamında ayrıca önem taşır.

          Bir öğrencinin küçük düşürülmemesi, aşağılanmaması, kişiliğinin hedef alınmaması veya yalnızca başarısı üzerinden değerlendirilmemesi, meselenin yalnızca pedagojik yönü değildir.

          Aynı zamanda kişinin onurunun korunmasıyla ilgilidir.

          Öğretmenin öğrencisine yaklaşımında olduğu kadar, okul idaresinin öğretmene yaklaşımında da aynı ilke geçerlidir.

          İnsan hakları hukukunu yalnızca öğrenciyi koruyan tek yönlü bir mekanizma olarak görmek de doğru değildir.

          Öğretmenin kişilik hakları, mesleki itibarı, özel hayatı ve ifade özgürlüğü de korunması gereken değerler arasındadır.

          Bu nedenle insan hakları yaklaşımının temelinde taraflardan birini mutlak biçimde üstün tutmak değil, hakları ve yükümlülükleri birlikte değerlendirmek yer almalıdır.

          Eşitlik Her Zaman Aynı Muamele Anlamına Gelmez

          Eğitim ortamında özellikle önem verilmesi gereken konulardan biri eşitlik ve ayrımcılık yasağıdır.

          Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım bulunmaktadır.

          Eşitlik, her öğrenciye her durumda tamamen aynı şekilde davranmak anlamına gelmez.

          Bazı durumlarda gerçek eşitliği sağlayabilmek için farklı ihtiyaçların dikkate alınması gerekir.

          Engelli bir öğrenciye sınavda ek süre tanınması, dil bakımından özel desteğe ihtiyaç duyan bir öğrenci için uyarlama yapılması veya belirli dezavantajların giderilmesine yönelik tedbirlerin alınması ilk bakışta farklı muamele gibi görünebilir.

          Ancak insan hakları hukukunda önemli olan yalnızca biçimsel eşitlik değil, kimi zaman fiili ve etkili eşitliğin sağlanmasıdır.

          Öğretmen adaylarının bu ayrımı kavramasını özellikle önemli buluyorum.

          Çünkü eğitim ortamındaki adalet duygusu, her zaman herkese aynı şekilde davranmakla kurulmaz.

          Bazen adalet, farklılıkları görebilmeyi gerektirir.

          Hakların da Sınırları Vardır

          İnsan hakları eğitimi verilirken kaçınılması gereken bir diğer yaklaşım, temel hakları sınırsız yetkiler gibi sunmaktır.

          İfade özgürlüğü önemlidir ancak mutlak değildir.

          Özel hayatın korunması önemlidir ancak bazı durumlarda meşru müdahaleler mümkün olabilir.

          Eğitim hakkı güvence altındadır ancak eğitim kurumlarının düzen ve güvenliği sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.

          Burada asıl mesele, bir hakkın sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağından çok, bu sınırlandırmanın hangi koşullarda hukuka uygun kabul edilebileceğidir.

          Yetki var mı?

          Meşru bir amaç bulunuyor mu?

          Alınan tedbir gerekli mi?

          Daha hafif bir yöntemle aynı sonuç elde edilebilir miydi?

          Müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge kurulmuş mu?

          Bu sorular bizi insan hakları hukukunun en önemli kavramlarından biri olan ölçülülük ilkesine götürür.

          Öğretmen adaylarının ölçülülük yaklaşımını yalnızca hukuki bir test olarak değil, günlük mesleki kararlarında kullanılabilecek bir düşünme yöntemi olarak görmelerini önemli buluyorum.

          Çocuk Hakları Perspektifi

          Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku anlatılırken çocuk haklarına ayrıca yer verilmesi gerektiği açıktır.

          Çocuk, yalnızca korunması gereken pasif bir birey değildir.

          Aynı zamanda hak sahibidir.

          Görüş bildirme hakkı vardır.

          Kendisini ilgilendiren konularda dinlenme hakkı vardır.

          Özel hayatı vardır.

          Kişisel verileri vardır.

          Gelişim düzeyine uygun biçimde karar süreçlerine katılma hakkı vardır.

          Bu noktada “çocuğun üstün yararı” kavramı özel önem taşımaktadır.

          Ancak bu kavramın da tek başına kullanılan belirsiz bir gerekçe haline getirilmemesi gerekir.

          Çocuğun üstün yararı, yetişkinlerin çocuk adına uygun gördüğü her kararın otomatik olarak hukuka uygun kabul edilmesi anlamına gelmez.

          Aksine çocuğun kişiliği, görüşü, gelişim düzeyi ve somut koşulları dikkate alınarak değerlendirme yapılmasını gerektirir.

          Bu nedenle öğretmenin çocuk hakları konusunda sahip olduğu farkındalık, yalnızca hukuki sorumluluk bakımından değil, mesleki yaklaşım bakımından da belirleyicidir.

          İnsan Hakları Kültürü ve Eğitim

          İnsan hakları hukukunun eğitim fakültelerinde okutulmasının önemini yalnızca öğretmenlerin hukuki sorumluluklarını bilmesiyle açıklamak eksik kalır.

          Daha geniş bir mesele söz konusudur.

          Öğretmen, öğrencinin devlet ve toplumla kurduğu ilişkinin şekillenmesinde önemli bir role sahiptir.

          Öğrenci çoğu zaman eşitlik, adalet, otorite, özgürlük, sorumluluk ve katılım gibi kavramları yalnızca kitaplardan değil, okul deneyiminden öğrenir.

          Bir öğrencinin görüşünün dinlenip dinlenmemesi, farklılıklarına nasıl yaklaşıldığı, disiplin süreçlerinde kendisine nasıl davranıldığı veya kararların hangi gerekçelerle alındığı; onun hukuk ve adalet anlayışının oluşmasında doğrudan etkili olabilir.

          Dolayısıyla insan hakları eğitimi, yalnızca hukuki bilgi aktarmak anlamına gelmez.

          Aynı zamanda bir hak kültürünün oluşmasına katkı sunmak anlamına gelir.

          Dersin Amacı

          Bu nedenle İnsan Hakları Hukuku dersinde hedefim, öğrencilerin yalnızca hangi uluslararası sözleşmede hangi hakkın düzenlendiğini bilmeleri olmayacaktır.

          Elbette anayasal ve uluslararası hukuki çerçeveyi ele alacağız.

          Ancak asıl olarak şu becerilerin gelişmesini önemsiyorum:

          Bir olayda temel hak meselesini fark edebilmek.

          Çatışan hak ve menfaatleri birlikte değerlendirebilmek.

          Bir sınırlamanın gerekçesini sorgulayabilmek.

          Eşitlik ile aynı muamele arasındaki farkı görebilmek.

          Öğrencinin hakları kadar öğretmenin haklarını da dikkate alabilmek.

          Ve en önemlisi, mesleki kararların yalnızca alışkanlıklara veya kurumsal uygulamalara değil, hukuki ve etik gerekçelere dayanması gerektiğini kavrayabilmek.

          Eğitim Hukuku ile İnsan Hakları Hukukunu bu nedenle birbirini tamamlayan iki alan olarak görüyorum.

          İlki eğitim ilişkisinin hukuki yapısını ve sınırlarını anlamamıza yardımcı olurken, ikincisi bu ilişkinin hangi değerler üzerine kurulması gerektiğini gösterir.

          Kanaatimce öğretmenlik mesleğinde hukuk bilgisinin asıl değeri de burada ortaya çıkmaktadır:

          Kuralları bilmekten önce insanı, hakları ve yetkinin sınırlarını görebilmek.

        2. Eğitim Fakültesinde Hukuk Öğretmek: Eğitim Hukukuna Dair Bir Yaklaşım

          Eğitim Fakültesinde Hukuk Öğretmek: Eğitim Hukukuna Dair Bir Yaklaşım

          Bu akademik yıl içerisinde Eğitim Fakültesi öğrencileriyle Eğitim Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku dersleri kapsamında bir araya geleceğim.

          Bu derslere hazırlanırken benim açımdan temel mesele, hukuk bilgisinin eğitim fakültesi öğrencilerine hangi yöntem ve bakış açısıyla aktarılması gerektiği oldu. Zira öğretmen adaylarına verilecek hukuk eğitiminin, hukuk fakültelerinde verilen klasik hukuk öğretiminin daha sade bir biçiminden ibaret olmaması gerektiğini düşünüyorum.

          Eğitim Fakültesinde hukuk öğretiminin amacı, öğrencileri hukukçu haline getirmek değildir. Asıl amaç; mesleki yaşamlarında karşılaşacakları hukuki meseleleri fark edebilen, hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını bilen, kamu gücü ile bireysel haklar arasındaki ilişkiyi değerlendirebilen ve gerektiğinde hukuki düşünme yöntemlerinden yararlanabilen öğretmenlerin yetişmesine katkı sunmaktır.

          Eğitim, Aynı Zamanda Hukuki Bir İlişkidir

          Eğitim çoğu zaman pedagojik, psikolojik ve sosyolojik boyutları üzerinden ele alınmaktadır. Oysa eğitim faaliyeti aynı zamanda yoğun biçimde hukuki sonuçlar doğuran bir alandır.

          Bir öğretmenin öğrenciyle kurduğu ilişki; öğrencinin eğitim hakkı, kişilik hakları, özel hayatının korunması, eşitlik ilkesi, ifade özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, disiplin süreçleri ve idarenin yetkileri gibi çok sayıda hukuki meseleyle doğrudan bağlantılıdır.

          Benzer şekilde öğretmenin kendisi de yalnızca birtakım yükümlülüklerin muhatabı değildir. Öğretmenin çalışma hakkı, mesleki itibarı, kişilik hakları, ifade özgürlüğü ve idarenin hukuka aykırı işlemlerine karşı korunma hakkı bulunmaktadır.

          Dolayısıyla eğitim hukukunun yalnızca öğrencinin haklarından veya öğretmenin sorumluluğundan ibaret olduğu düşüncesi eksiktir.

          Eğitim hukuku; öğrenci, öğretmen, veli, okul yönetimi ve kamu idaresi arasındaki hukuki ilişkilerin bütününü konu edinmektedir.

          Mevzuatı Ezberlemek Değil, Hukuki Düşünmeyi Öğrenmek

          Eğitim Hukuku dersinde benim için temel hedef, öğrencilerin mümkün olduğunca fazla kanun veya yönetmelik maddesi ezberlemesi olmayacaktır.

          Mevzuat değişebilir.

          Yönetmelikler yürürlükten kaldırılabilir, yeni düzenlemeler kabul edilebilir, idari uygulamalar zaman içerisinde farklılaşabilir. Buna karşılık hukuki bir sorunun nasıl tespit edileceğini, bir normun nasıl yorumlanacağını ve farklı haklar arasında nasıl denge kurulacağını öğrenmek daha kalıcı bir kazanımdır.

          Bu nedenle derslerde öğrencilerin öncelikle bir olayın içerisindeki hukuki problemi görebilmelerini önemsiyorum.

          Örneğin bir öğrencinin cep telefonuna geçici olarak el konulması, sınavının geçersiz sayılması, disiplin cezası verilmesi, fotoğrafının okulun sosyal medya hesabında yayımlanması veya kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması ilk bakışta günlük okul hayatına ilişkin sıradan meseleler olarak görülebilir.

          Ancak bu örneklerin her biri; yetki, ölçülülük, özel hayatın korunması, kişisel verilerin korunması, eğitim hakkı veya idarenin sorumluluğu bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken hukuki sorunlar doğurabilir.

          Dolayısıyla önemli olan yalnızca “hangi kural uygulanır?” sorusunu sormak değildir.

          Öncelikle “burada hukuken korunması gereken değer nedir?” sorusunu sorabilmek gerekir.

          Hukuk, Yalnızca Sınırlandıran Değil Koruyan Bir Mekanizmadır

          Öğretmen adaylarına hukuk anlatılırken yalnızca yasaklar, disiplin yaptırımları veya hukuki sorumluluklar üzerinden hareket edilmesini doğru bulmuyorum.

          Böyle bir yaklaşım, hukuku öğretmenin mesleki faaliyetini sürekli sınırlandıran veya tehdit eden bir alanmış gibi gösterebilir.

          Oysa hukuk yalnızca sınır çizmez.

          Aynı zamanda hakları güvence altına alır.

          Öğrencinin haklarını koruduğu kadar öğretmenin de haklarını korur. İdarenin yetkilerini düzenlediği kadar bu yetkilerin sınırlarını da belirler. Kamu hizmetinin düzenli biçimde yürütülmesini sağlarken aynı zamanda keyfiliğin önüne geçmeye çalışır.

          Bu sebeple eğitim hukukunun doğru anlaşılabilmesi için hak, yetki, sorumluluk ve sınır kavramlarının birlikte ele alınması gerektiği kanaatindeyim.

          Somut Olaylar Üzerinden Hukuki Muhakeme

          Dersin önemli bir bölümünde somut olaylardan hareket etmeyi planlıyorum.

          Çünkü hukuk kurallarını öğrenmek ile bu kuralları gerçek bir uyuşmazlığa uygulayabilmek aynı şey değildir.

          Bir olayda öğretmenin, öğrencinin, velinin ve okul yönetiminin farklı hukuki iddiaları bulunabilir. Bunların tamamını değerlendirebilmek için yalnızca mevzuatı bilmek yeterli değildir; farklı menfaatleri ve hakları birlikte değerlendirebilmek gerekir.

          Bu noktada öğrencilerin kimi zaman öğretmenin, kimi zaman öğrencinin, kimi zaman idarenin ve kimi zaman karar vermek zorunda olan bir hakimin perspektifinden meseleye yaklaşmasını faydalı buluyorum.

          Amaç tek bir doğru cevabı ezberletmekten ziyade, hukuki gerekçe üretme becerisini geliştirmektir.

          Bir görüşe katılmak kadar o görüşe gerekçeli biçimde itiraz edebilmek de hukuk eğitiminin önemli bir parçasıdır.

          Eğitim Hukukunun Merkezinde İnsan Vardır

          Eğitim hukuku yalnızca eğitim kurumlarının işleyişini düzenleyen teknik kurallar bütünü değildir.

          Bu alanın merkezinde insan bulunmaktadır.

