Yazar: Dolgun.av.tr

  • Türk Vatandaşlığı İptalleri 2026 | Resmi Veriler ve Dünya Basını

    Türk Vatandaşlığı İptalleri 2026 | Resmi Veriler ve Dünya Basını

    Türk Vatandaşlığı İptalleri 2026: Resmi Açıklamalar, 6.134 Kişiye İlişkin Kararlar, 1.070 Kişilik Soruşturma ve Uluslararası Basındaki Tartışmalar

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun – İstanbul Barosu

    Yayın tarihi: 22 Ekim 2026

    Araştırma alanları: Türk Vatandaşlık Hukuku, Yabancılar Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Milletlerarası Hukuk ve Yabancı Yatırımlar

    Özet

    Türkiye’de yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarının iptali ve geri alınması meselesi, 2025 ve 2026 yıllarında yürütülen ceza soruşturmaları ve idari incelemelerle birlikte uluslararası gündemin önemli konularından biri haline gelmiştir. Gayrimenkul yatırımıyla vatandaşlık kazanılmasına ilişkin işlemlerde sahte veya gerçeğe aykırı değerleme raporları düzenlendiği, muvazaalı taşınmaz satışları gerçekleştirildiği, yatırım bedellerinin gerçekte ödenmediği veya görünüşte para hareketleri oluşturulduğu yönündeki iddialar, yalnızca ilgili kişiler hakkında ceza soruşturması yürütülmesi sonucunu doğurmamış; geçmiş yıllarda verilmiş vatandaşlık kararlarının hukuki geçerliliğini de tartışmaya açmıştır.

    İçişleri Bakanlığının kamuoyuna yansıyan açıklamalarına göre, yatırım uygunluk belgelerine ve güvenlik değerlendirmelerine ilişkin incelemeler sonucunda 1.413 asıl yatırımcı ve aile fertleriyle birlikte toplam 6.134 kişinin Türk vatandaşlığını kazanma kararı iptal edilmiş veya geri alınmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 21 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna açıklanan ikinci dalga soruşturmasında ise 263 yatırımcı ve 807 aile ferdi olmak üzere toplam 1.070 kişinin vatandaşlık işlemleri incelemeye konu olmuştur.

    Ancak bu sayıların aynı hukuki süreci ifade ettiği veya 1.070 kişinin tamamı hakkında kesinleşmiş vatandaşlık iptal kararları bulunduğu söylenemez. Ceza soruşturması, yatırım uygunluk belgesinin iptali, vatandaşlık kararının iptali, vatandaşlık kararının geri alınması ve bu işlemlere karşı yargısal denetim birbirinden farklı aşamalardır.

    Bu çalışma, 22 Ekim 2026 tarihine kadar erişilebilen kamuya açık kaynaklar çerçevesinde, Türkiye’de vatandaşlık iptalleri hakkında yapılan resmi açıklamaları ve basına yansıyan olayları kronolojik biçimde incelemektedir. Ayrıca Arapça, İngilizce, Rusça ve Çince yayınlar üzerinden meselenin uluslararası alanda nasıl sunulduğunu, yabancı yatırımcıların hangi endişelerle karşı karşıya kaldığını ve mevcut tartışmaların hukuki güvenlik ilkesi açısından ne ifade ettiğini değerlendirmektedir.

    Araştırmanın sınırları: Bu metinde resmi kurumların açıklamaları ile ceza soruşturmasında ileri sürülen iddialar birbirinden ayrılmıştır. Yargı kararına dönüşmemiş soruşturma tespitleri kesinleşmiş suç olgusu olarak kabul edilmemiştir. Ayrıca basında ve sosyal medyada yer alan yorumların tamamı Türkiye’deki yabancı yatırımcıların genel kanaatini gösteren bilimsel kamuoyu araştırmaları olarak değerlendirilmemiştir.

    İçindekiler

    1. Vatandaşlık iptalleri neden uluslararası gündemde?
    2. 2025–2026 olaylarının kronolojisi
    3. 6.134, 1.070 ve 687 rakamları ne anlama geliyor?
    4. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Emniyet ve savcılıkların tutumu
    5. Ceza soruşturmalarında hangi işlemler araştırılıyor?
    6. Türk vatandaşlığının iptali ile geri alınması arasındaki hukuki fark
    7. Arap basınında Türk vatandaşlığı iptalleri
    8. Avrupa ve İngilizce uluslararası yayınlarda tartışmalar
    9. Rusça yayınlarda vatandaşlık ve yatırım güvenliği
    10. Çince yayınlarda Türk vatandaşlığı iptalleri
    11. Forumlar ve sosyal medyadaki iddialar
    12. Yatırımcı güveni ve hukuki güvenlik sorunu
    13. Yeni vatandaşlık başvuruları devam ediyor mu?
    14. Henüz cevaplanmamış sorular
    15. Sonuç ve hukuki değerlendirme
    16. Önceki hukuki çalışmalarımız
    17. Mevzuat, resmi açıklamalar ve uluslararası kaynakça

    1. Türk Vatandaşlığı İptalleri Neden Uluslararası Gündeme Geldi?

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, Türkiye’nin yabancı sermaye çekme politikaları kapsamında uzun yıllardır uygulanan istisnai vatandaşlık kazanma usullerinden biridir. Bu sistemin hukuki dayanağı, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12. maddesi ve Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 20. maddesidir.

    Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık sistemi kamu hukuku ile özel hukukun kesiştiği bir alanda bulunmaktadır. Yatırımcı, bir taşınmazın satın alınması veya başka bir yatırımın gerçekleştirilmesi yoluyla özel hukuk ilişkisine girerken, Türk vatandaşlığını kazanma kararı kamu gücü kullanan yetkili devlet makamları tarafından verilmektedir.

    Bu yapı, sistemdeki hukuki tartışmanın başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bir inşaat şirketi taşınmaz satabilir, bir banka para transferine aracılık edebilir, bir değerleme kuruluşu taşınmazın piyasa değerini belirleyebilir ve bir danışmanlık şirketi başvuru sürecinde rol üstlenebilir. Ancak bu kişilerin hiçbiri Türk vatandaşlığını verme yetkisine sahip değildir.

    Vatandaşlık, yetkili makam tarafından kamu hukuku kapsamında alınan bir karar sonucunda kazanılmaktadır.

    Dolayısıyla yıllar önce verilmiş bir vatandaşlık kararının, başvuru sürecinde kullanılmış bir belgenin veya yatırım işleminin sonradan tartışmalı hale gelmesi nedeniyle sona erdirilmesi, yalnızca yatırımcı ile satıcı arasındaki sözleşmesel ilişkiyi ilgilendirmez. Devletin daha önce verdiği kararların istikrarı, idarenin hukuka bağlılığı, vatandaşlık statüsünün korunması ve kişilerin devlete duyduğu güven de tartışmanın konusudur.

    Bu noktada iki yaklaşım karşı karşıya gelmektedir. Birinci yaklaşım, sahtecilik ve muvazaaya dayanan vatandaşlık işlemlerinin tespit edilerek hukuka uygunluğun yeniden sağlanmasını savunmaktadır. İkinci yaklaşım ise özellikle gerçek yatırım yaptığını, gerekli bedeli ödediğini ve kamu makamlarından uygunluk belgesi aldıktan sonra vatandaşlık kazandığını ileri süren kişilerin hukuki durumunun üçüncü kişilerin olası usulsüzlükleriyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

    Bu iki yaklaşım zorunlu olarak birbirini dışlamaz. Hukuk devleti bakımından temel mesele, usulsüzlükle mücadele edilirken bireysel sorumluluğun, maddi gerçeğin ve kanuni işlem şartlarının yeterli açıklıkla belirlenmesidir.

    2. Türk Vatandaşlığı Soruşturmalarının 2025–2026 Kronolojisi

    2.1. 24 Eylül 2025: Muvazaalı gayrimenkul satışlarına yönelik operasyon

    Türk vatandaşlığına ilişkin kapsamlı incelemeler, kamuoyunda özellikle 24 Eylül 2025 tarihinde duyurulan operasyonla görünür hale gelmiştir.

    Anadolu Ajansının aynı tarihli haberine göre, İstanbul merkezli 19 ilde gerçekleştirilen operasyon kapsamında yabancıların yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanabilmeleri için gerçekte gerçekleşmeyen veya görünürde oluşturulan gayrimenkul satışlarının kullanıldığı ileri sürülmüştür.

    Soruşturma makamlarının açıklamalarında 451 yabancı yatırımcı ve aileleriyle bağlantılı toplam 1.198 vatandaşlık kazanımından söz edilmiştir. Ayrıca gerçek döviz girişinin bulunmaması, yüksek değerli gösterilen ekspertiz raporları ve taşınmazların yeniden önceki maliklere veya bağlantılı kişilere devredilmesi gibi iddialar kamuoyuna yansımıştır.

    Kaynak: Anadolu Ajansı, 24 Eylül 2025.

    Bu ilk büyük soruşturma, özellikle gayrimenkulün tapuda yabancıya devredilmiş olmasının vatandaşlık mevzuatındaki bütün koşulların gerçekten gerçekleştiğini tek başına kanıtlamayacağı yönündeki tartışmaları güçlendirmiştir.

    2.2. 4 Ağustos 2026: 687 kişiye ilişkin yeni soruşturma

    4 Ağustos 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda yürütülen yeni bir operasyona ilişkin açıklama yayımlamıştır.

    Açıklamada, düşük bedelli taşınmazların sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterildiği ve muvazaalı satışlar üzerinden vatandaşlık kazandırıldığı yönündeki iddialara yer verilmiştir. Adalet Bakanlığı, bu yöntemle vatandaşlık kazandığı belirtilen 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesi için yasal sürecin başlatıldığını bildirmiştir.

    Operasyon kapsamında 90 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği, 72 şüphelinin yakalandığı, çeşitli şirketlere ve malvarlığı değerlerine yönelik koruma tedbirleri uygulandığı açıklanmıştır. Bakanlık açıklamasında ayrıca yaklaşık 2,5 milyar TL tutarındaki dövizin gerçekte Türkiye’ye girişinin sağlanmadığının ileri sürüldüğü görülmektedir.

    Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı, 4 Ağustos 2026 tarihli resmi açıklama.

    Bu aşamada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, Bakanlığın bir ceza soruşturması ve vatandaşlık iptaline yönelik işlemlerden söz etmiş olmasıdır. Bunlar her bir kişinin vatandaşlığının aynı tarihte ve kesin biçimde sona erdiği anlamına gelmemektedir.

    2.3. 21 Eylül 2026: 1.070 kişiyi ilgilendiren ikinci dalga operasyon

    21 Eylül 2026 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda gerçekleştirilen ikinci dalga operasyon kamuoyuna açıklanmıştır.

    Adalet Bakanının açıklamalarında, Gül İnşaat AŞ, Beyaz İnşaat ve LİV İnşaat üzerinden gerçekleştirilen gayrimenkul satışlarının incelendiği; 734 yabancıya yapılan satışın değerlendirildiği ve bunlardan 274’ünün muvazaalı olduğunun ileri sürüldüğü bildirilmiştir.

    Bu inceleme kapsamında aile fertleriyle birlikte 1.070 kişinin Türk vatandaşlığı kazandığı belirtilmiştir.

    İlgili işlemlerin parasal büyüklüğünün 3,5 milyar TL’yi aştığı, soruşturma çerçevesinde çok sayıda taşınmaz ve başka malvarlığı hakkında koruma tedbiri uygulandığı, bazı şirketler bakımından kayyım tedbirlerine başvurulduğu haberleştirilmiştir.

    Ancak burada adı geçen şirketler ve onlarla bağlantılı gerçek kişiler bakımından masumiyet karinesi geçerlidir. İleri sürülen iddiaların ceza mahkemesi önünde hangi ölçüde kanıtlanacağı, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin sonucuna bağlıdır. Bir şirketin veya projenin inceleme konusu olması, o şirketten taşınmaz satın alan herkesin hukuka aykırı işlem yaptığı anlamına gelmez.

    Kaynak: Anadolu Ajansı, 21 Eylül 2026.

    2.4. 21 Eylül 2026: İçişleri Bakanlığının 6.134 kişiye ilişkin açıklaması

    21 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan İçişleri Bakanlığı açıklaması, vatandaşlık soruşturmalarının çok daha geniş bir idari boyutu bulunduğunu göstermiştir.

    Bakanlık, yatırım uygunluk belgesi iptalleri ve vatandaşlık sonrasındaki kamu düzeni ile milli güvenlik değerlendirmeleri kapsamında, toplam 6.134 kişinin vatandaşlık kazanma kararının iptal edildiğini veya geri alındığını bildirmiştir.

    Bu sayı, yalnızca 21 Eylül 2026 tarihli yeni ceza soruşturmasını ifade etmemektedir. Uluslararası yatırım basınında Ağustos 2026 tarihinde de aynı genel sayıya ilişkin yayınlar bulunduğundan, haberin hangi tarihte yayımlandığı ile resmi istatistiğin hangi dönemdeki işlemleri kapsadığı birbirinden ayrılmalıdır.

    Kaynaklar: TRT Haber, İçişleri Bakanlığı açıklaması; IMI Daily, 6 Ağustos 2026 tarihli uluslararası yayın.

    2.5. 24–25 Eylül 2026: Tutuklama ve adli kontrol kararları

    İkinci dalga operasyonun ardından şüphelilerin adli mercilere sevk edilmesiyle ilgili yeni açıklamalar yapılmıştır.

    25 Eylül 2026 tarihli Anadolu Ajansı haberinde, 33 şüpheli hakkında tutuklama, 20 şüpheli hakkında konutu terk etmeme ve 21 şüpheli hakkında diğer adli kontrol tedbirlerinin uygulandığı bildirilmiştir. Aynı günün daha erken saatlerindeki bazı haberlerde ise 26 tutuklama sayısı yer almaktadır. Bu nedenle farklı saatlerde yayımlanan haberlerde görülen rakamlar, aynı soruşturmanın farklı işlem aşamalarını yansıtabilir.

    Tutuklama bir mahkumiyet hükmü değildir. Ceza muhakemesinde tutuklama ve adli kontrol, kanuni şartları bulunan geçici koruma tedbirleridir.

    Kaynak: Anadolu Ajansı, 25 Eylül 2026.

    2.6. Ekim 2026: Dosyaların hukuki durumuna ilişkin belirsizlikler

    22 Ekim 2026 itibarıyla bu araştırmada doğrulanabilen kamuya açık bilgiler, geniş kapsamlı soruşturma ve idari incelemelerin varlığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte kamuya açık kaynaklardan, incelemeye konu bütün kişilerin bireysel idari dosyalarının sonuçlandığı veya tüm ceza soruşturmaları bakımından kesin hüküm verildiği sonucuna ulaşılmamaktadır.

    Yeni bir basın açıklamasının bulunmaması, soruşturmalarda veya idari dosyalarda herhangi bir işlem yapılmadığı anlamına da gelmez. Ceza soruşturmalarının gizliliği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar nedeniyle birçok işlem kamuya açıklanmadan yürütülebilir.

    3. 6.134, 1.070 ve 687 Rakamları Ne Anlama Geliyor?

    Vatandaşlık iptalleri hakkındaki kamuoyu tartışmalarının önemli bir bölümü, farklı soruşturma ve idari işlemlere ilişkin sayıların birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır.

    3.1. 6.134 kişiye ilişkin resmi istatistik

    İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre yatırım yoluyla vatandaşlık süreçlerinde yürütülen incelemelerde aşağıdaki sonuçlar bildirilmiştir:

    İşlemin niteliği Asıl yatırımcı Ailelerle birlikte toplam kişi
    Uygunluk belgesi iptaliyle bağlantılı vatandaşlık kararlarının iptali 1.150 5.391
    Kamu düzeni ve milli güvenlik gerekçeleriyle vatandaşlık kararlarının geri alınması 263 743
    Genel toplam 1.413 6.134

    Bakanlık ayrıca 11 Şubat 2026 tarihinden itibaren yatırım uygunluk belgesi iptal edilen 458 yatırımcı ve aileleri dahil toplam 1.393 kişinin vatandaşlığının iptal edildiğini, 7 kişinin vatandaşlığının ise milli güvenlik veya kamu düzeni gerekçeleriyle geri alındığını açıklamıştır.

    Bu alt dönem bilgileri, genel toplama yeniden eklenmesi gereken bağımsız bir rakam olarak değerlendirilmemelidir.

    Buradaki önemli mesele, açıklanan kişilerin her biri bakımından idari kararın tarihi, tebligat durumu, hukuki gerekçesi ve varsa yargısal denetiminin ayrı birer hukuki veri olmasıdır. Genel istatistik, bireysel işlem dosyasının yerine geçmez.

    3.2. 1.070 kişi, 1.070 yatırımcı anlamına gelmemektedir

    21 Eylül 2026 tarihli açıklamada geçen 1.070 kişinin dağılımı şu şekildedir:

    Kategori Kişi sayısı
    Asıl yatırımcı 263
    Aile fertleri 807
    Toplam 1.070
    İlk vatandaşlık kararı tarihinde vatandaşlık kazandığı belirtilenler 1.015
    Karardan sonra vatandaşlık kazandığı belirtilen çocuklar 55

    Bu nedenle 1.070 kişinin tamamını asıl yatırımcı olarak tanımlayan haber başlıkları hukuken isabetli değildir. Aile fertlerinin vatandaşlık kazanımına ilişkin hukuki durumları, asıl yatırımcının durumundan kaynaklanan sonuçlar doğurabilmekle birlikte her zaman ayrıca incelenmelidir.

    55 çocuğun vatandaşlığı ilk karardan sonra kazandığının açıklanması, bu çocukların tamamının aynı olay nedeniyle ve aynı hukuki gerekçeyle vatandaşlık kaybına uğrayacağı anlamına gelmez. Vatandaşlık kazanma tarihleri ve hukuki dayanakları ayrı değerlendirilmelidir.

    3.3. 687 kişilik ilk dalga ile 1.070 kişilik ikinci dalga

    4 Ağustos 2026 tarihinde 687 kişiye ilişkin idari sürecin başlatıldığı bildirilirken, 21 Eylül 2026 tarihinde 1.070 kişilik başka bir inceleme kapsamı açıklanmıştır.

    Bu iki sayının toplanması belirli soruşturma aşamalarındaki kişisel kapsamı gösteren kaba bir hesap sağlayabilir. Ancak bu toplamın yeni bir resmi vatandaşlık iptal istatistiği olduğu, 6.134 kişilik toplamla hiçbir örtüşme bulunmadığı veya bütün kişiler hakkında sonuçlanmış bireysel idari kararlar verildiği varsayılamaz.

    Bir istatistiğin kapsamı açıklanmadan, farklı resmi açıklamalardaki sayıların mekanik biçimde toplanması yanıltıcı sonuç doğurabilir.

    4. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Emniyet ve Savcılıkların Tutumu

    4.1. İçişleri Bakanlığı: İdari denetim ve vatandaşlık kararlarının gözden geçirilmesi

    İçişleri Bakanlığının açıklamaları, özellikle yatırım uygunluk belgelerinin incelenmesi ve daha önce verilmiş vatandaşlık kararlarının hukuka uygunluğunun yeniden değerlendirilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

    Bakanlık açıklamalarında, yatırım uygunluk belgesinin alınmasından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı tarafından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapıldığı; uygun bulunan başvuruların vatandaşlık idaresi nezdinde sonuçlandırıldığı belirtilmiştir.

    Ayrıca Bakanlık, soruşturma konusu usulsüzlüklerin başvuru öncesindeki belgelere ilişkin olduğunu ve Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü personelinin görev ve yetkileri kapsamında bir zafiyet veya ihmal bulunmadığını kamuoyuna açıklamıştır.

    Bu açıklama, idarenin resmi pozisyonunu göstermektedir. Ancak bütün bireysel uyuşmazlıklarda hangi idari birimin hangi belgeye dayanarak işlem yaptığına ilişkin somut değerlendirme, ilgili dosyaların ve gerektiğinde yargı kararlarının incelenmesini gerektirir.

    4.2. Adalet Bakanlığı: Sahtecilik ve organize usulsüzlük iddiaları

    Adalet Bakanlığının açıklamalarında, vatandaşlık hukukunun hileli işlemlerle istismar edilmesine karşı ceza soruşturmalarının sürdürüldüğü vurgulanmaktadır.

    Açıklanan suç isnatları arasında, somut soruşturmanın kapsamına göre, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, göçmen kaçakçılığı, resmi ve özel belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan gibi fiiller bulunmaktadır.

    Ancak bir suç tipinin soruşturma dosyasında yer alması, soruşturma kapsamındaki bütün kişilerin o suçu işlediğinin ispatlandığı anlamına gelmez.

    Ceza hukuku bakımından eylemin gerçekleşip gerçekleşmediği, ilgili kişinin fiille bağlantısı, manevi unsur ve delillerin hukuka uygunluğu ayrıca değerlendirilmelidir.

    4.3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı: Finansal hareketlerin ve belge zincirinin incelenmesi

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, taşınmaz kayıtları, değerleme belgeleri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) analizleri birlikte ele alınmaktadır.

    Bu yaklaşım, uyuşmazlığın yalnızca taşınmazın tapuda devredilip devredilmediği sorusuyla sınırlı olmadığını göstermektedir.

    Asıl mesele, satışın ekonomik gerçeği, para hareketinin kaynağı ve yatırım şartlarının fiilen karşılanıp karşılanmadığıdır.

    4.4. Emniyet Genel Müdürlüğü: Operasyon ve adli kolluk faaliyetleri

    Kamuoyuna açıklanan operasyonlarda İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğünün görev aldığı görülmektedir.

    Bununla birlikte adli kolluk birimlerinin görevi, savcılık koordinesinde delillerin toplanması ve soruşturma işlemlerinin yerine getirilmesidir. Vatandaşlığın iptaline veya geri alınmasına ilişkin nihai idari işlem, emniyet biriminin tek başına verebileceği bir karar değildir.

    Bu sebeple bir kişinin polis tarafından ifadeye çağrılması ile Türk vatandaşlığının sona erdirilmesi arasında zorunlu ve doğrudan bir özdeşlik bulunmamaktadır.

    4.5. Tapu ve Kadastro ile Vergi Denetim Kurulu: Teknik ve mali inceleme

    İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan denetimlerde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının da rol aldığı belirtilmiştir.

    Değerleme raporlarının doğruluğu, tapu işlemlerinin niteliği, alım satım bedelleri ve finansal verilerin uyumu, yatırım yoluyla vatandaşlık dosyasının teknik açıdan incelenmesi gereken başlıca unsurlarıdır.

    Ancak kamu kurumlarınca yapılan teknik incelemelerin sonuçları da, vatandaşlığın sona erdirilmesine dayanak yapıldıkları ölçüde, somut hukuki gerekçeleriyle birlikte yargısal denetime konu olabilir.

    5. Ceza Soruşturmalarında Hangi İşlemler Araştırılıyor?

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna açıklanan soruşturmalarda farklı usulsüzlük yöntemlerinden söz edilmektedir. Bunlar birbirinden ayrılmalıdır.

    5.1. Sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz raporları

    Bir taşınmazın piyasa değerinden daha yüksek gösterildiği iddiası, yatırımın vatandaşlık mevzuatında öngörülen asgari tutarı gerçekten karşılayıp karşılamadığı sorusunu doğurmaktadır.

    Burada güncel piyasa değerine bakılarak geçmişteki yatırımın hukuka aykırı olduğu sonucuna varılması her zaman doğru değildir. Değerleme bakımından yatırım tarihinde geçerli olan mevzuat, ilgili tarihteki piyasa koşulları ve raporun hazırlanma yöntemi önemlidir.

    5.2. Muvazaalı taşınmaz satışları

    Muvazaa iddiası, tarafların görünürde gerçekleştirdikleri hukuki işlemin gerçek iradelerini veya gerçek ekonomik durumu yansıtmadığı yönündeki değerlendirmeyi ifade eder.

    Ancak aynı inşaat projesindeki bütün satışların muvazaalı olduğunu kabul etmek için yalnızca proje adının soruşturmada geçmesi yeterli değildir. Her bir satışın niteliği ayrı değerlendirilmelidir.

    5.3. Gerçekleşmemiş döviz girişi ve görünüşte para hareketleri

    Soruşturmalarda en önemli iddialardan biri, yatırımcının Türkiye’ye getirmesi gereken tutarın gerçekte getirilmemesi veya aracı kişilerin kaynakları kullanılarak görünüşte ödeme zinciri oluşturulmasıdır.

    Bu durumda yatırımcının parayı hangi hesaptan gönderdiği, satıcının tutarı gerçekten alıp almadığı, ödemenin sonradan iade edilip edilmediği ve farklı hesaplar üzerinden dairesel para hareketi bulunup bulunmadığı önem kazanır.

    5.4. Yatırımcı ile üçüncü kişilerin eylemlerinin ayrılması

    Bir değerleme şirketinin yanlış rapor düzenlemesi, bir satıcının sahte belge sunması veya bir aracının mevzuata aykırı işlem gerçekleştirmesi ile yatırımcının bizzat yalan beyanda bulunması aynı hukuki olgu değildir.

    Bununla birlikte yatırımcının iyi niyetli olması, yatırımın objektif kanuni şartlarının hiç gerçekleşmediği bir dosyadaki bütün idari hukuk sorunlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Bu ayrımı 19 Eylül 2026 tarihinde yayımladığımız Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması başlıklı akademik çalışmada ayrıntılı olarak incelemiştik.

    6. Türk Vatandaşlığının İptali ile Geri Alınması Aynı İşlem Değildir

    Türk vatandaşlığı hukukunda terminoloji son derece önemlidir. Günlük dilde kullanılan “vatandaşlık iptali” ifadesi, 5901 sayılı Kanun bakımından farklı hukuki işlemleri kapsayabilecek şekilde kullanılmaktadır.

    Kanunun 31. maddesinde düzenlenen iptal, ilgili kişinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vatandaşlığın kazanılmış olması durumuna ilişkindir.

    Kanunun 32. maddesine göre iptal kararı karar tarihinden itibaren hüküm ifade etmekte ve ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığı kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanabilmektedir.

    Buna karşılık 5901 sayılı Kanun’un 40. maddesi kapsamındaki geri alma, vatandaşlık kararının gerekli kanuni şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verilmesi gibi durumlarla ilgilidir. Bu işleme ilişkin hukuki sonuçlar, iptal kurumundan farklı değerlendirilmelidir.

    Özellikle geri alma işleminin zaman bakımından etkisi, kazanılmış vatandaşlık statüsünün önceki yıllardaki sonuçları ve aile fertlerinin durumu bakımından önemli uyuşmazlıklar doğurabilir.

    Bu nedenle basın açıklamasında veya haber başlığında “vatandaşlığı iptal edildi” denilmesi, ilgili kişi hakkında mutlaka 5901 sayılı Kanun’un 31. maddesi kapsamında işlem tesis edildiğini göstermez. İşlemin dayandığı somut kanun hükmü ve bireysel idari karar görülmelidir.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi, vatandaşlığın kanunun gösterdiği şartlarla kazanılacağını ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedileceğini düzenlemektedir. Aynı hüküm, vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağını da açıkça ifade etmektedir.

    Dolayısıyla vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin işlemler hukuk devleti ilkesinin, kanunilik şartının ve yargısal denetimin dışında değildir.

    Yasal kaynaklar: 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, TBMM’de kabul edilen metin ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.66.

    Not: TBMM bağlantısı Kanunun kabul edildiği metni göstermektedir. Somut uyuşmazlıkta sonradan yapılan değişiklikler ve işlem tarihindeki yürürlük durumu ayrıca kontrol edilmelidir.

    7. Arap Basınında Türk Vatandaşlığı İptalleri Nasıl Ele Alınıyor?

    Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılması, Arapça konuşulan ülkelerde uzun süredir takip edilen bir konudur. Türk vatandaşlığı programı gayrimenkul yatırımı, aile statüsü, uluslararası hareketlilik ve Türkiye’de ekonomik faaliyet yürütme gibi farklı gerekçelerle ilgi görmektedir.

    2026 yılında ortaya çıkan vatandaşlık iptalleri hakkındaki haberler ise daha önce genellikle yatırım fırsatı üzerinden sunulan bu konuya yeni bir hukuki risk boyutu kazandırmıştır.

    7.1. Anadolu Ajansının Arapça yayını

    Anadolu Ajansı, 21 Eylül 2026 tarihinde Arapça yayımladığı haberde, usulsüz gayrimenkul işlemleri nedeniyle 1.070 kişinin vatandaşlığına ilişkin sürecin başlatılmasını ve ikinci dalga operasyonun ayrıntılarını ele almıştır.

    Haber, Türk makamlarınca yapılan açıklamalara dayanmaktadır. Bu nedenle olayın resmi boyutunu öğrenmek bakımından önemlidir. Ancak resmi açıklamaların Arapçaya aktarılmış olması, bütün bireysel işlemlerin yargı önünde kesinleştiği anlamına gelmemektedir.

    Kaynak: Anadolu Ajansı Arapça: بسبب معاملات غير قانونية.. تركيا تلغي جنسية 1070 شخصا, 21 Eylül 2026.

    7.2. Ürdün merkezli Arapça yayınlar

    Ürdün merkezli Ammon News tarafından yayımlanan haberde de 1.070 kişiye ilişkin süreç ve gayrimenkul işlemlerindeki usulsüzlük iddiaları aktarılmıştır.

    Bu yayın, Türkiye’deki vatandaşlık tartışmalarının Türkçe haber mecralarının dışına çıkarak bölgesel Arapça haber akışına girdiğini göstermektedir.

    Bununla birlikte Anadolu Ajansının aktardığı bilgilerin diğer yayınlarda yeniden kullanılması, her yayının aynı olay için bağımsız bir soruşturma yürüttüğü anlamına gelmez. Kaynakların birbirinden ne ölçüde bağımsız olduğunun ayrıca incelenmesi gerekir.

    Kaynak: Ammon News, 21 Eylül 2026.

    7.3. Arapça yorum ve haber dilindeki risk

    Arapça yayınlarda “vatandaşlığın geri alınması” ve “vatandaşlığın iptali” anlamında kullanılan ifadeler, Türk hukukundaki m.31 ile m.40 ayrımını her zaman karşılamamaktadır.

    Örneğin bir haberde 1.070 kişinin vatandaşlığının iptal edildiği yönünde kesin bir başlık kullanılması, metnin içeriğinde yalnızca idari sürecin başlatıldığının anlatılmasıyla çelişebilir.

    Yatırımcı açısından en önemli husus, haberin başlığını değil Türk hukukunda gerçekten tesis edilmiş idari işlemin niteliğini incelemektir.

    Arapça yayınların incelenmesi, özellikle ailesiyle birlikte Türk vatandaşlığı kazanmış yatırımcılar bakımından soruların yalnızca yatırımın parasal değerinden ibaret olmadığını da göstermektedir. Eş ve çocukların hukuki konumu, yurt dışında yaşama, pasaport kullanımı ve Türkiye’ye giriş gibi meseleler bu tartışmanın doğal parçalarıdır.

    8. Avrupa ve İngilizce Uluslararası Yayınlarda Vatandaşlık Tartışmaları

    Avrupa ve uluslararası yatırım basınındaki yaklaşım, Türk vatandaşlığının iptali meselesini yalnızca bir ceza soruşturması olarak değil, yatırım yoluyla vatandaşlık programlarının denetimi ve uluslararası itibarı bakımından ele almaktadır.

    8.1. Deutsche Welle: Programın genel bilançosu ve kamu politikası

    Deutsche Welle’nin 8 Ağustos 2026 tarihli Türkçe araştırmasında, İstanbul’daki usulsüz vatandaşlık soruşturmaları vesilesiyle yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı sisteminin kapsamı ve geçmiş uygulamaları değerlendirilmiştir.

    Bu tür haberlerde soruşturmanın kendisinin yanında kamu politikası da tartışma konusu olmaktadır: Yabancı yatırımın teşvik edilmesi amacıyla oluşturulan vatandaşlık mekanizması nasıl denetlenmelidir? Yatırımın ekonomik gerçekliği hangi kurumlar tarafından doğrulanmalıdır? Güvenlik değerlendirmeleri ne ölçüde yeterlidir?

    Kaynak: Deutsche Welle, 8 Ağustos 2026.

    8.2. IMI Daily: Yatırım yoluyla vatandaşlık programlarının karşılaştırılması

    Uluslararası yatırım ve göç alanına odaklanan IMI Daily, Ağustos ve Eylül 2026 tarihli yayınlarında Türkiye’deki vatandaşlık kararlarının iptali ve geri alınması meselesini uluslararası yatırım yoluyla vatandaşlık sistemleri bağlamında değerlendirmiştir.

    21 Eylül 2026 tarihli yayında ikinci dalga soruşturma ile 1.070 kişilik yeni inceleme kapsamı ele alınırken, 8 Ekim 2026 tarihli başka bir analizde farklı devletlerin yatırım yoluyla vatandaşlık programlarında geri alma riskleri karşılaştırılmıştır.

    Bu yayınlar, Türk vatandaşlığıyla ilgili tartışmanın yalnızca Türkiye’nin iç hukukuna ilişkin olmadığını; uluslararası yatırımcıların vatandaşlık statüsünün uzun vadeli güvenliği açısından da değerlendirildiğini göstermektedir.

    Ancak yatırım ve göç sektörüne odaklanan yayınların okuyucu kitlesi ve ticari çevresi dikkate alınmalıdır. Bu yayınların değerlendirmeleri, resmi makamların açıklamaları veya mahkeme kararlarıyla aynı ispat değerine sahip değildir.

    Kaynaklar: IMI Daily, 21 Eylül 2026; IMI Daily, 8 Ekim 2026.

    8.3. İngilizce haberlerde “revocation” kavramının belirsizliği

    İngilizce haberlerde kullanılan “revocation”, “cancellation”, “withdrawal” ve “annulment” ifadeleri zaman zaman birbirinin yerine geçmektedir.

    Ancak bu terimler Türk vatandaşlık hukukundaki iptal ve geri alma kurumlarını tam olarak karşılamayabilir.

    Örneğin 5901 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 40. maddesi, vatandaşlığı sona erdiren iki ayrı hukuki mekanizmaya işaret etmektedir. Bu nedenle İngilizce bir haberde vatandaşlığın geri alındığının yazılması, somut işlemin Türk hukukundaki yasal dayanağının ayrıca incelenmesi gereğini ortadan kaldırmaz.

    Uluslararası habercilik bakımından önemli olan yalnızca doğru rakamın kullanılması değildir. Kararın ne zaman verildiği, hukuki niteliği, kişiye tebliğ edilip edilmediği ve yargı yollarının açık olup olmadığı da açıklanmalıdır.

    9. Rusça Yayınlarda Türk Vatandaşlığı ve Yatırım Güvenliği

    Rusça konuşulan yatırımcıların Türkiye’de taşınmaz satın alınması ve vatandaşlık kazanılması konusundaki ilgisi nedeniyle Türk vatandaşlığı iptalleri Rusça yayınlara da yansımıştır.

    Ancak bu yayınlar arasında haber ajansları, gayrimenkul pazarlama platformları ve hukuki danışmanlık içerikleri ayrılmalıdır.

    9.1. Kazinform: 2025 soruşturmalarının haberleştirilmesi

    Kazakistan merkezli Kazinform haber ajansı, 4 Ekim 2025 tarihli Rusça yayınında Türkiye’de muvazaalı taşınmaz satışları nedeniyle yüzlerce yabancının vatandaşlığına ilişkin iptal sürecini haberleştirmiştir.

    Bu haber, vatandaşlık usulsüzlüklerine ilişkin tartışmaların 2026’dan önce de Rusça haber mecralarında gündeme geldiğini ortaya koymaktadır.

    Kaynak: Kazinform, 4 Ekim 2025: Турция аннулирует 451 «золотой» паспорт.

    9.2. Rusça yatırım platformlarının yaklaşımı

    2026 yılında yayımlanan Rusça içeriklerde ise geçmişte kazanılmış vatandaşlığın yeniden incelenmesi, taşınmazın gerçek değeri, para transferi belgeleri ve yatırımcının hukuki korunması gibi konular öne çıkmaktadır.

    Rusça hizmet sunan bazı gayrimenkul platformları, vatandaşlık kararlarının iptali tartışmasını yeni yatırım yapacak kişiler için belge kontrolü ve uygunluk incelemesi ihtiyacıyla birlikte açıklamaktadır.

    Örneğin Eylül 2026 tarihinde Rusça yayımlanan gayrimenkul bilgilendirme içeriklerinde değerleme kuralları ve vatandaşlık başvurularına ilişkin değişiklik iddiaları ele alınmıştır.

    Bu tür yayınlar yatırımcıların hangi sorularla karşı karşıya kaldığını anlamak açısından önemlidir. Bununla birlikte taşınmaz veya danışmanlık hizmeti pazarlayan kuruluşların içerikleri bağımsız hukuk araştırması ya da resmi düzenleyici açıklama olarak kabul edilmemelidir.

    Örnek: Property Turkey, 30 Eylül 2026 tarihli Rusça yatırım bilgilendirmesi.

    10. Çince Yayınlarda Türk Vatandaşlığı İptalleri ve Çinli Yatırımcılar

    Türk vatandaşlığıyla ilgili gelişmeler, basitleştirilmiş Çince hazırlanmış yatırım ve göç içeriklerinde de ele alınmaktadır.

    Bu içeriklerde vatandaşlığın yıllar sonra yeniden incelenebilmesi, gayrimenkul değerleme raporlarının doğruluğu ve yabancı yatırımcıların taşınmaz satın alırken hangi belgeleri denetlemesi gerektiği gibi konular dikkat çekmektedir.

    10.1. Göç ve yatırım platformlarının risk anlatısı

    Çince yayımlanan bazı göç danışmanlığı içerikleri, 2026 yılında duyurulan 1.070 kişilik soruşturmayı yatırım yoluyla kazanılmış vatandaşlığın mutlak ve koşulsuz bir statü olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde yorumlamaktadır.

    28 Eylül 2026 tarihli bir Çince yayında, daha önce Türk vatandaşlığı kazanmış kişilerin de eski gayrimenkul işlemlerindeki iddialar nedeniyle incelemeye konu olabileceği anlatılmıştır.

    Kaynak: Skymigration, 28 Eylül 2026 tarihli Çince yayın.

    Ancak bu içerikler, göç veya yatırım hizmeti sunan kuruluşların ticari yayınlarıdır. Dolayısıyla resmi açıklamaların yanında değerlendirilmelidir. Bir pazarlama metninde geçen hukuki görüş, Türk idari makamlarının resmi görüşü olarak gösterilemez.

    10.2. 6.134 kişilik kararların Çincede sunulması

    Çince yatırım yayınlarında 6.134 kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği veya geri alındığı yönündeki açıklamalar da aktarılmıştır.

    Bu yayınların bir kısmında mevcut sistemin tamamen sona ermediği, buna karşılık yeni yatırımcıların değerleme, ödeme ve uygunluk belgelerini daha titiz biçimde incelemesi gerektiği savunulmaktadır.

    Örnek: Property Turkey, 30 Eylül 2026 tarihli Çince yayın.

    Bu anlatımın da ticari bağlamı göz önünde bulundurulmalıdır. Gayrimenkul yatırımının sürdürülmesini teşvik eden bir yayın, hukuki riskleri olduğundan küçük gösterebilir. Tersine, başka yatırım programlarını pazarlayan kuruluşların yayınları Türkiye’ye ilişkin riskleri olduğundan ağır sunabilir.

    Hukuki değerlendirme, bu iki uç yaklaşımın da dışında, Türk mevzuatı ve somut dosya belgeleri üzerinden yapılmalıdır.

    10.3. Belirli bir milliyet hakkında genelleme yapılabilir mi?

    Mevcut soruşturma açıklamalarında yabancı yatırımcıların farklı ülkelerden olabileceği anlaşılmakla birlikte, kamuya açıklanan rakamların tamamını ülke veya vatandaşlık bazında gösteren doğrulanmış ayrıntılı bir resmi dağılım bu araştırmada tespit edilememiştir.

    Dolayısıyla Arap, Rus, Çinli veya başka bir ülkenin vatandaşlarının soruşturmanın belirli bir oranını oluşturduğuna ilişkin doğrulanmamış iddialardan kaçınılmalıdır.

    Vatandaşlık hukukundaki sorunların değerlendirilmesinde asıl belirleyici unsur yatırımcının milliyeti değil, vatandaşlığın hangi hukuki şartlarda kazanıldığı ve bu şartların gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

    11. Sosyal Medya, Forumlar ve İnternetteki Söylentiler

    Türk vatandaşlığının iptali meselesi yalnızca geleneksel medyada tartışılmamaktadır. Reddit ve diğer çevrim içi platformlarda yatırım yoluyla vatandaşlık başvurularında aracı kullanımı, gayrimenkul seçimi, devlet denetimi ve mevcut vatandaşlığın güvenliği hakkında görüşler yer almaktadır.

    11.1. Reddit’te aracı kuruluşlara yönelik eleştiriler

    23 Eylül 2026 tarihinde Reddit’in yatırım yoluyla vatandaşlık konularını tartışan bir topluluğunda yayımlanan kullanıcı görüşünde, Türkiye’deki vatandaşlık iptalleriyle bağlantılı haberler üzerinden aracı kuruluşlara duyulan güven sorgulanmıştır.

    Paylaşımda vatandaşlık başvurularının mümkün olduğunca bağımsız kontrol edilmesi gerektiği savunulmuştur.

    Kaynak: Reddit, r/CitizenshipInvestment, 23 Eylül 2026.

    Bu örnek, bir kullanıcı kanaatidir. Bütün yatırımcıların aracı kuruluşlara karşı aynı görüşte olduğu sonucuna varılmasına olanak sağlamaz. Ayrıca sosyal medya paylaşımlarında olaylara ilişkin yanlış rakamların ve eksik bilgilerin aktarılması mümkündür.

    11.2. “Vatandaşlık alan herkes risk altında” iddiası

    Bu iddia hukuken doğru bir genelleme değildir.

    Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmış olmak tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Belirli dönemlerde verilmiş vatandaşlık kararlarının yeniden incelenmesi ihtimali ile bu kararların tamamının geçersiz sayılması birbirinden farklıdır.

    Somut risk, yatırım işleminin niteliğine, vatandaşlık başvurusunda kullanılan belgelere, ilgili tarihte geçerli olan yatırım şartlarına ve yetkili makamların kişiye ilişkin değerlendirmesine bağlıdır.

    11.3. “1.070 kişinin pasaportu iptal edildi” iddiası

    21 Eylül 2026 tarihli açıklamalar, 1.070 kişilik inceleme kapsamı bakımından gerekli idari süreçlerin başlatıldığını göstermektedir. Bu açıklamalardan hareketle listedeki herkesin Türk pasaportunun aynı tarihte iptal edildiği sonucuna varılamaz.

    Bir vatandaşlık kararının iptali, kişinin pasaportuna ilişkin idari işlemler ve pasaportun fiziken alınması farklı hukuki ve fiili aşamalar içerebilir.

    11.4. “Bütün yabancı yatırımcılar sınırda gözaltına alınacak” iddiası

    Bu yönde genel bir uygulamanın bulunduğunu doğrulayan kamuya açık resmi karar bu araştırmada tespit edilmemiştir.

    Bir kişinin Türkiye’ye girişinde karşılaşabileceği işlemler; mevcut vatandaşlık statüsüne, pasaportuna, varsa hakkında yürütülen ceza soruşturmasına ve bireysel adli veya idari tedbirlere bağlı olarak değişebilir.

    Dolayısıyla pasaport kontrolünde uygulanabilecek işlemler bakımından belirli bir kişi hakkında hukuki değerlendirme yapılmaksızın genel güvence verilmesi de genel bir tehlike bulunduğunun ileri sürülmesi de doğru değildir.

    11.5. Kamuoyu yoklaması var mı?

    Bu araştırmada, Türk vatandaşlığı iptalleri hakkındaki tutumları milliyet ve yatırımcı grubu bazında ölçen, örneklemi ve yöntemi açıklanmış, güvenilir bir uluslararası kamuoyu araştırması tespit edilememiştir.

    Bu nedenle sosyal medya gönderileri, forum yorumları, haber altı yorumları veya arama motoru eğilimleri kamuoyu araştırması sonucu olarak sunulmamalıdır.

    12. Vatandaşlık İptalleri Yabancı Yatırımcıların Güvenini Nasıl Etkileyebilir?

    Yatırım yoluyla vatandaşlık, yalnızca bir ülkenin pasaportunu elde etme meselesi değildir. Özellikle aileleriyle birlikte başka bir ülkenin vatandaşlığını kazanan kişiler bakımından uzun vadeli hukuki planlamanın da parçasıdır.

    Bu nedenle geçmiş yıllarda kazanılmış vatandaşlıkların yeniden incelenmesi, yatırımcı güveni açısından iki farklı sonuç doğurabilecek niteliktedir.

    12.1. Denetim kapasitesinin güçlenmesi

    Bir devletin sahtecilik, muvazaa ve gerçeğe aykırı yatırım işlemlerini tespit ederek gerekli hukuki mekanizmaları işletmesi, vatandaşlık sisteminin kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik meşru bir kamu politikası olarak değerlendirilebilir.

    Gerçek yatırım yapanlarla yalnızca görünüşte yatırım işlemi gerçekleştirenlerin birbirinden ayrılması, uzun vadede programın hukuki güvenilirliğini artırabilir.

    12.2. Geçmiş kararların istikrarına ilişkin endişeler

    Buna karşılık bir yatırımcı, ilgili dönemde istenilen yatırım tutarını gerçekten ödediğini, kamu makamlarınca düzenlenen uygunluk belgesini aldığını ve bunun üzerine Türk vatandaşlığı kazandığını ileri sürüyorsa, yıllar sonra kendi davranışından kaynaklanmayan bir usulsüzlük nedeniyle vatandaşlık kararının tartışmalı hale gelmesi hukuki güvenlik bakımından ciddi sorular doğurabilir.

    Buradaki temel sorun, idarenin geçmişte verdiği bir kararı hiçbir koşulda gözden geçiremeyeceği düşüncesi değildir. Asıl mesele, hukuki şartların gerçekleşmediği iddiasının hangi somut olgulara dayandığı ve ortaya çıkan sonuçların kişiye nasıl gerekçelendirildiğidir.

    12.3. Devlete güven ve bireysel sorumluluk

    Hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin devletin işlemlerinin sonuçlarını belirli ölçüde öngörebilmelerini ve hukuki durumlarını buna göre düzenleyebilmelerini gerektirir.

    Bununla birlikte hukuki güvenlik, kanuna aykırı olduğu somut biçimde ortaya konulan her işlemin sınırsız süreyle korunacağı anlamına da gelmez.

    Bu nedenle vatandaşlık hukukunda yapılması gereken değerlendirme iki yönlüdür: Bir taraftan vatandaşlığın kazanıldığı tarihte kanuni şartların gerçekten mevcut olup olmadığı araştırılmalı, diğer taraftan idarenin işlemi sona erdirirken hangi hukuki sebebe ve hangi delillere dayandığı belirlenmelidir.

    Özellikle yabancı yatırımcıya hiçbir hileli davranış isnat edilmediği, fakat üçüncü kişilere ilişkin teknik veya mali usulsüzlük iddialarının bulunduğu dosyalarda bu ayrım daha da önemlidir.

    12.4. Uluslararası yatırımcıların algısı

    Yabancı yatırımcı açısından asıl güvence, hiçbir zaman idari inceleme yapılmayacağı yönündeki bir beklenti değildir. Güvence, incelemelerin hukuki dayanağının öngörülebilir olması, kişiye yöneltilen iddianın açıklanması, delillerin değerlendirilebilmesi ve idari işlemlerin etkili yargısal denetime açık bulunmasıdır.

    Bu nedenle uluslararası basındaki tartışmaların gelecekte odaklanabileceği en önemli konu, kaç vatandaşlık kararının iptal edildiğinden çok, bu işlemlerin hukuken nasıl gerekçelendirildiği ve yargı mercilerince nasıl denetlendiğidir.

    13. Türkiye’de Yatırım Yoluyla Yeni Vatandaşlık Başvuruları Devam Ediyor mu?

    22 Ekim 2026 itibarıyla incelenen resmi yatırım ve vatandaşlık bilgilendirme kaynaklarında, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanma imkanının bütünüyle kaldırıldığına ilişkin genel bir düzenleme tespit edilmemiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin resmi bilgilendirme sayfasında, en az 400.000 ABD doları değerinde taşınmaz edinimi ve mevzuattaki şartların yerine getirilmesi yoluyla istisnai vatandaşlık başvurusu yapılabilmesi açıklanmaya devam etmektedir.

    Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün resmi yabancı yatırımcı bilgilendirme platformu olan Your Key Türkiye de taşınmaz edinimiyle vatandaşlık kazanılmasına ilişkin işlem aşamalarını yayımlamaktadır.

    Kaynaklar: Invest in Türkiye – Gayrimenkul ve Vatandaşlık Edinimi; Your Key Türkiye – Vatandaşlık Kazanımı.

    Bu durum iki önemli ayrımı ortaya koymaktadır:

    Birincisi: Yatırım yoluyla vatandaşlık başvurusunun hukuken mümkün olmaya devam etmesi, her başvurunun kabul edileceği anlamına gelmemektedir.

    İkincisi: Geçmişte verilmiş vatandaşlık kararlarının inceleme konusu olması, yeni ve hukuka uygun bütün vatandaşlık başvurularının kendiliğinden durdurulduğunu göstermemektedir.

    Yeni başvuru sahiplerinin değerlendirilmesinde yatırımın türü, gerçek bedeli, belge düzeni, ödeme hareketleri, uygunluk belgesi, güvenlik araştırmaları ve ilgili tarihte geçerli mevzuat önem taşımaktadır.

    Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Eylül 2026 tarihinde taşınmaz değerleme raporlarına ilişkin güncel usul ve esas duyurusu yayımlamış olması da başvuru belgelerindeki teknik kuralların ayrıca takip edilmesi gerektiğini göstermektedir.

    Kaynak: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 29 Eylül 2026 tarihli duyuru.

    Bununla birlikte yalnızca resmi internet sayfalarında başvuru imkanının bulunması, idari işlemlerin fiili sonuçlanma süreleri veya bütün başvuruların uygulamadaki seyri hakkında yeterli istatistik oluşturmaz. Başvuruların fiilen ne hızla sonuçlandığı konusunda ayrıca güncel kurumsal veriler gerekir.

    14. Vatandaşlık İptalleri Hakkında Henüz Cevaplanmamış Sorular

    Resmi açıklamalar önemli bilgiler içermekle birlikte, hukuki ve akademik değerlendirme bakımından halen açıklığa kavuşturulması gereken meseleler bulunmaktadır.

    Birinci mesele: Genel toplam olarak açıklanan 6.134 kişilik işlem grubunun, vatandaşlık kazanma yıllarına ve karar tarihlerine göre tam dağılımı kamuoyuna ne ölçüde açıklanmıştır?

    İkinci mesele: 21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan 1.070 kişilik inceleme kapsamında, 22 Ekim 2026 itibarıyla kaç kişi hakkında bireysel ve gerekçeli vatandaşlık kararı tesis edilmiştir?

    Üçüncü mesele: Vatandaşlık kararlarının iptali ve geri alınması işlemlerinde 5901 sayılı Kanun’un hangi hükümleri hangi somut olaylarda uygulanmaktadır?

    Dördüncü mesele: Gerçek yatırım yaptığı fakat satıcı veya değerleme şirketine ilişkin iddialar nedeniyle işlemi tartışmalı hale gelen yatırımcıların dosyaları, diğer yatırımcılardan hangi ölçütlerle ayrılmaktadır?

    Beşinci mesele: Soruşturmalarda adı geçen taşınmaz projeleri ve belirli satış işlemleri konusunda kamuya açıklanmış, doğrulanabilir bir kapsam listesi bulunmakta mıdır?

    Altıncı mesele: Vatandaşlığı sonradan kazanmış aile fertlerinin ve özellikle çocukların hukuki durumları, iptal ve geri alma kurumlarının farklı sonuçları dikkate alınarak nasıl değerlendirilmektedir?

    Yedinci mesele: İptal veya geri alma işlemlerine karşı açılmış davaların yargısal sonuçları ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararları bakımından açıklanabilir bir istatistik mevcut mudur?

    Sekizinci mesele: Uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye yönelik güven algısındaki olası değişiklikleri ölçen, temsil gücü olan bağımsız bir bilimsel araştırma bulunmakta mıdır?

    Bu soruların tümüne basın haberleri üzerinden kesin cevap verilmesi mümkün değildir. Özellikle bireysel vatandaşlık dosyaları ve yargı kararları bakımından resmi kayıtlara erişim gereklidir.

    15. Sonuç: Vatandaşlık Hukukunda Denetim ile Hukuki Güvenlik Birlikte Korunmalıdır

    2025 ve 2026 yıllarında Türk vatandaşlığının yatırım yoluyla kazanılmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar, Türkiye’de vatandaşlık hukukunun uygulanması bakımından önemli bir döneme işaret etmektedir.

    Sahte ekspertiz raporları, muvazaalı gayrimenkul satışları, gerçeğe aykırı banka hareketleri ve vatandaşlık kazanımına esas belgelerdeki usulsüzlük iddiaları, ceza hukuku ve idare hukuku açısından ciddi biçimde incelenmesi gereken meselelerdir.

    Bununla birlikte vatandaşlık hukukunda yapılacak değerlendirme, yalnızca sayıların büyüklüğüne veya bir kişinin işlem yaptığı şirketin ismine dayandırılamaz.

    6.134 kişiye ilişkin resmi istatistik, 1.070 kişilik yeni soruşturma ve 687 kişiye ilişkin önceki açıklamalar farklı aşama ve kapsamları göstermektedir. Bu sayıların her biri ayrı değerlendirilmelidir.

    Aynı şekilde bir kişinin ceza soruşturmasında adının geçmesi, hakkında kesinleşmiş mahkumiyet bulunduğunu veya Türk vatandaşlığının kendiliğinden sona erdiğini göstermez.

    Türk vatandaşlığı, Anayasa’nın 66. maddesi çerçevesinde kanunla kazanılan ve ancak kanunda öngörülen hallerde kaybedilebilen bir hukuki statüdür. Dolayısıyla vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin her idari işlem, kendi hukuki sebebi, somut delilleri ve sonuçları bakımından değerlendirilmelidir.

    Bu çalışmanın temel sonucu şudur: Vatandaşlık hukukunda sahteciliğin önlenmesi ile iyi niyetli ve gerçek yatırım yapan kişilerin hukuki güvenliğinin korunması birbirine zıt hedefler değildir.

    Devletin vatandaşlık sistemindeki hukuka aykırılıkları tespit etme yükümlülüğü ile bireyin idarenin işlemlerine karşı etkili hukuki korunmadan yararlanma hakkı birlikte ele alınmalıdır.

    Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık sisteminin uluslararası güvenilirliği de uzun vadede yalnızca yatırım tutarlarının büyüklüğüne değil; denetim süreçlerinin şeffaflığına, idari kararların gerekçelendirilmesine, hukuki öngörülebilirliğe ve yargısal denetimin etkinliğine bağlı olacaktır.

    Bu sebeple Türk vatandaşlığı iptallerine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme için temel ölçüt, kamuoyunda kullanılan genel ifadeler değil; kanun, resmi karar, somut delil ve bireysel hukuki inceleme olmalıdır.

    16. Dolgun Akademi’de Daha Önce Yayımladığımız Vatandaşlık Hukuku Çalışmaları

    Bu makale, vatandaşlık hukuku hakkında daha önce yayımladığımız çalışmaların uluslararası basın ve kamu politikası boyutunu tamamlamak amacıyla hazırlanmıştır.

    1. 19 Eylül 2026: Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma. Bu çalışmada 5901 sayılı Kanun m.31 ile m.40 ayrımı ve iyi niyetli yatırımcının hukuki konumu incelenmiştir.
    2. 26 Eylül 2026: 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026. Bu çalışmada 21 Eylül 2026 tarihli ikinci dalga soruşturmanın yatırımcılar ve aile üyeleri bakımından hukuki etkileri değerlendirilmiştir.
    3. 28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: En Çok Sorulan Sorular, Ceza Soruşturması, Dava ve Dosya İnceleme. Vatandaşlık statüsünün araştırılması ve bireysel hak arama yolları ele alınmıştır.
    4. 28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar, Askerlik ve Soruşturulan İnşaat Şirketleri. Teknik değerleme ve aile bireylerinin hukuki durumu ayrıntılı değerlendirilmiştir.
    5. 8 Ekim 2026: Türk Vatandaşlığı İptali 2026: Son Gelişmeler ve Davalar. Resmi gelişmelerin vatandaşlık davalarına ve hukuki süreçlere etkisi incelenmiştir.

