Etiket: murat can dolgun

  • Yabancılara Türkiye’de Banka Hesabı Açma Aracılığı: Hangi Hizmetler Yasal, Hangi Vaatler Hukuki Risk Taşır?

    Yabancılara Türkiye’de Banka Hesabı Açma Aracılığı: Hangi Hizmetler Yasal, Hangi Vaatler Hukuki Risk Taşır?

    Türkiye’de yaşayan veya Türkiye ile ticari bağı bulunan yabancıların banka hesabı açma ihtiyacı son yıllarda önemli ölçüde arttı. Buna paralel olarak sosyal medyada özellikle Rusça, İngilizce ve Arapça verilen ilanlarda “Türkiye’de banka hesabı açma”, “ikamet izni olmadan hesap”, “30 dakikada banka hesabı”, “uzaktan hesap açılışı”, “vekaletname olmadan banka kartı”, “bloke kaldırma” ve hatta “adres kaydı yapma” gibi hizmetler sunulduğu görülüyor.

    Bu hizmetlerin tamamını tek başlık altında “yasa dışı” olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir yabancıya banka hesabı açılışı konusunda bilgi verilmesi, banka randevusunun organize edilmesi, gerekli belgelerin hazırlanmasına yardımcı olunması veya yabancı müşteriye bankada tercümanlık yapılması kural olarak hukuka aykırı değildir.

    Ancak reklam edilen hizmetin niteliği değiştikçe hukuki değerlendirme de değişmektedir.

    Özellikle “müşteri gelmeden”, “vekaletname olmadan”, “yüzde 100 hesap açılış garantisi”, “adresinizi sisteme kaydederiz”, “bankadaki blokeyi kaldırırız” gibi ifadeler kullanıldığında bankacılık mevzuatı, MASAK yükümlülükleri, nüfus mevzuatı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar birlikte değerlendirilmelidir.

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması yasak mı?

    Hayır.

    Türk vatandaşı olmayan bir kişinin Türkiye’de banka hesabı açması tek başına herhangi bir hukuka aykırılık oluşturmaz. Aynı şekilde kişinin Türkiye’de ikamet izninin bulunmaması da her durumda banka hesabı açamayacağı anlamına gelmez.

    MASAK mevzuatına göre banka hesabı açılması bir “sürekli iş ilişkisi” kurulmasıdır. Bu nedenle banka, hesap açmadan önce müşterisini tanımak ve kimliğini mevzuata uygun şekilde tespit etmek zorundadır.

    5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesi uyarınca yükümlüler, işlem yapan kişinin ve adına veya hesabına işlem yapılan kişinin kimliğini işlemden önce tespit etmek zorundadır. Aynı Kanunun 4. maddesi ise şüpheli işlemlerin MASAK’a bildirilmesini öngörmektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Türk uyruklu olmayan gerçek kişiler bakımından MASAK düzenlemeleri kapsamında pasaport, ikamet belgesi veya mevzuatın izin verdiği diğer kimlik belgeleri kullanılabilmektedir. Ayrıca adres, meslek, iletişim bilgileri ve iş ilişkisinin mahiyetine ilişkin bilgiler de alınmaktadır. (LEXPERA)

    Dolayısıyla sosyal medyada kullanılan “ikamet izni olmadan banka hesabı” ifadesi tek başına hukuka aykırı bir hizmetin kanıtı değildir.

    Buradaki asıl soru şudur:

    Hesap hangi yöntemle açılmaktadır?

    Hesabı danışman mı açıyor, banka mı?

    Hukuken banka hesabını açan kişi veya danışmanlık şirketi değil, bankadır.

    Bir danışman;

    • gerekli belgeler konusunda bilgi verebilir,
    • vergi numarası işlemlerine yardımcı olabilir,
    • banka randevusu organize edebilir,
    • müşteriye tercümanlık yapabilir,
    • banka şubesine müşteriye eşlik edebilir,
    • bankanın talep ettiği belgelerin hazırlanmasını sağlayabilir.

    Ancak müşterinin kimliğini tespit etmek, müşterinin risk profilini değerlendirmek ve müşteriyle bankacılık ilişkisi kurup kurmamaya karar vermek bankanın sorumluluğundadır.

    Bu nedenle bir danışmanın “biz sizin için hesabı açıyoruz” şeklindeki reklam ifadesi günlük dilde anlaşılabilir olmakla birlikte, hukuki olarak doğru ifade “hesap açılış sürecine aracılık veya danışmanlık ediyoruz” olmalıdır.

    Daha önemlisi, sıradan bir danışmanlık şirketinin bankanın MASAK kapsamındaki müşterini tanı yükümlülüğünün yerine geçmesi mümkün değildir.

    “Uzaktan ve vekaletname olmadan hesap açıyoruz” vaadi neden dikkat çekici?

    Türkiye’de uzaktan müşteri edinimi mümkündür. Ancak bu süreç serbest biçimde gerçekleştirilen bir işlem değildir.

    BDDK tarafından düzenlenen uzaktan müşteri edinimi sistemi; bankanın kontrolündeki teknolojik altyapı, kimlik doğrulama yöntemleri, görüntülü görüşme ve güvenlik kontrolleri çerçevesinde yürütülmektedir. BDDK düzenlemelerinde uzaktan müşteri ediniminin temel modeli T.C. Kimlik Kartı sahibi kişiler üzerinden kurulmuştur. (Banking Reg & Supervision Agency)

    MASAK Genel Tebliği de bankaların uzaktan kimlik tespitini BDDK tarafından belirlenen yöntem ve tedbirlere uygun gerçekleştireceğini açıkça düzenlemektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Dolayısıyla “uzaktan hesap açma” hukuka aykırıdır şeklinde genel bir sonuç çıkarmak yanlış olur.

    Fakat özellikle Türk vatandaşı olmayan ve Türkiye’de bulunmayan bir kişi bakımından;

    “Türkiye’ye gelmenize gerek yok, vekaletnameye gerek yok, hesabınız ve kartınız açılır”

    şeklindeki bir vaat varsa bunun hangi hukuki yöntemle gerçekleştirildiği açıklanmalıdır.

    Çünkü burada birkaç farklı hukuki ihtimal bulunmaktadır.

    Türkiye’ye gelmeden yabancı adına hesap açılması hiç mümkün değil mi?

    Mümkün olabileceği durumlar vardır.

    MASAK’ın resmi açıklamalarında, belirli şartların sağlanması halinde “üçüncü tarafa güven” mekanizması kullanılarak yurt dışında bulunan kişiler bakımından işlem yapılabileceği belirtilmektedir.

    Ancak burada “üçüncü taraf” herhangi bir danışman veya sosyal medya aracısı değildir.

    Tedbirler Yönetmeliği kapsamında üçüncü tarafa güven mekanizması esas olarak finansal kuruluşlar arasında uygulanabilmektedir. Örneğin bir finansal kuruluş, başka bir finansal kuruluş tarafından yapılan kimlik tespitine mevzuattaki şartların gerçekleşmesi halinde güvenebilir. Nihai sorumluluk ise yine işlem yapan finansal kuruluşa aittir. (Ministry of Treasury and Finance)

    MASAK ayrıca yurt dışında bulunan bir yabancının Türkiye’de hesap açması konusunda vekaletname yönteminin de kullanılabileceğini açıkça belirtmektedir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Bu nedenle:

    “Türkiye’ye gelmeden hesap açılması” tek başına hukuka aykırı değildir.

    Fakat:

    “Türkiye’ye gelmeden + vekaletname olmadan + bankanın kendi uzaktan kimlik tespiti yapılmadan + herhangi bir finansal kuruluş tarafından kimlik tespiti yapılmadan” hesap açıldığı ileri sürülüyorsa, işlemin hukuki altyapısının ayrıca açıklanması gerekir.

    Sıradan bir aracının müşterinin pasaport fotoğrafını WhatsApp üzerinden alarak bankanın kimlik tespit yükümlülüğünün yerine geçmesi mümkün değildir.

    “30 dakikada hesap, yüzde 100 garanti” mümkün mü?

    Bir banka hesabının kısa sürede açılması mümkündür. Belgeleri hazır olan ve banka tarafından kabul edilen bir müşterinin işlemi gerçekten kısa sürede tamamlanabilir.

    Ancak “yüzde 100 hesap açılış garantisi” hukuki açıdan daha sorunlu bir ifadedir.

    Çünkü hesap açıp açmama kararı son aşamada bankaya aittir.

    Banka müşterinin;

    • kimliğini,
    • yerleşim durumunu,
    • vatandaşlığını,
    • hesabın açılma amacını,
    • fonların kaynağını,
    • beklenen işlem hacmini,
    • yaptırım ve risk durumunu

    değerlendirebilir.

    MASAK mevzuatı ayrıca müşterinin tanınması kapsamında risk temelli tedbirlerin uygulanmasını öngörmektedir. Şüpheli bir durum bulunması halinde banka MASAK bildirim yükümlülüğü altında da olabilir. (Ministry of Treasury and Finance)

    Dolayısıyla bankanın nihai kararını kontrol etmeyen bir üçüncü kişinin “yüzde 100 hesap açarım” garantisi vermesi en azından hukuken sorgulanması gereken bir reklam iddiasıdır.

    En ciddi konu: “Adres kaydı yapıyoruz”

    Bu tür reklamlarda karşılaşılan en hassas vaatlerden biri de yabancı kişiler adına adres kaydı yapılması ve bunun e-Devlet sisteminde görüneceğinin söylenmesidir.

    Burada iki durum birbirinden tamamen ayrılmalıdır.

    Kişi gerçekten belirtilen adreste yaşıyorsa ve mevzuata uygun belgelerle adres kaydı gerçekleştiriliyorsa bunda sorun yoktur.

    Ancak kişinin gerçekte oturmadığı bir adresin yalnızca ikamet izni, banka hesabı veya başka bir idari işlem için sisteme kaydedilmesi söz konusuysa durum değişmektedir.

    5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Adres Kayıt Sistemi mevzuatı gerçeğe aykırı adres bildirimini yaptırıma bağlamaktadır.

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2026 yılı için yayımladığı resmi bilgiye göre, gerçeğe aykırı adres beyanında bulunan kişiler hakkında 17.051 TL idari para cezası uygulanmaktadır. (Civil Registry Agency)

    Somut olayın nasıl gerçekleştirildiğine, nüfus müdürlüğüne ne şekilde beyanda bulunulduğuna ve kullanılan belgelerin niteliğine göre ayrıca cezai sorumluluk tartışmaları da gündeme gelebilir.

    Bu nedenle “size adres buluyoruz ve e-Devlet’e kaydediyoruz” şeklindeki hizmetlerde en önemli soru şudur:

    Kişi gerçekten bu adreste mi yaşayacak, yoksa adres yalnızca resmi kayıtlarda kullanılmak üzere mi oluşturuluyor?

    İkinci ihtimal ciddi hukuki risk taşımaktadır.

    “Bankadaki blokeyi kaldırıyoruz” ne anlama geliyor?

    Bu ifade de tek başına hukuka aykırılık göstermez.

    Bir banka hesabındaki bloke;

    • eksik belge,
    • güncellenmemiş müşteri bilgileri,
    • iletişim veya kimlik doğrulama sorunu,
    • bankanın iç güvenlik prosedürü

    gibi basit nedenlerden kaynaklanabilir.

    Bu durumda bir avukat veya danışmanın müşteriye yardımcı olması mümkündür.

    Ancak bloke;

    • MASAK incelemesi,
    • savcılık veya mahkeme kararı,
    • icra işlemi,
    • yaptırım kontrolü,
    • bankanın uyum biriminin incelemesi

    nedeniyle uygulanmışsa, herhangi bir aracının “blokeyi kesin kaldırırım” şeklinde garanti vermesi başka bir durumdur.

    Blokenin hukuki sebebi öğrenilmeden böyle bir sonuç garanti edilemez.

    Rus veya yabancı telefon numarasını banka hesabına bağlamak hukuka aykırı mı?

    Tek başına hayır.

    Bir bankanın yabancı telefon numarası kabul edip etmemesi bankanın teknik ve güvenlik politikasına bağlı olabilir.

    Ancak müşterinin telefon numarasının değiştirilmesi sırasında bankanın kimlik doğrulama mekanizmalarının aşılması, müşterinin bilgisi dışında işlem yapılması veya başka kişilere ait iletişim araçlarının kullanılması söz konusuysa hukuki değerlendirme tamamen değişir.

    Burada önemli olan işlemin sonucu değil, işlemin hangi kimlik doğrulama yöntemiyle yapıldığıdır.

    Pasaport ve banka belgelerinin WhatsApp üzerinden gönderilmesi de ayrı bir risk

    Bu hizmetlerde müşterilerden genellikle;

    • pasaport,
    • ikamet belgesi,
    • adres bilgileri,
    • telefon numarası,
    • vergi numarası,
    • banka hesap bilgileri

    gibi oldukça kapsamlı kişisel veriler talep edilmektedir.

    Bu verileri alan şirket veya kişi bakımından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişisel veri işleme ve veri güvenliği yükümlülükleri gündeme gelebilir.

    KVKK uyarınca kişisel verilerin belirli, açık ve meşru amaçlarla, ölçülü şekilde işlenmesi ve hukuka aykırı erişimi önleyecek teknik ve idari tedbirlerin alınması gerekmektedir. (KVKK)

    Bu nedenle müşterinin pasaportunun herhangi bir Instagram veya Telegram hesabına gönderilmesi de yalnızca bankacılık hukuku açısından değil, kişisel veri güvenliği bakımından değerlendirilmelidir.

    Peki hukuka uygun bir banka hesabı danışmanlığı nasıl görünür?

    Hukuka uygun çalışan bir danışmanlık modelinde müşteriye sürecin sınırları açıkça anlatılmalıdır.

    Danışman;

    “Hesabı ben açarım” yerine “bankadaki hesap açılış sürecinize yardımcı olurum” demelidir.

    Hangi bankayla işlem yapılacağı, hangi belgelerin gerektiği ve bankanın müşteriyi reddedebileceği açıkça belirtilmelidir.

    Müşterinin kimlik tespiti bankanın öngördüğü yöntemle yapılmalıdır.

    Vekaletname gerekiyorsa usulüne uygun vekaletname kullanılmalıdır.

    Gerçeğe aykırı adres veya belge oluşturulmamalıdır.

    Bankanın MASAK veya uyum kontrollerinin aşılabileceği izlenimi verilmemelidir.

    Ayrıca hizmet sağlayıcının bankanın resmi temsilcisi veya iş ortağı olmadığı durumda reklamların böyle bir izlenim yaratmaması gerekir.

    Böyle bir hizmet almadan önce sorulması gereken 7 soru

    Bir yabancının Türkiye’de banka hesabı açmak için bir aracıdan hizmet alması halinde özellikle şu soruları sorması yararlı olacaktır:

    1. Hesap hangi banka tarafından açılacak?
    2. Ben bankaya şahsen gidecek miyim?
    3. Gitmeyeceksem işlem hangi hukuki yöntemle gerçekleştirilecek?
    4. Vekaletname kullanılacak mı?
    5. Kimlik tespitimi banka nasıl yapacak?
    6. Adres kaydı gerekiyorsa gerçekten yaşayacağım adres mi kullanılacak?
    7. Pasaport ve kişisel bilgilerim kim tarafından, ne kadar süreyle saklanacak?

    Bu sorulara açık ve tutarlı cevap verilemiyorsa işlem gerçekleştirilmeden önce hukuki inceleme yapılması faydalı olacaktır.

    Sonuç: Sorun banka hesabı açmak değil, hesabın nasıl açıldığıdır

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması yasaldır.

    İkamet izni bulunmayan bir yabancının belirli şartlar altında banka hesabı açabilmesi de mümkündür.

    Bir danışmanın bu kişilere banka randevusu, belge hazırlığı, tercümanlık ve süreç takibi hizmeti vermesi de tek başına hukuka aykırı değildir.

    Asıl hukuki risk;

    kimlik tespitinin aşılması, banka prosedürlerinin üçüncü kişiler tarafından fiilen ikame edilmesi, gerçeğe aykırı adres veya belge kullanılması, yetkisiz kişilerin müşteri adına işlem yapması veya MASAK ve banka güvenlik mekanizmalarının aşılmaya çalışılması halinde ortaya çıkar.

    Dolayısıyla sosyal medyada görülen:

    “vekaletsiz”, “uzaktan”, “30 dakikada”, “yüzde 100 garanti”, “adres kaydı”, “bloke kaldırma”

    gibi ifadeler tek başlarına suçun kanıtı değildir.

    Ancak bu ifadelerin bir arada kullanıldığı bir hizmet modelinde işlemin hukuki mekanizmasının mutlaka sorgulanması gerekir.

    Özellikle yabancılar hukuku ile bankacılık ve MASAK mevzuatının kesiştiği işlemlerde, işlem gerçekleştirilmeden önce hukuki durumun değerlendirilmesi hem hesap sahibini hem de hizmet sağlayıcısını ileride doğabilecek idari ve cezai risklerden koruyabilir.

    Hukuki destek

    Yabancıların Türkiye’de banka hesabı açması, bankalarla yaşanan kimlik ve uyum sorunları, hesap blokeleri, adres kayıt işlemleri ve yabancılar hukuku ile bağlantılı bankacılık uyuşmazlıkları hakkında TD Hukuk Bürosu ile iletişime geçilerek somut olaya özgü hukuki değerlendirme talep edilebilir.

    Bilgilendirme notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Belirli bir kişi, şirket veya sosyal medya hesabı hakkında suç isnadı veya hukuka aykırılık tespiti içermemektedir. Sosyal medyada kullanılan reklam ifadelerinin hukuka uygunluğu ancak işlemin gerçekte hangi yöntemle gerçekleştirildiğinin, ilgili belgelerin ve somut olayın incelenmesi sonucunda değerlendirilebilir.

    Başlıca kaynaklar

    5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun – MASAK

    MASAK – Uzaktan Kimlik Tespiti Mevzuatı

    MASAK – Sıkça Sorulan Sorular

    BDDK – Uzaktan Kimlik Tespiti Düzenlemeleri

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü – Adres Hizmetleri

    Kişisel Verileri Koruma Kurumu

  • Influencer Reklamlarında 1 Ağustos 2026 Sonrası Yeni Dönem: Sosyal Medya Reklamları İçin Kapsamlı Hukuki Rehber

    Influencer Reklamlarında 1 Ağustos 2026 Sonrası Yeni Dönem: Sosyal Medya Reklamları İçin Kapsamlı Hukuki Rehber

    Sosyal medya reklamlarında 1 Ağustos 2026 itibarıyla yeni bir dönem başladı. 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girdi. Düzenleme; sosyal medya etkileyicileri, yapay zeka destekli reklamlar, hedefli reklamcılık, indirimli satış reklamları, çevresel beyanlar ve tüketici değerlendirmeleri dahil dijital reklamcılığın birçok alanında yeni ve daha ayrıntılı kurallar getirdi. (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete, 01.07.2026, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-9.htm) (LEXPERA)

    Kamuoyunda değişikliğin en çok konuşulan kısmı influencer reklamlarında “reklam” açıklamasının zorunlu hale gelmesi oldu. Ancak düzenlemeyi yalnızca “artık #reklam yazmak gerekiyor” şeklinde özetlemek eksik kalır. Yeni sistem, reklam açıklamasının hangi ifadelerle yapılacağını, nerede bulunacağını, ilk bakışta görünür olup olmayacağını, başka etiketlerden önce gelip gelmeyeceğini, birden fazla story veya paylaşımda nasıl tekrarlanacağını ve farklı içerik formatlarına aktarıldığında ne yapılacağını ayrıca düzenliyor.

    Aslında Influencer Reklamları İlk Kez Düzenlenmiyor

    Türkiye’de influencer reklamlarının açıkça belirtilmesi 2026 yılında ortaya çıkan tamamen yeni bir yükümlülük değil. Reklam Kurulu, 4 Mayıs 2021 tarihli ve 309 sayılı toplantısında 2021/2 sayılı ilke kararı olarak “Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz”u kabul etmişti. Kılavuz 5 Mayıs 2021 tarihinde Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlandı. (Ticaret Bakanlığı, Sosyal Medya Ettkileyicileri Kılavuzu, 05.05.2021, https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (https://ticaret.gov.tr)

    2026 değişikliğinin asıl önemi, sosyal medya etkileyicileri aracılığıyla yapılan reklamlara ilişkin temel kuralların artık doğrudan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 23/A maddesinde düzenlenmesidir. Başka bir ifadeyle 2021’de ağırlıklı olarak Reklam Kurulu Kılavuzu üzerinden yürüyen sistemin önemli bir bölümü Yönetmelik seviyesine taşınmıştır. (LEXPERA)

    2021 Kılavuzu ise ortadan kalkmış değildir. Yönetmeliğin Ek Madde 1 hükmüne göre Reklam Kurulu tarafından hazırlanan kılavuzlar Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayımlanır ve bu kılavuz hükümleri Yönetmelikle birlikte uygulanır. Bu nedenle yeni 23/A maddesini okurken Kılavuzdaki deneyim, filtre kullanımı, sağlık beyanları ve reklam verenin sorumluluğuna ilişkin kuralların da dikkate alınması gerekir. (LEXPERA)

    Sosyal Medya Etkileyicisi Kimdir? Takipçi Sayısının Bir Önemi Var mı?

    Yeni Yönetmelik “sosyal medya etkileyicisi” kavramını ayrıca tanımlıyor. Buna göre sosyal medya üzerinden doğrudan veya dolaylı olarak kendisi ya da reklam veren adına bir mal veya hizmetin tanıtımına yönelik içerik paylaşarak pazarlama iletişiminde bulunan ve bu iletişimi herhangi bir menfaate dönüştüren gerçek veya tüzel kişi, sosyal medya etkileyicisi sayılabilir. (LEXPERA)

    Tanımda 10 bin, 100 bin veya 1 milyon takipçi gibi herhangi bir eşik bulunmuyor. Hesabın doğrulanmış olması, kişinin tanınmış biri olması veya mesleğini profesyonel influencer olarak yürütmesi de şart değil.

    Bu nedenle birkaç bin takipçili mikro influencer, yalnızca belirli bir sektörde takip edilen uzman hesap, restoran veya seyahat içerikleri üreten küçük bir hesap ve hatta şartları taşıyan tüzel kişi hesapları da düzenlemenin kapsamına girebilir.

    Belirleyici unsur takipçi sayısı değil; pazarlama iletişimi ile menfaat arasındaki bağlantıdır.

    Hangi Durumlarda Paylaşımın Reklam Olduğu Açıkça Belirtilmeli?

    Yönetmelik m.23/A bu konuda oldukça açık bir sistem kuruyor.