          Öğrenci, öğretmen, veli ve diğer eğitim çalışanları hukuki ilişkinin öznesidir. Dolayısıyla eğitim sistemini değerlendirirken yalnızca kurumların işleyişine veya idari düzenlemelere değil, bu düzenlemelerin insan üzerindeki etkilerine de bakmak gerekir.

          Bu yaklaşım doğal olarak bizi İnsan Hakları Hukukuna götürmektedir.

          Çünkü eğitim hakkı, eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, özel hayatın korunması, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü veya çocuğun üstün yararı gibi meseleler, yalnızca eğitim hukukunun değil aynı zamanda insan hakları hukukunun temel konuları arasındadır.

          Bu nedenle Eğitim Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku derslerini birbirinden tamamen bağımsız iki alan olarak değil; birbirini tamamlayan iki ders olarak değerlendirmeyi tercih ediyorum.

          Eğitim Hukuku daha somut ve kurumsal çerçeveyi ortaya koyarken, İnsan Hakları Hukuku bu ilişkinin temelindeki değerleri ve hak sistemini anlamamıza imkan verir.

          Bu yıl derslerde ulaşmak istediğim temel sonuç da budur:

          Mevzuatı bilen değil yalnızca; hukuki problemi fark edebilen, haklar ile yetkiler arasındaki sınırı görebilen ve mesleki kararlarını hukukun temel ilkeleriyle birlikte değerlendirebilen öğretmen adaylarının yetişmesine katkıda bulunmak.

          Bir sonraki yazıda ise bu yaklaşımın ikinci boyutunu ele alarak, İnsan Hakları Hukukunun Eğitim Fakültesi öğrencileri bakımından neden ayrıca önemli olduğunu ve bu dersin hangi yöntemle ele alınması gerektiğini değerlendireceğim.

        3. OFAC Yaptırım Listesinden Nasıl Çıkılır? SDN Delisting ve Reconsideration Süreci

          ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Office of Foreign Assets Control (OFAC), ABD’nin ekonomik ve mali yaptırım programlarını uygulayan kurumdur.

          Özellikle Specially Designated Nationals and Blocked Persons List (SDN List) içerisinde yer alan gerçek ve tüzel kişiler; uluslararası bankacılık işlemleri, para transferleri, ticari ilişkiler, şirket faaliyetleri ve finansal kuruluşlarla çalışma bakımından ciddi sonuçlarla karşılaşabilmektedir.

          Ancak bir kişinin veya şirketin OFAC yaptırım listesine alınması, bu kaydın hiçbir zaman kaldırılamayacağı anlamına gelmez.

          ABD mevzuatı, yaptırım listesinde bulunan kişi ve kuruluşlara idari yeniden değerlendirme ve listeden çıkarılma başvurusu yapma imkanı tanımaktadır.

          Bu süreç uygulamada OFAC Delisting Petition, Administrative Reconsideration veya Request for Reconsideration olarak adlandırılmaktadır.

          OFAC Listesinden Çıkmak Mümkün Müdür?

          Evet.

          OFAC yaptırım listesinde bulunan bir gerçek kişi, tüzel kişi veya yaptırım kapsamındaki belirli bir malvarlığı için idari yeniden değerlendirme talep edilebilir.

          Başvuru, doğrudan yaptırıma tabi kişi tarafından yapılabileceği gibi yetkili bir temsilci veya avukat aracılığıyla da gerçekleştirilebilir.

          OFAC listesinden çıkarılma sürecinin temel düzenlemelerinden biri 31 C.F.R. § 501.807 hükmüdür.

          OFAC ayrıca 29 Haziran 2026 tarihinde Reconsideration Portal isimli yeni elektronik başvuru sistemini devreye almıştır. Güncel başvuruların portal üzerinden yürütülmesi OFAC tarafından özellikle teşvik edilmektedir.

          OFAC Delisting Başvurusunun Temel Gerekçeleri Nelerdir?

          Bir delisting başvurusunun yalnızca “listeden çıkarılmak istiyorum” şeklinde hazırlanması yeterli değildir.

          Başvuruda yaptırım kararının hukuki ve maddi temeline karşı somut bir gerekçe ortaya konulması gerekir.

          Uygulamada iki temel başlık özellikle önem taşımaktadır:

          • Insufficient Basis: Yaptırım kararının baştan itibaren yeterli maddi veya hukuki temele sahip olmaması.
          • Change in Circumstances: Yaptırım kararının temelini oluşturan koşulların sonradan değişmesi veya ortadan kalkması.

          1. Insufficient Basis – Yaptırım İçin Yeterli Temel Bulunmaması

          Bu gerekçede temel iddia, kişinin yaptırım listesine alındığı tarihte dahi ilgili yaptırım kriterlerinin gerçekte oluşmadığıdır.

          Örneğin;

          • kişinin yanlış tanımlanmış olması,
          • kimlik karışıklığı bulunması,
          • OFAC tarafından ileri sürülen ilişkinin gerçekte mevcut olmaması,
          • belirli kişi veya kuruluşlarla ilişkinin yanlış değerlendirilmesi,
          • ticari veya mali bir işlemin yaptırım kapsamına hatalı biçimde sokulması,
          • yaptırım kararının verildiği tarihte mevcut bilgilerin designation için yeterli olmaması

          bu başlık altında incelenebilir.

          OFAC uygulamasında mistaken identity, yani kişinin başka bir yaptırım uygulanan kişiyle karıştırılması da ayrıca önem taşıyan bir durumdur.

          Bu tür bir başvuruda özellikle yaptırım kararının verildiği tarihte mevcut bulunan banka kayıtları, ticari belgeler, seyahat bilgileri, şirket kayıtları, iletişim kayıtları ve diğer objektif deliller önem kazanabilir.

          2. Change in Circumstances – Koşulların Değişmesi

          Bazı durumlarda yaptırım kararının verildiği tarihte belirli koşullar mevcut olsa dahi bu koşullar daha sonra tamamen değişmiş veya ortadan kalkmış olabilir.

          Örneğin;

          • yaptırıma konu faaliyetin sona ermesi,
          • belirli kişiler veya kuruluşlarla ilişkinin tamamen kesilmesi,
          • şirket sahiplik veya yönetim yapısının değişmesi,
          • yaptırım sebebi olarak gösterilen faaliyetin terk edilmesi,
          • kişinin sonraki dönemdeki faaliyetlerinin yaptırım gerekçesini ortadan kaldırması

          bir Change in Circumstances başvurusunun temelini oluşturabilir.

          Somut olayın özelliklerine göre Insufficient Basis ve Change in Circumstances gerekçelerinin birlikte değerlendirilmesi de mümkün olabilir. Ancak başvuruda ileri sürülen açıklamaların birbiriyle çelişmemesi gerekir.

          Courtesy Document Nedir?

          OFAC delisting sürecinde önemli araçlardan biri Courtesy Document Request mekanizmasıdır.

          Basit şekilde ifade etmek gerekirse Courtesy Document talebinin amacı şu soruya cevap aramaktır:

          “OFAC yaptırım kararını verirken hangi bilgi ve kaynaklara dayandı?”

          OFAC, yaptırım kararına ilişkin belirli gizli olmayan ve hukuki ayrıcalık kapsamında bulunmayan bilgi ve kaynakları, talep üzerine yaptırım uygulanan kişi veya yetkili temsilcisiyle paylaşabilir.

          Bu imkan, delisting başvurusunun hazırlanması bakımından son derece önemlidir.

          Çünkü yaptırım kararına karşı yalnızca genel bir itiraz sunmak yerine, mümkün olduğu ölçüde OFAC’ın dayandığı somut kaynakların incelenmesi ve bunlara karşı deliller hazırlanması mümkün hale gelir.

          Courtesy Document Bütün OFAC Dosyasını Gösterir Mi?

          Hayır.

          Courtesy Document, OFAC’ın sahip olduğu bütün soruşturma veya yaptırım dosyasının başvurana teslim edilmesi anlamına gelmez.

          Gizli bilgiler, istihbari nitelikteki kayıtlar, hukuki ayrıcalık kapsamındaki belgeler, kolluk faaliyetleri bakımından hassas materyaller veya açıklanması hukuken mümkün olmayan bilgiler paylaşılmayabilir veya redakte edilebilir.

          Bununla birlikte elde edilebilen bilgiler, etkili bir delisting stratejisinin oluşturulmasına önemli katkı sağlayabilir.

          Courtesy Document ile Delisting Petition Arasındaki Fark Nedir?

          Bu iki işlem birbirinden farklıdır.

          Courtesy Document Request, yaptırım kararının dayanaklarını anlamaya yönelik bir taleptir.

          Delisting Petition ise yaptırım kararının yeniden değerlendirilmesini ve kişinin veya kuruluşun OFAC listesinden çıkarılmasını isteyen esas başvurudur.

          Somut dosyanın özelliklerine göre süreç şu şekilde planlanabilir:

          1. OFAC yaptırım kaydının ve ilgili yaptırım programının incelenmesi,
          2. Courtesy Document talebinin değerlendirilmesi,
          3. OFAC’ın açıklanabilir dayanaklarının incelenmesi,
          4. karşı delillerin toplanması,
          5. hukuki ve mali kayıtların analiz edilmesi,
          6. kapsamlı Delisting Petition hazırlanması,
          7. Reconsideration Portal üzerinden başvuru yapılması.

          FOIA Başvurusu Yapılabilir Mi?

          Dosyanın özelliklerine göre ABD Freedom of Information Act (FOIA) kapsamında ayrıca bilgi veya belge talep edilmesi de değerlendirilebilir.

          Courtesy Document ile FOIA aynı mekanizma değildir. Bu nedenle hangi bilgi edinme yönteminin kullanılacağı somut yaptırım dosyasına göre belirlenmelidir.

          OFAC Delisting Başvurusunda Hangi Bilgiler Sunulur?

          OFAC delisting dosyalarında başvuranın kimliğinin, geçmişinin ve yaptırım kararına konu olaylarla ilişkisinin kapsamlı şekilde ortaya konulması gerekebilir.

          Gerçek kişiler bakımından başvuruda özellikle;

          • tam ad,
          • kullanılan diğer isimler ve alias bilgileri,
          • doğum tarihi ve doğum yeri,
          • resmi kimlik bilgileri,
          • adres ve iletişim bilgileri,
          • geçmiş ve mevcut mesleki faaliyetler

          gibi bilgiler önem taşıyabilir.

          Başvurunun avukat veya başka bir temsilci aracılığıyla yürütülmesi halinde ayrıca temsil yetkisini gösteren belge veya vekaletname sunulması gerekir.

          Hangi Deliller Önemlidir?

          Her OFAC dosyasının niteliği farklıdır. Bununla birlikte aşağıdaki kayıtlar delisting başvurularında önem kazanabilir:

          • banka hesap hareketleri ve para transfer kayıtları,
          • şirket ve ticaret sicili belgeleri,
          • ortaklık ve şirket sahiplik kayıtları,
          • iş ve mesleki faaliyet belgeleri,
          • seyahat kayıtları,
          • sözleşmeler ve ticari belgeler,
          • iletişim kayıtları,
          • mahkeme ve soruşturma dosyaları,
          • resmi makam kararları,
          • tanık açıklamaları,
          • OFAC’ın ilişkilendirdiği kişilerle ilişkinin gerçek niteliğini gösteren belgeler.

          Başarılı bir dosyada amaç yalnızca OFAC’ın iddialarını reddetmek değildir.

          Daha etkili yöntem, her iddiayı ayrı ayrı ele almaktır:

          OFAC’ın iddiası → Başvuranın açıklaması → Hukuki değerlendirme → Somut karşı delil

          Türkçe Belgeler OFAC’a Nasıl Sunulur?

          Türkiye’de düzenlenen mahkeme kararları, banka belgeleri, ticaret sicili kayıtları ve diğer Türkçe belgelerin OFAC sürecinde kullanılabilmesi için İngilizce tercümelerinin hazırlanması gerekebilir.

          Özellikle kapsamlı dosyalarda;

          • belgelerin numaralandırılması,
          • ekler listesinin hazırlanması,
          • kronolojik olay tablosu oluşturulması,
          • her belgenin hangi OFAC iddiasıyla ilgili olduğunun açıklanması

          dosyanın daha sistematik değerlendirilmesine yardımcı olur.

          OFAC Reconsideration Portal Nedir?

          OFAC, 29 Haziran 2026 tarihinde Reconsideration Portal isimli yeni elektronik başvuru sistemini devreye almıştır.

          Portal, OFAC yaptırım listesinde bulunan kişi ve kuruluşların delisting ve reconsideration taleplerini daha sistematik biçimde sunabilmesi amacıyla oluşturulmuştur.

          Courtesy Document talepleri de aynı portal üzerinden yapılabilmektedir.

          OFAC, portal kullanımının sürecin daha verimli yürütülmesine yardımcı olacağını açıklamakta ve delisting başvurularının portal üzerinden yapılmasını teşvik etmektedir.

          OFAC Başvuruyu Nasıl İnceler?

          Başvurunun sunulmasının ardından OFAC öncelikle dosyanın gerekli temel bilgileri içerip içermediğini değerlendirir.

          Daha sonra yaptırım kararının yeniden değerlendirilmesine yönelik esas inceleme gerçekleştirilir.

          OFAC gerekli görürse başvuru sahibinden;

          • ek belge,
          • ilave açıklama,
          • belirli işlemlere ilişkin bilgi,
          • soru listelerine cevap

          talep edebilir.

          Bu nedenle ilk başvuruda ve sonraki aşamalarda verilen bilgilerin doğru, eksiksiz ve kendi içerisinde tutarlı olması önemlidir.

          OFAC ile Toplantı Talep Edilebilir Mi?

          İdari reconsideration sürecinde başvuru sahibi OFAC ile görüşme veya toplantı talep edebilir.

          Ancak toplantı talebinde bulunulması, OFAC’ın mutlaka bir görüşme gerçekleştireceği anlamına gelmez.

          Özellikle karmaşık yaptırım dosyalarında, yazılı başvurunun belirli noktalarının sözlü olarak açıklanmasının faydalı olup olmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

          OFAC Delisting Süreci Ne Kadar Sürer?

          OFAC delisting başvurularının tamamlanması için her dosyaya uygulanabilecek sabit bir süre bulunmamaktadır.

          Dosyanın karmaşıklığı, yaptırım programının niteliği, delillerin kapsamı, OFAC’ın ek bilgi talepleri ve diğer ABD kurumlarıyla gerçekleştirilecek değerlendirmeler sürenin değişmesine neden olabilir.