    17. Mevzuat, Resmi Açıklamalar ve Uluslararası Kaynakça

    A. Mevzuat ve resmi kurum kaynakları

    1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.66. Anayasa Mahkemesi – Anayasa metni.
    2. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, özellikle m.12, 31, 32 ve 40. TBMM – Kanunun kabul edilen metni.
    3. T.C. Adalet Bakanlığı, 4 Ağustos 2026 tarihli vatandaşlık soruşturması açıklaması. Resmi açıklama.
    4. İçişleri Bakanlığı, vatandaşlık kararlarının iptali ve geri alınmasına ilişkin açıklama, 21 Eylül 2026. Açıklamanın TRT Haber’deki tam aktarımı.
    5. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Gayrimenkul ve Vatandaşlık Edinimi. Resmi yatırım rehberi.
    6. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Your Key Türkiye, Vatandaşlık Kazanımı. Resmi bilgilendirme.
    7. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 29 Eylül 2026 tarihli değerleme raporlarına ilişkin duyuru. Resmi duyuru.

    B. Türkçe haber kaynakları

    1. Anadolu Ajansı, 24 Eylül 2025, muvazaalı gayrimenkul satışları soruşturması. Habere ulaşın.
    2. Anadolu Ajansı, 21 Eylül 2026, usulsüz vatandaşlık soruşturmasının ikinci dalgası. Habere ulaşın.
    3. Anadolu Ajansı, 25 Eylül 2026, tutuklama ve adli kontrol kararları. Habere ulaşın.
    4. Deutsche Welle Türkçe, 8 Ağustos 2026, Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamasının bilançosu. Araştırmaya ulaşın.

    C. Arapça kaynaklar

    1. Anadolu Ajansı Arapça, 21 Eylül 2026. بسبب معاملات غير قانونية.. تركيا تلغي جنسية 1070 شخصا.
    2. Ammon News, Ürdün, 21 Eylül 2026. Arapça haber.

    D. İngilizce uluslararası kaynaklar

    1. IMI Daily, 6 Ağustos 2026. Turkey Revokes 6,134 CBI Citizenships in Program-Wide Sweep.
    2. IMI Daily, 21 Eylül 2026. Turkey to Revoke 1,070 More Citizenships.
    3. Turkish Minute, 21 Eylül 2026. Turkey Says Citizenship of 6,134 People Canceled or Withdrawn.
    4. IMI Daily, 8 Ekim 2026. Revocation Risk Ranked: How Secure Is Your Citizenship by Investment?.

    E. Rusça kaynaklar

    1. Kazinform, 4 Ekim 2025. Турция аннулирует 451 «золотой» паспорт.
    2. Property Turkey, 30 Eylül 2026. Изменения в правилах получения гражданства Турции. Ticari yatırım bilgilendirme yayınıdır.

    F. Çince kaynaklar

    1. Skymigration, 28 Eylül 2026. 土耳其1070人开启撤籍. Göç danışmanlığı yayınıdır.
    2. Property Turkey, 30 Eylül 2026. 土耳其撤销6134项入籍决定. Ticari gayrimenkul yayınıdır.

    G. Forum ve sosyal medya

    1. Reddit, r/CitizenshipInvestment, 23 Eylül 2026. Yatırım yoluyla vatandaşlık ve aracı kuruluşlara ilişkin kullanıcı tartışması. Bireysel kullanıcı görüşüdür.

    Yazar ve İletişim Bilgileri

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860
    TD Hukuk ve Danışmanlık
    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Hukuk Alanında Öğretim Faaliyeti

    Çalışma alanları: Türk vatandaşlık hukuku, yabancılar hukuku, uluslararası özel hukuk, idare hukuku, ceza hukuku, gayrimenkul hukuku ve yabancı yatırım uyuşmazlıkları.

    Ofis: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM), A2 Blok, No: 206, Yeşilköy, Bakırköy / İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22
    WhatsApp / Mobil: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: dolgun.av.tr

    Hukuki bilgilendirme notu: Bu makale genel hukuki ve akademik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçeriği, herhangi bir kişi hakkında verilmiş vatandaşlık kararının hukuka uygunluğu veya ceza soruşturmasının sonucu hakkında bireysel hukuki görüş ya da sonuç garantisi oluşturmaz. Mevzuat ve yargı uygulaması değişebilir. Somut olaylarda ilgili tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ile bireysel dosya belgeleri esas alınmalıdır.

  • All Consulates in Istanbul: Addresses & Embassy Guide 2026

    All Consulates in Istanbul: Addresses & Embassy Guide 2026

    All Consulates and Embassies in Istanbul: Complete Address List by Country (2026)

    Last updated: October 22, 2026

    Author: Attorney Murat Can Dolğun | TD Law Firm, Istanbul, Türkiye

    Istanbul is one of the most important international diplomatic, commercial and cultural centers in Türkiye. The city hosts numerous foreign consulates general, consulates and honorary consular offices representing countries from around the world.

    Foreign diplomatic and consular missions provide a wide range of services, including passport applications, visa procedures, citizenship matters, document legalization, powers of attorney, notarial services and assistance to foreign nationals.

    This comprehensive guide provides an alphabetical list of foreign consulates and honorary consulates in Istanbul, including publicly available addresses and practical information concerning consular services, international legal procedures and foreign nationals’ rights in Türkiye.

    Important distinction: Most foreign embassies in Türkiye are located in Ankara, the country’s capital. Istanbul primarily hosts consulates general, consulates and honorary consulates. Therefore, this guide focuses on consular representations located in Istanbul rather than embassy headquarters in Ankara.

    Accuracy notice: Consular addresses, operating arrangements and diplomatic appointments may change. Some addresses below were collected from publicly available consular directories and have not been independently verified against current official records. Always confirm the address and operating status directly with the relevant diplomatic mission before visiting.

    1. Complete List of Consulates General and Consulates in Istanbul

    The following alphabetical directory contains the addresses of foreign consular missions in Istanbul. The list includes consulates general and other consular representations.

    Some address entries require additional verification. Inclusion in this directory does not necessarily mean that the relevant mission currently accepts visitors or provides all consular services.

    Country Consulate Address in Istanbul
    Afghanistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi No:28, Beşiktaş, Istanbul, Türkiye.
    Albania Adnan Saygun Caddesi, Uydu Sokak No:4/14, Beşiktaş, Istanbul. Current address verification required.
    Algeria Gazeteciler Sitesi, 23 Temmuz Meydanı No:7, Esentepe, Şişli, Istanbul.
    Argentina Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Floor 16, Office 1602, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Australia Askerocağı Caddesi No:15, Elmadağ, Şişli, Istanbul. Current address verification required.
    Austria Köybaşı Caddesi No:46, Yeniköy, Sarıyer, Istanbul.
    Azerbaijan Zeytinoğlu Caddesi No:65, Akatlar, Beşiktaş, Istanbul.
    Bangladesh Büyükdere Caddesi No:121, Ercan Han, Floor 5, Gayrettepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Belarus Birgül Sokak, Toros Villa No:1/B, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    Belgium Sıraselviler Caddesi No:39, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Bosnia and Herzegovina Dikilitaş Mahallesi, Yeni Gelin Sokak No:24, Floor 3, Beşiktaş, Istanbul.
    Brazil Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:6, Floor 4, Elmadağ, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Bulgaria Ahmet Adnan Saygun Caddesi No:34, Ulus, Beşiktaş, Istanbul.
    Canada Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, 4. Levent, Istanbul.
    China Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, Istanbul.
    Colombia Windowist, Reşitpaşa, Eski Büyükdere Caddesi No:26, Sarıyer, Istanbul.
    Croatia Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:1/2, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.
    Czech Republic (Czechia) Abdi İpekçi Caddesi No:71, Maçka, Şişli, Istanbul.
    Denmark Trump Towers, Büyükdere Caddesi No:1, Tower 2, Floor 14, Unit 463, Şişli, Istanbul.
    Egypt Cevdet Paşa Caddesi No:12, Bebek, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    France İstiklal Caddesi No:4, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Georgia Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:17, Beşiktaş, Istanbul.
    Germany İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Ghana Akatlar Mahallesi, Gazeteciler Sitesi, Soltaş Evleri, Menekşe Sokak No:16, Beşiktaş, Istanbul.
    Greece Turnacıbaşı Sokak No:22, Beyoğlu, Istanbul.
    Hungary Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi, Yankı Sokak No:27, Polat Ofis B Block, Kağıthane, Istanbul.
    India Cumhuriyet Caddesi No:42, Dörtler Apartmanı, Units 11-12, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Indonesia Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Caddesi No:52, Eyüpsultan, Istanbul. Verification required.
    Iran Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, Istanbul.
    Iraq Gazeteciler Sitesi, Hikaye Sokak No:3, Esentepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Israel Levent Mahallesi, Cömert Sokak No:1C, Beşiktaş, Istanbul. Check the mission’s current public-service status before visiting.
    Italy Tom Tom Kaptan Sokak No:5, Beyoğlu, Istanbul.
    Japan Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, Floor 10, 4. Levent, Istanbul.
    Jordan See the honorary consular directory below. Verify the current representation status with the relevant authorities.
    Kazakhstan Başak Sokak No:35, Yeşilyurt, Bakırköy, Istanbul. Verification required.
    Kosovo Vali Konağı Caddesi No:74, Unit 3, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    Kuwait Reşitpaşa Mahallesi, Değirmentepe Ayhan Sokak No:14, Emirgan, Sarıyer, Istanbul.
    Kyrgyzstan Lamartin Caddesi No:7, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Lebanon Teşvikiye Caddesi, Saray Apartmanı No:134/1, Şişli, Istanbul.
    Libya İnönü Caddesi, Miralay Şefik Bey Sokak No:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Malaysia Esentepe Mahallesi, Ali Kaya Sokak No:1/1B, Polat Plaza B Block, Floor 8, Şişli, Istanbul.
    Malta Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:175, Ferko Signature, A Block, Floor 2, Office 14, Şişli, Istanbul.
    Moldova İnönü Caddesi No:43, Unit 6, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Mongolia Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Güvercin Sokak No:37, Beşiktaş, Istanbul.
    Montenegro Harman Sokak No:5, Harmancı Giz Plaza, Floor 10A, Levent, Istanbul.
    Morocco Levazım Mahallesi, Korukent Sitesi, Beyaz Köşk No:46/2, Beşiktaş, Istanbul.
    Netherlands İstiklal Caddesi No:197, Beyoğlu, Istanbul.
    North Macedonia İnönü Caddesi, Üçler Apartmanı No:20, Floor 2, Unit 3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Norway Bilezik Sokak No:4, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul. Verification required.
    Pakistan Güllü Sokak No:20, 3. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Panama Sahrayıcedit Mahallesi, Batman Sokak No:30, GFY Plaza, Floor 11, Unit 36, Kadıköy, Istanbul.
    Philippines Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:171, Metrocity Office Building, A Block, Floor 13, Unit 183, Şişli, Istanbul.
    Poland Maslak Mahallesi, Eski Büyükdere Caddesi No:7, GİZ 2000 Plaza, Floor 5, Sarıyer, Istanbul.
    Qatar Yeniköy Mahallesi, Balabandere Caddesi, Hilpark Suites Sitesi No:2, Sarıyer, Istanbul. Verification required.
    Romania Yanarsu Sokak No:42, Narin Sitesi, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Russia (Russian Federation) İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, Istanbul.
    Saudi Arabia Konaklar Mahallesi, Çamlık Caddesi, Akasyalı Sokak No:6, 4. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Senegal Cumhuriyet Caddesi No:257, Floor 3, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Serbia Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:2, Beşiktaş, Istanbul.
    Slovakia Levent Mahallesi, Bambu Sokak No:6, Beşiktaş, Istanbul.
    South Korea (Republic of Korea) Askerocağı Caddesi No:6, Süzer Plaza, Floor 4, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Spain Karanfil Aralığı Sokak No:16, 1. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Sudan Seher Yıldızı Sokak No:40, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Sweden İstiklal Caddesi No:247, Beyoğlu, Istanbul. The consular entrance is located on the Şah Kulu Bostanı Sokak side.
    Switzerland Büyükdere Caddesi No:173, 1. Levent Plaza, A Block, Floor 3, Levent, Istanbul.
    Syria Maçka Caddesi, Ralli Apartmanı No:37, Floor 3, Teşvikiye, Şişli, Istanbul. Current operating status must be confirmed.
    Tajikistan Şenlikköy Mahallesi, Yeni Bağlar Caddesi, Billur Sokak No:16, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    Thailand Kore Şehitleri Caddesi, Mithat Ulu Ünlü Sokak No:12, Zincirlikuyu, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Tunisia Gazeteciler Sitesi, Keskinkalem Sokak No:31, Esentepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) 19 Mayıs Mahallesi, Aytekin Kotil Caddesi, Cevahir İş Merkezi, Floor 5, Şişli, Istanbul.
    Turkmenistan Gazi Evrenos Caddesi, Baharistan Sokak No:13, Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul.
    Ukraine Adakale Sokak No:13, Şenlikköy, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    United Arab Emirates Konaklar Mahallesi, Meşeli Sokak No:11, 4. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    United Kingdom Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.
    United States of America İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, Istanbul.
    Uzbekistan Şehit Halil İbrahim Caddesi No:23, İstinye, Sarıyer, Istanbul.
    Venezuela Teşvikiye Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, Terrace Fulya Center No:11/65, Şişli, Istanbul.

    2. Honorary Consulates in Istanbul: Country-by-Country Address Directory

    Honorary consulates represent a separate category of consular offices. Unlike career consular missions, honorary consulates are generally managed by honorary consular officers whose powers are determined by the appointing state.

    They may assist with commercial, cultural and certain consular matters. However, the ability to issue visas, passports, citizenship documents or official certifications cannot be assumed.

    Important verification warning: The following entries include publicly available and historical consular directory records. The current appointment of an honorary consul, the address of the office and the availability of services have not been independently verified for every country.

    Country Honorary Consulate Address Record
    Bahamas Aydıntepe Mahallesi, Tersaneler Caddesi, 50. Sokak No:7, Tuzla, Istanbul.
    Bahrain Fahrettin Kerim Gökay Caddesi No:34, Altunizade, Üsküdar, Istanbul.
    Belize Değirmen Sokak No:18, Nidakule, Floor 21, Kozyatağı, Kadıköy, Istanbul.
    Benin Keresteci Hakkı Sokak No:50, Akbıyık, Cankurtaran, Fatih, Istanbul.
    Bolivia Altan Erbulak Sokak No:3, Floor 2, Mecidiyeköy, Şişli, Istanbul.
    Burkina Faso Eski Büyükdere Caddesi, Ayazağa Yolu, İzgi Plaza, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Burundi Harmancı Giz Plaza, Floor 15, Levent, Istanbul.
    Cambodia İnönü Caddesi No:53, Işık Apartmanı, Floor 7, Unit 13, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Cameroon Üniversite Mahallesi, Bağlariçi Caddesi No:29, Avcılar, Istanbul.
    Central African Republic Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Caddesi, Hoffman Plaza, Floor 3, İçerenköy, Ataşehir, Istanbul.
    Chile Bestekar Şevki Bey Sokak No:30, Balmumcu, Beşiktaş, Istanbul.
    Comoros Eski Büyükdere Caddesi, İZ Plaza Giz No:9, Floor 13, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Cook Islands Yeni Parseller Sokak No:20, K Building, Floors 4-5, Kavacık, Beykoz, Istanbul.
    Congo (Republic of the Congo) Süleyman Seba Caddesi No:77, Kent Apartmanı, Unit 3, Maçka, Şişli, Istanbul.
    Costa Rica Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Dominican Republic Meclis-i Mebusan Caddesi No:31, Murat Han Apartmanı, Floor 6, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul.
    Ecuador Reşitpaşa Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:14, Park Plaza, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Estonia Cumhuriyet Caddesi No:22/24, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Finland Cumhuriyet Caddesi No:173/7, Adlı Han, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Gabon Barbaros Mahallesi, Ihlamur Sokak, Uphill Court Towers, A1-B Block, Floor 9, Unit 54, Ataşehir, Istanbul.
    Gambia Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü, Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Guatemala Küçük Çamlıca Caddesi No:85/6, Kısıklı, Üsküdar, Istanbul.
    Guyana Meydan Sokak, Veko Giz Plaza, Floor 2, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Iceland İrfan Caddesi No:19, Orhanlı, Tuzla, Istanbul.
    Jamaica Harbiye Caddesi No:283, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Jordan Balmumcu Mahallesi, Zincirlikuyu Sokak No:3, Unit 155, Beşiktaş, Istanbul.
    Kenya Büyükdere Caddesi No:155/3, Levent, Istanbul.
    Latvia Eski Bağdat Caddesi No:40, Çamlık Çıkmazı No:1, Küçükyalı, Maltepe, Istanbul.
    Lithuania Mimar Sinan Sokak No:21, Seba Ofis Boulevard, D Block, Unit 59, Ayazağa, Sarıyer, Istanbul.
    Maldives Cumhuriyet Caddesi No:257, Floor 3, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Mali Hacı Adil Caddesi, Asma Sokak No:1, 1. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Mauritania Osmangazi Mahallesi, Yıldızhan Caddesi, Köşe Sokak No:4, Saray İş Merkezi, Sancaktepe, Istanbul.
    Mexico Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Lale Sokak No:23, Beşiktaş, Istanbul.
    Monaco Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:8, Floor 2, Beyoğlu, Istanbul.
    Namibia Abdi İpekçi Caddesi No:5/5, Unit 6, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    New Zealand İnönü Caddesi No:92/3, Taksim, Beyoğlu, Istanbul. Verification required.
    Oman Cumhuriyet Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:157/4, Seyran Apartmanı, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Paraguay İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:69/A, Şişli, Istanbul.
    Peru Tekstilkent, Koza Plaza A Block, Floor 22, Esenler, Istanbul.
    Portugal Meclis-i Mebusan Caddesi No:157, Floor 5, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul.
    Rwanda Etiler Mahallesi, Meydan Sokak, Mermerler Sitesi, B Block, Unit 3, Beşiktaş, Istanbul.
    San Marino Maya Residence, M Block, Unit 13, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Seychelles Yapı Kredi Plaza, C Block, Floor 13, Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Singapore Alan Sokak No:4/5, Şaşkınbakkal, Kadıköy, Istanbul. Verification required.
    Slovenia Hacı Reşit Paşa Sokak No:7, Çamlıca, Üsküdar, Istanbul.
    Solomon Islands Süleyman Seba Caddesi No:48, BJK Plaza, A/88, Beşiktaş, Istanbul.
    Somalia Çobançeşme, Kalender Sokak No:8, Bahçelievler, Istanbul. Current status and address verification required.
    South Africa Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Sri Lanka Kaynarca Mahallesi, Bahattin Veled Caddesi No:1, Mavikule Residence, Floor 12, Unit 59, Pendik, Istanbul.
    Tanzania Abdi İpekçi Caddesi No:29, Atid Apartmanı, Floor 2, Unit 4, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    Trinidad and Tobago Akatlar, Maya Residence, Barclay 12, Unit 1, Beşiktaş, Istanbul.
    Uruguay Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Yemen Halaskargazi Caddesi, Uygar Apartmanı No:43, Floor 5, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Zambia Halaskargazi Caddesi No:43/5, Floor 5, Harbiye, Şişli, Istanbul.

    Other countries, including Barbados, Cabo Verde, Ethiopia, Guinea-Bissau, Luxembourg, Mauritius, Saint Kitts and Nevis, Saint Vincent and the Grenadines, and Uganda, have appeared in international consular directories with references to Istanbul. However, sufficiently reliable current visiting addresses have not been established for all these entries. Accordingly, no definitive addresses are provided for them.

    3. Are There Foreign Embassies in Istanbul?

    Foreign embassies in Türkiye are generally located in Ankara, the national capital. Istanbul is primarily home to consular missions rather than the principal diplomatic headquarters of foreign states.

    An embassy and a consulate perform different functions under international law. Embassies represent states in their diplomatic relations with the receiving state, while consulates principally carry out consular functions and assist nationals of the sending state.

    These distinctions are reflected in the Vienna Convention on Diplomatic Relations of 1961 and the Vienna Convention on Consular Relations of 1963.

    Istanbul also contains historical embassy buildings and diplomatic residences. However, the historical designation of a building does not necessarily reflect its present diplomatic status.

    4. What Services Do Foreign Consulates in Istanbul Provide?

    Foreign consulates provide services according to the legislation of their respective countries and the powers assigned to individual missions.

    Common consular services include passport issuance and renewal, emergency travel documents, visa applications, birth registration, marriage-related formalities, nationality and citizenship procedures, notarization, powers of attorney, document certification and assistance to citizens abroad.

    Consular offices may also provide information or assistance concerning detained nationals, international family matters, inheritance documents and other cross-border legal issues, subject to the limits of applicable law.

    It is important to distinguish services performed directly by a consulate from procedures administered by immigration authorities, courts, notaries or private visa application centers.

    5. Powers of Attorney Issued Abroad and Their Use in Türkiye

    Foreign nationals and Turkish citizens residing abroad frequently need to authorize lawyers or other representatives to carry out legal procedures in Türkiye.

    Depending on the circumstances, a power of attorney may be prepared before a competent foreign notary or another authorized authority, including a consular officer where permitted by the applicable legal framework.

    The validity and acceptance of a foreign power of attorney in Türkiye depend on several factors, including the form of the document, the authority before which it was executed, applicable international conventions, authentication requirements and the Turkish rules governing the intended transaction.

    Special attention should be given to powers of attorney intended for real estate transactions, litigation, company formation, inheritance matters, citizenship applications and administrative proceedings.

    Some transactions require express or specifically worded authority. A broadly drafted general power of attorney may not satisfy the relevant legal requirements.

    For this reason, it is advisable to determine the intended legal procedures and the requirements of the Turkish receiving authority before executing the document abroad.

    6. Apostille, Consular Legalization and Recognition of Foreign Documents in Türkiye

    Foreign public documents intended for use in Türkiye may require authentication depending on their country of origin, the type of document and the applicable international agreements.

    The Hague Convention of 5 October 1961 Abolishing the Requirement of Legalisation for Foreign Public Documents establishes the apostille system between contracting states for documents falling within its scope.

    An apostille certifies the authenticity of the signature, the capacity in which the person signing the document acted and, where appropriate, the identity of the seal or stamp. It does not establish the substantive truth of the document’s contents.

    Where the apostille system does not apply, a chain of authentication involving relevant public authorities, foreign ministries or consular authorities may be necessary.

    Furthermore, documents written in a foreign language may require a certified Turkish translation and, depending on the procedure, notarization or other formalities.

    There is no single procedure applicable to every foreign country and every document. The legal requirements must be assessed individually.

    7. Consular Procedures, Turkish Citizenship and Immigration Law

    Foreign nationals who live, invest, work or maintain family relationships in Türkiye may encounter legal matters involving both Turkish institutions and foreign consular missions.

    These matters may include Turkish citizenship by investment, naturalization, citizenship status disputes, administrative proceedings affecting citizenship, residence permits, deportation decisions, international protection, family registration and documentation concerning nationality.

    Turkish citizenship procedures are principally governed by Turkish Citizenship Law No. 5901 and relevant implementing regulations.

    Foreign consulates do not replace the competent Turkish administrative authorities or courts in determining rights and obligations under Turkish law.

    Nevertheless, consular documentation can be relevant to establishing a person’s nationality, obtaining travel documents, verifying civil status or supporting evidence in administrative and judicial proceedings.

    In matters involving nationality disputes, citizenship cancellation or withdrawal, criminal investigations related to investment transactions, or immigration restrictions, the interaction between Turkish law, foreign law and applicable international agreements may require specialized legal analysis.

    8. How to Book a Consular Appointment in Istanbul

    Appointment procedures differ among foreign consular missions. Some accept appointments through official online portals, while others require applications through designated visa centers or prior contact with consular personnel.

    Before visiting a consulate in Istanbul, applicants should confirm the current address, jurisdiction, appointment requirements, identification documents, applicable fees, payment methods, translation requirements and public opening hours.

    Foreign consulates may observe both Turkish public holidays and national holidays of the sending state.

    Applicants seeking visa services should also determine whether the relevant foreign state accepts applications directly at its consulate or through an authorized external service provider.

    Traveling to a previously published address without confirming current arrangements may result in unnecessary delays or missed appointments.

    9. Frequently Asked Questions About Consulates in Istanbul

    Where are the foreign embassies in Türkiye?

    Most foreign embassies in Türkiye are located in Ankara. Istanbul primarily hosts consulates general, consulates and honorary consular offices.

    Which districts of Istanbul have the most consulates?

    Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu and Sarıyer are among the districts with the highest concentration of foreign consular missions. Other representations can also be found in Bakırköy, Fatih, Kadıköy and additional districts.

    Where is the US Consulate General in Istanbul?

    The United States Consulate General in Istanbul is located at İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, Istanbul, Türkiye.

    Where is the German Consulate General in Istanbul?

    The German Consulate General is located at İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the British Consulate General in Istanbul?

    The British Consulate General is located at Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the Chinese Consulate General in Istanbul?

    The Chinese Consulate General is located at Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, Istanbul.

    Where is the Russian Consulate General in Istanbul?

    The Consulate General of the Russian Federation is located at İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the Iranian Consulate General in Istanbul?

    The Consulate General of Iran is listed at Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, Istanbul.

    Can I visit a consulate in Istanbul without an appointment?

    This depends on the individual consulate and the type of service required. Many consulates operate appointment-based systems. Applicants should consult the mission’s official website before visiting.

    What is the difference between a consulate general and an honorary consulate?

    A consulate general is ordinarily headed by a career consular officer, while an honorary consulate is managed by a person appointed to carry out specific consular functions. The authority of an honorary consul may be considerably more limited.

    Can honorary consulates issue visas or passports?

    Not necessarily. Their powers depend on the laws and decisions of the sending state. Applicants should verify the exact services available from the relevant office.

    Are documents issued by foreign consulates automatically valid in Türkiye?

    Not in every case. Their acceptance may depend on the nature of the document, international conventions, authentication requirements, translation rules and the intended legal procedure.

    Do I need a lawyer for consular procedures?

    A lawyer is not legally required for every consular procedure. However, legal assistance may be appropriate for citizenship disputes, immigration matters, foreign powers of attorney, property transactions, inheritance, international commercial matters and administrative or judicial proceedings.

    10. Official Sources and Verification of Consular Addresses

    Foreign consular offices may relocate, suspend public services, modify their jurisdiction or change appointment arrangements. The most reliable approach is to consult the current official information provided by the relevant government or diplomatic mission.

    The following official resources may assist with verification:

    Editorial note: This article is intended as a comprehensive general directory, not an official register certifying the current status of every listed mission. Certain entries, particularly honorary consulates, are based on public directory records and require further official verification.

    11. Legal Assistance for Foreign Nationals in Istanbul

    International legal matters frequently require coordination between foreign consulates, Turkish public authorities, notaries, courts and administrative bodies.

    TD Law Firm provides legal services concerning Turkish citizenship, immigration law, international private law, foreign powers of attorney, recognition and use of foreign documents, real estate transactions and related administrative and judicial proceedings.

    Legal assistance may include reviewing documentation, assessing the applicable Turkish legal requirements, preparing submissions, communicating with competent authorities where authorized and representing clients in relevant legal proceedings.

    Attorney Murat Can Dolğun

    TD Law Firm | TD Hukuk ve Danışmanlık

    Istanbul Bar Association, Türkiye

    Practice Areas:

    Turkish Citizenship Law | Immigration Law | Private International Law | Administrative Law | International Legal Transactions

    Office Address:

    World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi)

    A2 Block, Office No:206

    Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul, Türkiye

    Telephone:
    +90 212 299 44 22

    Office Hours:

    Monday-Friday, 09:00-17:00 (Türkiye Time)

    Websites:
    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Legal Disclaimer: This article was prepared by Attorney Murat Can Dolğun for general informational purposes. It does not constitute individualized legal advice or establish an attorney-client relationship. Consular information and legal requirements should be verified with the relevant competent authorities before taking action.

  • İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Büyükelçilikler: Ülkelere Göre Güncel Adres Listesi (2026)

    Son güncelleme: 22 Ekim 2026

    İstanbul, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı devlet temsilciliklerinin en yoğun bulunduğu şehirlerden biridir. Şehirde çok sayıda başkonsolosluk, konsolosluk ve fahri konsolosluk bulunmaktadır. Bu kurumlar vatandaşlık, pasaport, vize, belge tasdiki, noterlik, medeni hal, uluslararası ticaret ve yabancılar hukukuyla bağlantılı çeşitli işlemleri yürütmektedir.

    Bu yazımızda İstanbul’da bulunan yabancı ülke başkonsolosluklarının, konsolosluklarının ve fahri konsolosluklarının adreslerini alfabetik olarak derledik. Ayrıca konsoloslukların görevleri, vekaletname düzenlenmesi, belge tasdiki ve konsolosluk işlemlerinde hukuki temsil konularına ilişkin açıklamalara yer verdik.

    Önemli: Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezi esas olarak Ankara’dadır. İstanbul’da ise çoğunlukla başkonsolosluklar ve fahri konsolosluklar bulunmaktadır. Temsilciliklerin adresleri, çalışma durumları ve yetkileri değişebileceğinden işlem yapılmadan önce ilgili ülkenin resmî makamından doğrulama yapılmalıdır. Bu listedeki bazı adresler konsolosluk dizinlerinden derlenmiş olup güncel resmî teyidi bulunmamaktadır.

    1. İstanbul’daki Başkonsolosluklar ve Konsolosluklar

    Aşağıdaki tabloda yabancı devletlerin İstanbul’daki konsüler temsilcilikleri alfabetik olarak sıralanmıştır. Adresler kamuya açık kayıtlardan derlenmiştir. Güncel resmî teyidi bulunmayan kayıtların ziyaret öncesinde kontrol edilmesi gerekir.

    Ülke İstanbul Konsolosluk Adresi
    Afganistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi No:28, Beşiktaş, İstanbul.
    Almanya İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Amerika Birleşik Devletleri İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul.
    Arnavutluk Adnan Saygun Caddesi, Uydu Sokak No:4/14, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Arjantin Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Kat:16, Ofis:1602, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Avustralya Askerocağı Caddesi No:15, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Avusturya Köybaşı Caddesi No:46, Yeniköy, Sarıyer, İstanbul.
    Azerbaycan Zeytinoğlu Caddesi No:65, Akatlar, Beşiktaş, İstanbul.
    Bangladeş Büyükdere Caddesi No:121, Ercan Han, Kat:5, Gayrettepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Belarus Birgül Sokak, Toros Villa No:1/B, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Belçika Sıraselviler Caddesi No:39, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Birleşik Arap Emirlikleri Konaklar Mahallesi, Meşeli Sokak No:11, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Birleşik Krallık (İngiltere) Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Bosna-Hersek Dikilitaş Mahallesi, Yeni Gelin Sokak No:24, Kat:3, Beşiktaş, İstanbul.
    Brezilya Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:6, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Bulgaristan Ahmet Adnan Saygun Caddesi No:34, Ulus, Beşiktaş, İstanbul.
    Cezayir Gazeteciler Sitesi, 23 Temmuz Meydanı No:7, Esentepe, Şişli, İstanbul.
    Çekya (Çek Cumhuriyeti) Abdi İpekçi Caddesi No:71, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Çin Halk Cumhuriyeti Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul.
    Danimarka Trump Towers, Büyükdere Caddesi No:1, Kule 2, Kat:14, Daire:463, Şişli, İstanbul.
    Endonezya Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Caddesi No:52, Eyüpsultan, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Fas Levazım Mahallesi, Korukent Sitesi, Beyaz Köşk No:46/2, Beşiktaş, İstanbul.
    Filipinler Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:171, Metrocity Ofis Binası, A Blok, Kat:13, Bağımsız Bölüm:183, Şişli, İstanbul.
    Fransa İstiklal Caddesi No:4, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Gana Akatlar Mahallesi, Gazeteciler Sitesi, Soltaş Evleri, Menekşe Sokak No:16, Beşiktaş, İstanbul.
    Güney Kore Askerocağı Caddesi No:6, Süzer Plaza, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Gürcistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:17, Beşiktaş, İstanbul.
    Hindistan Cumhuriyet Caddesi No:42, Dörtler Apartmanı, Daire:11-12, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Hırvatistan Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:1/2, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Hollanda İstiklal Caddesi No:197, Beyoğlu, İstanbul.
    Irak Gazeteciler Sitesi, Hikaye Sokak No:3, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    İran Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul.
    İspanya Karanfil Aralığı Sokak No:16, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    İsrail Levent Mahallesi, Cömert Sokak No:1C, Beşiktaş, İstanbul. Temsilciliğin halka açık hizmet durumu ayrıca kontrol edilmelidir.
    İsveç İstiklal Caddesi No:247, Beyoğlu, İstanbul. Konsolosluk işlemlerinde Şah Kulu Bostanı Sokak yönündeki giriş kullanılmaktadır.
    İsviçre Büyükdere Caddesi No:173, 1. Levent Plaza, A Blok, Kat:3, Levent, İstanbul.
    İtalya Tom Tom Kaptan Sokak No:5, Beyoğlu, İstanbul.
    Japonya Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, Kat:10, 4. Levent, İstanbul.
    Kanada Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, 4. Levent, İstanbul.
    Karadağ Harman Sokak No:5, Harmancı Giz Plaza, Kat:10A, Levent, İstanbul.
    Katar Yeniköy Mahallesi, Balabandere Caddesi, Hilpark Suites Sitesi No:2, Sarıyer, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kazakistan Başak Sokak No:35, Yeşilyurt, Bakırköy, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kırgızistan Lamartin Caddesi No:7, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Kolombiya Windowist, Reşitpaşa, Eski Büyükdere Caddesi No:26, Sarıyer, İstanbul.
    Kosova Vali Konağı Caddesi No:74, Daire:3, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Kuveyt Reşitpaşa Mahallesi, Değirmentepe Ayhan Sokak No:14, Emirgan, Sarıyer, İstanbul.
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 19 Mayıs Mahallesi, Aytekin Kotil Caddesi, Cevahir İş Merkezi, Kat:5, Şişli, İstanbul.
    Kuzey Makedonya İnönü Caddesi, Üçler Apartmanı No:20, Kat:2, Daire:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Lübnan Teşvikiye Caddesi, Saray Apartmanı No:134/1, Şişli, İstanbul.
    Libya İnönü Caddesi, Miralay Şefik Bey Sokak No:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Macaristan Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi, Yankı Sokak No:27, Polat Ofis B Blok, Kağıthane, İstanbul.
    Malezya Esentepe Mahallesi, Ali Kaya Sokak No:1/1B, Polat Plaza B Blok, Kat:8, Şişli, İstanbul.
    Malta Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:175, Ferko Signature, A Blok, Kat:2, Ofis:14, Şişli, İstanbul.
    Mısır Cevdet Paşa Caddesi No:12, Bebek, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Moğolistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Güvercin Sokak No:37, Beşiktaş, İstanbul.
    Moldova İnönü Caddesi No:43, Daire:6, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Norveç Bilezik Sokak No:4, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Özbekistan Şehit Halil İbrahim Caddesi No:23, İstinye, Sarıyer, İstanbul.
    Pakistan Güllü Sokak No:20, 3. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Panama Sahrayıcedit Mahallesi, Batman Sokak No:30, GFY Plaza, Kat:11, Daire:36, Kadıköy, İstanbul.
    Polonya Maslak Mahallesi, Eski Büyükdere Caddesi No:7, GİZ 2000 Plaza, Kat:5, Sarıyer, İstanbul.
    Romanya Yanarsu Sokak No:42, Narin Sitesi, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Rusya Federasyonu İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul.
    Senegal Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Sırbistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:2, Beşiktaş, İstanbul.
    Slovakya Levent Mahallesi, Bambu Sokak No:6, Beşiktaş, İstanbul.
    Sudan Seher Yıldızı Sokak No:40, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Suriye Maçka Caddesi, Ralli Apartmanı No:37, Kat:3, Teşvikiye, Şişli, İstanbul. Güncel faaliyet durumu teyit edilmelidir.
    Suudi Arabistan Konaklar Mahallesi, Çamlık Caddesi, Akasyalı Sokak No:6, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Tacikistan Şenlikköy Mahallesi, Yeni Bağlar Caddesi, Billur Sokak No:16, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Tayland Kore Şehitleri Caddesi, Mithat Ulu Ünlü Sokak No:12, Zincirlikuyu, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Tunus Gazeteciler Sitesi, Keskinkalem Sokak No:31, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Türkmenistan Gazi Evrenos Caddesi, Baharistan Sokak No:13, Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul.
    Ukrayna Adakale Sokak No:13, Şenlikköy, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Venezuela Teşvikiye Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, Terrace Fulya Center No:11/65, Şişli, İstanbul.
    Yunanistan Turnacıbaşı Sokak No:22, Beyoğlu, İstanbul.

    2. İstanbul’daki Fahri Konsolosluklar ve Adresleri

    Fahri konsolosluklar, başkonsolosluklardan farklı statüde faaliyet gösteren temsilciliklerdir. Bu kurumların görevleri, ilgili devlet tarafından tanınan yetkilerle sınırlıdır. Bazı fahri konsolosluklar ticari ve kültürel ilişkiler alanında faaliyet gösterirken, bazıları belirli konsüler işlemlerde yardımcı olabilir.

    Adreslerin doğrulanması: Aşağıdaki tablo tarihsel veya kamuya açık konsolosluk dizini kayıtlarını da içermektedir. Her bir fahri konsolosluğun halen görev yaptığı ve adresinin değişmediği teyit edilmiş değildir. Resmî makamdan teyit alınmadan ziyaret edilmemelidir.

    Ülke Fahri Konsolosluk Adres Kaydı
    Bahamalar Aydıntepe Mahallesi, Tersaneler Caddesi, 50. Sokak No:7, Tuzla, İstanbul.
    Bahreyn Fahrettin Kerim Gökay Caddesi No:34, Altunizade, Üsküdar, İstanbul.
    Belize Değirmen Sokak No:18, Nidakule, Kat:21, Kozyatağı, Kadıköy, İstanbul.
    Benin Keresteci Hakkı Sokak No:50, Akbıyık, Cankurtaran, Fatih, İstanbul.
    Bolivya Altan Erbulak Sokak No:3, Kat:2, Mecidiyeköy, Şişli, İstanbul.
    Burkina Faso Eski Büyükdere Caddesi, Ayazağa Yolu, İzgi Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Burundi Harmancı Giz Plaza, Kat:15, Levent, İstanbul.
    Cook Adaları Yeni Parseller Sokak No:20, K Binası, Kat:4-5, Kavacık, Beykoz, İstanbul.
    Dominik Cumhuriyeti Meclis-i Mebusan Caddesi No:31, Murat Han Apartmanı, Kat:6, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ekvador Reşitpaşa Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:14, Park Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Estonya Cumhuriyet Caddesi No:22/24, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Finlandiya Cumhuriyet Caddesi No:173/7, Adlı Han, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Gabon Barbaros Mahallesi, Ihlamur Sokak, Uphill Court Towers, A1-B Blok, Kat:9, Daire:54, Ataşehir, İstanbul.
    Gambiya Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü, Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guatemala Küçük Çamlıca Caddesi No:85/6, Kısıklı, Üsküdar, İstanbul.
    Güney Afrika Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guyana Meydan Sokak, Veko Giz Plaza, Kat:2, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    İzlanda İrfan Caddesi No:19, Orhanlı, Tuzla, İstanbul.
    Jamaika Harbiye Caddesi No:283, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Kamboçya İnönü Caddesi No:53, Işık Apartmanı, Kat:7, Daire:13, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Kamerun Üniversite Mahallesi, Bağlariçi Caddesi No:29, Avcılar, İstanbul.
    Kenya Büyükdere Caddesi No:155/3, Levent, İstanbul.
    Komorlar Eski Büyükdere Caddesi, İZ Plaza Giz No:9, Kat:13, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Kongo Cumhuriyeti Süleyman Seba Caddesi No:77, Kent Apartmanı, Daire:3, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Kosta Rika Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Letonya Eski Bağdat Caddesi No:40, Çamlık Çıkmazı No:1, Küçükyalı, Maltepe, İstanbul.
    Litvanya Mimar Sinan Sokak No:21, Seba Ofis Boulevard, D Blok, Daire:59, Ayazağa, Sarıyer, İstanbul.
    Maldivler Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Mali Hacı Adil Caddesi, Asma Sokak No:1, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Meksika Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Lale Sokak No:23, Beşiktaş, İstanbul.
    Monako Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:8, Kat:2, Beyoğlu, İstanbul.
    Moritanya Osmangazi Mahallesi, Yıldızhan Caddesi, Köşe Sokak No:4, Saray İş Merkezi, Sancaktepe, İstanbul.
    Namibya Abdi İpekçi Caddesi No:5/5, Daire:6, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Orta Afrika Cumhuriyeti Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Caddesi, Hoffman Plaza, Kat:3, İçerenköy, Ataşehir, İstanbul.
    Paraguay İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:69/A, Şişli, İstanbul.
    Peru Tekstilkent, Koza Plaza A Blok, Kat:22, Esenler, İstanbul.
    Portekiz Meclis-i Mebusan Caddesi No:157, Kat:5, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ruanda Etiler Mahallesi, Meydan Sokak, Mermerler Sitesi, B Blok, Daire:3, Beşiktaş, İstanbul.
    San Marino Maya Residence, M Blok, Daire:13, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Seyşeller Yapı Kredi Plaza, C Blok, Kat:13, Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Şili Bestekar Şevki Bey Sokak No:30, Balmumcu, Beşiktaş, İstanbul.
    Singapur Alan Sokak No:4/5, Şaşkınbakkal, Kadıköy, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Slovenya Hacı Reşit Paşa Sokak No:7, Çamlıca, Üsküdar, İstanbul.
    Solomon Adaları Süleyman Seba Caddesi No:48, BJK Plaza, A/88, Beşiktaş, İstanbul.
    Somali Çobançeşme, Kalender Sokak No:8, Bahçelievler, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Sri Lanka Kaynarca Mahallesi, Bahattin Veled Caddesi No:1, Mavikule Residence, Kat:12, Daire:59, Pendik, İstanbul.
    Tanzanya Abdi İpekçi Caddesi No:29, Atid Apartmanı, Kat:2, Daire:4, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Trinidad ve Tobago Akatlar, Maya Residence, Barclay 12, Daire:1, Beşiktaş, İstanbul.
    Umman Cumhuriyet Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:157/4, Seyran Apartmanı, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Uruguay Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Ürdün Balmumcu Mahallesi, Zincirlikuyu Sokak No:3, Daire:155, Beşiktaş, İstanbul.
    Yemen Halaskargazi Caddesi, Uygar Apartmanı No:43, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Yeni Zelanda İnönü Caddesi No:92/3, Taksim, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Zambiya Halaskargazi Caddesi No:43/5, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.

    Barbados, Cabo Verde, Etiyopya, Gine-Bissau, Lüksemburg, Mauritius, Saint Kitts ve Nevis, Saint Vincent ve Grenadinler ile Uganda adına da çeşitli konsolosluk dizinlerinde İstanbul kayıtları bulunmaktadır. Ancak bu ülkeler yönünden güncel ziyaret adreslerinin doğrulanması gerektiğinden kesin adres belirtilmemiştir.

    3. İstanbul’da Büyükelçilik Var mı?

    Büyükelçilik, bir devletin başka bir devlet nezdindeki diplomatik temsilciliğidir. Türkiye’de yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır.

    İstanbul’daki yabancı devlet temsilciliklerinin önemli bir kısmı başkonsolosluk niteliğindedir. Tarihî elçilik binalarının bulunması, bu yapıların günümüzde büyükelçilik statüsünde faaliyet gösterdiği anlamına gelmez.

    Büyükelçilikler ile konsolosluklar arasındaki hukuki farklılıkların değerlendirilmesinde diplomatik ilişkileri düzenleyen 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi ve konsolosluk ilişkilerini düzenleyen 1963 tarihli Viyana Sözleşmesi önem taşımaktadır.

    4. Konsoloslukların Görevleri Nelerdir?

    Konsoloslukların başlıca görevleri, temsil ettikleri devletin vatandaşlarının menfaatlerini korumak ve ilgili devletin mevzuatının izin verdiği konsüler işlemleri yerine getirmektir.

    Bu işlemler arasında pasaport ve seyahat belgesi düzenlenmesi, vize başvuruları, nüfus kayıtları, evlilik ve doğum işlemleri, vatandaşlık başvuruları, belge düzenlenmesi, belge tasdiki, noterlik hizmetleri ve acil konsüler yardım sayılabilir.

    Her konsolosluğun aynı yetkilere sahip olduğu düşünülmemelidir. Özellikle fahri konsoloslukların yetkileri çoğu zaman meslekten konsoloslar tarafından yönetilen başkonsoloslukların yetkilerinden daha sınırlıdır.

    5. Konsoloslukta Vekaletname Düzenlenmesi ve Türkiye’de Kullanılması

    Yabancı ülkelerde yaşayan kişilerin Türkiye’deki hukuki işlemlerini bir avukat veya temsilci aracılığıyla yürütmek istemeleri halinde vekaletname düzenlenmesi gündeme gelmektedir.

    Yabancı bir devletin konsolosluğunda düzenlenen vekaletnamenin Türkiye’de kullanılabilirliği, belgenin niteliğine, düzenlenme şekline, ilgili uluslararası sözleşmelere ve Türk hukukunun öngördüğü şartlara göre değerlendirilmelidir.

    Vekaletname özellikle vatandaşlık işlemleri, tapu ve taşınmaz işlemleri, miras işlemleri, şirket kuruluşu, ticari işlemler, dava takibi ve idari başvurular için kullanılacaksa yetki kapsamının önceden belirlenmesi önemlidir.

    Örneğin taşınmazın satılması, belirli dava işlemlerinin yapılması veya özel yetki gerektiren başka bir hukuki işlemin yürütülmesi için genel ifadelerle düzenlenen bir vekaletname her zaman yeterli olmayabilir.

    6. Apostil, Konsolosluk Tasdiki ve Yabancı Resmî Belgelerin Türkiye’de Kullanılması

    Yurt dışında düzenlenen resmî belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için belgenin kaynağına ve ilgili devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre farklı tasdik yöntemleri uygulanabilir.

    5 Ekim 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesine taraf devletlerde, sözleşmenin kapsamına giren belgeler bakımından apostil yöntemi kullanılabilir. Apostil, belgenin içeriğinin doğruluğunu değil, belgedeki imzanın, imzalayanın sıfatının ve gerektiğinde mühür veya damganın gerçekliğini doğrulamaya yöneliktir.

    Apostil sisteminin uygulanmadığı durumlarda ise ilgili ülkelerin mevzuatına ve uluslararası düzenlemelere bağlı olarak dışişleri makamı, konsolosluk veya diğer yetkili makamlar aracılığıyla tasdik işlemleri gerekebilir.

    Yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkiye’de kullanılmasında ayrıca Türkçe tercüme ve gerektiğinde noterlik işlemleri yapılması gerekebilir.

    7. Konsolosluk İşlemleri, Türk Vatandaşlığı ve Yabancılar Hukuku

    Türkiye’de ikamet eden veya Türkiye ile hukuki ilişkisi bulunan yabancı devlet vatandaşları bakımından konsolosluk işlemleri önemli sonuçlar doğurabilir.

    Özellikle Türk vatandaşlığının kazanılması, vatandaşlık statüsüne ilişkin idari işlemler, vatandaşlık kararlarının iptali veya geri alınması, ikamet izinleri, yabancıların sınır dışı edilmesi, uluslararası koruma ve yabancı devlet vatandaşlarının medeni hal işlemlerinde birden fazla ülkenin hukukunun birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.

    Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin işlemlerde 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, ilgili yönetmelik hükümleri ve somut olayın niteliği dikkate alınmalıdır.

    Yabancı bir ülkenin konsolosluğu, Türk idari makamları veya mahkemeleri yerine karar vermemektedir. Ancak yabancının tabiiyetinin belirlenmesi, pasaport düzenlenmesi ve belirli belgelerin temin edilmesi gibi konularda konsüler işlemler hukuki sürecin önemli bir parçası olabilir.

    8. İstanbul’daki Konsolosluklara Gitmeden Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

    İstanbul’daki konsoloslukların çalışma saatleri, resmî tatilleri, randevu sistemleri ve başvuru yöntemleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Özellikle yabancı devletlerin ulusal bayramları ve resmî tatilleri nedeniyle temsilcilikler kapalı olabilir.

    Başvurudan önce ilgili konsolosluğun resmî internet sitesinden adres, randevu, belge, harç ve tercümanlık şartları kontrol edilmelidir.

    Vize başvurularında bazı ülkeler doğrudan konsolosluk yerine yetkilendirilmiş başvuru merkezleri aracılığıyla işlem yapmaktadır. Bu nedenle vize başvuru merkezlerinin adresleriyle diplomatik temsilcilik adresleri birbirine karıştırılmamalıdır.

    9. İstanbul’daki Konsolosluklar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    İstanbul’da hangi ülkelerin büyükelçilikleri var?

    Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçilikleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır. İstanbul’da ise çeşitli ülkelerin başkonsoloslukları, konsoloslukları ve fahri konsoloslukları yer almaktadır.

    İstanbul’daki konsolosluklar hangi ilçelerde yoğunlaşmıştır?

    Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu ve Sarıyer, yabancı konsüler temsilciliklerin yoğun olarak bulunduğu ilçelerdir. Bunun yanında Bakırköy, Fatih, Kadıköy, Üsküdar ve diğer ilçelerde de konsolosluk kayıtları bulunmaktadır.

    İstanbul’daki Amerikan Konsolosluğu nerede?

    Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğu, İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Alman Konsolosluğu nerede?

    Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Çin Konsolosluğu nerede?

    Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul adresinde bulunmaktadır.

    İstanbul’daki İran Konsolosluğu nerede?

    İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğunun adresi Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul olarak kayıtlıdır.

    İstanbul’daki Rusya Konsolosluğu nerede?

    Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu, İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki konsolosluklara randevusuz gidilebilir mi?

    Randevu şartları ülkeden ülkeye ve işlem türüne göre değişmektedir. Bazı konsolosluklar yalnızca çevrim içi randevuyla başvuru kabul etmektedir. İşlemden önce resmî randevu sistemi incelenmelidir.

    Fahri konsolosluk ile başkonsolosluk arasındaki fark nedir?

    Başkonsolosluklar genellikle meslekten konsoloslar tarafından yönetilen resmî konsüler temsilciliklerdir. Fahri konsolosluklar ise ilgili devlet tarafından belirlenen daha sınırlı görevler çerçevesinde faaliyet gösterebilir. Somut yetki kapsamı ilgili devletin düzenlemelerine bağlıdır.

    Konsoloslukta düzenlenen belgeler Türkiye’de doğrudan geçerli midir?

    Her belge için doğrudan geçerlilik bulunduğu söylenemez. Belgenin türüne ve uygulanacak uluslararası düzenlemelere bağlı olarak apostil, tasdik, tercüme veya noterlik işlemleri gerekebilir.

    Konsolosluk işlemleri için avukat zorunlu mudur?

    Konsolosluk işlemlerinin tamamı için avukat bulundurma zorunluluğu yoktur. Ancak vatandaşlık, taşınmaz, miras, ticaret, uluslararası belge geçerliliği ve idari uyuşmazlıklar gibi konularda hukuki destek alınması gerekebilir.

    10. Resmî Kaynaklar ve Güncelleme Politikası

    İstanbul’daki konsoloslukların görev durumları ve adresleri zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu nedenle adres araştırmalarında öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Diplomatik Portalı ve ilgili devletlerin dışişleri bakanlıklarının resmî sayfaları esas alınmalıdır.

    Güncelleme ve doğruluk notu: Bu içerik geniş kapsamlı bir bilgilendirme derlemesidir ve İstanbul’daki bütün temsilciliklerin güncel adreslerinin eksiksiz doğrulandığı anlamına gelmez. Özellikle fahri konsoloslukların statüsü ve adresi değişebilir. Resmî işlem veya ziyaret öncesinde doğrudan yetkili makamdan bilgi alınmalıdır.

    Hukuki Danışmanlık ve İletişim

    Yabancılar hukuku, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybı, uluslararası belge işlemleri, yabancı vekaletnamelerin Türkiye’de kullanılması, taşınmaz işlemleri ve milletlerarası özel hukuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme ve temsil hizmeti sunulmaktadır.

    Av. Murat Can Dolğun

    İstanbul Barosu

    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Ofis adresi:

    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No:206

    Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul

    Çalışma saatleri: Pazartesi-Cuma, 09.00-17.00 (Türkiye saati).

    İnternet siteleri:
    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu yazı Av. Murat Can Dolğun tarafından genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Metin, somut olaylara ilişkin bireysel hukuki danışmanlık yerine geçmez.

  • Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yoluyla Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026: Taşıyanın Sorumluluğu, İhbar Süreleri ve Yargı Kararları

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi | İstanbul

    Güncelleme: 19 Ekim 2026

    Hukuk alanları: Deniz Ticareti Hukuku, Uluslararası Taşıma Hukuku, Sigorta Hukuku ve Milletlerarası Özel Hukuk

    Deniz yoluyla taşınan ticari eşyanın hasarlanması, eksik teslim edilmesi veya tamamen kaybolması, uluslararası ticarette ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. İthalatçı ve ihracatçı şirketler, taşıma sırasında meydana gelen bu zararların tazmini için taşıyana, fiili taşıyana veya sigorta şirketine karşı hukuki taleplerde bulunabilmektedir.

    Ancak deniz yolu yük hasarı tazminatı, yalnızca taşınan malın zarar gördüğünün ispatlanmasından ibaret değildir. Hasarın hangi aşamada meydana geldiği, konşimentonun içeriği, yükün taşıyana teslim anındaki durumu, taşıyanın sorumluluktan kurtulma sebepleri, hasar ihbarının süresi ve kanuni sorumluluk sınırları birlikte değerlendirilmelidir.

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178 ila 1192. maddeleri, deniz yoluyla eşya taşımalarında taşıyanın sorumluluğunun temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu hükümler, zarar gören yük ilgilisi ile taşıyan arasında belirli bir risk ve ispat yükü dağılımı öngörmektedir.

    2025 ve 2026 tarihli bölge adliye mahkemesi kararları da özellikle hasar bildirimindeki eksikliklerin, konteyner içi istif hatalarının ve zararın deniz taşımasının hangi aşamasında meydana geldiğinin ispatlanamamasının davaların sonucunu etkileyebildiğini göstermektedir.

    Bu makalede deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan tazminat talepleri; Türk Ticaret Kanunu, güncel yargı kararları, akademik görüşler, konşimento hükümleri ve milletlerarası deniz ticareti uygulamaları çerçevesinde incelenecektir.

    1. Deniz Yolu Yük Hasarı Nedir?

    Deniz yolu yük hasarı, deniz taşıma sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın fiziksel veya ekonomik değerinde meydana gelen ve taşıma hukuku bakımından tazminat sorumluluğu doğurabilen olumsuz değişiklikleri ifade eder.

    Örneğin elektronik cihazların deniz suyu nedeniyle çalışamaz duruma gelmesi, gıda ürünlerinin uygun sıcaklıkta taşınmaması nedeniyle bozulması, makinelerin taşıma sırasında darbe alması veya konteyner içerisindeki eşyanın yanlış istif sonucu kırılması yük hasarına örnek gösterilebilir.

    Deniz ticareti hukukunda yükle ilgili zararlar genel olarak zıya, hasar ve geç teslimden kaynaklanan zararlar şeklinde ayrılmaktadır.

    1.1. Eşyanın zıyaı

    Zıya, taşınan eşyanın tamamen veya kısmen kaybedilmesini ifade eder. Eşyanın denize düşmesi, konteynerin kaybolması veya yükün teslim edilemeyecek durumda bulunması somut koşullara göre zıya kapsamında değerlendirilebilir.

    1.2. Eşyanın hasarlanması

    Hasar, eşyanın fiziksel bütünlüğünün veya ekonomik değerinin zarar görmesidir. Eşyanın tamamen yok olması gerekmez. Kullanılabilir durumda bulunmakla birlikte piyasa değerinin azalması da hasar oluşturabilir.