    Reklam verene veya reklam verene ait mal ya da hizmete yönlendirme yapılması, reklam verenden maddi kazanç elde edilmesi, ücretsiz veya indirimli mal ya da hizmet sağlanması, reklam verenin ürünü veya hizmeti için düzenlenen çekiliş, yarışma veya kampanyaların paylaşılması ve reklam veren tarafından düzenlenen bir etkinliğe katılım karşılığında menfaat elde edilmesi gibi durumlarda içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilmelidir. (LEXPERA)

    Buradaki önemli kelime **“menfaat”**tir.

    Reklam ilişkisi yalnızca influencerın banka hesabına para yatırılması halinde ortaya çıkmaz. Ücretsiz otel konaklaması, hediye ürün, ücretsiz uçak bileti, restoran daveti, ücretsiz bakım veya güzellik hizmeti, indirimli ürün, etkinlik daveti, satış komisyonu, affiliate geliri veya benzeri ekonomik avantajlar da somut olayın şartlarına göre bu kapsama girebilir.

    Ticaret Bakanlığı da 28 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında ücretin yanı sıra ücretsiz veya indirimli ürün ve hizmetleri, davetleri ve sponsorluk benzeri menfaatleri özellikle vurgulamıştır. (Ticaret Bakanlığı, “Sosyal Medyada Şeffaf Reklam Dönemi”, 28.07.2026, https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligindan-sosyal-medyada-seffaf-reklam-donemi) (https://ticaret.gov.tr)

    Hediye Ürün Geldiyse “Reklam” Yazmak Gerekir mi?

    Uygulamada en fazla hata yapılan konulardan biri budur.

    “Bana para ödenmedi, ürün sadece hediye gönderildi” şeklindeki yaklaşım reklam hukukunda tek başına yeterli değildir. Yönetmelik, ücretsiz veya indirimli mal ya da hizmet sağlanmasını açıkça reklam açıklamasını gerektirebilecek durumlardan biri olarak saymaktadır. (LEXPERA)

    2021 Kılavuzu da sosyal medya etkileyicisinin reklam veren tarafından hediye edilen bir ürünü kendisi satın almış gibi gösteremeyeceğini ve reklam ilişkisinden menfaat sağladığı sürece yalnızca bağımsız bir tüketici olduğu izlenimini yaratamayacağını düzenlemektedir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla ücretsiz gönderilen kozmetik ürünü, kıyafet, elektronik eşya, restoran daveti veya otel konaklaması için paylaşım yapılırken “ücret almadım” denilmesi tek başına reklam niteliğini ortadan kaldırmaz.

    Kendi Paramla Aldığım Bir Ürünü Översem Reklam Sayılır mı?

    Her olumlu ürün yorumu reklam değildir.

    Bir kişinin herhangi bir reklam ilişkisi veya menfaati bulunmaksızın kendi parasıyla satın aldığı bir ürünü sevmesi ve bunu takipçilerine anlatması kendiliğinden influencer reklamı oluşturmaz.

    Ancak markayla devam eden bir ilişki, daha önce veya daha sonra sağlanan menfaatler, affiliate sistemi, indirim kodu, ücretsiz ürün gönderimleri veya başka ekonomik bağlantılar varsa somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bu ayrım uluslararası reklam uygulamalarında da görülmektedir. Örneğin ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), marka ile “material connection” olarak adlandırdığı maddi veya başka nitelikte bir bağlantı varsa bunun açıklanmasını; ücretsiz veya indirimli ürünlerin de bu kapsama girebileceğini belirtmektedir. Marka ilişkisi bulunmaksızın kişinin kendisinin satın aldığı ve sevdiği bir üründen bahsetmesi ise farklı değerlendirilmektedir. (Federal Trade Commission, Disclosures 101 for Social Media Influencers, https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers) (Federal Trade Commission)

    1 Ağustos 2026 Sonrasında Hangi İfade Kullanılmalı?

    Yeni düzenlemenin en önemli hükümlerinden biri burada.

    Yönetmelik m.23/A/3’e göre sosyal medya etkileyicisi aracılığıyla yapılan reklamlarda “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden birine yer verilmesi zorunludur. Ayrıca reklam verenin adı veya ticaret unvanı ya da maddede belirtilen reklam vereni tanımlayıcı açıklamalardan biri de içerikte bulunmalıdır. (LEXPERA)

    Bu nedenle 1 Ağustos 2026 sonrasında yalnızca:

    “#İşbirliği”

    “#Sponsor”

    “Paid Partnership”

    “PR”

    “Marka elçisi”

    “Davet”

    gibi ifadeler kullanılarak yetinilmesini hukuken güvenli bulmuyoruz.

    Çünkü 2021 Kılavuzu daha geniş bir ifade grubuna izin verirken yeni Yönetmelik açık şekilde “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden birinin kullanılmasını zorunlu tutmaktadır. Eski Kılavuzda #Reklam, #Reklam/Tanıtım, #Sponsor, #İşbirliği ve #Ortaklık gibi seçenekler bulunuyordu. (2021/2 sayılı Kılavuz metni, ayrıca bkz. https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (Teyit)

    Burada dikkat çekici bir başka nokta da Ticaret Bakanlığının 28 Temmuz 2026 tarihli basın açıklamasında “reklam”, “iş birliği”, “sponsorlu içerik” ve “tanıtım” gibi ifadelerden söz etmiş olmasıdır. Bununla birlikte bağlayıcı norm olan Yönetmelik m.23/A/3’ün lafzı daha nettir ve Reklam veya Tanıtım ifadelerinden birini zorunlu tutmaktadır. Bu nedenle uyum bakımından basın duyurusunun özetleyici anlatımı yerine Yönetmeliğin açık hükmünün esas alınması daha güvenli olacaktır. (https://ticaret.gov.tr)

    “#Reklam” Yazmak Şart mı? Hashtag Olmak Zorunda mı?

    Yönetmelik “Reklam” veya “Tanıtım” ifadesinden söz etmektedir. İbarenin mutlaka hashtag biçiminde yazılması gerektiğine ilişkin bir zorunluluk getirmemektedir.

    Bu nedenle görünürlük şartları sağlandığı sürece “REKLAM”, “Reklam”, “#Reklam”, “TANITIM” veya “#Tanıtım” gibi kullanımlar düşünülebilir.

    Pratikte özellikle story, reel ve kısa videolarda REKLAM ibaresinin açık, büyük ve arka plandan kolayca ayrılabilir şekilde gösterilmesi en düşük riskli yöntemlerden biridir.

    Reklam Veren Marka da Belirtilmeli

    Yalnızca “REKLAM” yazılması meselenin tamamı değildir.

    Yönetmelik, Reklam veya Tanıtım ifadesiyle birlikte reklam verenin adı veya ticaret unvanının ya da reklam vereni tanımlayan maddede sayılan açıklamalardan birinin kullanılmasını da istemektedir. (LEXPERA)

    Örneğin uygulamada:

    REKLAM | X MARKASI

    veya

    REKLAM | @xmarka tarafından sağlandı

    gibi açık kullanımlar düşünülebilir.

    Amaç, tüketicinin yalnızca karşısındaki içeriğin reklam olduğunu değil, kimin reklamı olduğunu da anlayabilmesidir.

    Reklam İbaresinin Nerede Olduğu En Az İbarenin Kendisi Kadar Önemli

    Yeni m.23/A’nın belki de uygulamada en çok sonuç doğuracak kısmı reklam açıklamasının görünürlüğüdür.

    Reklam veya tanıtım açıklaması paylaşımın arka planından ve renklerinden ayırt edilebilir, kolay okunabilir büyüklükte olmalıdır. Tüketicinin paylaşımı ilk gördüğü anda dikkatini çekebilecek bir yerde bulunmalıdır. Tüketicinin reklam olduğunu anlamak için ekranı kaydırmasına, “daha fazla” bölümünü açmasına veya başka bir alana yönlendirilmesine gerek kalmamalıdır. (LEXPERA)

    Ayrıca başka hashtag veya açıklamalar bulunuyorsa reklam açıklaması bunlardan önce ve açıkça ayırt edilebilir biçimde yer almalıdır.

    Reklam ibaresinin ekran üzerindeki profil fotoğrafı, kullanıcı adı, uygulama butonları, bağlantı simgesi veya başka bir kullanıcı arayüzü unsuru tarafından kapatılmaması da gerekir.

    Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. FTC’nin influencer rehberi de reklam açıklamasının kolayca fark edilebilir olması gerektiğini, “more” butonunun arkasında bırakılmamasını ve hashtag kalabalığına gömülmemesini tavsiye etmektedir. (Federal Trade Commission, Disclosures 101, https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers) (Federal Trade Commission)

    Instagram Story’de Her Hikayeye Ayrı Ayrı Reklam Yazılmalı mı?

    Evet, yeni Yönetmelik bu konuda artık çok daha açık.

    İçerik birden fazla paylaşıma yayılıyorsa reklam açıklaması her bir paylaşımda bulunmalıdır. (LEXPERA)

    Dolayısıyla beş story’den oluşan bir reklam kampanyasında yalnızca ilk story’ye “REKLAM” yazıp sonraki dört story’de hiçbir açıklama kullanmamak yeni düzenleme bakımından risklidir.

    Her story kendi başına tüketicinin karşısına çıkabilecek bağımsız bir paylaşım gibi düşünülmelidir.

    Story Sonradan Reel Olarak Paylaşılırsa?

    Yönetmelik bu ihtimali de özel olarak düzenliyor.

    Reklam içeriğinin farklı paylaşım biçimlerinde yayımlanması veya bir paylaşım biçiminden diğerine alıntılanması halinde reklam açıklamasının her bir paylaşımda yeniden bulunması gerekir. (LEXPERA)

    Örneğin bir reklam story’si daha sonra reel olarak yüklenirse “story’de reklam yazmıştım” denilerek reel üzerindeki açıklama atlanamaz.

    Aynı yaklaşım TikTok’tan Instagram Reel’e, Reel’den Story’ye veya başka platformlara yeniden yüklenen içerikler açısından da dikkate alınmalıdır.

    Carousel Paylaşımlarında Ne Yapılmalı?

    Yönetmelik doğrudan “carousel” kelimesini kullanmamakla birlikte, birden fazla paylaşıma yayılan içeriklerde her paylaşım bakımından reklam açıklamasını aramaktadır.

    Carousel teknik olarak tek gönderi içinde birden fazla görselden oluşabildiğinden somut uygulama ayrıca değerlendirilebilir. Ancak tüketicinin reklam niteliğini ilk anda anlayabilmesi ilkesi dikkate alındığında, reklam açıklamasının ilk kartta veya ilk karşılaşmada açıkça görünmesi en güvenli uygulamadır.

    Reklam açıklamasını yalnızca son karta koymak veya uzun açıklama metninin sonunda bırakmak Yönetmeliğin amacıyla bağdaşmayabilir.

    “Ücretli Ortaklık” Etiketi Tek Başına Yeterli mi?

    Instagram ve benzeri platformların “Paid Partnership” veya “Ücretli Ortaklık” araçları şeffaflığın sağlanmasına yardımcı olur. Ancak yeni Yönetmeliğin lafzı dikkate alındığında bu platform özelliğine tek başına güvenilmemelidir.

    Yönetmelik açıkça Reklam veya Tanıtım ifadelerinden birinin kullanılmasını istemektedir. Bu nedenle daha güvenli yöntem, platformun ücretli ortaklık aracını kullanmakla beraber paylaşım içerisinde ayrıca görünür şekilde REKLAM veya TANITIM ibaresine ve reklam veren bilgisine yer vermektir. (LEXPERA)

    FTC de benzer şekilde platformların kendi yerleşik açıklama araçlarının her durumda yeterli kabul edilmeyebileceğine dikkat çekmektedir. (FTC, Updated Endorsement Guides, 2023, https://www.ftc.gov/news-events/news/press-releases/2023/06/federal-trade-commission-announces-updated-advertising-guides-combat-deceptive-reviews-endorsements) (Federal Trade Commission)

    Affiliate Link ve İndirim Kodlarında Reklam Açıklaması Gerekir mi?

    Influencer, paylaştığı bağlantı veya kod üzerinden satış gerçekleşmesi halinde komisyon veya başka bir menfaat elde ediyorsa burada ticari ilişkinin açıklanması özellikle önemlidir.

    “Link bio’da”, “kodumla yüzde 20 indirim”, “bu link üzerinden alabilirsiniz” gibi ifadeler tek başına reklam ilişkisinin niteliğini tüketiciye açıklamaz.

    Bu nedenle affiliate pazarlamada da Reklam veya Tanıtım açıklamasının ilk karşılaşmada görünür olması ve reklam verenin anlaşılabilir biçimde belirtilmesi gerekir.

    FTC de satış ortaklığı ve diğer maddi bağlantıların tüketici bakımından açıkça açıklanması gerektiğini kabul etmektedir. (Federal Trade Commission)

    Podcast ve Yalnızca Sesli İçeriklerde Ne Yapılacak?

    Yeni Yönetmelik yalnızca sesli yapılan paylaşımlar için ayrıca özel bir hüküm getirmiştir.

    Bu tür içeriklerde yayının başında ve reklamın öncesinde “[reklam veren] hakkında reklam/tanıtım içerir” şeklindeki açıklamaya yer verilmesi gerekir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla yalnızca podcast açıklamasına reklam etiketi eklemek yeterli görülmemelidir. Reklamın ticari niteliği dinleyiciye sesli olarak da açıklanmalıdır.

    Yapay Zeka Kullanılan Her Reklama “Yapay Zeka” Yazılması mı Gerekiyor?

    Hayır. Bu konuda yeni düzenleme zaman zaman olduğundan daha geniş aktarılıyor.

    Yönetmelik m.18/8, her türlü yapay zeka kullanımında otomatik bir bildirim zorunluluğu getirmemektedir. Hüküm, reklamda tüketicinin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zeka veya başka bir yazılım kullanılması ya da yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir biçimde belirtilmesini istemektedir. (LEXPERA)

    Dolayısıyla bir fotoğrafın basitçe kırpılması veya küçük teknik düzenlemeler yapılması ile tamamen sentetik ve gerçek bir insan izlenimi veren reklam karakteri aynı hukuki kategoriye konulmamalıdır.

    Ticaret Bakanlığının düzenlemeye ilişkin genel açıklaması da yapay zeka destekli reklamları 2026 reformunun ana başlıklarından biri olarak göstermektedir. (Ticaret Bakanlığı, 27.07.2026, https://www.ticaret.gov.tr/haberler/aldaticici-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalarla-mucadelede-yeni-donem-basliyor) (https://ticaret.gov.tr)

    Deepfake veya Gerçek Bir Kişinin Yapay Zeka Kopyasıyla Reklam Yapılabilir mi?

    Burada açıklama yükümlülüğünden daha ileri bir yasak bulunuyor.

    Yönetmelik m.27/12’ye göre gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileriyle oluşturulan dijital kopyasının, gerçeğe aykırı biçimde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimini verdiği ya da ürünü tavsiye ettiği reklamlar yapılamaz. (LEXPERA)

    Dolayısıyla böyle bir durumda yalnızca ekrana “yapay zeka ile oluşturulmuştur” yazmak reklamı mutlaka hukuka uygun hale getirmez. Hüküm belirli kullanım biçimlerini doğrudan yasaklamaktadır.

    Filtre Kullanımı da Unutulmamalı

    Yapay zeka düzenlemesi yeni olsa da influencerların görsel efekt ve filtre kullanımına ilişkin kural daha önce de vardı.

    2021 Kılavuzu, bir malın ticari reklamında efekt veya filtreleme uygulaması kullanılması halinde görüntünün filtrelendiğinin açıkça belirtilmesini öngörmektedir. (LEXPERA)

    Özellikle kozmetik, cilt bakımı, güzellik ve benzeri ürünlerde filtre kullanımı ürünün gerçek etkisi konusunda tüketiciyi yanıltabilecek hale geldiğinde reklam hukukunun genel doğruluk ve dürüstlük kuralları da ayrıca gündeme gelir.

    Reklam Açıklaması Yapmak Gerçeğe Aykırı Reklamı Hukuka Uygun Hale Getirmez

    “REKLAM” yazılması yalnızca içeriğin ticari niteliğinin açıklanması bakımından önemlidir.

    Reklamın içeriğinin de doğru ve dürüst olması gerekir. Yönetmeliğe göre reklamlar tüketiciyi doğrudan veya dolaylı biçimde yanıltamaz; doğrulanabilir iddiaların ispatlanması reklam verenin sorumluluğundadır. (LEXPERA)

    Örneğin bilimsel olarak kanıtlanmamış bir sağlık etkisini kesin sonuç gibi sunmak, ürünün sahip olmadığı özellikleri varmış gibi göstermek veya gerçeğe aykırı “en iyi”, “tek”, “garantili” benzeri iddialar kullanmak, paylaşımın üzerinde “REKLAM” yazıyor olması nedeniyle hukuka uygun hale gelmez.

    2021 Kılavuzu da influencerın deneyimlemediği bir ürünü deneyimlemiş gibi tanıtamayacağını, ilgili mevzuata aykırı sağlık beyanında bulunamayacağını ve bilimsel temeli olmayan araştırma veya test sonuçlarına dayanamayacağını açıkça düzenlemektedir. (LEXPERA)

    Sorumluluk Sadece Influencerda Değil

    Bir markanın “paylaşımı influencer yaptı, sorumluluk ona ait” demesi her durumda yeterli değildir.

    2021 Kılavuzu reklam verenin influencerı mevzuat hakkında bilgilendirmesini, mevzuata uygun davranmasını istemesini, influencerın yükümlülüklerini yerine getirmesi için çaba göstermesini ve ihlallere karşı önlem almasını öngörmektedir. Reklam veren influencerın kişisel sorumluluğunu ileri sürerek kendi yükümlülüklerinden kaçınamaz. (Sosyal Medya Etkileyicileri Kılavuzu, m.11, https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (Teyit)

    Bu nedenle markaların influencer sözleşmelerini 1 Ağustos 2026 sonrasındaki sisteme göre güncellemesi önemlidir.

    Sözleşmelerde reklam açıklamasının biçimi, marka bilgisinin gösterilmesi, story ve reel gibi farklı formatlarda tekrar yükümlülüğü, içeriğin yayından önce onaya sunulması, kullanılan filtre ve yapay zeka araçlarının bildirilmesi, yasak beyanlar, içeriğin ekran görüntüsü veya arşiv kaydının saklanması ve ihlal halinde düzeltme süreçleri açıkça düzenlenebilir.

    Paylaşımı Sonradan Silmek veya Düzeltmek Cezayı Ortadan Kaldırır mı?

    Yönetmeliğin 32. maddesi bu konuda da açıktır.

    Mevzuata aykırı reklamın veya ticari uygulamanın daha sonra düzeltilmesi ya da telafi edilmesi, tespit edilen aykırılığa ilişkin sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. (LEXPERA)

    Dolayısıyla Reklam Kurulu incelemesi başladıktan sonra gönderinin silinmesi veya sonradan “#Reklam” ibaresi eklenmesi önemli olabilir; ancak geçmişte gerçekleşmiş ihlali otomatik olarak yok etmez.

    Bu nedenle uyum kontrolünün paylaşım yayına girmeden önce yapılması gerekir.

    Yaptırımlar Ne Kadar?

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalara yönelik idari yaptırımlar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenmektedir.

    Ticaret Bakanlığının 2026 yılı için yayımladığı resmi bilgilendirmeye göre aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarda uygulanabilecek idari para cezaları, ihlalin niteliği ve ilgili kriterlere göre 99.339 TL ile 39.916.524 TL arasında değişebilmektedir. (Ticaret Bakanlığı, 2026 yılı idari para cezaları, 29.12.2025, https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/6502-sayili-tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanun-kapsaminda-uygulanan-idari-para-cezalari-1-ocak-2026-tarihinden-itibaren-25-49-oraninda-arttirildi) (Ticaret Bakanlığı)

    Her influencer reklamı ihlalinde otomatik olarak aynı tutarda ceza uygulanacağı düşünülmemelidir. İhlalin haksızlık içeriği, elde edilen menfaat, neden olunan zarar, kusur, ekonomik durum ve reklamın yayımlandığı mecra gibi kriterler değerlendirmede rol oynar.

    Denetimin yalnızca teorik düzeyde olmadığını güncel Reklam Kurulu verileri de gösteriyor. Ticaret Bakanlığının 19 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre Reklam Kurulu 2026 yılının ilk yedi ayında yaklaşık 26 bin başvuruyu incelemiş ve aldatıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalar nedeniyle toplam 218 milyon 478 bin TL idari para cezası uygulamıştır. (Ticaret Bakanlığı, 19.08.2026, https://ab.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-aldatici-reklamlar-ve-haksiz-ticari-uygulamalara-karsi-mucadelede-hiz-kesmiyor) (https://ticaret.gov.tr)

    1 Ağustos 2026 Sonrası Pratikte En Güvenli Formül Nedir?

    Yeni sistemin özünü tek cümleyle ifade etmek mümkün:

    Tüketici paylaşımı gördüğü ilk anda, herhangi bir yere tıklamadan veya ekranı kaydırmadan bunun reklam olduğunu ve reklam verenin kim olduğunu anlayabilmelidir.

    Bu nedenle pratikte örneğin:

    REKLAM | X MARKASI

    veya

    TANITIM | @xmarka tarafından sağlandı

    şeklindeki açık bir ifade tercih edilebilir.

    Story serilerinde açıklama her story’de bulunmalı; reel veya video başka bir formatta yeniden yayımlanırsa açıklama yeniden eklenmeli; reklam ibaresi ekran üzerindeki butonların altında kalmamalı; uzun hashtag grubunun sonuna gizlenmemeli ve platformun “ücretli ortaklık” aracı varsa bu araç ek bir şeffaflık yöntemi olarak kullanılmalıdır.

    Sonuç: Yeni Dönemde Mesele Sadece “#Reklam Yazmak” Değil

    1 Ağustos 2026 değişikliği sosyal medya reklamlarını ilk defa hukuki denetime tabi tutmadı. Ancak daha önce ağırlıklı olarak 2021 Kılavuzu ve genel reklam hükümleri üzerinden yürüyen sistemin temel unsurlarını Yönetmelik seviyesinde açık biçimde düzenledi.

    Yeni dönemde #İşbirliği veya #Sponsor gibi ifadelerin tek başına yeterli olduğuna güvenilmemelidir. Yönetmelik m.23/A uyarınca Reklam veya Tanıtım ibaresinden biri kullanılmalı, reklam veren belirlenebilir olmalı ve açıklama tüketicinin ilk karşılaşmasında açıkça görülebilmelidir.

    Ücretsiz veya indirimli ürün ve hizmetler, davetler, affiliate bağlantılar ve diğer menfaatler de reklam ilişkisi doğurabilir. Birden fazla story veya paylaşım varsa açıklama her paylaşımda bulunmalı; içerik başka formata dönüştürülürse yeniden gösterilmelidir.