          Bu nedenle OFAC delisting süreci basit bir dilekçe başvurusu olarak değil, kapsamlı bir yaptırım hukuku ve delil çalışması olarak değerlendirilmelidir.

          Başvuru Reddedilirse Yeniden Başvuru Yapılabilir Mi?

          Evet.

          OFAC tarafından daha önce reddedilmiş bir delisting talebinden sonra yeniden başvuru yapılması mümkündür.

          Ancak yeni başvuruda OFAC’ın önceki değerlendirmesini değiştirebilecek yeni argümanlar veya yeni deliller sunulması önem taşımaktadır.

          Yalnızca daha önce ileri sürülen aynı gerekçelerin tekrar edilmesi, yeni başvurunun başarılı olması için yeterli olmayabilir.

          OFAC Listesinden Çıkarılmanın Bankalar ve AML Sistemleri Üzerindeki Etkisi

          OFAC tarafından resmi olarak listeden çıkarılmak son derece önemli olmakla birlikte, üçüncü taraf veri tabanlarındaki kayıtların tamamı aynı anda ortadan kalkmayabilir.

          Dünya genelinde çok sayıda;

          • banka,
          • finans kuruluşu,
          • AML/KYC hizmet sağlayıcısı,
          • sanctions screening şirketi,
          • risk ve compliance veri tabanı

          OFAC verilerini kendi sistemlerine aktarmaktadır.

          Bu nedenle resmi delisting kararından sonra üçüncü taraf AML ve sanctions veri tabanlarındaki kayıtların ayrıca güncellenmesi ve gerekli hallerde correction, deletion veya delisting update taleplerinin yapılması gerekebilir.

          OFAC Yaptırım Kaydı Kişisel Verilerin Sınırsız Yayınlanmasına İzin Verir Mi?

          Bir kişinin yaptırım listesinde bulunması ile o kişiye ait bütün kişisel bilgilerin üçüncü kişiler tarafından açık internette sınırsız biçimde yeniden yayımlanması aynı hukuki mesele değildir.

          Özellikle;

          • pasaport numarası,
          • ulusal kimlik numarası,
          • açık adres,
          • kişisel fotoğraf,
          • diğer yüksek riskli kimlikleyici veriler

          bakımından veri koruma hukuku, ifade ve basın özgürlüğü, kamu yararı, gereklilik ve ölçülülük ilkelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.

          Bu nedenle yaptırım bilgisinin hukuka uygun biçimde haberleştirilmesi veya AML/KYC amacıyla işlenmesi, her durumda bütün kimlikleyici verilerin açık web üzerinde yayımlanmasının zorunlu veya ölçülü olduğu anlamına gelmez.

          OFAC Delisting Süreci Neden Profesyonel Hazırlık Gerektirir?

          OFAC delisting dosyaları yalnızca hukuki argümanlardan oluşmaz.

          Dosyanın;

          • yaptırım kararının hukuki dayanağının,
          • OFAC’ın kişi hakkındaki iddialarının,
          • mali ve ticari kayıtların,
          • şirket ve ortaklık ilişkilerinin,
          • seyahat ve iletişim kayıtlarının,
          • ceza ve idari soruşturmaların,
          • uluslararası yaptırım ve AML kayıtlarının

          birlikte değerlendirilmesini gerektirebilir.

          Bu nedenle her dosya için öncelikle yaptırımın hangi hukuki programa dayandığı ve OFAC’ın hangi davranışı yaptırım sebebi olarak değerlendirdiği belirlenmelidir.

          TD Hukuk Bürosu – OFAC Delisting ve Uluslararası Yaptırım Hukuku

          TD Hukuk Bürosu, uluslararası yaptırım kararlarının kişi ve şirketler üzerindeki hukuki etkilerinin incelenmesi, OFAC kayıtlarının değerlendirilmesi ve delisting sürecine ilişkin hukuki çalışmalar yürütmektedir.

          OFAC yaptırım listesinde bulunan gerçek veya tüzel kişiler bakımından;

          • mevcut OFAC kaydının incelenmesi,
          • yaptırım programının ve designation gerekçesinin belirlenmesi,
          • Courtesy Document başvurusunun hazırlanması,
          • delisting stratejisinin oluşturulması,
          • karşı delillerin ve hukuki belgelerin hazırlanması,
          • 31 C.F.R. § 501.807 kapsamında reconsideration başvurusunun yürütülmesi,
          • resmi delisting sonrasında üçüncü taraf AML ve sanctions kayıtlarının güncellenmesine yönelik işlemler

          somut dosyanın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilebilir.

          Sonuç

          OFAC yaptırım listesinde bulunmak ciddi mali, ticari ve kişisel sonuçlara yol açabilir. Ancak yaptırım listesine alınmış olmak hukuken değiştirilemez bir durum değildir.

          Doğru bir OFAC delisting stratejisinde öncelikle yaptırım kararının hukuki ve maddi gerekçesi belirlenmeli, gerektiğinde Courtesy Document ve diğer bilgi edinme araçlarından yararlanılmalı ve OFAC’ın ileri sürdüğü her maddi olgu somut delillerle ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

          Delisting başvurusunun başarısı, genel nitelikte bir itirazdan ziyade tutarlı, belgeli ve somut olayın özelliklerine göre hazırlanmış bir hukuki dosya oluşturulmasına bağlıdır.



          Resmi Kaynaklar

        4. Türkiye’de Tüm Hukuki ve İdari İşlemleri Kapsayan Geniş Yetkili Vekaletname (Yabancılar İçin Uygun)

          Türkiye’de Tüm Hukuki ve İdari İşlemleri Kapsayan Geniş Yetkili Vekaletname (Yabancılar İçin Uygun)

          Türkiye’de yaşayan, yatırım yapan veya Türkiye ile hukuki ve ticari ilişkileri bulunan yabancı gerçek kişiler açısından eksiksiz hazırlanmış bir vekaletname, birçok işlemin hızlı, güvenli ve tek belge ile yürütülmesini sağlar. Ancak uygulamada kullanılan standart vekaletnameler çoğu zaman taşınmaz edinimi, yatırım yoluyla vatandaşlık, banka işlemleri, şirket kuruluşu, abonelikler, vergi, gümrük, dijital kamu sistemleri veya özel yetki gerektiren işlemleri tam olarak kapsamadığından yeni vekaletname düzenlenmesi ihtiyacı doğabilmektedir. Bu rehberde yer alan kapsamlı vekaletname örneği; avukatlık yetkileri, dava ve icra işlemleri, tapu ve kadastro işlemleri, yatırım ve vatandaşlık başvuruları, ikamet ve çalışma izinleri, şirket kuruluşları, bankacılık ve finans işlemleri, vergi, SGK, belediye, gümrük, konsolosluk, dijital kamu sistemleri ile kanunen vekaletname ile yürütülmesi mümkün olan mevcut ve gelecekte yürürlüğe girecek işlemleri kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Amaç, yabancı müvekkiller adına Türkiye’de yürütülebilecek hukuki ve idari süreçlerin mümkün olan en geniş kapsamda tek bir vekaletname ile gerçekleştirilmesini sağlamak ve ileride ortaya çıkabilecek ilave vekaletname ihtiyacını en aza indirmektir.

          DÜZENLEME ŞEKLİNDE VEKALETNAME ( Başlık bu olmalıdır)

          GENEL YETKİLER

          Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ve dışında bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşları, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlıklar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar, valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, il özel idareleri, muhtarlıklar, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bağımsız idari otoriteler, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, noterlikler, konsolosluklar, büyükelçilikler, dış temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, bankalar, finans kuruluşları, sigorta şirketleri, odalar, birlikler, vakıflar, dernekler ve kanunen işlem yapmaya yetkili bulunan tüm resmi ve özel kurumlar nezdinde beni temsil etmeye, her türlü hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri yürütmeye, başvuruda bulunmaya, işlem yapmaya, takip etmeye ve sonuçlandırmaya yetkilidir.

          Her türlü başvuru, dilekçe, talep, müracaat, bildirim, şikayet, itiraz, savunma, açıklama, beyan, muvafakatname, taahhütname, sözleşme, protokol, resmi senet, elektronik belge, form, tutanak, yazı ve benzeri her türlü belgeyi hazırlamaya, düzenlemeye, doldurmaya, imzalamaya, sunmaya, geri almaya, düzeltmeye, yenilemeye, iptal etmeye, değiştirmeye ve teslim almaya yetkilidir.

          Her türlü harç, vergi, resim, fon, ceza, masraf, katkı payı, güvence bedeli, teminat, döner sermaye bedeli ve benzeri tüm mali yükümlülükleri ödemeye, mahsup etmeye, iadesini almaya, tahsil etmeye ve bu işlemlerle ilgili makbuz, dekont ve belgeleri teslim almaya yetkilidir.

          AVUKATLIK VE DAVA YETKİLERİ

          1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer tüm mevzuat uyarınca verilmesi gereken bütün özel yetkiler dahil olmak üzere;

          Her derecedeki hukuk mahkemeleri, ceza mahkemeleri, idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Uyuşmazlık Mahkemesi, tahkim heyetleri, hakem kurulları, arabuluculuk merkezleri, icra daireleri, iflas daireleri, Cumhuriyet Başsavcılıkları ve diğer tüm yargı mercileri önünde beni temsil etmeye,

          Dava açmaya, açılmış davaları takip etmeye, cevap vermeye, karşı dava açmaya, davadan feragat etmeye, davayı kabul etmeye, sulh olmaya, ibra etmeye, temyiz, istinaf, karar düzeltme, kanun yararına bozma, bireysel başvuru ve olağan veya olağanüstü tüm kanun yollarına başvurmaya,

          Her türlü dava, takip, başvuru, ihtarname, cevap dilekçesi, bilirkişi itirazı, keşif talebi, delil sunumu, delil tespiti, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, yürütmenin durdurulması, adli yardım, tanık dinletilmesi, bilirkişi atanması, uzman görüşü alınması, isticvap, yemin teklif edilmesi ve kabul edilmesi dahil olmak üzere usul işlemlerinin tamamını yapmaya,

          Hakem sözleşmesi yapmaya, tahkim şartını kabul etmeye, tahkimden feragat etmeye, arabuluculuk görüşmelerine katılmaya, anlaşma belgelerini imzalamaya, sulh protokolü düzenlemeye, uzlaşmaya, feragat etmeye, kabul etmeye, ibra etmeye, alacaktan vazgeçmeye, haklardan feragat etmeye, davayı geri almaya,

          Her türlü ilamı, kesinleşme şerhini, gerekçeli kararı, tensip zaptını, duruşma zaptını, bilirkişi raporunu, keşif tutanağını, müzekkere cevabını ve tüm resmi belgeleri teslim almaya,

          İcra takibi başlatmaya, kambiyo takibi yapmaya, ilamlı ve ilamsız icra takipleri yürütmeye, haciz istemeye, haciz kaldırmaya, satış talep etmeye, satıştan vazgeçmeye, kıymet takdirine itiraz etmeye, sıra cetveline itiraz etmeye, hacze iştirak etmeye, haciz ihbarnamesi göndermeye, istihkak iddiasında bulunmaya, ödeme emri göndermeye, ödeme kabul etmeye, tahsilat yapmaya, dosya kapatmaya,

          Ceza soruşturmalarında müşteki, katılan, mağdur, şüpheli veya sanık sıfatıyla işlem yapmaya, ifade vermeye, ifade almaya katılmaya, şikayette bulunmaya, şikayetten vazgeçmeye, uzlaşma işlemlerini yürütmeye, elkoyma, arama, iade ve diğer koruma tedbirlerine ilişkin başvurularda bulunmaya,

          Her türlü vekalet ücretini, yargılama giderini, icra tahsilatını, depo edilen bedelleri, teminatları, harç iadelerini, masraf iadelerini tahsil etmeye, makbuz vermeye ve ibra etmeye,

          Kanunen avukata özel yetki verilmesi gereken veya ileride özel yetki verilmesi zorunlu hale getirilebilecek tüm hukuki işlemleri ayrıca herhangi bir yetkiye ihtiyaç bulunmaksızın yapmaya yetkilidir.