    1.3. Geç teslim

    TTK m.1178/4 kapsamında teslimde gecikme, kararlaştırılmış sürede veya süre kararlaştırılmamışsa somut olayın özelliklerine göre makul sürede teslimin gerçekleştirilmemesidir.

    Gecikme nedeniyle eşyanın piyasa değerinde azalma, üretim kesintisi veya başka bir ekonomik zarar meydana gelebilir. Bununla birlikte gecikme zararlarının tazmini, yükün fiziksel hasarından farklı bildirim ve sorumluluk kurallarına tabidir.

    Gecikmenin konteyner bekleme ücretleriyle bağlantılı olduğu durumlarda, sitemizde yayımlanan Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026 başlıklı çalışmada ele alınan sözleşmesel ücret yükümlülükleri de ayrıca incelenmelidir.

    2. Deniz Yoluyla Taşımada Taşıyan Hangi Zararlardan Sorumludur?

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178. maddesi, taşıyanın yüke özen gösterme yükümlülüğünü düzenlemektedir.

    TTK m.1178/1 uyarınca taşıyanın, taşıma sözleşmesinin ifasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Bu yükümlülük yalnızca geminin bir limandan diğerine hareket ettirilmesini değil, taşıma ediminin bütününü ilgilendirmektedir.

    Taşıyanın dikkat ve özen yükümlülüğü özellikle aşağıdaki aşamalar bakımından önem taşır:

    • Eşyanın yüklenmesi,
    • Gemi içerisinde uygun şekilde istiflenmesi,
    • Taşıma sırasında korunması ve gözetimi,
    • Gerekli sıcaklık ve nem koşullarının sağlanması,
    • Yükün güvenli şekilde taşınması,
    • Eşyanın boşaltılması ve teslimi.

    TTK m.1178/2 kapsamında taşıyanın sorumluluğunun temel koşullarından biri, zıya, hasar veya gecikmenin eşyanın taşıyanın hakimiyetinde bulunduğu dönemde meydana gelmesidir.

    2.1. Taşıyanın hakimiyet süresi ne zaman başlar?

    TTK m.1178/3 kapsamında eşya, taşıyan tarafından taşınmak üzere teslim alındığı andan, ilgili hükümde öngörülen teslim veya hazır bulundurma koşulları gerçekleşinceye kadar taşıyanın hakimiyetinde kabul edilebilir.

    Dolayısıyla taşıyanın sorumluluğu her durumda yalnızca geminin seferde bulunduğu zaman dilimiyle sınırlı değildir.

    Ancak eşyanın terminale bırakılması, bağımsız depolama işletmecisine teslimi veya çoklu taşıma kapsamında kara taşımasına geçirilmesi gibi olaylarda sorumluluk döneminin ayrıca belirlenmesi gerekir.

    2.2. Akdi taşıyan ile fiili taşıyan arasındaki fark

    Uluslararası deniz taşımalarında taşıma sözleşmesini üstlenen şirket ile yükü fiilen taşıyan gemi işletmesi farklı kişiler olabilir.

    TTK m.1191/1 uyarınca taşımanın tamamen veya kısmen fiili taşıyana bırakılması, akdi taşıyanın taşımanın tamamına ilişkin sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmez.

    TTK m.1191/4 kapsamında taşıyan ve fiili taşıyanın aynı zarardan sorumlu oldukları ölçüde müteselsil sorumlulukları gündeme gelir.

    Bu nedenle yük hasarı nedeniyle dava açılırken, yalnızca geminin adının veya taşıma şirketinin ticaret unvanının belirlenmesi yeterli olmayabilir. Konşimento düzenleyeni, taşıma sözleşmesinin tarafları ve taşıma edimini fiilen gerçekleştirenler ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    2.3. Gemi sahibi her durumda sorumlu mudur?

    Hayır. Donatan, akdi taşıyan, fiili taşıyan ve taşıma işleri komisyoncusu sıfatları her olayda aynı kişide birleşmez.

    Geminin mülkiyetine sahip olmak, tek başına navlun sözleşmesinin tarafı olunduğunu veya taşıyanın bütün sözleşmesel borçlarından sorumluluk doğduğunu göstermez.

    Bu sebeple pasif husumet değerlendirmesi, dava açılmadan önce yapılması gereken önemli hukuki incelemelerden biridir.

    3. Deniz Taşımacılığında En Sık Karşılaşılan Yük Hasarı Türleri

    3.1. Konteynere deniz suyu girmesi

    Konteyner kapaklarının, fitillerinin veya gövdesinin su geçirmesi sonucunda eşyanın ıslanması, paslanması veya tamamen kullanılamaz hale gelmesi mümkündür.

    Böyle bir olayda konteynerin taşıma öncesindeki durumu, hasarın sebebi, deniz koşulları ve konteynerin kimin tarafından sağlandığı incelenmelidir.

    3.2. Soğutmalı konteynerlerde sıcaklık bozulması

    Reefer konteynerlerde enerji kesintisi, sıcaklık ayarının yanlış yapılması veya soğutma sisteminin arızalanması gıda ve ilaç gibi hassas ürünlerin zarar görmesine neden olabilir.

    Bu uyuşmazlıklarda sıcaklık kayıtları, cihaz alarmları, bakım belgeleri ve taşınan ürünün gerektirdiği teknik koşullar önem taşımaktadır.

    3.3. Yanlış istifleme ve yük sabitleme

    Konteyner içerisindeki eşyanın doğru sabitlenmemesi veya ağırlığın uygunsuz dağıtılması taşıma sırasında devrilme, ezilme ve kırılmalara yol açabilir.

    Ancak istif işleminin yükleten tarafından mı yoksa taşıyan tarafından mı gerçekleştirildiği belirlenmeden sorumluluk konusunda kesin sonuca varılamaz.

    3.4. Liman elleçlemesi sırasında hasar

    Konteynerin vinçten düşmesi, forklift darbesi alması veya tahliye sırasında fiziksel zarara uğraması halinde olayın taşıyanın sorumluluk döneminde meydana gelip gelmediği araştırılmalıdır.

    Terminal işletmesinin ayrı bir hukuki sorumluluğunun bulunması da mümkündür.

    3.5. Yanlış teslim ve kayıp yük

    Yükün yetkisiz kişiye teslimi, konşimento koşullarına aykırı teslim veya yanlış limanda boşaltılması, fiziksel hasar bulunmasa bile tazminat sorumluluğuna neden olabilecek uyuşmazlıklardır.

    Bu tür olaylarda konşimentonun emtiayı temsil işlevi ve teslim yetkisinin ispatı önemlidir.

    4. Konşimento, Hasar Tespiti ve İspat Yükü

    Deniz yolu yük hasarı tazminat davalarında en önemli delillerden biri konşimento (bill of lading) belgesidir.

    Konşimento; taşıma sözleşmesiyle bağlantılı olarak eşyanın teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren, yükün teslimi bakımından da önemli hukuki işlevleri bulunan bir denizde taşıma senedidir.

    TTK m.1228 ve devamındaki düzenlemeler konşimentoya ilişkin temel hükümleri içermektedir.

    Meltem Deniz Güner Özbek, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti” başlıklı çalışmasında, konşimentonun taşıma ilişkisinde delil işlevini ve bu işleve bağlanan hukuki sonuçları incelemektedir.[1]

    4.1. Temiz konşimento hasarın olmadığını kesin olarak kanıtlar mı?

    Taşıyan tarafından çekincesiz şekilde düzenlenen temiz konşimento, eşyanın haricen görülebilen durumuna ilişkin önemli bir ispat aracıdır.

    Ancak temiz konşimento, ambalaj içindeki eşyanın bütün teknik özelliklerinin veya iç hasarlarının taşıyan tarafından kontrol edildiğini kendiliğinden göstermez.

    Konşimentoda yer alan kayıtların ispat kuvveti, tarafların sıfatına ve TTK’nın ilgili hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

    4.2. Yükün hasarlı teslim edildiği nasıl ispatlanır?

    TTK m.1184, eşyanın durumunun teslimden önce mahkeme, yetkili makam veya yetkili uzmanlar aracılığıyla incelenmesine imkan tanımaktadır.

    Yükün teslim alınması sırasında düzenlenen hasar tutanakları, eksper raporları, fotoğraflar, konteyner mühür kayıtları, terminal raporları ve teknik cihaz verileri de ispat bakımından önemlidir.

    Özellikle bozulabilir nitelikteki yüklerde, zararın tespitinde gecikilmesi delillerin kaybolmasına neden olabilir.

    4.3. Mahkemeden delil tespiti istenebilir mi?

    HMK m.400 ve devamındaki koşulların bulunması halinde, dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespiti talep edilebilir.

    Deniz yolu yük hasarında delil tespiti; eşyanın mevcut durumunun, konteynerin teknik özelliklerinin, zararın sebebinin ve ekonomik değer kaybının bilirkişi marifetiyle ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

    Bununla birlikte her özel eksper raporu mahkemece yaptırılmış delil tespitiyle aynı usuli sonuçları doğurmaz. İncelemenin hangi kişiler tarafından ve hangi koşullarda yapıldığı önemlidir.

    5. Deniz Yoluyla Yük Hasarında İhbar Süresi Kaç Gündür?

    Deniz ticareti hukukunda yük hasarı davalarının en önemli konularından biri, hasarın taşıyana hangi süre içinde bildirileceğidir.

    6102 sayılı TTK m.1185, eşyanın zıyaı, hasarı ve teslimde gecikmesine ilişkin bildirim rejimini düzenlemektedir.

    Olay Bildirim süresi Hukuki dayanak
    Görünür zıya veya hasar En geç teslim sırasında TTK m.1185/1
    Haricen belli olmayan zıya veya hasar Teslimden itibaren aralıksız 3 gün TTK m.1185/1
    Teslimde gecikmeden doğan zarar Teslimden itibaren aralıksız 60 gün TTK m.1185/5

    5.1. Hasar ihbarı yapılmazsa tazminat hakkı kaybedilir mi?

    Hasar ihbarının süresinde yapılmaması, zıya veya hasardan doğan tazminat hakkını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    TTK m.1185/4 uyarınca, hasarın usulüne uygun şekilde bildirilmemesi veya tespit edilmemesi halinde taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğar.

    Böylece zarar görenin, hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ve taşıyanın hakimiyet döneminde meydana geldiğini kanıtlama yükü ağırlaşabilir.

    Bu ayrım özellikle önemlidir: Hasar ihbarının yapılmaması ile bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.

    5.2. Gecikme zararlarında 60 günlük süre

    TTK m.1185/5, geç teslimden kaynaklanan zararlar bakımından daha farklı bir sonuç öngörmektedir.

    Kanunda öngörülen altmış günlük süre içerisinde yazılı bildirim yapılmayan gecikme zararları için tazminat ödenmeyeceği düzenlenmiştir.

    Dolayısıyla gecikme nedeniyle oluşan ekonomik kayıp ile eşyanın fiziksel hasarı birbirinden ayrılmalıdır.

    5.3. Hasar bildirimi kime yapılmalıdır?

    TTK m.1185/6 kapsamında fiili taşıyana yapılan bildirim, ilgili şartlarda taşıyana yapılmış gibi hüküm ifade edebilir. Kaptan veya sorumlu gemi zabiti dahil, taşıyan ya da fiili taşıyan adına hareket eden kişilere yapılan bildirimler de önem taşımaktadır.

    Buna rağmen ispat sorunlarının önlenebilmesi için bildirimin yazılı, tarihli ve somut hasarı tarif eder nitelikte olması gerekir.

    6. Deniz Yolu Yük Hasarında 2025 ve 2026 Tarihli Mahkeme Kararları

    6.1. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454

    Uyuşmazlık, deniz taşıması sırasında hasarlandığı ileri sürülen eşya nedeniyle fiili taşıyana yöneltilen rücuen tazminat talebine ilişkindir.

    Kararda hasar bildiriminin süresi, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin ispat yükü, fiili taşıyanın sıfatı ve tazminat isteminde bulunan tarafın aktif husumeti tartışılmıştır.

    Mahkeme, süresinde hasar bildirimi yapılmadığında taşıyan lehine karine oluştuğunu ve bu karinenin aksini iddia eden tarafın, zararın taşıyanın sorumlu olduğu dönemde meydana geldiğini kanıtlaması gerektiğini değerlendirmiştir.

    Somut olayda hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin yeterince ortaya konulamaması, tazminat talebinin reddi yönündeki değerlendirmede önem taşımıştır.

    Hukuki sonuç: Yükün varış yerinde hasarlı bulunması tek başına taşıyanın sorumluluğunun ispatı için yeterli olmayabilir. Hasarın meydana geldiği dönemin ve hukuki sebebin belirlenmesi gerekir.

    Kararın yayımlanan metninde temyiz yolunun açık olduğu belirtilmektedir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.2. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63

    Bu karar, deniz yolu taşımasında hasar ihbarının zamanında yapılmamasının ispat yükü üzerindeki etkisini göstermektedir.

    Uyuşmazlıkta eşyanın 10.04.2020 tarihinde teslim edildiği, hasar bildiriminin ise 21.04.2020 tarihli ihtarnameyle gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme, bildirim süresinin kaçırılması nedeniyle taşıyan lehine karine oluştuğunu ve davacı tarafından bu karinenin aksinin yeterli şekilde kanıtlanamadığını kabul etmiştir.

    Hukuki sonuç: İhbar süresine uyulmaması, yük ilgilisinin tazminat talebini ispat etmesini güçleştirebilir. Özellikle birden fazla taşıma türünün kullanıldığı olaylarda hasarın hangi aşamada gerçekleştiği ayrıca belirlenmelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.3. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421

    Karar, yükleten tarafından doldurulup mühürlenen konteynerde meydana gelen hasardan taşıyanın sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.

    Konşimentodaki yükleme, istifleme ve sayımın yükleten tarafından yapıldığına ilişkin kayıtlar değerlendirilmiştir.

    Konteynerin dış gövdesinde hasar bulunduğu veya taşıyanın sorumluluğunda bir dış müdahale gerçekleştiği kanıtlanamadığından, yükletenin kendi istif ve sabitleme hatası nedeniyle oluşan hasardan taşıyanın sorumlu olmadığı kabul edilmiştir.

    Hukuki sonuç: Mühürlü konteyner taşımalarında istif işlemini kimin gerçekleştirdiği belirleyici olabilir. Bununla birlikte konteynerin mühürlü olması taşıyanı bütün olası hasarlardan otomatik olarak sorumsuz hale getirmez.

    Kararın yayımlanan metni

    6.4. Yargı kararlarının değerlendirilmesi

    Bu kararlar birlikte incelendiğinde deniz yolu yük hasarı uyuşmazlıklarında üç temel unsurun öne çıktığı görülmektedir: zararın hangi aşamada meydana geldiğinin belirlenmesi, taşıyanın sorumluluğunu etkileyen sözleşmesel kayıtların değerlendirilmesi ve hasarın zamanında belgelenmesi.

    Mahkeme kararlarının somut uyuşmazlığa özgü olduğu ve farklı maddi olaylarda farklı hukuki sonuçlara ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

    7. Taşıyan Hangi Hallerde Yük Hasarından Sorumlu Olmaz?

    Taşıyanın eşyanın zarar görmesi halinde mutlaka tazminat ödemekle yükümlü olduğu söylenemez.

    TTK m.1179 uyarınca taşıyan, zararın kendisinin veya adamlarının kastından ya da ihmalinden kaynaklanmadığını ispat ettiği koşullarda sorumluluktan kurtulabilir.

    TTK m.1182 ise belirli sebeplerin varlığı halinde taşıyan lehine kusursuzluk ve uygun illiyet bağı karineleri düzenlemektedir.

    Bu kapsamda deniz tehlikeleri, savaş olayları, yetkili makamların belirli işlemleri, yükletenin veya eşya sahibinin fiilleri, eşyanın doğal niteliği, ambalaj yetersizliği ve işaretleme eksiklikleri gibi nedenler somut olayın koşullarına göre önem taşıyabilir.

    Ahmet Batuhan Oyal’ın 2024 yılında yayımlanan “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri” başlıklı akademik çalışmasında, bu düzenlemelerin taşıyanın ispat yükü ve sorumluluktan kurtulması bakımından etkileri ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.[2]

    7.1. Fırtına nedeniyle oluşan yük hasarı

    Deniz taşıması sırasında fırtına meydana gelmesi, tek başına taşıyanın sorumluluktan kurtulduğunu kanıtlamaz.

    Deniz koşullarının öngörülebilirliği, geminin elverişliliği, yükün sabitlenme biçimi ve taşıyanın önleyici tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.

    7.2. Ambalaj hatası nedeniyle hasar

    Yükleten tarafından kullanılan ambalajın taşımanın gereklerine uygun olmaması, zararın doğumunda etkili olabilir.

    Ancak zararın gerçekten ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığı ve taşıyanın sorumluluğundaki başka bir olayın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    7.3. Gemi denize ve yüke elverişli değilse

    Geminin teknik durumu, ambarlarının su geçirmezliği, havalandırma düzeni ve taşınacak yüke uygunluğu, taşıyanın sorumluluğunun değerlendirilmesinde önemli olabilir.

    Örneğin taşınan emtianın gemi ambarındaki teknik bir eksiklik nedeniyle suya maruz kalması, taşıyanın sorumluluktan kurtulma savunmasını güçleştirebilir.

    7.4. Teknik kusur ve yangın

    TTK m.1180, geminin sevkine veya teknik yönetimine ilişkin hareketlerden ya da yangından kaynaklanan zararlar bakımından özel bir sorumluluk düzenlemesi içermektedir.

    Ancak yükün korunması için alınması gereken önlemler ile geminin teknik yönetimine ilişkin işlemler birbirine karıştırılmamalıdır. Söz konusu özel düzenlemenin uygulanabilirliği her olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

    8. Deniz Yoluyla Yük Hasarı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

    Yük hasarı tazminatında yalnızca satın alma faturasına bakılması her durumda yeterli değildir.

    TTK m.1186/2 kapsamında tazminat hesabında, eşyanın sözleşmeye uygun olarak boşaltıldığı veya boşaltılması gereken yer ve tarihteki değeri önem taşımaktadır.

    Eşyanın borsa fiyatı, cari piyasa fiyatı veya aynı nitelik ve kalitedeki eşyanın olağan değeri hesaplamada dikkate alınabilir.

    8.1. Tam zıya halinde hesaplama

    Eşyanın tamamen kaybolması veya ekonomik olarak bütünüyle değerini yitirmesi halinde, uygulanacak değerleme esasları ve varsa sorumluluk sınırları çerçevesinde tazminat hesaplanır.

    8.2. Kısmi hasar halinde hesaplama

    Hasarlanan eşyanın ekonomik değerindeki azalma, teknik olarak onarılabilir olup olmadığı ve onarım sonrası değer kaybı değerlendirilmelidir.

    Gerektiğinde ürünün hasarsız ve hasarlı piyasa değeri arasındaki fark, teknik inceleme ve piyasa verileriyle belirlenebilir.

    8.3. Ek zararlar talep edilebilir mi?

    İnceleme, kurtarma, uygun depolama veya hasarın azaltılması için yapılan bazı giderler somut olayda tazminat değerlendirmesine konu olabilir.

    Ancak her ticari kayıp otomatik olarak taşıyanın tazminat sorumluluğuna dahil değildir. Zararla taşıyanın ihlali arasındaki nedensellik bağı, talebin hukuki niteliği ve sorumluluk sınırları ayrıca incelenmelidir.

    8.4. Kar kaybı talep edilebilir mi?

    Yük hasarı nedeniyle ticari işletmenin uğradığı kar kaybı iddiası, özel taşıma hukuku hükümleri karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kar kaybı, satış bedeli ve taşıyanın kanunen sınırlandırılmış sorumluluğu birbirinden farklı kavramlardır. Her zarar kaleminin aynı hesaplama yöntemine tabi olduğu kabul edilemez.

    Zeynep Demirçivi Mineliler’in “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk” başlıklı akademik çalışması, taşıma borcunun gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın tazmini ile sorumluluğun sınırlandırılması arasındaki ilişkiye yönelik önemli teorik açıklamalar içermektedir.[3]

    9. Taşıyanın Sınırlı Sorumluluğu: 666,67 SDR ve Kilogram Başına 2 SDR

    Deniz ticareti hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, taşıyanın bazı zararlar bakımından kanuni parasal sorumluluk sınırlarından yararlanabilmesidir.

    TTK m.1186/1 kapsamında, eşyanın zıya veya hasarından kaynaklanan sorumluluk için iki ayrı hesaplama ölçütü bulunmaktadır:

    • Her koli veya ünite için 666,67 Özel Çekme Hakkı (SDR),
    • Hasarlanan veya kaybolan eşyanın brüt ağırlığının her kilogramı için 2 SDR.

    Kanuni koşullar çerçevesinde bu iki hesaplama yönteminden yüksek sonuç vereni uygulanır.

    9.1. Konteyner tek koli olarak mı kabul edilir?

    TTK m.1186/3 uyarınca bir konteynerin içerisindeki koli veya ünitelerin denizde taşıma senedine nasıl yazıldığı önemlidir.

    Konşimentoda konteyner içindeki koliler ayrı ayrı belirtilmişse bu kayıtlar sorumluluk sınırının hesabında etkili olabilir. Buna karşılık içeriğin uygun şekilde belirtilmemesi halinde konteynerin tek bir koli veya ünite kabul edilmesi gündeme gelebilir.

    Bu ayrım yüksek değerli fakat hafif eşyanın taşınmasında özellikle önemlidir.

    9.2. Taşıyan hangi durumlarda sorumluluk sınırından yararlanamaz?

    TTK m.1187, kanuni sınırlandırma hakkının kaybını düzenlemektedir.

    Taşıyanın zarara kasten veya zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle pervasızca gerçekleştirilen bir fiil ya da ihmal ile sebebiyet verdiğinin ispatlanması halinde sorumluluk sınırlarından yararlanamaması gündeme gelir.

    Ancak her ihmal veya her yüksek tutarlı zarar, sorumluluğu sınırlandırma hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Uğur İlkutlu’nun 2025 tarihli “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi” başlıklı çalışmasında özellikle pervasızca davranış kusurunun hukuki niteliği ele alınmaktadır.[4]

    9.3. LLMC ile yük hasarındaki koli-kilogram sınırı aynı mıdır?

    Hayır. TTK m.1186’da düzenlenen eşya taşımasına özgü sorumluluk sınırı ile uluslararası deniz alacakları bakımından uygulanan LLMC rejimi birbirinden ayrılmalıdır.

    LLMC sistemi; ilgili kişi, alacak türü ve uygulanabilir düzenlemelere göre, geminin tonajıyla bağlantılı genel sorumluluk sınırları öngörmektedir.

    Bu ayrım hakkında daha kapsamlı değerlendirme için Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    10. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davasında Süre Ne Kadardır?

    6102 sayılı TTK m.1188/1 uyarınca, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç tesliminden dolayı taşıyana karşı tazminat isteme hakkı bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

    Bu süre sıradan bir zamanaşımı süresi olarak değerlendirilmemelidir.

    TTK m.1188/2 uyarınca süre, eşyanın tamamen veya kısmen teslim edildiği; hiç teslim edilmemişse teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.

    Bu nedenle hasarın ortaya çıkmasından sonra taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmelerin, süreyi kendiliğinden ortadan kaldırdığı veya uzattığı varsayılmamalıdır.

    10.1. Arabuluculuk başvurusu süreyi etkiler mi?

    Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanması halinde, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesindeki süreye ilişkin düzenlemeler dikkate alınmalıdır.

    Arabuluculuk bürosuna başvuru ile son tutanağın düzenlendiği tarih arasında geçen sürenin hak düşürücü süre hesabına etkisi ayrıca belirlenmelidir.

    10.2. Bir yıllık süre uzatılabilir mi?

    TTK m.1188/4, dava sebebinin doğmasından sonra tarafların yapacağı anlaşma ile sürenin uzatılmasına imkan tanımaktadır.

    Bu nedenle sürenin uzatıldığı iddiasının yazılı belgelerle ve somut sözleşmesel iradeyle ortaya konulması önemlidir.

    10.3. Rücu davasında süre farklı mıdır?

    TTK m.1188/3, sorumlu tutulan kişinin rücu davası bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Bu hükümde, tazminatın ödenmesi veya ilgili tazminat davasında dava dilekçesinin tebliği gibi olaylara bağlı doksan günlük özel bir süre düzenlenmiştir.

    Sigortacının halefiyet yoluyla açtığı dava ile taşıyanlar arasındaki rücu ilişkisinin hukuki niteliği aynı olmadığından, süre değerlendirmesi de ayrıca yapılmalıdır.

    11. Deniz Sigortası Yük Hasarını Karşılar mı?

    Deniz taşımacılığı sırasında ortaya çıkan yük hasarları bakımından emtia sigortası, sigorta sözleşmesinin kapsamına göre önemli bir mali koruma sağlayabilir.

    Ancak emtianın sigortalı olması, taşıyanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Yük sigortasının kapsamı, teminat dışı bırakılan rizikolar, sigortalının yükümlülükleri ve varsa özel klozlar incelenmelidir.

    11.1. Institute Cargo Clauses A, B ve C arasındaki fark

    Uluslararası deniz emtia sigortalarında sıklıkla Institute Cargo Clauses hükümleri kullanılmaktadır.

    Bu klozların teminat kapsamları farklıdır. A klozu daha geniş bir teminat sistemi öngörürken B ve C klozları belirli rizikolar esas alınarak yapılandırılmıştır.

    Ancak en geniş teminatın bulunması dahi bütün zararların istisnasız şekilde karşılanacağı anlamına gelmez. Poliçedeki istisnalar, sigorta dönemi ve özel şartlar değerlendirilmelidir.

    11.2. Sigorta şirketi taşıyana rücu edebilir mi?

    TTK m.1472 kapsamındaki halefiyet hükümleri uyarınca sigortacının, sigorta tazminatını ödedikten sonra kanuni şartlar ölçüsünde sigortalının sorumlu üçüncü kişiye karşı haklarına halef olması mümkündür.

    Ancak sigorta şirketinin yaptığı ödeme, taşımayı gerçekleştiren kişinin mutlaka hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez.

    Sigortacının rücu talebi bakımından da taşıyanın sorumluluğuna ilişkin şartlar, ispat yükü ve süreler incelenmelidir.

    Deniz sigortasının türleri, müşterek avarya ve P&I kulüpleriyle ilgili ayrıntılı değerlendirme için Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü başlıklı yazımız incelenebilir.

    12. Uluslararası Deniz Taşımalarında Hangi Ülkenin Hukuku Uygulanır?

    Deniz ticareti uyuşmazlıklarının büyük bölümü birden fazla ülkeyle bağlantılıdır.

    Geminin yabancı bayraklı olması, konşimentonun yabancı bir şirket tarafından düzenlenmesi, yükleme ve boşaltma limanlarının farklı devletlerde bulunması veya taşıma sözleşmesinde yabancı hukuk seçimi yapılması bu bağlantılara örnek gösterilebilir.

    Bu gibi durumlarda uygulanacak hukukun belirlenmesi, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinden ayrı bir hukuki sorundur.

    12.1. Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam Kuralları

    Deniz yoluyla eşya taşımasına ilişkin uluslararası hukukta Hague, Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam kuralları farklı sorumluluk rejimleri öngörmektedir.

    Ancak bütün bu düzenlemelerin her uluslararası deniz taşımasına kendiliğinden uygulanacağını kabul etmek mümkün değildir.

    İlgili devletlerin taraf olma durumu, sözleşmenin kapsamı, taşıma belgesi, uygulanacak hukuk ve yürürlük şartları ayrı ayrı incelenmelidir.

    12.2. Konşimentoda yabancı mahkeme veya tahkim şartı varsa

    Konşimentodaki yabancı mahkeme yetki şartının veya tahkim kaydının geçerliliği, her olayda yalnızca sözleşmede yazılı bulunmasına bağlı değildir.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türk hukukunun milletlerarası yetki ve kanunlar ihtilafı kuralları bakımından temel kaynaklardan biridir.

    Ayrıca konşimento hamilinin taşıma sözleşmesindeki ilgili kayıtlarla bağlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

    12.3. FOB ve CIF satışlarda tazminatı kim isteyebilir?

    FOB ve CIF gibi teslim şekilleri, uluslararası satış sözleşmesinde hasar riskinin ve masrafların taraflar arasında paylaşılması açısından önemlidir.

    Ancak hasar riskinin alıcıya geçmesi, taşıyana karşı talep hakkının hangi kişiye ait olduğunu her durumda tek başına belirlemez.

    Satış sözleşmesi, taşıma sözleşmesi, konşimento, sigortalanabilir menfaat ve varsa temlik veya halefiyet ilişkileri birlikte incelenmelidir.

    13. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davası Nasıl Açılır?

    Deniz yoluyla taşınan emtianın zarar görmesi halinde tazminat talebinin hangi kişiye yöneltileceği, hangi mahkemede ileri sürüleceği ve hangi delillere dayanacağı uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenir.

    13.1. Görevli mahkeme

    Deniz ticareti hukukundan kaynaklanan ticari davalarda kural olarak asliye ticaret mahkemeleri görevli olup, denizcilik uyuşmazlıkları bakımından ihtisas mahkemelerinin iş dağılımı da önem taşımaktadır.

    Milletlerarası yetki, tahkim anlaşması ve sözleşmesel yetki şartları ayrıca incelenmelidir.

    13.2. Hangi hukuki talepler ileri sürülebilir?

    Somut olayın niteliğine göre yük hasarından kaynaklanan tazminat, sigortacı tarafından halefiyet veya rücu, mevcut icra takibine bağlı itirazın iptali ve diğer ticari talepler gündeme gelebilir.

    Taleplerin birlikte veya ayrı ayrı ileri sürülmesinin hukuki sonuçları, usul hükümleri ve süreler dikkate alınarak belirlenmelidir.

    13.3. Gemiye ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

    TTK m.1352 ve devamındaki deniz alacaklarına ilişkin düzenlemeler kapsamında, ilgili kanuni şartların gerçekleşmesi halinde geminin ihtiyati haczi gündeme gelebilir.

    Ancak yük hasarı iddiasının varlığı, herhangi bir gemiye doğrudan ihtiyati haciz konulabileceği anlamına gelmez.

    Deniz alacağının niteliği, sorumlu kişi, gemi üzerindeki bağlantı, teminat ve kanuni haciz şartları birlikte değerlendirilmelidir.

    13.4. Dava için hangi belgeler gereklidir?

    • Deniz taşıma sözleşmesi ve konşimento,
    • Ticari fatura ve paketleme listesi,
    • Yükleme ve tahliye belgeleri,
    • Hasar veya eksik teslim tutanakları,
    • Eksper ve bilirkişi raporları,
    • Konteyner fotoğrafları ve mühür kayıtları,
    • Terminal ve gümrük kayıtları,
    • Taşıyan ile gerçekleştirilen yazışmalar,
    • Sigorta poliçesi ve hasar dosyası,
    • Ödeme belgeleri ve varsa temliknameler.

    Belgelerin yalnızca toplanması değil, hasarın oluşumunu ve tarafların sorumluluğunu ortaya koyacak şekilde kronolojik olarak değerlendirilmesi de önemlidir.

    14. Deniz Yolu Yük Hasarı Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Deniz yoluyla gelen mal hasarlıysa ne yapılmalı?

    Hasar derhal belgelendirilmeli, uygun süre içerisinde yazılı ihbar yapılmalı ve gerekiyorsa uzman incelemesi veya delil tespiti gerçekleştirilmelidir. Taşıma ve sigorta belgeleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Yük hasarı için taşıyana kaç gün içinde bildirim yapılır?

    Görünür hasarda en geç teslim sırasında, haricen belli olmayan hasarda teslimden itibaren aralıksız üç gün içinde yazılı ihbar yapılması gerekir. Gecikme zararları yönünden özel altmış günlük süre bulunmaktadır.

    Yük hasarı bildirimi yapılmadıysa dava açılabilir mi?

    Hasar bildirimindeki eksiklik her durumda tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğurabilir ve ispat yükünü etkileyebilir.

    Deniz yolu yük hasarı davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

    TTK m.1188 uyarınca, kanuni kapsamına giren talepler bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Başlangıç tarihi ve varsa özel süre hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    Konteyner su alırsa sorumluluk kimdedir?

    Hasarın sebebi, konteynerin kim tarafından sağlandığı, teknik durumu, taşıyanın hakimiyet dönemi ve tarafların kusur durumu incelenir. Sorumluluk kendiliğinden tek bir tarafa yüklenemez.

    Taşıma sigortası yoksa tazminat alınabilir mi?

    Evet. Sigorta sözleşmesinin bulunmaması, taşıyanın kanuni veya sözleşmesel sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak zarar görenin tazminat koşullarını ispatlaması gerekir.

    Sigorta şirketi ödeme yaptıysa yük sahibi yeniden dava açabilir mi?

    Sigortacının halefiyetinin kapsamı ve karşılanan zarar kalemleri incelenmelidir. Aynı zararın mükerrer tazmini mümkün değildir; karşılanmamış zararlar bakımından ayrıca hak bulunup bulunmadığı değerlendirilir.

    Yabancı gemiye veya yabancı taşıma şirketine karşı dava açılabilir mi?

    İlgili mahkemenin milletlerarası yetkisi, taşıyanın kimliği, sözleşmedeki yetki veya tahkim kayıtları ve uygulanacak hukuk incelenerek değerlendirme yapılabilir.

    Taşıyan bütün zararı ödemek zorunda mı?

    Her durumda değil. TTK m.1186 kapsamındaki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulanabilir. Ancak özel şartların gerçekleşmesi halinde taşıyanın sorumluluğu sınırlandırma hakkını kaybetmesi de mümkündür.

    15. Sonuç: Yük Hasarı Davalarında İspat, Süre ve Sorumluluk Birlikte Değerlendirilmelidir

    Deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan uyuşmazlıklar, yalnızca emtianın fiziksel durumunun değerlendirilmesine indirgenemeyecek nitelikte hukuki sorunlar içermektedir.

    Taşıyanın sorumluluğu, yükün taşıma sözleşmesi kapsamında hangi aşamada bulunduğu, konşimentonun ispat kuvveti, hasarın niteliği, tarafların yükleme ve istifleme yükümlülükleri ile taşıyanın kanuni sorumluluk sınırları birlikte ele alınmalıdır.

    2025 ve 2026 tarihli yargı kararlarında, hasarın süresinde bildirilmemesi veya taşıyanın sorumluluğundaki aşamada meydana geldiğinin kanıtlanamaması nedeniyle tazminat taleplerinin reddedilebildiği görülmektedir.

    Bu nedenle uluslararası deniz taşımalarında yük hasarıyla karşılaşan şirketlerin, yalnızca sigorta ihbarı yapması veya taşıma şirketiyle ticari görüşmeler gerçekleştirmesi her durumda yeterli olmayacaktır.

    Özellikle bir yıllık hak düşürücü süre, delillerin korunması, doğru sorumlu kişinin belirlenmesi ve taşıma ilişkisinde uygulanacak hukukun tespiti, hukuki hakların korunması bakımından temel önem taşımaktadır.

    Deniz ticareti hukukunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların, somut taşıma belgeleri ile teknik hasar delillerine dayanan bütüncül bir hukuki incelemeyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Av. Murat Can Dolğun | Deniz Ticareti Hukuku

    Deniz yoluyla eşya taşımaları, navlun sözleşmeleri, konşimento uyuşmazlıkları, uluslararası yük hasarları, emtia sigortaları ve taşıyanın sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklar hakkında hukuki değerlendirme talepleri için TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile iletişime geçilebilir.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 209
    İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22
    İnternet: www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda yürürlükteki mevzuat, uygulanacak hukuk, sözleşme hükümleri, deliller ve ilgili süreler ayrıca incelenmelidir.

    16. Kaynakça, Mevzuat ve Yargı Kararları

    Mevzuat

    1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.1178-1192, m.1228 ve devamı, m.1352 ve devamı, m.1472.
    2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
    3. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.
    4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400 ve devamı.
    5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu.

    Mevzuat Bilgi Sistemi

    Yargı Kararları

    1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454. Karar metni.
    2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63. Karar metni.
    3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421. Karar metni.

    Akademik Kaynaklar

    [1] Güner Özbek, Meltem Deniz, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2012. DergiPark.

    [2] Oyal, Ahmet Batuhan, “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2024. DergiPark.

    [3] Demirçivi Mineliler, Zeynep, “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, Özel Sayı, 2007, s.957-984. DergiPark.

    [4] İlkutlu, Uğur, “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.11, S.2, 2025, s.605-643. DergiPark.

    [5] Kara, Hacı, “Recovery of an Indemnity Premium and Liability for Damages in Combined Transportation”, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.3, 2017. DergiPark.

    Yazarın İlgili Deniz Ticareti Hukuku Çalışmaları

    1. Dolğun, Murat Can, Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?, 2026.
    2. Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü, dolgun.av.tr, 2026.
    3. Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları, dolgun.av.tr, 2026.
  • Kadın İşçilerin Yasal Hakları 2026 | Doğum İzni ve Tazminat

    Kadın İşçilerin Yasal Hakları 2026 | Doğum İzni ve Tazminat

    Kadın İşçilerin Yasal Hakları: 2026 Yılında Doğum İzni, Süt İzni, Ücretsiz İzin, İş Güvencesi ve Tazminat Hakları

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Yayın: Dolğun Akademi | İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

    Son güncelleme: 18 Ekim 2026

    Türkiye’de kadın işçilerin yasal hakları yalnızca doğum izninden ibaret değildir. Kadın çalışanlar; işe alınmadan iş sözleşmesinin sona ermesine kadar eşit davranılma, gebelik nedeniyle ayrımcılığa uğramama, güvenli çalışma koşullarından yararlanma, doğum öncesi ve sonrası izin kullanma, süt izni, ücretsiz izin, yarım çalışma, belirli koşullarda kısmi süreli çalışma ve hukuka aykırı feshe karşı korunma gibi önemli haklara sahiptir.

    Özellikle 2026 yılında yürürlüğe giren mevzuat değişiklikleri, doğum izninin süresi ve analık sigortası ödemeleri bakımından önemli yenilikler getirmiştir.

    1 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7578 sayılı Kanun ile kadın işçilerin toplam doğum izni 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmıştır. Çoğul gebelikte bu süre 26 haftadır. Aynı düzenlemeyle özel sektörde çalışan erkek işçilerin babalık izni de 10 güne yükseltilmiştir.

    Bu çalışmada kadın işçilerin hakları, 4857 sayılı İş Kanunu, 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesi, 5510 sayılı Kanun, 4447 sayılı Kanun, ilgili yönetmelikler, Yargıtay kararları ve bilimsel çalışmalar çerçevesinde incelenmektedir.

    1. Kadın İşçilerin Yasal Haklarının Hukuki Dayanakları

    Türk iş hukukunda kadın çalışanların korunması, yalnızca kadınlara belirli izinler tanınması anlamına gelmez. Bu koruma, iş ilişkisinde eşitliği sağlamayı, gebelik ve analık nedeniyle ortaya çıkan biyolojik ve sosyal ihtiyaçları karşılamayı ve çalışanların aile hayatı ile mesleki yaşamlarını birlikte sürdürebilmelerini amaçlar.

    Başlıca hukuki düzenlemeler şunlardır:

    • Anayasa m. 10: Kanun önünde eşitlik ve kadın-erkek eşitliği.
    • Anayasa m. 49: Çalışma hakkı ve ödevi.
    • Anayasa m. 50: Çalışma şartları, dinlenme hakkı ve kadınların çalışma koşulları bakımından özel olarak korunması.
    • 4857 sayılı İş Kanunu m. 5: Eşit davranma ilkesi ve cinsiyet veya gebelik nedeniyle ayrımcılık yasağı.
    • 4857 sayılı İş Kanunu m. 13: Kısmi süreli çalışma ve doğum sonrası çalışma düzeni.
    • 4857 sayılı İş Kanunu m. 18-21: Feshe karşı iş güvencesi.
    • 4857 sayılı İş Kanunu m. 24: İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı.
    • 4857 sayılı İş Kanunu m. 74: Analık izni, yarım çalışma, ücretsiz izin ve süt izni.
    • 4857 sayılı İş Kanunu ek m. 2: Mazeret izinleri.
    • 1475 sayılı İş Kanunu m. 14: Kıdem tazminatı ve evlilik nedeniyle fesih.
    • 5510 sayılı Kanun: Analık sigortası ve emzirme ödeneği.
    • 4447 sayılı Kanun ek m. 5: Doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneği.
    • 6331 sayılı Kanun: İş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri.
    • 6701 sayılı Kanun: Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik mekanizmaları.

    Ayrıca 22 Nisan 2026 tarihinde kabul edilen ve 1 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7578 sayılı Kanun, doğum izni ve bazı ebeveynlik haklarını yeniden düzenlemiştir.

    Bu hakların uygulanmasında işçinin hukuki statüsü önemlidir. Özel sektör işçisi, kamu işçisi, devlet memuru, sözleşmeli kamu personeli ve kendi adına çalışan sigortalı kadın bakımından aynı kuralların tümü birebir uygulanmaz.

    Temel ilke: Gebelik ve analık nedeniyle sağlanan özel koruma, kadın çalışanların genel işçilik haklarını ortadan kaldırmaz. Kanunun verdiği bu güvenceler, işveren tarafından keyfi olarak sınırlandırılamaz.

    2. İşe Alımda Eşitlik, Ücret Eşitliği ve Gebelik Nedeniyle Ayrımcılık Yasağı

    2.1. İşveren kadın çalışanlara ayrımcılık yapabilir mi?

    4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde cinsiyet ve gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı ayrımcılığı yasaklamaktadır.

    İşveren; işe alım, çalışma şartları, terfi, prim, ücret, görev dağılımı ve iş sözleşmesinin sona erdirilmesi süreçlerinde kadın çalışanlara cinsiyetleri veya gebelikleri nedeniyle hukuka aykırı biçimde farklı işlem yapamaz.

    Örneğin işverenin yalnızca kadın olduğu için bir çalışanı daha düşük ücretle istihdam etmesi, hamileliği nedeniyle terfi değerlendirmesinden çıkarması veya doğum iznine ayrıldığı için performans priminden mahrum bırakması hukuki sorumluluk doğurabilir.

    2.2. İş görüşmesinde hamilelik ve çocuk sahibi olma soruları

    Bir adayın hamile olup olmadığı, çocuk sahibi olmayı planlayıp planlamadığı veya yakın zamanda doğum yapmayı düşünüp düşünmediği üzerinden işe alım kararı verilmesi, cinsiyet ve gebelik temelli ayrımcılık yasağıyla karşı karşıya gelebilir.

    Her soru tek başına aynı hukuki sonucu doğurmaz. Sorunun işe ilişkin objektif gerekliliklerle bağlantısı, kişisel verilerin korunması ve adayın bu bilgi nedeniyle olumsuz muameleye uğrayıp uğramadığı birlikte değerlendirilmelidir.

    2.3. Eşit işe eşit ücret ilkesi

    İş Kanunu m. 5 uyarınca aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlere tabi olması da daha düşük ücret ödenmesini haklı göstermez.

    Bununla birlikte işverenin objektif performans, uzmanlık, kıdem ve sorumluluk farklarını ücretlendirmede dikkate alması mümkündür. Yasak olan, farklılığın hukuken kabul edilemeyecek bir ayrımcılık nedenine dayanmasıdır.

    2.4. Ayrımcılığın ispatı

    İş Kanunu m. 5’in son fıkrasında özel bir ispat düzeni bulunmaktadır. Kural olarak ihlali ileri süren işçi iddiasını ispatlamak durumundadır. Ancak işçi, ayrımcılık ihtimalini güçlü biçimde gösteren olguları ortaya koyduğunda, böyle bir ihlalin bulunmadığını ispat yükü işverene geçebilir.

    İşe alım ve iş ilişkisinin diğer aşamaları bakımından uygulanabilecek farklı koruma mekanizmaları ve ispat kuralları ayrıca değerlendirilmelidir.

    3. 2026 Yılında Doğum İzni Kaç Gündür? Yeni Düzenleme

    2026 yılı, Türkiye’de doğum izni konusunda önemli bir mevzuat değişikliğine sahne olmuştur.

    7578 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesinde değişiklik yapılarak toplam analık izni 24 haftaya çıkarılmıştır.

    Yeni düzenleme, 1 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

    3.1. Tekil gebelikte doğum izni

    Tek çocuk bekleyen kadın işçinin kural olarak doğumdan önce sekiz, doğumdan sonra on altı hafta olmak üzere toplam yirmi dört hafta çalıştırılmaması esastır.

    İzin türü 2026 yılında süre
    Doğum öncesi izin 8 hafta / 56 gün
    Doğum sonrası izin 16 hafta / 112 gün
    Toplam analık izni 24 hafta / 168 gün
    Çoğul gebelikte ek süre 2 hafta / 14 gün
    Çoğul gebelikte toplam izin 26 hafta / 182 gün

    Bu süreler, kanuni analık izninin temel süreleridir. Hekim raporuyla sağlık durumunun gerektirdiği ilave istirahat ihtiyacı ayrıca değerlendirilir.

    3.2. Doğum izni bütün kadın işçilere uygulanır mı?

    İş Kanunu m. 74’ün son fıkrası, bu madde hükümlerinin iş sözleşmesiyle çalışan, İş Kanunu kapsamında olan veya olmayan her türlü işçi için uygulanacağını düzenlemektedir.

    Bu nedenle analık korumasının kapsamı yalnızca belirli büyüklükteki özel sektör işyerleriyle sınırlı değildir. Bununla birlikte kişinin gerçekten işçi statüsünde olup olmadığı ve özel kanun hükümleri somut olayda incelenmelidir.

    3.3. İşveren doğum iznini kısaltabilir mi?

    İşveren, kanuni analık iznini işletmesel ihtiyaçları ileri sürerek tek taraflı olarak kısaltamaz. Kadın işçinin çalışabileceği dönemler ve sağlık raporuna bağlı istisnalar kanunda belirlenmiştir.

    Doğum izni, işverenin uygun gördüğü bir sosyal yardım değil, kanunun sağladığı bir korumadır.

    3.4. 1 Mayıs 2026 öncesinde doğum yapan kadınların durumu

    7578 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi, yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihteki bazı doğum ve izin durumları için geçiş hükmü getirmiştir.

    1 Mayıs 2026 tarihinde doğum sonrası analık istirahati henüz tamamlanmamış olan sigortalıların rapor sürelerinin uzatılmasına ilişkin uygulama, SGK’nın 8 Mayıs 2026 tarihli ve 2026/13 sayılı Genelgesi ile açıklanmıştır.

    İzin süresi yürürlük tarihinden önce sona ermiş olan belirli çalışanlar bakımından ise, 1 Nisan 2026 tarihi itibarıyla doğumdan itibaren 24 haftalık sürenin tamamlanmamış olması ve kanuni başvuru süresine uyulması gibi koşullar öngörülmüştür.

    Geçiş düzenlemesi geçmiş bütün doğumları kapsayan sınırsız bir hak değildir. Özellikle eski tarihli doğumlarda işe dönüş ve ödenek durumunun, ilgili tarihler dikkate alınarak ayrı incelenmesi gerekir.

    Mevzuat: 7578 sayılı Kanun, m. 15 ve geçici m. 1.

    4. Hamile Kadın İşçi Doğumdan Önce Çalışmaya Devam Edebilir mi?

    Doğum öncesi sekiz haftalık izin kuralının önemli bir istisnası bulunmaktadır.

    Sağlık durumu uygun olan kadın işçi, kendi isteği ve doktor onayıyla doğuma iki hafta kalıncaya kadar çalışabilir.

    2026 değişikliğinden önce bu sınır doğuma üç hafta kalıncaya kadardı. Güncel düzenlemede ise iki haftadır.

    4.1. Çalışılan günler doğum sonrasına eklenir mi?

    Evet. Doktor onayıyla çalışılan ve normal koşullarda doğum öncesi analık izninde geçirilecek süreler, doğum sonrası izin süresine eklenir.

    Örnek: Tekil gebeliği bulunan kadın işçi, doğuma sekiz hafta kala izne ayrılmak yerine doktor onayıyla altı hafta daha çalışmış ve doğuma iki hafta kala izne başlamış olsun.

    Bu durumda doğum öncesinde çalışılan altı haftalık süre, doğum sonrası on altı haftalık izne eklenir. Böylece işçi, olağan takvime göre doğum sonrasında toplam yirmi iki hafta izin kullanabilir.

    Bu örnekte toplam analık izni süresi yirmi dört hafta olmaya devam eder; yalnızca iznin doğum öncesi ve sonrası dağılımı değişir.

    4.2. İşveren kadın işçiyi çalışmaya zorlayabilir mi?

    Hayır. Doğum öncesi kanuni izin döneminde çalışmaya devam edilmesi, işçinin isteğine ve hekimin onayına bağlıdır.

    Doktorun uygun görmediği veya işçinin istemediği bir çalışmanın, işveren tarafından zorunlu tutulması hukuka aykırılık oluşturabilir.

    5. Erken Doğum, İkiz Gebelik, Evlat Edinme ve Diğer Özel Durumlar

    5.1. İkiz veya üçüz gebelik

    Çoğul gebelikte doğum öncesi sekiz haftalık süreye iki hafta eklenir. Dolayısıyla doğum öncesi izin on hafta, doğum sonrası izin on altı hafta ve toplam süre yirmi altı haftadır.

    Sağlık durumunun uygunluğu ve doktor onayına ilişkin şartlar mevcutsa, doğum öncesinde çalışılabilecek sürelerin doğum sonrasına aktarılması mümkündür.

    5.2. Erken doğum

    Kadın işçinin erken doğum yapması halinde, doğum öncesinde kullanamadığı kanuni izin süreleri doğum sonrası döneme eklenir.

    Örneğin beklenen doğum tarihinden önemli ölçüde önce gerçekleşen bir doğum nedeniyle kullanılmayan doğum öncesi izin, sırf doğum erken gerçekleştiği için kaybedilmez.

    5.3. Annenin doğumda veya doğum sonrasında ölümü

    İş Kanunu m. 74 uyarınca, annenin doğumda veya doğum sonrasında ölmesi halinde doğum sonrası kullanılamayan analık izni süreleri babaya kullandırılır.

    5.4. Evlat edinme

    Üç yaşını doldurmamış bir çocuğu evlat edinen eşlerden birine veya evlat edinen kişiye, çocuğun aileye fiilen teslim edildiği tarihten itibaren sekiz hafta analık hali izni verilir.

    Evlat edinme sonrasında yarım çalışma, ücretsiz izin ve kısmi süreli çalışma hakları da ilgili koşullar çerçevesinde gündeme gelebilir.

    5.5. Koruyucu aile olan işçiler

    7578 sayılı Kanunla getirilen düzenleme uyarınca bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya tek başına koruyucu aile olan işçi, çocuğun tesliminden sonra isteği üzerine on gün ücretsiz izin kullanabilir.

    Koruyucu aile olma ile evlat edinme birbirinden farklı hukuki kurumlardır. Bu nedenle izin rejimleri de karıştırılmamalıdır.

    5.6. Düşük, ölü doğum ve gebeliğin tıbbi nedenlerle sona ermesi

    Bu durumlarda hangi istirahat ve sigorta hükümlerinin uygulanacağı, gebeliğin tıbbi durumu, olayın tarihi, düzenlenen rapor ve SGK’nın analık veya hastalık sigortasına ilişkin kuralları çerçevesinde belirlenir.

    Her gebelik kaybında otomatik olarak tam doğum sonrası iznin uygulanacağı veya hiçbir izin verilmeyeceği şeklindeki genellemeler doğru değildir. Dosyanın tıbbi ve hukuki özellikleri değerlendirilmelidir.

    6. Hamile Kadın İşçilerin Çalışma Saatleri, Sağlık Kontrolleri ve Güvenli Çalışma Hakları

    6.1. Hamile kadın işçi günde kaç saat çalışabilir?

    Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik’in 9. maddesi uyarınca gebe veya emziren çalışan günde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamaz.

    İşyerinin normal çalışma düzeninin günlük dokuz saat olması, bu özel korumanın uygulanmasına engel değildir.

    6.2. Hamile kadın işçiye fazla mesai yaptırılabilir mi?

    Gebe veya emziren çalışan için öngörülen günlük azami çalışma süresi, çalışma planlamasında dikkate alınmalıdır. İşveren, fazla çalışma adı altında bu koruyucu sınırı aşamaz.

    6.3. Hamile kadın işçi gece vardiyasında çalışabilir mi?

    Gebe çalışanların gece çalışmasına ilişkin özel kurallar bulunmaktadır.

    Gebe çalışanın hamileliğinin sağlık raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar gece çalışmaya zorlanamayacağı, ilgili yönetmelikte açıkça düzenlenmiştir. Kadın işçilerin gece postalarında çalıştırılmasına ilişkin özel düzenlemeler de ayrıca dikkate alınmalıdır.

    Yeni doğum yapmış çalışanın doğumu izleyen bir yıl boyunca gece çalıştırılması yasaktır. Sağlık raporunun gerektirdiği koşullarda bu koruma devam edebilir.

    6.4. Gebelik muayeneleri için ücretli izin

    İş Kanunu m. 74 uyarınca kadın işçiye gebelik süresince periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

    İşverenin, gerekli gebelik kontrollerini hiçbir ayrım yapmadan işçinin yıllık ücretli izninden düşmesi kanuni düzenlemeyle bağdaşmaz.

    Kontrolün kapsamı, sağlık belgesi ve makul süresi dikkate alınarak işverenin bilgilendirilmesi uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemlidir.

    6.5. Daha hafif işe geçirilme

    Hekim raporuyla gerekli görülmesi halinde hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif bir işte çalıştırılır.

    Bu nedenle ücretinde indirim yapılamaz.

    Örneğin ağır kaldırmayı gerektiren işte çalışan hamile bir işçinin, hekim raporu üzerine daha hafif işlere geçirilmesi durumunda ücretinin sırf bu değişiklik nedeniyle azaltılması kanuna aykırıdır.

    6.6. İşverenin risk değerlendirmesi yapma zorunluluğu

    İşverenin gebelik ve emzirme bakımından özel riskleri değerlendirmesi gerekir. Bu riskler yalnızca ağır kaldırmadan ibaret değildir.

    Kimyasal maddeler, biyolojik etkenler, fiziksel tehlikeler, çalışma temposu, uzun süre ayakta kalma, aşırı sıcaklık, ergonomik sorunlar ve psikososyal riskler, işin niteliğine göre inceleme konusu olabilir.

    Risk tespit edilirse işverenin çalışma şartlarını ve gerekirse çalışma saatlerini uyarlaması gerekir. Bunun mümkün olmaması halinde başka işe geçirme ve diğer koruma seçenekleri değerlendirilir.

    7. Doğum İzninde Maaşı Kim Öder? SGK Analık Parası ve 2026 Ödemeleri

    Uygulamada en fazla karıştırılan konulardan biri, doğum izni ile doğum nedeniyle ödenen paranın birbirinden farklı hukuki kurumlar olmasıdır.

    Doğum izni, işçinin çalıştırılmamasına ilişkin korumadır. Analık nedeniyle geçici iş göremezlik ödeneği ise şartları gerçekleştiğinde SGK tarafından yapılan sosyal sigorta ödemesidir.

    7.1. İşveren doğum izni boyunca tam maaş ödemek zorunda mı?

    Özel sektör işçileri bakımından her durumda işverenin tam maaş ödemesine ilişkin genel bir kanuni zorunluluk bulunduğu söylenemez.

    Analık istirahati döneminde sosyal güvenlik koşullarını taşıyan sigortalıya SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. İş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya işyeri uygulaması uyarınca işverenin ücret farkını tamamlaması ya da daha avantajlı haklar sağlaması mümkündür.

    Bu nedenle “doğum izni ücretlidir” ifadesi, özel sektör işçilerinin tamamının işverenden kesintisiz tam maaş alacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.

    7.2. Analık ödeneğinin temel şartları

    5510 sayılı Kanun ve SGK uygulaması kapsamında 4/a sigortalısı kadın işçinin analık geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmesi için kural olarak:

    • İstirahatin başladığı tarihte sigortalılık niteliğinin devam etmesi,
    • Doğumdan önceki bir yıl içerisinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması,
    • Ödenek istenen istirahat döneminde çalışmamış olması,
    • Doğum olayının gerçekleşmiş olması,
    • Usulüne uygun sağlık raporu ve bildirim koşullarının sağlanması

    gerekmektedir.

    4/b kapsamında çalışan kadınların yararlanma koşulları ve prim borçlarına ilişkin hükümler farklılık gösterebilir.