    Yapay zeka bakımından ise iki ayrı konu birbirinden ayrılmalıdır: Belirli yapay zeka kullanımlarında şeffaflık yükümlülüğü bulunurken, gerçek kişilerin gerçeğe aykırı ürün deneyimi veya tavsiyesi yaratacak dijital kopyalarının kullanıldığı bazı reklamlar doğrudan yasaklanmıştır.

    Bu nedenle influencerlar, markalar ve ajanslar açısından doğru yaklaşım artık yalnızca bir hashtag eklemek değil, reklam kampanyasının tamamını yayımdan önce hukuki uyum açısından kontrol etmektir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık – Sosyal Medya ve Reklam Hukuku Uyum Süreçleri

    Influencer sözleşmelerinin hazırlanması veya güncellenmesi, marka-influencer iş birliklerinin reklam mevzuatına uygunluğunun incelenmesi, Reklam Kurulu süreçleri ve dijital reklam kampanyalarının hukuki risk analizi somut olayın şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.

    TD Hukuk ve Danışmanlık hakkında:
    (https://td-lawfirm.com/about/) (TD Law Firm)

    Av. Murat Can Dolgun / Dolgun Hukuk ve Danışmanlık hakkında:
    (https://dolgun.av.tr/about/)

    Dolgun Akademi hukuk yazıları:
    (https://dolgun.av.tr/yazilarimiz/) (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Dolgun.av.tr:
    (https://dolgun.av.tr/) (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Kaynakça ve İleri Okuma

    Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete, 1 Temmuz 2026, Sayı 33297:
    (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260701-9.htm)

    T.C. Ticaret Bakanlığı, “Aldatıcı Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalarla Mücadelede Yeni Dönem Başlıyor”, 27 Temmuz 2026:
    (https://www.ticaret.gov.tr/haberler/aldatici-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalarla-mucadelede-yeni-donem-basliyor)

    T.C. Ticaret Bakanlığı, “Sosyal Medyada Şeffaf Reklam Dönemi”, 28 Temmuz 2026:
    (https://www.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligindan-sosyal-medyada-seffaf-reklam-donemi)

    Reklam Kurulu, Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz, 2021/2 sayılı ilke kararı:
    (https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg)

    Ticaret Bakanlığı – 6502 sayılı Kanun kapsamında 2026 yılında uygulanacak idari para cezaları:
    (https://tuketici.ticaret.gov.tr/haberler/6502-sayili-tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanun-kapsaminda-uygulanan-idari-para-cezalari-1-ocak-2026-tarihinden-itibaren-25-49-oraninda-arttirildi)

    Ticaret Bakanlığı – Reklam Kurulu 2026 yılının ilk yedi aylık denetim sonuçları, 19 Ağustos 2026:
    (https://ab.ticaret.gov.tr/haberler/ticaret-bakanligi-aldatici-reklamlar-ve-haksiz-ticari-uygulamalara-karsi-mucadelede-hiz-kesmiyor)

    Federal Trade Commission, Disclosures 101 for Social Media Influencers:
    (https://www.ftc.gov/business-guidance/resources/disclosures-101-social-media-influencers)

    Federal Trade Commission, Endorsements, Influencers and Reviews:
    (https://www.ftc.gov/business-guidance/advertising-marketing/endorsements-influencers-reviews)

    Federal Trade Commission, Updated Endorsement Guides, 2023:
    (https://www.ftc.gov/news-events/news/press-releases/2023/06/federal-trade-commission-announces-updated-advertising-guides-combat-deceptive-reviews-endorsements)

    IAB Türkiye – Sosyal Medya Etkileyicileri Reklam Kılavuzu:
    (https://iabtr.org/rehber/iab-avrupa-tedarik-zinciri-seffaflik-kilavuzu-2018/)

    Bilgilendirme Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut reklam kampanyalarında reklamın içeriği, ilgili ürün veya hizmet, taraflar arasındaki menfaat ilişkisi, kullanılan sosyal medya platformu ve varsa sektörel özel mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir. Yazı hukuki mütalaa veya somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki danışmanlık niteliğinde değildir.

  • Uçuş Gecikmesi, İptali ve Overbooking Durumunda Tazminat Nasıl Alınır?

    Uçuş Gecikmesi, İptali ve Overbooking Durumunda Tazminat Nasıl Alınır?

    Uçağınız üç saat gecikti. Havayolu şirketi “operasyonel neden” dedi. Başka bir uçuşa aktarıldınız ama gideceğiniz yere gece yarısı ulaştınız. Ya da uçuşunuz tamamen iptal edildi ve size yalnızca yeni bir bilet teklif edildi.

    Peki tazminat alabilir misiniz?

    Çoğu durumda cevap, yalnızca uçuşun gecikip gecikmediğine bakılarak verilemez. Uçuşun nereden nereye yapıldığı, havayolu şirketinin hangi ülkeye ait olduğu, gecikmenin kaç saat olduğu, son varış noktasına ne zaman ulaşıldığı ve aksamanın nedeni birlikte değerlendirilmelidir.

    Türkiye bakımından temel düzenleme Havayolu ile Seyahat Eden Yolcuların Haklarına Dair Yönetmelik (SHY-YOLCU)’dur. Yönetmelik; uçuş gecikmesi, uçuş iptali, uçağa kabul edilmeme ve yolcunun başka bir hizmet sınıfına geçirilmesi gibi durumlarda yolculara çeşitli haklar tanımaktadır. (Havayolu ile Seyahat Eden Yolcuların Haklarına Dair Yönetmelik – SHY-YOLCU, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Önce Şunu Belirleyin: SHY-YOLCU Uçuşunuza Uygulanıyor mu?

    Türkiye’deki Yönetmelik bakımından ilk bakılması gereken konu budur.

    SHY-YOLCU genel olarak;

    Türk havayolu şirketlerinin Türkiye’den kalkan ve Türkiye’ye gelen uçuşlarında, ayrıca yabancı havayolu şirketlerinin Türkiye’den kalkan uçuşlarında uygulanmaktadır. Yönetmelikte belirtilen şartlarda yolcunun geçerli rezervasyona sahip olması ve gerekli zamanda check-in işlemlerini gerçekleştirmiş olması da önemlidir. (SHY-YOLCU, m. 2, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, resmî metin)

    Örneğin İstanbul’dan Paris’e yapılan bir uçuşta Türk veya yabancı havayolu şirketi bakımından SHY-YOLCU gündeme gelebilir.

    Paris’ten İstanbul’a yabancı bir havayolu şirketiyle yapılan uçuşta ise Türk Yönetmeliği yerine Avrupa Birliği yolcu hakları düzenlemelerinin uygulanması söz konusu olabilir.

    Avrupa Birliği bakımından genel olarak AB sınırları içerisinden kalkan uçuşlar ile AB dışından AB’ye bir AB havayolu şirketi tarafından gerçekleştirilen uçuşlar EC 261/2004 rejimi kapsamında değerlendirilmektedir. (Regulation (EC) No 261/2004; European Commission – Air Passenger Rights, AB resmî yolcu hakları sayfası; EUR-Lex resmî düzenleme)

    Dolayısıyla uluslararası uçuşlarda önce hangi mevzuatın uygulanacağını belirlemek, tazminat talebinin ilk adımıdır.

    Uçuş Gecikmesinde Tazminat Ne Kadar?

    SHY-YOLCU kapsamında teknik veya operasyonel nedenlerle gerçekleşen bir gecikme sonucunda yolcu planlanan son varış noktasına üç saat veya daha fazla gecikmeyle ulaştırılmışsa tazminat hakkı doğabilir. (SHY-YOLCU, m. 7/3 ve m. 8, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, resmî Yönetmelik metni)

    Uçuş

    Tazminat

    İç hat uçuşu

    100 Avro

    1.500 km veya daha kısa dış hat uçuşu

    250 Avro

    1.500–3.500 km dış hat uçuşu

    400 Avro

    3.500 km’den uzun dış hat uçuşu

    600 Avro

    Tazminatın Türk Lirası olarak ödenmesi halinde karşılığın hesabında ödeme günündeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kuru esas alınır. (SHY-YOLCU, m. 8/1, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Burada önemli bir ayrıntı vardır:

    Üç saat hesabında yalnızca uçağın ne kadar geç kalktığına değil, yolcunun son varış noktasına ne kadar geç ulaştığına bakılır.

    Uçağınız 3 saat 20 dakika geç kalkmış fakat varışta gecikme 2 saat 40 dakikaya düşmüşse tazminat değerlendirmesi buna göre değişecektir.

    Uçuş Tazminatı İçin Nasıl Başvuru Yapılır?

    Türkiye’de izlenmesi gereken yol esasen basittir.

    1. Belgeleri saklayın. Bilet, PNR numarası, boarding pass, SMS ve e-postalar, havayolunun gecikme veya iptal açıklaması, havaalanındaki bilgilendirme ekranlarının fotoğrafları ve yaptığınız zorunlu harcamalara ilişkin faturalar mümkün olduğunca korunmalıdır.
    2. Önce havayolu şirketine yazılı başvuru yapın. SHGM, gecikme, iptal ve uçağa kabul edilmeme gibi SHY-YOLCU kapsamındaki şikayetlerin öncelikle ilgili hava taşıma işletmesine yapılmasını istemektedir. (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Yolcu Hakları – Başvuru Usul ve Esasları, SHGM Yolcu Hakları sayfası)
    3. Başvuruda yalnızca “mağdur oldum” demek yerine uçuş numarası, tarih, planlanan ve fiili varış saati, gecikme veya iptal nedeni ve SHY-YOLCU kapsamında talep edilen tazminat miktarı açıkça belirtilmelidir.
    4. Havayolu şirketinin başvuruyu reddetmesi veya uyuşmazlığın çözülememesi halinde SHGM Yolcu Hakları sistemi üzerinden başvuru yapılabilir. SHGM’nin güncel sisteminde bu yol açıkça gösterilmektedir. (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Yolcu Hakları Başvuru Sistemi, SHGM başvuru bilgileri)
    5. İdari başvurudan sonuç alınamaması veya uyuşmazlığın niteliğinin gerektirmesi halinde ilgili tüketici hukuku ve yargı yollarının değerlendirilmesi mümkündür. SHGM de mevzuata aykırılık halinde yolcuların yetkili mahkemelere başvuru hakkının saklı olduğunu belirtmektedir. Ancak uyuşmazlık yargıya taşındıktan sonra aynı uyuşmazlık hakkında SHGM idari incelemesi yapılamaması önemlidir. (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Başvuru Usul ve Esasları, resmî açıklama)

    Başvuruda Ne Yazılmalı?

    Örneğin başvurunun özü şu şekilde kurulabilir:

    “… tarihli … numaralı uçuşun planlanan varış saati … olmasına rağmen son varış noktasına … saatinde ulaşılmış, toplam gecikme … saat … dakika olarak gerçekleşmiştir. Havayolu tarafından gecikmenin teknik/operasyonel sebeplerden kaynaklandığı bildirilmiştir. SHY-YOLCU Yönetmeliği’nin 7 ve 8. maddeleri kapsamında … Avro karşılığı tazminatın tarafıma ödenmesini talep ederim.”

    Ancak somut olayın özelliğine göre kullanılacak hukuki dayanağın değiştirilmesi gerekebilir.

    Somut Örneklerle Uçuş Tazminatı

    Örnek 1: İstanbul–İzmir Uçuşu 3 Saat 20 Dakika Gecikti

    Bir yolcunun İstanbul–İzmir uçuşunun teknik bir problem nedeniyle geciktiğini ve yolcunun İzmir’e planlanan saatten 3 saat 20 dakika sonra ulaştığını düşünelim.

    Bu bir iç hat uçuşudur.

    Teknik veya operasyonel gecikme nedeniyle son varış noktasına üç saatten fazla geç ulaşılmışsa yolcu bakımından 100 Avro tazminat talebi gündeme gelir.

    Havayolunun “teknik neden” açıklaması burada tek başına tazminat talebini ortadan kaldırmaz. Aksine SHY-YOLCU’nun 7/3. maddesi teknik ve operasyonel nedenlerle meydana gelen gecikmeleri açıkça düzenlemektedir. (SHY-YOLCU, m. 7/3 ve m. 8, SHGM resmî metni)

    Örnek 2: İstanbul–Londra Uçuşu 4 Saat Gecikti

    İstanbul’dan Londra’ya yapılan ve 1.500–3.500 kilometre mesafe grubuna giren bir dış hat uçuşunun operasyonel nedenle geciktiğini ve yolcunun Londra’ya 4 saat geç ulaştığını varsayalım.

    Şartların oluşması halinde talep edilebilecek sabit tazminat:

    400 Avrodur.

    Yolcunun ayrıca bekleme süresine göre yemek, içecek ve gerektiğinde konaklama hakkı da doğabilir.

    Dolayısıyla havayolunun yolcuya yemek vermiş olması 400 Avroluk tazminat hakkının yerine getirilmiş olduğu anlamına gelmez.

    Hizmet hakkı ile tazminat hakkı birbirinden farklıdır.

    “Bize Yemek ve Otel Verdiler, Yine de Tazminat Alabilir miyiz?”

    Evet, şartları oluşmuşsa alınabilir.

    SHY-YOLCU’nun 10. maddesinde bekleme süresine göre yolcuya sağlanması gereken hizmetler ayrıca düzenlenmiştir.

    İki ila üç saat arasındaki gecikmelerde makul ölçüde sıcak ve soğuk içecek; üç ila beş saat arasındaki gecikmelerde içeceklerle birlikte günün zamanına göre kahvaltı veya yemek; beş saat ve üzerindeki gecikmelerde ise bunlara ilave ikram sağlanması gerekir.

    Bir veya daha fazla gece konaklama gerekli hale gelirse otel veya uygun konaklama tesisi ile havaalanı ve konaklama yeri arasındaki ulaşım da havayolu tarafından karşılanmalıdır. (SHY-YOLCU, m. 10, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Bunlar tazminattan ayrı haklardır.

    Bu nedenle:

    “Otel sağladık, artık tazminat isteyemezsiniz.”

    şeklindeki bir yaklaşım kural olarak doğru değildir.

    Beş Saat Geciken Uçuşta Yolcu Uçmak Zorunda mı?

    Hayır.

    Gecikmenin en az beş saate ulaşması halinde Yönetmeliğin 7. maddesi, 9. maddede düzenlenen geri ödeme hakkına atıf yapmaktadır.

    Seyahatin yolcunun başlangıçtaki seyahat planı bakımından artık bir anlamı kalmamışsa, şartlarına göre kullanılmayan bölümlerin ve bazı durumlarda gerçekleştirilen bölümlerin bilet ücretinin iadesi talep edilebilir. Gerekli durumda yolcunun seyahatin ilk başlangıç noktasına dönüşünün sağlanması da gündeme gelir. (SHY-YOLCU, m. 7 ve m. 9, resmî Yönetmelik)

    Örneğin İstanbul’dan Ankara’ya sabah saat 09.00’daki tek günlük iş toplantısı için seyahat eden kişinin uçuşu saatlerce ertelenmiş ve toplantıya yetişmek artık imkansız hale gelmişse, yalnızca “bekleyip uçağa binmesi” gerektiği söylenemez.

    Seyahatin artık anlamını kaybedip kaybetmediği somut olayın koşullarıyla değerlendirilmelidir.

    Uçuş İptal Edilirse Her Zaman Tazminat Alınır mı?

    Hayır.

    İptallerde özellikle yolcunun ne zaman bilgilendirildiği önemlidir.

    Yolcu iptalden planlanan kalkış zamanından en az iki hafta önce haberdar edilmişse sabit tazminat hakkı kural olarak doğmaz.

    İptal iki hafta ile yedi gün arasında bildirildiyse, havayolunun yolcuya ne zaman kalkacak ve ne zaman varacak alternatif bir uçuş sunduğuna bakılır.

    Yedi günden daha kısa süre kala bildirilen iptallerde ise daha dar zaman sınırları uygulanır. (SHY-YOLCU, m. 6, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Burada çok önemli bir ispat kuralı vardır:

    Yolcunun uçuş iptalinden ne zaman haberdar edildiğini ispat etmek havayolu şirketinin yükümlülüğündedir.

    Bu nedenle “size e-posta gönderdik” savunmasında e-postanın gerçekten ne zaman ve hangi iletişim adresine gönderildiği önem taşıyabilir.

    Örnek 3: Uçuş Üç Gün Önce İptal Edildi

    Yolcunun İstanbul–Amsterdam uçuşunun kalkıştan üç gün önce iptal edildiğini düşünelim.

    Havayolu, yolcuya ancak ertesi gün uçuş teklif etmiş olsun.

    Bu durumda yalnızca yeni uçuş sağlanmış olması sabit tazminat hakkını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

    İptalin bildirim zamanı, alternatif uçuşun kalkış ve varış saatleri, uçuş mesafesi ve iptalin nedeni birlikte incelenerek tazminat hesabı yapılmalıdır.

    Örnek 4: Uçuş 20 Gün Önceden İptal Edildi

    Havayolu yolcuya uçuşun iptal edildiğini 20 gün önceden bildirmişse Yönetmeliğin sabit tazminat hükümleri kural olarak uygulanmayacaktır.

    Ancak bu, yolcunun hiçbir hakkının olmadığı anlamına gelmez.

    Yolcunun şartlarına göre bilet ücretinin geri ödenmesini veya uygun bir alternatif uçuşa yönlendirilmesini isteme hakkı devam eder. (SHY-YOLCU, m. 6 ve m. 9, resmî metin)

    Hava Koşulları Nedeniyle Uçuş İptal Edilirse Tazminat Alınabilir mi?

    Her uçuş aksamasında sabit tazminat ödenmesi gerekmez.

    SHY-YOLCU; uçuşa uygun olmayan meteorolojik şartlar, doğal afetler, güvenlik riskleri, siyasi istikrarsızlık ve grev gibi bazı olayları olağanüstü hallere örnek göstermektedir. (SHY-YOLCU, m. 4 ve m. 6/4, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Örneğin İstanbul’da yoğun sis nedeniyle hava trafiğinin durduğu ve uçuşun bu nedenle iptal edildiği bir olayda havayolunun sabit tazminattan kurtulması mümkün olabilir.

    Ancak bunun için yalnızca:

    “Hava şartları.”

    yazılması yeterli görülmemelidir.

    Havayolu, iptalin gerçekten olağanüstü halden kaynaklandığını ve gerekli tedbirler alınmasına rağmen iptalin önlenemediğini ortaya koymalıdır.

    Ayrıca sabit tazminatın doğmaması, yolcunun alternatif uçuş, bilet iadesi, yemek veya gerekli hallerde konaklama gibi diğer haklarının da ortadan kalktığı anlamına gelmez.

    Havayolu “Operasyonel Neden” Diyor. Ne Yapmalıyım?

    Bu ifade özellikle önemlidir.

    Havayollarının SMS ve e-postalarında sıkça:

    “Operasyonel nedenler nedeniyle uçuşunuz gecikmiştir.”

    ifadesi kullanılmaktadır.

    SHY-YOLCU’nun 7/3. maddesi ise teknik ve operasyonel nedenlerle meydana gelen ve yolcuyu son varış noktasına üç saat veya daha fazla gecikmeyle ulaştıran uçuşları doğrudan düzenlemektedir. (SHY-YOLCU, m. 7/3, resmî Yönetmelik)

    Bu nedenle böyle bir mesaj aldıysanız silmeyin.

    SMS, e-posta veya uygulama bildirimi daha sonraki tazminat başvurusu bakımından önemli bir belge haline gelebilir.

    Aktarmalı Uçuşu Kaçırırsam Ne Olur?

    Aktarmalı uçuşlarda en önemli kavram son varış yeridir.

    Örneğin aynı rezervasyon kapsamında:

    İstanbul → Frankfurt → New York

    uçuşunuz olduğunu düşünelim.

    İlk uçuş geciktiği için Frankfurt–New York bağlantısını kaçırmış ve havayolu sizi daha sonraki uçuşa aktarmış olabilir.

    Burada yalnızca “İstanbul–Frankfurt uçuşu kaç dakika gecikti?” sorusu yeterli değildir.

    New York’a planlanan saate göre ne kadar geç ulaştığınız önem kazanabilir.

    SHY-YOLCU da direkt bağlantılı uçuşlarda son varış yerini son uçuşun varış noktası üzerinden tanımlamaktadır. (SHY-YOLCU, m. 4, resmî Yönetmelik)

    Avrupa Birliği hukukunda da tek rezervasyon kapsamındaki bağlantılı uçuşlarda son varış noktasındaki gecikme özel önem taşımaktadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı, bağlantılı uçuşlarda yolcunun son varış noktasına üç saat veya daha fazla gecikmeyle ulaşmasını tazminat değerlendirmesinde esas alan kararlar vermiştir. (Court of Justice of the European Union, Air France v Folkerts, C-11/11; Regulation EC 261/2004, EUR-Lex karar ve mevzuat kaynakları)

    Ancak uçuşların ayrı ayrı satın alınmış iki bağımsız bilet olması halinde değerlendirme farklılaşabilir.

    Bu nedenle aktarmalı uçuşlarda PNR ve rezervasyon yapısı mutlaka incelenmelidir.

    Overbooking Nedeniyle Uçağa Alınmadım. Tazminat Alabilir miyim?

    Evet.

    Geçerli rezervasyonunuz ve biletiniz bulunduğu, zamanında check-in yaptığınız ve seyahat belgelerinizde sorun olmadığı halde, örneğin uçakta kapasiteden fazla rezervasyon bulunduğu için kendi isteğiniz dışında uçağa alınmamanız halinde uçağa kabul edilmeme tazminatı gündeme gelir.

    Havayolu önce rezervasyonundan gönüllü olarak vazgeçecek yolcular aramalıdır.

    Yeterli gönüllü bulunmaz ve yolcu kendi iradesi dışında uçağa alınmazsa havayolunun Yönetmeliğin tazminat, geri ödeme/güzergah değişikliği ve hizmet hükümlerini derhal uygulaması gerekir. (SHY-YOLCU, m. 5, 8, 9 ve 10, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Örnek 5: “Uçak Dolu, Sizi Akşam Uçuşuna Aldık”

    İstanbul–Roma uçuşu için zamanında havalimanına geldiniz, check-in işleminizi yaptınız ancak kapıda uçuşun fazla rezervasyon nedeniyle dolu olduğu ve akşam uçağına aktarılacağınız söylendi.

    Eğer koltuğunuzdan kendi isteğinizle vazgeçmediyseniz ve uçağa alınmamanız için sağlık, güvenlik veya seyahat belgesi gibi haklı bir neden yoksa tazminat hakkınız gündeme gelebilir.

    Havayolunun sizi başka bir uçuşa ücretsiz aktarması tek başına sabit tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

    Havayolu Tazminat Yerine Uçuş Kuponu Verebilir mi?

    Yolcunun kabul etmesi halinde mümkündür.