          TAPU, TAŞINMAZ, AYNİ HAKLAR VE YATIRIM İŞLEMLERİ

          Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan veya ileride edinilecek her türlü arsa, arazi, tarla, bağ, bahçe, zeytinlik, konut, villa, rezidans, apartman, işyeri, ofis, fabrika, depo, otel, turizm tesisi, alışveriş merkezi, sanayi tesisi, akaryakıt istasyonu, bağımsız bölüm, kat irtifakı, kat mülkiyeti, devre mülk, üst hakkı, intifa hakkı, irtifak hakkı, geçit hakkı, kaynak hakkı ve diğer tüm taşınmazlar ile taşınmaz niteliğindeki hakları dilediği kişi veya kurumlardan dilediği bedel ve şartlarla satın almaya, satış vaadi sözleşmeleri düzenlemeye, ön sözleşmeler yapmaya, satış bedellerini tamamen veya kısmen ödemeye, kapora vermeye, cayma bedeli ödemeye, bedel iadesi almaya, teslim almaya, teslim etmeye ve bunlara ilişkin her türlü belgeyi imzalamaya yetkilidir

          Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Bölge Müdürlükleri, Tapu Müdürlükleri, Kadastro Müdürlükleri, Web Tapu Sistemi ve ilgili tüm resmi kurumlarda başvuruda bulunmaya, randevu almaya, işlem yapmaya, resmi senetleri, tescil istem belgelerini, taahhütnameleri, muvafakatnameleri ve diğer tüm belgeleri imzalamaya, tapu senetlerini teslim almaya, kayıt örnekleri almaya, çap, aplikasyon krokisi, koordinat, pafta, ada, parsel, bağımsız bölüm ve diğer tüm belgeleri almaya ve bunlar üzerinde işlem yapmaya yetkilidir

          Her türlü taşınmazı satmaya, devretmeye, bağışlamaya, bağış kabul etmeye, trampa etmeye, satış vaadi sözleşmesi yapmaya, feshetmeye, satış bedellerini tahsil etmeye, ibra etmeye, makbuz vermeye, resmi senetleri imzalamaya, ferağ vermeye ve almaya yetkilidir

          Kat irtifakı kurmaya, kat mülkiyeti kurmaya, yönetim planlarını imzalamaya, bağımsız bölüm oluşturmaya, arsa paylarını kabul etmeye, değiştirmeye, cins değişikliği yaptırmaya, ifraz, tevhit, ihdas, yola terk, yoldan ihdas, parselasyon, aplikasyon, sınır düzeltmesi, yüzölçümü düzeltmesi ve taşınmazlara ilişkin her türlü teknik ve hukuki işlemi yapmaya yetkilidir

          İntifa hakkı, üst hakkı, oturma hakkı, irtifak hakkı, geçit hakkı, kaynak hakkı, kira şerhi, satış vaadi şerhi, aile konutu şerhi, satılamaz şerhi, devredilemez şerhi, haczedilemez şerhi, ipotek şerhi, yatırım amacıyla konulan üç yıl satılamaz şerhi, vatandaşlık amacıyla konulan şerhler ile kanunen mümkün olan her türlü şerhi koydurmaya, kaldırmaya, değiştirmeye, düzelttirmeye, terkin ettirmeye ve bunlara ilişkin her türlü belgeyi imzalamaya yetkilidir

          Her türlü ipotek tesis etmeye, kaldırmaya, fek etmeye, derece değiştirmeye, ipotek limitini artırmaya veya azaltmaya, ipotekli taşınmaz satın almaya veya satmaya, rehin vermeye, rehin kaldırmaya, taşınmazı teminat göstermeye, üçüncü kişilerin borçları için ipotek tesis etmeye ve kaldırmaya yetkilidir

          Tapu kayıtlarında bulunan haciz, ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, şerh, beyan, ipotek, intifa, irtifak ve diğer tüm takyidatların kaldırılması, değiştirilmesi veya konulması için başvuruda bulunmaya, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

          Taşınmazlara ilişkin belediye, imar, ruhsat, yapı kullanma izin belgesi, yapı kayıt belgesi, numarataj, adres tespiti, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, iskan, kentsel dönüşüm, kamulaştırma, kamulaştırmasız el atma, riskli yapı, rezerv yapı alanı ve diğer tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

          Taşınmazların kiraya verilmesi, kiralanması, kira sözleşmesi yapılması, yenilenmesi, feshedilmesi, kira bedellerinin tahsili, depozito alınması veya ödenmesi, tahliye taahhütnamesi düzenlenmesi ve imzalanması, anahtar teslim alınması ve teslim edilmesi, ortak giderlerin ödenmesi ve tahsil edilmesi ile taşınmaz yönetimine ilişkin her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

          5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılmasına esas olmak üzere taşınmaz satın almaya, değerleme raporu almaya, ekspertiz işlemlerini yaptırmaya, döviz alım belgesi ve döviz bozum belgesi almaya, uygunluk belgesi başvurularını yapmaya, yatırımın korunmasına ilişkin taahhütlerde bulunmaya, üç yıl satılmama şerhi koydurmaya ve kaldırmaya, vatandaşlık dosyasında kullanılacak tüm belgeleri hazırlamaya, teslim etmeye ve teslim almaya yetkilidir

          Tapu işlemlerine ilişkin her türlü harç, döner sermaye bedeli, vergi, katkı payı, ekspertiz ücreti, komisyon ve sair ödemeleri yapmaya, geri almaya, mahsup etmeye ve tahsil etmeye yetkilidir

          Taşınmazlara ilişkin doğmuş veya doğacak her türlü hak ve alacağı talep etmeye, dava etmeye, tahsil etmeye, ibra etmeye, sulh olmaya, feragat etmeye, kabul etmeye ve taşınmazlarla ilgili kanunen yapılabilecek her türlü hukuki ve idari işlemi herhangi bir sınırlama olmaksızın yapmaya yetkilidir

          YABANCILAR HUKUKU, GÖÇ İDARESİ, VATANDAŞLIK, ÇALIŞMA İZNİ, EMNİYET, NÜFUS VE KONSOLOSLUK İŞLEMLERİ

          İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı, İl Göç İdaresi Müdürlükleri, Geri Gönderme Merkezleri, Valilikler, Kaymakamlıklar, Hudut Kapıları, Havalimanları, Liman Başkanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlükleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilikleri, Başkonsoloslukları, Konsoloslukları ve yabancı ülke temsilcilikleri nezdinde beni temsil etmeye, her türlü başvuruyu yapmaya, takip etmeye, sonuçlandırmaya ve her türlü belgeyi teslim almaya yetkilidir

          6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili tüm mevzuat kapsamında kısa dönem ikamet izni, aile ikamet izni, öğrenci ikamet izni, uzun dönem ikamet izni, insani ikamet izni, insan ticareti mağduru ikamet izni, çalışma izni, çalışma izni muafiyeti, Turkuaz Kart, uluslararası koruma, geçici koruma ve diğer tüm yabancılar hukuku işlemlerini yapmaya, ilk başvuru, uzatma, geçiş, iptal, yeniden başvuru ve tüm idari süreçleri yürütmeye yetkilidir

          Türk vatandaşlığının genel yolla, istisnai yolla, yatırım yoluyla, evlilik yoluyla, yeniden kazanılması, seçme hakkı ile kazanılması, evlat edinme yoluyla kazanılması ve mevzuatta düzenlenen diğer tüm vatandaşlık türleri kapsamında başvuruda bulunmaya, dosya oluşturmaya, eksiklikleri tamamlamaya, bilgi ve belge sunmaya, kararları teslim almaya, itiraz etmeye, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

          Vatandaşlık başvuruları kapsamında uygunluk belgesi, yatırım uygunluk belgesi, taşınmaz uygunluk belgesi, banka uygunluk belgesi, sabit sermaye yatırım belgeleri, istihdam belgeleri, aile bireylerinin başvuruları ve vatandaşlık dosyasında gerekli görülen tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

          Yabancı kimlik numarası almaya, değiştirmeye, düzeltmeye, vergi kimlik numarası almaya, potansiyel vergi numarası almaya, MERNİS kayıtlarını oluşturmaya, adres kayıt sistemi işlemlerini yapmaya, adres beyanında bulunmaya, adres değişikliği yaptırmaya ve yerleşim yeri kayıtlarını güncellemeye yetkilidir

          Kimlik kartı, yabancı kimlik kartı, ikamet kartı, çalışma izni kartı, Turkuaz Kart, vatandaşlık belgeleri, pasaportlar, seyahat belgeleri, yol izin belgeleri ve diğer tüm resmi kimlik belgelerini teslim almaya, yenilemeye, kayıp ve zayi işlemlerini yürütmeye, düzelttirmeye ve değiştirmeye yetkilidir

          Pasaport başvurularını yapmaya, pasaportları teslim almaya, pasaport uzatma, iptal, kayıp ve yenileme işlemlerini yürütmeye, seyahat belgelerini almaya, geçici seyahat belgeleri hakkında başvuruda bulunmaya yetkilidir

          Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına giriş ve çıkışlara ilişkin kayıtları, yurda giriş çıkış kayıtlarını, hudut kayıtlarını, pasaport hareket kayıtlarını, sınır kapısı kayıtlarını, vize kayıtlarını, ikamet kayıtlarını ve yabancıya ilişkin tüm idari kayıtları talep etmeye, teslim almaya, incelemeye, örnek almaya ve bunlar hakkında başvuru yapmaya yetkilidir

          Emniyet Genel Müdürlüğü, Göç İdaresi Başkanlığı ve ilgili tüm kurumlar nezdinde tahdit kodlarının, giriş yasaklarının, sınır dışı kararlarının, idari gözetim kararlarının, idari para cezalarının, deport kararlarının, G, Ç, N, O, V ve diğer tüm tahdit kodlarının kaldırılması, düzeltilmesi veya değiştirilmesi için başvuruda bulunmaya, itiraz etmeye, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

          Adli sicil kaydı, adli sicil arşiv kaydı, kolluk kayıtları, idari kayıtlar, hakkında tutulan bilgi ve belgeler, arşiv kayıtları ve kanunen verilmesi mümkün olan tüm bilgi ve belgeleri talep etmeye, teslim almaya, düzeltilmesini istemeye ve ilgili başvuruları yapmaya yetkilidir

          Uluslararası koruma, geçici koruma, şartlı mültecilik, ikincil koruma, geri gönderme merkezi işlemleri, gönüllü geri dönüş, sınır dışı işlemleri, idari gözetim, uluslararası koruma statüsü, geçici koruma kimlik belgesi ve bu kapsamda yürütülen tüm idari ve yargısal işlemleri takip etmeye yetkilidir

          Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü ve ilgili tüm kurumlar nezdinde çalışma izni, çalışma izni uzatma, çalışma izni muafiyeti, bağımsız çalışma izni, süresiz çalışma izni, işyeri değişikliği, işveren değişikliği ve tüm elektronik başvuru işlemlerini yapmaya yetkilidir

          Dış temsilcilikler, konsolosluklar ve büyükelçilikler nezdinde apostil, tasdik, legalizasyon, konsolosluk onayı, vekaletname düzenlenmesi, doğum, ölüm, evlenme, boşanma, nüfus kayıtları, vatandaşlık, pasaport ve diğer tüm konsolosluk işlemlerini yürütmeye, belgeleri teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir

          Her türlü tercüme işlemini yaptırmaya, yeminli tercüme yaptırmaya, noter tasdiklerini yaptırmaya, apostil şerhi almaya, konsolosluk tasdiki yaptırmaya, yabancı resmi belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi veya Türkiye’de düzenlenen belgelerin yurt dışında kullanılabilmesi için gerekli tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          Kanunen yabancılar hukuku, göç hukuku, vatandaşlık hukuku ve konsolosluk işlemleri kapsamında yapılması mümkün olan mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm idari, hukuki ve elektronik işlemleri herhangi bir ek yetkiye gerek olmaksızın yapmaya, başvurmaya, sonuçlandırmaya, belgeleri teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir.

          BANKACILIK, FİNANS, ŞİRKETLER, VERGİ, SGK, ABONELİKLER VE DİJİTAL KAMU SİSTEMLERİ

          Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, kamu ve özel bankalar, katılım bankaları, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, finans kuruluşları, faktoring, finansal kiralama, varlık yönetim şirketleri, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve ilgili tüm kurumlar nezdinde beni temsil etmeye ve her türlü bankacılık ve finans işlemini yürütmeye yetkilidir

          Adıma her türlü Türk Lirası ve yabancı para cinsinden vadeli, vadesiz, yatırım, ortak, emanet, bloke ve diğer tüm banka hesaplarını açmaya, kapatmaya, devralmaya, devretmeye, internet bankacılığı, mobil bankacılık ve telefon bankacılığı hizmetlerini aktif hale getirmeye, kullanıcı oluşturmaya, şifre almaya, değiştirmeye ve iptal etmeye yetkilidir

          Her türlü nakit para yatırmaya ve çekmeye, EFT, FAST, havale, SWIFT ve diğer ulusal veya uluslararası para transferlerini gerçekleştirmeye, döviz alım satımı yapmaya, efektif alım satımı yapmaya, kıymetli maden hesabı açmaya, altın, gümüş, platin ve diğer kıymetli madenleri almaya, satmaya ve teslim almaya yetkilidir

          Kredi kullanmaya, kredi başvurusu yapmaya, kredi kapatmaya, kredi yapılandırmaya, kredi sözleşmelerini imzalamaya, teminat göstermeye, kefalet vermeye, banka teminat mektubu almaya, vermeye, teslim almaya, banka blokelerini kaldırmaya, bloke koydurmaya, kredi kartı ve banka kartı almaya, iptal ettirmeye, yenilemeye ve teslim almaya yetkilidir

          Çek, bono, poliçe ve diğer kambiyo senetlerini düzenlemeye, kabul etmeye, ciro etmeye, tahsil etmeye, protesto ettirmeye, protestoyu kaldırmaya, teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir

          Kiralık kasa açmaya, kapatmaya, kasaları kullanmaya, içindeki kıymetleri teslim almaya ve teslim etmeye, banka nezdinde bulunan her türlü kıymetli evrakı, menkul kıymeti, sertifikayı ve diğer belgeleri teslim almaya yetkilidir

          Sermaye piyasası araçları, hisse senetleri, yatırım fonları, emeklilik fonları, devlet iç borçlanma senetleri, özel sektör tahvilleri, kira sertifikaları ve kanunen izin verilen diğer yatırım araçlarını almaya, satmaya, devretmeye, rehin vermeye ve bunlarla ilgili her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

          Yürürlükteki mevzuatın izin verdiği ölçüde kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde hesap açmaya, kimlik doğrulama işlemlerini yapmaya, kripto varlık alım satım işlemlerini yürütmeye, transfer yapmaya, hesap kapatmaya ve ilgili sözleşmeleri imzalamaya yetkilidir

          Vergi daireleri ve Hazine ve Maliye Bakanlığı nezdinde vergi kimlik numarası almaya, potansiyel vergi kimlik numarası almaya, mükellefiyet tesis etmeye ve sona erdirmeye, vergi beyannameleri vermeye, düzeltme taleplerinde bulunmaya, uzlaşma görüşmelerine katılmaya, vergi borçlarını ödemeye, vergi iadelerini almaya, mahsup işlemleri yapmaya, e-Tebligat sistemine kayıt olmaya ve Dijital Vergi Dairesi üzerinden tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

          Ticaret Sicili Müdürlükleri, MERSİS, Ticaret Bakanlığı, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkarlar odaları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde şahıs işletmesi kurmaya, ticaret şirketi kurmaya, ortak olmaya, ortaklıktan ayrılmaya, hisse devralmaya, hisse devretmeye, sermaye artırımı ve azaltımı yapmaya, müdür, yönetim kurulu üyesi ve temsilci atamaya, şube açmaya ve kapatmaya, şirket merkezini değiştirmeye, şirket birleşmesi, bölünmesi, nev’i değişikliği ve tasfiye işlemlerini yapmaya, ticaret sicili tescil ve ilan işlemlerini yürütmeye yetkilidir

          Marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, telif hakkı ve diğer fikri mülkiyet hakları konusunda Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde başvuruda bulunmaya, tescil, yenileme, devir, lisans, rehin ve diğer tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          Sosyal Güvenlik Kurumu, İŞKUR ve ilgili tüm kurumlar nezdinde işyeri tescili yaptırmaya, işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerini vermeye, sigorta işlemlerini yürütmeye, prim ödemeye, prim iadesi almaya, borç yapılandırması yapmaya, teşviklerden yararlanmaya, emeklilik işlemlerini takip etmeye ve sağlık provizyon işlemlerini yürütmeye yetkilidir

          Elektrik, su, doğalgaz, internet, telefon, GSM, kablo televizyon, dijital yayın platformları ve benzeri tüm abonelikleri açmaya, kapatmaya, devretmeye, feshetmeye, sözleşmeleri imzalamaya, güvence bedellerini yatırmaya ve geri almaya, sayaç değişiklikleri yaptırmaya, aboneliklere ilişkin her türlü işlemi yürütmeye yetkilidir

          Belediyeler, il özel idareleri ve diğer yerel yönetimler nezdinde imar durumu almaya, ruhsat başvuruları yapmaya, yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, numarataj, adres tespiti, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile diğer tüm belediye işlemlerini yapmaya yetkilidir

          e-Devlet Kapısı, UYAP, UYAP Avukat Portalı, Web Tapu, MERSİS, Dijital Vergi Dairesi, e-İkamet, e-İzin, e-Nabız, Merkezi Hekim Randevu Sistemi, SGK elektronik sistemleri, e-İhale, EKAP, KEP sistemleri ve kamu kurumlarının mevcut veya ileride kurulacak tüm elektronik sistemlerinde işlem yapmaya, elektronik başvuruda bulunmaya, belge indirmeye, belge yüklemeye, elektronik imza kullanmaya, mobil imza kullanmaya, KEP adresi almaya, elektronik tebligat almaya ve göndermeye, kullanıcı hesabı oluşturmaya, şifre almaya, değiştirmeye ve iptal etmeye yetkilidir

          6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında açık rıza vermeye, kişisel verilerimin işlenmesine, aktarılmasına, paylaşılmasına, düzeltilmesine, güncellenmesine, silinmesine ve anonim hale getirilmesine ilişkin başvuruları yapmaya, cevapları teslim almaya ve gerekli tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

          Kanunların izin verdiği ölçüde mevcut veya ileride kurulacak tüm dijital platformlarda, elektronik kamu sistemlerinde, finansal sistemlerde ve resmi veri tabanlarında adıma işlem yapmaya, bilgi ve belge almaya, başvuruda bulunmaya, sözleşme imzalamaya ve kanunen mümkün olan tüm hukuki, mali, ticari ve idari işlemleri gerçekleştirmeye yetkilidir.

          MİRAS, AİLE HUKUKU, SAĞLIK, EĞİTİM, GÜMRÜK, ULAŞTIRMA, KİŞİSEL HAKLAR, TEBLİGAT VE DİĞER TÜM İŞLEMLER

          Sulh hukuk mahkemeleri, aile mahkemeleri, noterlikler, veraset daireleri, tapu müdürlükleri, bankalar ve ilgili tüm resmi ve özel kurumlar nezdinde veraset ilamı almaya, mirasçılık belgesi çıkarmaya, mirası kabul etmeye, mirası reddetmeye, mirasın gerçek reddi ve hükmen reddi işlemlerini yürütmeye, miras taksimi yapmaya, miras paylarını devralmaya ve devretmeye, miras sözleşmeleri düzenlemeye, miras paylarının intikalini sağlamaya, terekeye ilişkin her türlü hukuki ve idari işlemi yapmaya yetkilidir

          Miras kalan taşınır ve taşınmaz malları teslim almaya, bankalarda bulunan hesapları, kasaları, yatırım hesaplarını ve diğer malvarlığı değerlerini teslim almaya, miras nedeniyle doğmuş alacakları tahsil etmeye, borçları ödemeye, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye ve kabul etmeye yetkilidir

          Aile mahkemeleri, nüfus müdürlükleri ve ilgili kurumlar nezdinde evlenme, boşanma, mal rejimi, nafaka, velayet, kişisel ilişki, soybağı, tanıma, tenfiz, tanıma ve tenfiz davaları, isim ve soyisim değişikliği, doğum ve ölüm kayıtlarının düzeltilmesi, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi ve kanunen vekaletle yapılması mümkün olan tüm aile hukuku işlemlerini yürütmeye yetkilidir

          Sağlık Bakanlığı, kamu ve özel hastaneler, aile sağlığı merkezleri, laboratuvarlar, eczaneler, özel sağlık kuruluşları, özel sağlık sigortası şirketleri ve ilgili tüm kurumlar nezdinde sağlık kayıtlarını, epikriz raporlarını, tahlil sonuçlarını, görüntüleme kayıtlarını, reçeteleri ve sağlık belgelerini teslim almaya, sağlık sigortası işlemlerini yürütmeye, tedavi giderlerini ödemeye, provizyon almaya ve sağlık hizmetlerine ilişkin tüm idari işlemleri yapmaya yetkilidir

          Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, özel eğitim kurumları, denklik birimleri ve ilgili tüm kuruluşlar nezdinde okul kayıtlarını yaptırmaya, kayıt sildirmeye, diploma, transkript, öğrenci belgesi, denklik belgesi ve diğer eğitim belgelerini almaya, eğitim kurumlarıyla ilgili her türlü başvuru ve işlemi yapmaya yetkilidir

          Ticaret Bakanlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, gümrük müdürlükleri, serbest bölgeler, liman başkanlıkları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde ithalat, ihracat, transit, antrepo, geçici ithalat, geçici ihracat, re-export, eşya teslimi, gümrük vergileri, cezalar ve gümrük işlemlerine ilişkin tüm başvuru ve takip işlemlerini yapmaya yetkilidir

          Karayolları Genel Müdürlüğü, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, liman başkanlıkları, trafik tescil kuruluşları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde motorlu kara, deniz ve hava taşıtlarını satın almaya, satmaya, kiralamaya, devretmeye, tescil ettirmeye, sicil kayıtlarını yaptırmaya, plaka almaya, plaka değiştirmeye, ruhsat almaya, sigorta yaptırmaya ve taşıtlara ilişkin tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          PTT, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi, KEP hizmet sağlayıcıları ve diğer tüm tebligat mercileri nezdinde adıma gönderilen her türlü tebligatı, bildirimi, kararı, belgeyi, gönderiyi, posta ve kargoyu teslim almaya, göndermeye, kabul etmeye, reddetmeye, elektronik tebligat adresi oluşturmaya ve kullanmaya yetkilidir

          Noterliklerde her türlü noterlik işlemini yaptırmaya, düzenleme ve onaylama şeklindeki işlemleri gerçekleştirmeye, ihtarname göndermeye, ihtarname almaya, tespit yaptırmaya, emanet işlemlerini yürütmeye, suret ve örnek belge almaya, tasdik işlemlerini yaptırmaya ve noterliklerde yapılması mümkün olan tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          Her türlü resmi sicilden, kamu kurumundan, özel hukuk tüzel kişisinden, banka, sigorta şirketi, finans kuruluşu, eğitim kurumu, sağlık kuruluşu, belediye, tapu müdürlüğü, nüfus müdürlüğü, emniyet birimleri ve diğer tüm kurum ve kuruluşlardan tarafıma ait bilgi ve belgeleri talep etmeye, incelemeye, örnek almaya, onaylı suretlerini teslim almaya ve bunların düzeltilmesini istemeye yetkilidir

          Tarafıma ait kişisel veriler, mali bilgiler, tapu kayıtları, banka kayıtları, vergi kayıtları, nüfus kayıtları, sağlık kayıtları, eğitim kayıtları, ticaret sicili kayıtları, sosyal güvenlik kayıtları, giriş çıkış kayıtları ve kanunen erişilmesi mümkün olan diğer tüm kayıtlar hakkında başvuruda bulunmaya, bu kayıtları teslim almaya, incelemeye, örnek almaya ve düzeltilmesini istemeye yetkilidir

          Kanunen vekaletname ile yapılması mümkün olan mevcut veya ileride yürürlüğe girecek her türlü hukuki, idari, mali, ticari, finansal, elektronik ve dijital işlemi adıma gerçekleştirmeye, gerekli tüm resmi ve özel belgeleri düzenlemeye ve imzalamaya, başvuruda bulunmaya, başvuruları geri çekmeye, düzeltmeye, yenilemeye, sonuçlandırmaya, hak ve alacaklarımı talep etmeye, tahsil etmeye, ibra etmeye, sulh olmaya, feragat etmeye, kabul etmeye, uzlaşmaya, gerektiğinde üçüncü kişilere ve avukatlara tevkil vermeye, verilen tevkilleri geri almaya ve kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen tüm işlemleri hiçbir ek yetkiye ihtiyaç bulunmaksızın yerine getirmeye yetkilidir.

          GENEL YETKİ HÜKÜMLERİ, KANUNİ ÖZEL YETKİLER VE GELECEKTEKİ MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİNİ KAPSAYAN HÜKÜMLER

          İşbu vekaletname ile verilen yetkiler örnek niteliğinde olmayıp sınırlayıcı da değildir Kanunların izin verdiği ölçüde mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm mevzuat kapsamında vekaletname ile yapılması mümkün olan her türlü hukuki, idari, mali, ticari, finansal, elektronik ve dijital işlemi ayrıca yeni bir yetkiye gerek bulunmaksızın yapmaya yetkilidir

          Türkiye Cumhuriyeti tarafından kurulmuş veya ileride kurulacak tüm kamu kurum ve kuruluşları, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, elektronik kamu sistemleri, dijital başvuru platformları, yapay zekâ destekli kamu hizmetleri, ulusal veri tabanları, elektronik siciller, kayıt sistemleri ve bunların yerine geçecek sistemler nezdinde başvuru yapmaya, işlem tesis etmeye, bilgi ve belge almaya, belge sunmaya, elektronik imza kullanmaya, elektronik onay vermeye, doğrulama yapmaya ve tüm işlemleri sonuçlandırmaya yetkilidir

          Kanunlarda avukata veya vekile açıkça özel yetki verilmesi gerektiği belirtilen mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm hukuki işlemleri ayrıca bir vekaletname düzenlenmesine gerek kalmaksızın yapmaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, davayı kabul etmeye, hakem sözleşmesi yapmaya, tahkim yoluna başvurmaya, tahkimden vazgeçmeye, yemin teklif etmeye ve kabul etmeye, delilden vazgeçmeye, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talep etmeye veya bunlardan vazgeçmeye, konkordato ve iflas işlemlerini yürütmeye, yeniden yapılandırma sözleşmeleri yapmaya, alacaklardan vazgeçmeye veya kabul etmeye yetkilidir

          Adıma düzenlenmiş veya düzenlenecek tüm resmi ve özel belgeleri, ruhsatları, izinleri, lisansları, sertifikaları, kimlikleri, kartları, kayıtları, elektronik kayıtları, dijital kayıtları, güvenli elektronik doğrulama araçlarını, elektronik sertifikaları, elektronik mühürleri ve benzeri tüm belgeleri teslim almaya, yenilemeye, iptal ettirmeye, değiştirmeye ve kullanmaya yetkilidir

          Gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, yabancı devlet kurumları, uluslararası kuruluşlar, uluslararası mahkemeler, yabancı noterlikler, yabancı konsolosluklar, yabancı büyükelçilikler ve yabancı resmi makamlar nezdinde beni temsil etmeye, başvuruda bulunmaya, belge sunmaya, belge almaya, sözleşme imzalamaya ve Türkiye dışında yapılması gereken tüm hukuki ve idari işlemleri yürütmeye yetkilidir

          Kanunen izin verilen ölçüde kişisel verilerime, mali verilerime, ticari verilerime, elektronik kayıtlarıma, dijital kayıtlarıma, banka bilgilerime, tapu kayıtlarıma, vergi kayıtlarıma, sosyal güvenlik kayıtlarıma, nüfus kayıtlarıma, eğitim kayıtlarıma, sağlık kayıtlarıma, göç kayıtlarıma, giriş çıkış kayıtlarıma ve diğer tüm resmi kayıtlara erişmeye, bunların örneklerini almaya, düzelttirmeye, güncellettirmeye, silinmesini talep etmeye ve bunlarla ilgili her türlü başvuruyu yapmaya yetkilidir

          Kanunların izin verdiği ölçüde her türlü elektronik sözleşmeyi, uzaktan iletişim araçları ile kurulan sözleşmeleri, elektronik onay gerektiren işlemleri, dijital doğrulama gerektiren işlemleri ve güvenli elektronik imza ile yapılması mümkün olan tüm işlemleri gerçekleştirmeye yetkilidir

          Her türlü taşınır ve taşınmaz malvarlığımı yönetmeye, korumaya, geliştirmeye, değerlendirmeye, kiraya vermeye, kiralamaya, işletmeye, devretmeye, tasfiye etmeye, teminat göstermeye, rehin vermeye, ipotek tesis etmeye, ipotek kaldırmaya, hak tesis etmeye, haklardan vazgeçmeye ve malvarlığıma ilişkin kanunen mümkün olan tüm tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

          Kanunen mümkün olduğu ölçüde tarafıma ait tüm hakları kullanmaya, her türlü alacağımı talep etmeye, tahsil etmeye, dava etmeye, icra takibi yapmaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye, uzlaşmaya, ödeme almaya, ödeme yapmaya, makbuz vermeye ve almaya yetkilidir

          İşbu vekaletname kapsamında verilen yetkiler herhangi bir kurum, işlem veya mevzuat ile sınırlı olmayıp Türkiye Cumhuriyeti’nde veya yurt dışında yürürlükte bulunan ya da ileride yürürlüğe girecek mevzuat uyarınca vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri kapsar

          İşbu vekaletname kapsamındaki yetkilerin kullanılabilmesi için gerekli gördüğü hallerde birlikte veya ayrı ayrı hareket etmeye, başka avukatları veya üçüncü kişileri tevkil etmeye, tevkili kaldırmaya, yeniden tevkil vermeye, yardımcı personel görevlendirmeye, uzmanlardan hizmet almaya ve bu işlemlere ilişkin gerekli tüm belgeleri imzalamaya yetkilidir

          İşbu vekaletname, kanunen bizzat kişi tarafından yapılması zorunlu olan işlemler dışında, yürürlükte bulunan veya ileride yürürlüğe girecek mevzuat uyarınca vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri kapsayacak şekilde düzenlenmiş olup, burada sayılmamış olması nedeniyle herhangi bir yetkinin kullanılamayacağı şeklinde yorumlanamaz