    7.3. SGK doğum parasını nasıl hesaplar?

    Analık geçici iş göremezlik ödeneğinde, sigortalının mevzuata göre belirlenen günlük kazancı esas alınır. Ayaktan istirahat bakımından günlük kazancın üçte ikisi, yatarak tedavi kapsamında uygulanabilen dönemler bakımından ise yarısı oranı söz konusudur.

    2026 yılında analık izninin uzamasıyla birlikte, ödeneğe konu olabilecek normal istirahat süresi de doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra on altı hafta olacak şekilde düzenlenmiştir.

    Önemli: Hesaplamada işçinin yalnızca eline geçen net ücretini 24 haftayla çarpmak doğru değildir. SGK’nın prime esas kazanç, günlük kazanç, rapor ve ödenek hesaplama kuralları uygulanır.

    7.4. İşveren çalışılmadığına dair bildirim yapmazsa ne olur?

    SGK uygulamasında elektronik istirahat raporları ve işveren bildirimleri önem taşımaktadır. İşverenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi işçi açısından sorun yaratabilir.

    Bununla birlikte SGK açıklamalarına göre çalışılmadığına dair bildirimin yapılmaması, her durumda sigortalının hak ettiği geçici iş göremezlik ödeneğinin ödenmesine mutlak engel değildir.

    Ödeme problemi yaşayan işçinin rapor, prim ve elektronik kayıtlarının birlikte incelenmesi gerekir.

    7.5. 2026 emzirme ödeneği ne kadar?

    SGK tarafından yayımlanan tutara göre 2026 yılı emzirme ödeneği 1.621 TL’dir.

    Emzirme ödeneği, analık izninden ve günlük süt izninden ayrı bir parasal yardımdır.

    4/a sigortalıları için doğumdan önceki bir yıl içerisinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması ve doğumun canlı gerçekleşmesi temel koşullar arasındadır.

    Sigortalı olmayan eşinin doğum yapması halinde, koşullar mevcutsa sigortalı erkek de emzirme ödeneği alabilir.

    Kaynak: SGK – Analık Sigortası ve SGK – 2026 Emzirme Ödeneği.

    Not: SGK’nın eski tarihli bilgilendirme sayfalarında 16 haftalık süre görülebilmektedir. 2026 yılı izin süresi bakımından 7578 sayılı Kanun ve SGK’nın 2026/13 sayılı Genelgesi esas alınmalıdır.

    8. Doğum Sonrası Yarım Çalışma Hakkı ve İŞKUR Ödeneği

    Doğum sonrası yarım çalışma hakkı, analık izninin sona ermesinden sonra çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi amacıyla öngörülmüştür.

    İş Kanunu m. 74 uyarınca kadın işçi, çocuğun hayatta olması koşuluyla belirli sürelerde haftalık çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin kullanabilir.

    8.1. Birinci, ikinci ve sonraki doğumlarda süreler

    Durum Yarım çalışma süresi
    Birinci doğum 60 gün
    İkinci doğum 120 gün
    Üçüncü ve sonraki doğumlar 180 gün
    Çoğul doğum İlgili süreye 30 gün eklenir
    Çocuğun engelli doğması 360 gün

    Bu sürelerin tamamı boyunca işçi sürekli izinli sayılmaz. Kanuni düzenleme, haftalık çalışma süresinin yarısı kadar çalışılmayan bir dönem öngörmektedir.

    8.2. Yarım çalışma döneminde maaş nasıl ödenir?

    İşveren, işçinin fiilen çalıştığı sürelerin ücretini öder.

    Çalışılmayan süreler için ise 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ek m. 5 kapsamında, gerekli koşullar gerçekleşmişse İŞKUR tarafından yarım çalışma ödeneği ödenebilir.

    Bu nedenle yarım çalışma dönemindeki gelir, yalnızca işverenden alınan ücret üzerinden değerlendirilmemelidir.

    8.3. İŞKUR yarım çalışma ödeneğinin şartları

    Temel koşullar şunlardır:

    • Kanunda belirtilen yarım çalışma hakkını kullanmak,
    • Çocuğun hayatta olması,
    • Doğum veya evlat edinme tarihinden önceki üç yılda en az 600 gün işsizlik sigortası primi bulunması,
    • Kanunda öngörülen haftalık çalışma süresinin yarısı kadar fiilen çalışmak,
    • Analık hali izninin bitiminden itibaren 30 gün içinde İŞKUR’a gerekli belgeyle başvurmak.

    Mücbir sebep dışında başvuruda gecikilmesi, ödenek alınabilecek toplam süreyi azaltabilir.

    8.4. Yarım çalışma ödeneği ne kadardır?

    4447 sayılı Kanun uyarınca günlük yarım çalışma ödeneği, günlük brüt asgari ücret tutarı üzerinden belirlenir. Ancak fiilen ödenen toplam miktar, yarım çalışma ödeneğine hak kazanılan gün sayısına göre hesaplanır.

    Bu ödeme, normal tam zamanlı ücretin mutlaka aynı miktarda devam edeceği anlamına gelmez.

    8.5. Yarım çalışma ile süt izni birlikte kullanılabilir mi?

    İş Kanunu m. 74 uyarınca doğum sonrasındaki haftalık çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin hakkının kullanıldığı dönemde süt iznine ilişkin hükümler uygulanmaz.

    Bu ayrım özellikle çalışma planı yapılırken önemlidir.

    9. Doğum Sonrası Altı Aya Kadar Ücretsiz İzin Hakkı

    Kadın işçinin doğum sonrasında kullanabileceği diğer bir hak, altı aya kadar ücretsiz izindir.

    4857 sayılı İş Kanunu m. 74 uyarınca kadın işçiye, kanuni analık izninin tamamlanmasının ardından isteği halinde altı aya kadar ücretsiz izin verilir.

    9.1. Ücretsiz izin için işverenin onayı gerekir mi?

    Kanuni koşulları taşıyan işçinin bu hakkı, işverenin tamamen serbest takdirine bırakılmış bir izin olarak görülemez.

    İşçinin talebini yazılı sunması, istediği süreyi belirtmesi ve belgeyi ispatlanabilir şekilde işverene iletmesi önemlidir.

    9.2. Ücretsiz izin sırasında ücret ödenir mi?

    Kanuni altı aylık ücretsiz izin süresinde, özel bir sözleşmesel düzenleme bulunmadıkça işverenin çalışılmayan dönem için ücret ödeme yükümlülüğü söz konusu değildir.

    Bu izin ile SGK analık geçici iş göremezlik ödeneği birbirinden farklıdır. Doğum izninin bitiminden sonraki altı aylık ücretsiz izne otomatik olarak SGK analık ödeneği bağlanmaz.

    9.3. Ücretsiz izin kıdem ve yıllık izne sayılır mı?

    İş Kanunu m. 74’te altı aya kadar ücretsiz izin süresinin yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmayacağı açıkça düzenlenmiştir.

    Kıdem tazminatı hesabında da fiilen çalışılmayan ücretsiz izin sürelerinin etkisi, ilgili mevzuat ve yargı uygulaması çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.

    Kanuni analık izniyle doğum sonrasındaki isteğe bağlı ücretsiz izin döneminin aynı hukuki sonuçlara tabi olduğu varsayılmamalıdır.

    9.4. İşveren ücretsiz izinden dönen işçiyi işe başlatmazsa

    İşçinin hukuka uygun şekilde kullandığı iznin bitiminde çalışmaya hazır olmasına rağmen işe başlatılmaması, olayın koşullarına göre işveren feshi, çalışma şartlarının ihlali veya diğer işçilik haklarının ihlali kapsamında değerlendirilebilir.

    Bu durumda yazılı işe başlama bildirimi, işverenin cevabı ve fiili durum önem taşır.

    10. Doğumdan Sonra Kısmi Süreli Çalışma Hakkı

    Yarım çalışma hakkıyla kısmi süreli çalışma hakkı birbirinden farklıdır.

    4857 sayılı İş Kanunu m. 13, ebeveynlerden birine belirli şartlarla çocuğun mecburi ilköğretim çağının başladığı tarihi takip eden ay başına kadar kısmi süreli çalışma talep etme hakkı tanımaktadır.

    10.1. Kısmi süreli çalışma ne kadar devam edebilir?

    Kanuni izinlerin bitiminden sonra başlayan kısmi süreli çalışma, çocuğun mecburi ilköğretim çağına başlamasına ilişkin kanuni sınıra kadar uygulanabilir.

    Çocuğun yaşı, başvuru tarihi ve eğitim mevzuatı birlikte değerlendirilmelidir.

    10.2. İşveren talebi reddedebilir mi?

    Usulüne uygun ve gerekli şartları taşıyan kısmi süreli çalışma taleplerinin karşılanması esastır.

    Ancak ilgili yönetmelikte bazı iş ve sektörler bakımından özel koşullar veya işverenin uygun bulmasına bağlı uygulamalar düzenlenmiştir. Bu nedenle işin niteliği dikkate alınmadan sınırsız bir hak bulunduğu söylenemez.

    10.3. Eşin çalışması şart mı?

    Kural olarak ebeveynlerden birinin çalışmaması halinde diğer ebeveyn kısmi süreli çalışma talebinde bulunamaz.

    Bununla birlikte yönetmelikte özel istisnalar bulunmaktadır. Örneğin sağlık raporuyla belgelenen belirli bakım ve tedavi durumları, velayetin mahkeme kararıyla bir ebeveyne verilmesi ve üç yaşını doldurmamış çocuğun tek başına evlat edinilmesi bunlar arasındadır.

    10.4. Başvuru nasıl yapılır?

    İşçi, kısmi süreli çalışmaya başlamadan en az bir ay önce yazılı başvuru yapmalıdır.

    Başvuruda çalışmaya başlanacak tarih ve istenen çalışma düzeni belirtilmeli, gerekiyorsa diğer ebeveynin çalıştığını gösteren belge eklenmelidir.

    Yönetmeliğe göre işverenin usulüne uygun talebi en geç bir ay içinde karşılaması gerekir. Süresi içinde cevap verilmemesinin de yönetmelikte düzenlenmiş sonuçları bulunmaktadır.

    10.5. Kısmi süreli çalışmada ücret

    Kısmi süreli çalışmada işçi, kural olarak çalıştığı süreye karşılık gelen ücreti alır. Bu çalışma biçimi, İŞKUR yarım çalışma ödeneğiyle aynı değildir.

    Kısmi süreli çalışma hakkını kullanan işçinin yalnızca bu talebi nedeniyle iş sözleşmesinin geçerli sebeple feshedilmesi mümkün değildir.

    11. Süt İzni Kaç Saattir? İşveren Süt İznini Vermek Zorunda mı?

    4857 sayılı İş Kanunu m. 74 uyarınca kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir.

    Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

    11.1. Süt izninin saatlerini kim belirler?

    Süt izninin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını kadın işçi kendisi belirler.

    Örneğin işçi süt iznini iş gününün başında veya sonunda kullanmayı tercih edebilir ya da uygun gördüğü şekilde bölebilir.

    İşverenin işçinin kanuni belirleme yetkisini ortadan kaldıracak şekilde tek taraflı uygulama dayatması hukuka aykırılık doğurabilir.

    11.2. Süt izni ücretten kesilir mi?

    Hayır. Süt izni günlük çalışma süresinden sayıldığından, bu nedenle ücret kesintisi yapılamaz.

    11.3. Süt izni toplu kullanılabilir mi?

    Kanunun öngördüğü hak günlük süt iznidir. Bu nedenle süt izinlerinin biriktirilerek haftalar veya aylar boyunca toplu izin şeklinde kullanılması, işçinin tek taraflı iradesiyle talep edebileceği kanuni bir hak değildir.

    İşverenin ayrıca daha avantajlı bir uygulama kararlaştırması farklı bir konudur.

    11.4. Süt izni kullanılmazsa ücret talep edilebilir mi?

    Bu konuda Yargıtay içtihatları önemlidir.

    Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2 Nisan 2018 tarihli, 2017/5607 E. ve 2018/7152 K. sayılı kararında süt izninin kullandırılmaması halinde çalışılan sürenin fazla çalışma esaslarına göre değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır.

    Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19 Ocak 2021 tarihli, 2020/4320 E. ve 2021/1447 K. sayılı kararında da kullandırılmayan süt izni süresinin yüzde elli zamlı ücret üzerinden hesaplanması gerektiği yönünde değerlendirme yapılmıştır.

    Bu uyuşmazlıklarda ispat, fiilen çalışılan günler, süt izninin kullanılıp kullanılmadığı ve talep edilen alacağın niteliği önemlidir.

    Hukuki açıdan süt izninin kullandırılmaması, yalnızca idari denetim konusu olarak görülmemelidir. Somut olayın özelliklerine göre işçilik alacağı ve haklı fesih tartışmaları da gündeme gelebilir.

    11.5. Süt izninin amacı

    Süt izni yalnızca işçinin dinlenmesi için verilen sıradan bir izin değildir. Çocuğun beslenmesi, anne ve çocuk sağlığının korunması ve çalışma yaşamının aile sorumluluklarıyla uyumlaştırılması amacı taşır.

    Bu nedenle süt iznine ilişkin düzenlemelerin değerlendirilmesinde Anayasa’nın 50. maddesi ile çocukların korunmasına ilişkin anayasal ilkeler de dikkate alınmalıdır.

    12. İşverenin Emzirme Odası ve Kreş Açma Yükümlülüğü

    İlgili yönetmelik, belirli çalışan sayılarına ulaşan işyerlerinde emzirme odası ve çocuk bakım yurdu kurulmasını öngörmektedir.

    12.1. Emzirme odası zorunluluğu

    100-150 kadın çalışanı olan işyerlerinde, yönetmelikte belirtilen şartlarla emzirme odası kurulması zorunludur.

    Emzirme odasının işyerinden ayrı ve çalışma yerine en fazla 250 metre uzaklıkta bulunmasına ilişkin düzenleme mevcuttur.

    12.2. Kreş ve çocuk bakım yurdu zorunluluğu

    150’den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinde, çocukların bakımı ve emzirilmesi amacıyla yönetmeliğe uygun bir çocuk bakım yurdu kurulması zorunludur.

    Yurdun işyerinden 250 metreden daha uzak olması halinde işverenin taşıt sağlama yükümlülüğü bulunabilir.

    12.3. Çalışan sayısı nasıl hesaplanır?

    İşverenin belediye ve mücavir alan sınırları içindeki işyerlerinde bulunan kadın çalışanların toplam sayısı dikkate alınır.

    Ayrıca çocuğunun annesi ölmüş veya velayeti kendisine verilmiş erkek çalışanlar da ilgili sayıya dahil edilebilir.

    İşverenin mevzuattaki koşullar altında ortak tesis kurması veya yetkilendirilmiş kurumlarla anlaşma yapması mümkündür.

    Dolayısıyla yükümlülük, yalnızca tek bir işyerinin kapısındaki çalışan sayısına bakılarak değerlendirilmemelidir.

    13. Hamilelik Nedeniyle İşten Çıkarma Yasal mı?

    Hamilelik, tek başına işçinin iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilmesini sağlayan bir neden değildir.

    İş Kanunu m. 18’de gebelik ve doğum ile m. 74 kapsamında kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerin geçerli fesih nedeni oluşturmayacağı düzenlenmiştir.

    Bununla birlikte bu düzenleme, hamile olan bir çalışanın iş sözleşmesinin hiçbir koşulda sona erdirilemeyeceği anlamına gelmez.

    İşveren, gerçekten mevcut ve hukuken kabul edilebilir bağımsız bir fesih nedeni bulunduğunu ileri sürebilir. Ancak gebelik nedeniyle ayrımcılığı başka gerekçeler altında gizlemek hukuka uygun değildir.

    13.1. İşveren performans gerekçesiyle hamile işçiyi çıkarabilir mi?

    İşverenin performans iddiasının soyut değil, objektif, tutarlı ve ispatlanabilir olması gerekir.

    Gebelik öncesinde başarılı performans gösteren işçiye hamileliğinin öğrenilmesinden sonra aniden düşük not verilmesi, terfisinin durdurulması veya işten çıkarılması, özellikle ayrımcılık bakımından incelenmesi gereken olgulardır.

    13.2. Doğum iznindeyken işten çıkarılma

    Analık izni sırasında yapılan fesih, iş güvencesi, koruyucu hükümler, ayrımcılık yasağı ve somut fesih sebebi yönünden birlikte incelenmelidir.

    İşverenin analık iznini sırf çalışan işyerinde bulunmadığı için fesih gerekçesi olarak kullanması hukuka aykırıdır.

    13.3. İşe iade davasının şartları

    4857 sayılı İş Kanunu m. 18 ve devamındaki iş güvencesi hükümlerinin uygulanmasında kural olarak:

    • İşyerinde veya aynı işkolundaki ilgili işveren işyerlerinde en az 30 işçi bulunması,
    • İşçinin en az altı aylık kıdeminin olması,
    • Belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışılması,
    • İşçinin kanundaki istisnai işveren vekili konumunda bulunmaması,
    • İş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmiş olması

    gibi koşullar değerlendirilir.

    İş güvencesinin kapsamına giren işçi, geçersiz feshe karşı işe iade yoluna başvurabilir.

    13.4. İşe iade için süre

    İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurmalıdır.

    Arabuluculukta anlaşma sağlanmazsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir.

    Bu sürelerin kaçırılması önemli hak kayıplarına neden olabilir.

    13.5. İş güvencesi kapsamı dışında kalan kadınların hakları

    İşyerinde 30 işçi bulunmaması veya işçinin altı aylık kıdeminin olmaması, işverenin cinsiyet ve gebelik temelli ayrımcılık yapabileceği anlamına gelmez.

    İşe iade şartlarının bulunmadığı durumlarda da ayrımcılık, kötü niyet, fesih ve işçilik alacaklarına ilişkin diğer hukuki yollar gündeme gelebilir.

    14. Doğum İzni Sonrası İşe Dönen Kadının Görevi Değiştirilebilir mi?

    Doğum sonrası işe dönüşte uyuşmazlıklar yalnızca işten çıkarma biçiminde ortaya çıkmaz.

    İşçinin pozisyonunun düşürülmesi, sorumluluklarının azaltılması, çalıştığı bölümün değiştirilmesi, prim sisteminden çıkarılması veya mesleki gelişiminin engellenmesi de hukuki sorun oluşturabilir.

    14.1. İşverenin yönetim hakkının sınırı

    İşverenin iş organizasyonunu düzenleme yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetki sınırsız değildir.

    İşveren, yönetim hakkını kanuna, dürüstlük kuralına, iş sözleşmesine ve eşit davranma ilkesine uygun kullanmalıdır.

    İşçinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik meydana geliyorsa İş Kanunu m. 22’deki usul ve koşullar gündeme gelir.

    14.2. Doğum izni sonrası uzmanlık alanının değiştirilmesi

    Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7 Mayıs 2024 tarihli, 2024/3413 E. ve 2024/7893 K. sayılı kararı bu açıdan önemlidir.

    Karara konu olayda doğum iznini kullanan kadın işçinin işe dönüşünde, önceki görevinden farklı ve uzmanlık alanı dışında bir iş kendisine verilmiştir.

    Yargıtay, işçinin sunduğu delillerin ayrımcılık ihtimalini güçlü biçimde gösterdiğini ve işverenin bu farklı muamelenin hukuka uygun nedenlerini ortaya koyamadığını değerlendirmiştir.

    Bu nedenle ayrımcılık tazminatı talebinin reddini hukuka uygun bulmamıştır.

    İlgili uyuşmazlıkta verilen 9 Eylül 2025 tarihli, 2025/5550 E. ve 2025/6083 K. sayılı karar da incelenmeye değerdir.

    Sonuç olarak: Doğum izni sonrasında yapılan her görev değişikliği hukuka aykırı değildir. Ancak değişiklik, işçinin gebeliği veya analık izni nedeniyle olumsuz muameleye uğratılması anlamına geliyorsa ayrımcılık ve çalışma koşullarının ihlali söz konusu olabilir.

    Yargıtay 9. HD, 2024/3413 E., 2024/7893 K.

    15. Kadın İşçilere Yönelik Cinsel Taciz, Mobbing ve Psikolojik Baskı

    İşyerinde cinsel taciz ve psikolojik taciz, yalnızca çalışma huzurunu bozan davranışlardan ibaret değildir. İşçinin kişilik hakları, bedensel ve ruhsal bütünlüğü ile güvenli çalışma hakkı bakımından hukuki sonuçlar doğurabilir.

    15.1. Cinsel tacize uğrayan işçinin hakları

    İş Kanunu m. 24/II kapsamında, işverenin cinsel tacizi veya işçinin başka bir çalışan ya da üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması gibi durumlarda işçinin haklı nedenle fesih hakkı gündeme gelebilir.

    Olayın niteliğine göre maddi veya manevi tazminat ve ceza hukuku hükümleri de uygulanabilir.

    15.2. Mobbing hangi davranışları kapsar?

    İşçinin sistematik olarak aşağılanması, dışlanması, sürekli küçük düşürülmesi, mesleki itibarsızlaştırılması veya yıldırma amacı taşıyan davranışlara maruz kalması psikolojik taciz değerlendirmesini gündeme getirebilir.

    Her işyeri tartışması ya da tekil anlaşmazlık kendiliğinden mobbing oluşturmaz. Eylemlerin niteliği, sürekliliği, bağlamı ve etkileri birlikte ele alınmalıdır.

    15.3. Gebelik nedeniyle baskı uygulanması

    Hamile çalışanı kendi isteğiyle işten ayrılmaya zorlamak, analık izninden vazgeçirmeye çalışmak veya doğum sonrası işe dönüşünü zorlaştırmak, ayrımcılık yasağı ve işverenin gözetme borcu bakımından değerlendirilmelidir.

    15.4. Deliller nasıl korunmalıdır?

    İşçi, hukuka uygun şekilde temin edilmiş elektronik yazışmaları, görevlendirmeleri, bordroları, sağlık belgelerini, performans kayıtlarını ve tanık bilgilerini muhafaza etmelidir.

    Özellikle iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdirme kararı verilmeden önce, somut olayın hukuki niteliğinin ve sürelerin incelenmesi önemlidir.

    16. Kadın İşçilerin Evlilik Nedeniyle Kıdem Tazminatı Hakkı

    Kadın işçilere özgü önemli düzenlemelerden biri, evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirme ve kıdem tazminatı alma hakkıdır.

    1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14. maddesi uyarınca kadın işçi, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteğiyle iş sözleşmesini sona erdirmesi halinde, diğer kanuni şartları da taşıyorsa kıdem tazminatına hak kazanabilir.

    16.1. Evlilik nedeniyle kıdem tazminatının şartları

    • İşçinin kadın olması,
    • Hukuken geçerli bir evliliğin gerçekleşmiş olması,
    • Evlilik tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde iş sözleşmesinin bu nedenle sona erdirilmesi,
    • Aynı işveren nezdinde en az bir yıllık kıdemin bulunması,
    • Fesih iradesinin usulüne uygun şekilde açıklanması.

    16.2. Evlilik nedeniyle işten ayrılan kadın ihbar süresini beklemek zorunda mı?

    1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi kapsamında evlilik nedeniyle kullanılan özel fesih hakkı, normal istifadan farklıdır.

    Bu özel fesihte kural olarak işçinin ihbar süresi kadar çalışması gerekmez. İhbar tazminatı hakkı da normal işveren feshiyle aynı şekilde doğmaz.

    16.3. Evlendikten sonra başka bir işe girilebilir mi?

    Evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdiren kadın işçinin daha sonra yeniden çalışması, kıdem tazminatının otomatik olarak hukuka aykırı alındığını göstermez.

    Ancak somut işlemin hukuki niteliği, iradenin gerçekliği ve hakkın kötüye kullanıldığı iddiaları ayrı değerlendirilir.

    16.4. Bir yıllık süre nasıl hesaplanır?

    Kanundaki süre evliliğin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar. İşten ayrılış işlemlerinin ve fesih bildiriminin bu süre içinde gerçekleştirilmesi önemlidir.

    Örneğin evlilik tarihinden bir yıl iki ay sonra, yalnızca evlilik gerekçesiyle yapılan fesih, bu özel kıdem tazminatı hakkını sağlamaz.

    16.5. Evlilik nedeniyle kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?

    Kıdem tazminatı, kanundaki koşullar ve kıdem tazminatı tavanı dikkate alınarak, her tam hizmet yılı için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanır.

    Artan süreler de orantılı hesaplamaya dahil edilir. Süreklilik gösteren para veya para ile ölçülebilen bazı menfaatler hesaplamada önem taşıyabilir.

    Önemli ayrım: Kadının evlilik nedeniyle fesih hakkı ile hamilelik veya çocuk bakımı nedeniyle kendi isteğiyle işten ayrılması aynı hukuki durum değildir. Yalnızca hamilelik veya doğum gerekçesiyle yapılan olağan istifa, tek başına kıdem tazminatı hakkı sağlamaz.

    17. Kadın İşçilerin Kıdem, İhbar, Ayrımcılık ve İşe İade Tazminatı Hakları

    İş sözleşmesinin hukuka aykırı şekilde sona erdirilmesi halinde, fesih nedenine ve işçinin statüsüne göre birden fazla hukuki talep gündeme gelebilir.

    17.1. Kıdem tazminatı

    Kıdem tazminatı için kural olarak en az bir yıllık kıdem ve kanunun kabul ettiği sona erme nedenlerinden birinin bulunması gerekir.

    Hamilelik nedeniyle hukuka aykırı biçimde işten çıkarılan kadın işçi, gerekli koşullar mevcutsa kıdem tazminatı talep edebilir.

    17.2. İhbar tazminatı

    Belirsiz süreli iş sözleşmesinin bildirim sürelerine uyulmaksızın ve haklı neden bulunmaksızın sona erdirilmesi halinde ihbar tazminatı gündeme gelir.

    İş Kanunu m. 17 kapsamında bildirim süreleri işçinin kıdemine göre iki, dört, altı veya sekiz haftadır.

    17.3. Ayrımcılık tazminatı

    4857 sayılı İş Kanunu m. 5 kapsamında kanunda belirtilen koşulların oluşması halinde işçi dört aya kadar ücreti tutarında uygun bir tazminat ve yoksun bırakıldığı hakları talep edebilir.

    Dört aylık tutar her olayda otomatik uygulanacak sabit tazminat değildir. İhlalin niteliği ve mahkemenin değerlendirmesi önemlidir.

    17.4. İşe başlatmama tazminatı

    İşe iade yargılamasında feshin geçersizliğine karar verilmesi ve işverenin gerekli şartlar altında işçiyi işe başlatmaması halinde, dört ila sekiz aylık ücret tutarında işe başlatmama tazminatı gündeme gelebilir.

    Kararın kesinleşmesi sonrası işçinin süresinde işe başlama başvurusu yapması ve sürecin kanuni usule uygun yürütülmesi gerekir.

    17.5. Boşta geçen süre ücreti

    İşe iade kararının sonuçları kapsamında işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar ücret ve diğer hakları söz konusu olabilir.

    17.6. Manevi tazminat

    Cinsel taciz, kişilik hakkı ihlali veya diğer hukuka aykırı fiiller nedeniyle koşulları varsa Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde manevi tazminat talep edilebilir.

    Ancak ayrımcılık tazminatının bulunması, manevi tazminatın her olayda mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Taleplerin koşulları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    17.7. Kötü niyet tazminatı

    İş güvencesi hükümlerinin uygulama alanı dışında kalan işçiler bakımından, fesih hakkının kötüye kullanılması halinde İş Kanunu m. 17 kapsamında kötü niyet tazminatı söz konusu olabilir.

    Bu tazminatın diğer taleplerle ilişkisi ve birlikte istenebilirliği somut uyuşmazlığın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

    18. Kadın İşçilerin Diğer İzinleri, Babalık İzni ve Doğum Yardımları

    18.1. Evlilik izni

    İş Kanunu ek m. 2 uyarınca işçiye evlenmesi halinde üç gün ücretli mazeret izni verilir.

    18.2. Babalık izni

    7578 sayılı Kanunla, özel sektör işçileri için eşi doğum yapan çalışana verilen ücretli babalık izni beş günden on güne çıkarılmıştır.

    Bu değişiklik 1 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

    18.3. Evlat edinme ve ölüm izni

    İş Kanunu ek m. 2’ye göre işçiye evlat edinmesi veya kanunda sayılan yakınlarının ölümü halinde üç gün ücretli izin verilir.

    18.4. Engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğun tedavisi

    İşçilerin en az yüzde yetmiş oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuklarının tedavisinde, gerekli sağlık raporuna dayanılması ve çalışan ebeveynlerden yalnızca biri tarafından kullanılması koşuluyla, bir yıl içinde toplam on güne kadar ücretli izin hakkı bulunmaktadır.

    18.5. 2026 yılı devlet doğum yardımı

    İşçilik ve analık sigortası haklarından ayrı olarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının doğum yardımı uygulaması bulunmaktadır.

    18 Ekim 2026 itibarıyla yayımlanmış resmi bilgilere göre gerekli koşulları sağlayan ve 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren doğan çocuklar için:

    • Birinci çocuk için tek seferlik 5.000 TL,
    • İkinci çocuk için beş yaşını tamamlayana kadar aylık 1.500 TL,
    • Üçüncü ve sonraki çocuklar için beş yaşını tamamlayana kadar aylık 5.000 TL

    doğum yardımı düzenlenmiştir.

    Bu yardımda vatandaşlık, Türkiye’de ikamet, çocuğun doğum tarihi ve başvuru koşulları önem taşımaktadır.

    Doğum yardımı, SGK emzirme ödeneği veya analık geçici iş göremezlik ödeneğiyle aynı ödeme değildir.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Yeni Doğum Yardımı

    19. Kadın Memurların Doğum İzni ile Özel Sektör İşçilerinin Hakları Aynı mı?

    657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi kadın memurlar ile 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışan kadın işçilerin hukuki statüleri farklıdır.

    7578 sayılı Kanun, 657 sayılı Kanun’un 104. maddesinde de değişiklik yaparak kadın memurların analık iznini toplam yirmi dört hafta olarak düzenlemiştir.

    Ancak analık izninin aynı süreye ulaşması, bütün diğer hakların aynı olduğu anlamına gelmez.

    Konu Özel sektör işçisi 657’ye tabi memur
    Temel analık izni 24 hafta 24 hafta
    Çoğul gebelik 26 hafta 26 hafta
    Doğum öncesi isteğe bağlı çalışma Doktor onayıyla doğuma 2 hafta kalana kadar Doktor raporuyla doğuma 2 hafta kalana kadar
    Günlük süt izni Çocuk 1 yaşına gelene kadar 1,5 saat Analık izninin bitiminden itibaren ilk 6 ay 3 saat, ikinci 6 ay 1,5 saat
    Ücretsiz / aylıksız izin İş Kanunu m. 74 kapsamında 6 aya kadar 657 sayılı Kanun m. 108 kapsamında koşullarıyla 24 aya kadar
    Doğum dönemi ödemesi SGK analık ödeneği ve varsa işverenin sözleşmesel yükümlülükleri Memur statüsüne özgü aylıklı izin hükümleri

    Kamu kurumlarında 4/a sigortalısı işçi statüsünde çalışan kadınların da memur statüsünde bulunanlarla karıştırılmaması gerekir.

    Ayrıca 657 sayılı Kanun m. 104’te doğum sonrası yarım gün çalışma konusunda özel hükümler bulunduğundan, memurların hakları yalnızca yukarıdaki karşılaştırmayla sınırlı değildir.

    20. Kadın İşçilerin Hakları Hakkında Önemli Yargıtay Kararları

    20.1. Doğum izni sonrasında ayrımcılık: Yargıtay 9. HD, 2024/3413 E., 2024/7893 K.

    Kararda doğum izninden dönen kadın işçinin uzmanlık alanı dışında farklı bir pozisyonda çalıştırılması ve işverenin farklı muamelenin objektif nedenlerini ortaya koyamaması değerlendirilmiştir.

    Yargıtay, ayrımcılık ihtimalini güçlü biçimde gösteren olgular mevcut olduğunda ispat yükünün işverene geçebileceği yönündeki kanuni düzenlemeyi uygulamıştır.

    Bu karar, kadın işçinin doğum sonrası yalnızca işine dönmüş görünmesinin yeterli olmadığını; çalışma koşullarındaki olumsuz ve ayrımcı değişikliklerin de incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

    Kararın tam metni

    20.2. Ayrımcılık tazminatının miktarı: Yargıtay 9. HD, 2025/5550 E., 2025/6083 K.

    9 Eylül 2025 tarihli kararda, önceki bozma sonrası verilen hüküm incelenmiş ve çoğunluk tarafından onanmıştır.

    Karara yazılan karşı oyda ise, ayrımcılığın ağırlığı ve işçinin uğradığı muamele dikkate alındığında dört aylık ücret tutarında tazminata hükmedilmesi gerektiği savunulmuştur.

    Bu karar, ayrımcılık tazminatının üst sınırı ile somut olayda uygun görülen miktarın aynı şey olmadığını göstermektedir.

    Kararın tam metni

    20.3. Süt izninin kullandırılmaması: Yargıtay 9. HD, 2017/5607 E., 2018/7152 K.

    Yargıtay, süt izninin kullandırılmaması halinde işçinin ilgili sürelerde çalışmasının parasal sonuçlarının bulunabileceğini değerlendirmiştir.

    Karar, süt izninin yalnızca idari para cezasıyla korunan şekli bir hak olarak görülmemesi bakımından önemlidir.

    20.4. Süt izni alacağı: Yargıtay 9. HD, 2020/4320 E., 2021/1447 K.

    Bu kararda kullandırılmayan süt izni sürelerinin yüzde elli zamlı ücret esas alınarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde yaklaşım benimsenmiştir.

    Güncel süt izni uyuşmazlıklarında içtihatların gelişimi ve farklı dönemlerdeki kararların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    20.5. İçtihatların genel sonucu

    Yargıtay uygulaması, kadın işçilerin haklarının yalnızca kanuni metinlerden ibaret olmadığını göstermektedir.

    Özellikle ayrımcılığın ispatı, doğum sonrası iş koşullarının değiştirilmesi, süt izninin kullandırılmaması ve iş sözleşmesinin sona ermesinin hukuki niteliği bakımından somut olay merkezli değerlendirme yapılmaktadır.

    Kararların ilgili tarihlerdeki mevzuata göre verildiği unutulmamalıdır. Örneğin 2026 değişikliğinden önce verilen kararlarda doğum izninin 16 hafta olarak anılması, o tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır.

    21. Kadın İşçiler Haklarını Nasıl Arayabilir? Arabuluculuk, Dava ve İspat

    21.1. Yazılı başvurunun önemi

    İşçinin doğum izni, yarım çalışma, ücretsiz izin veya kısmi süreli çalışma talebini yazılı iletmesi ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda önemlidir.

    Başvurunun hangi tarihte yapıldığı, işverenin hangi cevabı verdiği ve fiilen hangi uygulamanın gerçekleştiği delillerle ortaya konulabilmelidir.

    21.2. Arabuluculuk dava şartı

    7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi kapsamında işçi alacakları, tazminatlar ve işe iade taleplerinin önemli bir bölümünde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur.

    Arabuluculukta anlaşma sağlanamaması halinde uyuşmazlık, gerekli usul ve süre koşullarına uyularak iş mahkemesine taşınabilir.

    21.3. İşe iadede kritik süre

    İşe iade bakımından fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir aylık arabuluculuk başvuru süresi ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki haftalık dava açma süresi özellikle önemlidir.

    Bu sürelerin, kıdem veya ücret alacaklarına ilişkin zamanaşımı süreleriyle karıştırılmaması gerekir.

    21.4. Zamanaşımı

    4857 sayılı İş Kanunu ek m. 3 uyarınca, kanunda belirtilen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, eşit davranma ilkesine aykırı fesihten kaynaklanan tazminat ve yıllık izin ücreti taleplerinde beş yıllık zamanaşımı düzenlenmiştir.

    Diğer ücret ve işçilik alacaklarında ilgili kanuni zamanaşımı hükümleri uygulanır. Sürenin başlangıcı ve kesilmesi veya durması somut olaya göre değerlendirilmelidir.

    21.5. Hangi deliller önemlidir?

    • İş sözleşmesi ve ekleri,
    • Ücret bordroları ve banka kayıtları,
    • SGK hizmet dökümleri,
    • Gebelik ve istirahat raporları,
    • Doğum belgeleri,
    • İzin talepleri ve yazılı cevaplar,
    • Vardiya ve puantaj kayıtları,
    • Performans değerlendirme belgeleri,
    • Görev değişikliği ve terfi yazıları,
    • Hukuka uygun elde edilmiş elektronik yazışmalar,
    • Olayları bilen tanıkların beyanları.

    Özellikle gebeliğin öğrenildiği tarih ile işverenin olumsuz işlemleri arasındaki zaman ilişkisi, ayrımcılık iddialarında önem taşıyabilir.

    21.6. Resmi başvuru yolları

    Çalışma hayatına ilişkin şikayetlerde ALO 170, ilgili idari merciler ve iş müfettişliği mekanizmaları gündeme gelebilir.

    Ayrımcılık iddiaları bakımından 6701 sayılı Kanun çerçevesinde Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvuru koşulları da incelenebilir.

    Ancak idari şikayet yoluna başvurulmasının, işe iade için öngörülen bir aylık süreyi veya diğer kanuni dava sürelerini kendiliğinden koruduğu varsayılmamalıdır.

    22. Uygulamadan Örnek Hukuki Olaylar

    Örnek 1: Hamileliği öğrenilen işçinin görevden alınması

    Bir kadın çalışan, gebeliğini işverene bildirdikten sonra yönetici pozisyonundan alınmış, prim sistemi dışında bırakılmış ve daha düşük nitelikli bir işe atanmış olsun.

    Bu durumda işverenin yönetim hakkı, çalışma koşullarında esaslı değişiklik ve cinsiyet veya gebelik nedeniyle ayrımcılık yasağı birlikte incelenir.

    Görev değişikliğinin objektif nedenle açıklanamaması ve ayrımcılık olgularının ortaya konulması halinde tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

    Örnek 2: Kadının doğum izni sırasında işten çıkarılması

    Doğum izninde bulunan bir kadın işçinin iş sözleşmesi, işveren tarafından yalnızca işyerinde bulunmadığı gerekçesiyle sona erdirilmiş olsun.

    Bu durumda fesih sebebinin hukuka uygunluğu, analık koruması, iş güvencesi koşulları ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirilmelidir.

    İşe iade koşulları varsa bir aylık arabuluculuk başvuru süresine dikkat edilmelidir.

    Örnek 3: Süt izninin kullandırılmaması

    Bir yaşından küçük çocuğu bulunan kadın işçi, işverene süt izni kullanmak istediğini bildirmiş ancak her gün tam mesai çalıştırılmış olsun.

    İşçi, süt izni hakkının kullandırılmamasıyla ilgili hukuki yollara başvurabilir. Çalışma kayıtları, yazılı talepler ve Yargıtay içtihatları önemlidir.

    Örnek 4: Evlendikten sonra kıdem tazminatı talebi

    Üç yıldır aynı işyerinde çalışan kadın işçi, resmi evliliğinden dört ay sonra evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirmiş olsun.

    Diğer koşullar mevcutsa 1475 sayılı Kanun m. 14 uyarınca kıdem tazminatı alması mümkündür.

    Örnek 5: Çocuk bakımı nedeniyle işten ayrılma

    Doğumdan sonra çocuğuna bakmak isteyen kadın işçi, iş sözleşmesini hiçbir başka gerekçe olmaksızın kendi isteğiyle sona erdirmiş olsun.

    Bu durum evlilik nedeniyle fesih veya işverenin hukuka aykırı davranışıyla aynı değildir. Yalnızca doğum veya çocuk bakımı gerekçesiyle olağan istifa, tek başına kıdem tazminatı hakkı sağlamaz.

    Bu nedenle işten ayrılmadan önce ücretsiz izin, yarım çalışma ve kısmi süreli çalışma seçenekleri değerlendirilmelidir.

    23. Kadın İşçilerin Hakları Hakkında Sık Sorulan Sorular

    2026 yılında doğum izni 24 hafta oldu mu?

    Evet. 7578 sayılı Kanunla 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren tekil gebelikte doğum izni toplam 24 hafta olarak düzenlenmiştir.

    İkiz gebelikte doğum izni kaç haftadır?

    Çoğul gebelikte toplam analık izni 26 haftadır.

    Doğuma iki hafta kalana kadar çalışılabilir mi?

    Evet. Kadın işçinin isteği ve doktorun onayı bulunuyorsa doğuma iki hafta kalıncaya kadar çalışılması mümkündür.

    Doğum izninde maaş kesilir mi?

    Özel sektörde işverenin ücret ödeme yükümlülüğü ile SGK analık geçici iş göremezlik ödeneği birbirinden farklıdır. İşçinin sigorta koşulları ve iş sözleşmesi değerlendirilmelidir.

    Doğum izninde SGK ödeneği almak için kaç gün prim gerekir?

    4/a sigortalısı kadın işçide kural olarak doğumdan önceki bir yılda en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi şartı aranır. Diğer kanuni şartlar da sağlanmalıdır.

    Hamilelik nedeniyle işten çıkarılabilir miyim?

    Gebelik tek başına geçerli fesih nedeni değildir. İşverenin ileri sürdüğü başka nedenlerin gerçekliği ve hukuka uygunluğu ayrıca incelenmelidir.

    Hamilelik nedeniyle istifa edersem kıdem tazminatı alır mıyım?

    Yalnızca hamilelik veya doğum gerekçesiyle olağan istifa, tek başına kıdem tazminatı hakkı vermez. Ancak başka haklı fesih veya kanuni tazminat şartları mevcut olabilir.

    Evlilik nedeniyle kıdem tazminatı almak için ne kadar süre var?

    Kadın işçinin evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde, diğer kanuni koşulları sağlayarak iş sözleşmesini bu nedenle sona erdirmesi gerekir.

    Doğumdan sonra altı ay ücretsiz izin alabilir miyim?

    Evet. İş Kanunu m. 74 uyarınca kadın işçinin kanuni koşullarla altı aya kadar ücretsiz izin hakkı bulunmaktadır.

    İşveren ücretsiz izin talebimi reddederse ne olur?

    Kanuni hak niteliğindeki ücretsiz izin talebinin koşulları, işçinin başvurusu ve işverenin ret gerekçesi incelenerek hukuki işlem yapılabilir.

    Süt izni kaç saattir?

    Özel sektör kadın işçileri için çocuk bir yaşına gelene kadar günde toplam bir buçuk saattir.

    İşveren süt iznini ücretten düşebilir mi?

    Hayır. Kanuni süt izni günlük çalışma süresinden sayılır.

    Süt iznini biriktirip toplu kullanabilir miyim?

    Kanuni süt izni günlük kullanılması öngörülen bir haktır. İşçi, izinleri biriktirerek toplu kullanmayı tek taraflı olarak dayatamaz.

    Hamile işçi gece vardiyasında çalıştırılabilir mi?

    Gebelik ve yeni doğum sonrası gece çalışmasına ilişkin özel koruyucu hükümler bulunmaktadır. İşçinin durumu ilgili yönetmeliklere göre değerlendirilmelidir.

    Hamile kadın işçi günde dokuz saat çalışabilir mi?

    Gebe veya emziren çalışanlar için yönetmelikte günlük yedi buçuk saatlik azami çalışma süresi öngörülmüştür.

    Doğum izninden döndüğümde pozisyonum düşürülebilir mi?

    İşverenin yönetim hakkı sınırsız değildir. Ayrımcı veya çalışma koşullarını hukuka aykırı biçimde değiştiren işlemlere karşı hukuki koruma söz konusu olabilir.

    Doğum sonrası yarım çalışma hakkı kaç gün?

    Birinci doğumda 60, ikinci doğumda 120, sonraki doğumlarda 180 gündür. Kanundaki çoğul doğum ve engellilik halleri için özel süreler bulunmaktadır.

    Yarım çalışma ile kısmi süreli çalışma aynı mı?

    Hayır. Yarım çalışma, İş Kanunu m. 74 ve İŞKUR ödeneğiyle ilişkili özel bir haktır. Kısmi süreli çalışma ise İş Kanunu m. 13 kapsamında farklı şartları bulunan bir çalışma biçimidir.

    İşe iade davası için kaç gün içinde başvurmalıyım?

    Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulmalıdır. Anlaşma olmazsa son tutanaktan itibaren iki hafta içinde dava açılabilir.

    2026 yılında emzirme ödeneği ne kadar?

    SGK’nın 2026 yılı için yayımladığı emzirme ödeneği tutarı 1.621 TL’dir.

    Doğum yardımı ile doğum parası aynı mı?

    Hayır. Bakanlık tarafından sağlanan doğum yardımı, SGK analık geçici iş göremezlik ödeneği ve emzirme ödeneği birbirinden farklıdır.

    Kadın memurlarla özel sektör kadın işçilerinin süt izni aynı mı?

    Hayır. 657 sayılı Kanun’a tabi memurlar bakımından farklı süt izni süreleri uygulanmaktadır.

    24. Sonuç: Kadın İşçilerin Hakları Yalnızca Doğum İzninden İbaret Değildir

    Türk iş hukukunda kadın çalışanların hakları, işçinin yalnızca gebelik veya doğum döneminde korunmasını hedefleyen sınırlı bir düzenlemeler bütünü değildir.

    Anayasal eşitlik ilkesi, cinsiyet temelli ayrımcılık yasağı, işverenin gözetme borcu, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, analık izni, süt izni, ücretsiz izin, yarım çalışma hakkı ve feshe karşı koruma birlikte değerlendirildiğinde çok katmanlı bir hukuki güvence sistemi ortaya çıkmaktadır.

    2026 yılında analık izninin 24 haftaya çıkarılması, kadın çalışanların doğum öncesi ve sonrasındaki korunması bakımından önemli bir gelişmedir. Ancak kanuni sürenin uzatılması, tek başına iş yaşamında eşitliğin sağlandığı anlamına gelmemektedir.

    Doğum izninden dönen işçinin görevine devam edebilmesi, mesleki geleceğinin korunması, ücret ve terfi olanaklarından ayrımcı biçimde mahrum bırakılmaması ve kanuni izinlerini kullanırken ekonomik bakımdan aşırı derecede dezavantajlı duruma düşmemesi de önem taşımaktadır.

    Bu kapsamda işverenin yükümlülüğü yalnızca belirli izinleri kullandırmakla sınırlı görülmemelidir. İşverenin gebelik ve analık nedeniyle ayrımcılığı önlemesi, güvenli çalışma ortamını sağlaması ve işçinin kanuni haklarını kullanmasını fiilen mümkün kılması gerekir.

    Diğer taraftan kadın işçilerin evlilik nedeniyle kıdem tazminatı hakkı ile doğum veya çocuk bakımı nedeniyle işten ayrılmaları arasındaki fark, mevcut mevzuatın önemli tartışma alanlarından biridir.

    Evlilik nedeniyle fesih hakkının yalnızca kadın işçiye tanınmasına karşılık, çocuk bakımı amacıyla işten ayrılan ebeveynler için aynı nitelikte genel bir kıdem tazminatı hakkının bulunmaması, iş ve aile hayatının uyumlaştırılması bakımından değerlendirilmesi gereken yapısal bir meseledir.

    Çağdaş iş hukukunun hedefi, kadın çalışanların yalnızca işten çıkarılmamasını sağlamak değil; gebelik, doğum ve ebeveynlik sorumluluklarına rağmen mesleki yaşamlarını eşit koşullarda sürdürebilmelerini mümkün kılmaktır.

    Bu nedenle kadın işçi haklarının korunmasında temel ölçüt, mevzuatın kağıt üzerinde tanıdığı hakların yanında bu hakların işyerinde gerçekten kullanılabilir olmasıdır.

    Hukuki değerlendirme ve başvuru

    Hamilelik veya doğum nedeniyle işten çıkarma, süt izninin kullandırılmaması, ücretsiz izin taleplerinin reddedilmesi, doğum sonrası görev değişikliği, ayrımcılık ve kıdem tazminatı uyuşmazlıklarında izlenecek hukuki yol, olayın özelliklerine göre değişmektedir.

    Özellikle işe iade başvurularındaki kısa süreler nedeniyle, fesih bildiriminin alınmasından sonra gecikmeksizin hukuki değerlendirme yapılması önemlidir.

    Her dosyada iş sözleşmesi, SGK kayıtları, yazılı işyeri uygulamaları, sağlık belgeleri, fesih nedeni ve deliller birlikte incelenmelidir.

    Av. Murat Can Dolğun
    İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
    Dolğun Akademi
    www.dolgun.av.tr

    25. Kaynakça: Mevzuat, Yargı Kararları ve Akademik Yayınlar

    A. Mevzuat ve resmi kurum kaynakları

    1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 10, 49 ve 50.
    2. 4857 sayılı İş Kanunu, m. 5, 13, 17-24, 74, ek m. 2 ve ek m. 3.
    3. 1475 sayılı İş Kanunu, yürürlükte bulunan m. 14.
    4. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m. 15 ve 18.
    5. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu, ek m. 5.
    6. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu.
    7. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, m. 104 ve 108.
    8. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, m. 3.
    9. 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 22.04.2026, RG 01.05.2026, sayı 33240.
      TBMM kanun metni.
    10. Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik, RG 16.08.2013, sayı 28737.
    11. Analık İzni veya Ücretsiz İzin Sonrası Yapılacak Kısmi Süreli Çalışmalar Hakkında Yönetmelik, RG 08.11.2016, sayı 29882.
    12. Sosyal Güvenlik Kurumu, 08.05.2026 tarihli ve 2026/13 sayılı Genelge.
    13. SGK, Analık Hali ve Analık Sigortasından Sağlanan Haklar.
    14. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Yeni Doğum Yardımı.
    15. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Kanunu Sıkça Sorulan Sorular. Eski tarihli açıklamalardaki izin süreleri bakımından 2026 değişikliği saklıdır.

    B. Yargı kararları

    1. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.05.2024, E. 2024/3413, K. 2024/7893.
      UYAP içtihat metni.
    2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 09.09.2025, E. 2025/5550, K. 2025/6083.
      UYAP içtihat metni.
    3. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.04.2018, E. 2017/5607, K. 2018/7152.
    4. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 19.01.2021, E. 2020/4320, K. 2021/1447.

    C. Akademik yayınlar

    1. Kılınç, Gizem Meral, “Doğuma Bağlı İzinler ve Kısmi Süreli Çalışma Uygulaması”, Eskişehir Barosu Dergisi, C. 8, S. 1, 2023, s. 121-135.
      DergiPark.
    2. Demir, Kübra, “Analık Haline Bağlı Olarak Sağlanan Hakların ve Yardımların Temel Anayasal Haklar ve Eşitlik İlkesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 2, 2024.
      DergiPark.
    3. Şahin Emir, Asiye, “İşverenin Yönetim Hakkı Kapsamında Çocuk Sahibi Olan Ebeveynin Kısmi Süreli Çalışmaya Geçiş Hakkı – İstanbul BAM 31. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2022 Tarihli Kararı Çerçevesinde Bir Değerlendirme”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 30, S. 2, 2024.
      DergiPark.
    4. Umutlu, Selin, “Kadın İşçilerin Evlilik Nedeniyle İş Sözleşmesini Fesih Hakkı ve Sonuçları”, Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, C. 34, S. 3, 2020.
      DergiPark.
    5. Kaplan, Emine Tuncay, “Yargı Kararları Çerçevesinde Süt İzni”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, S. 5, 13.10.2026.
      DergiPark.
    6. “Evlilik ve Ebeveynlik Hallerinin Kıdem Tazminatı Bakımından Değerlendirilmesi ve Yasal Düzenleme Önerisi”, Adalet Dergisi, 2026.
      DergiPark.

    Kaynaklara ilişkin açıklama: 2026 öncesinde yayımlanan akademik çalışmalardaki doğum izni süreleri, yayımlandıkları tarihte yürürlükte bulunan mevzuatı yansıtır. Güncel sürelerin belirlenmesinde 7578 sayılı Kanun esas alınmıştır.


    Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Dolğun Akademi – Hukuk Araştırmaları

    Güncelleme tarihi: 18.10.2026

    Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlığın çözümü bakımından çalışma statüsü, iş sözleşmesi, tarih, deliller ve ilgili mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir.

  • Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?

    Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun

    Yayın: TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    Güncelleme: 18 Ekim 2026

    Hukuk alanı: Deniz Ticareti Hukuku, Uluslararası Taşıma Hukuku ve Ticari Uyuşmazlıklar

    Uluslararası deniz taşımacılığında konteynerlerin limanda beklemesi, gümrük işlemlerinin gecikmesi, yükün teslim alınamaması veya boş konteynerin süresinde iade edilmemesi, ithalatçı ve ihracatçı şirketler açısından ciddi mali yükümlülüklere neden olabilmektedir. Bu uyuşmazlıklarda en sık karşılaşılan kavramlar demuraj (demurrage), detention ve ardiye ücretleridir.

    Özellikle 2026 yılında uluslararası deniz ticaret yollarındaki güvenlik sorunları, liman operasyonlarındaki aksamalar ve taşıma maliyetlerindeki dalgalanmalar, bu ücretlerin hangi koşullarda talep edilebileceği sorununu daha önemli hale getirmiştir.

    Ancak taşıyan veya liman işletmesi tarafından bir ücret faturası düzenlenmiş olması, söz konusu bedelin her durumda hukuken talep edilebilir olduğu anlamına gelmez. Ücretin sözleşmesel dayanağı, borçlunun kimliği, serbest sürenin başlangıcı, taşıyanın kusuru, tarifelerin geçerliliği ve zamanaşımı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    Bu çalışmada demuraj, detention ve ardiye kavramları; Türk Ticaret Kanunu, 2025 ve 2026 tarihli yargı kararları, akademik çalışmalar ve güncel uluslararası deniz ticareti uygulamaları çerçevesinde incelenmektedir.

    1. Demuraj Nedir? Demuraj Ücreti Neden Alınır?

    Demuraj, konteyner taşımacılığında taşıyanın kullanımına sunduğu konteynerin sözleşmede belirlenen serbest sürenin aşılması nedeniyle uygulamada talep edilen bedeldir.

    Deniz taşımacılığında konteynerler çoğunlukla taşıyan veya taşıma şirketinin kullanımındaki ekipman niteliğindedir. İthalatçı ya da ilgili yük tarafı, konteyneri sınırsız süreyle ücretsiz kullanma hakkına sahip değildir. Bu nedenle taşıma sözleşmesinde belirli bir ücretsiz kullanım dönemi kararlaştırılabilir.

    Bu süreye uluslararası uygulamada free time adı verilmektedir. Sürenin aşılması durumunda, taşıma sözleşmesine ve uygulanan tarifeye göre ücret doğabilir.

    Demurajın hukuki niteliği nedir?

    Türk hukukunda konteyner demurajının hukuki niteliği tartışmalıdır. Öğretide demurajın, konteynerin zamanında iadesini güvence altına alan bir ceza koşulu veya gecikmenin ekonomik sonuçlarını önceden belirleyen götürü tazminat niteliğinde olduğu yönünde yaklaşımlar bulunmaktadır.

    Doğuş Taylan Türkel’in Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan “Deniz Ticareti Hukukunda Konteynerin Beklemesi ve Gecikmesi Üzerine Bir İnceleme” başlıklı çalışması, bu kavramların borçlar hukuku ve deniz ticareti hukuku bakımından farklı hukuki sonuçlarını ayrıntılı biçimde değerlendirmektedir.

    Burada önemli olan, faturanın üzerinde “demuraj” yazmasının tek başına borç doğurmamasıdır. Öncelikle bu bedelin hangi sözleşmesel ve hukuki sebebe dayandığı belirlenmelidir.

    Ayrıca konteyner demurajı ile geminin yükleme veya boşaltma süresinin aşılmasından kaynaklanan sürastarya bedeli birbirinden ayrılmalıdır. Her iki kavram gecikmeye ilişkin olsa da dayandıkları sözleşme, süre hesabı ve hukuki sorumluluk farklılaşabilir.

    2. Demuraj, Detention ve Ardiye Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Bu üç ücret ticari uygulamada sıklıkla birlikte talep edilse de aynı hukuki veya ekonomik karşılığa sahip değildir.