    Ancak Yönetmeliğe göre tazminat; nakit, elektronik banka havalesi, banka ödeme emri veya banka çekiyle ödenebilir.

    Seyahat kuponu, mil veya başka bir hizmet şeklinde ödeme ise yolcunun imzalı mutabakatına bağlıdır. (SHY-YOLCU, m. 8/4, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Dolayısıyla yolcu istemediği halde havayolunun:

    “400 Avro yerine hesabınıza 400 Avroluk uçuş kuponu tanımladık.”

    demesiyle tazminat borcunun her durumda sona erdiği kabul edilemez.

    Alternatif Uçuşu Kabul Edersem Tazminat Hakkımı Kaybeder miyim?

    Her zaman değil.

    Alternatif uçuşun kabul edilmesi ile sabit tazminat birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

    Bununla birlikte havayolu yolcuyu alternatif bir uçuşla son varış noktasına belirli süre sınırları içerisinde ulaştırmışsa Yönetmelik tazminatın %50 oranında azaltılmasına imkan tanımaktadır.

    Bu süreler uçuş mesafesine göre iki, üç veya dört saat olarak değişmektedir. (SHY-YOLCU, m. 8/3, resmî Yönetmelik)

    Dolayısıyla “başka uçuşu kabul ettiniz, artık hiçbir şey talep edemezsiniz” şeklinde genel bir sonuç çıkarılamaz.

    Uçak Başka Bir Havalimanına İnerse Ne Olur?

    Örneğin İstanbul Havalimanı’na alınması gereken uçuş zorunlu bir nedenle başka bir havalimanında sonlandırılmış olabilir.

    Yönetmeliğe göre havayolu, bilette belirtilen son varış yerinin değişmesi halinde yolcunun asıl varış noktasına en kısa sürede ulaştırılmasını sağlamakla yükümlüdür. (SHY-YOLCU, m. 17, SHGM resmî Yönetmelik metni)

    Ayrıca aynı şehir veya bölgeye hizmet veren farklı bir havaalanına yönlendirme yapılması durumunda belirli şartlarda bu havaalanından asıl havaalanına veya yolcuyla kararlaştırılan yakın bir noktaya yapılacak transfer masrafının da havayolu tarafından karşılanması gerekir. (SHY-YOLCU, m. 9/3, resmî Yönetmelik)

    Havayolu Tazminat Talebimi Reddetti. Bu Ret Kesin mi?

    Hayır.

    Havayolu şirketlerinin başvurulara verdiği ret cevapları nihai bir mahkeme kararı değildir.

    Özellikle;

    “olağanüstü durum”,

    “operasyonel neden”,

    “uçuş güvenliği”,

    “hava şartları”

    gibi standart ifadelerin somut olayla gerçekten uyuşup uyuşmadığı incelenmelidir.

    Uçuş kayıtları, havalimanındaki hava koşulları, aynı saatlerde gerçekleştirilen diğer uçuşlar, havayolunun yolcuya yaptığı bildirimler, gerçek kalkış ve varış saatleri ve uçuşun operasyon geçmişi değerlendirmeyi değiştirebilir.

    SHGM başvuru usulünde de havayoluna yapılan ilk başvurudan sonra yolcunun idari başvuru yapabilmesi ve ayrıca yargı yollarına başvuru hakkının saklı olduğu açıkça belirtilmektedir. (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Yolcu Hakları Başvuru Usul ve Esasları, resmî açıklama)

    Uçuşunuz Geciktiyse İlk Yapmanız Gerekenler

    Uçuş aksadığı anda mümkün olduğunca belge oluşturmak önemlidir. Boarding pass ve bileti silmeyin; havayolundan gelen SMS ve e-postaların ekran görüntülerini alın; havalimanındaki gecikme veya iptal ekranını fotoğraflayın; havayolundan aksamanın sebebini yazılı olarak isteyin; gerçek kalkış ve varış saatlerini kaydedin; yemek, otel ve ulaşım gibi zorunlu masraflar yaptıysanız faturaları saklayın.

    Özellikle “teknik neden” veya “operasyonel neden” şeklindeki yazılı bildirimler tazminat incelemesinde önemli olabilir.

    Sonuç: Her Gecikme Aynı Değildir

    Uçuş tazminatı konusunda yalnızca gecikme süresine bakılarak karar verilmesi doğru değildir.

    Aynı dört saatlik gecikmede bir yolcu 100 Avro, başka bir yolcu 400 Avro veya 600 Avro talep edebilir; başka bir olayda ise olağanüstü şartlar nedeniyle sabit tazminat hiç doğmayabilir.

    Bu nedenle her olay bakımından öncelikle şu sorular cevaplanmalıdır:

    Hangi mevzuat uygulanıyor? Uçuşun son varış noktası neresi? Yolcu oraya kaç saat geç ulaştı? Gecikmenin veya iptalin gerçek sebebi nedir? Uçuşun mesafesi ne kadar? Yolcuya alternatif uçuş teklif edildi mi? İptal ne zaman bildirildi?

    Bu sorular cevaplandığında tazminat hakkının bulunup bulunmadığı büyük ölçüde ortaya çıkar.

    Avukat Murat Can Dolğun Hukuk Bürosu Uçuş Tazminatı Başvuruları

    Avukat Murat Can Dolğun Hukuk Bürosu olarak uçuş gecikmesi, uçuş iptali, overbooking nedeniyle uçağa kabul edilmeme ve aktarmalı uçuşlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, uçuşun tabi olduğu mevzuatın ve yolcunun sahip olduğu hakların belirlenmesi konusunda hukuki destek sunuyoruz.

    Uçuşunuzla ilgili değerlendirme yapılabilmesi için bilet veya PNR bilgisi, uçuş tarihi ve uçuş numarası, planlanan ve gerçekleşen varış saatleri ile havayolunun gönderdiği gecikme veya iptal bildirimlerinin tarafımıza iletilmesi yeterlidir.

    Türkiye bağlantılı uluslararası uçuşlarda dosyanın yalnızca SHY-YOLCU bakımından değil, gerekli olduğu durumlarda EC 261/2004 ve ilgili uluslararası düzenlemeler bakımından da değerlendirilmesi gerekebilir.

    Bilgilendirme: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her uçuş bakımından uygulanacak mevzuat, tazminat hakkı ve başvuru yolu somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Buradaki açıklamalar somut bir uyuşmazlık hakkında hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliğinde değildir.

  • İdari Yargıdaki Yeni Kurallar Yabancılar Hukuku Davalarını Nasıl Etkileyecek?

    İdari Yargıdaki Yeni Kurallar Yabancılar Hukuku Davalarını Nasıl Etkileyecek?

    Bir yabancı hakkında sınır dışı kararı verildiğinde, ikamet izni reddedildiğinde veya kişinin Türkiye’ye girişini etkileyen idari bir işlem tesis edildiğinde mesele yalnızca 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan ibaret değildir.

    İdare bir karar verir; fakat o kararın mahkeme önünde nasıl tartışılacağını idari yargılama usulü belirler.

    Hangi mahkemeye başvurulacağı, dava açma süresi, yürütmenin durdurulması, mahkemenin dosyayı nasıl inceleyeceği ve verilen karara karşı hangi kanun yolunun açık olduğu, yabancının Türkiye’deki hukuki durumunu doğrudan etkileyebilir.

    7589 sayılı Kanun’u yabancılar hukuku bakımından önemli kılan nokta da burada ortaya çıkıyor.

    Kanun doğrudan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu değiştirmiyor. Buna karşılık İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişiklikler, yabancılar hakkında tesis edilen idari işlemlere karşı açılan davalarda da karşımıza çıkıyor.

    Bu nedenle bu yazıda yeni düzenlemeye yabancılar hukuku uygulamasından bakacağız.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/28702068-8336-454A-A986-019EEE6025E6)

    Bu Yazıda

    Önce İYUK’ta yapılan değişikliklerin ne olduğunu ele alacağız. Ardından bunların yabancılar hukuku dosyalarındaki karşılığını inceleyeceğiz.

    Özellikle şu meseleler üzerinde duracağız:

    I. İdari yargıdaki yeni düzenleme ne getiriyor?

    II. Sınır dışı etme davalarında usul neden diğer idari davalardan farklı?

    III. İkamet izni, giriş yasağı ve tahdit kodu uyuşmazlıklarında yeni kuralların anlamı ne?

    IV. İdari gözetim neden bu tablonun dışında değerlendirilmeli?

    V. Yabancılar hukuku dosyasında “hangi işleme karşı, hangi yargı yoluna?” sorusu neden ilk soru olmalı?

    Yabancılar Hukukunda Tek Bir Yargı Yolu Yok

    Uygulamada yabancılar hukuku denildiğinde birbirinden oldukça farklı işlemler aynı dosyanın içinde karşımıza çıkabiliyor.

    Bir kişi hakkında sınır dışı etme kararı bulunabilir. Aynı kişi hakkında idari gözetim kararı alınmış olabilir. Pasaportuna veya Türkiye’ye girişine ilişkin bir tahdit kaydı bulunabilir. İkamet izni başvurusu reddedilmiş veya mevcut izni iptal edilmiş olabilir.

    Müvekkil açısından bunların tamamı tek bir sorunun parçalarıdır:

    “Türkiye’de kalabilecek miyim?”

    Hukuken ise aynı şey değildir.

    İşlemi tesis eden makam, başvurulacak merci, dava süresi, kararın uygulanması ve başvurunun işlemin icrasına etkisi birbirinden farklı olabilir.

    Bu nedenle yabancılar hukukunda yapılan ilk işlerden biri, kişinin yaşadığı problemi hukuken parçalara ayırmaktır.

    Örneğin sınır dışı etme kararına karşı açılacak dava ile idari gözetim kararına karşı yapılacak başvuru aynı yargı kolunda dahi görülmez.

    Bu ayrım yalnızca teorik değildir. Yanlış yargı yoluna veya yanlış işleme karşı başvuru yapılması, yabancılar hukuku dosyalarında ciddi zaman kaybına yol açabilir.

    Sınır Dışı Kararı Bir İdari İşlemdir

    Sınır dışı etme kararı idare tarafından tesis edilen ve kişinin Türkiye’den çıkarılması sonucunu doğurabilen ağır bir idari işlemdir.

    6458 sayılı Kanun, kimler hakkında sınır dışı kararı alınabileceğini ve bu kararın uygulanmasını özel olarak düzenlemektedir. Göç İdaresi Başkanlığının güncel açıklamalarında da sınır dışı süreci ile idari gözetim birbirinden ayrı işlemler olarak ele alınmaktadır. 

    (Mevzuat: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, TBMM, çevrimiçi, 04.04.2013, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610)

    Burada yabancılar hukuku ile idari yargılama hukuku kesişmektedir.

    Sınır dışı kararının hangi sebeple verilebileceğini esas olarak 6458 sayılı Kanun belirlerken, bu kararın yargısal denetiminde özel hükümlerle birlikte idari yargılama hukukunun kuralları devreye girer.

    Bu nedenle sınır dışı dosyasında yalnızca “YUKK m.54 şartları oluşmuş mu?” diye bakmak yeterli değildir.

    Kararın tebliği, dava süresi, yetkili mahkeme, dosyadaki bilgi ve belgeler, geri gönderme yasağı ve kişinin bireysel koşulları birlikte incelenmelidir.

    İdari Gözetimle Sınır Dışı Kararını Birbirine Karıştırmamak Gerekir

    Uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri budur.

    Bir yabancının geri gönderme merkezinde bulunması, tek başına sınır dışı kararına karşı açılan davanın konusu değildir.

    Çünkü kişinin Türkiye’den çıkarılmasına ilişkin sınır dışı etme kararı ile kişinin bu süreç içerisinde özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkin idari gözetim kararı iki ayrı işlemdir.

    İdari gözetim kararına karşı başvuru idare mahkemesine değil, sulh ceza hakimliğine yapılmaktadır.

    6458 sayılı Kanun uyarınca idari gözetim altındaki kişi, yasal temsilcisi veya avukatı sulh ceza hakimine başvurabilir. Hakim incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. İdari gözetimin şartlarının sonradan ortadan kalktığı veya değiştiği ileri sürülerek yeniden başvuru yapılması da mümkündür. 

    (Mevzuat: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.57, TBMM, çevrimiçi, URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610)

    Bunun pratik sonucu önemlidir.

    Geri gönderme merkezindeki bir yabancı bakımından bazen aynı anda birden fazla hukuki süreç yürütülmesi gerekebilir.

    Bir tarafta sınır dışı kararının hukuka uygunluğu tartışılırken, diğer tarafta kişinin idari gözetim altında tutulmasının devamının gerekli olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.

    Birindeki olumlu sonuç diğerini kendiliğinden ortadan kaldırmayabilir.

    İkamet İzni Dosyalarında Durum Farklıdır

    İkamet izni reddi veya iptali bakımından mesele yine bir idari işlemin yargısal denetimidir; ancak sınır dışı kararına ilişkin özel rejimi buraya aynen taşımamak gerekir.

    Burada önce hangi işlemin tesis edildiğine bakılır.

    İlk başvuru reddedilmiş olabilir.

    Uzatma başvurusu reddedilmiş olabilir.

    Mevcut ikamet izni iptal edilmiş olabilir.

    Bunun yanında aynı kişi hakkında ayrıca sınır dışı kararı tesis edilmiş olması da mümkündür.

    Müvekkil açısından bunların tamamı “ikamet sorunu” gibi görünse de dava dosyasını kurarken işlemleri birbirinden ayırmak gerekir.

    Özellikle tebliğ tarihinin doğru belirlenmesi burada önemlidir. Çünkü idari yargıda dava açma süreleri hak kaybına yol açabilecek niteliktedir.

    Tahdit Kodlarında Asıl Mesele Kodun Kendisi Değildir

    Yabancılar hukuku uygulamasında sık karşılaşılan başka bir alan tahdit kodlarıdır.

    Burada uygulamacı açısından önemli olan yalnızca yabancının pasaportunda veya idari kayıtlarda bir kod bulunduğunu tespit etmek değildir.

    Asıl sorular şunlardır:

    Bu kayıt hangi idari işleme dayanıyor?

    Hangi makam tarafından oluşturuldu?

    Yabancının Türkiye’ye girişine veya Türkiye’deki hukuki durumuna nasıl bir sonuç bağlıyor?

    Bu işlemin dayandığı somut olgu nedir?

    Özellikle kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçeli işlemlerde idarenin kullandığı genel ifadeler ile yabancı hakkında mevcut somut bilgi ve belgeler arasındaki ilişkinin ortaya konulması gerekir.

    Bir yabancının yalnızca hakkında bir idari kayıt bulunduğu gerekçesiyle Türkiye’ye girişinin engellenmesi veya mevcut statüsünün etkilenmesi, işlemin yargısal denetim dışında kaldığı anlamına gelmez.

    Tam tersine, uyuşmazlığın gerçek konusu çoğu zaman kodun adı değil, kodun arkasındaki idari işlemin sebep ve gerekçesidir.

    Dosyayı Evraktan Kurmak Gerekir

    Yabancılar hukuku davalarında önemli bir pratik sorun, müvekkilin çoğu zaman hakkında hangi işlemlerin bulunduğunu tam olarak bilmemesidir.

    Kişi geri gönderme merkezine götürülmüş olabilir ve elinde yalnızca birkaç sayfalık evrak bulunabilir.

    Bazen sınır dışı kararı, idari gözetim kararı, tebliğ belgesi ve başka idari kayıtlar aynı anda gündeme gelir.

    Bu nedenle dosyaya başlarken önce bütün işlemlerin kronolojisini çıkarmak gerekir.

    Hangi karar hangi tarihte verilmiş?

    Ne zaman tebliğ edilmiş?

    Kişi ne zaman yakalanmış?

    Hangi gerekçeye dayanılmış?

    Ayrıca bir giriş yasağı veya tahdit kaydı var mı?

    İdari gözetim devam ediyor mu?

    Daha önce aynı işlemlere karşı bir dava veya başvuru yapılmış mı?

    Bu kronoloji kurulmadan hazırlanacak dilekçe, hukuken doğru bazı argümanlar içerse bile yanlış işleme odaklanabilir.

    Geri Gönderme Yasağı Dosyanın Merkezinde Olabilir

    Sınır dışı dosyalarında yalnızca idarenin yabancı hakkında ileri sürdüğü sebebi tartışmak da her zaman yeterli değildir.

    6458 sayılı Kanunun temel ilkelerinden biri geri gönderme yasağıdır.

    Bir kişinin gönderileceği ülkede hayatının veya özgürlüğünün tehdit altında bulunması ya da işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele riskiyle karşılaşması ihtimali varsa mesele yalnızca yabancının Türkiye’deki idari statüsü üzerinden değerlendirilemez.

    Bu noktada yabancılar hukuku, anayasal haklar ve uluslararası insan hakları hukuku aynı dosyanın içerisinde buluşur.

    Bu nedenle sınır dışı dosyasında bazen en önemli belge Türkiye’deki ikamet geçmişinden ziyade kişinin gönderileceği ülkede karşılaşacağı riski gösteren belge olabilir.

    İYUK Değişikliklerinin Önemi Tam Burada Ortaya Çıkıyor

    7589 sayılı Kanun’un idari yargıya ilişkin değişikliklerini yabancılar hukuku açısından okurken meseleye yalnızca maddelerin eski ve yeni metinlerini karşılaştırarak bakmamak gerekir.

    Yabancılar hukuku dosyalarında süre ve usul çoğu zaman uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkiler.

    Bir ticari uyuşmazlıkta birkaç aylık gecikme çoğunlukla ekonomik bir mesele yaratırken, sınır dışı sürecindeki bir yabancı bakımından birkaç günlük gecikme kişinin Türkiye’den çıkarılması sonucunu doğurabilir.

    Bu nedenle İYUK’taki her usul değişikliğinin yabancılar hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Fakat burada bir sınırı özellikle belirtmek gerekir:

    7589 sayılı Kanun’un İYUK’ta yaptığı değişiklikleri, 6458 sayılı Kanun’daki özel dava ve başvuru rejimlerini ortadan kaldıran genel bir değişiklik gibi okumamak gerekir.

    Özel hüküm bulunan yerde öncelikle o özel düzenleme dikkate alınacaktır.

    Bu ayrım özellikle sınır dışı ve idari gözetim dosyalarında önemlidir.

    Uygulamacı Açısından Sonuç

    Yabancılar hukuku dosyalarında bize göre ilk soru:

    “Müvekkil hakkında ne olmuş?”

    değil,

    “Müvekkil hakkında hangi idari işlemler tesis edilmiş?”

    olmalıdır.

    Çünkü aynı olayın içinde sınır dışı kararı, idari gözetim, ikamet izni işlemi, giriş yasağı ve tahdit kaydı birlikte bulunabilir.

    Bunların her biri ayrı ayrı incelenmeden yalnızca kişinin geri gönderme merkezinden çıkarılmasına veya yalnızca sınır dışı kararının iptaline odaklanmak dosyanın tamamını çözmeyebilir.

    7589 sayılı Kanun sonrasında idari yargılama kurallarındaki değişiklikleri de bu nedenle yabancılar hukuku pratiğinin dışında görmemek gerekir.

    Usul burada şekli bir mesele değildir.

    Bazen yabancının Türkiye’de kalıp kalamayacağını belirleyen şey, esasa ilişkin argümandan önce doğru işleme, doğru sürede ve doğru yargı merciinde başvurulmasıdır.

    İlgili Mevzuat ve Kaynaklar

    7589 sayılı Kanun
    Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, kabul tarihi 16.07.2026, çevrimiçi.
    URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/28702068-8336-454A-A986-019EEE6025E6

    6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu
    TBMM, kabul tarihi 04.04.2013, çevrimiçi.
    URL: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/f72877be-ff44-037b-e050-007f01005610

    Sınır Dışı Etme
    T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, çevrimiçi.
    URL: https://www.goc.gov.tr/sinir-disi-etme

    Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

    Sınır dışı etme kararı, idari gözetim, ikamet izni reddi veya iptali, Türkiye’ye giriş yasağı ya da tahdit kodu bulunan bir yabancı bakımından hukuki değerlendirme yapılırken yalnızca tek bir kararın incelenmesi yeterli olmayabilir.

    Özellikle sınır dışı kararı, idari gözetim kararı, tebliğ belgeleri, pasaport, ikamet veya çalışma izni belgeleri ve varsa tahdit koduna ilişkin evrakın birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Dolğun Hukuk Bürosu; sınır dışı etme kararlarının iptali, geri gönderme merkezleri ve idari gözetim süreçleri, tahdit kodları, Türkiye’ye giriş yasakları, ikamet ve çalışma izinleri ile yabancılar hukukundan kaynaklanan idari uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

    İletişim: Telefon: 0212 299 44 22 — E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com — Web: dolgun.av.tr

    Bilgi ve Sorumluluk Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut yabancı bakımından hukuki görüş veya sonuç garantisi niteliğinde değildir.

    Yabancılar hukukunda başvuru yolu ve süreleri; tesis edilen işlemin niteliğine, tebliğ tarihine, kişinin hukuki statüsüne ve aynı kişi hakkında bulunan diğer idari kararlara göre değişebilir. Özellikle sınır dışı ve idari gözetim süreçlerinde sürelerin kısa olması nedeniyle somut evrakın ayrıca incelenmesi gerekir.

    Yalnızca bu yazıdaki genel açıklamalara dayanılarak dava açılması, başvuru yapılması veya mevcut bir başvurudan vazgeçilmesi önerilmez. Web sitesindeki içeriğin okunması veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi somut dosyanın değerlendirilmesi ve ayrıca kurulacak vekalet veya hukuki hizmet ilişkisiyle başlar.

  • 12. Yargı Paketi Sonrası Miras Taşınmazlarının Satışı: İlk Artırmada Mirasçılara Öncelik

    7589 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde, özellikle miras kalan taşınmazların ortaklığının giderilmesi bakımından önemli bir değişiklik yapıldı.

    Yeni düzenleme kamuoyunda zaman zaman “mirasçılara önalım hakkı getirildi” veya “miras kalan taşınmaz artık üçüncü kişilere satılamayacak” şeklinde özetlenmektedir.

    Her iki ifade de hukuken yanıltıcıdır.

    Kanunun getirdiği sistem daha sınırlı ve teknik bir düzenlemedir:

    Belirli şartları taşıyan miras taşınmazlarında ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilirse, birinci açık artırma yalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında yapılacaktır.

    Mirasçılar arasındaki bu özel artırmada satış gerçekleşmezse taşınmazın üçüncü kişilere satılması engellenmiş değildir.

    Dahası, mirasçılar arasındaki ilk artırmada genel elektronik artırmalardan farklı olarak muhammen kıymetin yüzde ellisi değil, yüzde yüzü esas alınmaktadır.