          ÖZEL YETKİLER, TAZMİNAT, FİKRİ MÜLKİYET, VERİ, ULUSLARARASI İŞLEMLER VE TAM TEMSİL HÜKÜMLERİ

          Her türlü maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmaya, tazminat davaları açmaya, açılmış davaları takip etmeye, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye, tazminat bedellerini tahsil etmeye, makbuz vermeye, ödeme yapmaya ve almaya yetkilidir

          Her türlü alacağımı temlik etmeye, temlik almaya, alacak devri sözleşmeleri yapmaya, borç üstlenmeye, borç nakline onay vermeye, alacaklardan vazgeçmeye, yapılandırma sözleşmeleri imzalamaya, ödeme planları oluşturmaya, ibra sözleşmeleri düzenlemeye ve kanunen mümkün olan tüm tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

          Türk Patent ve Marka Kurumu, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi ve diğer ulusal veya uluslararası fikri mülkiyet kuruluşları nezdinde marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, coğrafi işaret, telif hakkı, yazılım, alan adı ve diğer fikri ve sınai haklara ilişkin başvuruları yapmaya, tescil ettirmeye, devretmeye, lisans vermeye, lisans almaya, rehin vermeye, iptal ettirmeye, yenilemeye ve her türlü sözleşmeyi imzalamaya yetkilidir

          Her türlü ticari sır, kişisel veri, elektronik veri, dijital kayıt, bulut sistemi, elektronik posta hesabı, kurumsal hesap, elektronik platform, çevrim içi hizmet ve benzeri sistemlere ilişkin kanunen izin verilen başvuruları yapmaya, hesap oluşturmaya, hesap kapatmaya, bilgi ve belge almaya, düzeltme talep etmeye ve gerekli sözleşmeleri imzalamaya yetkilidir

          Türkiye Cumhuriyeti dışında bulunan resmi makamlar, yabancı mahkemeler, yabancı noterlikler, yabancı tapu sicilleri, yabancı ticaret sicilleri, yabancı bankalar, uluslararası tahkim merkezleri, uluslararası kuruluşlar ve yabancı kamu kurumları nezdinde beni temsil etmeye, başvuruda bulunmaya, belge almaya ve vermeye, sözleşme imzalamaya, apostil, tasdik, legalizasyon ve tanıma işlemlerini yaptırmaya yetkilidir

          Her türlü izin, ruhsat, lisans, faaliyet belgesi, uygunluk belgesi, yeterlilik belgesi, çalışma belgesi, yatırım teşvik belgesi, kapasite raporu, ekspertiz raporu, değerleme raporu ve benzeri tüm belgeleri almaya, yenilemeye, değiştirmeye ve iptal ettirmeye yetkilidir

          Kanunen mümkün olduğu ölçüde her türlü bağış yapmaya ve kabul etmeye, hibeleri kabul etmeye, yardım programlarına başvurmaya, teşviklerden yararlanmaya, devlet destekleri, hibe programları, yatırım teşvikleri ve kredi desteklerine başvurmaya, gerekli taahhütleri vermeye ve belgeleri imzalamaya yetkilidir

          Her türlü sigorta poliçesini düzenlemeye, yaptırmaya, yenilemeye, iptal ettirmeye, hasar ihbarında bulunmaya, ekspertiz işlemlerini yürütmeye, tazminatları tahsil etmeye, sigorta şirketleri ile sulh olmaya ve ibra etmeye yetkilidir

          Tarafıma ait her türlü taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak, elektronik varlık, dijital varlık, fikri mülkiyet hakkı ve diğer malvarlığı değerlerini yönetmeye, korumaya, değerlendirmeye, işletmeye, devretmeye ve bunlara ilişkin tüm hukuki işlemleri yapmaya yetkilidir

          Kanunen izin verilen ölçüde yapay zekâ destekli sistemler, elektronik karar sistemleri, uzaktan kimlik doğrulama sistemleri, biyometrik doğrulama gerektirmeyen elektronik doğrulama sistemleri ve ileride kurulacak tüm dijital kamu veya özel sektör platformlarında adıma işlem yapmaya, elektronik başvuruları tamamlamaya, belgeleri yüklemeye ve indirmeye, elektronik sözleşmeleri onaylamaya ve gerekli tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          Her türlü resmi ve özel kurum tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri sunmaya, eksiklikleri tamamlamaya, açıklama yapmaya, taahhüt vermeye, muvafakat vermeye, gerektiğinde geri almaya, düzeltmeye ve yenilemeye yetkilidir

          Kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen tüm işlemleri, burada açıkça yazılmış olsun veya olmasın, mevcut mevzuat ile gelecekte yürürlüğe girecek mevzuat hükümleri kapsamında ayrıca yeni bir vekaletname düzenlenmesine gerek bulunmaksızın yerine getirmeye, kanunen bizzat yapılması zorunlu işlemler dışında tarafıma ait bütün hukuki, mali, ticari, idari ve şahsi hakları kullanmaya, korumaya, devretmeye, takip etmeye ve sonuçlandırmaya tam yetkilidir.

          ÖZEL KANUNLAR KAPSAMINDAKİ YETKİLER

          4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 2644 sayılı Tapu Kanunu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve yürürlükte bulunan veya ileride yürürlüğe girecek tüm kanunlar kapsamında vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri yapmaya yetkilidir

          Her türlü ruhsatı, lisansı, izin belgesini, faaliyet belgesini, uygunluk belgesini, kapasite raporunu, ekspertiz raporunu, değerleme raporunu, uygunluk yazısını, resmi yazıyı, kayıt belgesini, sicil kaydını ve kanunen alınabilecek tüm resmi belgeleri talep etmeye, teslim almaya, yenilemeye, değiştirmeye ve iptal ettirmeye yetkilidir

          Her türlü elektronik veri tabanına erişmeye, sorgulama yapmaya, resmi kayıtları incelemeye, elektronik kayıt örneği almaya, kayıtların düzeltilmesini istemeye, kayıtların silinmesini veya güncellenmesini talep etmeye, elektronik ortamda oluşturulan tüm resmi belgeleri teslim almaya yetkilidir

          Her türlü ihale, doğrudan temin, kamu alımı, kamu satışı, elektronik ihale, açık artırma, artırma, eksiltme, satış ve kiralama işlemlerine katılmaya, teklif vermeye, teklif geri çekmeye, teminat yatırmaya, teminat almaya, sözleşme imzalamaya, sözleşmeyi feshetmeye ve sonuçlandırmaya yetkilidir

          Kamu kurumları, belediyeler, il özel idareleri, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, meslek odaları, birlikler, vakıflar, dernekler, kooperatifler, organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, serbest bölgeler, yatırım ofisleri ve diğer tüm resmi veya özel kuruluşlar nezdinde her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

          Her türlü izin, muvafakat, onay, kabul, ret, vazgeçme, taahhüt, garanti, kefalet, teminat, muvafakatname ve benzeri hukuki irade açıklamalarını yapmaya ve bunları imzalamaya yetkilidir

          Her türlü elektronik imza, güvenli elektronik imza, mobil imza, elektronik mühür, elektronik sertifika, dijital kimlik doğrulama sistemi, elektronik doğrulama aracı ve benzeri teknolojik sistemleri kullanmaya, yenilemeye, iptal ettirmeye ve bunlarla işlem yapmaya yetkilidir

          Tarafıma ait tüm posta gönderilerini, uluslararası gönderileri, noter tebligatlarını, elektronik tebligatları, mahkeme tebligatlarını, idari tebligatları, gümrük gönderilerini, kargoları ve resmi yazıları teslim almaya, teslim etmeye, reddetmeye ve bunlara ilişkin tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

          Her türlü arabuluculuk, uzlaştırma, tahkim, müzakere, ticari müzakere, idari uzlaşma, vergi uzlaşması, sigorta uzlaşması ve benzeri uyuşmazlık çözüm yollarında tarafımı temsil etmeye, anlaşma belgelerini imzalamaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye ve uzlaşma bedellerini tahsil etmeye yetkilidir

          Tarafıma ait her türlü hak, alacak, fikri hak, sınai hak, dijital hak, elektronik hak, yatırım hakkı, lisans hakkı, kullanım hakkı, kira hakkı, intifa hakkı, ayni hak ve şahsi hak üzerinde kanunen mümkün olan bütün tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

          Her türlü resmi veya özel denetim, inceleme, araştırma, soruşturma, ön inceleme, disiplin işlemi, idari inceleme ve benzeri süreçlerde beni temsil etmeye, savunma vermeye, açıklama yapmaya, belge sunmaya ve kararları teslim almaya yetkilidir

          Kanunen mümkün olduğu ölçüde her türlü elektronik arşive, dijital dosyaya, elektronik sicile, veri tabanına, çevrim içi sisteme ve ileride oluşturulacak kamu veya özel sektör bilgi sistemlerine erişmeye, işlem yapmaya ve sonuç almaya yetkilidir

          Mevcut mevzuatta yer almayan ancak ileride yürürlüğe girecek kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, yönetmelik, tebliğ, genelge veya diğer düzenleyici işlemler ile oluşturulacak yeni hak, başvuru usulü, elektronik sistem veya idari uygulamalar kapsamında vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri ayrıca yeni bir vekaletname düzenlenmesine gerek bulunmaksızın yapmaya yetkilidir

          İşbu vekaletnamede sayılan yetkiler sınırlayıcı olmayıp açıklayıcı niteliktedir Kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen ve burada açıkça düzenlenmemiş bulunan bütün hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri de tarafım adına yapmaya, gerekli gördüğü her türlü belgeyi düzenlemeye ve imzalamaya, başvuruda bulunmaya, takip etmeye ve sonuçlandırmaya tam yetkilidir

        5. Yabancılar İçin Türkiye’de Geniş Yetkili Vekaletname Rehberi

          Yabancılar İçin Türkiye’de Geniş Yetkili Vekaletname Rehberi

          Türkiye’de ikamet etmek, taşınmaz satın almak, şirket kurmak, yatırım yapmak veya Türk vatandaşlığına başvurmak isteyen yabancıların birçok resmi işlem için vekaletname düzenlemesi gerekebilir. Özellikle Türkiye dışında yaşayan kişiler açısından doğru hazırlanmış geniş yetkili bir vekaletname, sürecin hızlı ve sorunsuz ilerlemesini sağlar.

          Ancak vekaletnamenin kapsamı yeterli değilse, tapu işlemleri, banka hesapları, abonelikler, şirket kuruluşu veya vatandaşlık başvuruları gibi işlemler sırasında yeni vekaletname düzenlenmesi gerekebilir. Bu nedenle vekaletnamenin en baştan ihtiyaç duyulabilecek tüm yetkileri kapsayacak şekilde hazırlanması büyük önem taşır.

          Geniş Yetkili Vekaletname Nedir?

          Geniş yetkili vekaletname, vekil olarak tayin edilen avukata veya temsilciye, kanunun izin verdiği ölçüde birçok hukuki ve idari işlemi tek bir belge ile yürütme yetkisi veren noter düzenlemesidir.

          Özellikle yabancı yatırımcılar ve Türkiye’de yaşamayı planlayan kişiler açısından bu yöntem hem zaman hem de maliyet avantajı sağlar. Her yeni işlem için yeniden noter vekaleti çıkarılması ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırır.

          Geniş Yetkili Vekaletname ile Hangi İşlemler Yapılabilir?

          • İkamet izni başvuruları
          • Çalışma izni işlemleri
          • Türk vatandaşlığı başvuruları
          • Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemleri
          • Taşınmaz satın alma ve satış işlemleri
          • Tapu ve kadastro işlemleri
          • Şirket kuruluşu ve ticaret sicili işlemleri
          • Banka hesabı açılması ve finansal işlemler
          • Vergi numarası ve vergi işlemleri
          • Elektrik, su, doğalgaz, internet ve GSM abonelikleri
          • Araç alım satımı ve trafik işlemleri
          • SGK ve çalışma hayatına ilişkin işlemler
          • Belediye ve imar işlemleri
          • Noter işlemleri
          • Konsolosluk işlemleri
          • Elektronik imza, e-Devlet ve dijital kamu hizmetleri
          • Her türlü resmi kurum başvurusu

          Taşınmaz Satın Alma İçin Özel Yetki Gerekir mi?

          Evet. Türkiye’de yabancı adına taşınmaz satın alınabilmesi için vekaletnamede satın alma yetkisinin açık şekilde yer alması gerekir. Bunun yanında satış bedelini ödeme, resmi senetleri imzalama, tapu tescil işlemlerini yürütme ve gerekli şerhlerin verilmesi gibi yetkilerin de ayrıca belirtilmesi tavsiye edilir.

          Banka ve Abonelik İşlemleri İçin Ayrı Yetki Gerekebilir

          Birçok banka ile elektrik, su, doğalgaz ve internet hizmeti sunan kuruluşlar, vekaletnamede açık yetki bulunmasını aramaktadır. Hesap açılması, para transferleri, kredi işlemleri veya abonelik sözleşmelerinin imzalanması için bu yetkilerin vekaletnameye eklenmesi önemlidir.

          Vatandaşlık Sürecinde Geniş Yetkili Vekaletnamenin Önemi

          Yatırım yoluyla veya genel hükümler kapsamında Türk vatandaşlığına başvuracak yabancılar için vekaletnamede vatandaşlık başvurusu, yatırım işlemleri, tapu işlemleri, banka işlemleri, uygunluk belgesi başvuruları ve ilgili tüm idari süreçleri kapsayan özel yetkilerin bulunması sürecin kesintisiz ilerlemesini sağlar.

          Yurt Dışında Düzenlenen Vekaletnameler

          Türkiye dışında düzenlenen vekaletnamelerin kullanılabilmesi için düzenlendiği ülkeye göre apostil, konsolosluk onayı veya noter tasdiki gerekebilir. Ayrıca vekaletnamenin Türk hukukuna uygun şekilde hazırlanması ve gerektiğinde yeminli tercümesinin yapılması gerekir.