    Ücret Temel anlamı Genellikle kim talep eder?
    Demuraj Serbest süre aşıldığında konteynerin liman veya terminal sahasında beklemesiyle ilişkili bedel Taşıyan veya sözleşmesel alacaklı
    Detention Konteynerin terminal dışına çıkarıldıktan sonra kararlaştırılan sürede iade edilmemesiyle ilişkili bedel Taşıyan veya ekipman sağlayıcısı
    Ardiye Yükün veya konteynerin liman, terminal ya da depolama sahasında tutulmasına ilişkin depolama bedeli Liman, terminal veya depolama işletmecisi

    Önemli: Bu ayrım genel uygulamayı göstermektedir. Bazı deniz taşıma şirketleri demuraj ve detention sürelerini birleştirerek “combined demurrage and detention” tarifesi uygulamaktadır. Bu nedenle faturanın ismi yerine, tahakkukun hangi süreyi ve hangi hizmeti kapsadığı incelenmelidir.

    Aynı konteyner için hem demuraj hem ardiye alınabilir mi?

    Evet, farklı hukuki sebeplere dayanması durumunda aynı konteyner için hem taşıyan tarafından konteyner kullanım bedeli hem de terminal işletmesi tarafından depolama bedeli talep edilebilir.

    Bununla birlikte aynı hizmetin farklı isimler altında iki defa ücretlendirilip ücretlendirilmediği araştırılmalıdır. Bir ücretin diğerini içerip içermediği, sözleşme, terminal tarifesi, taşıyanın fiyatlandırma esasları ve ilgili faturalar incelenmeden belirlenemez.

    Örneğin bir taşıma şirketinin Türkiye ithalat tarifesinde konteyner kullanımına ilişkin birleşik D&D bedeli öngörülürken terminal depolama ücretlerinin doğrudan terminal işletmecisi tarafından tahsil edilmesi kararlaştırılmış olabilir.

    3. Demuraj Ücreti Nasıl Hesaplanır?

    Demuraj hesaplamasında en önemli unsurlar konteynerin limana varış veya tahliye tarihi, serbest sürenin kaç gün olduğu, ücretli dönemin hangi tarihte başladığı ve uygulanacak günlük tarifedir.

    Bu değerlendirme yapılırken aşağıdaki hususlar incelenmelidir:

    • Taşıma sözleşmesinin ve rezervasyonun tarihi,
    • Konşimento veya diğer denizde taşıma senedinin hükümleri,
    • Konteynerin gemiden tahliye tarihi,
    • Sözleşmede kabul edilen ücretsiz gün sayısı,
    • Konteyner tipi ve büyüklüğü,
    • İlgili dönemde geçerli ücret tarifesi,
    • Konteynerin terminalden çıkış ve boş olarak iade tarihleri,
    • Taşıma şirketinin kendi tarifesinde kabul ettiği muafiyetler ve istisnalar.

    Örnek demuraj hesaplaması

    Bir ithalat işleminde, yalnızca örneklendirme amacıyla, yedi günlük serbest süre tanındığını ve ücretlerin aşağıdaki şekilde kararlaştırıldığını varsayalım:

    Gün aralığı Günlük bedel Toplam
    1-7. günler Ücretsiz 0 USD
    8-12. günler 50 USD 250 USD
    13-17. günler 75 USD 375 USD
    18-20. günler 100 USD 300 USD
    Toplam 925 USD

    Bu hesaplama yalnızca varsayımsal bir örnektir; herhangi bir taşıyanın güncel tarifesi değildir.

    Gerçek bir uyuşmazlıkta günlük bedellerin hangi tarihte yürürlükte olduğu ve sözleşmeye dahil edilip edilmediği ayrıca araştırılmalıdır. Özellikle rezervasyon tarihindeki tarife ile fatura tarihindeki tarife arasında değişiklik bulunması, uyuşmazlık doğurabilmektedir.

    Resmi tatiller ve hafta sonları hesaba dahil edilir mi?

    Bu sorunun bütün taşımalara uygulanabilecek tek bir cevabı bulunmamaktadır. Sözleşme ve tarifede “calendar days” ifadesinin kullanılması durumunda takvim günleri esas alınabilir. İş günü esaslı bir düzenleme veya özel istisna bulunması durumunda ise farklı sonuç ortaya çıkabilir.

    Dolayısıyla bayram günlerinin, hafta sonlarının veya limanın fiilen hizmet sunmadığı dönemlerin otomatik olarak hesap dışı bırakılması mümkün değildir. Sözleşmesel düzenleme ve somut engelin niteliği incelenmelidir.

    4. Demuraj Ücretini Kim Öder? İthalatçı mı, İhracatçı mı, Taşıyan mı?

    Deniz ticaretinde en önemli uyuşmazlıklardan biri demuraj bedelinin kimin borcu olduğudur.

    Ücretin ithalatçıya, ihracatçıya, yükletene, taşıtana, gönderilene veya taşıma organizatörüne yöneltilmesi, söz konusu kişinin gerçekten borçlu olduğu anlamına gelmez.

    4.1. Gönderilenin sorumluluğu

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1203. maddesi, eşyanın taşıtandan başka bir kişiye teslim edileceği durumlarda gönderilenin hangi koşullarda taşıma ilişkisinden doğan yükümlülüklerden sorumlu olacağını düzenlemektedir.

    Bu kapsamda gönderilenin eşyanın teslimini talep edip etmediği önem taşımaktadır.

    Gönderilenin konşimentoda adının bulunması tek başına her durumda bütün demuraj bedellerinden sorumlu olduğu sonucunu doğurmaz. Teslim talebi, konşimento hükümleri, taşıma ilişkisindeki sıfat ve diğer işlemler birlikte değerlendirilmelidir.

    4.2. Taşıtanın sorumluluğu

    TTK m.1207/1, gönderilenin teslim isteme hakkını kullanmadığı durumda taşıtanın navlun sözleşmesinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri bakımından önemlidir.

    Dolayısıyla yükün gönderilen tarafından teslim alınmaması, taşıyanın hiçbir kişiden ücret talep edemeyeceği anlamına gelmez. Sözleşmenin tarafı olan taşıtanın sorumluluğu gündeme gelebilir.

    4.3. Taşıma işleri organizatörü ve akdi taşıyan

    Bir şirketin taşıma sürecini organize etmesi ile doğrudan doğruya taşıma edimini üstlenmesi aynı hukuki sonuçları doğurmayabilir.

    Akdi taşıyan, fiili taşıyan, taşıma işleri komisyoncusu, acente ve gönderilen sıfatlarının karıştırılması, yanlış kişiye dava açılmasına veya yanlış kişiden alacak talep edilmesine neden olabilir.

    Bu nedenle uyuşmazlıkta yalnızca ticari faturalar değil, rezervasyon belgeleri, konşimento, taraflar arasındaki yazışmalar ve taşıma ilişkisinin kuruluş şekli de incelenmelidir.

    4.4. Incoterms kuralları borçluyu belirler mi?

    FOB, CIF, CFR veya DAP gibi Incoterms kuralları, alıcı ile satıcı arasındaki maliyet ve risk paylaşımının değerlendirilmesinde önem taşır.

    Ancak bu kurallar, taşıyanın üçüncü kişiye karşı yönelteceği sözleşmesel demuraj talebinin muhatabını her durumda tek başına belirlemez.

    Satış sözleşmesindeki maliyet dağılımı ile taşıma sözleşmesinden doğan dış ilişki birbirinden ayrılmalıdır. Taşıyana ödeme yapmak zorunda kalan tarafın, satış sözleşmesi uyarınca diğer tarafa rücu imkanı bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.

    5. Sözleşmede Demuraj Hükmü Bulunmuyorsa Ücret Talep Edilebilir mi?

    Bu soru, özellikle yüksek tutarlı konteyner demurajı uyuşmazlıklarında belirleyici hukuki meselelerden biridir.

    Konteyner demurajına ilişkin ücretlendirme koşullarının navlun sözleşmesinde, konşimentoda veya tarafları bağlayan diğer sözleşmesel belgelerde yer alması önemlidir.

    Taşıyanın tek taraflı olarak düzenlediği bir fatura, kendi başına her durumda sözleşmesel ücret alacağının varlığını kanıtlamaz.

    Türk yargı uygulamasında, sözleşmesel demuraj bedelinin talep edilebilmesi için taraflar arasında bu yönde bir anlaşma bulunması gerektiğine ilişkin kararlar mevcuttur.

    Böyle bir anlaşma bulunmaması halinde taşıyanın, şartları varsa, genel hükümler uyarınca gecikme nedeniyle uğradığı gerçek zararını ispat ederek talepte bulunması ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle uyuşmazlıklarda cevaplanması gereken temel sorular şunlardır:

    • Demuraj ücreti gerçekten kararlaştırılmış mıdır?
    • Tarife sözleşmenin parçası haline gelmiş midir?
    • Karşı tarafa hangi tarihte bildirilmiştir?
    • Serbest sürenin başlangıcı açık mıdır?
    • Sonradan yapılan tarife değişikliği tarafları bağlamakta mıdır?
    • Talep edilen tutar kararlaştırılmış bedelle uyumlu mudur?

    Özellikle tarifeye yalnızca internet bağlantısıyla atıf yapılan sözleşmelerde, bağlantının kapsamı, hangi tarifenin uygulanacağı ve ilgili tarafın bu koşullarla ne şekilde bağlı hale geldiği somut olay bazında araştırılmalıdır.

    6. Demuraj Davalarında 2025 ve 2026 Tarihli Önemli Mahkeme Kararları

    6.1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 18.06.2026, E.2023/83, K.2026/1157

    2026 tarihli bu kararda konteyner demurajından kaynaklanan 10.780 ABD doları tutarındaki alacak değerlendirilmiştir.

    Uyuşmazlıkta konteynerin serbest süre içinde iade edilmemesi, tarifenin uygulanması, gönderilenin sorumluluğu ve gümrük işlemleri sırasında eşyaya el konulmasının hukuki sonuçları tartışılmıştır.

    Mahkeme, gönderilenin teslim talebinde bulunmuş olmasını ve kendisine gönderilen bildirimlerde serbest süre ile tarifeye ilişkin bilgilerin yer almasını değerlendirmiştir.

    Somut olayda eşyalara el konulmasının taşıyanın kusurundan kaynaklanmadığı kabul edilmiş; bunun, gönderilenin taşıyana karşı demuraj sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İstinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

    Kararın önemi: Gümrükte el koyma veya idari bir engelin bulunması, her durumda demuraj borcunu sona erdirmez. Engelin nedeni, tarafların sıfatları ve sözleşmesel yükümlülükler incelenmelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 25.03.2026, E.2023/990, K.2026/533

    Bu kararda, akdi taşıyanın fiili taşıyana ödediği demuraj bedelini yükletenden talep etmesi ve zamanaşımının hangi tarihte başlayacağı incelenmiştir.

    Mahkeme, TTK m.1246 kapsamındaki bir yıllık zamanaşımı süresini değerlendirirken, uyuşmazlığa konu rücu alacağının akdi taşıyan tarafından fiili taşıyana ödeme yapılan tarihte muaccel hale geldiğini kabul etmiştir.

    Kararda ayrıca konşimento hükümleri, gönderilenin teslim talebinde bulunmaması ve taşıtanın sorumluluğu üzerinde durulmuştur.

    Kararın önemi: Zamanaşımının başlangıcı her olayda geminin tahliye tarihi olarak kabul edilemez. Alacağın hukuki niteliği ve muacceliyet tarihi önemlidir.

    Bu kararın yayımlanan metninde temyiz yolunun açık olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla karar, kesinleşmiş bir Yargıtay içtihadı gibi değerlendirilmemelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 11.03.2025, E.2022/828, K.2025/383

    Bu uyuşmazlıkta gönderilenin demuraj ücretinden sorumlu tutulabilmesi bakımından eşyanın teslimini talep edip etmediği üzerinde durulmuştur.

    Kararda, gönderilenin eşyanın teslimini talep etmemesi durumunda TTK m.1203 kapsamında borçlu hale gelmeyeceği; taşıtanın sorumluluğunun ise TTK m.1207 çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

    Kararın önemi: Konşimentoda alıcı olarak gösterilmek ile taşıma ilişkisinden doğan bütün mali yükümlülüklerin muhatabı olmak aynı şey değildir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.4. Kararların birlikte değerlendirilmesi

    Bu kararların ortaya koyduğu temel sonuç, demuraj uyuşmazlıklarında yalnızca konteynerin kaç gün beklediğine bakılmasının yeterli olmadığıdır.

    Mahkemeler bakımından sözleşmenin içeriği, teslim talebi, sorumluluğun hangi taraf üzerinde bulunduğu, gecikmenin nedeni, bedelin hesaplanması ve zamanaşımı belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır.

    Her kararın somut olayın özelliklerine göre verildiği unutulmamalı; bölge adliye mahkemesi kararları tüm uyuşmazlıklar için değişmez sonuçlar doğuran kurallar olarak sunulmamalıdır.

    7. Demuraj Alacağında Zamanaşımı Kaç Yıldır?

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1246. maddesi uyarınca, 1188. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, navlun sözleşmelerinden veya konşimentodan doğan alacaklar bakımından kural olarak bir yıllık zamanaşımı öngörülmüştür.

    TTK m.1246/2 uyarınca bu süre alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.

    Konteyner demurajı taleplerinde alacağın ne zaman muaccel hale geldiğinin belirlenmesi, çoğu zaman uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilmektedir.

    Örneğin konteynerin boş olarak iade edildiği tarihte muaccel hale gelen doğrudan ücret alacağı ile akdi taşıyanın fiili taşıyana ödeme yapmasından kaynaklanan rücu alacağı farklı şekilde değerlendirilebilir.

    Demuraj alacağı ile yük hasarı tazminatının süreleri aynı mıdır?

    Hayır. Sürelerin her ikisi de bazı durumlarda bir yıl olmakla birlikte hukuki nitelikleri farklıdır.

    TTK m.1188, eşyanın zıyaı, hasarı ve geç teslimi nedeniyle taşıyana yöneltilecek tazminat talepleri bakımından bir yıllık hak düşürücü süre düzenlemektedir.

    Buna karşılık TTK m.1246’da navlun sözleşmesinden ve konşimentodan doğan alacaklara ilişkin zamanaşımı düzenlemesi bulunmaktadır.

    Hak düşürücü süre ile zamanaşımı aynı hukuki kurum değildir. Sürenin işlemesi, durması, kesilmesi ve mahkeme tarafından değerlendirilmesi bakımından farklı sonuçlar doğabilir.

    Bu nedenle bir uyuşmazlığın “deniz ticaretiyle ilgili” olması gerekçesiyle bütün taleplere aynı sürenin otomatik olarak uygulanması hatalıdır.

    İcra takibi veya arabuluculuk başvurusunun süre üzerindeki etkisi de alacağın niteliğine ve ilgili usul hükümlerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yük hasarında bildirim süreleri nelerdir?

    TTK m.1185 uyarınca görünür zıya veya hasarın en geç teslim sırasında, haricen belli olmayan hasarın ise teslim tarihinden itibaren aralıksız hesaplanan üç gün içinde yazılı olarak bildirilmesi öngörülmüştür.

    Taşımadaki gecikmeye bağlı zararlar yönünden ise teslimden itibaren aralıksız hesaplanan altmış günlük yazılı bildirim süresi söz konusudur.

    Bu süreler konteyner demuraj faturalarına itiraz süresiyle karıştırılmamalıdır. Yük hasarı bildirimi, gecikme bildirimi ve ücret alacağına itiraz ayrı hukuki işlemlerdir.

    8. Gümrükte Gecikme, El Koyma ve Mücbir Sebep Demuraj Borcunu Ortadan Kaldırır mı?

    İthalat ve ihracat işlemlerinde konteynerlerin gecikmesinin birçok nedeni bulunabilir. Gümrük muayenesi, belge eksikliği, yanlış özet beyan, fiziksel denetim, idari el koyma, terminalin çalışmaması veya taşıyanın belge düzenleme hatası bunlardan bazılarıdır.

    Ancak bu olayların tamamının aynı hukuki sonucu doğurduğu söylenemez.

    Gümrük işlemlerinin uzaması

    Olağan gümrük işlemlerinin beklenenden uzun sürmesi, tek başına demuraj borcunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.

    Gecikmenin hangi tarafın risk alanında gerçekleştiği ve sözleşmede bu riske ilişkin özel bir düzenleme bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

    Taşıyanın hatalı belge düzenlemesi

    Konşimento, teslim talimatı veya özet beyan gibi belgelerdeki hatanın taşıyana yüklenebildiği durumlarda, ortaya çıkan bekleme giderlerinin taşıyan tarafından karşılanması veya tazmini gündeme gelebilir.

    Bunun için belge hatası ile oluşan zarar arasındaki nedensellik bağının kurulması gerekir.

    İdari el koyma

    Gümrük veya adli makamlar tarafından eşyaya el konulması halinde, el koymanın sebebi, tarafların kusuru ve sözleşme hükümleri incelenmelidir.

    2026 tarihli İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesinin E.2023/83, K.2026/1157 sayılı kararı, el koyma nedeniyle gecikme meydana gelmesinin her durumda demuraj sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını göstermektedir.

    Mücbir sebep

    Bir olayın beklenmedik veya olağanüstü olması, tek başına tüm sözleşmesel borçları sona erdirmez.

    Mücbir sebep savunmasında olayın borcun ifasını ne ölçüde etkilediği, sözleşmede riskin nasıl paylaştırıldığı ve tarafların zararı azaltmak için hangi tedbirleri aldığı araştırılmalıdır.

    Özellikle savaş, abluka, liman kapanması veya güvenlik nedeniyle rota değiştirilmesi gibi durumlarda standart sözleşme hükümleri ile uygulanacak hukukun birlikte değerlendirilmesi zorunludur.

    9. Demuraj ve Ardiye Faturasına Nasıl İtiraz Edilir?

    Yüksek miktarda demuraj faturasıyla karşılaşan bir şirketin yapması gereken ilk işlem, faturanın bütün unsurlarını kabul ederek ödeme yapmak veya hiçbir inceleme gerçekleştirmeden faturayı reddetmek değildir.

    Öncelikle fatura ve dayanak belgeler üzerinde kapsamlı bir hukuki ve mali inceleme yapılmalıdır.

    9.1. Faturanın sözleşmesel dayanağını isteyin

    Taşıma şirketinden veya ilgili işletmeden ücretin dayandığı sözleşme hükmü, uygulanmış tarife ve hesaplama dökümü talep edilmelidir.

    9.2. Serbest sürenin doğru hesaplandığını kontrol edin

    Konteynerin tahliye, çıkış, geri dönüş ve teslim tarihleri birbirleriyle karşılaştırılmalıdır. Hatalı başlangıç veya bitiş tarihi, hesaplanan tutarı önemli ölçüde değiştirebilir.

    9.3. Gecikmeye neden olan olayları belgeleyin

    Gümrük işlemleri, hatalı bildirim, terminalin hizmet verememesi, eksik teslim evrakı veya taşıyanın gecikmesi gibi olaylar kronolojik şekilde belgelenmelidir.

    9.4. Yazılı itiraz yapın

    6102 sayılı TTK m.21/2 kapsamında faturanın içeriğine sekiz gün içinde itiraz edilmemesinin ispat hukuku bakımından sonuçları bulunabileceğinden, itirazın geciktirilmemesi önemlidir.

    Bununla birlikte faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi, mevcut olmayan bir sözleşmesel borcu her durumda var hale getirmez. Temel borç ilişkisinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2024 tarihli, E.2023/793, K.2024/149 sayılı kararında da faturanın temel borç ilişkisinden bağımsız olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde açıklamalar bulunmaktadır.

    9.5. Gerekirse ihtirazi kayıt değerlendirilmelidir

    Yükün teslim alınabilmesi için ödeme yapılmasının zorunlu olduğu bazı uyuşmazlıklarda, ödemenin ihtirazi kayıtla yapılması ve sonrasında hukuki talepte bulunulması gündeme gelebilir.

    Ancak ihtirazi kayıt, tek başına iade hakkını garanti etmez. Hangi bedelin neden kabul edilmediği, ödemenin hangi koşullarda yapıldığı ve geri isteme hakkının hukuki dayanağı açıkça belirlenmelidir.

    Demuraj uyuşmazlığında gerekli belgeler

    • Navlun sözleşmesi ve taşıma rezervasyonu,
    • Konşimento veya diğer taşıma senetleri,
    • Varış ihbarnamesi,
    • Taşıyanın demuraj ve detention tarifesi,
    • Terminal giriş ve çıkış kayıtları,
    • Boş konteyner iade kayıtları,
    • Demuraj, detention ve ardiye faturaları,
    • Gümrük beyannameleri ve varsa el koyma kararları,
    • Taşıyan, acente, terminal ve gümrük müşaviri yazışmaları,
    • Ödeme dekontları ve ihtirazi kayıt belgeleri.

    10. Demuraj, Detention ve Ardiye Uyuşmazlıklarında Hangi Davalar Açılabilir?

    Uyuşmazlığın taraflarına ve talebin niteliğine göre farklı hukuki yollar kullanılabilir.

    10.1. Alacak davası

    Taşıyan veya ücret alacaklısı olduğunu ileri süren taraf, sözleşmesel şartların oluştuğunu iddia ederek ödenmeyen bedellerin tahsilini isteyebilir.

    Davada sözleşme ilişkisi, bedelin dayanağı, sorumlu kişi, ücretin hesaplanması ve zamanaşımı incelenir.

    10.2. Menfi tespit davası

    Bir şirketin kendisinden talep edilen demuraj veya detention ücretini hukuken borçlu olmadığını ileri sürmesi halinde, koşulları varsa menfi tespit davası gündeme gelebilir.

    Bu davada alacağın tamamen mi yoksa kısmen mi mevcut olmadığı, davacının hukuki yararı ve mevcut takiplerin durumu ayrıca değerlendirilmelidir.

    10.3. İstirdat davası

    Hukuki dayanağı bulunmadığı ileri sürülen bir ücretin ödenmiş olması halinde, ödeme koşullarına ve talebin hukuki niteliğine bağlı olarak istirdat veya başka bir geri alma talebi gündeme gelebilir.

    10.4. Tazminat davası

    Taşıyanın veya başka bir sorumlunun kusurlu işlemi nedeniyle haksız bekleme ve depolama giderleri oluştuğunun ileri sürüldüğü hallerde tazminat talebi değerlendirilebilir.

    Bunun için hukuka aykırılık veya sözleşmeye aykırılık, zarar, sorumluluk şartları ve nedensellik bağının somut olay bakımından incelenmesi gerekir.

    10.5. İtirazın iptali davası

    Demuraj alacağı nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibine itiraz edilmesi halinde alacaklı, şartları varsa itirazın iptali davası açabilir.

    İcra inkar tazminatı talebinin kabulü ise ayrıca kanuni şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Özellikle alacağın likit olup olmadığı uyuşmazlık konusu olabilir.

    10.6. Ticari arabuluculuk

    TTK m.5/A kapsamında, konusu bir miktar para olan ticari alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında kural olarak dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması gerekmektedir.

    Ancak taraflar arasındaki tahkim anlaşması, yabancılık unsuru, özel yargılama düzenlemeleri ve talebin niteliği dikkate alınarak uygulanacak usulün belirlenmesi gerekir.

    10.7. Hangi mahkeme görevlidir?

    Deniz ticareti hukukundan doğan ticari uyuşmazlıklarda kural olarak asliye ticaret mahkemelerinin görev alanı gündeme gelir. Denizcilik ihtisas mahkemesi bulunan yerlerde iş dağılımına ilişkin düzenlemeler ayrıca önem taşır.

    Bununla birlikte konşimentodaki yetki şartı, yabancı mahkeme anlaşması, tahkim kaydı ve milletlerarası yetki kuralları incelenmeden kesin bir mahkeme belirlenmemelidir.

    11. 2026 Yılında Deniz Ticaretindeki Yeni Riskler: Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Navlun Artışı

    2026 yılında deniz ticaretindeki hukuki sorunlar yalnızca limanlarda bekleyen konteynerlerden ibaret değildir.

    Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz çevresindeki güvenlik gelişmeleri, gemilerin seyir planları, taşıma süreleri, savaş riski sigortaları, alternatif liman kullanımı ve navlun maliyetleri üzerinde etkili olmaktadır.

    Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) 9 Ekim 2026 itibarıyla yayımladığı verilere göre Hürmüz Boğazı ve çevresindeki doğrulanmış olayların sayısı 100’e ulaşmıştır.

    Bu gelişmeler, özellikle uzun süreli navlun ve çarter sözleşmelerinde aşağıdaki soruları gündeme getirmektedir:

    • Gemi savaş riski bulunan bölgeye girmekten kaçınabilir mi?
    • Taşıyan taşıma rotasını tek taraflı değiştirebilir mi?
    • Alternatif rota nedeniyle ortaya çıkan ek navlun bedelini kim öder?
    • Gecikme nedeniyle yük ilgilisinin uğradığı zarar tazmin edilebilir mi?
    • Savaş riski sigortası ek primleri kimin sorumluluğundadır?
    • Liman değişikliği ve yükün başka limanda boşaltılması hangi şartlarda mümkündür?

    BIMCO VOYWAR 2025 ve CONWARTIME 2025 hükümleri

    BIMCO tarafından güncellenen VOYWAR 2025 ve CONWARTIME 2025 klozları, sefer ve zaman çarteri ilişkilerinde savaş risklerinin yönetimine yönelik sözleşmesel mekanizmalar içermektedir.

    Bu düzenlemeler belirli şartlar altında seferin gerçekleştirilmesinden kaçınılması, alternatif rota seçilmesi, ek sigorta maliyetlerinin karşılanması ve güvenli liman belirlenmesi gibi konulara ilişkindir.

    Ancak BIMCO standart klozlarının her taşıma sözleşmesine uygulanacağı söylenemez. İlgili klozun taraflar arasındaki sözleşmeye dahil edilmiş olması ve varsa değişikliklerinin incelenmesi gerekir.

    Aynı şekilde savaş riski klozunda taşıyan lehine bir hak bulunması, konşimento hamili veya yük ilgilisinin bütün tazminat taleplerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

    Çarter sözleşmesi ile konşimento ilişkisinin, uygulanacak hukuk kurallarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    2026 yılında artan diğer uyuşmazlık başlıkları

    Uluslararası deniz ticaretinde elektronik konşimentolar, yaptırım ve ticaret kısıtlamaları, gemilerin çevresel yükümlülükleri, emisyon maliyetleri ve deniz sigortası kapsamı da önem kazanmaktadır.

    Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ve FuelEU Maritime uygulamaları, ilgili seferlerde karbon ve yakıt uyum maliyetlerinin sözleşmesel olarak hangi taraf üzerinde bırakılacağına ilişkin yeni hukuki değerlendirmeler gerektirmektedir.

    Bu maliyetlerin taşıtanlara yansıtılmasında sözleşmesel dayanağın ve hesaplama yönteminin şeffaflığı giderek daha önemli hale gelmektedir.

    12. Demuraj, Detention ve Ardiye Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Demuraj ödemek zorunlu mu?

    Hukuken geçerli bir borcun doğması halinde ödeme yükümlülüğü bulunabilir. Ancak düzenlenen her demuraj faturası kendiliğinden haklı değildir. Sözleşme, tarife, süre hesabı ve borçlu sıfatı incelenmelidir.

    Demuraj ücretine itiraz edilebilir mi?

    Evet. Sözleşmesel dayanak bulunmaması, yanlış kişi adına fatura düzenlenmesi, hatalı süre hesabı veya taşıyanın sorumluluğundaki gecikmeler gibi nedenlerle itiraz edilebilir.

    Demuraj ile ardiye aynı ücret midir?

    Hayır. Demuraj konteyner kullanımına ilişkin gecikme bedelini, ardiye ise genel olarak terminal veya depolama hizmetini ifade eder. Ancak somut tarifede ücretlerin birlikte düzenlenmiş olması mümkündür.

    Gümrükte mal beklerse demurajı kim öder?

    Gecikmenin nedeni, sözleşme hükümleri ve tarafların hukuki sıfatına göre belirlenir. Gümrükte bekleme olması tek başına bir muafiyet veya sorumluluk sebebi değildir.

    Alıcı malı hiç teslim almazsa demuraj öder mi?

    TTK m.1203 ve 1207 kapsamında, alıcının teslim isteminde bulunup bulunmadığı ve taşıtanın sözleşmesel sorumluluğu önemlidir. Yargı kararlarında bu ayrımın belirleyici olduğu görülmektedir.

    Konteyner demurajında zamanaşımı kaç yıldır?

    Navlun sözleşmesi ve konşimentodan doğan alacaklar bakımından TTK m.1246 uyarınca kural olarak bir yıllık zamanaşımı uygulanır. Sürenin başlangıcı, alacağın muacceliyetine göre belirlenir.

    Demuraj faturası ödenirse geri alınabilir mi?

    Ödemenin hukuki sebebi bulunmuyorsa veya bedelin bir kısmı haksız ise somut koşullara göre geri alma talebi gündeme gelebilir. Ödemenin nasıl yapıldığı ve zamanaşımı önemlidir.

    Konşimentoda demuraj ücreti yazmıyorsa ne olur?

    Ücretin diğer sözleşme belgelerinde kararlaştırılmış olup olmadığı araştırılmalıdır. Hiçbir sözleşmesel dayanak bulunmuyorsa, belirlenmiş demuraj tarifesinin uygulanmasına itiraz edilebilir. Bununla birlikte genel hükümlere dayanan zarar talepleri ayrıca değerlendirilir.

    Taşıma şirketi konteyneri teslim etmiyorsa ne yapılabilir?

    Teslimin neden durdurulduğu, taşıyanın varsa hapis hakkı ve alacak güvenceleri ile teslimi talep eden kişinin hakları değerlendirilmelidir. Şartlarına göre hukuki koruma veya tazminat yolları gündeme gelebilir.

    Deniz ticareti uyuşmazlığında gemiye ihtiyati haciz konulabilir mi?

    TTK m.1352 ve devamındaki hükümler kapsamında bir deniz alacağının bulunması ve diğer yasal koşulların gerçekleşmesi halinde geminin ihtiyati haczi mümkün olabilir. Ancak her demuraj veya ardiye faturası, herhangi bir geminin doğrudan haczedilebileceği anlamına gelmez.

    Yabancı taşıma şirketine Türkiye’de dava açılabilir mi?

    Uyuşmazlığın niteliği, milletlerarası yetki kuralları, acentenin sıfatı, konşimentodaki yetki veya tahkim kaydı ve uygulanacak hukuk birlikte incelenerek belirlenir.

    13. Sonuç: Demuraj Uyuşmazlıklarında Hukuki İnceleme Neden Önemlidir?

    Demuraj, detention ve ardiye uyuşmazlıkları, görünüşte taşıma maliyetine ilişkin bir hesaplama sorunu olmakla birlikte, çoğu zaman farklı sözleşme ilişkilerinin, borçlar hukukunun ve milletlerarası deniz ticareti kurallarının birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

    Özellikle 2025 ve 2026 tarihli yargı kararları, demuraj alacağının varlığı kadar, alacağın hangi kişiye yöneltildiğinin ve hangi tarihte muaccel hale geldiğinin de önemli olduğunu göstermektedir.

    Bu nedenle yüksek miktarda demuraj faturasıyla karşılaşan ithalatçı veya ihracatçı şirketlerin uyuşmazlığı yalnızca günlük ücret hesabıyla sınırlı tutmaması gerekir.

    Taşıma sözleşmesi, konşimento, ücretsiz kullanım süresi, ücret tarifesi, gümrük işlemleri, teslim talebi ve tarafların gecikmedeki rolleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Hatalı taraf seçimi, süresi içinde ileri sürülmeyen talepler veya yeterli delil olmadan gerçekleştirilen ödemeler, ticari işletmeler açısından önemli hak kayıplarına neden olabilir.

    Deniz Ticareti Hukuku Kapsamında Hukuki Değerlendirme

    Demuraj, detention, ardiye, navlun sözleşmeleri, konşimento uyuşmazlıkları, uluslararası eşya taşımaları ve gemi alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda, hukuki değerlendirmenin ilgili taşıma belgeleri üzerinden yapılması önem taşımaktadır.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi
    İstanbul

    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu çalışma genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda sözleşme hükümleri, tarafların sıfatları, yabancılık unsuru ve yürürlükteki mevzuat ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    14. Mevzuat, Yargı Kararları ve Akademik Kaynakça

    Mevzuat

    1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.21, 5/A, 1185, 1188, 1203, 1207, 1246, 1352 ve devamı. Mevzuat Bilgi Sistemi.
    2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, sözleşmeye aykırılık, temerrüt, ceza koşulu ve tazminat hükümleri.
    3. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.

    Yargı Kararları

    1. İstanbul BAM 12. HD, 18.06.2026, E.2023/83, K.2026/1157.
    2. İstanbul BAM 12. HD, 25.03.2026, E.2023/990, K.2026/533.
    3. İstanbul BAM 12. HD, 11.03.2025, E.2022/828, K.2025/383.
    4. İstanbul BAM 12. HD, 09.07.2025, E.2024/1099, K.2025/1150.
    5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06.03.2024, E.2023/793, K.2024/149.

    Akademik Kaynaklar

    1. Türkel, Doğuş Taylan, “Deniz Ticareti Hukukunda Konteynerin Beklemesi ve Gecikmesi Üzerine Bir İnceleme”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.21, S.2, 2019. Makale.
    2. İlhan, Ekin Deniz, “Taşıyanın Hapis Hakkına Uygulanacak Hukuk”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026. Makale.

    Uluslararası Kurumsal Kaynaklar

    1. International Maritime Organization (IMO), Middle East – Highlighted Confirmed Incidents, 2026. IMO.
    2. BIMCO, War Risks Clauses, VOYWAR 2025 ve CONWARTIME 2025. BIMCO.
    3. Maersk, Turkey Import Demurrage and Detention Tariffs. Türkiye ithalat tarifeleri.
    4. European Commission, Maritime Transport in the EU Emissions Trading System. European Commission.
    5. T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Denizcilik Genel Müdürlüğü, 2026 Konteyner İstatistikleri. Resmi istatistikler.
  • Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Bir Devlet midir? Köln İdare Mahkemesinin 1978 Tarihli Kararı Işığında Devletin Kurucu Unsurları ve Modern Devlet Teorisi

    Sealand Olayı Üzerinden Klasik Üç Unsur Teorisinden Pozitivist ve İlişkisel Devlet Anlayışına

    Av. Murat Can Dolğun | Dolğun Akademi | Ekim 2026

    Öz

    Uluslararası hukukta devletin varlığı geleneksel olarak ülke, insan topluluğu ve egemen kamu otoritesi unsurları üzerinden açıklanır. Georg Jellinek’in üç unsur teorisinde sistematik ifadesini bulan bu yaklaşım önemli bir hukuki çerçeve sunmakla birlikte, modern uluslararası ilişkiler ve teknolojik gelişmeler karşısında bu unsurların nasıl yorumlanacağı yeniden tartışılmalıdır.

    Bu çalışma, İngiltere açıklarında terk edilmiş bir askeri platform üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’ni ve Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 tarihli, 9 K 2565/77 sayılı kararını incelemektedir. Kararın gerekçeleri Türkçe, Almanca ve İngilizce akademik literatürdeki farklı yaklaşımlarla karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın temel savı, devletin klasik kurucu unsurlarının reddedilmesi değil; bunların soyut, değişmez ve idealize edilmiş bir devlet modeline indirgenmemesi gerektiğidir. Devletin hukuki niteliği, pozitif uluslararası hukuk kaynakları, kurumsal etkinlik, uluslararası ilişkiler kurma kapasitesi ve diğer devletlerin somut hukuki uygulamaları ışığında değerlendirilmelidir.

    Anahtar kelimeler: Sealand, Köln İdare Mahkemesi, devlet teorisi, devletin kurucu unsurları, egemenlik, devlet ülkesi, uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin tanınması, Montevideo Sözleşmesi, hukuki pozitivizm.

    Giriş

    Bir devletin varlığı neye bağlıdır? Belirli bir ülkeye, bu ülkede yaşayan insan topluluğuna ve bağımsız bir siyasi otoriteye sahip olmak uluslararası hukuk bakımından yeterli midir? Yoksa devlet olduğu ileri sürülen siyasi oluşumun diğer devletlerle kurduğu ilişkilerin, uluslararası hukuk düzeninde üstlendiği yükümlülüklerin ve gerçek bir kamu otoritesi olarak işlev görebilme kapasitesinin de incelenmesi gerekir mi?

    Bu sorular 3 Mayıs 1978 tarihinde Almanya’daki Köln İdare Mahkemesinin önüne gelen olağan dışı bir vatandaşlık uyuşmazlığında somutlaşmıştır. Dava, İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş bir deniz platformu üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’nin uluslararası hukuk anlamında bir devlet olup olmadığıyla ilgilidir.

    Sealand’ın bayrağı, anayasası, yöneticileri ve vatandaşlık belgeleri bulunmaktaydı. Buna rağmen Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi ve sürekli insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını belirterek Sealand’ın devlet olmadığı sonucuna ulaşmıştır.[1]

    Bu karar, klasik devlet teorisinin somut bir olaya uygulanmasını göstermesi bakımından öğreticidir. Fakat aynı zamanda devlet ülkesi kavramının neden doğal kara parçasına indirgenmesi gerektiği, devlet halkının ne ölçüde ortak toplumsal yaşama sahip olmasının aranabileceği ve başka devletlerle ilişkinin devlet olma değerlendirmesinde nasıl bir rol oynadığı sorularını gündeme getirmektedir.

    Çalışmanın temel yaklaşımı, Georg Jellinek’in üç unsur teorisinin bütünüyle idealist veya hukuken geçersiz olduğu iddiasına dayanmaz. Eleştirilen, bu teorinin bazen tarihsel koşullardan koparılmış, mekanik ve değişmez bir ideal devlet modeli gibi uygulanmasıdır. Daha isabetli yöntem, kurucu unsurların içeriğini pozitif hukuk kaynakları, devlet uygulamaları ve somut kurumsal gerçeklik ışığında belirlemektir.

    I. Sealand Olayı ve Tarihsel Gelişimi

    1. Roughs Tower Platformunun Ortaya Çıkışı

    Sealand’ın üzerinde bulunduğu Roughs Tower, İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık tarafından denizden gelebilecek saldırılara karşı savunma amacıyla inşa edilmiş askeri bir platformdur. Kuzey Denizi’nde İngiltere’nin doğu kıyısı açıklarında bulunan yapı, deniz tabanına oturan beton sütunların taşıdığı bir üst platformdan oluşmaktadır.

    Yapının kurulduğu dönemde Birleşik Krallık’ın karasuları genel olarak üç deniz mili genişliğindeydi. Roughs Tower bu sınırın dışında kalıyordu. Savaş sonrasında askeri işlevini kaybeden platform, 1960’lı yıllarda korsan radyo yayıncılığıyla ilgilenen Roy Bates’in dikkatini çekmiştir.

    Bates, platform üzerinde fiili kontrol sağlamış ve 2 Eylül 1967 tarihinde bağımsız bir devlet kurduğunu açıklamıştır. Siyasi oluşuma Principality of Sealand adı verilmiştir. Mahkemenin değerlendirdiği yapı, yaklaşık 1.300 metrekare büyüklüğünde bir platform olarak tanımlanmaktadır.[1]

    2. Sealand Prensliği’nin Kurulması

    Roy Bates kendisini prens ilan etmiş; Sealand adına bir bayrak, anayasal düzen ve yönetim unvanları oluşturulmuştur. 1975 yılında anayasa kabul edilmesi ve kişilere vatandaşlık belgeleri düzenlenmesiyle devlet olma iddiası belirginleşmiştir.

    Ancak bağımsızlık ilanı ile uluslararası hukuk bakımından devletin kurulması aynı şey değildir. Bir siyasi topluluğun kendi hukuk düzenini ilan etmesi, bu düzenin başka devletlerin egemenliğinden bağımsız ve uluslararası hukuk bakımından geçerli bir devlet kişiliği yarattığını kendiliğinden ispatlamaz.

    Özellikle açık denizde bulunan bir yapının fiilen ele geçirilmesiyle devlet ülkesi kazanılması birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. Bir devletin karasuları sınırının dışında bulunmak, o bölgede hiçbir hukuki rejimin geçerli olmadığı veya özel kişilerin serbestçe egemenlik kazanabileceği anlamına gelmez.[2]

    3. Vatandaşlık İddiasının Hukuki Uyuşmazlığa Dönüşmesi

    Sealand’ın devlet niteliğine ilişkin tartışma doğrudan bir tanıma davası olarak değil, bir Alman vatandaşının vatandaşlık kaybına ilişkin başvurusu nedeniyle yargı önüne gelmiştir.

    Davacı, Sealand tarafından düzenlenen 26 Ağustos 1975 tarihli ve 14 Kasım 1975 tarihinde kendisine verilen vatandaşlık belgesine dayanmıştır. Ayrıca Sealand’da dışişlerinden sorumlu yetkili ve Devlet Konseyi başkanı olduğunu ileri sürmüştür.

    Davacıya göre Sealand vatandaşlığını kazanması, o dönemde yürürlükte bulunan Alman vatandaşlık hukukunun ilgili hükmü uyarınca Alman vatandaşlığını kaybetmesi sonucunu doğurmuştur. Alman makamları ise Sealand’ın devlet olmadığını, dolayısıyla geçerli bir yabancı devlet vatandaşlığının kazanılmadığını kabul etmiştir. Uyuşmazlık bunun üzerine Köln İdare Mahkemesine taşınmıştır.[1]

    II. Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 Tarihli Kararı

    1. Davanın Konusu ve Sonuç

    Mahkeme: Verwaltungsgericht Köln (Köln İdare Mahkemesi)
    Karar tarihi: 03.05.1978
    Dosya numarası: 9 K 2565/77
    Yayın: Deutsches Verwaltungsblatt (DVBl.) 1978, s. 510 vd.; International Law Reports, C. 80, s. 683–688.

    Mahkeme, davayı usulen incelenebilir bulmuş fakat esastan reddetmiştir. Gerekçeye göre Sealand uluslararası hukuk bakımından bir devlet değildir. Bu nedenle Sealand vatandaşlık belgesi, Alman hukukunda yabancı devlet vatandaşlığının kazanıldığı anlamına gelmemekte ve davacı Alman vatandaşlığını kaybetmemektedir.[1]

    Uyuşmazlık tarihsel koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. 1978’de uygulanmış olan Alman vatandaşlık kaybı rejimi, 27 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren vatandaşlık reformu sonrasında değişmiştir. Dolayısıyla kararın vatandaşlık hukukuna ilişkin sonucu bugünün Alman hukukuna olduğu gibi uygulanamaz.

    2. Devlet Ülkesine İlişkin Gerekçe

    Mahkeme, devlet ülkesini esasen yeryüzünün doğal bir bölümüne dayandırmıştır. Roughs Tower ise doğal kara parçası değil, deniz tabanına beton sütunlarla bağlanmış yapay bir platformdur. Mahkemeye göre deniz tabanına sabitlenmiş olmak bu yapıyı kendiliğinden ülke haline getirmemektedir.

    Kararda klasik Alman uluslararası hukuk öğretisindeki ülke açıklamalarından yararlanılmış; ülke kavramının doğal kara alanıyla ilişkisine önem verilmiştir. Davacı tarafın dayandığı Walter Leisner’in hukuki görüşünde ise deniz tabanına kalıcı biçimde bağlanmış, sınırları belirli bir yapının da ülke olarak değerlendirilebileceği savunulmuştur.

    Mahkeme bu görüşü benimsememiş, mevcut bir devlet ülkesine deniz dolgusu yoluyla eklenen alanlarla açık denizde tek başına yer alan yapay platform arasında ayrım yapmıştır.[1]

    Burada hukuki tartışma, platformun fiziksel niteliğinden daha geniştir. Devlet ülkesi mutlaka doğal biçimde oluşmuş bir kara parçası olmak zorunda mıdır? Soru, yalnızca sözcüğün kökeni veya coğrafi görünüm üzerinden değil, ülkesel egemenliğin hangi koşullarda kazanılabildiğine ilişkin pozitif uluslararası hukuk kuralları üzerinden yanıtlanmalıdır.

    3. İnsan Topluluğuna İlişkin Gerekçe

    Mahkeme kararında Sealand’ın 106 vatandaşının bulunduğunun ileri sürüldüğü, bunlardan yaklaşık 30–40 kişinin platformda sürekli kaldığının iddia edildiği aktarılmaktadır. Mahkeme, devlet olmanın belirli bir asgari nüfus sayısına bağlı olduğunu kabul etmemiştir.

    Bununla birlikte Sealand vatandaşlarının gerçek, sürekli ve bütünlüklü bir toplumsal yaşam oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kişilerin önemli bölümünün platformda yaşamaması ve ilişkilerinin daha çok ticari yahut vergisel menfaatlere dayanması değerlendirmede etkili olmuştur.[1]

    Bu gerekçenin eleştiriye açık yönü, devlet halkı unsurunun bazen belirli bir yaşam düzeni veya toplumsal birliktelik idealiyle ilişkilendirilmesidir. Oysa devletin vatandaşlarının tamamının aynı ülkede sürekli ikamet etmesi gerekmez. Modern devletlerin geniş diasporaları bulunabilir; etnik, kültürel veya sosyal açıdan homojen olmaları da zorunlu değildir.

    Bu nedenle esas mesele, ideal bir ortak yaşamın bulunup bulunmadığından çok, gerçek ve sürekli bir insan topluluğunun bağımsız siyasi otoriteyle kamu hukuku ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır.

    4. Egemen Kamu Otoritesi Meselesi

    Mahkeme, ülke ve insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Bu nedenle üçüncü unsur olan egemen kamu otoritesinin yokluğuna ilişkin bağımsız ve kesin bir yargısal tespit yapıldığı ileri sürülmemelidir.

    Buna rağmen Sealand’ın devlet olma iddiasını değerlendirirken kamu otoritesinin gerçek niteliğinin incelenmesi zorunludur. Anayasa ilan etmek, yönetici unvanları oluşturmak veya belirli bir alan üzerinde fiili hakimiyet kurmak, tek başına bağımsız devlet kudreti oluşturmaz.

    Kamu otoritesinin kurumsal sürekliliği, hukuk uygulama kapasitesi, bağımsızlığı ve başka devletlerin üstün egemenlik yetkileri karşısındaki hukuki konumu birlikte değerlendirilmelidir. Özel mülkiyetten kaynaklanan kontrol ile egemen kamusal yetki birbirine karıştırılmamalıdır.

    5. Kararın Hukuki Etkisi ve Sınırları

    Köln İdare Mahkemesinin kararı Alman vatandaşlığına ilişkin somut bir uyuşmazlıkta verilmiş ulusal bir yargı kararıdır. Bütün devletleri bağlayan bir uluslararası mahkeme hükmü değildir. Bununla birlikte uluslararası hukukta devletin unsurlarını somut olaya uygulaması nedeniyle International Law Reports‘ta yayımlanmış ve akademik tartışmanın başlıca kaynaklarından biri olmuştur.

    Kararın tarihsel sınırlarına da dikkat edilmelidir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1978 tarihli kararın doğrudan uygulanan hukuki dayanağı değildir. Sözleşme hükümleri kararın sonraki gelişmeler ışığında değerlendirilmesinde önem kazanmıştır.

    III. Devletin Kurucu Unsurları ve Sealand’ın Hukuki Statüsü

    1. Georg Jellinek’in Üç Unsur Teorisi

    Georg Jellinek’in Allgemeine Staatslehre adlı eserinde sistematik ifadesini bulan üç unsur teorisine göre devletin temel unsurları devlet ülkesi (Staatsgebiet), devletin insan topluluğu (Staatsvolk) ve devlet kudretidir (Staatsgewalt).[3]

    Bu teori, devletin diğer örgütlenmelerden ayrılmasında güçlü bir çerçeve sunar. Ancak unsurların içeriği değişmez ve tarih dışı bir ideal devlet tanımına dönüştürülürse hukuki sorunlar doğar. Örneğin ülkenin zorunlu olarak doğal toprak şeklinde anlaşılması, toplumun homojen bir kültürel birliktelik olarak görülmesi veya kamu otoritesinin yalnızca geleneksel kurumlarla açıklanması, modern devlet olgusunun çeşitliliğini yeterince yansıtmayabilir.

    Bu nedenle eleştiri, Jellinek’in yaklaşımının tamamına değil, üç unsurun mekanik uygulanmasına yöneltilmelidir. Kurucu unsurların hukuki anlamı pozitif hukuk ve devletlerin fiili-hukuki uygulamalarıyla birlikte belirlenmelidir.

    2. Montevideo Sözleşmesi ve Dördüncü Unsur

    26 Aralık 1933 tarihli Devletlerin Hakları ve Yükümlülüklerine İlişkin Montevideo Sözleşmesi’nin 1. maddesi devleti sürekli nüfus, belirli ülke, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi üzerinden tanımlar.[4]

    Bu son unsur, devletin yalnızca iç düzeninden ibaret olmayan uluslararası bir hukuki varlık olduğunu gösterir. Ancak başka devletlerle ilişki kurma kapasitesiyle başka devletler tarafından tanınmış olma durumu birbirinden ayrılmalıdır. Aynı Sözleşme’nin 3. maddesi, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin tanımasından bağımsız olduğunu belirtir.

    Dolayısıyla tanımayı devletin mutlak kurucu şartına dönüştürmek isabetli değildir. Buna karşılık gerçek bağımsızlık, dış ilişkileri kendi adına yürütebilme ve uluslararası hukuk ilişkilerine taraf olabilme yeteneği, devlet olma incelemesinin önemli göstergeleridir.

    3. Yapay Platformların Devlet Ülkesi Niteliği

    1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesi doğal olarak oluşmuş kara parçasını ada olarak tanımlar. Sözleşme’nin 60. maddesinin 8. fıkrasına göre yapay adalar, tesisler ve yapılar doğal ada statüsünde değildir; kendilerine ait karasuları oluşturmaz ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkilemez.

    Ancak deniz hukuku bakımından bir yapının doğal ada sayılmamasıyla genel uluslararası hukuk bakımından ülkesel egemenlik konusu olup olamayacağı aynı sorun değildir. Imogen Saunders, yapay adaların hukuki statüsünü inceleyen çalışmasında tam da bu ayrım üzerinde durmuştur.[5]

    Bu yaklaşım Sealand’ın devlet olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Yapının bulunduğu deniz alanının hukuki statüsü, kıyı devletinin hakları, açık denizlerin serbestliği ve egemenlik kazanmanın hukuki sınırları ayrıca incelenmelidir. Özellikle açık denizin herhangi bir devlet tarafından egemenlik altına alınamayacağını düzenleyen Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 89. maddesiyle birlikte değerlendirme yapılmalıdır.

    4. İnsan Topluluğu ile Millet Kavramının Ayrılması

    Devletin insan topluluğu unsuru, etnik veya kültürel açıdan homojen millet kavramıyla özdeş değildir. Uluslararası hukukta devlet halkının belirli bir ortak etnik köken, din ya da dili paylaşması genel bir kuruluş koşulu sayılmaz.

    Sealand bakımından bu nedenle sorulması gereken şey, vatandaşlık belgelerinin sayısı veya topluluğun belirli bir toplumsal yaşam idealini karşılayıp karşılamadığı değil; yönetimle sürekli ve gerçek bir kamusal bağ kuran insan topluluğunun var olup olmadığıdır.

    5. Egemenlik, Etkinlik ve Bağımsızlık

    Egemenlik iddiası ile fiili etkinlik birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasi oluşumun belirli bir alanda kontrol kullanması onun otomatik olarak devlet olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte gerçek kamu otoritesinin işleyişi de incelemenin dışında bırakılamaz.

    Örgütlü yönetim, kamu kararlarının uygulanabilirliği, kurumsal süreklilik ve dış bağımsızlık birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca etkinlik, hukuka uygunluk ve meşruiyet kavramları özdeş değildir. Bir devletin uluslararası hukuk ihlalleri işlemesi, devlet niteliğinin her durumda ortadan kalktığı anlamına gelmez; diğer yandan fiili güç kullanımı da tek başına devlet kişiliği yaratmaz.[6]

    IV. Türkçe, Almanca ve İngilizce Hukuk Öğretisinde Sealand

    1. Alman Öğretisi: Ülke Unsurunun Sınırları

    Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi kavramını klasik Alman hukuk öğretisine dayandırmıştır. Bunun karşısında Walter Leisner’in Sealand lehine ileri sürdüğü görüş, deniz tabanına kalıcı biçimde bağlı yapay bir alanın devlet ülkesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine odaklanmıştır. Mahkeme doğal kara alanını esas alan yaklaşımı benimsemiştir.

    Martin Heintzen’in ders materyallerinde Sealand, devletin üç unsur teorisinin uygulama örneği olarak işlenmektedir. Bu literatür, uyuşmazlığın yalnızca sıra dışı bir tarihsel hikaye değil, devlet kavramının sınırlarını sorgulayan hukuki bir problem olduğunu göstermektedir.[6]

    2. Anıl Çamyamaç’ın Değerlendirmesi

    Anıl Çamyamaç’ın “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri” başlıklı çalışması, Sealand’ı başka yapay ada ve deniz üzerinde devlet kurma girişimleriyle birlikte inceler. Çamyamaç, Köln İdare Mahkemesi kararını aktararak yapay platformun ülke niteliği, gerçek devlet halkı ve egemenlik iddialarını eleştirel biçimde değerlendirir.[2]

    Çalışmanın önemi, Sealand’ı münferit bir macera olmaktan çıkararak ülkesel egemenlik ve deniz hukukunun sınırları bağlamına yerleştirmesidir.

    3. Ali Cengiz’in Karşı Yaklaşımı

    Ali Cengiz, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi” başlıklı makalesinde Sealand’ın devlet niteliği lehine farklı değerlendirmeler geliştirmektedir. Sealand’ın fiili sürekliliği, örgütlenmesi ve diğer devletlerle gerçekleştirdiği ileri sürülen temaslar çalışmada önem taşır.[7]

    Bu yaklaşım dikkat çekici olmakla birlikte, yabancı bir makamla temas kurulmasının veya bir belgenin belirli bir işlemde kullanılmasının otomatik olarak devletin tanınması sonucunu doğurmadığı unutulmamalıdır. Siyasi temas, konsolosluk işlemi, yargı yetkisine ilişkin karar ve hukuki tanıma birbirinden ayrılmalıdır.

    Çamyamaç ve Cengiz’in farklı sonuçlara ulaşması, asıl uyuşmazlığın yalnızca Sealand’ın durumunda değil, devletin varlığının hangi hukuki yöntemle belirleneceği sorusunda toplandığını gösterir.

    4. İngilizce Literatürde Farklı Yaklaşımlar

    Trevor A. Dennis’in çalışması Sealand’ın özel kişiler tarafından kurulan bir siyasi yapı olarak uluslararası hukuk kişiliği kazanma iddiasını inceler. Andrew H. E. Lyon ise Sealand’ın bağımsızlık ve tanınma iddiası lehine geliştirilebilecek argümanlar üzerinde durur.[8][9]

    Imogen Saunders’ın yapay adalara ilişkin çalışması, doğal ada ve devlet ülkesi kavramlarının her durumda özdeş kabul edilmemesi gerektiği yönünde önemli bir tartışma açar.[5]

    James Grimmelmann ise Sealand’da yürütülmek istenen HavenCo internet barındırma girişimini hukukun üstünlüğü bakımından incelemiştir. Çalışma, kağıt üzerinde kural ilan eden bir yönetimle, hukuki ilişkileri gerçekten sürdürebilen kurumlar arasındaki farkı ortaya koyar.[10]

    5. Tanıma ve Diğer Devletlerle İlişkiler

    Sealand lehine sıklıkla başvurulan anlatılardan biri, 1968 yılında bir İngiliz mahkemesinin platformun bulunduğu konum bakımından yargı yetkisini tartışmış olmasıdır. Ancak bir mahkemenin belirli bir ceza uyuşmazlığında yargı yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşması, yeni bir devletin tanındığı anlamına gelmez.

    Aynı şekilde devlet görevlilerinin Sealand temsilcileriyle teması da tek başına hukuki tanıma değildir. Bununla birlikte bu tür ilişkiler, Sealand’ın dış bağımsızlık ve hukuki işlem kapasitesinin somut olayda incelenmesinde tümüyle dışlanmamalıdır.

    Dolayısıyla önerilen yaklaşım, tanımanın devletin zorunlu kurucu unsuru olduğunu ileri sürmez. Diğer devletlerin davranışlarını, pozitif hukuk bakımından dikkatle nitelendirilecek olgular ve bağımsızlık kapasitesine ilişkin deliller olarak ele alır.