    Dolayısıyla değişiklik bir yandan aile içinde kalan taşınmazın mirasçılardan biri tarafından edinilebilmesi için öncelikli bir alan yaratırken, diğer yandan taşınmazın düşük bir bedelle mirasçılardan birine geçmesini engelleyen önemli bir güvence de getirmektedir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu Yazıda

    Bu yazıda İİK m.114 değişikliğini beş aşamada inceleyeceğiz:

    I. Yeni sistemin kapsamı

    • Hangi miras taşınmazları düzenlemeden yararlanıyor?
    • “Malik olan mirasçı” ne anlama geliyor?
    • Üçüncü kişinin pay sahibi olması halinde ne olur?

    II. Mirasçılar arasındaki ilk artırma

    • İlk artırmaya kimler katılabilir?
    • Neden muhammen kıymetin %100’ü aranıyor?
    • Satış gerçekleşmezse ne olur?

    III. Elektronik artırmanın diğer yeni kuralları

    • Teminat muafiyeti
    • İhale bedelinin yatırılmamasının sonuçları
    • %5 idari para cezası

    IV. Geçiş dönemi

    • Yeni sistem hangi satışlarda uygulanacak?
    • 31 Temmuz 2026’dan önce ilan edilen artırmaların durumu

    V. Uygulamacı açısından değerlendirme

    • Ortaklığın giderilmesi davalarında yeni strateji
    • Mirasçının taşınmazı edinmek istemesi halinde hazırlık
    • Düzenlemenin koruyucu etkisi ve sınırları

    Önce Eski Sistemi Hatırlayalım

    Bir taşınmaz üzerinde birden fazla kişinin paylı veya elbirliği mülkiyeti bulunması ve ortaklığın anlaşmayla sona erdirilememesi halinde ortaklığın giderilmesi davası gündeme gelebilir.

    Taşınmazın aynen bölünmesi mümkün değilse veya koşulları oluşmamışsa ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilebilir.

    Bu durumda taşınmaz satışa çıkarılır ve elde edilen bedel hak sahipleri arasında payları oranında dağıtılır.

    7589 sayılı Kanun’dan önce, taşınmazın bütün maliklerinin aynı miras ilişkisi nedeniyle malik olması üçüncü kişilerin açık artırmaya katılmasını tek başına engellemiyordu.

    Bunun pratik sonucu şuydu:

    Aile içerisinde kuşaklar boyunca kalmış bir taşınmaz, ortaklığın giderilmesi sonucunda açık artırmaya çıkabiliyor ve ihaleyi üçüncü bir kişi kazanabiliyordu.

    Yeni düzenleme tam olarak bu aşamaya müdahale etmektedir.

    Yeni Sistem Hangi Taşınmazlarda Uygulanacak?

    İİK m.114’teki yeni kural bütün ortaklığın giderilmesi satışlarına uygulanmamaktadır.

    Kanun iki önemli şart aramaktadır.

    Birincisi:

    Tüm maliklerin mülkiyet hakkını miras yoluyla edinmiş olması gerekir.

    İkincisi:

    Mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmaması gerekir.

    Dolayısıyla her paylı taşınmaz veya her ortaklığın giderilmesi davası yeni sistemin kapsamında değildir.

    Örneğin kardeşlerin tamamının anne veya babalarından miras yoluyla edindikleri bir taşınmaz bu kapsamda olabilir.

    Buna karşılık taşınmazdaki paylardan biri daha önce üçüncü bir kişiye satılmış ve bu kişi artık paydaş haline gelmişse, kanunun aradığı “mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmaması” şartı gerçekleşmeyecektir.

    Bu ayrım uygulamada önemlidir.

    Çünkü yeni düzenleme “taşınmaz geçmişte miras kaldı mı?” sorusundan ibaret değildir.

    Satış aşamasındaki güncel mülkiyet yapısının da incelenmesi gerekir.

    İlk Artırma Sadece Malik Olan Mirasçılar Arasında

    Kanunun şartları gerçekleşiyorsa satış suretiyle ortaklığın giderilmesinde birinci artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır.

    Buradaki “malik olan” ifadesi önemlidir.

    Kanun, miras bırakanın bütün mirasçılarına soyut olarak ihaleye katılma ayrıcalığı tanımamaktadır. Özel artırmaya katılacak kişinin aynı zamanda satılan taşınmaz üzerinde malik sıfatını taşıması gerekir.

    Bu nedenle düzenlemeyi genel bir “mirasçıların satın alma hakkı” şeklinde ifade etmek doğru değildir.

    Daha isabetli tanım şudur:

    Kanunda belirtilen şartları taşıyan ortaklığın giderilmesi satışlarında malik mirasçılara özgülenmiş birinci artırma usulü.

    Bu Hak Yalnızca Bir Defa Kullanılıyor

    Kanun, mirasçılara özgü artırmanın bir defaya mahsus olduğunu açıkça düzenlemektedir.

    Bu nedenle sistem, taşınmazın süresiz biçimde yalnızca aile içerisinde satışa çıkarılması sonucunu doğurmaz.

    Mirasçılar arasındaki özel ilk artırmada satış gerçekleşmezse sonraki aşamada genel artırma rejimine geçilir.

    Bu nokta kamuoyunda oluşabilecek yanlış bir beklenti açısından önemlidir.

    7589 sayılı Kanun:

    “Miras taşınmazı artık yabancıya satılamaz.”

    dememektedir.

    Getirilen koruma daha ölçülüdür:

    Taşınmaz üçüncü kişilerin katılabileceği artırmaya çıkmadan önce malik mirasçılara kendi aralarında satın alma fırsatı tanınmaktadır.

    Ancak Mirasçı Taşınmazı Yarı Fiyatına Alamaz

    Yeni sistemin en önemli denge mekanizması burada bulunmaktadır.

    Genel elektronik artırma sisteminde teklifin kural olarak muhammen kıymetin yüzde ellisi ile rüçhanlı alacaklar toplamından hangisi yüksekse o miktarı ve ayrıca paraya çevirme ve paylaştırma giderlerini geçmesi gerekir.

    Ancak yalnızca malik mirasçılar arasında gerçekleştirilen özel birinci artırmada farklı bir eşik öngörülmüştür.

    Burada esas alınan oran:

    muhammen kıymetin %100’üdür.

    Bunun yanında kanundaki rüçhanlı alacak ve gider koşulları da dikkate alınır.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-8, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu tercih tesadüfi değildir.

    Kanun koyucu bir taraftan taşınmazın aile içerisinde kalmasına imkan sağlarken, diğer taraftan ihaleye dışarıdan katılımın bulunmamasının yaratabileceği düşük fiyat riskini sınırlamaktadır.

    Başka bir ifadeyle:

    Mirasçıya öncelik vardır; fakat düşük bedelle edinme ayrıcalığı yoktur.

    Basit Bir Örnek

    Dört kardeşin babalarından miras kalan ve tamamı bu dört kardeşe ait olan bir taşınmaz düşünelim.

    Taşınmazın muhammen kıymeti 10.000.000 TL olsun.

    Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmişse yeni sistemde ilk artırmaya dışarıdan üçüncü kişiler katılamaz.

    İlk artırma yalnızca taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında gerçekleştirilir.

    Ancak bu artırmada genel %50 eşiği uygulanmaz.

    Muhammen kıymet bakımından esas alınacak eşik %100, yani 10.000.000 TL’dir; ayrıca kanunun rüçhanlı alacak ve giderlere ilişkin şartları da dikkate alınmalıdır.

    Dolayısıyla düzenlemenin amacı mirasçılardan birinin taşınmazı yarı fiyatına satın almasını sağlamak değildir.

    Amaç, taşınmaz piyasa dışı üçüncü kişilere açılmadan önce mirasçılara gerçek değeri üzerinden kendi aralarında edinme imkanı tanımaktır.

    İlk Artırmada Satış Gerçekleşmezse Ne Olacak?

    Özel artırmanın bir defaya mahsus olması burada önem kazanır.

    Mirasçılar arasında yapılan ilk artırmada kanundaki satış koşulları oluşmazsa ikinci artırmada genel sisteme dönülür.

    İkinci artırmada artık yalnızca mirasçılar arasında satış yapılması şartı bulunmaz.

    Muhammen kıymet bakımından da genel %50 eşiği yeniden uygulanır.

    Dolayısıyla mirasçıların taşınmazı aile içerisinde tutmak istemeleri halinde asıl kritik aşama ilk artırmadır.

    Düzenleme Bir Önalım Hakkı mıdır?

    Kanaatimizce hayır.

    Teknik anlamda önalım hakkı, üçüncü kişiye yapılan bir satışın ardından veya satış ilişkisi çerçevesinde hak sahibine belirli şartlarla taşınmazı edinme imkanı sağlayan farklı bir hukuki kurumdur.

    İİK m.114’te getirilen sistemde ise henüz üçüncü kişiye yapılmış bir satış yoktur.

    Üçüncü kişiler ilk artırmaya zaten alınmamaktadır.

    Bu nedenle düzenlemeyi “mirasçılara yeni bir önalım hakkı getirildi” şeklinde ifade etmek yerine:

    “mirasçıların katılımına özgülenmiş özel birinci artırma”

    olarak nitelendirmek daha doğru görünmektedir.

    Bu terminolojik ayrım yalnızca akademik değildir. Müvekkile sistemin nasıl işlediğini anlatırken de yanlış beklenti yaratılmasını önler.

    Teminat Konusunda da Değişiklik Var

    7589 sayılı Kanun yalnızca miras taşınmazlarını düzenlememiş, elektronik artırmanın teminat sisteminde de değişiklik yapmıştır.

    Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine başvurursa alacağının teminatı karşıladığı miktar kadar teminat göstermek zorunda olmayacaktır.

    Ayrıca Hazine açık artırmalarda teminat göstermekten muaftır.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-6, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus şudur:

    Yeni hüküm, mirasçı veya paydaş olmayı tek başına genel bir teminat muafiyeti sebebi haline getirmemiştir.

    Dolayısıyla “mirasçıyım, ilk artırmada teminat yatırmam gerekmiyor” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılmamalıdır. 

    İhaleyi Kazanıp Bedeli Yatırmamanın Sonucu Ağırlaştı

    Kanunun uygulamada önemli sonuç doğurabilecek başka bir değişikliği, en yüksek teklifi verdikten sonra ihale bedelini süresinde yatırmayan kişilere ilişkindir.

    Yeni sistemde en yüksek teklifi veren kişinin ihale bedelini süresinde yatırmaması halinde teminatı iade edilmeyecektir.

    Bunun yanında teklif edilen bedelin %5’i oranında idari para cezası uygulanacaktır.

    İdari para cezası, satışı yapan icra dairesi veya satış memuru tarafından verilecek ve tahsil edilmek üzere ilgili tahsil dairesine bildirilecektir.

    (Mevzuat: İİK m.114/7-9, 7589 sayılı Kanun m.1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Bu değişiklik özellikle yüksek değerli taşınmazlarda küçümsenmemelidir.

    Örneğin 10 milyon TL teklif veren bir kişinin ihale bedelini yatırmaması halinde yalnızca teminat kaybı değil, şartları oluştuğunda 500.000 TL idari para cezası da gündeme gelecektir.

    Dolayısıyla elektronik artırmada verilen teklif artık daha ağır bir mali sorumluluk taşımaktadır.

    Satış İsteyen Alacaklı İçin Daha Ağır Bir Sonuç Var

    Kanun, satış isteyen alacaklının en yüksek teklifi verip ihale bedelini yatırmaması bakımından ayrıca özel bir sonuç öngörmektedir.

    Bu durumda genel yaptırımların yanında muhammen bedelin %10’u satış isteyen alacaklının alacağından mahsup edilir.

    Ayrıca bu satış nedeniyle yapılan giderler borçluya yükletilmez.

    Bu hüküm, özellikle satış isteyen alacaklının artırmaya stratejik veya spekülatif biçimde katılmasının mali sonuçlarını ağırlaştırmaktadır. 

    Geçiş Hükmü: 31 Temmuz 2026’dan Önce İlan Edilmiş Artırmalara Dikkat

    Yeni düzenlemenin devam eden dosyalara uygulanması bakımından kritik ölçüt, ortaklığın giderilmesi davasının açıldığı tarih değildir.

    Satış kararının tarihi de tek başına belirleyici değildir.

    7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmüne göre İİK m.114’te yapılan değişiklikler 31 Temmuz 2026 tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz.

    Dolayısıyla devam eden bir ortaklığın giderilmesi dosyasında önce şu soru sorulmalıdır:

    Açık artırmanın ilanı ne zaman yapıldı?

    İlan 31 Temmuz 2026’dan önce yapılmışsa eski hükümler uygulanmaya devam edecektir.

    İlan bu tarihten sonra yapılmışsa yeni sistem gündeme gelecektir.

    (Mevzuat: 7589 sayılı Kanun Geçici m.1/1, TBMM, çevrimiçi, 16.07.2026, URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm)

    Düzenlemenin Güçlü Tarafı: Aile Taşınmazını Korumak İçin Gerçek Bir Fırsat

    Yeni sistemin en güçlü tarafı açıktır.

    Miras ortaklığında paydaşlardan yalnızca biri ortaklığın giderilmesini talep ettiğinde diğer mirasçılar taşınmazın üçüncü kişiye geçmesini istemese bile satış sürecini bütünüyle engelleyemeyebilir.

    Yeni düzenleme bu mirasçılara taşınmazı üçüncü kişilere açılmadan önce edinme fırsatı vermektedir.

    Özellikle aile konutu, tarım arazisi, kuşaklar boyunca ailede bulunan taşınmaz veya ekonomik ve manevi değeri birlikte bulunan gayrimenkuller bakımından bu imkan pratik önem taşıyabilir.

    Ancak kanun bu korumayı diğer mirasçıların ekonomik menfaatlerini feda ederek sağlamamaktadır.

    Muhammen kıymetin %100’ünün aranması tam olarak bu dengeyi kurmaya yöneliktir.

    Fakat Düzenlemenin Sınırları da Var

    Yeni sistemi “miras taşınmazlarının ailede kalmasını garanti eden düzenleme” olarak sunmak doğru değildir.

    Her şeyden önce mirasçıların taşınmazın muhammen değerini karşılayabilecek ekonomik güce sahip olması gerekir.

    İkinci olarak, mirasçılar arasındaki özel artırma yalnızca bir kez yapılmaktadır.

    Üçüncü olarak, taşınmazda mirasçı olmayan bir üçüncü kişinin mülkiyet hakkının bulunması halinde özel sistem uygulanmayacaktır.

    Dördüncü olarak, ilk artırmada %100 eşiğinin aranması taşınmazın korunmasını sağlarken, finansman imkanları sınırlı mirasçıların artırmaya fiilen katılabilmesini zorlaştırabilir.

    Bu nedenle düzenleme mirasçılara hukuki bir fırsat yaratmaktadır; fakat bu fırsatın ekonomik olarak kullanılabilir olması ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bir Başka Tartışma: %100 Eşiği Fazla mı Yüksek?

    Düzenlemenin üzerinde düşünülmesi gereken taraflarından biri de budur.

    Üçüncü kişilerin katılamadığı ilk artırmada muhammen kıymetin %100’ünün aranması, diğer mirasçıların malvarlığı değerinin korunması bakımından anlaşılabilir bir tercihtir.

    Ancak bunun karşı tarafında şu soru bulunmaktadır:

    Taşınmazın aile içerisinde kalmasını amaçlayan bir sistemde, piyasa değerinin tamamının ilk artırmada zorunlu tutulması bu amacın kullanılmasını aşırı derecede güçleştirebilir mi?

    Özellikle çok sayıda mirasçının bulunduğu, taşınmaz değerinin yüksek olduğu veya mirasçıların finansmana erişiminin sınırlı olduğu durumlarda özel artırmanın pratik etkisi azalabilir.

    Buna karşılık daha düşük bir eşik kabul edilmesi halinde de ihaleye üçüncü kişilerin katılamamasından yararlanılarak taşınmazın gerçek değerinin altında mirasçılardan birine geçmesi ve diğer mirasçıların ekonomik kayba uğraması riski doğacaktır.

    Bu nedenle %100 eşiği, düzenlemenin belki de en önemli denge tercihidir.

    Uygulamada sistemin başarısı, bu iki menfaat arasında gerçekten işleyen bir denge oluşturup oluşturmadığına göre değerlendirilecektir.

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Strateji Değişiyor

    Yeni düzenleme yalnızca satış memurluğunun uygulayacağı teknik bir kural değildir.

    Ortaklığın giderilmesi davasının başından itibaren tarafların stratejisini etkileyebilir.

    Taşınmazı aile içerisinde tutmak isteyen mirasçı bakımından artık satış kararına kategorik biçimde karşı çıkmak yerine;

    taşınmazın değerini,

    kendi payını,

    diğer mirasçıların paylarını,

    ilk artırmada gerekli finansmanı,

    teminat yükümlülüğünü

    ve ihale bedelinin ödeme süresini

    önceden hesaplamak gerekebilir.

    Bazen ortaklığın giderilmesi sürecinin kendisi, taşınmazı edinmek isteyen mirasçı açısından kontrollü bir çıkış mekanizmasına dönüşebilir.

    Diğer taraftan taşınmazdan nakit payını almak isteyen mirasçı bakımından da kıymet takdiri çok daha kritik hale gelmiştir.

    Çünkü yalnız mirasçılar arasında yapılan ilk artırmada üçüncü kişilerden gelecek rekabet bulunmadığından, muhammen kıymetin doğru belirlenmesi diğer mirasçıların ekonomik menfaatinin korunmasında merkezi rol oynayacaktır.

    Uygulamacı Açısından Sonuç

    7589 sayılı Kanun’un İİK m.114’te yaptığı değişiklik, ilk bakışta yalnızca “ilk ihaleye mirasçılar katılacak” şeklinde özetlenebilecek bir düzenleme değildir.

    Somut dosyada en az şu hususların birlikte kontrol edilmesi gerekir:

    • Taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyeti miras yoluyla edinip edinmediği,
    • mirasçı olmayan üçüncü bir paydaş bulunup bulunmadığı,
    • açık artırma ilanının hangi tarihte yapıldığı,
    • kıymet takdirinin güncelliği ve doğruluğu,
    • ilk artırmada uygulanacak %100 eşiği,
    • teminat yükümlülüğü,
    • ihale bedelinin süresinde yatırılmasının mali sonuçları.

    Bu nedenle yeni dönemde ortaklığın giderilmesi dosyalarında yalnızca “satış olacak mı?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.

    Taşınmazı aile içerisinde tutmak isteyen mirasçı açısından asıl soru şudur:

    “İlk artırmada taşınmazı hangi koşullarla ve hangi mali hazırlıkla edinebilirim?”

    Payının ekonomik karşılığını almak isteyen mirasçı açısından ise soru farklıdır:

    “Özel artırma sistemi içerisinde taşınmazın gerçek değerinin ve benim payımın korunmasını nasıl sağlayabilirim?”

    Yeni İİK m.114 rejimi, ortaklığın giderilmesi satışlarında bu iki menfaat arasındaki dengeyi yeniden kurmaktadır.

    İlgili Mevzuat ve Kaynaklar

    7589 sayılı Kanun – İİK m.114 değişikliği
    Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM, kabul tarihi 16.07.2026, çevrimiçi.
    URL: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/b074aa2a-c1eb-4bd5-b5d9-4b61a9ac3924.htm

    7589 sayılı Kanun – Resmî Gazete
    31.07.2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete, çevrimiçi.
    URL: https://www.resmigazete.gov.tr/

    7589 Sayılı Kanun ile Yargı Mevzuatında Yapılan Başlıca Değişiklikler
    Mondaq, çevrimiçi, Ağustos 2026.
    URL: https://www.mondaq.com/turkey/civil-law/1826256/7589-say%C4%B1l%C4%B1-kanun-ile-yarg%C4%B1-mevzuat%C4%B1nda-yap%C4%B1lan-ba%C5%9Fl%C4%B1ca-de%C4%9Fi%C5%9Fiklikler

    Somut Dosyanız Bakımından İnceleme

    Miras kalan bir taşınmazın ortaklığının giderilmesi, satış sürecinin başlaması veya devam eden bir açık artırmada yeni İİK m.114 hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yalnızca tapu kaydına veya dava tarihine bakılarak sağlıklı değerlendirme yapılamaz.

    Mirasçılık belgeleri, güncel tapu kaydı, ortaklığın giderilmesi kararı, kıymet takdiri, satış ilanı ve satış dosyasındaki işlemler birlikte incelenmelidir.

    Özellikle taşınmazı diğer mirasçılardan devralmak veya ilk artırmada edinmek isteyen mirasçıların satış ilanını beklemeden önce hukuki ve mali hazırlık yapması önemlidir.

    Dolğun Hukuk Bürosu, miras ve gayrimenkul uyuşmazlıklarında ortaklığın giderilmesi davaları, miras paylarının devri, satış süreçleri, kıymet takdirine ilişkin uyuşmazlıklar ve elektronik artırma süreçlerinde hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

    İletişim:
    Telefon: 0212 299 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: dolgun.av.tr

    Bilgi ve Sorumluluk Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, ihale stratejisi, yatırım tavsiyesi veya belirli bir hukuki işlemin yapılması yönünde öneri niteliğinde değildir.

    Ortaklığın giderilmesi ve satış süreçlerinde uygulanacak hükümler; taşınmazın mülkiyet yapısına, paydaşların sıfatına, mülkiyetin kazanılma şekline, satış ilanının tarihine, kıymet takdirine, taşınmaz üzerindeki sınırlı ayni hak ve takyidatlara ve somut satış dosyasının özelliklerine göre değişebilir.

    Özellikle elektronik artırmalarda verilen tekliflerin mali ve hukuki sonuçları bulunmaktadır. İhale bedelinin süresinde yatırılmaması teminat kaybı ve idari para cezası dahil önemli sonuçlar doğurabileceğinden, yalnızca bu yazıdaki genel açıklamalara dayanılarak artırmaya katılınması veya teklif verilmesi önerilmez.

    Mevzuat ve yargı içtihatlarında sonradan meydana gelebilecek değişiklikler burada yapılan değerlendirmeleri etkileyebilir.

    Web sitesindeki içeriğin okunması, elektronik posta gönderilmesi veya büro ile iletişime geçilmesi tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Hukuki hizmet ilişkisi, somut dosyanın ayrıca değerlendirilmesi ve taraflar arasında vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

  • 12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

    12. Yargı Paketi Sonrası Birleştirme Kararları ve BAM Kararlarının Temyizi

    7589 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin bazı hükümlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişiklikleri yalnızca “istinaf ve temyiz sisteminde yenilik” şeklinde okumak, düzenlemenin nedenini ve uygulamadaki etkisini açıklamak bakımından yeterli değildir.

    Yeni hükümlerin önemli bir bölümü, Anayasa Mahkemesinin kanun yolu denetimine erişim konusunda verdiği iki kararın ardından ortaya çıktı.

    Bunlardan ilki davaların birleştirilmesine, ikincisi ise bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz hakkına ilişkindir.