          Sonuç

          Eksik yetkiler içeren bir vekaletname, aynı işlem için ikinci veya üçüncü kez noter düzenlemesi yapılmasına neden olabilir. Bu durum hem zaman kaybına hem de ek maliyetlere yol açar. Özellikle yabancı gerçek kişiler açısından Türkiye’deki tüm hukuki ve idari işlemleri kapsayan geniş yetkili bir vekaletnamenin baştan doğru hazırlanması, ikamet izninden vatandaşlığa, taşınmaz ediniminden şirket kuruluşuna kadar tüm süreçlerin güvenli ve hızlı şekilde yürütülmesini sağlar.

        6. İş Kazalarında İşverenin Taksirle Öldürme Suçundan Ceza Sorumluluğu (TCK m. 85)

          İş Kazalarında İşverenin Taksirle Öldürme Suçundan Ceza Sorumluluğu (TCK m. 85)

          İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler, yalnızca iş hukuku bakımından değil, ceza hukuku bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan yanlış kanaatlerden biri, iş kazası meydana geldiğinde işverenin otomatik olarak cezai sorumluluk altına girdiği düşüncesidir. Oysa Türk ceza hukukunda hiçbir kişi yalnızca işveren sıfatını taşıdığı için cezalandırılamaz. İşverenin cezai sorumluluğu, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği, bu ihlalin ölüm sonucuna neden olup olmadığı ve kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilerek belirlenir.

          Bu nedenle her ölümlü iş kazasında işveren hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün değildir. Mahkeme, olayın meydana geliş şekli, alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, kusur dağılımı ve ölüm ile ihlal edilen yükümlülük arasındaki nedensellik bağını ayrıntılı şekilde incelemektedir.

          İş Kazasında İşveren Her Zaman Ceza Alır mı?

          Hayır. İş kazasında bir çalışanın hayatını kaybetmesi, işverenin otomatik olarak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğu şahsidir. Bu nedenle ölüm sonucunun meydana gelmesi tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir.

          İşverenin cezalandırılabilmesi için öncelikle hangi yükümlülüğünü ihlal ettiği, bu ihlalin ölüm sonucuna nasıl etki ettiği ve ölümün gerçekten bu ihmal nedeniyle meydana gelip gelmediği ortaya konulmalıdır. Kusur bulunmayan veya ölüm ile davranışı arasında uygun nedensellik bağı kurulamayan işveren hakkında ceza sorumluluğundan söz edilemez.

          İşverenin Ceza Sorumluluğunun Hukuki Dayanağı

          İşverenin cezai sorumluluğu yalnızca Türk Ceza Kanunu’ndan kaynaklanmamaktadır. Değerlendirme yapılırken Türk Ceza Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ilgili yönetmelikler, teknik standartlar ve Yargıtay içtihatları birlikte dikkate alınmaktadır.

          TCK’nın 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu bakımından temel değerlendirme, işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanında 6331 sayılı Kanun uyarınca işverenin çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli her türlü tedbiri alma yükümlülüğü bulunmaktadır.

          İşverenin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

          İşveren, işyerinde güvenli bir çalışma ortamı oluşturmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük yalnızca koruyucu ekipman temin edilmesiyle sınırlı değildir. İşveren, çalışma organizasyonunu güvenli şekilde kurmalı, işyerindeki riskleri önceden belirlemeli, gerekli eğitimleri vermeli, çalışanları denetlemeli ve teknik eksiklikleri gidermelidir.

          • Risk değerlendirmesi yapmak
          • İş sağlığı ve güvenliği organizasyonunu kurmak
          • Çalışanlara gerekli eğitimleri vermek
          • Kişisel koruyucu donanım sağlamak
          • Makine ve ekipmanların bakımını yaptırmak
          • Tehlikeli alanları güvenli hâle getirmek
          • İş güvenliği kurallarına uyulup uyulmadığını denetlemek

          Bu yükümlülüklerden bir veya birkaçının ihlal edilmesi ve ölüm sonucunun bu ihlal nedeniyle meydana gelmesi durumunda işveren hakkında taksirle öldürme suçundan cezai sorumluluk gündeme gelebilir.

          Ceza Hukuku Bakımından Kusur Nasıl Belirlenir?

          İş kazalarında en önemli tartışma konusu kusur değerlendirmesidir. Kusur belirlenirken yalnızca ölüm sonucuna bakılmaz. Mahkeme öncelikle işverenin hangi hukuki yükümlülüğü yerine getirmediğini ve bu eksikliğin ölüm sonucuna etkisini araştırır.

          Bu değerlendirme yapılırken olay yeri inceleme tutanakları, iş güvenliği belgeleri, eğitim kayıtları, bakım raporları, kamera görüntüleri, tanık beyanları ve bilirkişi raporları birlikte incelenmektedir. Bilirkişi raporları önemli olmakla birlikte hâkimi bağlayan kesin delil niteliğinde değildir.

          Ölüm ile İşverenin Davranışı Arasında Nedensellik Bağı Bulunmalıdır

          İşveren hakkında mahkûmiyet kararı verilebilmesi için yalnızca kusurlu davranış yeterli değildir. Ayrıca bu davranış ile ölüm sonucu arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.

          Başka bir ifadeyle mahkeme şu soruya cevap arar: İşveren gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almış olsaydı ölüm yine de meydana gelir miydi?

          Eğer ölüm, işverenin kontrol alanı dışında gerçekleşen bağımsız bir nedenle meydana gelmiş veya nedensellik bağı kesilmişse, ceza sorumluluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır.

          Asıl İşveren ve Alt İşveren İlişkisinde Ceza Sorumluluğu

          İş kazalarının önemli bir bölümü asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde meydana gelmektedir. Bu nedenle uygulamada en sık karşılaşılan sorulardan biri, ölümle sonuçlanan iş kazasında cezai sorumluluğun yalnızca alt işverene mi yoksa asıl işverene de mi ait olduğudur.

          Ceza hukuku bakımından bu soruya tek cümleyle cevap vermek mümkün değildir. Asıl işverenin sırf “asıl işveren” sıfatını taşıması nedeniyle cezalandırılması mümkün olmadığı gibi, kazanın alt işveren işçisinin başına gelmiş olması da asıl işverenin otomatik olarak sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmez.

          Mahkeme, öncelikle hangi iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğünün ihlal edildiğini, bu yükümlülüğün hangi kişi veya kişiler tarafından yerine getirilmesi gerektiğini ve ölüm sonucuyla ihlal edilen yükümlülük arasında uygun nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırmaktadır.

          Asıl İşveren Her İş Kazasından Sorumlu mudur?

          Hayır. Ceza hukuku bakımından asıl işverenin sorumluluğu, yalnızca kendi kusurundan kaynaklanabilir. İşyerinde meydana gelen her ölüm nedeniyle asıl işveren hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün değildir.

          Örneğin işyerindeki ortak çalışma alanlarının güvenliğinin sağlanması asıl işverenin yükümlülüğünde olabilir. Buna karşılık yalnızca alt işverenin kontrolünde bulunan bir makinenin bakımının yapılmaması nedeniyle meydana gelen ölüm olayında sorumluluk farklı şekilde değerlendirilebilir. Bu nedenle her olayda görev ve yetki dağılımı ayrıntılı olarak incelenmelidir.

          Asıl İşveren ve Alt İşveren Aynı Anda Sorumlu Olabilir mi?

          Evet. İş kazasının meydana gelmesinde hem asıl işverenin hem de alt işverenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları etkili olmuşsa, her iki işveren de kendi kusurları oranında cezai sorumluluk taşıyabilir.

          Ancak bu durumda dahi her iki işveren bakımından ayrı ayrı kusur değerlendirmesi yapılması zorunludur. Bir kişinin kusuru diğerine yüklenemez. Ceza hukukunda sorumluluk şahsidir ve herkes yalnızca kendi ihmalinden dolayı sorumlu tutulabilir.

          İş Güvenliği Uzmanı Ceza Sorumluluğu Taşır mı?

          İş güvenliği uzmanının görevi, işyerindeki riskleri belirlemek, alınması gereken önlemleri tespit etmek ve bunları işverene bildirmektir. Buna karşılık belirlenen tedbirleri fiilen uygulama yükümlülüğü kural olarak işverene aittir.

          Bununla birlikte iş güvenliği uzmanı, kendi görev alanındaki yükümlülüklerini açıkça ihlal etmiş ve bu ihlal ölüm sonucunun meydana gelmesine etkili olmuşsa, cezai sorumluluğu da gündeme gelebilir. Değerlendirme yapılırken görev tanımı, sözleşme kapsamı ve fiili çalışma şekli dikkate alınmaktadır.

          İşyeri Hekimi Sorumlu Tutulabilir mi?

          İşyeri hekimi bakımından da aynı ilke geçerlidir. Sadece işyeri hekimi sıfatının bulunması cezai sorumluluk için yeterli değildir. Ölüm sonucunun meydana gelmesinde, hekimin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri ihlal edip etmediği ve bu ihlalin ölüm üzerinde etkili olup olmadığı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.

          Şantiye Şefi ve Teknik Sorumluların Ceza Sorumluluğu

          İnşaat sektöründe meydana gelen ölümlü iş kazalarında yalnızca işveren değil; şantiye şefi, proje müdürü, saha sorumlusu, teknik uygulama sorumlusu ve diğer yöneticiler bakımından da ayrı ayrı kusur incelemesi yapılmaktadır.

          Şantiye şefinin fiilen denetim yükümlülüğü bulunmasına rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almaması, tehlikeli çalışmaya izin vermesi veya açık riskleri görmezden gelmesi hâlinde taksirle öldürme suçundan cezai sorumluluğu doğabilir.

          Şirket Müdürü veya Yönetim Kurulu Üyesi Sorumlu Olabilir mi?

          Şirket müdürü veya yönetim kurulu üyesinin cezai sorumluluğu da otomatik değildir. Mahkeme, ilgili kişinin iş sağlığı ve güvenliği bakımından fiili görev ve yetkisini, karar alma sürecindeki rolünü ve ölüm sonucuna etkili olan ihmalini ayrı ayrı değerlendirmektedir.

          Sadece ticaret sicilinde şirket müdürü olarak görünmek, tek başına taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet için yeterli değildir. Bunun yanında somut olayda yerine getirilmeyen yükümlülük ile kişinin görev alanı arasında bağlantı kurulması gerekir.

          İşveren Hangi Durumlarda Ceza Sorumluluğundan Kurtulabilir?

          Her ölüm olayı işverenin cezalandırılmasını gerektirmez. Özellikle aşağıdaki hâllerde ceza sorumluluğu doğmayabilir:

          • İşverenin tüm iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olması,
          • Ölümün tamamen öngörülemeyen bir olaydan kaynaklanması,
          • Nedensellik bağının kesilmesi,
          • Üçüncü kişinin bağımsız davranışının tek başına sonuca neden olması,
          • İşçinin tamamen öngörülemez ve olağan dışı davranışı nedeniyle kazanın meydana gelmesi.

          Bu değerlendirmeler her somut olay bakımından ayrı ayrı yapılmakta olup, işverenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği teknik incelemeler ve deliller ışığında belirlenmektedir.

          İşverenin Kusuru Nasıl Tespit Edilir?

          İş kazalarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde en önemli aşama kusur incelemesidir. Ancak kusur, yalnızca ölümün meydana gelmiş olmasına bakılarak belirlenmez. Mahkeme öncelikle işverenin hangi hukuki yükümlülüğü ihlal ettiğini, bu ihlalin ölüm sonucuna etkisini ve gerekli tedbirlerin alınması halinde sonucun önlenip önlenemeyeceğini araştırmaktadır.

          Kusur değerlendirmesinde işverenin işyerini nasıl organize ettiği, çalışanlara gerekli eğitimleri verip vermediği, riskleri önceden belirleyip belirlemediği ve alınması gereken güvenlik tedbirlerini uygulayıp uygulamadığı birlikte incelenmektedir.

          Bilirkişi Raporları Tek Başına Yeterli midir?

          Hayır. Uygulamada en önemli delillerden biri bilirkişi raporu olmakla birlikte, bu rapor mahkemeyi bağlayan kesin delil niteliğinde değildir. Hakim, bilirkişi raporunu dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirerek karar verir.

          Özellikle iş güvenliği uzmanları, makine mühendisleri, inşaat mühendisleri ve iş sağlığı alanındaki uzmanlar tarafından hazırlanan raporlar teknik açıdan önemli olmakla birlikte; kusurun hukuki değerlendirmesi mahkemeye aittir.

          Çelişkili bilirkişi raporlarının bulunması hâlinde mahkeme yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirebilir veya Adli Tıp Kurumu ile üniversitelerden ek rapor alınmasına karar verebilir.

          İşverenin Ceza Sorumluluğunu Etkileyen Deliller

          İş kazalarında yalnızca bilirkişi raporları değil, olayın gerçekleşme biçimini ortaya koyan tüm teknik ve hukuki deliller birlikte değerlendirilmektedir.

          • Risk değerlendirme raporları
          • İş güvenliği eğitim belgeleri
          • Kişisel koruyucu donanım teslim tutanakları
          • İşe giriş eğitim kayıtları
          • Periyodik bakım raporları
          • Makine kontrol belgeleri
          • İş ekipmanı muayene raporları
          • Güvenlik kamerası kayıtları
          • Tanık beyanları
          • Olay yeri inceleme tutanakları
          • SGK iş kazası dosyası
          • Müfettiş raporları

          Bu belgelerin tamamı birlikte değerlendirilerek işverenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği belirlenmektedir.

          İşçinin Kusurlu Davranışı İşvereni Kurtarır mı?

          Uygulamada en sık sorulan sorulardan biri de işçinin kendi kusurunun işverenin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır.

          Bu sorunun cevabı her somut olaya göre değişmektedir. İşçinin talimatlara aykırı davranması veya güvenlik kurallarını ihlal etmesi, işverenin otomatik olarak sorumluluktan kurtulmasını sağlamaz. Mahkeme öncelikle işverenin gerekli eğitimleri verip vermediğini, yeterli denetimi sağlayıp sağlamadığını ve ihlali önleyebilecek tedbirleri alıp almadığını araştırmaktadır.

          Buna karşılık işveren tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olmasına rağmen işçinin tamamen öngörülemeyen ve olağan dışı davranışı sonucu ölüm meydana gelmişse, ceza sorumluluğu doğmayabilir.

          İşveren Hakkında Tutuklama Kararı Verilebilir mi?