    V. Klasik Devlet Teorisinin Sınırları ve Pozitivist Bir Değerlendirme Yöntemi

    1. Üç Unsurun Soyut Bir Devlet İdealine Dönüşmesi Sorunu

    Devlet teorisinin geleneksel öğretiminde ülke, millet ve egemenlik çoğu zaman sınırları açık, değişmez ve birbirinden bağımsız koşullar gibi sunulur. Oysa modern devletler nüfus yapıları, kurumsal gelişmişlikleri, toprak özellikleri ve dış ilişkileri bakımından büyük farklılıklar göstermektedir.

    Devletin insan topluluğunun homojen bir millet biçiminde örgütlenmesi gerekmez. Devlet kudreti tüm toplumsal ihtiyaçları eksiksiz karşılayan ideal bir otorite olarak bulunmak zorunda değildir. Devlet ülkesinin hukuki sınırları ise deniz hukuku ve değişen coğrafi koşullar bağlamında yeni sorunlarla karşılaşmaktadır.

    Bu yüzden eleştirilmesi gereken üç unsur teorisinin varlığı değil, bu unsurların soyut bir ideal devlet modelinin değişmez gerekleri gibi mekanik biçimde kullanılmasıdır.

    2. Pozitivist Yöntem Ne Anlama Gelir?

    Bu çalışmada “pozitivist” yaklaşım, yalnızca fiili gücü başarılı olan siyasi oluşumları devlet kabul eden bir anlayış anlamına gelmemektedir. Hukuki pozitivizm bakımından esas, hukuki sonuçların geçerli hukuk kaynaklarına dayanarak belirlenmesidir.

    Uluslararası hukukta bu, antlaşmaların, uluslararası teamülün, genel hukuk ilkelerinin ve yardımcı kaynak niteliğindeki yargı kararları ile öğretinin sistemli biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Devletlerin uygulamaları ve hukuken gerekli olduğuna ilişkin kanaatleri, özellikle teamül kurallarının tespitinde dikkate alınır.

    Dolayısıyla bir siyasi oluşumun başka devletlerle ilişki kurması veya uluslararası görünürlük elde etmesi tek başına devlet yaratmaz. Fakat bu ilişkiler, bağımsız kamu otoritesinin, hukuki işlem kapasitesinin ve uluslararası hukuk kişiliğinin somut niteliğinin tespitinde önem taşıyabilir.

    3. Devletin Hukuki Varlığı, Fiili Etkinlik ve Uluslararası İlişkiler

    Devletin varlığının belirlenmesinde iki farklı düzey birbirinden ayrılmalıdır. İlk düzey, devlet olmanın hukuki koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. İkinci düzey ise devlet olduğu ileri sürülen yapının uluslararası hukukta hangi hakları kullanıp hangi yükümlülükleri üstlenebildiğidir.

    Bu iki düzey birbirine bağlıdır fakat aynı değildir. Bir devletin belirli bir tarihte diplomatik ilişki kurmamış olması, devlet niteliğinin yokluğunun kesin kanıtı sayılamaz. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler yürütebilme, antlaşma yapabilme ve kendi adına hukuki sorumluluk üstlenebilme kapasitesi, gerçek bağımsızlık konusunda önemli veriler sağlayabilir.

    Sealand’ın statüsü değerlendirilirken yalnızca platformun yapay niteliğine veya düzenlenen vatandaşlık belgelerinin sayısına bakmak yerine, bağımsız kamu otoritesinin somut işleyişi, hukuki işlemlerinin etkisi ve diğer devletlerin egemenlik yetkileriyle ilişkisi de incelenmelidir.

    4. Kurumsal ve Fonksiyonel Modern Devlet Anlayışı

    Modern devlet yalnızca sınırları belirli bir alanda yaşayan insanların yönetimi değildir. Hukuk yaratan, hukuku uygulayan, uluslararası ilişkileri sürdüren ve kendi adına hak ve yükümlülüklere sahip olan kurumsal bir yapıdır.

    Kurumsal süreklilik, etkili kamu otoritesi ve hukuki işlem kapasitesi, klasik kurucu unsurlara rakip yeni ve kesin koşullar olarak değil, bu unsurların somut anlamını aydınlatan göstergeler olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde uluslararası antlaşma yapan bir şirketin veya uluslararası örgütün de devlet sayılması gibi hukuken hatalı sonuçlara varılabilir.

    Bu nedenle önerilen yöntem, devlet kavramını sınırsız biçimde genişletmek değil, uluslararası hukuk kişiliği ile kurucu unsurlar arasında daha tutarlı bir ilişki kurmaktır.

    5. Devletin Kuruluşu ile Devamlılığının Ayrılması

    Yeni bir siyasi oluşumun devlet olarak ortaya çıkmasıyla mevcut bir devletin zaman içinde ülkesi veya kurumları önemli ölçüde değişse bile hukuk kişiliğini sürdürmesi aynı mesele değildir. Uluslararası hukukta devletin sürekliliğine ilişkin değerlendirmeler, ilk kuruluş koşullarından farklı sonuçlara ulaşabilir.

    Bu ayrım, özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle fiziksel ülkesi tehlikeye giren ada devletleri bakımından önemlidir. Mevcut bir devletin devamlılığı lehine geliştirilen hukuki savlar, Sealand gibi kuruluşundan itibaren devlet niteliği tartışmalı bir yapıya otomatik olarak uygulanamaz.[11]

    VI. Sealand’dan Günümüze: Yapay Adalar, Dijital Devletler ve Devletin Geleceği

    Sealand’ın 1967 yılında bağımsızlığını ilan ettiği dönemde Roughs Tower, Birleşik Krallık’ın üç deniz millik karasuları sınırının dışında bulunuyordu. Ancak Birleşik Krallık, 1987 tarihli Territorial Sea Act ile karasularını kural olarak 12 deniz miline genişletmiş ve ilgili düzenleme 1 Ekim 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten sonra platform, Birleşik Krallık’ın ilan ettiği karasuları sınırları içinde kalmıştır.

    1987 tarihli düzenleme, 1967’de Sealand’ın devlet olarak kurulup kurulmadığı tartışmasını tek başına geçmişe etkili biçimde çözmez. Bununla birlikte Sealand’ın bugün üzerinde bulunduğu deniz alanının statüsünü değerlendirirken önemlidir.

    Günümüzde yapay deniz yerleşimleri, iklim değişikliği, dijital yönetişim ve sınır aşan kamu hizmetleri, ülke ve egemenlik kavramlarının geleneksel yorumlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle ada devletlerinin fiziksel ülkelerinin geleceği, devletin devamlılığı bakımından ciddi bir hukuk problemi yaratmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonunun deniz seviyesinin yükselmesi ve uluslararası hukuk konusundaki 2025 tarihli çalışmaları ile Nicholas Tsagourias ve Agnes Rydberg’in 2026 yılında yayımlanan incelemesi, mevcut devletin ülkesini kaybetmesi halinde hukuk kişiliğinin devamı, yapay alanlar ve farklı kurumsal süreklilik modelleri üzerinde durmaktadır.[11][12]

    Buradaki temel ayrım korunmalıdır: Sealand yeni bir devletin kurulması iddiasıdır; deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen ada devletleri ise zaten sahip oldukları uluslararası hukuk kişiliğini sürdürme meselesiyle karşı karşıyadır.

    Bununla birlikte her iki konu da aynı temel soruyu gündeme getirir: Fiziksel ülke, gerçek kamu otoritesi ve uluslararası hukuk kişiliği arasındaki ilişki, modern koşullarda nasıl kurulmalıdır?

    Sonuç

    Sealand olayı, devletin varlığına ilişkin geleneksel kurucu unsur teorilerinin somut bir yargı uyuşmazlığında nasıl uygulandığını göstermektedir. Köln İdare Mahkemesi, 3 Mayıs 1978 tarihli kararında Sealand’ın devlet ülkesi ve insan topluluğu unsurlarını taşımadığı sonucuna ulaşmış; bu nedenle Sealand vatandaşlığı kazandığını ileri süren davacının Alman vatandaşlığını kaybetmediğini kabul etmiştir.

    Mahkemenin kararı, klasik üç unsur teorisiyle açıklanabilir olmakla birlikte özellikle yapay bir platformun ülke niteliği ve insan topluluğunun gerçekliği bakımından tartışmaya açık gerekçeler barındırmaktadır. Türkçe ve yabancı literatürdeki farklı değerlendirmeler de bu sorunun tek bir ezber tanımla çözülemeyeceğini göstermektedir.

    Anıl Çamyamaç’ın devletin kurucu unsurları ve deniz hukukunun sınırları üzerinde yoğunlaşan incelemesi ile Ali Cengiz’in Sealand’ın fiili sürekliliğine ve uluslararası temaslarına daha çok ağırlık veren yaklaşımı farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Andrew Lyon ve Imogen Saunders ise Sealand’ın bağımsızlık iddiası ve yapay yapıların ülke oluşturması bakımından alternatif hukuki değerlendirmeler sunmaktadır.

    Bu çalışmanın vardığı sonuç, devletin ülke, millet ve egemenlik unsurlarının terk edilmesi gerektiği değildir. Asıl sorun, bu unsurların soyut bir ideal devlet tasavvurunun değişmez parçalarıymış gibi uygulanmasıdır. Üç unsur teorisi önemini korumaktadır; fakat her unsurun somut hukuki anlamı, pozitif uluslararası hukukun kaynakları ve devletlerin gerçek uygulamalarıyla belirlenmelidir.

    Devlet, yalnızca belli sınırlar içinde yaşayan insanlardan ve kendisini egemen ilan eden yönetimden ibaret değildir. Devlet aynı zamanda hukuk düzenini sürdüren, kamusal yetkiler kullanan, kendi adına uluslararası yükümlülükler üstlenebilen ve diğer devletlerle hukuki ilişkiler kurabilen kurumsal bir varlıktır.

    Diğer devletlerle ilişkilerin önemsenmesi, devletin ancak siyasi olarak tanındığında doğacağı anlamına gelmez. Tanıma ile devletin varlığı ayrılmalıdır. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler kurabilme kapasitesi, başka devletlerin hukuki uygulamaları, kurumsal etkinlik ve uluslararası sorumluluk, devletin gerçek hukuki konumunu değerlendirmeye yarayan olgulardır.

    Sealand özelinde esas soru yalnızca beton sütunlar üzerindeki bir yapının toprak sayılıp sayılamayacağı değildir. Asıl soru, bu yapı üzerinde örgütlenen siyasi oluşumun pozitif uluslararası hukuk bakımından bağımsız bir devlet kişiliği kazanıp kazanmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, hem klasik kurucu unsurların hem de uluslararası hukukun somut kuralları ve uygulamalarının birlikte incelenmesini gerektirir.

    Kanaatimizce modern devlet teorisinin temel meselesi, devletin ne olması gerektiğine ilişkin ideal bir model kurmaktan ziyade, hangi siyasi oluşumun hangi pozitif hukuk kuralları uyarınca devlet olarak kabul edilebileceğini ve bu statünün uluslararası hukuk düzeninde hangi sonuçları doğurduğunu açıklamak olmalıdır.

    Bu nedenle devletin varlığına ilişkin inceleme, ülke–millet–egemenlik üçlüsünün mekanik uygulanmasından çıkarılarak; uluslararası ilişkiler, kurumsal etkinlik, hukuki kişilik ve pozitif hukuk kaynakları çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.

    Bu yöntem Sealand’ın devlet olduğunu peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Aksine hukuki sınıflandırmanın daha titiz yapılmasını sağlar. Sealand davasının günümüzde de önemli olmasının nedeni, verdiği kesin cevaptan çok devletin hangi yöntemle tanımlanması gerektiğine ilişkin sürdürdüğü tartışmadır.

    Karar ve Doktrin Atıfları

    1. Verwaltungsgericht Köln, Urteil vom 03.05.1978, Az. 9 K 2565/77, Deutsches Verwaltungsblatt, 1978, s. 510 vd.; In re Duchy of Sealand, International Law Reports, C. 80, 1989, s. 683–688. Kararın ülke ve insan topluluğu değerlendirmesi için bkz. ILR, s. 685–688.
    2. ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220, özellikle s. 184 vd. ve s. 201–205.
    3. JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Aufl., Berlin, 1914.
    4. Convention on Rights and Duties of States (Montevideo Convention), 26.12.1933, md. 1 ve 3.
    5. SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684.
    6. HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002, özellikle s. 5–6.
    7. CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704, özellikle s. 698–701. DOI: 10.52096/usbd.7.31.35.
    8. DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd.
    9. LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd.
    10. GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484.
    11. International Law Commission, Sea-level Rise in Relation to International Law, Study Group Final Report, 2025; ayrıca bkz. ILC, 76. Oturum Raporu.
    12. TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102.

    Kaynakça

    A. Türkçe Akademik Kaynaklar

    • AKKUŞ, Berkant, “Yapay Adaların Uluslararası Deniz Hukukundaki Statüsü”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 1, 2024, s. 465–511. DergiPark.
    • CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704. DOI | PDF.
    • ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220. Dergi arşivi (PDF).

    B. Almanca Akademik Kaynaklar

    • HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002. Ders notu (PDF).
    • JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Auflage, Berlin, 1914.
    • LEISNER, Walter, Sealand’ın uluslararası hukuk statüsüne ilişkin 1975 tarihli hukuki mütalaa; burada mahkeme kararında ve ikincil literatürde aktarılan görüşleri esas alınmıştır.
    • TUCHTFELD, Erik / SCHUBERTH, Sophie / LISCHEWSKI, Isabel / ESCHENHAGEN, Philipp, “#7 Völkerrechtssubjektivität: Staat oder nicht Staat, das ist hier die Frage”, Völkerrechtsblog, 02.07.2021. Yayın.

    C. İngilizce Akademik Kaynaklar

    • DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd. Akademik arşiv.
    • GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484. Akademik arşiv.
    • LEIGH, Monroe, “Federal Republic of Germany: In Re Citizenship of X. 1978”, American Journal of International Law, C. 77, S. 1, 1983, s. 160–161. PDF.
    • LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd. Akademik arşiv.
    • SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684. Akademik arşiv.
    • TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102. DOI.

    D. Kararlar, Antlaşmalar ve Resmi Belgeler

    Akademik yöntem notu: Ulusal mahkeme kararı ile uluslararası yargı kararı, devletin tanınması ile devletlerin fiili temasları ve yeni devletin kurulması ile mevcut devletin devamlılığı birbirinden ayrılmıştır. Pozitivist ve ilişkisel değerlendirme önerisi, yazarın doktrinel yaklaşımıdır; uluslararası hukukta yerleşmiş bağımsız bir kurucu unsur testi olarak sunulmamaktadır.

    Dolğun Akademi — Devlet Teorisi ve Uluslararası Hukuk İncelemeleri.

  • Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    17 Ekim 2026 | Aile Hukuku – Mal Rejimleri – Şirketler Hukuku

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma: Tek Ortaklı Şirket, Gizlenen Birikimler, Katılma Alacağı, İhtiyati Tedbir ve Haciz (2026)

    Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    Özet: Eşin tek ortaklı şirketinde para ve taşınmaz bulundurması mal rejimi tasfiyesinde nasıl değerlendirilir? Kusurlu eşin şahsi adına hiçbir varlık görünmemesi, katılma alacağını ortadan kaldırır mı? Şirket payları, temettüler, ortak cari hesapları, kişisel harcamalar, dağıtılmayan karlar, mal kaçırma iddiası, mal ayrılığı sözleşmesi, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil toplama yöntemleri; güncel mevzuat, Yargıtay kararları ve akademik eserler ışığında incelenmektedir.

    1. Boşanmada tek ortaklı şirketin hukuki konumu

    Boşanma uyuşmazlıklarında sık rastlanan bir yapı, eşlerden birinin tek pay sahibi ve yönetici olduğu bir limited veya anonim şirket üzerinden bütün gelirlerini, yatırımlarını ve yüksek tutarlı harcamalarını gerçekleştirmesidir. Ticaret sicilinde eşin adına yalnız şirket payı görünür; taşınmaz, araç, mevduat ve ticari yatırımlar ise şirketin kayıtlarındadır. Böyle bir görünüm tek başına hukuka aykırılık veya mal kaçırma ispatı değildir. Bununla birlikte özellikle kişisel malvarlığının bilinçli olarak boşaltılması, şirket hesaplarının kişisel cüzdan gibi kullanılması ve olası katılma alacağının tahsilinin güçleştirilmesi iddiaları bakımından ayrıntılı incelemeyi gerektirebilir.

    Temel ayrım: Şirketin taşınmazı, aracı ve banka hesabı şirketin mülkiyetindedir. Eşin malvarlığına giren unsur kural olarak şirket payı, paya bağlı mali haklar, şirketten doğmuş gerçek alacakları, elde ettiği ücret veya kar payı olabilir. Tek ortaklı şirketlerde de bu ayrım geçerlidir; ortak sayısının bir olması tüzel kişiliği kaldırmaz (TTK m. 125, 573-574).

    Dolayısıyla “şirkette 50 milyon TL var, bunun 25 milyonu eşime ait” ifadesi hukuki bir hesaplama değildir. İlk aşamada paranın şirkete ait olduğunun, payın kime ve hangi sebeple ait olduğunun, şirketin borçlarının ve payın net değerinin tespiti gerekir. [1], [2], [3]

    2. Kusurlu eşin şirketinde biriken para: kusur katılma alacağını etkiler mi?

    Boşanmada kusur, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat ile boşanmanın diğer sonuçları bakımından önem taşır. Ancak mal rejimi tasfiyesi öncelikle malın hangi rejime tabi olduğunu, hangi tarihte ve hangi kaynaktan edinildiğini araştırır. Bu nedenle sadakatsizlik, hakaret, psikolojik şiddet veya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur, kendiliğinden şirketin yarısının karşı tarafa verilmesi sonucunu doğurmaz.

    TMK m. 236/2, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde kusurlu eşin diğer eşin artık değerindeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması ya da kaldırılması olanağını öngören özel bir düzenlemedir. Bu istisna, her ağır kusur halinde otomatik uygulanmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.05.2026 tarihli E. 2025/7106, K. 2026/5270 sayılı kararında zina nedeniyle boşanma mevcut olmasına rağmen, kusur dereceleri, evlilik süresi ve sosyoekonomik koşullar değerlendirilmeden payın bütünüyle kaldırılması isabetsiz bulunmuştur. [4], [5]

    Sonuç: Kusur, tazminat davasının; şirkette biriken ekonomik değer ise mal rejimi tasfiyesinin ayrı hukuki sorularıdır. Aynı dosyada birlikte tartışılabilseler de hesapları ve ispat konuları birbirine karıştırılmamalıdır.

    3. Şirket payı edinilmiş mal mı, kişisel mal mı?

    3.1. Evlilik sırasında bedel karşılığında edinilen pay

    Edinilmiş mallara katılma rejimi sürerken çalışma karşılığı gelir veya edinilmiş birikimle kurulan veya satın alınan şirket payı, aksi kanıtlanmadıkça edinilmiş mal kabul edilir. Şirket kuruluşundaki nominal sermaye ile tasfiye sırasındaki payın gerçek ekonomik değeri aynı değildir. Dava konusu, payın ticari gerçekliği yansıtan değeridir; şirketin bütün aktifleri değil.

    3.2. Evlilikten önce var olan veya mirasla edinilen pay

    Evlilikten önce edinilen ya da miras veya karşılıksız kazandırmayla elde edilen pay kural olarak kişisel maldır (TMK m. 220). Ne var ki kişisel malın geliri, aksine geçerli sözleşme yoksa edinilmiş maldır (TMK m. 219/4). Şirketin ortaklık payı kişisel mal olsa bile evlilik boyunca ortağa ödenen temettü, ücret, fiili gelir ve bunların yerine geçen birikimler incelenir.

    3.3. Kişisel mal ile edinilmiş malın karışması

    Şirket evlenmeden önce kurulmuş olabilir; sonradan edinilmiş kaynaklarla sermaye artırımı, başka ortağın payını edinme veya şirket varlığını büyütme gerçekleşebilir. Bu durumda tek bir “pay kişiseldir” ya da “şirket edinilmiştir” cevabı her zaman yeterli olmaz. Para akışının kaynağı, sermaye işlemleri, bedel ödeme belgeleri ve denkleştirme iddiaları birlikte incelenmelidir. Katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme müesseseleri farklı koşullara tabidir. [1], [6], [7]

    4. Şirketin banka hesabındaki para ve dağıtılmamış kar nasıl değerlendirilir?

    Şirket hesabındaki para sırf tek ortak bulunması nedeniyle ortağın şahsi mevduatı sayılamaz. Şirketin ticari sermayesi; mal ve hizmet bedelleri, tedarikçi borçları, çalışan alacakları, vergi yükümlülükleri ve işletme sermayesi ihtiyacıyla birlikte değerlendirilir. Buna karşılık kârın dağıtılmayıp şirket içinde tutulması, eşin payının değerini veya payına bağlı ekonomik hakları etkileyebilir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli ve Adalet Bakanlığının resmi içtihat sisteminde yayımlanan kararında, evlenmeden önce edinilmiş şirket hissesi kişisel mal olsa da evlilik süresindeki kar payı geliri yönünden araştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir. İnceleme yalnız “kar dağıtım kararı var mı?” sorusuyla sınırlandırılmamalıdır: karın ödenip ödenmediği, ödenmişse varlığını koruyup korumadığı veya yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği, dağıtılmamışsa şirkete yeniden yatırımda kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır. Aynı doğrultuda 20.10.2021 tarihli bir Yargıtay kararında yalnız özsermaye artışına dayalı yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesi eleştirilmiştir. [8], [9]

    Çifte hesaplama yasağına dikkat: Evlilik dönemi karları şirketin pay değerine zaten yansımışsa, aynı ekonomik artışın hem hisse değerinde hem bağımsız kar alacağında mükerrer biçimde hesaba katılması önlenmelidir. Dağıtılabilir kar, yasal yedekler, nakit akışları, yatırım kaynakları ve şirketin borçları bilirkişice birlikte ele alınmalıdır. Bu hesaplama her somut dosyada farklı olabilir.

    5. Bütün kişisel harcamaların şirket üzerinden yapılması neyi gösterir?

    Şirket kredi kartıyla aile tatili, özel eğitim, konut kirası, market alışverişi, lüks tüketim, özel araç, seyahat veya şahsi gayrimenkul bedellerinin karşılanması tek başına bütün ödemelerin edinilmiş mal olduğu anlamına gelmez. Ancak gerçek gelir ve yaşam standardının ortaya konması, kişisel yararlanmanın tespiti, mali tabloların güvenilirliğinin sorgulanması ve şirket ile ortak arasındaki finansal ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından önemli göstergelerdir.

    İncelemede şirketin muhasebe kayıtlarında bu ödemelerin “gider”, “ortaklardan alacak”, “ücret”, “kar dağıtımı”, “avans”, “borç” veya başka bir kalem olarak gösterilip gösterilmediğine bakılır. Özellikle 131-Ortaklardan Alacaklar, 331-Ortaklara Borçlar gibi hesaplar (kullanılıyorsa), ortak cari hareketleri, bordro, genel kurul kararları, e-fatura/e-arşiv belgeleri ve banka ekstreleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu hesap kodları hukuki niteliği tek başına belirlemez; muhasebeleştirme gerçeği denetlenmelidir.

    Fiili yaşam standardı ile resmi kişisel gelir arasında büyük uçurum bulunması, nafaka veya TMK m. 174 tazminat taleplerinin ekonomik durum değerlendirmesi bakımından da anlamlı olabilir. Ancak mahkeme, yalnız lüks yaşam iddiasından hareketle şirketin aktiflerini doğrudan diğer eşe ait sayamaz.

    6. Şirket üzerinden mal kaçırma hangi işlemlerle gündeme gelir?

    “Mal kaçırma” uygulamada tek tip bir hukuki işlem değildir; muvazaa, katılma alacağını azaltma kastıyla devir, karşılıksız kazandırma, ortağın şahsi parasını görünmez kılma, şirketin kötüye kullanılması veya şirket payının değerini yapay şekilde düşürme gibi farklı olgularla karşılaşılabilir. Her işlem için farklı hukuki neden, taraf ve delil gereklidir.

    • Pay devri: Boşanma öncesinde şirket hisselerinin akraba, çalışan veya yakın kişiye rayicin çok altında ya da bedelsiz devri.
    • Ortak cari hesabı hareketi: Eşe ait edinilmiş paranın şirkete gerçek ekonomik sebep olmadan aktarılması; sahici borç olup olmadığının araştırılması.
    • Görünürde şirket borcu: Dayanağı bulunmayan borç senetleri, ilişkili taraf faturaları veya muhasebe kayıtlarıyla pay değerinin düşürülmesi iddiası.
    • İlişkili şirkete aktarım: Mal, müşteri portföyü, marka, iş makinesi veya ticari faaliyetin farklı bir şirkete düşük bedelle kaydırılması.
    • Dağıtılmayan kar: Şirketin gerçek yatırım veya işletme ihtiyacının ötesinde, pay geliri üzerinde diğer eşin hakkını etkisizleştirme amacı taşıdığı ileri sürülen işlemler.
    • Şirkete ait görünüm altında şahsi kullanım: Şahsi olarak finanse edilen taşınmazın görünürde şirket adına alınması iddiası; gerçek finansman ve mülkiyetin yargılama yoluyla açıklığa kavuşturulması.

    Bu olgular tek başlarına kesin muvazaa karinesi değildir. Olağan ticari gerekçe, gerçek karşı edim, şirketin bağımsız ekonomik yararı, işlemin zamanı ve para transferlerinin izlenebilirliği önem taşır. [10], [11], [12]

    7. TMK m. 229: Şirket payını veya parayı kaçıran eşe karşı eklenecek değer

    TMK m. 229, mal rejimi tasfiyesinde birtakım ekonomik değerlerin fiilen elde bulunmasalar bile hesaplamaya eklenmesine imkan sağlar. İki ayrı kategori vardır: (i) mal rejiminin bitiminden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ve (ii) mal rejimi boyunca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler. İkinci ihtimal yalnız son bir yıla bağlı değildir.

    Şirket payının görünüşte satılması, eşe ait kişisel paranın karşılıksız olarak şirkete geçirilmesi veya ilişkili kişilere değer aktarılması bazı somut koşullarda bu incelemeyi gerektirebilir. Bununla birlikte şirkete yapılan her sermaye katkısı bir kayıp değildir: karşılığında payın gerçek değeri artmışsa ekonomik sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

    2026 örneği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.01.2026 tarihli E. 2025/435, K. 2026/795 sayılı kararında, taşınmaz payının önce üçüncü kişiye, altı ay sonra davalı eşin babasına devredilmesi, dosyadaki geçimsizlik ve yaşamın olağan akışı kapsamında incelenmiş ve devredilen payın eklenecek değer kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar doğrudan şirket payına ilişkin değildir; fakat katılma alacağını azaltma kastının somut olaylardan nasıl çıkarılabileceğine örnektir. [13]

    Eklenen değer, devrin otomatik olarak iptal edilmesi demek değildir. Değer, tasfiye hesabına dahil edilir; üçüncü kişiye karşı ileri sürülecek özel istemlerin ayrıca koşulları vardır. [10], [11]

    8. Üçüncü kişiden talep: TMK m. 241 şirket için doğrudan sorumluluk oluşturur mu?

    TMK m. 241 uyarınca, tasfiyede borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa, hesapta dikkate alınması gereken karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişiler hakkında eksik kalan miktarla sınırlı istem gündeme gelebilir. Bu hak, ihlalin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürelerle sınırlanmıştır.

    Bu düzenleme “eşin ortağı olduğu şirket otomatik olarak bütün katılma alacağından sorumludur” şeklinde okunamaz. Şirketin ayrı tüzel kişiliği, yararlanmanın niteliği, uygun dava sebebi, taraf teşkili ve mahkemenin inceleme alanı önemlidir. Özellikle Yargıtayın 04.02.2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı, sırf hissedarlık nedeniyle şirket mallarına ihtiyati tedbir konulmasının TMK m. 229 üzerinden de meşrulaştırılamayacağını açıklamıştır. [2], [3]

    9. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve tek ortaklı şirket

    Ticaret şirketinin ayrı tüzel kişiliğinin kötüye kullanıldığı ileri sürülüyorsa, olağan mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir hukuki tartışma olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, muvazaa, dürüstlük kuralına aykırılık veya somut sorumluluk sebepleri değerlendirilebilir. Türk hukuk öğretisinde malvarlıklarının karışması, yetersiz özkaynak ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması gibi durumlar incelenir. Ancak bu doktrin istisnaidir ve yalnız tek ortaklı olma olgusundan sonuç çıkarılamaz.

    Örneğin ortak, şirketin ayrı hesaplarını tutmuyor; şirket kasasıyla düzenli şahsi alışveriş yapıyor; şirket dışındaki borçlardan kurtulmak için gerçekte kendisine ait ekonomik varlıkları şirket katmanında gizliyorsa, delillerin niteliğine göre ayrı davalar ve ticaret hukuku iddiaları gündeme gelebilir. Fakat aile mahkemesinden, sırf boşanma davasının tarafı şirketin ortağı olduğu için şirketin bütün varlıklarına tedbir konulmasını istemek, 2025 içtihadıyla bağdaşmaz. [12], [14], [15]

    10. Yargıtay 2. HD 04.02.2025: Şirketin araçlarına ve taşınmazlarına tedbir konulamaz

    E. 2025/49, K. 2025/923, 04.02.2025. Bölge adliye mahkemelerinin farklı uygulamalarından kaynaklanan içtihat uyuşmazlığında Yargıtay, şirketin mülkiyetindeki taşınmaz ve araçların, ortak eşin mal rejimi tasfiyesi davasının uyuşmazlık konusu olmadığını vurgulamıştır. Dosyanın olayında şirketin çok sayıda taşınmazı ve aracı üzerinde tedbir kurulması tartışılmıştır.

    Kararın hukuki dayanakları arasında HMK m. 389’un uyuşmazlık konusu sınırlaması, TTK m. 125’in tüzel kişilik ilkesi, TTK m. 133’ün ortağın kişisel alacaklılarına ilişkin düzenlemeleri ve İİK’nın haciz hükümleri bulunmaktadır. İlgili dava bakımından korunmaya çalışılan değer; eşin şirket hisseleri ile paya bağlı malvarlıksal haklarıdır. Şirketin kendi adına kayıtlı varlıkları ise ayrı tüzel kişiye aittir. [2], [3]

    Önemli sınır: Bu karar, geçerli başka bir hukuki sebebe dayanan ve şirketin bizzat taraf olduğu bağımsız bir uyuşmazlıkta hiçbir tedbir verilemeyeceği anlamına gelmez. Kararın belirlediği sınır, sırf eşin ortak olması nedeniyle açılan mal rejimi tasfiyesi davasındaki tedbirdir.

    11. Hangi malvarlığı üzerinde tedbir veya haciz istenebilir?

    Mal veya hak Hukuki sahip Öncelikle tartışılabilecek yol
    Eşin limited/anonim şirket payı Eş Somut uyuşmazlık ve HMK 389 şartları varsa pay devrini sınırlayan ihtiyati tedbir; para alacağı koşulları oluşursa payın ihtiyati haczi
    Eşin şirketten doğmuş, gerçek ve belirli alacağı Eşin şirkete karşı şahsi alacağı Hukuki niteliğine göre alacağın tespiti ve alacak/hak üzerinde uygun koruma veya haciz
    Dağıtılmasına karar verilmiş kar payı Karar ve alacak doğum koşullarına göre eşin hakkı Pay sahibinin alacağının korunması; üçüncü kişi konumundaki şirketle ilişki gözetilerek
    Şirket adına tapulu taşınmaz ve araç Şirket Yalnız eşin mal rejimi davası nedeniyle doğrudan tedbir kural olarak mümkün değil (2025 Yargıtay kararı)
    Şirketin bankadaki mevduatı Şirket Şirketin parası ortak eşe aitmiş gibi otomatik bloke edilemez
    Eşin kişisel banka hesabı ve taşınmazı Eş Hak ve istemin niteliğine göre HMK, TMK veya İİK kaynaklı uygun koruma
    Eşin doğrudan sahibi olduğu şahıs işletmesi aktifleri İşletmenin türüne göre gerçek kişi olabilir Ayrı tüzel kişilik olup olmadığı önce saptanır; tek kişi sermaye şirketiyle karıştırılmamalıdır

    Koruma kararı malvarlığının tamamı üzerine otomatik konulmaz; talep, yaklaşık ispat, risk, orantılılık ve üçüncü kişilerin hakları değerlendirilir.

    12. HMK m. 389: Şirket payına ihtiyati tedbir hangi koşullarla konulabilir?

    İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu hakkın yargılama sırasında el değiştirmesi veya zarara uğraması riskine karşı geçici hukuki korumadır. HMK m. 389-390 uyarınca mevcut durumun değişmesinin hakkın elde edilmesini ciddi biçimde zorlaştırması, imkansızlaştırması veya gecikmenin ciddi zarar doğurması tehlikesi ve yaklaşık ispat aranır. Mahkeme, talep edilmeyen veya somutlaştırılmayan genel bir malvarlığı dondurma mekanizması gibi çalışmaz.

    Pay devrinin önlenmesi, uyuşmazlığın merkezindeki somut şirket payı üzerinde ilgili kurumlara bildirim yapılması veya paya ilişkin belirlenmiş bir tasarrufun sınırlandırılması gibi talepler düşünülebilir. Şirketin faaliyetini, çalışanlarını ve üçüncü kişi alacaklılarını gereksiz yere kilitleyecek kapsamda tedbirler ise ölçülülük sorununa yol açar.

    HMK m. 390/2 gereğince hakların derhal korunmasının zorunlu olduğu hallerde karşı taraf dinlenmeden karar verilebilir; ancak bu durum otomatik kabul sebebi değildir. Dava öncesi ve sonrası yetkili mahkeme, teminat ve tedbirin uygulanması için kanuni süreler ayrıca dikkate alınmalıdır. [2], [16]

    13. TMK m. 199: Ailenin ekonomik varlığını koruyan tasarruf sınırlaması

    TMK m. 199, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla belirli malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufun diğer eşin rızasına bağlanmasına imkan verir. Bu yol, boşanma davasında gelecekte doğacağı varsayılan her para alacağının sınırsız güvencesi değildir; aile birliğine ilişkin korunma ihtiyacı ve ölçülülük gösterilmelidir.

    Özellikle doğrudan eşe ait bir pay, taşınmaz veya malvarlığı değeri söz konusuysa bu düzenleme değerlendirilebilir. Ancak TMK m. 199, şirketin tüzel kişiliğini ortadan kaldırıp şirket adına kayıtlı bütün araç ve taşınmazların eşe ait kabul edilmesini sağlamaz. Aile konutu şerhi (TMK m. 194), TMK m. 199 tasarruf sınırlaması ve HMK ihtiyati tedbiri amaç ve koşulları bakımından ayrı araçlardır. [1], [17]

    14. İhtiyati haciz (İİK m. 257): Katılma alacağı henüz belirlenmemişse ne olur?

    İhtiyati haciz esasen para alacağını korur. İİK m. 257 bakımından rehinle temin edilmemiş, vadesi gelmiş bir para alacağı genel kuraldır. Vadesi gelmemiş alacak bakımından ancak kanunda belirtilen özel durumlarda (örneğin borçlunun belirli yerleşim yerinin bulunmaması ya da alacaklının haklarını ihlal etmeye dönük belirli kaçırma/hileli işlem koşulları) bu yola gidilebilir.

    Katılma alacağının tasfiye hesabıyla ortaya çıkarılması ve muacceliyeti ayrı bir teknik meseledir. Boşanma davasının açılması, tek başına tüm gelecekteki mal rejimi alacakları için kesin tutarlı ve muaccel para alacağı yaratmaz. Bu nedenle “şirketin milyonlarca lirası var, derhal ihtiyati haciz koyulsun” yaklaşımı hem borçlunun kimliği hem de alacağın hukuki niteliği yönünden başarısız olabilir.

    Somut dosyada para alacağı, muacceliyet veya İİK m. 257/2 koşulları yeterince yaklaşık ispat edilmişse, eşe ait paylar, mevcut kişisel varlıklar ve şirkete karşı kişisel alacaklar bakımından haciz düşünülebilir. Ancak şirketin ayrı malvarlığı eşin şahsi borcu için kendiliğinden haczedilemez. TTK m. 133, ortağın kişisel alacaklısının pay, kar veya tasfiye payı ve diğer ortak alacaklarından tahsilini düzenler. İİK m. 259 teminatı ve m. 261 ve 264’teki takip süreleri ayrıca gözetilmelidir. [2], [18]

    15. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, TMK 199 ve TMK 229 karşılaştırması

    Yol Hedef Temel soru Sınır
    HMK 389 ihtiyati tedbir Uyuşmazlık konusu hakkın korunması Hak el değiştirirse veya değişirse ciddi risk var mı? Dava konusu ve ölçülülük; üçüncü kişi şirket malları
    İİK 257 ihtiyati haciz Para alacağının tahsilini güvencelemek Alacak ve haciz sebebi kanuna uygun ve yaklaşık ispatlı mı? Para alacağı şartları, gerçek borçlu, teminat ve takip süreleri
    TMK 199 tasarruf sınırlaması Ailenin ekonomik varlığının korunması Evlilik birliği kaynaklı mali koruma ihtiyacı var mı? Belirli eş malvarlığı ve gerekli ölçü
    TMK 229 eklenecek değer Katılma alacağını hesaplama Karşılıksız kazandırma veya hakkı azaltma kastıyla devir var mı? Değer hesabıdır, kendiliğinden haciz veya mülkiyet aktarımı değil
    TMK 241 üçüncü kişi talebi Belirli karşılıksız kazandırmadan eksik alacağın tamamlanması Borçlu eşin malvarlığı yetersiz ve yasal şartlar oluşmuş mu? Yararlanıcı, eksik miktar, hak düşürücü süreler

    Yalnız “mal kaçırma şüphesi” demek yerine, hangi değerin hangi hukuki yolla ve hangi delillerle korunacağı gösterilmelidir.

    16. İspat planı: Şirket hesaplarından gerçek ekonomik duruma nasıl ulaşılır?

    Hukuka uygun delil toplama; şirket payının değeri, ortakla şirketin para ilişkisi, işlemlerin zamanı ve karşılığı hakkında birbirini doğrulayan kaynaklara dayanmalıdır. Aşağıdaki kaynaklar otomatik olarak sınırsız erişime açık değildir; ilgili, belirli ve ölçülü mahkeme müzekkereleri, ibraz yükümlülüğü, bilirkişi veya keşif yoluyla elde edilmesi gerekir.

    Kaynak İspat konusu Tipik talep
    Ticaret Sicili / MERSİS Kuruluş tarihi, ortaklar, pay değişimleri, sermaye artırımı Tescil dosyası, ana sözleşme, tarihsel ortaklık bilgileri
    Pay defteri ve genel kurul kararları Devir, kar dağıtımı, yedekler, tek ortak kararları Uyuşmazlık dönemi karar ve kayıtlarının ibrazı
    Bilanço / gelir tablosu / mizan Pay değeri, karlılık, borçlar, ilişkili işlemler İlgili yılların denetimli/kayda dayalı tabloları
    131 / 331 ortak cari hesapları Ortağa verilen paralar veya ortağın şirkete alacağı Yevmiye kayıtları, dekont ve sözleşme ile mutabakat
    Bankalar Şirket-ortak transferleri, açıklamalar ve para akışı Belirli dönem ve hesaplara ilişkin mahkeme celbi
    Tapu / TAKBİS, trafik tescil Şirket veya eş adına varlık tarihi ve devirler Hedeflenmiş kayıt, işlem ve bedel incelemesi
    Vergi / e-fatura / e-defter İşlem gerçekliği ve şirket gideri olarak yazılan ödemeler Uygun mahkeme veya bilirkişi incelemesi
    İlişkili şirket kayıtları Devir ilişkisi, emsalden farklı bedel, organik bağ Somut bağlantısı açıklanan işlem belgeleri
    SGK / bordro / ücret kayıtları Resmi ücret ve şahsi gelir Yıllar itibarıyla gelir karşılaştırması
    Bağımsız değerleme / sektör verileri İşletme değeri ve gerçek pay değeri Finansal ve sektörel bilirkişi raporu

    Delilin hukuka uygunluğu: Eşin haberi olmadan banka şifresine girme, ticari sır niteliğindeki kayıtları hukuka aykırı yöntemle ele geçirme veya gizlice hesap boşaltma önerilemez. Uyuşmazlıkla ilgisi bulunan kayıtlar mahkeme aracılığıyla istenmeli; gizlilik ve üçüncü kişilerin kişisel verileri korunmalıdır.

    17. Şirket payı nasıl değerlenir? Nominal sermaye, bilanço ve gerçek değer

    Şirketin ticaret sicilinde yazılı sermayesi tek başına şirket payının gerçek değerini göstermez. Şirketin defter değeri de her olayda sürüm değeri değildir. Bilirkişi heyetinin işe uygun olarak mali müşavir/bağımsız denetçi, şirket değerleme uzmanı ve gerektiğinde sektör uzmanından oluşması gerekebilir.

    17.1. İncelenebilecek yöntemler

    • Net aktif değer: Gerçek değerine getirilen varlıklardan gerçek borçların ve diğer yükümlülüklerin düşülmesi.
    • İndirgenmiş nakit akımları: Sürdürülebilir gelecekteki nakit akımlarının makul risk ve iskonto varsayımlarıyla bugüne getirilmesi.
    • Piyasa/emsal yaklaşımı: Karşılaştırılabilir şirket ve işlem verileriyle değer kontrolü.
    • Kazanç yaklaşımı: Normalleştirilmiş faaliyet karı, ilişkili kişi işlemleri ve sürdürülebilirliğin incelenmesi.

    Uygun yöntem, şirketin sektörüne, büyüklüğüne, bilançosuna ve erişilebilir delillere bağlıdır. Tek yönteme, örneğin yalnız vergi bilançosuna, bağlanmak gerçeği yansıtmayabilir. Şirketin alacakları tahsil edilebilir mi; varlıklar rehinli mi; ortakla yapılan borçlar gerçek mi; şirket faaliyetinin sürmesi için nakit zorunlu mu soruları cevaplandırılmalıdır.

    17.2. Değerleme tarihi

    TMK m. 225 uyarınca boşanma kararı verilmesi halinde mal rejiminin sona erme anı kural olarak boşanma davasının açıldığı tarihtir. Ancak TMK m. 235/1’e göre sona erme anında mevcut edinilmiş değerlerin tasfiye anındaki sürüm değerleri hesaba katılır. Eklenecek değerlerde ise m. 235/2’deki özel değerlendirme kuralı gözetilir. Pay değerlemesinde dönemlerin ve sonradan oluşan gerçek yeni faaliyet kazanımlarının birbirinden ayrılması gerektiği için uzman raporunda tarihler açıkça açıklanmalıdır. [1], [6], [9]

    18. Açıklayıcı örnekler: Katılma alacağı şirket üzerinden nasıl hesaplanır?

    Örnek A: Evlilik sırasında edinilmiş tek ortaklı şirket

    Varsayım: Şirketin düzeltilmiş varlıklarının değeri 40 milyon TL, gerçek borç ve yükümlülükleri 16 milyon TL, bu yöntemle bulunan net işletme/özsermaye değeri 24 milyon TL olsun. Şirketin tamamına ilişkin payın edinilmiş mal olduğu, kişisel mal katkısı ve başka denkleştirme olmadığı varsayılırsa hesaplama yalnız açıklama amacıyla 24 milyon TL artık değer ve diğer eş lehine 12 milyon TL katılma alacağı örneği verir. Gerçek davada ticari değerleme, karşılıklı alacaklar, diğer edinilmiş mallar, vergisel etkiler ve borçlar sonucu değiştirebilir. Ayrıca bu hesap şirket kasasından doğrudan 12 milyon TL çekilebileceği anlamına gelmez; alacak kural olarak borçlu eşe yöneliktir.

    Örnek B: Şirket payı evlilikten önce edinilmiş

    Şirketin payı evlilikten önce edinilmişse başlangıçta payın kendisi kişisel mal olabilir. Evlilik sırasında dağıtılmış 3 milyon TL temettü ve bunun mevcut olduğu, sözleşmeyle gelirlerin kişisel mal sayılmadığı kanıtlanırsa bu kazancın edinilmiş mal niteliği değerlendirilir. Buna karşılık aynı tutarın şirketin pay değerine gömülü bir unsur olup olmadığı ayrıca kontrol edilir; otomatik çifte paylaştırma yapılmaz.

    Örnek C: Eş adına hiç taşınmaz yok; fakat şirkete para aktarılmış

    Eş, evlilik döneminde biriktirdiği 8 milyon TL’yi şirket hesabına göndermiş olsun. Bu para gerçekte sermaye artırımı karşılığında konulmuşsa pay değeri, iadesi gereken belgeli ortak borcuysa şirketten alacak, karşılıksız ve alacak hakkını azaltma kastıyla yapılmış bir tasarrufsa somut koşullara göre TMK m. 229 ve diğer hükümler tartışılır. Üç işlem türü aynı hesaplama değildir.

    Bu örnekler gerçek dava dosyasının hesaplama aracı veya bilirkişi raporu yerine geçmez.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi tek ortaklı şirketi korur mu?

    TMK m. 202 ve devamı uyarınca eşler kanunda öngörülen mal rejimlerinden birini seçebilir. Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir; kural olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır (TMK m. 203-205). Eşler ayrıca kanuni sınırlar çerçevesinde TMK m. 221 kapsamında bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğacak belirli değerlerin kişisel mal sayılmasını veya kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal hesabına katılmamasını kararlaştırabilir.

    Geçerli mal ayrılığı, seçilen dönemde yasal katılma rejiminin artık değer paylaşımı esasının uygulanmamasına yol açabilir. Ancak bu durum evlilik sırasında daha önce yürürlükte bulunan edinilmiş mallara katılma döneminin kazanımlarının kendiliğinden silindiği anlamına gelmez (TMK m. 212). Önceki dönemin tasfiyesi ayrıca değerlendirilebilir.

    Ayrıca mal ayrılığı sözleşmesi; eşe ait doğrudan mülkiyet, gerçek borç-alacak ilişkileri, haksız fiil veya muvazaa iddiaları, aile birliğinden kaynaklanan yükümlülükler, nafaka ve boşanma tazminatı bakımından tüm hakları toptan ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin geçerliliği; ehliyet, gerçek irade, şekil, kapsam ve emredici hükümlere uygunluk bakımından araştırılır. [1], [19]

    20. Boşanmadan hemen önce imzalanan mal ayrılığı sözleşmesi ve feragat

    Boşanma olasılığı belirginleştiğinde imzalanan bir sözleşmenin varlığı, tek başına geçersizlik sebebi değildir. Ancak irade sakatlığı, baskı, hile, sahte imza, sözleşmenin kapsamı ve geçmiş döneme ilişkin tasfiye/feragat iradesinin açıklığı ayrı ayrı incelenmelidir. Bir metnin başlığında “mal ayrılığı” yazması, önceki dönem için açıkça kurulmamış bir feragat ilişkisini otomatik oluşturmaz.

    Mal rejimi değiştirme, mal rejimi tasfiye mutabakatı ve gelecekte doğacak belirli malvarlığı haklarından feragat birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. TMK m. 237-238 kapsamında artık değere katılmada farklı esasların boşanmada uygulanabilmesi için açık sözleşme düzenlemesinin önemi ayrıca gözetilmelidir. Mal rejimi tasfiye alacağından vazgeçme yorumunda açık irade ve somut kapsam belirleyicidir.

    21. Eşin üzerinde hiçbir şey yoksa ispat yükü kime düşer?

    TMK m. 222/3, bir eşin bütün mallarının aksi kanıtlanana kadar edinilmiş mal kabul edildiğini düzenler. Ancak bu karine öncelikle bir malın eşe ait olduğu saptandıktan sonra o malın edinilmiş/kişisel niteliği bakımından anlam taşır. Şirket adına kayıtlı taşınmazın doğrudan eşin malı sayılması için kullanılabilecek genel bir “tüzel kişiliği yok sayma” kuralı değildir.

    İddia eden taraf, payın varlığını, dönemleri, şüpheli işlemleri ve dayandığı olguları mümkün olduğunca somutlaştırmalıdır. Diğer eş ise payın miras, bağış veya evlilik öncesi kişisel fonla edinildiğini ileri sürüyorsa bu iddiayı belgelerle açıklamak durumundadır. Ticari kayıtların yalnız tek ortaklı şirketin kontrolünde bulunması, mahkemeden ibraz, defter incelemesi ve bilirkişi yoluyla bilgi elde edilmesini gerektirebilir. Yargıtayın 2026 tarihli eklenecek değer kararları, bir devir işleminin sırf var olmasının değil, kast ve işlem bağlamının incelenmesinin önemini gösterir. [1], [13], [20]

    22. Boşanma, mal rejimi tasfiyesi ve ayrı ticari davaların birbirine etkisi

    Boşanma davasında kusur, velayet, nafaka ve TMK m. 174 tazminat talepleri ele alınır. Mal rejiminin tasfiyesine dayalı katılma alacağı ise ayrı bir talep ve hesaplama gerektirir; uygulamada boşanma sonucunun bekletici mesele yapılması gündeme gelebilir. Şirketin üçüncü kişilere yönelik işlemlerinin hükümsüzlüğü veya tüzel kişilik perdesi gerekçesiyle ileri sürülebilecek istemlerin taraf ve görev bakımından ayrı dava konusu olması mümkündür. Her bir uyuşmazlıkta görev, hukuki yarar, taraf sıfatı ve talep sonucu bağımsız olarak kurulmalıdır.

    Şirket payının devri, ayrılma akçesi, pay sahipliği ilişkisi, yönetim sorumluluğu ve ticaret sicili uyuşmazlıklarında ticaret hukuku hükümleri ayrıca önem kazanabilir. Aile mahkemesinin mal rejimi tasfiyesi kararıyla şirkete doğrudan yönetim kayyımı atanacağı veya şirketin her malına el konulacağı varsayımı doğru değildir.

    23. Mal kaçırma riski nasıl somutlaştırılır? Dava hazırlığı

    Mal kaçırma savını güçlendirebilen göstergeler tek başlarına suç veya hile ispatı oluşturmaz; bir olaylar zinciri içinde incelenir. Örneğin boşanma görüşmelerinin başladığı tarih, şirket hisselerinin düşük bedelle akrabaya geçirilmesi, banka hareketlerinde beklenmedik büyüklükte çıkış, gerçekte verilmeyen hizmet faturaları, ortak cari hesaplarının birden artması, ticari gerekliliği gösterilmeyen şirket borçlanması ve şahsi harcama düzeninin gizlenmesi birlikte değerlendirilebilir.

    Dava dilekçesi veya koruma talebinde somut işlem, tarih, kişi, malvarlığı değeri, korumanın hukuki temeli ve talep edilen geçici hukuki korumanın amacı açıkça yazılmalıdır. Sadece “çok zengin, her şeyi şirketine kaçırıyor” cümlesi yaklaşık ispat için yetersiz kalabilir.

    24. İhtiyati tedbir / haciz açısından ölçülü hukuki yol haritası

    1. Statü kontrolü: Mal rejimi, varsa noter sözleşmesi ve değişiklik tarihi; boşanma davasının açıldığı gün.
    2. Pay haritası: Eşin tek ortak olduğu bütün şirketler, iştirakler, pay devirleri, sermaye artırımları, şirkete karşı alacakları.
    3. Delil haritası: Belirli dönem muhasebe kayıtları, pay defteri, kar dağıtım kararları, ortak cari hesapları, banka ve tapu hareketleri.
    4. Talep ayrımı: TMK 199 aileyi koruma; HMK 389 uyuşmazlık konusu payı koruma; İİK 257 para alacağı güvencesi; TMK 229 tasfiye hesabına değer ekleme.
    5. Ölçülülük: Yaklaşık alacak, zarar tehlikesi, üçüncü kişi şirketin faaliyetinin korunması, teminat ve sınırlandırmanın kapsamı.
    6. Bilirkişi: Şirket payı gerçek değeri, iç transferler, dağıtılmış/dağıtılmamış kazanç, muhasebe ve vergi kayıtlarının eşleştirilmesi.
    7. Takip: Tedbir/haciz kararının uygulanma süreleri, itiraz yolları, koruma ihtiyacının değişmesi ve nihai alacağın tahsili.

    Bu sıra her dosyada aynı olmayabilir. Acil devir tehlikesi varsa delillerin tamamlanmasından önce uygun koruma talebi düşünülebilir; fakat şirket tüzel kişiliğine müdahalenin yasal sınırları aşılmamalıdır.

    25. Uygulamada en sık rastlanan hukuki hatalar

    • Tek ortaklı limited şirketi, ortağın şahsi banka hesabı gibi değerlendirmek.
    • Şirket sermayesinin nominal tutarını payın gerçek değeri saymak.
    • Şirketin bütün taşınmaz ve araçlarına, şirkete karşı bağımsız hukuki sebep göstermeksizin tedbir istemek.
    • İhtiyati tedbir ile ihtiyati haczi eş anlamlı görmek.
    • Her şirket hesabı transferini otomatik mal kaçırma ve her dağıtılmamış karı otomatik şahsi alacak kabul etmek.
    • Payın evlilik öncesi kişisel mal olması nedeniyle evlilik dönemi gelirlerinin incelenmesini tümüyle dışlamak.
    • Pay değeri ve kar akımlarında aynı ekonomik değeri iki defa hesaplamak.
    • Mal ayrılığı sözleşmesinin geçmişte doğmuş tüm ekonomik hakları kendiliğinden sildiğini varsaymak.
    • Boşanmadaki kusurun, kanuni istisna aranmaksızın mal rejimi payını değiştirdiğini kabul etmek.
    • Şirket şifresine izinsiz erişim gibi hukuka aykırı delil yöntemlerine başvurmak.

    26. Sonuç: Doğru hedef şirketin bütün malları değil, gerçek ekonomik hak ve korunabilir alacaktır

    Tek ortaklı şirketin arkasında önemli ekonomik değerlerin birikmesi, diğer eşin yasal mal rejimi haklarından bütünüyle yoksun olduğu anlamına gelmez. Ancak şirket ile eşin malvarlığı ayrı olduğundan çözüm, şirket hesaplarına genel bir bloke koymak değil; şirket payını, ortağa ait gelir ve alacakları, şüpheli devirleri, değerleme esaslarını ve alacağın hukuki niteliğini doğru tespit etmektir.

    2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı şirket malları üzerinde koruma isteminin sınırlarını; 2021 Hukuk Genel Kurulu kararı kişisel mal niteliğindeki şirket payının gelir boyutunu; 2026 kararları ise eklenecek değer ve kusurun istisnai etkisini daha anlaşılır hale getirmiştir. Sağlıklı bir mal rejimi davası, ticaret hukuku, aile hukuku ve mali analiz disiplinlerini birlikte gerektirir.

    En önemli usuli tercih, hukuken mümkün olmayan geniş bir tedbir yerine, hangi değer üzerinde hangi hakkın ve hangi riskin bulunduğunu delille göstermektir. Bu yaklaşım hem alacaklı eşin hukuki korunmasını hem de üçüncü kişi şirketin haklarına saygıyı esas alır.

    27. Sık Sorulan Sorular

    1. Eşimin tek ortak olduğu limited şirketin yarısını alabilir miyim?

    Yasal mal rejiminde kural olarak şirketin yarısına ortak olmazsınız. Payın edinilmiş mal niteliği ve artık değer hesabına göre diğer eşten parasal katılma alacağı doğabilir.

    2. Eşim bütün parayı şirket hesabında tutuyor. Bu paranın yarısını isteyebilir miyim?

    Şirket hesabı doğrudan eşin şahsi malı değildir. Şirket payının gerçek değeri, ortağın kar payı/ücret/alacak hakkı ve kaynak transferleri araştırılır.

    3. Eşimin şahsi adına hiçbir şey yoksa dava açmanın anlamı var mı?

    Evet, pay sahipliği, şirkete karşı alacaklar ve işlem geçmişi ekonomik haklar doğurabilir; ancak nihai tahsil kabiliyeti ayrıca değerlendirilir.

    4. Şirketin araçlarına ve tapulu gayrimenkullerine ihtiyati tedbir konulur mu?