    Her iki değişikliğin arkasında da benzer bir sorun bulunmaktadır:

    Bir mahkemenin tarafların yargılamadaki durumunu önemli ölçüde etkileyen kararının etkili bir kanun yolu denetiminin dışında kalması.

    Birleştirme Kararlarında Sorun Neydi?

    HMK m.166 uyarınca, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ve aralarında bağlantı bulunan davalar birleştirilebilir.

    Eski sistemde ikinci davanın açıldığı mahkemenin verdiği birleştirme kararı, ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlıyordu.

    Ancak önemli bir sorun vardı.

    Birleştirme kararına karşı bağımsız olarak kanun yoluna başvurulamıyor; bu konudaki itiraz ancak esas hükümle birlikte ileri sürülebiliyordu.

    Bunun sonucu olarak bir mahkeme, başka bir mahkemenin verdiği birleştirme kararı nedeniyle kendisine gönderilen davaya bakmak zorunda kalabiliyor; fakat birleştirme kararının hukuka uygunluğu o aşamada üst mahkeme tarafından denetlenemiyordu.

    Anayasa Mahkemesi bu sistemi kanuni hakim güvencesi bakımından sorunlu buldu.

    AYM Kararından Sonra Sistem Nasıl Değişti?

    7589 sayılı Kanun ile HMK m.166 ve m.168 birlikte değiştirildi.

    Yeni sistemin mantığı iki aşamalıdır.

    İlk olarak, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararına karşı artık esas hükmü beklemeksizin istinaf yoluna başvurulabilir.

    İkinci olarak, ilk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararı verildiği anda değil, birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlı hale gelir.

    Bu iki değişiklik birbirinden bağımsız değildir.

    Kanun koyucu önce birleştirme kararını doğrudan denetlenebilir hale getirmiş, ardından diğer mahkemenin bu kararla bağlı olmasını kararın kesinleşmesine bağlamıştır.

    Böylece birleştirme kararının hukuka uygunluğu konusunda önce kanun yolu denetimi yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir.

    Uygulamacı İçin Asıl Yenilik: Esas Hükmü Beklememek

    Değişikliğin pratik sonucu burada ortaya çıkıyor.

    Örneğin aynı yargı çevresindeki iki asliye ticaret mahkemesinde görülen iki dava arasında bağlantı bulunduğu gerekçesiyle ikinci davanın ilk dava ile birleştirilmesine karar verildiğini düşünelim.

    Birleştirmenin hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf artık yargılamanın tamamlanmasını beklemek zorunda değildir.

    Birleştirme kararının kendisine karşı istinaf yoluna gidebilir.

    Dolayısıyla avukat bakımından birleştirme kararı artık yalnızca dosyanın hangi mahkemede devam edeceğini gösteren teknik bir ara işlem olarak görülmemelidir.

    Karar tebliğ edildiğinde bağımsız bir kanun yolu değerlendirmesi yapılması gerekir.

    Ayırma Kararlarında Aynı Değişiklik Yapılmadı

    Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.

    Kanun koyucu birleştirme kararlarını bağımsız istinafa açarken ayırma kararları bakımından aynı yolu benimsemedi.

    İlk derece mahkemesinin verdiği ayırma kararına karşı istinaf yoluna ancak esas hükümle birlikte başvurulabilir.

    Bölge adliye mahkemesinin verdiği birleştirme ve ayırma kararlarına karşı temyiz bakımından da esas hükmün beklenmesi gerekir.

    Üstelik birleştirme veya ayırma konusundaki hukuka aykırılık tek başına BAM’da hükmün kaldırılması veya Yargıtayda bozma nedeni oluşturmaz.

    Dolayısıyla yeni rejimde özellikle şu ayrım önemlidir:

    İlk derece mahkemesinin birleştirme kararı → bağımsız istinaf mümkündür.

    İlk derece mahkemesinin ayırma kararı → ancak hükümle birlikte istinaf edilebilir.

    Bu ayrım, kanun yolu süresinin kaçırılmaması bakımından uygulamada önem taşıyacaktır.

    İkinci Önemli Değişiklik: BAM’ın İlk Defa Kurduğu Hükmün Denetlenmesi

    7589 sayılı Kanun’un kanun yolları bakımından daha önemli değişikliği ise HMK m.362’de yapılmıştır.

    Bu değişikliğin anlaşılabilmesi için önce bölge adliye mahkemesinin istinaf incelemesinde verebileceği kararlar arasındaki farkı görmek gerekir.

    BAM, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddedebilir.

    Ancak bazı durumlarda istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırır ve uyuşmazlığın esası hakkında kendisi yeni bir hüküm kurar.

    İşte tartışma tam olarak burada ortaya çıkmıştır.

    Neden Anayasal Bir Sorun Ortaya Çıktı?

    Eski HMK m.362/1-a uyarınca belirli parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda BAM kararları temyiz edilemiyordu.

    Bu kural, BAM’ın yalnızca ilk derece mahkemesinin kararını onayladığı durumlarda değil; ilk derece kararını kaldırıp tamamen farklı bir hüküm kurduğu durumlarda da uygulanabiliyordu.

    Böylece teorik olarak şu durum ortaya çıkabiliyordu:

    İlk derece mahkemesi davayı reddediyor.

    Davacı istinafa başvuruyor.

    BAM istinafı kabul ediyor, ilk derece kararını kaldırıyor ve davayı kabul ediyor.

    Ancak BAM’ın ilk kez kurduğu bu yeni hüküm, parasal kesinlik sınırı nedeniyle Yargıtay tarafından hiç incelenemiyordu.

    Anayasa Mahkemesi 26 Şubat 2026 tarihli kararında bu durumu hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından değerlendirdi ve düzenlemeyi istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edildiği durumlar yönünden Anayasa’ya aykırı buldu.

    7589 Sayılı Kanun Ne Getirdi?

    Bu kararın ardından HMK m.362’ye yeni üçüncü fıkra eklendi.

    Yeni sistemde BAM’ın;

    istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi,

    ilk derece mahkemesi kararını kaldırması

    ve

    yeniden esas hakkında karar vermesi

    halinde, temyiz edilebilirlik bakımından özel bir rejim uygulanmaktadır.

    Temel kural şudur:

    BAM tarafından yeniden esas hakkında verilen kararın kabul veya reddedilen kısmı, miktar veya değer itibarıyla HMK m.341/2’deki istinaf parasal sınırının üzerindeyse, karar temyiz edilebilir.

    Bu nokta önemlidir.

    Normal temyiz sınırı ile BAM’ın kaldırma üzerine yeniden esas hakkında verdiği kararlar bakımından getirilen sınır aynı değildir.

    Kanun koyucu burada daha düşük olan istinaf parasal sınırını esas alarak Yargıtay denetiminin alanını genişletmiştir.

    Neden İstinaf Sınırı Esas Alınıyor?

    Düzenlemenin arkasındaki düşünce, BAM’ın bu durumda yalnızca bir denetim mahkemesi gibi hareket etmemesidir.

    İlk derece hükmünü kaldırıp yerine yeni bir hüküm kurduğunda BAM, uyuşmazlık hakkında tarafları doğrudan etkileyen yeni bir karar vermektedir.

    Bu nedenle kanun koyucu, BAM’ın ilk kez kurduğu bu hükmün Yargıtay denetimine erişimini klasik temyiz sınırından daha geniş tutmuştur.

    Başka bir ifadeyle:

    Bir karar ilk defa BAM tarafından kurulmuşsa, tarafların bu yeni hükmü bir üst mahkemeye taşıyabilme imkanının daha geniş olması amaçlanmıştır.

    Bu yaklaşım aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin değerlendirmesinin kanuna yansımasıdır.

    Ancak Her Kaldırma Kararı Otomatik Olarak Temyiz Edilebilir Değil

    Yeni düzenleme “BAM ilk derece kararını kaldırdıysa karar mutlaka temyiz edilir” anlamına gelmez.

    Öncelikle BAM’ın yeniden esas hakkında hüküm kurmuş olması gerekir.

    Ardından kararın kabul veya reddedilen kısmının miktar veya değeri kontrol edilmelidir.

    Kanun ayrıca temyiz sınırının altında kalan bazı kararlar bakımından ilk derece mahkemesi kararı ile BAM kararı arasındaki parasal farkı dikkate alan özel bir sınırlama da getirmiştir.

    Dolayısıyla artık BAM kararlarının temyiz edilebilirliği tek bir parasal sınır kontrolüyle belirlenemez.

    Kararın nasıl oluştuğu da incelenmelidir.

    Uygulamada Bir BAM Kararı Geldiğinde Ne Yapılmalı?

    Yeni sistemde bir BAM kararının kanun yolu incelemesi kanaatimizce şu sırayla yapılmalıdır:

    Öncelikle istinaf başvurusunun reddedilip reddedilmediğine bakılmalıdır.

    Başvuru kabul edilmişse, ilk derece hükmünün kaldırılıp kaldırılmadığı belirlenmelidir.

    Kaldırılmışsa BAM’ın dosyayı geri gönderip göndermediği veya kendisinin yeniden esas hakkında hüküm kurup kurmadığı tespit edilmelidir.

    BAM yeniden hüküm kurmuşsa bu kez HMK m.362/3’teki özel temyiz rejimi uygulanmalıdır.

    Son aşamada ise kararın kabul ve ret miktarı, ilgili yılın parasal sınırları ve kanundaki özel istisnalar birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu sıra önemlidir. Çünkü yeni düzenlemeden sonra yalnızca uyuşmazlığın toplam değerine bakarak “temyize tabi” veya “kesin” sonucuna ulaşmak hatalı olabilir.

    Karardaki “Kesin” İbaresi Tek Başına Belirleyici Değildir

    Uygulamada kararların hüküm kısmında kanun yoluna ilişkin açıklamalar bulunmaktadır.

    Ancak mahkemenin kararında “kesin” ifadesinin bulunması, kanunen açık olan bir kanun yolunu ortadan kaldırmaz.

    Aynı şekilde yanlışlıkla temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesi de kanunun kesin saydığı bir kararı temyize açık hale getirmez.

    Bu nedenle özellikle 7589 sayılı Kanun sonrasında verilen BAM kararlarında kanun yolu bildiriminin HMK m.362’nin güncel haliyle ayrıca karşılaştırılması gerekir.

    Yeni düzenlemenin henüz çok yeni olması da bu kontrolü daha önemli hale getirmektedir.

    İki Değişikliğin Ortak Noktası: Kararın Denetlenebilirliği

    Birleştirme kararları ile BAM’ın yeniden esas hakkında verdiği kararlar ilk bakışta birbirinden oldukça farklı iki konu gibi görünebilir.

    Ancak 12. Yargı Paketi bakımından bunları aynı başlık altında önemli hale getiren ortak bir düşünce vardır:

    Yargılamanın sonucunu veya görüleceği mahkemeyi önemli biçimde etkileyen bir kararın etkili bir üst mahkeme denetiminden tamamen yoksun bırakılmaması.

    Birleştirme kararında sorun, başka bir mahkemeyi bağlayan kararın bağımsız olarak denetlenememesiydi.

    BAM kararında ise sorun, ilk derece hükmünü ortadan kaldırarak ilk kez yeni bir hüküm kuran istinaf mahkemesi kararının bazı durumlarda Yargıtay denetimine hiç ulaşamamasıydı.

    Her iki konuda da Anayasa Mahkemesi kararları kanun koyucunun müdahalesini tetikledi.

    Bu nedenle 7589 sayılı Kanun’un bu hükümlerini yalnızca teknik bir “kanun yolu değişikliği” olarak değil, mahkeme kararlarının denetlenebilirliği ile kanuni hakim ve hak arama özgürlüğü arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi olarak okumak daha doğru olacaktır.

    Sonuç

    12. Yargı Paketi hukuk yargılamasında bütün istinaf ve temyiz sistemini değiştirmemiştir. Ancak iki önemli noktada mevcut sistemin sınırlarını yeniden çizmiştir.

      Birincisi, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararlarının bağımsız olarak istinaf edilebilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla bağlı olması da kararın kesinleşmesine bağlanmıştır.

      İkincisi ve uygulamada daha geniş etki doğurabilecek değişiklik ise BAM’ın istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece hükmünü kaldırdığı ve yeniden esas hakkında karar verdiği dosyalarda temyiz imkanının genişletilmesidir.

      Bu nedenle yeni dönemde bir BAM kararını incelerken yalnızca “uyuşmazlığın değeri temyiz sınırını geçiyor mu?” sorusunu sormak yeterli değildir.

      Bundan önce sorulması gereken soru şudur:

      Bölge adliye mahkemesi bu dosyada yalnızca ilk derece kararını mı denetledi, yoksa ilk derece hükmünü kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeni bir hüküm mü kurdu?

      Bu ayrım, 7589 sayılı Kanun sonrasında hukuk yargılamasında kanun yolu stratejisinin temel kontrol noktalarından biri haline gelmiştir.


      İlgili Kararlar ve Mevzuat

      Bu yazıda ele alınan değişikliklerin değerlendirilmesinde özellikle aşağıdaki düzenleme ve kararlar önem taşımaktadır:

      • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.166, m.168 ve m.362
      • 7589 sayılı Kanun
      • Anayasa Mahkemesi, E.2024/237, K.2025/137, 17.06.2025: HMK m.166/1’de yer alan ve birleştirme kararının diğer mahkemeyi doğrudan bağlamasını öngören düzenlemeye ilişkin iptal kararı. Anayasa Mahkemesi, düzenlemeyi özellikle kanuni hakim güvencesi ve birleştirme kararının etkili biçimde denetlenebilmesi yönünden değerlendirmiştir. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)
      • Anayasa Mahkemesi, E.2026/49, K.2026/48, 26.02.2026: Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece kararını kaldırdığı ve yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda temyiz imkanının sınırlandırılmasına ilişkin karar. Karar, hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından önem taşımaktadır. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)

      Somut Dosyalar Bakımından Ne Yapılmalı?

      7589 sayılı Kanun sonrasında özellikle birleştirme kararları ile bölge adliye mahkemelerinin verdiği kararların kanun yolu bakımından otomatik biçimde değerlendirilmemesi gerekir.

      Bir dosyada;

      kararın hangi tarihte verildiği, ilk derece veya bölge adliye mahkemesi kararı olup olmadığı, BAM’ın ilk derece kararını kaldırıp kaldırmadığı, yeniden esas hakkında hüküm kurulup kurulmadığı, uyuşmazlığın parasal değeri ve ilgili yılın kanun yolu sınırları ayrı ayrı incelenmelidir.

      Özellikle bir kararın hüküm kısmında “kesin” olduğunun belirtilmiş bulunması, kanun yolu incelemesini sona erdiren tek başına yeterli bir veri değildir. Kanun yolu hakkının bulunup bulunmadığı, yürürlükteki usul hükümleri ve somut kararın niteliği üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.

      Hukuki Değerlendirme ve Başvuru

      Bölge adliye mahkemesi kararınızın temyize açık olup olmadığı, birleştirme veya ayırma kararına karşı hangi aşamada başvuru yapılabileceği ya da 7589 sayılı Kanun’un mevcut dosyanıza etkisi konusunda tereddüt bulunması halinde, karar ve dosya evrakı üzerinden bireysel hukuki inceleme yapılması mümkündür.

      Avukat Murat Can Dolğun, hukuk yargılamasında istinaf ve temyiz süreçleri, kanun yolu stratejisinin belirlenmesi ve yüksek mahkeme başvurularının hazırlanması konularında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

      Başvuru öncesinde özellikle ilk derece mahkemesi kararı, bölge adliye mahkemesi kararı, tebliğ belgesi ve mevcutsa daha önce sunulmuş kanun yolu dilekçelerinin birlikte iletilmesi, kanun yolu süresi ve başvuru imkanının sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemlidir.

      Bilgi ve Sorumluluk Notu

      Bu içerik yalnızca genel hukuki bilgilendirme ve akademik değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki açıklamalar herhangi bir somut uyuşmazlık bakımından hukuki görüş, danışmanlık, dava veya kanun yolu stratejisi olarak kabul edilmemelidir.

      Kanun yolu süreleri ve başvuru imkanları; kararın türüne, karar ve tebliğ tarihine, uyuşmazlığın değerine, tarafların taleplerine, geçiş hükümlerine ve somut dosyanın özelliklerine göre değişebilir. Mevzuat ve yargı içtihatlarında sonradan meydana gelebilecek değişiklikler de değerlendirmeyi etkileyebilir.

      Bu nedenle yalnızca bu yazıdaki bilgilere dayanılarak işlem yapılması, dava açılması, kanun yoluna başvurulması veya bir başvurudan vazgeçilmesi önerilmez. Somut dosya bakımından süre ve hak kaybı ihtimali bulunuyorsa ilgili evrakların bir hukukçu tarafından ayrıca incelenmesi gerekir.

      Bu web sitesindeki içeriklerin okunması veya iletişim formu üzerinden bilgi gönderilmesi, tek başına avukat-müvekkil ilişkisi kurmaz. Avukatlık hizmeti ancak somut dosyanın değerlendirilmesi ve taraflar arasında ayrıca vekalet veya hukuki hizmet ilişkisinin kurulmasıyla başlar.

    1. Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

      Belirsiz Alacak Davasından Kısmi Davaya: 12. Yargı Paketi Sonrası Dava Stratejisi

      31 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 7589 sayılı Kanun ile hukuk yargılamasında alacak davalarının kuruluşunu doğrudan etkileyen önemli bir değişiklik yapıldı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılırken, kısmi davaya ilişkin 109. maddeye yeni bir fıkra eklendi.

      Bu değişiklik ilk bakışta bir dava türünün kaldırılması ve diğerinin kapsamının genişletilmesi şeklinde okunabilir. Ancak uygulamadaki etkisi bundan daha geniştir. Yeni düzenleme; dava açılırken talep sonucunun nasıl belirleneceğini, bilirkişi incelemesi sonrasında talebin nasıl artırılacağını ve özellikle zamanaşımı riskinin nasıl yönetileceğini yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor.

      Belirsiz Alacak Davası Neden Önemliydi?

      Belirsiz alacak davasının temel işlevi, davacının dava açıldığı anda alacağının miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesinin kendisinden beklenemediği durumlarda ortaya çıkıyordu.

      Özellikle zararın veya alacağın gerçek miktarının bilirkişi incelemesi, karşı tarafın kayıtları ya da yargılama sırasında toplanacak deliller sonucunda ortaya çıkabildiği uyuşmazlıklarda bu kurum önemli bir usuli imkan sağlıyordu.

      Tazminat davaları, bazı işçilik alacakları ve hesaplamanın teknik inceleme gerektirdiği uyuşmazlıklar bunun tipik örnekleri arasındaydı.

      7589 sayılı Kanun ise HMK m.107’yi bütünüyle yürürlükten kaldırdı. Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 sonrasında açılan davalarda artık HMK anlamında belirsiz alacak davası bulunmuyor.

      Bu noktada değişikliğin yalnızca terminolojik olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. Uygulamacının artık dava açarken farklı bir usul stratejisi kurması gerekiyor.

      Yeni Sistemin Merkezinde Kısmi Dava Var

      Kanun koyucu belirsiz alacak davasını kaldırırken, HMK m.109’da düzenlenen kısmi davaya yeni bir imkan ekledi.

      Yeni hükme göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda davacı talebini aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere ve tahkikat sona erinceye kadar artırabilecek.

      Üstelik bu artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmayacak.

      Bunun pratik sonucu önemlidir.

      Örneğin davacı, miktarı henüz kesin olarak ortaya çıkmamış bir alacağının belirli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi veya diğer deliller sonucunda gerçek alacak miktarı ortaya çıktığında talebini artırabilir.

      Ancak burada önemli bir sınırlama bulunmaktadır:

      Bu imkan aynı dava içerisinde yalnızca bir kez kullanılabilir.

      Dolayısıyla yeni sistem uygulamacıya bir imkan sağlarken, aynı zamanda talep artırımının zamanlamasını dava stratejisinin önemli bir parçası haline getiriyor.

      Talep Artırımında Acele Etmemek Gerekebilir

      Yeni düzenlemenin uygulamada en fazla dikkat gerektiren yönlerinden biri kanaatimizce budur.

      Bir dosyada ilk bilirkişi raporunun alınmış olması, her zaman alacağın nihai miktarının ortaya çıktığı anlamına gelmez. Rapora itiraz edilebilir, ek rapor alınabilir veya yeni deliller sonucunda hesaplama değişebilir.

      Buna karşılık HMK m.109 kapsamında getirilen talep artırma hakkı bir defaya mahsustur.

      Bu nedenle ilk hesaplama ortaya çıkar çıkmaz talebin artırılması her dosyada doğru strateji olmayabilir.

      Uygulamacının;

      • tahkikatın hangi aşamada bulunduğunu,
      • bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığını,
      • ek rapor alınma ihtimalini,
      • karşı tarafın rapora yönelik itirazlarını,
      • dosyaya henüz kazandırılmamış delilleri

      birlikte değerlendirmesi gerekir.

      Yeni sistemde mesele yalnızca “talebimi artırabilir miyim?” sorusu değildir.

      Asıl soru, “talebimi ne zaman artırmalıyım?” olacaktır.

      Zamanaşımı Bakımından Önemli Güvence

      Kısmi davanın uygulamadaki en önemli sorunlarından biri, dava edilmeyen bölüm bakımından zamanaşımının devam etmesiydi.

      7589 sayılı Kanun bu konuda önemli bir değişiklik yaptı.

      Yeni HMK m.109/4 uyarınca talep sonradan artırıldığında, artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacak.

      Bu hüküm, yeni sistemin en önemli unsurlarından biridir.

      Örneğin 1.000.000 TL olduğu düşünülen ancak kesin hesabı henüz yapılamayan bir alacağın 100.000 TL’lik kısmının dava edildiğini varsayalım. Yargılama sonucunda alacağın 850.000 TL olduğunun ortaya çıkması ve talebin kanundaki şartlara uygun şekilde artırılması halinde, artırılan bölüm bakımından zamanaşımının kesilmesi artırım tarihinde değil, ilk davanın açıldığı tarihte gerçekleşmiş kabul edilecektir.

      Böylece kısmi davanın geçmişte yarattığı en önemli risklerden biri önemli ölçüde azaltılmış olmaktadır.

      Kısmi Dava Artık Belirsiz Alacak Davasının Aynısı mı?

      Hayır.

      Yeni düzenlemenin belirsiz alacak davasının gördüğü işlevlerin önemli bir bölümünü kısmi dava üzerinden karşılamaya çalıştığı söylenebilir. Ancak iki kurumun tamamen aynı olduğu sonucuna varmak doğru olmaz.

      Belirsiz alacak davasında davacı, hukuki niteliği itibarıyla alacağının tamamını dava konusu yapmakta; ancak dava başlangıcında bunun miktarını kesin olarak gösterememekteydi.