          İş kazası nedeniyle yürütülen soruşturmalarda işveren hakkında doğrudan tutuklama kararı verilmesi söz konusu değildir. Tutuklama, yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde uygulanabilecek koruma tedbirlerinden biridir.

          Kaçma şüphesinin bulunmaması, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında uygulamada birçok dosyada adli kontrol tedbirleri tercih edilmektedir. Ancak her dosya kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.

          İşverenin Savunmasında En Sık Yapılan Hatalar

          İş kazalarının hemen ardından yapılan yanlış açıklamalar ve eksik hukuki değerlendirmeler, ceza soruşturmasının seyrini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından itibaren profesyonel hukuki destek alınması önem taşımaktadır.

          • İfade vermeden önce dosyanın incelenmemesi
          • Bilirkişi raporlarına süresinde itiraz edilmemesi
          • Teknik belgelerin eksik sunulması
          • Risk değerlendirme dosyalarının ibraz edilmemesi
          • Tanıkların zamanında belirlenmemesi
          • İş güvenliği kayıtlarının korunmaması
          • Uzman görüşü alınmaması

          Dolğun Hukuk’un Değerlendirmesi

          İş kazalarından kaynaklanan taksirle öldürme davaları, yalnızca ceza hukuku bilgisiyle çözülebilecek dosyalar değildir. Bu davalarda iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, teknik yönetmelikler, mühendislik raporları ve bilirkişi incelemeleri birlikte değerlendirilmelidir.

          Özellikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu büyük projelerde, sorumluluğun doğru kişilere yüklenmesi ve kusur dağılımının isabetli yapılması adil yargılamanın temel unsurlarından biridir. Bu nedenle soruşturmanın ilk gününden itibaren delillerin doğru şekilde toplanması ve teknik raporların hukuki açıdan incelenmesi büyük önem taşımaktadır.


          Dikkat: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İş kazalarından kaynaklanan ceza soruşturmaları her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmeli olup, hukuki süreçlerin uzman bir ceza hukuku avukatı tarafından takip edilmesi hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

          İş Kazalarında Ceza Sorumluluğunun Belirlenmesinde Görev Dağılımı

          İş kazalarının önemli bir kısmı ekip halinde yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelmektedir. Bu nedenle ölüm sonucunun ortaya çıkması halinde yalnızca işverenin değil, iş sağlığı ve güvenliği organizasyonu içerisinde görev alan diğer kişilerin de hukuki durumu incelenmektedir.

          Ancak ceza hukukunda herkes yalnızca kendi kusurlu davranışından sorumludur. Bir kişinin ihmalinden dolayı başka bir kişinin otomatik olarak cezalandırılması mümkün değildir. Bu nedenle mahkeme, her bir kişinin görev alanını, yetkisini ve ihlal ettiği yükümlülüğü ayrı ayrı değerlendirir.

          Görev Temel Yükümlülük Ceza Sorumluluğu Doğurabilecek Durum
          İşveren İSG organizasyonunu kurmak ve tedbirleri almak Riskleri önlememesi veya gerekli tedbirleri almaması
          Alt İşveren Kendi çalışanlarının güvenliğini sağlamak Kendi çalışma alanındaki ihlaller
          Şantiye Şefi Saha denetimi ve güvenli çalışma düzenini sağlamak Açık tehlikelere rağmen çalışmaya izin vermesi
          İş Güvenliği Uzmanı Riskleri belirlemek ve işvereni yazılı olarak uyarmak Görev alanındaki açık ihmal ve eksiklikler
          İşyeri Hekimi Sağlık yönünden gerekli yükümlülükleri yerine getirmek Görev kapsamındaki ihmalin ölüm sonucuna etkisi
          Çalışan İSG kurallarına uymak Kendi kusurunun ölüm sonucuna etkisi

          İşverenin Kusurlu Sayılabileceği Örnek Olaylar

          Her iş kazası kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmekle birlikte, uygulamada aşağıdaki ihlaller nedeniyle işveren hakkında taksirle öldürme suçundan kamu davası açıldığı görülmektedir.

          • Yüksekte çalışan personele yaşam hattı kurulmaması
          • Emniyet kemeri verilmemesi veya kullanımının denetlenmemesi
          • İskele standartlarına uyulmaması
          • Koruyucu korkulukların bulunmaması
          • Elektrik panolarının açık bırakılması
          • Topraklama yapılmaması
          • Makine koruyucularının sökülmesi
          • Risk değerlendirmesinin hiç yapılmaması
          • İşe giriş eğitiminin verilmemesi
          • Periyodik bakım kayıtlarının tutulmaması
          • Yetkisiz kişilerin tehlikeli makinelerde çalıştırılması
          • Çalışma alanının denetlenmemesi

          İşverenin Kusursuz Sayılabileceği Durumlara Örnekler

          Her ölüm olayı işverenin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Özellikle aşağıdaki durumlarda ceza sorumluluğu doğmaması mümkündür.

          Olay Muhtemel Hukuki Sonuç
          Tüm güvenlik tedbirleri alınmasına rağmen işçinin öngörülemeyen davranışı İşveren kusursuz kabul edilebilir.
          Doğal afet nedeniyle meydana gelen ölüm Nedensellik bağı kesilebilir.
          Üçüncü kişinin bağımsız fiili İşveren sorumluluğu ortadan kalkabilir.
          İşverenin kontrol alanı dışında gerçekleşen olay Somut olaya göre beraat kararı verilebilir.

          İşverenin Soruşturma Başlar Başlamaz Yapması Gerekenler

          İş kazasının hemen ardından yapılacak işlemler, ceza soruşturmasının sağlıklı yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Delillerin kaybolması veya eksik toplanması hem işveren hem de diğer ilgililer açısından telafisi güç sonuçlar doğurabilir.

          • Olay yerini koruma altına almak
          • İş güvenliği belgelerini muhafaza etmek
          • Kamera kayıtlarını yedeklemek
          • Tanık bilgilerini tespit etmek
          • Bakım ve kontrol kayıtlarını hazırlamak
          • Risk değerlendirme dosyasını incelemek
          • Çalışana verilen eğitim belgelerini temin etmek
          • İfade vermeden önce hukuki danışmanlık almak

          İşveren Açısından Savunmada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

          İş kazası nedeniyle yürütülen ceza soruşturmalarında savunma yalnızca “kusurum yoktur” şeklindeki açıklamalardan ibaret olmamalıdır. Savunmanın teknik belgeler, mevzuat hükümleri ve bilirkişi değerlendirmeleriyle desteklenmesi gerekmektedir.

          Özellikle risk değerlendirme raporları, çalışan eğitim kayıtları, teslim tutanakları, bakım kayıtları ve yazılı talimatlar, işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

          Unutulmamalıdır ki; ceza hukukunda işveren sıfatı tek başına mahkûmiyet sebebi değildir. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için işverenin somut olayda hangi yükümlülüğü ihlal ettiğinin ve bu ihlalin ölüm sonucuna neden olduğunun kesin şekilde ortaya konulması gerekir.

          İşçinin Kimin İşçisi Olduğunun Belirlenmesi Neden Önemlidir?

          İş kazalarından kaynaklanan ceza soruşturmalarında en önemli tartışma konularından biri, kazaya uğrayan kişinin hukuken hangi işverenin işçisi olduğunun belirlenmesidir. Özellikle büyük inşaat projeleri, sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, madenler ve hizmet alımı yoluyla yürütülen işlerde aynı çalışma alanında birden fazla işveren faaliyet gösterebilmektedir.

          Uygulamada yalnızca SGK kayıtlarına bakılarak işçinin hangi işverene bağlı çalıştığının kabul edilmesi doğru değildir. Ceza hukukunda önemli olan, işçinin fiilen kimin emir ve talimatı altında çalıştığı, çalışmanın nasıl organize edildiği, denetimin kim tarafından yapıldığı ve iş sağlığı ile güvenliği yükümlülüklerinin hangi kişi veya kişiler tarafından yerine getirilmesi gerektiğidir.

          Bu nedenle mahkeme, yalnızca iş sözleşmesini değil; fiili çalışma düzenini de ayrıntılı olarak incelemektedir. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde bu değerlendirme ayrı bir önem taşımaktadır.

          Mahkeme İşçinin Kime Bağlı Çalıştığını Nasıl Tespit Eder?

          İşçinin hangi işverene bağlı çalıştığının belirlenmesinde tek bir kriter bulunmamaktadır. Ceza mahkemeleri ve bilirkişiler, dosyadaki tüm delilleri birlikte değerlendirerek fiili çalışma ilişkisini ortaya koymaktadır.

          İncelenen Husus Değerlendirme Amacı
          SGK hizmet dökümleri Resmî işveren kaydının belirlenmesi
          İş sözleşmesi Hukuki ilişkinin tespiti
          Bordro kayıtları Ücretin kim tarafından ödendiğinin belirlenmesi
          Puantaj kayıtları Fiili çalışma düzeninin incelenmesi
          Tanık beyanları Fiilen kimin emir ve talimat verdiğinin belirlenmesi
          İş güvenliği eğitim belgeleri Eğitimin hangi işveren tarafından verildiğinin belirlenmesi
          KKD teslim tutanakları Koruyucu ekipmanı kimin sağladığının tespiti
          Saha organizasyonu Denetimin kim tarafından yürütüldüğünün belirlenmesi

          Bu değerlendirme sonucunda, SGK kaydında başka bir işveren görünse dahi fiili çalışma ilişkisi farklı şekilde ortaya çıkabilir. Ceza hukuku bakımından önemli olan yalnızca şekli kayıtlar değil, olay tarihindeki gerçek çalışma ilişkisidir.

          Kaçak İşçi Çalıştırılması Ceza Sorumluluğunu Nasıl Etkiler?

          İş kazasına uğrayan kişinin SGK’ya hiç bildirilmemiş olması veya kayıt dışı çalıştırılması, işverenin taksirle öldürme suçundan doğan ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine kayıt dışı çalıştırma, çoğu zaman iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin de yerine getirilmediğine ilişkin önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.

          Ancak yalnızca sigortasız çalıştırılmış olmak, tek başına taksirle öldürme suçunun oluştuğu anlamına da gelmez. Ceza mahkemesi yine ölüm sonucunun hangi ihmal nedeniyle meydana geldiğini, ölüm ile ihlal edilen yükümlülük arasında uygun nedensellik bağı bulunup bulunmadığını araştıracaktır.

          Sigortasız işçi çalıştırılması idari yaptırımlar ve sosyal güvenlik hukuku bakımından ayrı sonuçlar doğururken, taksirle öldürme suçunda belirleyici olan husus ölüm sonucuna neden olan dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalidir.

          Sigortasız İşçi Çalıştırılması Kusur Değerlendirmesinde Etkili midir?

          Evet. Her ne kadar kayıt dışı çalıştırma tek başına mahkûmiyet nedeni olmasa da uygulamada şu hususların araştırılmasına yol açmaktadır:

          • İşe giriş eğitimi verilmiş midir?
          • Risk değerlendirmesi kapsamında değerlendirilmiş midir?
          • Kişisel koruyucu donanım teslim edilmiş midir?
          • İşe uygunluğu sağlık raporuyla belirlenmiş midir?
          • Görevlendirme ve çalışma talimatları yazılı olarak verilmiş midir?
          • İşveren tarafından etkin denetim yapılmış mıdır?

          Bu soruların olumsuz cevaplanması hâlinde kayıt dışı çalıştırma, kusur değerlendirmesinde işveren aleyhine önemli bir unsur olarak değerlendirilebilir.

          Alt İşveren İşçisinin Ölmesi Hâlinde Asıl İşverenin Durumu

          Alt işveren işçisinin ölmesi durumunda asıl işverenin cezai sorumluluğu otomatik olarak doğmaz. Mahkeme, ölüm sonucuna neden olan güvenlik tedbirinin alınmasının kimin yükümlülüğünde olduğunu belirlemektedir.

          Örneğin ortak kullanım alanlarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında asıl işverenin sorumluluğu gündeme gelebilir. Buna karşılık yalnızca alt işverenin organizasyonu altında yürütülen ve tamamen onun denetim alanında bulunan bir faaliyetten kaynaklanan ihlallerde değerlendirme farklı olabilir. Her olay kendi teknik özellikleri çerçevesinde incelenmelidir.

          Anahtar Teslim İşlerde Ceza Sorumluluğu

          İşin anahtar teslimi olarak yükleniciye bırakıldığı durumlarda, fiili organizasyonun ve iş sağlığı ile güvenliği tedbirlerinin kimin kontrolünde olduğu ayrıca araştırılır. İşin tüm yönetim ve denetiminin yüklenici tarafından yürütüldüğü hâllerde cezai sorumluluk da ağırlıklı olarak yüklenici üzerinde toplanabilir. Bununla birlikte asıl işverenin kanundan veya sözleşmeden doğan denetim yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda kendi kusuru oranında sorumluluğu yine gündeme gelebilir.

          Sonuç

          İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler, yalnızca bir iş sağlığı ve güvenliği sorunu değil, aynı zamanda ciddi sonuçlar doğuran ceza hukuku uyuşmazlıklarıdır. Ancak her ölüm olayı, işverenin otomatik olarak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için işverenin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin, bu ihlalin ölüm sonucuna neden olduğunun ve ölüm ile davranış arasında uygun nedensellik bağının bulunduğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir.

          Özellikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu projelerde, kayıt dışı çalıştırma iddialarında, birden fazla sorumlunun yer aldığı iş organizasyonlarında ve teknik uzmanlık gerektiren iş kazalarında kusur değerlendirmesi oldukça karmaşık hale gelebilmektedir. Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından itibaren delillerin doğru şekilde toplanması, bilirkişi raporlarının hukuki ve teknik açıdan incelenmesi, iş güvenliği yükümlülüklerinin kapsamının doğru belirlenmesi ve etkin bir savunma stratejisinin oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

          Dolğun Hukuk olarak; iş kazalarından kaynaklanan taksirle öldürme ve taksirle yaralama soruşturmaları, işveren ve şirket yöneticilerinin ceza sorumluluğu, asıl işveren-alt işveren uyuşmazlıkları, iş sağlığı ve güvenliği kaynaklı ceza davaları ile maddi ve manevi tazminat süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktayız. Somut olayınıza ilişkin hukuki değerlendirme ve profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.