    Sırf eşin ortaklığına dayanan mal rejimi tasfiyesi davasında kural olarak hayır; Yargıtay 2. HD 2025/49 E., 2025/923 K. kararında bu sınırı açıklamıştır.

    5. Şirket hissesine ihtiyati tedbir konabilir mi?

    Payın uyuşmazlıkla ilişkisi, HMK 389 koşulları, yaklaşık ispat ve ölçülülük sağlanıyorsa somut payın devrini sınırlamaya dönük tedbir değerlendirilebilir.

    6. Şirket hesabındaki paraya ihtiyati haciz konabilir mi?

    Eşin şahsi borcuna dayalı olarak şirket mevduatı otomatik haczedilemez. İİK 257 koşulları mevcutsa gerçek borçlu eşe ait pay ve alacaklar incelenebilir.

    7. Mal kaçırma şüphesinde hangi deliller değerlidir?

    Pay devir kayıtları, ticaret sicili, ortak cari hesapları, banka para akışı, kar dağıtım kararları, mali tablolar, ilişkili taraf işlemleri ve bunların zamanlaması.

    8. Eşin şirketi evlenmeden önce kurulmuşsa hiç hak doğmaz mı?

    Pay kişisel mal olsa da evlilik dönemindeki ve geçerli sözleşmeyle farklılaştırılmamış gelirler edinilmiş mal olabilir.

    9. Dağıtılmayan karlar da hesaba katılır mı?

    Doğrudan ve otomatik kar payı sayılmaz. Ancak şirket içinde yatırıma dönüşen gelir ve pay değeri bağlantısı Yargıtay içtihadı uyarınca araştırılır.

    10. Boşanmadan önce şirkete para aktarılması doğrudan mal kaçırma mıdır?

    Hayır. Sermaye katkısı, gerçek borç ilişkisi veya karşılıksız aktarımın ekonomik karşılığı ve amacı ayrı ayrı incelenir.

    11. Eşim şirket hisselerini kardeşine devrettiyse ne olur?

    Devir bedeli, gerçekten ödenip ödenmediği, tarih, akrabalık ve katılma alacağını azaltma kastına ilişkin delillerle TMK 229 gündeme gelebilir.

    12. Mal ayrılığı sözleşmesi her şeyi değiştirir mi?

    Geçerli sözleşme seçildiği dönem bakımından önemli etki doğurabilir; ancak geçmiş rejimin kazanımları, diğer haklar ve geçersizlik iddiaları ayrıca değerlendirilir.

    13. Kusurlu eşin şirket payı otomatik olarak diğer eşe geçer mi?

    Hayır. Kusur mal rejimi sahipliğini otomatik değiştirmez; TMK 236/2 yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada özel ve takdire bağlı düzenlemedir.

    14. Nafaka hesabında şirketten yapılan kişisel harcamalar dikkate alınır mı?

    Gerçek ödeme gücü, yaşam standardı ve fiili ekonomik yararlanma açısından araştırılabilir; sırf şirket cirosunun tamamı şahsi gelir sayılamaz.

    15. Bilirkişi şirket değerini yalnız özsermaye üzerinden hesaplayabilir mi?

    Özsermaye verisi önemlidir ancak tek başına her zaman yeterli değildir. İşletmenin borçları, gerçek varlık değeri, kar akımları ve diğer yöntemler birlikte ele alınabilir.

    16. Eşimin şirketi tek ortaklı değil, %30 hissesi varsa ne değişir?

    Değerleme ve tedbir eşin sahip olduğu pay ile bu paya bağlı haklar üzerinden değerlendirilir; şirketin tüm malvarlığı eşe ait sayılamaz.

    17. Mahkeme şirket defterlerini isteyebilir mi?

    Somut uyuşmazlıkla bağlantılı, gerekli ve ölçülü kayıtların ilgili usul hükümlerine göre ibrazı ve uzman incelemesi istenebilir.

    18. Şirketin borçları gerçek değilse nasıl ele alınır?

    İddia uygun delillerle somutlaştırılarak borç belgeleri, alacaklı ilişkisi, ödeme hareketleri ve defter kayıtları uzman tarafından incelenmelidir.

    19. TMK 229 ile mal devri iptal mi edilir?

    Hayır. TMK 229 esas olarak değerin tasfiye hesabına eklenmesine ilişkindir; üçüncü kişilere yönelik farklı istemler ayrı koşullar taşır.

    20. TMK 241 ile doğrudan şirketten para alınabilir mi?

    Yalnız özel karşılıksız kazandırma koşulları ve diğer şartlar varsa üçüncü kişi sorumluluğu gündeme gelir; şirket sırf eşin ortağı olduğu için borçlu değildir.

    21. Boşanma davası açılmadan önce tedbir istenebilir mi?

    HMK 390 ve diğer özel kurallar kapsamında uygun mahkemeden dava öncesi koruma istenebilir; koşullar ve dava açma/uygulama süreleri gözetilmelidir.

    22. 2026 yılında mal rejiminde mal kaçırmaya ilişkin önemli karar var mı?

    Yargıtay 2. HD 22.01.2026 E. 2025/435 K. 2026/795 kararı, somut kast göstergeleriyle yapılan devrin eklenecek değer olarak değerlendirilmesine örnek sunar.

    28. Akademik Kaynakça, Mevzuat ve Yargıtay Kararları

    Kaynakça, hukuk fakültesi hakemli dergilerindeki akademik çalışmalar, Adalet Bakanlığının mevzuat/içtihat sistemi, TBMM ve karar metni sunan içtihat yayınlarından oluşturulmuştur. Üçüncü kişilere ait avukatlık bürosu bloglarına bağlantı verilmemiştir.

    1. [1] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 174, 199, 202-205, 219-242 (Adalet Bakanlığı, resmi mevzuat). Kaynağa erişim.
    2. [2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.02.2025, E.2025/49, K.2025/923 (karar metni). Kaynağa erişim.
    3. [3] Yargıtay Karar Arama, 2. Hukuk Dairesi E.2025/49, K.2025/923 künyesiyle resmi doğrulama sistemi. Resmi karar arama.
    4. [4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.05.2026, E.2025/7106, K.2026/5270 (Adalet Bakanlığı, karar). Kaynağa erişim.
    5. [5] Haluk Burcuoğlu, TMK m. 236 ve artık değer-katılma alacağı üzerine değerlendirme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    6. [6] Şahin Akıncı, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Karşılaşılan Bazı Meseleler, MÜHF-HAD (2016). Kaynağa erişim.
    7. [7] Banu Fatma Günarslan, Değer Artış Payı Alacağının Artık Değer Hesabına Etkisi, Erciyes ÜHFD (2015). Kaynağa erişim.
    8. [8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şirket payı ve kar payına ilişkin karar (Adalet Bakanlığı, resmi içtihat; 2021). Kaynağa erişim.
    9. [9] Yargıtay, 20.10.2021 tarihli şirket gelirinin tasfiyesine ilişkin bozma kararı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    10. [10] Süheyla Zorlu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eklemenin Konusu Olan Değerler ve Yargıtay Uygulaması, SDÜHFD (2021). Kaynağa erişim.
    11. [11] Arzu Genç Arıdemir, Eşlerden Birinin Üçüncü Kişiyle Yaptığı Muvazaalı İşlemlerin TMK m.229 Kapsamında Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası (2018). Kaynağa erişim.
    12. [12] Şahin Akıncı, Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Şirket; Muvazaa ve Tüzel Kişilik Perdesi, Selçuk ÜHFD (2019). Kaynağa erişim.
    13. [13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.01.2026, E.2025/435, K.2026/795 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    14. [14] Celile Çağla Çataklı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılabileceği Hallerin Tek Ortaklı Şirketlerdeki Görünümü, Anadolu ÜHFD (2024). Kaynağa erişim.
    15. [15] Elif Sena Malatyalıoğlu, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Sebepleri, TOGÜ Hukuk Fakültesi Dergisi (2025). Kaynağa erişim.
    16. [16] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 389-399 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    17. [17] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 194 ve m. 199 ayrımı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    18. [18] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 257-265 (TBMM mevzuat bilgileri için arama girişi). Kaynağa erişim.
    19. [19] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 203-205, 212, 221, 237-238 (TBMM kanun metni). Kaynağa erişim.
    20. [20] Ayşenur Şahin Caner, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Akrabalar Arası Satışlar ve Karine, İstanbul Medeniyet ÜHFD (2025). Kaynağa erişim.
    21. [21] Burak Doğan, Katılma Alacağı ve Ödenmesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    22. [22] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/4247 sayılı mal rejimi kararında eklenecek değer ve ispat tartışması (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    İletişim: Dünya Ticaret Merkezi A2/209, İstanbul | 0 212 299 44 22 | | www.td-lawfirm.com

    Bilgilendirme notu: Bu çalışma genel hukuki bilgi ve akademik değerlendirme amaçlıdır. Tek bir somut dosyanın belgeleri görülmeden şirketin malvarlığına, tedbir/haciz uygunluğuna veya katılma alacağına ilişkin kesin sonuç çıkarılamaz. Kanun ve içtihat gelişmelerinin yayından sonra ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

  • Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    17 Ekim 2026 | Güncel akademik ve yargısal inceleme

    Özet: Boşanmada nafaka ve tazminat neye göre belirlenir? Gelir, yaşam standardı, kusur, çocuğun ihtiyaçları, TÜFE, banka ve tapu kayıtları ne ölçüde dikkate alınır? Tedbir, yoksulluk, iştirak ve yardım nafakası; maddi ve manevi tazminat; mal ayrılığı sözleşmesinin hukuki etkileri ile 2026 Anayasa Mahkemesi kararını kaynaklı olarak inceliyoruz.

    Yazı, mevzuat metni, resmi yargı içtihatları, TÜİK istatistikleri ve hakemli bilimsel makalelerden yararlanır. Başka avukatlık ofisi veya avukat tanıtım sitelerine kaynak verilmemiştir.

    İçindekiler

    Konu ve hukuki ayrımlar

    Boşanma davasında nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat ve mal rejiminin tasfiyesi birbirinden bağımsız hukuki dayanaklara sahip taleplerdir. Bir kişinin ekonomik açıdan güçlü olması, tek başına diğer eşin istediği miktarda tazminata hükmedileceği anlamına gelmediği gibi; kusurunun ağır olması da tek başına karşı tarafın talep ettiği tutarda nafaka ödemesini gerektirmez. Her talebin hukuki şartları, ispatı, karar zamanı ve ödeme yöntemi ayrıdır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 169, 174–176, 178, 182, 197, 203–205, 218 vd., 327–331 ve 364–365 bir arada incelenmelidir. 17 Ekim 2026 itibarıyla TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresi hakkında verilmiş iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu tarih ayrımı, 2026’da açılacak davalarda ve mevcut nafaka kararlarında belirleyicidir.

    Nafaka ile tazminat arasındaki temel farklar

    Talep İlgili hüküm Amaç Temel ölçüt Kusur
    Boşanma sürecinde eşe tedbir nafakası TMK m. 169 Yargılama sırasında geçimi ve dengeyi korumak Fiili ihtiyaç, sosyal-ekonomik durum Kural olarak ön şart değil
    Ayrı yaşamada tedbir/katkı TMK m. 197, 195 Haklı ayrı yaşamada bakım ve geçim Haklılık, ihtiyaç ve mali güç Boşanma kusurundan ayrı değerlendirme
    Yoksulluk nafakası TMK m. 175–176 Boşanmanın doğuracağı yoksulluğu hafifletmek Yoksulluk, talep, mali güç Talep edenin kusuru daha ağır olmamalı; borçlunun kusuru aranmaz
    Çocuk için iştirak nafakası TMK m. 182, 327–331 Çocuğun bakım ve eğitimi Çocuğun gereksinimi ve ebeveynlerin ödeme gücü Eşlerin boşanma kusuru belirleyici değil
    Yardım nafakası TMK m. 364–365 Yoksulluğa düşecek bazı hısımlara destek İhtiyaç, yakınlık sırası, karşı tarafın gücü Boşanma kusuruyla bağlantılı değil
    Maddi tazminat TMK m. 174/1 Boşanmayla zedelenen mevcut veya beklenen menfaatlerin giderimi Menfaat kaybı, kusur, uygunluk İsteyen kusursuz veya daha az kusurlu olmalı
    Manevi tazminat TMK m. 174/2 Kişilik hakkı ihlalinin manevi etkisini karşılamak İhlalin ağırlığı, olaylar, kusur, hakkaniyet Diğer eşin kusurlu eylemi aranır; karşılaştırmalı kusur gözetilir
    Katılma/değer artış payı alacağı TMK m. 202 vd. Mal rejiminden doğan mali hakların tasfiyesi Rejim, mülkiyet, edinim, değer, katkı Genel olarak boşanma kusuruna bağlı değil

    Örneğin mal ayrılığı sözleşmesi yapılmış olması, TMK m. 174 veya 175’teki talepleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz; mal paylaşımının yasal rejimini değiştirir. Çocuğun iştirak nafakası ise anne ve babanın mal rejimi anlaşmasıyla bertaraf edilemez.

    Hakim nafaka miktarını nasıl belirler?

    Türk hukukunda bütün boşanma dosyalarına uygulanan “gelirin yüzde 20’si nafakadır” veya “evlilik yılı çarpı sabit tutar” biçiminde yasal bir formül bulunmaz. Hâkim; bakım ihtiyacını, tarafların gerçek ödeme gücünü, yaşam koşullarını, çocuğun ihtiyaçlarını, paranın alım gücünü ve TMK m. 4’teki hakkaniyet ölçütünü birlikte tartar. Aynı kazancı elde eden iki kişi bakımından kira, sağlık, bakmakla yükümlü olunan çocuk, malvarlığı ve giderler farklıysa sonuç da farklı olabilir.

    Sağlıklı değerlendirmede önce talep türü ve hukuki uygunluk belirlenir; sonra hane bütçesi ve kişinin öznel ihtiyacı somutlaştırılır; nihayet SGK, banka, tapu, işyeri, şirket, vergi ve harcama kayıtlarıyla gelir-gider tablosu doğrulanır. Her veri aynı ispat gücüne sahip değildir. Sosyal-ekonomik durum araştırması başlangıç verisi sağlar fakat tek başına karmaşık servet ilişkilerini açıklamayabilir.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı UYAP sisteminde yayımlanan 4 Kasım 2025 tarihli kararında, sosyal ve ekonomik durum ile TAKBİS ve SGK kayıtlarının ayrıntılı araştırılmadan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi eleştirilmiş; maddi tazminatta ise kusur derecesi, para alım gücü ve zedelenen menfaatler vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, sadece bordroya bakılarak sonuca gidilemeyeceğini gösterir. [2]

    Boşanma davası devam ederken tedbir nafakası

    TMK m. 169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır. Uygulamada eş ve çocuk bakımından ayrı tutarlar saptanabilir. Tedbir nafakası, davanın sonunda hangi tarafın daha kusurlu olduğuna ilişkin nihai tespitle özdeş değildir.

    Hakimin değerlendirmesinde eşin işini bırakıp çocukla ilgilenmesi, tarafların ayrılık sonrası iki ayrı konuta çıkması, mevcut kira gideri, fiili ödeme akışı, tarafın erişilebilir birikimi ve iş güvencesi dikkate alınabilir. Dava açılışından önceki ayrı yaşama dönemi açısından ise m. 169 yerine koşullarına göre m. 197’nin incelenmesi gerekir; iki hükmün başlangıç tarihi ve dayanakları karıştırılmamalıdır.

    Tedbir nafakası kararı yargılama devam ederken değişen koşullara göre yeniden değerlendirilebilir. Dava reddedilmişse veya karar kesinleşmişse tedbirin akıbeti, hüküm ve ilgili yargılama aşamasına göre ayrıca değerlendirilmelidir; geçmişte doğmuş muaccel nafaka alacakları sırf tedbirin sona ermesiyle yok sayılmaz.

    Ayrı yaşama nedeniyle tedbir nafakası ve eşlerin aile giderlerine katılması

    TMK m. 197 uyarınca ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya aile huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşen eşin ayrı yaşama hakkı doğabilir. Haklı ayrı yaşama hâlinde eşler, ayrı yaşamanın parasal sonuçlarının düzenlenmesini isteyebilir. Bu düzenleme mutlaka boşanma davası açılmasına bağlı değildir. TMK m. 195 ise evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesine hâkimin müdahalesi çerçevesini verir.

    Geçici barınma, işyerine/okula erişim, çocuk bakım yükü ve erişilebilir gelirler araştırılır. Mal rejimi seçiminden bağımsız olarak eşlerin evlilik birliğine katkı yükümlülükleri ve koruma ihtiyaçları gündeme gelebilir. Somut olayın niteliğine göre TMK m. 186, 195, 197 ve 198 hükümleri birlikte değerlendirilebilir.

    Yoksulluk nafakasının hukuki şartları

    TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası talep edilebilmesi için boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek eşin talebi bulunmalı, talep eden eşin kusuru diğer eşinkinden daha ağır olmamalı ve istenen nafaka karşı tarafın mali gücü içinde kalmalıdır. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması ayrıca zorunlu değildir. Yoksulluk kavramı yalnızca açlığa veya tamamen gelirsiz kalmaya indirgenemez; somut geçim düzeyi, barınma, beslenme, ulaşım, sağlık, sosyal yaşamın zorunlu unsurları ve mevcut gelir birlikte tartışılır.

    Çalışan eşin mutlaka nafakadan mahrum kalacağı düşüncesi isabetli değildir. Asgari ücret veya düşük ücret seviyesinde gelir elde edilmesi, tek başına yoksulluk koşulunu ortadan kaldırmayabilir. Buna karşılık yüksek ve istikrarlı ücret, gelir sağlayan taşınmaz, düzenli kira veya iştirak dışı güçlü pasif gelir, yoksulluk değerlendirmesini değiştirebilir. Bir eşin mesleğinin, diplomasının yahut teorik çalışma olanağının varlığı, tek başına o anda geçimini sağlayan fiili gelir bulunduğu anlamına gelmez. [5]

    Yoksulluk nafakası bir yaşam standardını sonsuza kadar eşitleme mekanizması değildir. Yükümlünün mali gücü ve alacaklının giderleri arasında karşılaştırma yapılır; asgari hayat gereksinimi ile tarafların evlilik içindeki yaşam koşulları birbirinden ayrılarak değerlendirilir. Bu sınırlara ilişkin doktrindeki farklı yaklaşımlar, Güllüoğlu–Aydın Engin (2025), Akkurt (2024) ve Burak Çelik’in (2025) mehaz İsviçre hukukuyla karşılaştırmalı incelemesinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. [8] [9] [22]

    2026 Anayasa Mahkemesi kararı: Süresiz yoksulluk nafakasında ne değişti?

    Güncel hukuki gelişme: Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararla TMK m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verdi. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükmünün yürürlüğü yayın tarihinden itibaren dokuz ay ertelendi. Buna göre iptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. [3]

    17 Ekim 2026 itibarıyla: İptal edilmiş ifade yürürlükteki metinde uygulanmaya devam etmektedir. Karar, mevcut nafakaların 30 Eylül 2026 tarihinde kendiliğinden sona erdiği veya yeni davalarda belirli bir yıl sınırı zaten bulunduğu anlamına gelmez. İptal sonrasındaki dönem için mevzuatın nasıl şekilleneceği, olası geçiş hükümleri ve kesinleşmiş kararların etkisi ayrıca izlenmelidir. Mevcut kararların otomatik olarak ortadan kalktığı iddiası hukuken güvenilir değildir.

    Akademik tartışma: 2026 tarihli Ersöz, 2025 tarihli Güllüoğlu–Aydın Engin, 2024 tarihli Akkurt ve 2022 tarihli Baş–Özcan çalışmaları; nafakanın süresi, bireysel koşullar, yükümlü ile alacaklı arasındaki dengenin sınırları ve tek seferlik ödeme modelleri hakkında farklı görüşler sunar. Söz konusu görüşler olan hukuk ile olması önerilen hukuk arasında ayrım yapılarak okunmalıdır. [10] [8] [9] [11]

    İştirak nafakası: Çocuk için tutar nasıl belirlenir?

    TMK m. 182 ve m. 327–331 çerçevesinde anne ve baba, güçleri ölçüsünde çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine katılır. TMK m. 330 gereğince nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri esas alınarak belirlenir; çocuğun varsa kendi geliri de hesaba katılır. Çocuğun yararı kamu düzeniyle yakından bağlantılı olduğundan hâkim, tarafların salt tasarruflarına bağlı kalmaksızın gerekli önlemleri değerlendirir. [1]

    Çocuk için hazırlanan gider planı; yaş ve gelişim dönemi, okul ve servis, beslenme, kıyafet, sağlık sigortası ve ilaç, terapi veya özel eğitim gereksinimleri, spor ve sosyal gelişim harcamaları, barınma giderinin çocuğa düşen makul payı ve ulaşım kalemlerini ayrı ayrı göstermelidir. Özel okul ve yüksek maliyetli kurs giderleri otomatik kabul veya ret konusu değildir: Önceki aile yaşamı, eğitim sürekliliği, çocuğun somut ihtiyacı ve ödeme kapasitesi birlikte tartılmalıdır.

    Çocuğun fiilen yanında kaldığı ebeveynin ayni bakım, emek ve konut katkısı da göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte “velayet annede olduğundan baba her durumda bütün giderleri tek başına öder” veya tersi biçiminde bir genelleme kanundan çıkarılamaz. Kusur tartışması çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı sistemindeki örnek kararları, iştirak nafakasının çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve ebeveynlerin ekonomik güçleri gözetilerek takdir edilmesi gerektiğini vurgular. [6]

    Ergin olan ve eğitimi devam eden çocuğun hakkı

    TMK m. 328 uyarınca kural olarak anne ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; çocuğun eğitimi sürüyorsa ana ve babadan durum ve koşullar çerçevesinde makul ölçüde destek beklenebilir. Ergin çocuk bakımından iştirak nafakasının aynı kararla otomatik ve süresiz devam edeceği varsayılmamalıdır. Öğrenime devam eden ergin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için koşullarına göre kendi adına yardım nafakası istemesi söz konusu olabilir.

    Üniversite harcı, yurt/kira, ulaşım, ders materyali, engellilik veya sağlık harcamaları ile öğrencinin burs, yarı zamanlı iş veya diğer gelirleri değerlendirmeye katılır. Her eğitim harcaması sınırsız veya koşulsuz şekilde diğer ebeveyne yüklenmez.

    Yardım nafakası: Üstsoy, altsoy ve kardeşler

    TMK m. 364–365 düzenlemesinde yardım nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy ve kardeşler bakımından söz konusudur; kardeşlerin yükümlülüğü ayrıca refah koşuluna bağlıdır. Bu nafaka, boşanmanın fer’i sonucu olan yoksulluk nafakasıyla aynı şey değildir. Davanın muhatabı bakımından mirasçılıktaki sıra ve mali güç araştırılır. [1] [12]

    Yardım nafakasının belirlenmesinde alacaklının zorunlu geçim giderleri ve yükümlünün ödeme gücü esas alınır. Bir kişinin aynı anda çocuk, eski eş ve başka hısımlara karşı nafaka borçları bulunması, ayrı ayrı taleplerin kendiliğinden sona ermesi anlamına gelmez; ödeme gücü ve normatif öncelikler birlikte incelenir. 2025 tarihli Yünlü çalışması, nafaka yükümlülüklerinin çatışmasına ilişkin öğretideki yaklaşımları sistematik biçimde ele alır. Yargıtay’ın 19 Şubat 2026 tarihli kararında yardım nafakası takdir edilirken günün ekonomik koşulları ve hakkaniyetin gözetilmesi gerektiği ayrıca vurgulanmıştır. [13] [7]

    Nafaka belirleme araçları: Mahkemenin dayandığı veri kaynakları

    Bilgi/araç Ne gösterir? Sınırı ve usul notu
    SGK hizmet ve prime esas kazanç kayıtları Sigortalı çalışma geçmişi ve beyan edilen prime esas kazanç Gerçek toplam gelirden daha düşük olabilir
    İşveren yazısı, bordro, yan hak belgeleri Net ücret, prim, ikramiye, araç/konut katkısı Yalnızca tek aya ait bordro yanıltabilir
    Vergi kayıtları ve işletme/şirket belgeleri Ticari faaliyet, beyan edilen gelir, kar, ortaklık Şirket cirosu kişisel net gelir sayılamaz
    TAKBİS/tapu kayıtları Taşınmaz mülkiyeti Taşınmazın güncel değeri ve kira getirisi ayrıca araştırılır
    Araç sicili ve ekspertiz Araç sahipliği ve değer Taşıtın gelir üretip üretmediği ayrı değerlendirilir
    Banka hesap/transfer ve mevduat kayıtları Düzenli nakit akışı, tasarruf, gelir örüntüsü Hesaba gelen her tutar kesin kazanç değildir; usulüne uygun celp gerekir
    MASAK/vergi incelemesi veya şirket bilirkişisi Dosya koşullarında karmaşık para ilişkileri Otomatik ve sınırsız erişim yoktur; yasal şartlar aranır
    TÜİK TÜFE verileri Paranın alım gücündeki değişim Tek başına kanuni nafaka oranı değildir
    Kira kontratı, faturalar, sağlık/okul belgeleri Fiili ve belgelenebilir zorunlu giderler Giderin gerçekten yapıldığı ve makul olduğu incelenir
    Tanık, sosyal inceleme, SED araştırması Yaşam standardı, bakım yükü, çalışma düzeni Belge ve nesnel kayıtlarla birlikte değerlendirilir
    Adli bilirkişi ve uzman görüşü Şirket değeri, gelir kapasitesi, finansal kayıt çözümlemesi Hukuki takdir hâkime aittir; rapor belirleyici tek unsur değildir

    Avukatın, tarafın veya üçüncü kişinin resmi ve özel finansal sistemlere doğrudan sınırsız erişim hakkı bulunduğu varsayılmamalıdır. Mahkemenin ara karar ve müzekkere yetkisi, kişisel verilerin korunması, bankacılık sırrı ve usul hukuku kurallarının sınırları içinde kullanılabilir. Hangi kaydın celbedileceği, dava ve ispat konusuyla bağlantısı kurulmuş somut talepler üzerinden açıklanmalıdır.

    Dosyada kullanılabilecek aylık bütçe ve ihtiyaç tablosu

    İhtiyacın ispatı bakımından en yararlı araçlardan biri, belgelerle desteklenen aylık nakit akış tablosudur. Çocuk giderleri ile eşin kişisel giderleri birbirine karıştırılmamalıdır. Ortak konut masrafı iki kez yazılmamalı, tek seferlik harcamalar uygun biçimde dönemlere dağıtılmalıdır.

    Gider grubu İspat aracı Değerlendirme
    Konut: kira, aidat, temel faturalar Sözleşme, dekont, faturalar Kişi/çocuk payları gerekçeli ayrılır
    Beslenme ve temel ev ihtiyaçları Harcama dökümü, faturalar Hane büyüklüğü ve yaşam koşulları
    Sağlık ve tedavi Reçete, rapor, poliçe, ödeme Süreklilik ve zorunluluk
    Eğitim/kreş/servis Okul sözleşmesi ve belgeler Eğitim sürekliliği ve ödeme gücü
    Ulaşım Abonman/akaryakıt ve sefer düzeni İş ve okul mesafesi
    Bakıcı, engellilik ve özel ihtiyaçlar Fatura, rapor, değerlendirme Somut bakım yükü
    Olağanüstü tek seferlik giderler Belge ve ödeme tarihi Devamlı aylık gider gibi sunulmamalı

    Dosya stratejisi: Son 6–12 aylık düzenli ödeme eğilimleri, ani işten ayrılma, kayıt dışı gelir iddiası, mal devri, şirket ortağına yapılan ödemeler ve dava öncesi–sonrası harcama değişimleri kronolojik olarak karşılaştırılabilir. Bir tarafın lüks tüketimi tek başına gelir ispatı değildir; fakat beyan edilen gelir ile hayat standardı arasında güçlü tutarsızlık varsa ek araştırma gerekçesi oluşturabilir.

    2026 ekonomik verileri: TÜFE nasıl ve ne ölçüde kullanılır?

    TÜİK’in 5 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı Eylül 2026 Tüketici Fiyat Endeksi bülteninde aylık artış %1,84, bir önceki yılın aynı ayına göre artış %29,73, on iki aylık ortalamaya göre artış %31,49 olarak açıklanmıştır. Bu oranlar aynı kavramı ifade etmez; nafaka kararına hangi oranın uygulanacağı mahkeme kararının hüküm fıkrasına ve varsa yeni uyarlama davasına bağlıdır. [4]

    Salt aritmetik örnek: Eylül 2025’te 20.000 TL olan nominal tutarın Eylül 2026 yıllık TÜFE değişimi (%29,73) ile gösterge amaçlı karşılığı 25.946 TL olur (20.000 × 1,2973). Bu, mahkemenin zorunlu olarak 25.946 TL’ye hükmedeceği anlamına gelmez. Gelir artışı, sağlık, eğitim, kira, yeni yükümlülükler ve hakkaniyet ayrıca incelenir.

    Kararda kendiliğinden yıllık artış mekanizması yer almıyorsa, yalnızca TÜFE bülteninin yayımlanması nafakayı otomatik artırmaz. TMK m. 176 ve m. 330 kapsamında gelecek yıllara ilişkin artış, istem ve hüküm ile belirlenebilir; koşullar değiştiğinde nafaka artırım veya azaltım davası gündeme gelebilir. TÜFE genel fiyat düzeyi için yardımcı veri olup konut ve eğitim kalemlerinde yaşanan gerçek değişimi tek başına temsil etmeyebilir.

    Nafaka hesaplama örneği: Neden yüzde formülü yanıltıcıdır?

    Varsayımsal olay: İki ebeveynden birinin aylık sürdürülebilir harcanabilir geliri 120.000 TL, diğerinin 40.000 TL; 9 yaşındaki çocuğun belgelenmiş ve makul aylık ihtiyaçlarının toplamı 32.000 TL olsun. Gelirler 3:1 oranındadır. Yalnızca çalışma tablosu oluşturmak amacıyla üçte dört/ dörtte bir dağıtımı yapılırsa 24.000 TL ve 8.000 TL katkı ortaya çıkar.

    Bu 24.000 TL bir mahkeme hesabı değildir. Çocuğun kiminle kaldığı, barınmanın ayni karşılanması, mevcut okul harcamalarını hangi ebeveynin fiilen ödediği, gerçek net kullanılabilir kaynaklar ve özel gereksinimler nedeniyle farklı sonuca ulaşılabilir. Böyle bir model, hukuki sonucu tahmin etmek için değil talep dilekçesinde veriye dayalı açıklama geliştirmek için kullanılır.

    Benzer şekilde yoksulluk nafakasında eşin aylık gideri 45.000 TL, güvenceli geliri 30.000 TL ise ilk bakışta 15.000 TL açıklanan açık bulunabilir. Ancak gereksinimlerin makullüğü, ödeme gücü, malvarlığı gelirleri ve boşanma nedeniyle yoksulluk şartı incelenmeden 15.000 TL’ye hükmedileceği söylenemez.

    Gizlenen gelir, şirket ortaklığı, döviz ve malvarlığı incelemesi

    Yüksek gelirli serbest meslek sahipleri, şirket ortakları veya yurt dışından kazanç elde eden kişiler bakımından yalnızca bordro yahut vergi matrahı üzerinden değerlendirme yapılması eksik olabilir. İşletmenin yıllık ciro rakamı ise kişisel harcanabilir gelirle aynı değildir. Şirket karı, dağıtılan temettü, ortağa verilen borç, ortak cari hesabı, sağlanan araç/konut, masraf hesabından yapılan kişisel ödemeler ve fiili nakit akışı farklıdır.

    Finansal inceleme yapılırken net borç yükü, kredi hizmeti, vergisel yükümlülükler, gelir sürdürülebilirliği, başka bakmakla yükümlü olunanlar ve erişilebilir servet ayrı ayrı tespit edilmelidir. Döviz kazancı söz konusuysa ilgili dönemin döviz kuru, yerleşim yeri, zorunlu yabancı para giderleri ve gelirin düzenliliği araştırılabilir. Malvarlığının yüksek olması tek başına aylık kullanılabilir likiditeyi ispatlamaz; bununla birlikte düzenli iş geliri olmadığını söyleyen kişinin gelir getiren taşınmazları bulunması yoksulluk ve ödeme gücü değerlendirmesinde önemlidir.

    Delil güvenliği: Şifresiz kalmış kişisel cihaz, banka hesabı ya da özel mesajlara yetkisiz erişimle delil oluşturulması hukuka aykırılık tartışmaları doğurur. Mali kayıtlar, mevzuata uygun usulle mahkeme aracılığıyla veya rızaya dayalı yasal yollardan temin edilmelidir.

    Boşanmada maddi tazminat hangi şartlarda doğar?

    TMK m. 174/1’e göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu diğer eşten uygun maddi tazminat isteyebilir. Hüküm, tasfiye sırasında edinilmiş malın yarısını talep etme hakkı ile karıştırılmamalıdır. Boşanmanın muhtemel ekonomik kaybı, evlilikten kaynaklanan destek beklentisinin yitirilmesi ve ekonomik koşulların bozulması gibi unsurlar somutlaştırılmalıdır.

    Miktar belirleme aşamaları: (i) Boşanmaya neden olan olayların ve kusurun tespiti; (ii) mevcut/ beklenen menfaatin hukuken korunabilir olup olmadığının belirlenmesi; (iii) boşanma ile kayıp arasındaki uygun illiyet bağının tartışılması; (iv) zarar ve tarafların ekonomik-sosyal durumuna göre TMK m. 4 kapsamında uygun tutarın takdiri; (v) talep sınırının ve ödeme biçiminin değerlendirilmesi.

    Maddi tazminat talebinde “evlilik 15 yıl sürdü; o halde 15 × maaş” gibi otomatik hesap yoktur. Uzun evlilikte ev içi emeğin iş ve gelir olanaklarına etkisi, tek taraflı ekonomik fedakarlık, yaş, sağlık, mesleğe dönüş olanağı gibi hususlar somut menfaat değerlendirmesine yardımcı olabilir; bunun için gerçekçi ispat ve gerekçe gerekir. Güncel yargısal denetimde paranın alım gücü, kusur ve tarafların ekonomik koşulları önem taşır. [2] [14]

    Maddi tazminat kural olarak toptan ödenebileceği gibi şartları varsa irat biçiminde de kararlaştırılabilir (TMK m. 176). İrat biçimindeki maddi tazminatın değişmesi ve sona ermesi ayrıca hükümde düzenlenmiştir. Mahkeme kararındaki ödeme türü alacaklının gelecekteki haklarını etkilediğinden dikkatle belirlenmelidir.

    Maddi tazminat tutarı hangi delillerle gerekçelendirilir?

    Menfaat kaybı soyut bir beklenti veya cezalandırma isteği olarak değil, somutlaştırılmış bir ekonomik zarar/menfaat analizi olarak ortaya konmalıdır. Tarafların uzun yıllar gelir paylaşımına dayalı yaşamı, bir eşin kariyerine ara vermesi, diğer eşin çalışma imkanı ve kaynakları, çocuk bakımı nedeniyle iş gücü kaybı, ortak yaşamdaki mali destek ve boşanmayla bunların değişmesi incelenebilir.

    Gelir tabloları, bordrolar, işten ayrılma belgeleri, sosyal güvenlik kayıtları, sağlık raporları, meslek ve eğitim bilgileri, kira ve kredi belgeleri, önceki destek ödemeleri, tanık anlatımları ile malvarlığı dökümleri tutarlı bir zaman çizelgesine bağlanmalıdır. Mal rejiminden doğan muhtemel büyük alacak, aynı zararın ikinci kez karşılanması veya tazminat ihtiyacının olduğundan farklı sunulması riskini değerlendirmeyi gerektirir. Fakat katılma alacağı doğmuş olması, tek başına TMK m. 174/1 talebini otomatik olarak düşürmez.

    Boşanmada manevi tazminatın koşulları

    TMK m. 174/2, boşanmaya yol açan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşe, kusurlu diğer eşten uygun miktarda para isteme olanağı tanır. Önemli olan yalnızca evlilik ilişkisinin bozulması değil, kişilik değerine yönelmiş hukuken korunabilir ihlaldir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, sistematik aşağılama, tehdit ve sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir. Bütün geçimsizlikler kendiliğinden manevi tazminat sebebi değildir.

    Manevi tazminat bir ceza, tarifeli yaptırım veya zenginleşme aracı olarak kurulmamalıdır. İhlalin niteliği, süresi ve yoğunluğu, yaratılan manevi etki, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, paranın değerindeki değişim ve benzer yargısal değerlendirmeler birlikte dikkate alınır. Miktarı hakkaniyet kapsamında hâkim belirler; yasal, herkes için geçerli bir puanlama veya ücret tarifesi yoktur. [15] [16]

    Doktrinde Zeynep Şeyma Ceylan’ın zina sebebiyle manevi tazminat incelemesi, sadakat yükümlülüğünün ihlalini ve üçüncü kişi sorumluluğundaki ayrımları ortaya koyar. Emel Badur ve Gamze Turan Başara’nın çalışması da kişilik hakkı ve sadakat ihlalinin hukuki niteliğini tartışır. Zina eyleminin tarafı olan üçüncü kişiye, yalnızca sadakat yükümlülüğünün ihlali nedeniyle TMK m. 174/2 kapsamında eş gibi tazminat yöneltilemez; bağımsız bir haksız fiil varsa ayrı hukuki rejim tartışılır. [15] [17]

    Ödeme biçimi: TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez; parasal tutar olarak kararlaştırılır. Manevi tazminatın miktarını hesaplayan resmi ve bağlayıcı bir “manevi zarar hesaplayıcısı” bulunmamaktadır.

    Kusur tespiti nafaka ve tazminatı nasıl farklı etkiler?

    Durum Yoksulluk nafakası TMK m. 174 maddi tazminat TMK m. 174 manevi tazminat
    İsteyen eş daha ağır kusurlu Kural olarak isteyemez Kural olarak isteyemez Kişilik ihlali ve karşılaştırmalı kusur ayrıca incelenir; ağır kusurlu talep çoğunlukla sorunludur
    Eşit kusur Diğer şartlarla mümkün “Kusursuz veya daha az kusurlu” şartı sağlanmaz Kusur dengesi ve ihlal özelinde uygulama ayrıca değerlendirilir
    İsteyen eş daha az kusurlu Yoksulluk ve mali güç varsa mümkün Menfaat kaybı da varsa mümkün Kişilik hakkı saldırısı varsa mümkün
    Çocuk için iştirak nafakası Çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin ödeme güçleri esastır; boşanma kusuru çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz

    Kritik ayrım: Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusursuz olması tek başına borçtan muafiyet sağlamaz. Maddi tazminatta ise kusurlu eşten talep ve menfaat kaybı; manevi tazminatta ise kişilik hakkı ihlali aranır. Sadece taraflardan birinin boşanmaya neden olması, otomatik ve sınırsız tazminat tutarını doğurmaz.

    Kusur vakıaları tarih, yer, iletişim, tanık, resmi kayıt, sağlık raporu ve diğer hukuka uygun delillerle olay özelinde sunulmalıdır. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış davranışların kusur olarak değerlendirilmesi ayrıca tartışmalı olabilir; olayların bağlamı yargısal incelemeye bağlıdır.

    Şiddet, aldatma, psikolojik ve ekonomik baskı tutara nasıl yansır?

    Şiddetin veya sadakat ihlalinin varlığı, ancak somut olaydaki kişilik hakkı ihlalinin niteliği ve ispatına göre manevi tazminatı etkiler. Fiziksel şiddette sağlık kayıtları, koruyucu/önleyici tedbir kararları, kolluk belgeleri ve tanık anlatımları; psikolojik şiddette sistematik hakaret, tehdit, aşağılama, izolasyon gibi davranışların bütünlüğü incelenebilir. Ekonomik şiddet iddialarında çalışma hakkının engellenmesi, para kaynaklarına erişimin kesilmesi ve aşağılayıcı denetim davranışları vakıa bazında somutlaştırılmalıdır.

    Bir şiddet olayı sebebiyle verilmiş koruma tedbiri ile o olayın boşanmada kusur veya tazminat şartı olduğuna ilişkin nihai tespit aynı ispat ve değerlendirme rejimine tabi değildir. Koruma kararını tek başına kesin kusur kararı gibi sunmak doğru olmaz. Buna karşılık resmi tutanak, sağlık raporu ve somut destekleyici delillerin birlikteliği dosyada güçlü bir ispat çerçevesi sağlayabilir.

    Maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir mi?

    Şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir; yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası talepleri de eş zamanlı gündeme gelebilir. Bir kişinin kişilik hakkının zedelenmesi ile boşanma sonucu ekonomik menfaat kaybı farklı hukuki zarar alanlarıdır. Ancak aynı olgu için aynı zarar unsurunun mükerrer giderimi talep edilmemeli; her talep miktarının gerekçesi farklı gösterilmelidir.

    Örnek: Şiddete maruz kalan, uzun evlilik boyunca çalışmayan ve çocuk bakımını üstlenen eş; koşulları varsa maddi tazminat, kişilik hakkı ihlali sebebiyle manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve çocuk adına iştirak nafakası talep edebilir. Mahkeme her kalemi kendi şartlarıyla inceler; hiçbiri kendiliğinden diğerinden hesaplanmaz.

    Mal rejiminin tasfiyesi neden ayrı bir taleptir?

    TMK m. 202 uyarınca, eşler kanunen geçerli başka bir rejim seçmemişse edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. 2002 öncesi evlilik dönemleri ve geçiş hükümleri ayrıca incelenmelidir. Katılma alacağı; edinim dönemi, edinilmiş/kişisel mal niteliği, eklenecek değerler, denkleştirme, borçlar ve artık değer gibi teknik unsurlarla belirlenir. Kural olarak “kusurlu eş malın yarısını kaybeder” denemez; TMK m. 236/2’deki zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâllerine özgü dar istisna ayrıca saklıdır.

    Nafaka veya tazminat talebi ile katılma alacağı birbirine karıştırılmamalıdır. İlkinde ihtiyaç, kusur ve menfaat/personel ihlali; ikincisinde mal rejimine özgü ayni ve alacak hakları söz konusudur. Mustafa Alper Gümüş’ün akademik çalışması, boşanmanın fer’ileri ile mal rejiminin tasfiyesi arasındaki teknik ilişkiyi ayrıntılı tartışır. [18]

    Boşanma davası kabul edilip kesinleştiğinde kanuni mal rejimi, kural olarak boşanma dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılır (TMK m. 225/2); tasfiye alacağının muacceliyet ve dava takvimi ayrıca değerlendirilmelidir. Evlilik sürerken düzenlenen taşınmazlar bakımından edinim ve finansman tarihi önemlidir.

    Mal ayrılığı sözleşmesi yapılmışsa nafaka hakkı sona erer mi?

    Hayır, sırf mal ayrılığı sözleşmesi yapılması nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. TMK m. 203–205 uyarınca seçilebilen mal ayrılığı rejimi, esasen malın mülkiyeti, yönetimi, tasarrufu ve tasfiyesi konularını düzenler. Buna karşılık TMK m. 169, 175, 182 ve 327 vd. hükümleri eş ve çocuğun bakımı ile boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin ayrı normlardır.

    Mal ayrılığı altında bir eşin adına kayıtlı gelir getirir taşınmazın bulunması, yoksulluk nafakası bakımından o eşin gerçek mali durumunu etkileyebilir; fakat bu, sözleşmenin nafakayı ortadan kaldırmasından değil yoksulluk ve mali güç ölçütlerinin somut sonucundan doğar. Sözleşmede “mal ayrılığı vardır, taraflar nafaka istemez” yazması özellikle gelecekteki nafaka hakkı ve çocuk hakları bakımından kendiliğinden bağlayıcı ve kesin sayılmamalıdır.

    İştirak nafakası çocuğun hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Anne ve babanın kendi aralarında mal ayrılığı anlaşması yapması veya eşler arası taleplerden feragat etmesi, çocuğun korunması amacını bertaraf etmez.

    Mal ayrılığı sözleşmesi nasıl geçerli kurulur?

    TMK m. 203–205 çerçevesinde mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Kanunda öngörülen rejimlerden seçim yapılır; şekil olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır. Evlenme başvurusu sırasında eşler, kanunda öngörüldüğü şekilde mal rejimi seçimine ilişkin yazılı bildirimde bulunabilir. Tarafların ehliyeti, serbest iradeleri ve temsil/kanuni temsilciye ilişkin şartlar ayrıca incelenmelidir.

    Şekle aykırılık, ehliyetsizlik, korkutma, aldatma veya esaslı yanılma gibi irade sorunları; sözleşmenin tamamının yahut ilgili hükmün geçerliliğini etkileyebilir. “Sözleşme noter kaşeli olduğu için her maddesi tartışmasız geçerlidir” yaklaşımı yanlıştır. Sözleşmedeki mal rejimi seçimi ile gelecekte doğacak nafaka ve kişilik hakkı ihlaline bağlı tazminatlardan peşinen vazgeçme aynı hukuki işlem değildir; ikincisi aile hukuku emredici kuralları ve usul hükümleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    Mal ayrılığı kural olarak ileri etkili sonuç doğurur. Evliliğin önceki döneminde geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminden doğmuş tasfiye hesapları, sırf sonradan mal ayrılığına geçilmesiyle otomatik olarak silinmez. Rejim değişikliğinde önceki dönemin sona ermesi ve tasfiye/hesaplaşma ilişkisi somut olarak incelenmelidir. Üçüncü kişi alacaklıların korunmasına ilişkin hükümler de saklıdır.

    Mal ayrılığı sözleşmesi maddi ve manevi tazminatı engeller mi?

    Engellemez. TMK m. 174/1 kapsamındaki boşanma nedeniyle menfaat kaybı ve m. 174/2 kapsamındaki kişilik hakkı saldırısı, mal rejimi sözleşmesiyle ortadan kalkmış sayılmaz. Sözleşme, eşlerin malvarlığı yapısını ve tasfiye sonrasındaki ekonomik konumlarını değiştirdiği için mahkemenin mali durum ve hakkaniyet değerlendirmesine dolaylı olarak yansıyabilir; bu hukuki nedenin yokluğu değil, tutarın somut koşullara göre değerlendirilmesidir.

    Örnek: Evlilikten önce mal ayrılığı seçen tarafların evlilik süresince biri yüksek gelir elde edip taşınmaz biriktirmiş, diğeri çocuk bakımı için çalışmaya ara vermiş olsun. Bu durumda edinilmiş mallara katılma rejimine özgü standart yarı paylaştırma sistemi uygulanmayabilir; ancak daha az kusurlu eşin m. 174 bakımından menfaat kaybı, yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası bağımsız olarak incelenir. Ayrıca ortak mülkiyet, katkı alacağı veya başka borç ilişkileri özel olarak mevcutsa mal ayrılığı bunları otomatik kaldırmaz.

    Öte yandan mal rejimi edinilmiş mallara katılma olarak kaldığında doğabilecek büyük katılma alacağı, eşin ekonomik konumuna etki edebilir. Doktrinde bu ilişkinin tazminat ve nafaka miktarı üzerindeki sonucu farklı biçimlerde tartışılmaktadır; hesaplama yapılırken aynı parasal imkanın iki kez sayılması önlenmelidir. [18] [19]

    Sözleşmede “nafaka ve tazminat istenmeyecek” yazması yeterli mi?

    Mal rejimi sözleşmesinde bulunan genel bir “ileride hiçbir hak talep edilmeyecektir” kaydı ile boşanma sürecinde, somut ve belirlenmiş haklara ilişkin anlaşma arasında hukuken önemli fark vardır. Henüz doğmamış veya koşulları bilinmeyen koruyucu nitelikteki nafaka hakkından evlilik öncesinde genel olarak vazgeçmenin geçerliliği, emredici hükümler ve somut irade serbestliği yönünden ciddi sakınca taşır. Mal rejimi seçimi, başlı başına nafaka feragati değildir.

    Boşanma sırasında anlaşma/protokolde yer alan nafaka ve tazminat düzenlemeleri ise açık, belirli, özgür iradeye dayalı ve kanuna uygun olmalıdır. Anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, iradenin serbestliğine kanaat getirmesi ve mali sonuçlar ile çocukla ilgili düzenlemeyi uygun bulması gereklidir (TMK m. 166/3). Çocuğun hakkı sırf ebeveynin feragatiyle sınırsız şekilde bertaraf edilemez.

    Eray Aksın Atar’ın “Nafakadan Feragat” çalışması, nafaka türleri bakımından feragat meselesinin tek bir genel cümleyle çözülemeyeceğini gösteren akademik bir kaynaktır. Özellikle sözleşmenin tarihi, beyanın kapsamı, alacağın doğumu, eşin serbest iradesi ve çocuğun üstün yararı tek tek değerlendirilmelidir. [20]

    2026 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Genel feragat neden yeterli sayılmadı?

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli, E.2025/354, K.2026/267 sayılı kararında, boşanma dosyasına sunulan genel nitelikli “haklarımdan vazgeçiyorum/hibe ediyorum” anlatımının, somut olayda mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağından açık ve kesin feragat olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kurul, boşanmanın eki niteliğindeki nafaka ve tazminat konularıyla mal rejimi alacakları arasındaki farkı vurgulamıştır.

    Kararın önemi iki yönlüdür: Birincisi, hak türleri arasında otomatik geçiş yapılamaz. İkincisi, bir belgenin hukukî sonucuna karar verilirken kullanılan kelimeler ve bağlam incelenmelidir. Buradan “hiçbir feragat geçerli değildir” veya “noter sözleşmesi geçersizdir” sonucu çıkarılamaz. Karar metni, Yargıtay’ın resmi karar arama portalında esas ve karar numarasıyla araştırılabilir. [21]

    Mal ayrılığı altında katkı, ortak mülkiyet ve alacak talepleri

    Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri kural olarak kendi mülkiyetindeki malları yönetir ve tasarruf eder (TMK m. 242 vd.). Bu rejim her türlü ekonomik talebi sıfırlamaz. Diğer eş adına edinilmiş malın alımına doğrudan ödeme, kredi taksidine katkı, taşınmazın önemli iyileştirilmesi, paylı mülkiyet veya taraflar arasındaki borç/vekâlet ilişkileri mevcutsa hukuki temeller ayrıca incelenebilir.

    İddiaya göre ödeme belgeleri, banka dekontları, tapu kaydı, satın alma ve kredi sözleşmesi, para kaynağı, edinim tarihi ve mülkiyet yapısı toplanır. “Evlilikte tüm konut masraflarını ben ödedim” savı ile “eşimin tapulu taşınmazının bedelinin belirli bir bölümünü doğrudan ödedim” iddiası aynı nitelikte değildir. Her somut katkının hangi hukuki temelde geri istenebileceği belirlenmelidir.

    Açık feragat, anlaşmalı boşanma protokolü ve sulh

    Boşanma yargılamasında taleple bağlılık ilkesi ve feragate ilişkin HMK hükümleri önemlidir. Yoksulluk nafakası ve eşler arasındaki tazminat talepleri bakımından açık talep, anlaşma ve feragat ayrı sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık çocuğun bakım hakkı ve kamu düzenine ilişkin tedbirler açısından özel sınırlamalar vardır. Protokolde “taraflar birbirlerinden hiçbir hak talep etmeyeceklerdir” denilmesi, sayılmamış her alacak türü için her durumda kesin feragat anlamına gelmeyebilir.

    Uyuşmazlık doğurmayan bir metinde nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat, ziynet, katılma alacağı, katkı/değer artış payı, konutun kullanımı ve çocuk giderleri ayrı başlıklarda ele alınmalı; varsa miktar, ödeme zamanı, yıllık artış, ifa güvencesi, masraf paylaşımı ve feragatin kapsamı açıkça gösterilmelidir. Ancak gelecekte doğabilecek ve kamu düzenince korunan hakların mutlak biçimde kaldırılmaya çalışılması geçerlilik riskidir.

    Nafaka artırım, azaltım ve kaldırma davaları

    Nafakanın bir kez belirlenmesi, bütün gelecek yıllarda koşulsuz olarak aynı tutarda kalacağı anlamına gelmez. Yoksulluk nafakası bakımından TMK m. 176; çocuk için iştirak nafakası bakımından TMK m. 331, durum değişikliğinde artırım, azaltım veya kaldırma tartışmasına zemin oluşturur. Çocuğun okul kademesinin değişmesi, sağlık giderleri, gerçek gelir artışı veya kaybı, yeni yaşam koşulları ve enflasyon değerlendirmeye alınabilir.

    Yoksulluk nafakası alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle m. 176 kapsamındaki irat biçimindeki nafakanın hukuki akıbeti değişir; fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer koşullar bakımından mahkeme kararı gerekebilir. Tek bir sosyal medya paylaşımı veya doğrulanmamış iddia, koşulların gerçekleştiğini otomatik biçimde kanıtlamaz.

    Artırım davalarında yalnızca “TÜFE yükseldi” demek yerine güncel bütçe, çocuk giderleri, taraf gelirleri ve varsa hükümdeki artış mekanizması birlikte sunulmalıdır. Azaltım davasında da işsizlik, sağlık sorunu, gerçek gelir düşüşü veya ağır borç gibi verilerin sürekliliği ve diğer tarafın korunması incelenir. İradi gelir azaltımı ile kaçınılmaz gelir kaybı aynı değerlendirilmemelidir.

    Tazminat ve nafaka için talep zamanı, zamanaşımı, faiz ve icra

    TMK m. 178, boşanma sebebiyle doğan dava haklarının boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını belirtir. Bu hükmün hangi talebe uygulanacağı, doğmuş alacağın niteliği ve istenen döneme göre analiz edilmelidir. Örneğin, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını otomatik olarak aynı bir yıllık süreye tabi saymak yanlıştır; tasfiye alacakları hakkında farklı zamanaşımı rejimi ve içtihatlar bulunmaktadır.

    Boşanma davası içinde tazminat ve yoksulluk nafakası istenip istenmeyeceği, tutarın belirlenmesi, faizin istenme biçimi, hükmün kesinleşmesi, yargılama giderleri, ilamlı icra koşulları ve işleyecek nafaka alacakları için usul stratejisi farklı olabilir. Faiz başlangıcı ve icra edilebilirlik bakımından tazminat, tedbir nafakası ve kesinleşme sonrası nafaka aynı kefeye konulmamalıdır; somut hüküm fıkrası ve güncel içtihat ayrıca kontrol edilmelidir.

    Nafakanın zamanında ödenmemesi durumunda icra takibi ve şartları oluştuğunda İcra ve İflas Kanunu’ndaki özel yaptırımlar gündeme gelebilir. Ancak her gecikme otomatik olarak hapis veya aynı icra sonucu doğurmaz. Hukuki süreçte kesinleşme durumu, muaccel taksitler, önceki ödemeler ve ödeme emrinin kapsamı incelenmelidir.

    Boşanma dosyası için stratejik delil listesi

    1. Nafaka talebi: Maaş/SGK, gelir ve kira evrakı, konut gideri, sağlık ihtiyaçları, banka üzerinden yapılan düzenli ödemeler.
    2. İştirak nafakası: Çocuğun yaşı, sınıfı, okul/servis sözleşmesi, sağlık ve özel eğitim belgeleri, bakım yükü.
    3. Maddi tazminat: Boşanmadan etkilenen mevcut ve beklenen menfaatler, çalışma ve bakım geçmişi, sosyoekonomik durum, nedensellik açıklaması.
    4. Manevi tazminat: Kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği ileri sürülen somut olaylar, tarih, hukuka uygun iletişim kayıtları, tanık, sağlık ve resmi belgeler.
    5. Gerçek ödeme gücü: İşveren, vergi, SGK, şirket, taşınmaz, araç ve gerektiğinde banka kayıtları için gerekçeli müzekkere talepleri.
    6. Mal ayrılığı sözleşmesi: Noter belgesi, düzenlenme tarihi, ehliyet/irade koşulları, seçilen rejim ve başlangıcı, önceki mal rejimi dönemi.
    7. Malvarlığı alacakları: Tapu, kredi, ödeme, katkı, edinim tarihi, borç ve rayiç değere ilişkin belgeler.
    8. 2026 değerlendirmesi: Eylül 2026 TÜFE bülteni, 30 Eylül 2026 AYM kararı ve son dönem kararları; tarih ve yürürlük ayrımı.