      Kısmi davada ise davacı, bölünebilir bir alacağın yalnızca belirli bir bölümünü dava etmektedir.

      Dolayısıyla yeni sistemde dava dilekçesinin hazırlanması sırasında hangi miktarın dava konusu edildiğinin ve geriye kalan alacak bölümünün hukuki durumunun açık biçimde ortaya konulması daha da önemli hale gelmektedir.

      Bu ayrım özellikle harç, kesin hüküm, talep sonucu ve vekalet ücreti gibi konularda ileride ortaya çıkabilecek uygulama tartışmaları bakımından gözden kaçırılmamalıdır.

      Dava Dilekçeleri de Yeni Sisteme Göre Kurulmalı

      Değişiklik, yalnızca yargılama sırasında yapılacak işlemleri değil, dava dilekçelerinin hazırlanma biçimini de etkiliyor.

      31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak bir alacak davasında artık alışkanlıkla “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası” şeklinde bir nitelendirme yapılması mümkün değildir.

      Bunun yerine öncelikle şu sorular cevaplanmalıdır:

      Alacak bölünebilir nitelikte midir? Dava tarihinde hesaplanabilen bölüm nedir? Hangi miktar dava konusu yapılacaktır? Kalan bölümün belirlenmesi için hangi delillerin toplanması gerekmektedir? Talep artırımının hangi aşamada yapılması öngörülmektedir?

      Bu değerlendirme, dava açılmadan önce yapılmalıdır.

      Başka bir ifadeyle yeni düzenleme, talep sonucunun belirlenmesini dava dilekçesinin sonunda yazılan bir rakam olmaktan çıkarıp dava stratejisinin merkezine yerleştirmektedir.

      Eski Dosyalar Bakımından Durum Farklı

      7589 sayılı Kanun’un geçiş hükmü ayrıca önem taşıyor.

      HMK m.107’nin kaldırılması ve HMK m.109’da yapılan değişiklik, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmayacak.

      Dolayısıyla halihazırda görülmekte olan belirsiz alacak davalarının yeni düzenleme nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmesi söz konusu değildir.

      Bu nedenle uygulamada bir süre iki farklı rejim birlikte varlığını sürdürecektir:

      31 Temmuz 2026’dan önce açılmış davalarda eski hükümler, bu tarihten sonra açılmış davalarda ise yeni sistem esas alınacaktır.

      Özellikle devam eden dosyalarda yalnızca yürürlükteki HMK metnine bakılması bu nedenle yanıltıcı olabilir. Davanın açılış tarihi mutlaka kontrol edilmelidir.

      Uygulamacı Açısından Ne Değişti?

        Eskiden tartışmanın önemli bir bölümü “belirsiz alacak davası mı, kısmi dava mı?” sorusu etrafında şekillenirken, yeni dönemde farklı sorular öne çıkacaktır:

        Alacağın hangi bölümü dava edilmeli? Talep artırımı hangi aşamada yapılmalı? Bilirkişi raporunun kesinleşmesi beklenmeli mi? Bir defalık artırım hakkı ne zaman kullanılmalı?

        Özellikle yüksek miktarlı ticari alacaklar ve tazminat uyuşmazlıklarında bu kararların ekonomik sonuçları da küçümsenmemelidir. Başlangıçta dava edilen miktar harç yükünü etkilerken, talep artırımının zamanlaması ise davacının daha sonra hareket edebileceği alanı doğrudan belirleyebilir.

        Bu nedenle yeni sistemde kısmi dava artık yalnızca “alacağın bir bölümünü dava etmek” şeklinde basit bir usul tercihi olarak değerlendirilmemelidir.

        Sonuç

        7589 sayılı Kanun ile belirsiz alacak davasının kaldırılması, hukuk yargılamasında önemli bir yaklaşım değişikliğine işaret ediyor.

        Kanun koyucu bir taraftan HMK m.107’yi sistemden çıkarırken, diğer taraftan kısmi davada talebin tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına ve artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılmasına imkan tanıdı.

        Yeni düzenleme davacı açısından önemli kolaylıklar sağlıyor. Buna karşılık bir defalık talep artırımı, uygulamacının dosyanın gelişimini daha dikkatli takip etmesini zorunlu kılıyor.

        Bu nedenle 31 Temmuz 2026 sonrasında açılacak alacak davalarında temel mesele artık yalnızca hangi dava türünün seçileceği değildir. Dava edilen miktarın belirlenmesi, delillerin toplanma sırası, bilirkişi incelemesi ve talep artırımının zamanı birlikte düşünülmelidir.

        Kısacası, belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla alacak davalarında strateji ortadan kalkmadı; aksine stratejinin ağırlık merkezi kısmi davaya taşındı.


        Bilgi Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda uygulanacak usul hükümleri, davanın açılış tarihi, talebin niteliği, zamanaşımı süresi ve ilgili geçiş hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

      1. Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku Öğretmek: Hak Temelli Bir Mesleki Perspektif

        Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku Öğretmek: Hak Temelli Bir Mesleki Perspektif

        Bir önceki yazıda, Eğitim Hukuku dersine ilişkin yaklaşımımı ve öğretmen adayları bakımından hukuki düşünme becerisinin neden önemli olduğunu ele almıştım.

        Bu yaklaşımın doğal devamını ise İnsan Hakları Hukuku oluşturuyor.

        Eğitim Fakültesi öğrencilerine İnsan Hakları Hukuku anlatırken temel amacın, uluslararası sözleşmelerin veya hak kataloglarının ezberlenmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Asıl mesele, insan haklarının eğitim ortamında nasıl somutlaştığını; öğretmenin, öğrencinin ve eğitim kurumunun gündelik ilişkilerinde ne şekilde karşılık bulduğunu gösterebilmektir.

        Çünkü insan hakları, yalnızca mahkeme kararlarında veya uluslararası belgelerde karşılaştığımız soyut ilkeler değildir.

        Eğitim ortamının kendisi, insan haklarının en yoğun biçimde görünür hale geldiği alanlardan biridir.

        İnsan Hakları Eğitimi Neden Öğretmen Adayları İçin Önemlidir?

        Bir öğretmen, mesleki yaşamı boyunca yalnızca bilgi aktaran kişi değildir.

        Öğretmen aynı zamanda öğrencinin düşüncesiyle, kişiliğiyle, özel hayatıyla, inancıyla, ailesiyle, farklılıklarıyla ve gelişim süreciyle temas eder.

        Bu nedenle öğretmenin aldığı birçok karar, doğrudan veya dolaylı biçimde temel hak ve özgürlüklerle ilişkilidir.

        Öğrencinin kendisini ifade etmesine ne ölçüde imkan tanındığı, disiplin süreçlerinin nasıl yürütüldüğü, farklı özelliklere sahip öğrenciler arasında nasıl bir yaklaşım benimsendiği, öğrencinin özel hayatına ilişkin bilgilerin nasıl korunduğu veya okul içinde hangi davranışların sınırlandırılabileceği yalnızca pedagojik meseleler değildir.

        Bütün bu alanlarda aynı zamanda hukuki sınırlar ve insan hakları ilkeleri bulunmaktadır.

        Bu nedenle öğretmen adaylarının insan haklarını yalnızca “bilmesi” değil, mesleki kararlarını insan hakları perspektifiyle değerlendirebilmesi gerekir.

        Hak Kavramını Soyutluktan Çıkarmak

        İnsan Hakları Hukuku çoğu zaman geniş kavramlar üzerinden anlatılır:

        İnsan onuru.

        Eşitlik.

        Ayrımcılık yasağı.

        İfade özgürlüğü.

        Özel hayatın korunması.

        Din ve vicdan özgürlüğü.

        Eğitim hakkı.

        Çocuğun üstün yararı.

        Bu kavramların tamamı son derece önemlidir. Ancak yalnızca tanımlar üzerinden anlatıldığında, öğrenciler açısından soyut kalma riski taşırlar.

        Bu nedenle derste üzerinde durmak istediğim temel yöntemlerden biri, insan haklarını somut eğitim ilişkileri üzerinden tartışmak olacaktır.

        Bir öğrencinin sınıfta görüşünü açıklaması hangi noktaya kadar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir?

        Bir okulun kıyafet düzenlemesi hangi koşullarda meşru kabul edilebilir?

        Bir öğrencinin fotoğrafının paylaşılması bakımından rıza yeterli midir?

        Engelli bir öğrencinin diğer öğrencilerle tamamen aynı koşullarda sınava alınması gerçekten eşitlik midir?

        Bir öğrencinin ailesine, inancına, diline veya sosyal durumuna ilişkin farklılıklar eğitim ortamında nasıl ele alınmalıdır?

        Bu soruların her biri, insan haklarının eğitim alanındaki somut görünüm biçimleridir.

        Dolayısıyla dersin amacı, hakların isimlerini öğrenmekten çok, hangi olayda hangi hakkın gündeme geldiğini fark edebilmektir.

        İnsan Onuru: Başlangıç Noktası

        İnsan hakları hukukunun merkezine yerleştirilmesi gereken temel kavramlardan birinin insan onuru olduğu kanaatindeyim.

        Çünkü pek çok hak, nihayetinde bireyin insan olarak taşıdığı değerin korunmasına yöneliktir.

        Bu yaklaşım eğitim ortamında ayrıca önem taşır.

        Bir öğrencinin küçük düşürülmemesi, aşağılanmaması, kişiliğinin hedef alınmaması veya yalnızca başarısı üzerinden değerlendirilmemesi, meselenin yalnızca pedagojik yönü değildir.

        Aynı zamanda kişinin onurunun korunmasıyla ilgilidir.

        Öğretmenin öğrencisine yaklaşımında olduğu kadar, okul idaresinin öğretmene yaklaşımında da aynı ilke geçerlidir.

        İnsan hakları hukukunu yalnızca öğrenciyi koruyan tek yönlü bir mekanizma olarak görmek de doğru değildir.

        Öğretmenin kişilik hakları, mesleki itibarı, özel hayatı ve ifade özgürlüğü de korunması gereken değerler arasındadır.

        Bu nedenle insan hakları yaklaşımının temelinde taraflardan birini mutlak biçimde üstün tutmak değil, hakları ve yükümlülükleri birlikte değerlendirmek yer almalıdır.

        Eşitlik Her Zaman Aynı Muamele Anlamına Gelmez

        Eğitim ortamında özellikle önem verilmesi gereken konulardan biri eşitlik ve ayrımcılık yasağıdır.

        Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım bulunmaktadır.

        Eşitlik, her öğrenciye her durumda tamamen aynı şekilde davranmak anlamına gelmez.

        Bazı durumlarda gerçek eşitliği sağlayabilmek için farklı ihtiyaçların dikkate alınması gerekir.

        Engelli bir öğrenciye sınavda ek süre tanınması, dil bakımından özel desteğe ihtiyaç duyan bir öğrenci için uyarlama yapılması veya belirli dezavantajların giderilmesine yönelik tedbirlerin alınması ilk bakışta farklı muamele gibi görünebilir.

        Ancak insan hakları hukukunda önemli olan yalnızca biçimsel eşitlik değil, kimi zaman fiili ve etkili eşitliğin sağlanmasıdır.

        Öğretmen adaylarının bu ayrımı kavramasını özellikle önemli buluyorum.

        Çünkü eğitim ortamındaki adalet duygusu, her zaman herkese aynı şekilde davranmakla kurulmaz.

        Bazen adalet, farklılıkları görebilmeyi gerektirir.

        Hakların da Sınırları Vardır

        İnsan hakları eğitimi verilirken kaçınılması gereken bir diğer yaklaşım, temel hakları sınırsız yetkiler gibi sunmaktır.

        İfade özgürlüğü önemlidir ancak mutlak değildir.

        Özel hayatın korunması önemlidir ancak bazı durumlarda meşru müdahaleler mümkün olabilir.

        Eğitim hakkı güvence altındadır ancak eğitim kurumlarının düzen ve güvenliği sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.

        Burada asıl mesele, bir hakkın sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağından çok, bu sınırlandırmanın hangi koşullarda hukuka uygun kabul edilebileceğidir.

        Yetki var mı?

        Meşru bir amaç bulunuyor mu?

        Alınan tedbir gerekli mi?

        Daha hafif bir yöntemle aynı sonuç elde edilebilir miydi?

        Müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge kurulmuş mu?

        Bu sorular bizi insan hakları hukukunun en önemli kavramlarından biri olan ölçülülük ilkesine götürür.

        Öğretmen adaylarının ölçülülük yaklaşımını yalnızca hukuki bir test olarak değil, günlük mesleki kararlarında kullanılabilecek bir düşünme yöntemi olarak görmelerini önemli buluyorum.

        Çocuk Hakları Perspektifi

        Eğitim Fakültesinde İnsan Hakları Hukuku anlatılırken çocuk haklarına ayrıca yer verilmesi gerektiği açıktır.

        Çocuk, yalnızca korunması gereken pasif bir birey değildir.

        Aynı zamanda hak sahibidir.

        Görüş bildirme hakkı vardır.

        Kendisini ilgilendiren konularda dinlenme hakkı vardır.

        Özel hayatı vardır.

        Kişisel verileri vardır.

        Gelişim düzeyine uygun biçimde karar süreçlerine katılma hakkı vardır.

        Bu noktada “çocuğun üstün yararı” kavramı özel önem taşımaktadır.

        Ancak bu kavramın da tek başına kullanılan belirsiz bir gerekçe haline getirilmemesi gerekir.

        Çocuğun üstün yararı, yetişkinlerin çocuk adına uygun gördüğü her kararın otomatik olarak hukuka uygun kabul edilmesi anlamına gelmez.

        Aksine çocuğun kişiliği, görüşü, gelişim düzeyi ve somut koşulları dikkate alınarak değerlendirme yapılmasını gerektirir.

        Bu nedenle öğretmenin çocuk hakları konusunda sahip olduğu farkındalık, yalnızca hukuki sorumluluk bakımından değil, mesleki yaklaşım bakımından da belirleyicidir.

        İnsan Hakları Kültürü ve Eğitim

        İnsan hakları hukukunun eğitim fakültelerinde okutulmasının önemini yalnızca öğretmenlerin hukuki sorumluluklarını bilmesiyle açıklamak eksik kalır.

        Daha geniş bir mesele söz konusudur.

        Öğretmen, öğrencinin devlet ve toplumla kurduğu ilişkinin şekillenmesinde önemli bir role sahiptir.

        Öğrenci çoğu zaman eşitlik, adalet, otorite, özgürlük, sorumluluk ve katılım gibi kavramları yalnızca kitaplardan değil, okul deneyiminden öğrenir.

        Bir öğrencinin görüşünün dinlenip dinlenmemesi, farklılıklarına nasıl yaklaşıldığı, disiplin süreçlerinde kendisine nasıl davranıldığı veya kararların hangi gerekçelerle alındığı; onun hukuk ve adalet anlayışının oluşmasında doğrudan etkili olabilir.

        Dolayısıyla insan hakları eğitimi, yalnızca hukuki bilgi aktarmak anlamına gelmez.

        Aynı zamanda bir hak kültürünün oluşmasına katkı sunmak anlamına gelir.

        Dersin Amacı

        Bu nedenle İnsan Hakları Hukuku dersinde hedefim, öğrencilerin yalnızca hangi uluslararası sözleşmede hangi hakkın düzenlendiğini bilmeleri olmayacaktır.

        Elbette anayasal ve uluslararası hukuki çerçeveyi ele alacağız.

        Ancak asıl olarak şu becerilerin gelişmesini önemsiyorum:

        Bir olayda temel hak meselesini fark edebilmek.

        Çatışan hak ve menfaatleri birlikte değerlendirebilmek.

        Bir sınırlamanın gerekçesini sorgulayabilmek.

        Eşitlik ile aynı muamele arasındaki farkı görebilmek.

        Öğrencinin hakları kadar öğretmenin haklarını da dikkate alabilmek.

        Ve en önemlisi, mesleki kararların yalnızca alışkanlıklara veya kurumsal uygulamalara değil, hukuki ve etik gerekçelere dayanması gerektiğini kavrayabilmek.

        Eğitim Hukuku ile İnsan Hakları Hukukunu bu nedenle birbirini tamamlayan iki alan olarak görüyorum.

        İlki eğitim ilişkisinin hukuki yapısını ve sınırlarını anlamamıza yardımcı olurken, ikincisi bu ilişkinin hangi değerler üzerine kurulması gerektiğini gösterir.

        Kanaatimce öğretmenlik mesleğinde hukuk bilgisinin asıl değeri de burada ortaya çıkmaktadır:

        Kuralları bilmekten önce insanı, hakları ve yetkinin sınırlarını görebilmek.

      2. Eğitim Fakültesinde Hukuk Öğretmek: Eğitim Hukukuna Dair Bir Yaklaşım

        Eğitim Fakültesinde Hukuk Öğretmek: Eğitim Hukukuna Dair Bir Yaklaşım

        Bu akademik yıl içerisinde Eğitim Fakültesi öğrencileriyle Eğitim Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku dersleri kapsamında bir araya geleceğim.

        Bu derslere hazırlanırken benim açımdan temel mesele, hukuk bilgisinin eğitim fakültesi öğrencilerine hangi yöntem ve bakış açısıyla aktarılması gerektiği oldu. Zira öğretmen adaylarına verilecek hukuk eğitiminin, hukuk fakültelerinde verilen klasik hukuk öğretiminin daha sade bir biçiminden ibaret olmaması gerektiğini düşünüyorum.

        Eğitim Fakültesinde hukuk öğretiminin amacı, öğrencileri hukukçu haline getirmek değildir. Asıl amaç; mesleki yaşamlarında karşılaşacakları hukuki meseleleri fark edebilen, hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını bilen, kamu gücü ile bireysel haklar arasındaki ilişkiyi değerlendirebilen ve gerektiğinde hukuki düşünme yöntemlerinden yararlanabilen öğretmenlerin yetişmesine katkı sunmaktır.

        Eğitim, Aynı Zamanda Hukuki Bir İlişkidir

        Eğitim çoğu zaman pedagojik, psikolojik ve sosyolojik boyutları üzerinden ele alınmaktadır. Oysa eğitim faaliyeti aynı zamanda yoğun biçimde hukuki sonuçlar doğuran bir alandır.

        Bir öğretmenin öğrenciyle kurduğu ilişki; öğrencinin eğitim hakkı, kişilik hakları, özel hayatının korunması, eşitlik ilkesi, ifade özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, disiplin süreçleri ve idarenin yetkileri gibi çok sayıda hukuki meseleyle doğrudan bağlantılıdır.

        Benzer şekilde öğretmenin kendisi de yalnızca birtakım yükümlülüklerin muhatabı değildir. Öğretmenin çalışma hakkı, mesleki itibarı, kişilik hakları, ifade özgürlüğü ve idarenin hukuka aykırı işlemlerine karşı korunma hakkı bulunmaktadır.

        Dolayısıyla eğitim hukukunun yalnızca öğrencinin haklarından veya öğretmenin sorumluluğundan ibaret olduğu düşüncesi eksiktir.

        Eğitim hukuku; öğrenci, öğretmen, veli, okul yönetimi ve kamu idaresi arasındaki hukuki ilişkilerin bütününü konu edinmektedir.

        Mevzuatı Ezberlemek Değil, Hukuki Düşünmeyi Öğrenmek

        Eğitim Hukuku dersinde benim için temel hedef, öğrencilerin mümkün olduğunca fazla kanun veya yönetmelik maddesi ezberlemesi olmayacaktır.

        Mevzuat değişebilir.

        Yönetmelikler yürürlükten kaldırılabilir, yeni düzenlemeler kabul edilebilir, idari uygulamalar zaman içerisinde farklılaşabilir. Buna karşılık hukuki bir sorunun nasıl tespit edileceğini, bir normun nasıl yorumlanacağını ve farklı haklar arasında nasıl denge kurulacağını öğrenmek daha kalıcı bir kazanımdır.

        Bu nedenle derslerde öğrencilerin öncelikle bir olayın içerisindeki hukuki problemi görebilmelerini önemsiyorum.

        Örneğin bir öğrencinin cep telefonuna geçici olarak el konulması, sınavının geçersiz sayılması, disiplin cezası verilmesi, fotoğrafının okulun sosyal medya hesabında yayımlanması veya kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması ilk bakışta günlük okul hayatına ilişkin sıradan meseleler olarak görülebilir.

        Ancak bu örneklerin her biri; yetki, ölçülülük, özel hayatın korunması, kişisel verilerin korunması, eğitim hakkı veya idarenin sorumluluğu bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken hukuki sorunlar doğurabilir.

        Dolayısıyla önemli olan yalnızca “hangi kural uygulanır?” sorusunu sormak değildir.

        Öncelikle “burada hukuken korunması gereken değer nedir?” sorusunu sorabilmek gerekir.

        Hukuk, Yalnızca Sınırlandıran Değil Koruyan Bir Mekanizmadır

        Öğretmen adaylarına hukuk anlatılırken yalnızca yasaklar, disiplin yaptırımları veya hukuki sorumluluklar üzerinden hareket edilmesini doğru bulmuyorum.

        Böyle bir yaklaşım, hukuku öğretmenin mesleki faaliyetini sürekli sınırlandıran veya tehdit eden bir alanmış gibi gösterebilir.

        Oysa hukuk yalnızca sınır çizmez.

        Aynı zamanda hakları güvence altına alır.

        Öğrencinin haklarını koruduğu kadar öğretmenin de haklarını korur. İdarenin yetkilerini düzenlediği kadar bu yetkilerin sınırlarını da belirler. Kamu hizmetinin düzenli biçimde yürütülmesini sağlarken aynı zamanda keyfiliğin önüne geçmeye çalışır.

        Bu sebeple eğitim hukukunun doğru anlaşılabilmesi için hak, yetki, sorumluluk ve sınır kavramlarının birlikte ele alınması gerektiği kanaatindeyim.

        Somut Olaylar Üzerinden Hukuki Muhakeme

        Dersin önemli bir bölümünde somut olaylardan hareket etmeyi planlıyorum.

        Çünkü hukuk kurallarını öğrenmek ile bu kuralları gerçek bir uyuşmazlığa uygulayabilmek aynı şey değildir.

        Bir olayda öğretmenin, öğrencinin, velinin ve okul yönetiminin farklı hukuki iddiaları bulunabilir. Bunların tamamını değerlendirebilmek için yalnızca mevzuatı bilmek yeterli değildir; farklı menfaatleri ve hakları birlikte değerlendirebilmek gerekir.

        Bu noktada öğrencilerin kimi zaman öğretmenin, kimi zaman öğrencinin, kimi zaman idarenin ve kimi zaman karar vermek zorunda olan bir hakimin perspektifinden meseleye yaklaşmasını faydalı buluyorum.

        Amaç tek bir doğru cevabı ezberletmekten ziyade, hukuki gerekçe üretme becerisini geliştirmektir.