    Bu liste genel bir başlangıçtır. Her belge talebi vakıayla ilişkili, ölçülü ve usulüne uygun olmalı; kişisel veriler korunmalıdır.

    Sık sorulan sorular

    Boşanmada nafaka ve tazminat hakkında merak edilenler

    1. 2026 yılında boşanmada nafaka ne kadar?

    Kanunda her dosyaya uygulanacak sabit TL tutarı veya maaş yüzdesi yoktur. Nafaka türüne göre ihtiyaç, yoksulluk, çocuğun giderleri, tarafların gerçek ödeme güçleri ve hakkaniyet değerlendirilir.

    2. Nafaka maaşın yüzde kaçı olabilir?

    Yüzde 20, yüzde 25 veya başka bir sabit oran tüm dosyalar için kanuni nafaka hesaplama formülü değildir. Maaş, gider ve diğer kaynaklar birlikte incelenir.

    3. Çalışan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?

    Evet, düşük veya yetersiz düzenli gelir koşullara göre yoksulluğu ortadan kaldırmayabilir. Gelirin düzeyi, sürekliliği ve diğer mali kaynaklar önemlidir.

    4. Kusurlu eş nafaka alabilir mi?

    Yoksulluk nafakasında talep edenin kusuru karşı tarafınkinden ağır olmamalıdır. Tedbir ve iştirak nafakaları ise farklı amaç ve koşullara sahiptir.

    5. Kusursuz eş nafaka öder mi?

    Yoksulluk nafakası borçlusunun kusurlu olması kanuni şart değildir. Ödeme gücü ve alacaklının diğer koşulları değerlendirilir.

    6. Nafaka 2026 yılında kaldırıldı mı?

    Hayır. AYM yalnızca TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar vermiştir; iptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. Nafakanın kurumsal olarak kaldırıldığı söylenemez.

    7. Süresiz nafaka kararı 30 Eylül 2026 tarihinde bitti mi?

    Hayır. 30 Eylül 2026 kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihtir, iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir.

    8. Tedbir nafakası için mutlaka boşanma davası açılmalı mı?

    TMK m. 169 tedbiri boşanma/ayrılık davasıyla bağlantılıdır. TMK m. 197 kapsamında haklı ayrı yaşamaya dayalı geçim tedbiri boşanma davası olmadan da istenebilir.

    9. İştirak nafakası çocuğun özel okul giderlerini karşılar mı?

    Özel okul gideri somut çocuğun eğitim ihtiyacı, önceki yaşam koşulları ve ebeveynlerin ödeme gücü bağlamında değerlendirilebilir; otomatik ve sınırsız kabul edilmez.

    10. İştirak nafakası 18 yaşında biter mi?

    Erginlik, iştirak nafakasının ve bakım borcunun hukuki rejimini etkiler. Eğitimi süren ergin çocuk koşulları varsa kendi adına bakım/yardım nafakası isteyebilir.

    11. Yardım nafakası eski eşten istenir mi?

    TMK m. 364’teki yardım nafakası hısımlar içindir. Eski eş bakımından yoksulluk nafakası ayrı bir kurumdur.

    12. TÜFE kadar nafaka otomatik artar mı?

    Mahkeme hükmünde artış mekanizması yoksa sırf TÜFE yayımlandığı için otomatik artış gerçekleşmez; istem ve karar gerekebilir.

    13. Maddi tazminat neye göre hesaplanır?

    Boşanmanın mevcut veya beklenen menfaatlere etkisi, tarafların kusuru, ekonomik durum ve hakkaniyetle belirlenir; sabit çarpan veya tarife yoktur.

    14. Manevi tazminat için aldatma yeterli mi?

    Aldatma somut koşullarda kişilik hakkı ihlali ve kusur niteliği taşıyabilir. Yine de olayın ispatı, kusur ve TMK m. 174/2 şartları incelenmelidir.

    15. Manevi tazminat aylık ödenebilir mi?

    TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez.

    16. Maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir mi?

    Evet, her iki talebin farklı şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse birlikte istenebilir.

    17. Mal ayrılığı sözleşmesi varsa nafaka ödenir mi?

    Evet, koşulları varsa tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası ayrı değerlendirilir; mal rejimi seçimi tek başına bu hakları kaldırmaz.

    18. Noterde yapılan mal ayrılığı sözleşmesi kesin geçerli midir?

    Noter şekil şartını karşılamada önemlidir; ehliyet, irade, sözleşme içeriği ve emredici hukuk kuralları ayrıca denetlenir.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi önceki edinilmiş malları geriye dönük siler mi?

    Sırf yeni bir rejim seçilmesi önceki dönemin tasfiye haklarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; geçiş, tasfiye ve varsa geçerli anlaşma ayrı incelenir.

    20. Mal ayrılığı sözleşmesinde tazminattan feragat edilebilir mi?

    Gelecekte doğacak ve şartları henüz belli olmayan boşanma tazminatı haklarından genel peşin feragat ile mevcut, belirli ve usulüne uygun bir sulh/feragat aynı şey değildir; geçerlilik somut olarak değerlendirilir.

    21. Boşanmada bir yıl zamanaşımı hangi talepler için?

    TMK m. 178 boşanmadan doğan dava haklarını kapsar ve süre boşanma hükmünün kesinleşmesinden başlar. Mal rejimi tasfiye alacağı aynı süreye otomatik tabi tutulmaz.

    22. Nafaka veya tazminat için internet hesaplama aracı güvenilir mi?

    Çevrimiçi hesaplayıcılar bütçe planlaması için kullanılabilir; mahkemenin takdirini ve somut hukuki koşulları ikame eden resmi ve bağlayıcı algoritmalar değildir.

    23. Taraflardan biri yurt dışında yaşıyorsa nasıl hesaplanır?

    Gerçek gelir, döviz kuru, sürdürülebilir kazanç, zorunlu yaşam giderleri, çocuğun yerleşim yeri ve uyuşmazlığa uygulanacak milletlerarası özel hukuk kuralları ayrıca incelenir.

    24. Zengin eş daha yüksek nafaka öder mi?

    Mali güç önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Talep türüne göre ihtiyaç ve kanuni koşulların varlığı gereklidir.

    25. Maddi ve manevi tazminat ile katılma alacağı aynı mıdır?

    Hayır. TMK m. 174 talepleri ile TMK m. 202 vd. mal rejimi tasfiye alacakları farklı hukuki nedenlere ve hesaplara dayanır.

    Sonuç: Miktar değil, gerekçelendirilmiş hukuki değerlendirme

    Nafaka ve boşanma tazminatının belirlenmesi, bir hesap makinesine rakam girilmesinden ibaret değildir. Talebin hukuki niteliği saptanmadan, gelir ve giderler doğrulanmadan, kusur ve kişilik hakkı ihlalleri ayrı ayrı değerlendirilmeden verilen parasal tahminlerin güvenilirliği düşüktür. Özellikle şirket ortaklığı, yüksek malvarlığı, çocukların özel giderleri ve uzun süreli evlilikler bakımından kapsamlı ekonomik analiz gerekir.

    2026 yılında iki unsur öne çıkmaktadır: nafakanın süresine ilişkin yeni Anayasa Mahkemesi iptal kararının ertelenmiş yürürlüğü ve Yargıtay’ın gelir-malvarlığı araştırması ile talep türleri arasındaki kesin ayrımlara verdiği önem. Mal ayrılığı sözleşmesi, tek başına nafaka ve tazminat haklarının sona ermesi anlamına gelmez; bununla birlikte gerçek ekonomik durum ve mal rejiminden kaynaklanan haklar üzerinde önemli sonuçlar yaratabilir. Nihai çözüm her talebin ayrı hukuki temelde ve somut olaya özgü delille değerlendirilmesidir.

    Bu çalışma 17.10.2026 tarihi itibarıyla genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kanun değişiklikleri, yeni kararlar ve dosyanın özellikleri sonucu değiştirebilir.

    Hazırlayan: Av. Murat Can Dolğun — TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. dolgun.av.tr · td-lawfirm.com · 0 212 299 44 22

    Kaynakça ve resmi bağlantılar

    Kaynaklar ilgili yargısal ve akademik belgelere doğrudan yönlendirir. DergiPark üzerindeki eserler bilimsel yayınlardır; avukat tanıtım sitesi değildir.

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, ilgili m. 4, 169, 174–178, 182, 197, 202–205, 225, 327–331, 364–365; T.C. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. Kaynağı incele.
    2. Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, 04.11.2025 tarihli içtihat, maddi tazminat ve yoksulluk nafakasında sosyal-ekonomik durum ve TAKBİS/SGK araştırması; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    3. Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 04.06.2026; Resmî Gazete 30.09.2026, 33386; iptal hükmünün 9 ay ertelenmesi. Kaynağı incele.
    4. Türkiye İstatistik Kurumu, Tüketici Fiyat Endeksi, Eylül 2026, Haber Bülteni 58298, 05.10.2026. Kaynağı incele.
    5. Yargıtay, iştirak ve yoksulluk nafakasının ölçütleri, Adalet Bakanlığı UYAP içtihat kaydı. Kaynağı incele.
    6. Yargıtay, iştirak nafakası ve çocuğun ihtiyaçları hakkında içtihat; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    7. Yargıtay, 19.02.2026 tarihli yardım nafakası miktarı ve hakkaniyet değerlendirmesi, Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    8. Güllüoğlu, Y. ve Aydın Engin, S. (2025), “Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakası”, Ankara Barosu Dergisi, 83(4). Kaynağı incele.
    9. Akkurt, S. S. (2024), “TMK m. 175 Hükmünün Yoksulluk Nafakasının Süresine İlişkin Yaklaşımının Hukuki Yorum Yöntemleri Çerçevesinde Tahlili”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10(1). Kaynağı incele.
    10. Ersöz, O. (2026), “Yoksulluk Nafakasında Süre”, Ombudsman Akademik, 23. Kaynağı incele.
    11. Baş, S. ve Özcan, N. (2022), “Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutuyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, ASBÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 4(1). Kaynağı incele.
    12. Çakırca, S. İ. (2015), “Kardeşler Arasında Nafaka Yükümlülüğü”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 64(1), 65–101. Kaynağı incele.
    13. Yünlü, S. (2025), “Nafaka Yükümlülüklerinin Çatışması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 64. Kaynağı incele.
    14. Arbek, Ö. (2005), “Boşanmanın Mali Sonuçları”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 54(1), 115–163; künyeye ilişkin bilimsel kaynakça. Kaynağı incele.
    15. Ceylan, Z. Ş. (2022), “Yargıtay Kararları Işığında Zina Sebebiyle Boşanmada Manevi Tazminat İstemi”, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 17(1), 49–95. Kaynağı incele.
    16. Atlan, H. (2016), “Beden Bütünlüğünün İhlalinde Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4); yöntem tartışması (boşanma tazminatı tarifesi değildir). Kaynağı incele.
    17. Badur, E. ve Turan Başara, G. (2016), “Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(1), 101–136. Kaynağı incele.
    18. Gümüş, M. A. (2005), “Türk Hukukunda Yasal Mal Rejimi … Boşanma Davası; İştirak Nafakası; Maddi/Manevi Tazminat ve Mal Rejiminin Tasfiyesi Talebi Arasındaki İlişki”, Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, IX(3–4), 383–402. Kaynağı incele.
    19. Tamer, D. (2021), “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Kimi Koruyor?”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 18(2), 635–644. Kaynağı incele.
    20. Atar, E. A. (2016), “Nafakadan Feragat”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(3). Kaynağı incele.
    21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.04.2026, E.2025/354, K.2026/267, genel feragat beyanının katılma alacağını kapsayıp kapsamadığı; karar numarası ile resmi karar arama portalı. Kaynağı incele.
    22. Çelik, B. (2025), Mehaz Hukukla Karşılaştırmalı Olarak Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakasının Miktarı ve Süresi, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7(2), 992–1040, doi:10.59933/tauhfd.1851972. Kaynağı incele.
  • Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026: Fiziksel, Psikolojik, Ekonomik, Cinsel ve Dijital Şiddet, 6284 Sayılı Kanun ve Hukuki Koruma Yolları

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | Hukuki değerlendirme tarihi: 17 Ekim 2026 | Konular: Aile Hukuku, Ceza Hukuku, 6284 Sayılı Kanun, Boşanma Davaları

    Şiddet, yalnızca kişinin beden bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen saldırılardan ibaret değildir. Tehdit, sistematik aşağılama, ekonomik kaynakların kontrol edilmesi, rıza dışı cinsel davranışlar, kişinin çevresinden izole edilmesi, dijital mecralarda takip edilmesi ve özgürlüğünün keyfi biçimde sınırlanması da olayın özelliklerine göre şiddet teşkil edebilir. Bu yazıda şiddet türleri nelerdir, psikolojik şiddet nasıl ispatlanır, ekonomik şiddet boşanma sebebi midir, dijital şiddete karşı hangi yollar kullanılabilir, uzaklaştırma kararı nasıl alınır, şiddetin tazminat ve velayete etkisi nedir soruları Türk hukuku bakımından incelenmektedir.

    Önemli ayrım: Her ağır veya haksız davranış ayrı bir Türk Ceza Kanunu suçu oluşturmaz. Ancak bir davranışın bağımsız suç niteliğinde olmaması, 6284 sayılı Kanun kapsamında korunma sağlanamayacağı veya aile hukuku açısından hiçbir sonuç doğmayacağı anlamına gelmez. Koruma tedbiri, ceza soruşturması ve boşanma davası farklı amaçlara ve ispat ölçütlerine sahip mekanizmalardır.

    1. Şiddet nedir? Türk hukukunda şiddetin tanımı

    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2. maddesi, şiddeti fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar doğuran ya da doğurması muhtemel davranışlar, tehdit, baskı ve özgürlüğün keyfi engellenmesi çerçevesinde geniş biçimde ele alır. Şiddetin oluşması için mutlaka fiziksel bir iz, hastane raporu veya görünür yaralanma bulunması gerekmez. Aynı Kanun, aynı hanede yaşanmasa dahi aile veya hane mensupları arasında gerçekleşen ev içi şiddeti düzenler.

    Gündelik kullanımda psikolojik, duygusal, sosyal, dijital, flört şiddeti veya kontrol edici davranış gibi kategoriler kullanılmaktadır. Bunların hepsi Türk Ceza Kanunu’nda ayrı suç isimleri değildir. Somut olayda davranışın niteliği, tekrarı, yoğunluğu, mağdur üzerindeki etkisi ve ilgili normun unsurları birlikte değerlendirilir. Kişiler arasındaki sıradan anlaşmazlık ile sistematik korkutma ve tahakküm oluşturan davranış arasında hukuki ayrım yapılmalıdır.

    6284 sayılı Kanun’un kapsamı yalnızca evli kadınlarla sınırlı değildir. Kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları, kanunun somut olayda aradığı koşullar dahilinde korunabilir. 6284 sayılı Kanun, m. 1–2.

    2. Şiddet türleri ve örnekleri: Karşılaştırmalı tablo

    Şiddet türlerinin hukuk bakımından örnekleri ve muhtemel değerlendirme alanları
    Şiddet türü Örnek davranış Olası hukuki sonuç
    Fiziksel Vurmak, itmek, boğaz sıkmak, zorla alıkoymak 6284 tedbiri; fiile göre yaralama, tehdit, hürriyetten yoksun kılma; boşanmada kusur
    Psikolojik / duygusal Sistematik aşağılama, korkutma, manipülasyon, sürekli baskı 6284 tedbiri; koşullarına göre boşanmada kusur ve tazminat
    Sözlü Hakaret, tehdit, küçük düşürücü ifadeler Koşullarına göre TCK m. 106, 125; aile hukuku sonuçları
    Ekonomik Geliri zorla almak, çalışmayı engellemek, finansal kontrol 6284 kapsamında değerlendirme; boşanma ve mali taleplerde önem
    Cinsel Rıza dışı cinsel temas, baskı ve zorlamalar Koşullarına göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar; koruma tedbirleri
    Dijital Şifre zorlamak, takip yazılımı, görüntü tehdidi, çevrim içi taciz Fiile göre özel hayat, kişisel veriler, tehdit, ısrarlı takip suçları
    Israrlı takip Tekrarlanan fiziki takip veya farklı kanallardan temas girişimleri Koşullar oluşursa TCK m. 123/A; 6284 tedbiri
    Sosyal Aile ve arkadaşlarla görüşmeyi zorla engellemek, izolasyon Psikolojik şiddet ve kontrol davranışı; aile hukuku sonuçları
    Çocuğa yönelik Dövme, korkutma, istismar, şiddete tanık bırakma Ceza ve çocuk koruma hukuku; velayet ve kişisel ilişki tedbirleri
    İşyerinde Sistematik yıldırma, cinsel taciz, tehdit İş hukuku, tazminat, iş sağlığı ve güvenliği; fiile göre ceza hukuku

    Tablo genel örnekler sunar; bir olayın suç, boşanma kusuru veya tedbir sebebi oluşturup oluşturmadığı otomatik olarak değil, ilgili normun koşullarına göre belirlenir.

    3. Fiziksel şiddet nedir? En sık görülen örnekler ve sonuçlar

    Fiziksel şiddet, beden bütünlüğüne yönelik kasıtlı müdahaleleri ifade eder. Tokat, tekme, yumruk, itme, sarsma, boğaz sıkma, saç çekme ve bir kişiyi zor kullanarak bir yerde tutma tipik örneklerdir. Fiziksel şiddet için kullanılan aracın silah olması gerekmez. Dışarıdan yara görülmemesi de davranışın hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez.

    Fiziksel şiddet olayında ceza ve koruma süreçleri

    Eylemin ağırlığına göre kasten yaralama (TCK m. 86–87), tehdit (m. 106) veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m. 109) gibi suç tipleri gündeme gelebilir. Kişinin eşi, boşandığı eş veya başka bir yakını olması, ilgili suç maddesindeki nitelikli hâllere göre ayrıca önem kazanabilir. Mağdur, ceza soruşturmasından bağımsız olarak 6284 sayılı Kanun çerçevesinde acil tedbir isteyebilir.

    Fiziksel şiddette adli rapor zorunlu mudur?

    Adli muayene ve tıbbi belgeler yaralanma olgusunun ispatında değerlidir; ancak 6284 sayılı Kanun m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir kararı için şiddetin gerçekleştiğine dair delil veya belge aranmaz. Bu hüküm, ceza yargılamasında mahkumiyet için delil aranmayacağı anlamına gelmez. Tıbbi muayene, olay fotoğrafları, tanıklar, kamera kayıtları ve kolluk tutanakları koşullarına göre delil olabilir.

    4. Psikolojik şiddet: Hakaret olmadan da şiddet mümkün mü?

    Psikolojik şiddet; kişinin benlik değerini zedelemeye, korkutulmasına, sürekli denetlenmesine veya karar alma iradesinin baskı altına alınmasına yol açabilen tutumların bütünüdür. Günlük hayatta davranışın tek bir olaya değil, uzun süreli bir örüntüye dayanması sık görülür. Sistematik dışlama, aşağılayıcı kıyaslamalar, yalnızlaştırma, tehditlerle hareket alanını daraltma, çocukları baskı unsuru olarak kullanma ve kişinin güvenliğini sürekli sorgulatma örnek olarak değerlendirilebilir.

    Gaslighting ve kontrol edici davranışlar

    Psikoloji literatüründe gaslighting, kişinin yaşadığı olaylar veya kendi algısı hakkında sistematik biçimde kuşkuya düşürülmesini anlatmak için kullanılır. Türk hukukunda başlı başına bu isimde bir suç bulunmaz. Bununla birlikte somut davranışlar psikolojik şiddet, tehdit, hakaret veya diğer hukuki ihlaller içinde değerlendirilebilir. Hukuki dilekçede yalnızca bu kavramı kullanmak yerine kim, ne zaman, hangi söz veya eylemle, neyi yaptı sorularının yanıtlanması gerekir.

    Psikolojik şiddet boşanma sebebi olabilir mi?

    Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) incelemesinde eşlerin somut davranışları ve kusur durumları önem taşır. Devamlı aşağılama, tehdit ve baskının ispatlanması, diğer unsurlarla birlikte boşanma talebi ve tazminat yönünden değerlendirmeye girebilir. Ancak çiftler arasındaki her tartışma, fikir ayrılığı veya kaba sözün tek başına boşanma ya da manevi tazminat için yeterli olacağı söylenemez.

    5. Sözlü şiddet, tehdit ve hakaret arasındaki hukuki fark

    Sözlü şiddet, kişinin onurunu kırmayı veya korku yaratmayı amaçlayan sözlü davranışları kapsayabilir. Türk Ceza Kanunu bakımından ise hakaret (m. 125) ve tehdit (m. 106) suçlarının unsurları birbirinden farklıdır. Tehditte kişiye yönelen kötülük bildirimlerinin türü, bağlamı ve objektif ciddiyeti; hakarette onur, şeref ve saygınlığa yönelik somut isnat veya sövme niteliği ayrı ayrı değerlendirilir.

    Mesaj, sesli not, e-posta ve sosyal medya yorumları üzerinden gerçekleştirilen davranışlar da ilgili suçun kanuni unsurlarını karşılayabilir. Her kırıcı ifadeyi suç olarak nitelemek doğru değildir. Bununla birlikte ceza hukuku eşiğini aşmayan sistematik aşağılamanın 6284 ve boşanma hukuku açısından önemi bulunabilir.

    6. Ekonomik şiddet nedir? Para, çalışma hakkı ve malvarlığı üzerinden kontrol

    Ekonomik şiddet, bir kişinin ekonomik bağımsızlığının baskı ve denetim aracı hâline getirilmesiyle görünür olur. Maaşa el koymak, kişiyi işten ayrılmaya zorlamak, zorla borçlandırmak, banka kartlarını ve şifrelerini kontrol etmek, temel ihtiyaçlara kaynak erişimini kasıtlı olarak engellemek veya ekonomik bağımlılık oluşturarak kişiyi tehdit etmek somut olaya göre ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.

    Ekonomik şiddet ile ekonomik güçlük aynı şey midir?

    Hayır. Ailenin mali zorluk yaşaması veya tarafların bütçe konusunda anlaşmazlığa düşmesi kendiliğinden ekonomik şiddet anlamına gelmez. Hukuki değerlendirmede kasıtlı denetim, engelleme, bağımlı kılma, tehdit ve eşitlik ilişkisinin bozulması gibi olgular önem kazanır.

    Ekonomik şiddet boşanma ve mal paylaşımını etkiler mi?

    Çalışmanın engellenmesi, gelire zorla el konulması ve ekonomik baskı, TMK m. 166 kapsamındaki kusur incelemesinde yer alabilir. Bununla birlikte ekonomik şiddet iddiası ile mal rejiminin tasfiyesi birbirinden ayrı hukuki meselelerdir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin katılma alacağı kural olarak mal rejimi hükümlerine göre hesaplanır; sırf bir eşin boşanmada ağır kusurlu olması her malvarlığı uyuşmazlığında diğer eş lehine otomatik olarak daha yüksek pay oluşturmaz.

    İstisnai nitelikteki TMK m. 236/2 gibi hükümler, kanunun belirlediği belirli boşanma sebepleri ve koşulları bakımından ayrıca değerlendirilir. Ekonomik şiddetin bir mal kaçırma işlemiyle birlikte ileri sürülmesi hâlinde TMK m. 229 ve ilgili diğer düzenlemeler yönünden ayrı hesaplama ve ispat gerekebilir.

    7. Cinsel şiddet ve evlilikte rıza

    Cinsel şiddet, kişinin cinsel dokunulmazlığına ve kendi bedeni hakkında karar verme hakkına yönelen rıza dışı müdahaleleri kapsar. Zorlama, tehdit altında cinsel davranışa mecbur bırakma, cinsel içerikli görüntülerle şantaj yapma ve istenmeyen cinsel temas, fiilin biçimine göre farklı suç ve koruma düzenlemelerini gündeme getirebilir.

    Evlilik, cinsel davranışlar için sürekli ve sınırsız rıza oluşturmaz. Somut eylem bakımından cinsel saldırı, cinsel taciz, şantaj veya özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarının unsurları ayrıca incelenir. Çocuğa yönelik cinsel fiillerde çocukların korunmasına ilişkin özel hükümler uygulanır. Şikayete bağlılık, soruşturma usulü ve nitelikli hâller eylemin hangi maddede düzenlendiğine göre değişebildiğinden genelleme yapılmamalıdır.

    Cinsel şiddet kanıtları nasıl değerlendirilir?

    Mağdurun anlatımı, olayın koşulları, tıbbi bulgular, dijital yazışmalar, tanıklar ve diğer hukuka uygun deliller birlikte değerlendirilir. Tıbbi değerlendirme veya adli yardım almak için olaydan uzun süre geçmesini beklememek önemlidir. Ancak tıbbi bulgu bulunmaması tek başına cinsel şiddet yaşanmadığını kanıtlamaz.

    8. Dijital şiddet: Telefon, sosyal medya, konum takibi ve görüntüler üzerinden baskı

    Dijital şiddet, teknolojik araçların kişiyi kontrol etmek, korkutmak, küçük düşürmek veya takibe almak amacıyla kullanılmasıdır. Kişinin şifrelerinin zorla alınması; rızası dışında hesabına erişilmesi; gizli takip yazılımı kurulması; konumunun izlenmesi; özel fotoğrafların yayımlanacağı tehdidinin yöneltilmesi; farklı hesaplardan ısrarlı biçimde rahatsız edilmesi ve çevresine yönelik itibar saldırıları örnek olarak verilebilir.

    Telefonu kontrol etmek her zaman suç mudur?

    Hayır. Somut davranışın rızaya, erişim yetkisine, elde edilen veriye ve kullanılan yönteme göre değerlendirilmesi gerekir. Ancak eş olmak diğer kişinin haberleşmesini, özel hayatını veya kişisel verilerini sınırsız biçimde denetleme yetkisi vermez. TCK m. 132–136, m. 123/A ve diğer ilgili hükümler fiile göre önem kazanabilir.

    Özel görüntü ile tehdit ve dijital şantaj

    Mahrem görüntülerin rıza dışında ifşa edilmesi veya ifşa tehdidiyle kişiden para, görüşme, cinsel davranış ya da başka bir hareket talep edilmesi olayın özelliklerine göre özel hayatın gizliliğinin ihlali, şantaj, tehdit veya başka bir suç oluşturabilir. Dijital delilleri kaydederken yeni bir hukuka aykırılık yaratılmaması ve üçüncü kişilerle gereksiz paylaşım yapılmaması önemlidir.

    Dijital şiddette ilk adımlar

    Güvenli bir cihazdan hesap güvenliğini kontrol etmek, mümkünse mevcut mesaj ve bildirimleri tarih bilgileriyle muhafaza etmek, platform şikayet mekanizmalarını kullanmak ve devam eden bir tehdit varsa kolluk veya adli makamlara başvurmak uygun olabilir. Failin hesabına karşılık olarak izinsiz girmek, özel içeriğini yayımlamak ya da karşı tarafı hukuka aykırı biçimde izlemek çözüm değildir.

    9. Israrlı takip suçu (TCK m. 123/A) ve 6284 sayılı Kanun

    2022 yılında TCK’ya eklenen 123/A maddesi, ısrarlı fiziksel takip veya iletişim araçları, bilişim sistemleri ya da üçüncü kişiler aracılığıyla sürekli temas kurma girişimlerini belirli koşullarda suç olarak düzenler. Madde kapsamında, mağdurda ciddi bir huzursuzluk oluşması ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duyması aranır. Her tekil mesaj veya karşılaşma, kendiliğinden ısrarlı takip suçu oluşturmaz.

    Çocuğa veya ayrılık kararı verilen ya da boşanılan eşe karşı işlenme, mağdurun işyeri veya konutunu değiştirmek durumunda kalması ve tedbire rağmen takip edilmesi gibi kanunda sayılan durumlar nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. TCK m. 123/A’da soruşturma ve kovuşturma şikayete bağlıdır. Bu şikayet rejimi, 6284 kapsamında önleyici tedbir isteminin aynı şartlara bağlı olduğu anlamına gelmez. TCK m. 123/A.

    10. Sosyal şiddet ve izolasyon

    Sosyal şiddet; kişinin ailesi, arkadaşları, iş çevresi ve toplumsal yaşamıyla bağlarının baskı yoluyla kopartılması, görüşmelerinin engellenmesi veya hareket serbestisinin sistemli biçimde kısıtlanması olarak ele alınır. Bu kavram bağımsız bir suç adı olmasa da psikolojik şiddetin ve kontrol ilişkisinin görünümüdür.

    Partnerin sosyal çevre hakkında görüş bildirmesi ile bir kişinin kimlerle görüşebileceğine tehdit, gözetim veya yaptırım yoluyla tek taraflı karar verilmesi birbirinden farklıdır. Şiddet incelemesinde bu davranışların tekrarı, yoğunluğu, karşı tarafın özgürlüğüne etkisi ve somut olayın özellikleri esas alınmalıdır.

    11. Çocuklara, yaşlılara ve engellilere karşı şiddet

    Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması veya şiddete tanık olması

    Çocuğun fiziksel saldırıya, sözel aşağılamaya, cinsel istismara veya ihmal ve baskıya maruz kalması farklı kanuni korumaları gündeme getirir. Ayrıca çocuğun aile içindeki şiddete tanıklığı psikolojik ve gelişimsel yönden değerlendirilmelidir. Boşanma ve velayet uyuşmazlıklarında belirleyici yaklaşım çocuğun üstün yararıdır. Gerekli hâllerde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında danışmanlık, bakım, sağlık ve diğer koruyucu-destekleyici tedbirler değerlendirilebilir.

    Yaşlı ve engelli bireyler yönünden

    Bakım ilişkisini baskı aracına dönüştürme, ilaç veya temel ihtiyaçlara erişimi engelleme, maaşa zorla el koyma ve dış dünyayla teması kesme gibi durumlar kişinin kırılganlık koşulları dikkate alınarak incelenir. 6284’ün kapsam koşulları varsa ilgili tedbirler ve ayrıca suç veya sosyal hizmet mevzuatındaki yollar birlikte kullanılabilir.

    12. İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing) ve cinsel taciz

    İşyerinde sistematik yıldırma, küçük düşürme, dışlama, ayrımcı baskı ve cinsel taciz iş hukuku bakımından önem taşır. Ancak her yönetim eleştirisi, performans görüşmesi veya tekil anlaşmazlık otomatik olarak mobbing değildir. Davranışın içeriği, sürekliliği, hedefi, iş koşulları ve ispatı değerlendirilmelidir.

    İşçinin kişilik haklarının korunması bakımından Türk Borçlar Kanunu m. 417; haklı fesih, eşit davranma ve diğer iş hukuku hükümleri; ayrıca somut eyleme göre Türk Ceza Kanunu gündeme gelebilir. Aile içinde gerçekleşmeyen bütün işyeri ihtilaflarının 6284 kapsamında değerlendirilebileceği varsayılmamalıdır; normun kişi ve olay bakımından kapsamı ayrı incelenmelidir.

    13. 6284 sayılı Kanun kimleri korur? Evli olmak şart mı?

    6284 sayılı Kanun’un 1. maddesinde şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları yer alır. Kanunun ev içi şiddet tanımı, tarafların aynı konutta yaşamalarını zorunlu tutmaz. Eski eş, ayrı yaşayan aile bireyleri ve belirli takip mağdurları açısından korunma ihtiyacı ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle boşanma davası açılmış olması, tarafların evli olmaması veya fiziksel yaralanma bulunmaması tek başına başvurunun önünde mutlak engel değildir. Ancak uygulanacak özel tedbirin kapsamı her durumda kanuni koşullara bağlıdır.

    14. Koruyucu tedbir ile önleyici tedbir arasındaki fark

    Koruyucu tedbirler: Mağdurun güvenliğini sağlamak

    6284 sayılı Kanun m. 3–4 kapsamında uygun barınma yeri, geçici maddi yardım, psikolojik ve hukuki danışmanlık, geçici koruma, gerekli koşullarda işyerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi ve diğer tedbirler söz konusu olabilir. Aciliyet ve yetki bakımından mülki amir, hakim veya kanunda öngörülen durumlarda kolluk yetkilidir.

    Önleyici tedbirler: Şiddet uygulayanın davranışını sınırlandırmak

    Kanun m. 5 uyarınca müşterek konuttan uzaklaştırma, korunan kişinin evine, okuluna veya işyerine yaklaşmama, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme, tehdit ve aşağılamadan kaçınma, silahın teslimi ve çocuklarla kişisel ilişkinin gerekli görüldüğünde sınırlandırılması gibi tedbirler değerlendirilebilir. Tedbirler olayın riskine, ölçülülüğe ve korunma amacına göre belirlenmelidir.

    Önemli ispat ayrımı

    6284 sayılı Kanun m. 8/3, koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenler; önleyici tedbir de koruma amacını tehlikeye sokacak şekilde geciktirilemez. Bu, şikayet edilen kişinin kesin olarak suç işlediğine dair bir hüküm veya boşanma davasında kusurunun ispatlandığına ilişkin tespit değildir.

    15. Uzaklaştırma kararı nasıl alınır? Nereye başvurulur?

    Şiddet veya ciddi tehlike hâlinde kolluk, Cumhuriyet başsavcılığı, aile mahkemesi, mülki idare ve ilgili sosyal hizmet birimlerine başvuru yolları bulunur. 6284 sayılı Kanun m. 8, tedbirin en çabuk ve kolay ulaşılabilecek yetkili merci üzerinden talep edilmesine imkan verir. Başvuruda olay tarihleri, tehditlerin içeriği, bilinen tanıklar, önceki müracaatlar ve talep edilen somut güvenlik önlemleri açıklanmalıdır.

    Koruma kararı ne kadar sürer?

    İlk tedbir kararı kanun gereği en fazla altı aylık süre için verilebilir. Şiddet veya şiddet tehlikesinin devam edeceği anlaşılıyorsa kararın süresi ve niteliği yeniden değerlendirilebilir; uzatma, değiştirme veya kaldırma mümkündür. İlk kararın altı ay olması zorunlu değildir.

    Koruma kararı için boşanma davası açılması gerekir mi?

    Hayır. 6284 uyarınca koruma tedbirine başvurmak, boşanma davası açılmasına bağlı değildir. Ayrıca 6284 kapsamındaki başvuru ile ceza şikayeti birbirinden ayrı usullerdir; aynı olay her ikisini de gerektirebilir.

    16. Uzaklaştırma kararına uyulmazsa ne olur? Zorlama hapsi

    6284 sayılı Kanun m. 13’e göre ilgili tedbirin ihlali hâlinde, fiil ayrıca suç oluştursa bile hakim kararıyla ilk ihlal için üç günden on güne kadar, tekrar eden ihlallerde on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir; toplam süre altı ayı aşamaz. Kararın uygulanması, usulüne uygun ihtar ve somut ihlalin tespiti önemlidir. Zorlama hapsi kendiliğinden uygulanmaz; yargısal karar gerekir.

    Tedbire itiraz edilebilir mi?

    6284 sayılı Kanun m. 9, ilgililerin tedbir kararına tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edebileceğini düzenler. İtiraz merciinin kararın sonucunu etkileyebilecek esaslı iddiaları değerlendirmesi gerekir. İtirazın varlığı ile koruma ihtiyacının sürmesi birbirinden ayrılmalıdır; başvurunun somut dosyadaki yürütme etkisi usul hükümlerine göre incelenmelidir.

    17. Hangi şiddet davranışları Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olabilir?

    Şiddet biçimleri gündelik dilde birden çok ad taşısa da ceza sorumluluğu yalnızca kanunda tanımlanmış suçun unsurları gerçekleştiğinde doğar. Olayın özelliklerine göre şu düzenlemeler gündeme gelebilir:

    Fiilin olası niteliği İlgili TCK hükümleri (örnek) İnceleme konusu
    Fiziksel saldırı m. 86–87 Kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller
    Sürekli ağır eziyet m. 96 Eziyet suçunun özel koşulları
    Tehdit ve şantaj m. 106–107 Kötülük bildirimleri veya belirli menfaat için baskı
    Kişiyi alıkoyma m. 109 Hürriyetten yoksun kılma
    Huzur ve sükunu bozma / ısrarlı takip m. 123 ve 123/A Birbirinden farklı suç koşulları
    Hakaret m. 125 Onur ve saygınlığa saldırı
    Mahremiyet ve veri ihlalleri m. 132–136 Haberleşme, özel hayat ve kişisel veriler
    Cinsel dokunulmazlık ihlalleri m. 102–105 Fiilin ve mağdurun özelliklerine göre ayrım

    Bu maddelerin bir arada anılması, her somut olayda tamamının oluştuğu anlamına gelmez. Şikayete bağlılık, nitelikli hâl, uzlaştırma, zamanaşımı ve koruma tedbirleri her suç bakımından ayrı araştırılmalıdır. 6284 tedbiri, ceza mahkumiyetinin yerine geçmez.

    18. Şiddet çekişmeli boşanma davasında nasıl değerlendirilir?

    Şiddet iddiaları, özellikle TMK m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan çekişmeli boşanma davalarında kusur değerlendirmesinin önemli parçası olabilir. Fiziksel saldırı, sistematik aşağılama, ekonomik baskı veya cinsel zorlamanın olgusal olarak ortaya konulması hâlinde mahkeme her fiilin ağırlığını ve olayların bütününü değerlendirir.

    Şiddet nedeniyle özel boşanma sebebi: TMK m. 162

    Türk Medeni Kanunu m. 162, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmayı düzenler. Bu hukuki sebep bakımından kanundaki hak düşürücü süreler ve af etkisi ayrıca önem taşır. Her tartışma veya her kusurlu davranış bu özel sebebi oluşturmaz. Olayın niteliğine göre TMK m. 166’ya dayalı talebin koşulları da ayrıca incelenebilir.

    Uzaklaştırma kararı boşanma kusurunu kesin olarak kanıtlar mı?

    Hayır. Bir 6284 kararı, somut olayda korunma ihtiyacına ilişkin yargısal işlemdir; tek başına kesinleşmiş ceza mahkumiyeti veya boşanma davasında sabit kusur kararı değildir. Bununla birlikte korunma başvurusu, karar, ihlal tutanakları, sağlık raporları ve diğer belgeler aile mahkemesinin bütüncül delil incelemesinde önem taşıyabilir.

    Bir kez şiddet uygulanması yeterli midir?

    Şiddetin tekrar etmesi ispat bakımından güçlü bir örüntü yaratabilse de her zaman aranan bir koşul değildir. Tek bir ağır eylem de kanuni boşanma sebebinin koşullarını karşılayabilir. Sonuç; fiilin ağırlığı, ispat, davanın dayandığı hukuki neden ve diğer olaylar ışığında belirlenir.

    19. Şiddetin maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet ve mal rejimine etkisi

    Boşanmada maddi tazminat (TMK m. 174/1)

    Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma nedeniyle zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, şartları varsa diğer taraftan uygun maddi tazminat isteyebilir. Şiddetin kusur düzeyine etkisi önemlidir; ancak tazminat miktarı sabit tarifeye göre belirlenmez.

    Boşanmada manevi tazminat (TMK m. 174/2)

    Boşanmaya sebep olan olaylarla kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Şiddetin türü, yoğunluğu, ispatı ve kişilik hakkına etkisi burada değerlendirilir. Şiddetle bağlantılı bir ceza dosyası bulunması, boşanma tazminatı konusunda tek başına otomatik sonuç doğurmaz.

    Nafaka ile kusur değerlendirmesi

    Dava sırasındaki tedbir nafakası, boşanma sonrasındaki yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası farklı hukuki koşullara tabidir. Şiddet iddialarının tüm nafaka türlerine aynı şekilde etki ettiğini varsaymak yanlıştır. Yoksulluk nafakasında TMK m. 175 kapsamında talepte bulunanın daha ağır kusurlu olmaması kuralı ayrıca önem taşır. Güncel norm denetimi kararlarının yürürlük tarihleri ve geçiş durumu ayrıca incelenmelidir.

    Çocuğun velayeti ve kişisel ilişki

    Velayet incelemesinde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması kadar ev içi şiddete tanıklığı, ebeveynle kurulacak kişisel ilişkinin güvenliği ve uzman değerlendirmeleri önem taşıyabilir. 6284 m. 5/1-ç, şartları varsa kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde gerçekleşmesine, sınırlandırılmasına veya kaldırılmasına yönelik tedbirlere izin verir.

    Mal rejimi tasfiyesi otomatik olarak değişir mi?

    Hayır. Boşanmada kusur, TMK m. 174 kapsamında tazminat; edinilmiş mallara katılma rejimindeki alacak ise ayrı kanuni esaslar üzerinden değerlendirilir. Şiddet, malvarlığı transferleri, tasfiyeye eklenecek değerler, mal kaçırma veya borçlandırma iddialarıyla iç içe geçtiğinde ilgili taleplerin ayrı ayrı hazırlanması gerekir.

    20. Şiddet nasıl ispatlanır? Delil listesi, ceza şikayeti ve aile mahkemesi

    İspatta ilk adım, olayları tarihlere göre ayrıştırmaktır. Yalnızca “psikolojik şiddet uyguladı” veya “ekonomik baskı yaptı” demek yerine somut fiillerin, mümkünse tarih aralıklarının, olay yerinin, tanıkların ve mevcut kayıtların belirlenmesi önemlidir. Ceza yargılamasında masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi geçerlidir; özel hukukta deliller ilgili usul hukukuna göre değerlendirilir.

    İspat açısından kullanılabilecek materyaller

    • Sağlık ve adli muayene belgeleri: Yaralanma, tedavi ve ilgili bulguların kayıtları.
    • Kolluk ve savcılık evrakı: Olay tutanağı, başvuru numarası, ifadeler, koruma kararları ve ihlal tutanakları.
    • Tanık anlatımları: Tanığın doğrudan gördüğü veya duyduğu somut olaylar.
    • Dijital kayıtlar: Hukuka uygun biçimde elde edilen mesajlar, elektronik postalar, arama geçmişi, açık sosyal medya içerikleri.
    • Mali belgeler: Banka hareketleri, ücret ödeme kayıtları, zorla borçlandırmaya ilişkin belgeler ve ilgili yazışmalar.
    • Uzman raporları: Sosyal inceleme, psikolojik değerlendirme veya teknik bilirkişi incelemesi gerektiğinde uzman incelemesi.
    • Kamera kayıtları: Hukuka uygun yollarla temin edilmiş kayıtlar; silinme riskinde vakitlice muhafaza talebi.

    Gizli ses kaydı alınabilir mi? Eşin telefonuna girilebilir mi?

    Bu konularda kategorik izin yoktur. İzinsiz erişim, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, özel hayatın gizliliğine müdahale veya kişisel veri ihlali doğurabilir. Kayıtların istisnai koşullarda hukuka uygunluğu içtihatlar uyarınca olay özelinde değerlendirilir; “delil için yapıldığı” gerekçesi her yöntemi meşru kılmaz. Kişinin kendi telefonundaki gelen mesajı saklaması ile karşı tarafın gizli hesabına izinsiz erişerek veri toplaması hukuken aynı değildir.

    6284 tedbiri için delil şartı ile dava ispatı farklıdır

    Kanunun m. 8/3 hükmünün koruyucu tedbire ilişkin ispat kolaylığı, boşanma davasında bir kusur olgusunun veya ceza davasında suçun delilsiz kabul edilmesi anlamına gelmez. Başvuru süreci planlanırken acil güvenlik tedbirleri, adli soruşturma ve özel hukuk talepleri ayrı kulvarlar olarak ele alınmalıdır.

    21. 2025–2026 Anayasa Mahkemesi kararlarında 6284 uygulaması

    E.F. ve D.A. başvurusu – 3 Aralık 2025, B. No: 2023/11066

    Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun çerçevesinde verilmiş tedbir kararlarına yönelik esaslı itirazların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, koruma prosedürünün hızlı yürütülmesi gerekliliği ile ilgililerin temel usuli haklarının birlikte korunması gerektiğini hatırlatır. Bu karar tüm 6284 tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Karar kaydı.

    Ekrem Kara başvurusu – 7 Ocak 2026, B. No: 2021/63673

    Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya ilişkin karar özetinde de 6284 kapsamındaki tedbire yöneltilen esaslı iddiaların itiraz merciince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlali tespit edilmiştir. Bu gelişme, tedbire itirazın sadece şekli bir denetim olarak görülemeyeceği ve ileri sürülen belirleyici hususların gerekçeli biçimde incelenmesi gerektiği yönünden önem taşır. AYM kararlar listesi.

    A.A. başvurusu – 5 Şubat 2025, B. No: 2021/47090

    Bu başvuru, 6284 kapsamında verilen önleyici tedbirin kaldırılması üzerine kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı bağlamında incelenmiş ve ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla 6284 uygulamasının anayasal yönü yalnızca aleyhine tedbir verilen kişinin usuli haklarıyla sınırlı değildir; şiddet tehlikesi karşısında etkili korumanın sağlanması da anayasal denetimin konusudur. AYM kararlar listesi.

    İçtihatların birlikte okunması: Tedbirin süratle uygulanması, mevcut riskin ciddiyetle ele alınması, ölçülülük, ilgili iddiaların gerekçeli olarak karşılanması ve etkili yargısal başvuru imkanı birbiriyle ilişkili güvencelerdir. Her karar kendi maddi vakıaları içinde okunmalıdır.

    22. 2026–2030 yeni dönem: Dijital şiddet, risk temelli müdahale ve adalete erişim

    25 Kasım 2025 tarihli ve 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile duyurulan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030), şiddetsiz yaşam ve saygı kültürü; etkin hukuki koruma ve adalete erişim; risk odaklı ve uzmanlaşmış müdahale; psikolojik iyi oluş ve sosyoekonomik güçlenme; davranışsal dönüşüm ve toplumsal katılım alanlarını esas almaktadır. Dijitalleşme ve yapay zeka, planın yatay politika alanları arasındadır.

    Bu metin bir ulusal politika ve uygulama yol haritasıdır; her bir başlığın kendiliğinden yeni bir suç veya bireysel dava hakkı yarattığı söylenemez. Hukuki talepler için yürürlükteki kanun hükümleri ve somut olayın koşulları esas alınır. Resmi eylem planı.

    İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun aynı şey midir?

    Hayır. İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir andlaşma; 6284 sayılı Kanun ise Türk iç hukukunun koruyucu ve önleyici tedbir düzenlemesidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi üzerine ortaya çıkan hukuki ve anayasal tartışmalar ayrı bir inceleme konusudur. 6284 sayılı Kanun yürürlüktedir; şiddet karşısında ulusal hukuktaki koruma mekanizmalarının uygulanması devam eder.

    23. Şiddete maruz kalan kişi ne yapmalı? Hukuki ve fiili güvenlik yol haritası

    1. Önce güvenlik: Yakın veya devam eden tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım talep edin; gerekiyorsa güvenli bir yere geçin.
    2. Sağlık ve adli destek: Yaralanma veya cinsel şiddet riski varsa sağlık kuruluşuna başvurun; olayın ayrıntılı kayıt altına alınmasını isteyin.
    3. 6284 tedbiri: Kolluk, yetkili makamlar veya aile mahkemesi aracılığıyla somut tehlikeye uygun koruma ve önleme tedbirlerinin değerlendirilmesini talep edin.
    4. Başvuru kanalları: ALO 183, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Aile ve Sosyal Hizmetler birimleri ve KADES gibi resmi kanallardan destek alın.
    5. Delillerin muhafazası: Mesajlar, tıbbi kayıtlar, varsa mevcut kararlar ve ihlal tarihlerini hukuka uygun biçimde düzenleyin. Risk yaratacak şekilde faili yüzleştirmeye veya takip etmeye çalışmayın.
    6. Birden çok süreç ihtimali: Ceza şikayeti, 6284 tedbiri, boşanma, velayet, nafaka ve tazminat taleplerini birbirine karıştırmadan planlayın.
    7. Karar ihlali: Yaklaşmama veya iletişim yasağının ihlalinde vakit kaybetmeden yetkili kolluğa bildirin; ihlalin tespit edilmesini isteyin.

    Resmi başvuru kurumları ve iletişim kanalları: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Şiddete Maruz Kalındığında.

    24. Şiddet türleri hakkında sık sorulan sorular

    1. Psikolojik şiddet suç mudur?

    “Psikolojik şiddet” tek başına TCK’da bağımsız bir suç başlığı değildir. Fiil tehdit, hakaret, ısrarlı takip veya başka bir suçun unsurlarını karşılayabilir; ayrıca 6284 ve aile hukuku yönünden önem taşıyabilir.

    2. Ekonomik şiddet nedeniyle boşanma davası açılabilir mi?

    Ekonomik baskı ve çalışmanın engellenmesi, koşulları varsa TMK m. 166 kapsamında boşanma sebebi olarak ileri sürülebilecek olgular arasındadır. Somut fiillerin ispatı ve kusur değerlendirmesi gereklidir.

    3. Şiddet olmadan uzaklaştırma kararı istenebilir mi?

    6284, gerçekleşmiş şiddetin yanı sıra şiddete uğrama tehlikesini de kapsamına alır. Tedbirin verilip verilmeyeceği ilgili kişinin durumu ve risk değerlendirmesine göre belirlenir.

    4. Uzaklaştırma kararı almak için hastane raporu şart mı?

    Hayır. 6284 m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmaz. Ceza ve boşanma davasındaki ispat rejimi ise farklıdır.

    5. Boşanmış eş sürekli takip ederse ne olur?

    Koşullar oluştuğunda TCK m. 123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçu ve 6284 kapsamında uygun tedbirler gündeme gelebilir. Israr, güvenlik kaygısı ve diğer kanuni unsurlar değerlendirilmelidir.

    6. Eşin telefonuna izinsiz girip mesaj okumak suç mudur?

    Haberleşmenin gizliliği, özel hayat ve kişisel verilerin korunması hükümleri açısından hukuki sorumluluk doğabilir. Olayın erişim yöntemi, rıza ve içerik gibi özellikleri önemlidir.

    7. Şiddet gören erkek de 6284’ten yararlanabilir mi?

    6284 yalnızca kadınlara uygulanacak biçimde düzenlenmemiştir. Kanunun kapsamına giren aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları bakımından somut koşullar uyarınca tedbir değerlendirilir.

    8. Aile içindeki şiddeti üçüncü kişi ihbar edebilir mi?

    Evet. 6284 m. 7, şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesi hâlinde herkesin ilgili makamlara ihbarda bulunabileceğini düzenler.

    9. Uzaklaştırma kararına rağmen mesaj atılırsa ne olur?

    Kararda iletişim yasağı bulunuyorsa ihlal iddiası ortaya çıkabilir; kanuni koşullarla zorlama hapsi ve eylem ayrı bir suç oluşturuyorsa ceza süreci gündeme gelebilir.

    10. Her tartışma psikolojik şiddet sayılır mı?

    Hayır. Davranışın içeriği, sürekliliği, baskı ve korkutma niteliği ile etkileri dikkate alınmalıdır. Hukuki sonuç somut olaya bağlıdır.

    11. Cinsel şiddet evlilik içinde de söz konusu olur mu?

    Evet. Evlilik tek başına bütün cinsel davranışlara rıza verildiği anlamına gelmez. Fiilin niteliğine göre ceza hukuku ve koruma tedbirleri uygulanabilir.

    12. Şiddet kesinleşmiş ceza kararı olmadan boşanmada ele alınabilir mi?

    Evet. Ceza mahkumiyeti ile boşanma yargılamasındaki maddi olgu ve kusur incelemesi farklı değerlendirmelerdir. Deliller ilgili hukuk yargılaması kurallarıyla incelenir.

    13. Şiddet uygulayan eş mal paylaşımından tamamen çıkarılır mı?

    Hayır. Boşanma kusuruyla mal rejimi tasfiyesi aynı şey değildir. Yalnızca kanunun özel olarak öngördüğü koşullar ve somut malvarlığı işlemleri çerçevesinde sonuç doğabilir.

    14. Çocuğa yönelik şiddet velayeti etkiler mi?

    Evet. Çocuğun güvenliği ve üstün yararı temel ölçüttür; doğrudan şiddet ve ev içi şiddete tanıklık, velayet ve kişisel ilişki değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

    15. Koruma kararı kaç aylık verilebilir?

    6284 m. 8’e göre ilk karar en çok altı ay için verilebilir. Tehlikenin sürmesi hâlinde tedbirin uzatılması, değiştirilmesi veya devamına karar verilebilir.

    16. Tedbir kararına itiraz süresi kaç gündür?

    6284 m. 9 gereği tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İtiraz somut olay ve karar içeriğine göre hazırlanmalıdır.

    17. Sosyal medya hesabından takip ve mesaj ısrarlı takip midir?

    Her mesaj tek başına suç değildir. TCK m. 123/A’daki ısrar ve ciddi huzursuzluk veya güvenlik endişesi unsurları somut olayda oluşuyorsa suç gündeme gelebilir.

    18. KADES ve ALO 183 ne işe yarar?

    KADES şiddet ihbarına yönelik resmi mobil uygulamadır; ALO 183 sosyal destek ve şiddetle mücadele hattı danışmanlık ve ihbar imkanları sunar. Yakın ve ciddi tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi kullanılmalıdır.

    19. Şiddet mağduru boşanmadan önce nafaka isteyebilir mi?

    Hukuki koşullara göre evlilik birliği devam ederken veya 6284 tedbiri çerçevesinde nafakayla ilgili talepler değerlendirilebilir. Talebin dayanağı, mevcut mahkeme kararı ve mali durum ayrıca incelenmelidir.

    20. Mahkeme uzaklaştırma kararını reddederse ne yapılır?

    Somut kararın gerekçesi ve başvuru yolları incelenmelidir. Yeni olay veya devam eden tehlike varsa uygun yeniden başvuru ve diğer koruma seçenekleri değerlendirilir; acil risk varsa resmi makamlara hemen bildirilir.

    25. Sonuç: Şiddet türlerini doğru belirlemek neden önemlidir?

    Şiddetin fiziksel bir saldırıyla sınırlı olmadığı güncel mevzuatın açık sonucudur. Psikolojik baskı, ekonomik kontrol, cinsel zorlama, sosyal izolasyon, dijital gözetim ve ısrarlı takip gibi davranışlar, bir yandan kişiyi korumaya yönelik 6284 tedbirlerinin, diğer yandan somut olayda ceza hukuku veya boşanma hukukunun inceleme alanına girebilir. Ancak her olay tek bir hukuki etiketle çözülemez.

    İsabetli hukuki değerlendirme için öncelikle fiillerin somutlaştırılması, acil güvenlik riskinin belirlenmesi, delillerin hukuka uygun biçimde korunması, ilgili başvuru merciinin seçilmesi ve ceza ile özel hukuk taleplerinin ayrı ayrı temellendirilmesi gerekir. Şiddet, kusur, tazminat, velayet ve mal paylaşımı farklı sorulara cevap veren hukuki başlıklardır.

    İlgili hukuk alanlarında değerlendirme: Av. Murat Can Dolğun – TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. İnternet sitesi: www.dolgun.av.tr | www.td-lawfirm.com | Telefon: 0 212 299 44 22.

    Bu metin genel hukuki bilgilendirme amacı taşır; somut olay hakkında danışmanlık, hukuki görüş veya sonuç garantisi değildir. Yayım tarihi: 17 Ekim 2026. Mevzuat ve kararların daha sonraki değişiklikleri ayrıca kontrol edilmelidir.

    26. Mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve resmi kaynaklar

    1. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, özellikle m. 1–9 ve m. 13. Konsolide metin.
    2. 6284 sayılı Kanun’a İlişkin Uygulama Yönetmeliği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Resmi PDF.
    3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 86–87, 96, 102–107, 109, 123, 123/A, 125, 132–136. m. 123/A metni.
    4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 162, 166, 169, 174, 175, 182, 229, 236.
    5. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417; ilgili usul hükümleri.
    6. AYM, E.F. ve D.A., B. No: 2023/11066, 03.12.2025. Karar.
    7. AYM, Ekrem Kara, B. No: 2021/63673, 07.01.2026. Kararlar veri tabanı.
    8. AYM, A.A., B. No: 2021/47090, 05.02.2025. Kararlar veri tabanı.
    9. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030). Resmi kaynak.
    10. 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete, 25.11.2025, sayı 33088. Genelge metni.
    11. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Şiddete Maruz Kalındığında, başvuru kurumları, KADES ve ALO 183. Resmi bilgi sayfası.
    12. Adalet Bakanlığı, 17.12.2019 tarihli ve 154/1 sayılı Genelge, 6284 sayılı Kanun’un uygulanması. Açıklama ve Genelge bağlantısı.