        Bir görüşe katılmak kadar o görüşe gerekçeli biçimde itiraz edebilmek de hukuk eğitiminin önemli bir parçasıdır.

        Eğitim Hukukunun Merkezinde İnsan Vardır

        Eğitim hukuku yalnızca eğitim kurumlarının işleyişini düzenleyen teknik kurallar bütünü değildir.

        Bu alanın merkezinde insan bulunmaktadır.

        Öğrenci, öğretmen, veli ve diğer eğitim çalışanları hukuki ilişkinin öznesidir. Dolayısıyla eğitim sistemini değerlendirirken yalnızca kurumların işleyişine veya idari düzenlemelere değil, bu düzenlemelerin insan üzerindeki etkilerine de bakmak gerekir.

        Bu yaklaşım doğal olarak bizi İnsan Hakları Hukukuna götürmektedir.

        Çünkü eğitim hakkı, eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, özel hayatın korunması, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü veya çocuğun üstün yararı gibi meseleler, yalnızca eğitim hukukunun değil aynı zamanda insan hakları hukukunun temel konuları arasındadır.

        Bu nedenle Eğitim Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku derslerini birbirinden tamamen bağımsız iki alan olarak değil; birbirini tamamlayan iki ders olarak değerlendirmeyi tercih ediyorum.

        Eğitim Hukuku daha somut ve kurumsal çerçeveyi ortaya koyarken, İnsan Hakları Hukuku bu ilişkinin temelindeki değerleri ve hak sistemini anlamamıza imkan verir.

        Bu yıl derslerde ulaşmak istediğim temel sonuç da budur:

        Mevzuatı bilen değil yalnızca; hukuki problemi fark edebilen, haklar ile yetkiler arasındaki sınırı görebilen ve mesleki kararlarını hukukun temel ilkeleriyle birlikte değerlendirebilen öğretmen adaylarının yetişmesine katkıda bulunmak.

        Bir sonraki yazıda ise bu yaklaşımın ikinci boyutunu ele alarak, İnsan Hakları Hukukunun Eğitim Fakültesi öğrencileri bakımından neden ayrıca önemli olduğunu ve bu dersin hangi yöntemle ele alınması gerektiğini değerlendireceğim.

      3. Türkiye’de Tüm Hukuki ve İdari İşlemleri Kapsayan Geniş Yetkili Vekaletname (Yabancılar İçin Uygun)

        Türkiye’de Tüm Hukuki ve İdari İşlemleri Kapsayan Geniş Yetkili Vekaletname (Yabancılar İçin Uygun)

        Türkiye’de yaşayan, yatırım yapan veya Türkiye ile hukuki ve ticari ilişkileri bulunan yabancı gerçek kişiler açısından eksiksiz hazırlanmış bir vekaletname, birçok işlemin hızlı, güvenli ve tek belge ile yürütülmesini sağlar. Ancak uygulamada kullanılan standart vekaletnameler çoğu zaman taşınmaz edinimi, yatırım yoluyla vatandaşlık, banka işlemleri, şirket kuruluşu, abonelikler, vergi, gümrük, dijital kamu sistemleri veya özel yetki gerektiren işlemleri tam olarak kapsamadığından yeni vekaletname düzenlenmesi ihtiyacı doğabilmektedir. Bu rehberde yer alan kapsamlı vekaletname örneği; avukatlık yetkileri, dava ve icra işlemleri, tapu ve kadastro işlemleri, yatırım ve vatandaşlık başvuruları, ikamet ve çalışma izinleri, şirket kuruluşları, bankacılık ve finans işlemleri, vergi, SGK, belediye, gümrük, konsolosluk, dijital kamu sistemleri ile kanunen vekaletname ile yürütülmesi mümkün olan mevcut ve gelecekte yürürlüğe girecek işlemleri kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Amaç, yabancı müvekkiller adına Türkiye’de yürütülebilecek hukuki ve idari süreçlerin mümkün olan en geniş kapsamda tek bir vekaletname ile gerçekleştirilmesini sağlamak ve ileride ortaya çıkabilecek ilave vekaletname ihtiyacını en aza indirmektir.

        DÜZENLEME ŞEKLİNDE VEKALETNAME ( Başlık bu olmalıdır)

        GENEL YETKİLER

        Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ve dışında bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşları, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlıklar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar, valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, il özel idareleri, muhtarlıklar, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bağımsız idari otoriteler, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, noterlikler, konsolosluklar, büyükelçilikler, dış temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, bankalar, finans kuruluşları, sigorta şirketleri, odalar, birlikler, vakıflar, dernekler ve kanunen işlem yapmaya yetkili bulunan tüm resmi ve özel kurumlar nezdinde beni temsil etmeye, her türlü hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri yürütmeye, başvuruda bulunmaya, işlem yapmaya, takip etmeye ve sonuçlandırmaya yetkilidir.

        Her türlü başvuru, dilekçe, talep, müracaat, bildirim, şikayet, itiraz, savunma, açıklama, beyan, muvafakatname, taahhütname, sözleşme, protokol, resmi senet, elektronik belge, form, tutanak, yazı ve benzeri her türlü belgeyi hazırlamaya, düzenlemeye, doldurmaya, imzalamaya, sunmaya, geri almaya, düzeltmeye, yenilemeye, iptal etmeye, değiştirmeye ve teslim almaya yetkilidir.

        Her türlü harç, vergi, resim, fon, ceza, masraf, katkı payı, güvence bedeli, teminat, döner sermaye bedeli ve benzeri tüm mali yükümlülükleri ödemeye, mahsup etmeye, iadesini almaya, tahsil etmeye ve bu işlemlerle ilgili makbuz, dekont ve belgeleri teslim almaya yetkilidir.

        AVUKATLIK VE DAVA YETKİLERİ

        1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer tüm mevzuat uyarınca verilmesi gereken bütün özel yetkiler dahil olmak üzere;

        Her derecedeki hukuk mahkemeleri, ceza mahkemeleri, idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Uyuşmazlık Mahkemesi, tahkim heyetleri, hakem kurulları, arabuluculuk merkezleri, icra daireleri, iflas daireleri, Cumhuriyet Başsavcılıkları ve diğer tüm yargı mercileri önünde beni temsil etmeye,

        Dava açmaya, açılmış davaları takip etmeye, cevap vermeye, karşı dava açmaya, davadan feragat etmeye, davayı kabul etmeye, sulh olmaya, ibra etmeye, temyiz, istinaf, karar düzeltme, kanun yararına bozma, bireysel başvuru ve olağan veya olağanüstü tüm kanun yollarına başvurmaya,

        Her türlü dava, takip, başvuru, ihtarname, cevap dilekçesi, bilirkişi itirazı, keşif talebi, delil sunumu, delil tespiti, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, yürütmenin durdurulması, adli yardım, tanık dinletilmesi, bilirkişi atanması, uzman görüşü alınması, isticvap, yemin teklif edilmesi ve kabul edilmesi dahil olmak üzere usul işlemlerinin tamamını yapmaya,

        Hakem sözleşmesi yapmaya, tahkim şartını kabul etmeye, tahkimden feragat etmeye, arabuluculuk görüşmelerine katılmaya, anlaşma belgelerini imzalamaya, sulh protokolü düzenlemeye, uzlaşmaya, feragat etmeye, kabul etmeye, ibra etmeye, alacaktan vazgeçmeye, haklardan feragat etmeye, davayı geri almaya,

        Her türlü ilamı, kesinleşme şerhini, gerekçeli kararı, tensip zaptını, duruşma zaptını, bilirkişi raporunu, keşif tutanağını, müzekkere cevabını ve tüm resmi belgeleri teslim almaya,

        İcra takibi başlatmaya, kambiyo takibi yapmaya, ilamlı ve ilamsız icra takipleri yürütmeye, haciz istemeye, haciz kaldırmaya, satış talep etmeye, satıştan vazgeçmeye, kıymet takdirine itiraz etmeye, sıra cetveline itiraz etmeye, hacze iştirak etmeye, haciz ihbarnamesi göndermeye, istihkak iddiasında bulunmaya, ödeme emri göndermeye, ödeme kabul etmeye, tahsilat yapmaya, dosya kapatmaya,

        Ceza soruşturmalarında müşteki, katılan, mağdur, şüpheli veya sanık sıfatıyla işlem yapmaya, ifade vermeye, ifade almaya katılmaya, şikayette bulunmaya, şikayetten vazgeçmeye, uzlaşma işlemlerini yürütmeye, elkoyma, arama, iade ve diğer koruma tedbirlerine ilişkin başvurularda bulunmaya,

        Her türlü vekalet ücretini, yargılama giderini, icra tahsilatını, depo edilen bedelleri, teminatları, harç iadelerini, masraf iadelerini tahsil etmeye, makbuz vermeye ve ibra etmeye,

        Kanunen avukata özel yetki verilmesi gereken veya ileride özel yetki verilmesi zorunlu hale getirilebilecek tüm hukuki işlemleri ayrıca herhangi bir yetkiye ihtiyaç bulunmaksızın yapmaya yetkilidir.

        TAPU, TAŞINMAZ, AYNİ HAKLAR VE YATIRIM İŞLEMLERİ

        Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan veya ileride edinilecek her türlü arsa, arazi, tarla, bağ, bahçe, zeytinlik, konut, villa, rezidans, apartman, işyeri, ofis, fabrika, depo, otel, turizm tesisi, alışveriş merkezi, sanayi tesisi, akaryakıt istasyonu, bağımsız bölüm, kat irtifakı, kat mülkiyeti, devre mülk, üst hakkı, intifa hakkı, irtifak hakkı, geçit hakkı, kaynak hakkı ve diğer tüm taşınmazlar ile taşınmaz niteliğindeki hakları dilediği kişi veya kurumlardan dilediği bedel ve şartlarla satın almaya, satış vaadi sözleşmeleri düzenlemeye, ön sözleşmeler yapmaya, satış bedellerini tamamen veya kısmen ödemeye, kapora vermeye, cayma bedeli ödemeye, bedel iadesi almaya, teslim almaya, teslim etmeye ve bunlara ilişkin her türlü belgeyi imzalamaya yetkilidir

        Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Bölge Müdürlükleri, Tapu Müdürlükleri, Kadastro Müdürlükleri, Web Tapu Sistemi ve ilgili tüm resmi kurumlarda başvuruda bulunmaya, randevu almaya, işlem yapmaya, resmi senetleri, tescil istem belgelerini, taahhütnameleri, muvafakatnameleri ve diğer tüm belgeleri imzalamaya, tapu senetlerini teslim almaya, kayıt örnekleri almaya, çap, aplikasyon krokisi, koordinat, pafta, ada, parsel, bağımsız bölüm ve diğer tüm belgeleri almaya ve bunlar üzerinde işlem yapmaya yetkilidir

        Her türlü taşınmazı satmaya, devretmeye, bağışlamaya, bağış kabul etmeye, trampa etmeye, satış vaadi sözleşmesi yapmaya, feshetmeye, satış bedellerini tahsil etmeye, ibra etmeye, makbuz vermeye, resmi senetleri imzalamaya, ferağ vermeye ve almaya yetkilidir

        Kat irtifakı kurmaya, kat mülkiyeti kurmaya, yönetim planlarını imzalamaya, bağımsız bölüm oluşturmaya, arsa paylarını kabul etmeye, değiştirmeye, cins değişikliği yaptırmaya, ifraz, tevhit, ihdas, yola terk, yoldan ihdas, parselasyon, aplikasyon, sınır düzeltmesi, yüzölçümü düzeltmesi ve taşınmazlara ilişkin her türlü teknik ve hukuki işlemi yapmaya yetkilidir

        İntifa hakkı, üst hakkı, oturma hakkı, irtifak hakkı, geçit hakkı, kaynak hakkı, kira şerhi, satış vaadi şerhi, aile konutu şerhi, satılamaz şerhi, devredilemez şerhi, haczedilemez şerhi, ipotek şerhi, yatırım amacıyla konulan üç yıl satılamaz şerhi, vatandaşlık amacıyla konulan şerhler ile kanunen mümkün olan her türlü şerhi koydurmaya, kaldırmaya, değiştirmeye, düzelttirmeye, terkin ettirmeye ve bunlara ilişkin her türlü belgeyi imzalamaya yetkilidir

        Her türlü ipotek tesis etmeye, kaldırmaya, fek etmeye, derece değiştirmeye, ipotek limitini artırmaya veya azaltmaya, ipotekli taşınmaz satın almaya veya satmaya, rehin vermeye, rehin kaldırmaya, taşınmazı teminat göstermeye, üçüncü kişilerin borçları için ipotek tesis etmeye ve kaldırmaya yetkilidir

        Tapu kayıtlarında bulunan haciz, ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, şerh, beyan, ipotek, intifa, irtifak ve diğer tüm takyidatların kaldırılması, değiştirilmesi veya konulması için başvuruda bulunmaya, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

        Taşınmazlara ilişkin belediye, imar, ruhsat, yapı kullanma izin belgesi, yapı kayıt belgesi, numarataj, adres tespiti, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, iskan, kentsel dönüşüm, kamulaştırma, kamulaştırmasız el atma, riskli yapı, rezerv yapı alanı ve diğer tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

        Taşınmazların kiraya verilmesi, kiralanması, kira sözleşmesi yapılması, yenilenmesi, feshedilmesi, kira bedellerinin tahsili, depozito alınması veya ödenmesi, tahliye taahhütnamesi düzenlenmesi ve imzalanması, anahtar teslim alınması ve teslim edilmesi, ortak giderlerin ödenmesi ve tahsil edilmesi ile taşınmaz yönetimine ilişkin her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

        5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılmasına esas olmak üzere taşınmaz satın almaya, değerleme raporu almaya, ekspertiz işlemlerini yaptırmaya, döviz alım belgesi ve döviz bozum belgesi almaya, uygunluk belgesi başvurularını yapmaya, yatırımın korunmasına ilişkin taahhütlerde bulunmaya, üç yıl satılmama şerhi koydurmaya ve kaldırmaya, vatandaşlık dosyasında kullanılacak tüm belgeleri hazırlamaya, teslim etmeye ve teslim almaya yetkilidir

        Tapu işlemlerine ilişkin her türlü harç, döner sermaye bedeli, vergi, katkı payı, ekspertiz ücreti, komisyon ve sair ödemeleri yapmaya, geri almaya, mahsup etmeye ve tahsil etmeye yetkilidir

        Taşınmazlara ilişkin doğmuş veya doğacak her türlü hak ve alacağı talep etmeye, dava etmeye, tahsil etmeye, ibra etmeye, sulh olmaya, feragat etmeye, kabul etmeye ve taşınmazlarla ilgili kanunen yapılabilecek her türlü hukuki ve idari işlemi herhangi bir sınırlama olmaksızın yapmaya yetkilidir

        YABANCILAR HUKUKU, GÖÇ İDARESİ, VATANDAŞLIK, ÇALIŞMA İZNİ, EMNİYET, NÜFUS VE KONSOLOSLUK İŞLEMLERİ

        İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı, İl Göç İdaresi Müdürlükleri, Geri Gönderme Merkezleri, Valilikler, Kaymakamlıklar, Hudut Kapıları, Havalimanları, Liman Başkanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlükleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilikleri, Başkonsoloslukları, Konsoloslukları ve yabancı ülke temsilcilikleri nezdinde beni temsil etmeye, her türlü başvuruyu yapmaya, takip etmeye, sonuçlandırmaya ve her türlü belgeyi teslim almaya yetkilidir

        6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili tüm mevzuat kapsamında kısa dönem ikamet izni, aile ikamet izni, öğrenci ikamet izni, uzun dönem ikamet izni, insani ikamet izni, insan ticareti mağduru ikamet izni, çalışma izni, çalışma izni muafiyeti, Turkuaz Kart, uluslararası koruma, geçici koruma ve diğer tüm yabancılar hukuku işlemlerini yapmaya, ilk başvuru, uzatma, geçiş, iptal, yeniden başvuru ve tüm idari süreçleri yürütmeye yetkilidir

        Türk vatandaşlığının genel yolla, istisnai yolla, yatırım yoluyla, evlilik yoluyla, yeniden kazanılması, seçme hakkı ile kazanılması, evlat edinme yoluyla kazanılması ve mevzuatta düzenlenen diğer tüm vatandaşlık türleri kapsamında başvuruda bulunmaya, dosya oluşturmaya, eksiklikleri tamamlamaya, bilgi ve belge sunmaya, kararları teslim almaya, itiraz etmeye, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

        Vatandaşlık başvuruları kapsamında uygunluk belgesi, yatırım uygunluk belgesi, taşınmaz uygunluk belgesi, banka uygunluk belgesi, sabit sermaye yatırım belgeleri, istihdam belgeleri, aile bireylerinin başvuruları ve vatandaşlık dosyasında gerekli görülen tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

        Yabancı kimlik numarası almaya, değiştirmeye, düzeltmeye, vergi kimlik numarası almaya, potansiyel vergi numarası almaya, MERNİS kayıtlarını oluşturmaya, adres kayıt sistemi işlemlerini yapmaya, adres beyanında bulunmaya, adres değişikliği yaptırmaya ve yerleşim yeri kayıtlarını güncellemeye yetkilidir

        Kimlik kartı, yabancı kimlik kartı, ikamet kartı, çalışma izni kartı, Turkuaz Kart, vatandaşlık belgeleri, pasaportlar, seyahat belgeleri, yol izin belgeleri ve diğer tüm resmi kimlik belgelerini teslim almaya, yenilemeye, kayıp ve zayi işlemlerini yürütmeye, düzelttirmeye ve değiştirmeye yetkilidir

        Pasaport başvurularını yapmaya, pasaportları teslim almaya, pasaport uzatma, iptal, kayıp ve yenileme işlemlerini yürütmeye, seyahat belgelerini almaya, geçici seyahat belgeleri hakkında başvuruda bulunmaya yetkilidir

        Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına giriş ve çıkışlara ilişkin kayıtları, yurda giriş çıkış kayıtlarını, hudut kayıtlarını, pasaport hareket kayıtlarını, sınır kapısı kayıtlarını, vize kayıtlarını, ikamet kayıtlarını ve yabancıya ilişkin tüm idari kayıtları talep etmeye, teslim almaya, incelemeye, örnek almaya ve bunlar hakkında başvuru yapmaya yetkilidir

        Emniyet Genel Müdürlüğü, Göç İdaresi Başkanlığı ve ilgili tüm kurumlar nezdinde tahdit kodlarının, giriş yasaklarının, sınır dışı kararlarının, idari gözetim kararlarının, idari para cezalarının, deport kararlarının, G, Ç, N, O, V ve diğer tüm tahdit kodlarının kaldırılması, düzeltilmesi veya değiştirilmesi için başvuruda bulunmaya, itiraz etmeye, dava açmaya ve takip etmeye yetkilidir

        Adli sicil kaydı, adli sicil arşiv kaydı, kolluk kayıtları, idari kayıtlar, hakkında tutulan bilgi ve belgeler, arşiv kayıtları ve kanunen verilmesi mümkün olan tüm bilgi ve belgeleri talep etmeye, teslim almaya, düzeltilmesini istemeye ve ilgili başvuruları yapmaya yetkilidir

        Uluslararası koruma, geçici koruma, şartlı mültecilik, ikincil koruma, geri gönderme merkezi işlemleri, gönüllü geri dönüş, sınır dışı işlemleri, idari gözetim, uluslararası koruma statüsü, geçici koruma kimlik belgesi ve bu kapsamda yürütülen tüm idari ve yargısal işlemleri takip etmeye yetkilidir

        Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü ve ilgili tüm kurumlar nezdinde çalışma izni, çalışma izni uzatma, çalışma izni muafiyeti, bağımsız çalışma izni, süresiz çalışma izni, işyeri değişikliği, işveren değişikliği ve tüm elektronik başvuru işlemlerini yapmaya yetkilidir

        Dış temsilcilikler, konsolosluklar ve büyükelçilikler nezdinde apostil, tasdik, legalizasyon, konsolosluk onayı, vekaletname düzenlenmesi, doğum, ölüm, evlenme, boşanma, nüfus kayıtları, vatandaşlık, pasaport ve diğer tüm konsolosluk işlemlerini yürütmeye, belgeleri teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir

        Her türlü tercüme işlemini yaptırmaya, yeminli tercüme yaptırmaya, noter tasdiklerini yaptırmaya, apostil şerhi almaya, konsolosluk tasdiki yaptırmaya, yabancı resmi belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi veya Türkiye’de düzenlenen belgelerin yurt dışında kullanılabilmesi için gerekli tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        Kanunen yabancılar hukuku, göç hukuku, vatandaşlık hukuku ve konsolosluk işlemleri kapsamında yapılması mümkün olan mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm idari, hukuki ve elektronik işlemleri herhangi bir ek yetkiye gerek olmaksızın yapmaya, başvurmaya, sonuçlandırmaya, belgeleri teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir.

        BANKACILIK, FİNANS, ŞİRKETLER, VERGİ, SGK, ABONELİKLER VE DİJİTAL KAMU SİSTEMLERİ

        Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, kamu ve özel bankalar, katılım bankaları, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, finans kuruluşları, faktoring, finansal kiralama, varlık yönetim şirketleri, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve ilgili tüm kurumlar nezdinde beni temsil etmeye ve her türlü bankacılık ve finans işlemini yürütmeye yetkilidir

        Adıma her türlü Türk Lirası ve yabancı para cinsinden vadeli, vadesiz, yatırım, ortak, emanet, bloke ve diğer tüm banka hesaplarını açmaya, kapatmaya, devralmaya, devretmeye, internet bankacılığı, mobil bankacılık ve telefon bankacılığı hizmetlerini aktif hale getirmeye, kullanıcı oluşturmaya, şifre almaya, değiştirmeye ve iptal etmeye yetkilidir

        Her türlü nakit para yatırmaya ve çekmeye, EFT, FAST, havale, SWIFT ve diğer ulusal veya uluslararası para transferlerini gerçekleştirmeye, döviz alım satımı yapmaya, efektif alım satımı yapmaya, kıymetli maden hesabı açmaya, altın, gümüş, platin ve diğer kıymetli madenleri almaya, satmaya ve teslim almaya yetkilidir

        Kredi kullanmaya, kredi başvurusu yapmaya, kredi kapatmaya, kredi yapılandırmaya, kredi sözleşmelerini imzalamaya, teminat göstermeye, kefalet vermeye, banka teminat mektubu almaya, vermeye, teslim almaya, banka blokelerini kaldırmaya, bloke koydurmaya, kredi kartı ve banka kartı almaya, iptal ettirmeye, yenilemeye ve teslim almaya yetkilidir

        Çek, bono, poliçe ve diğer kambiyo senetlerini düzenlemeye, kabul etmeye, ciro etmeye, tahsil etmeye, protesto ettirmeye, protestoyu kaldırmaya, teslim almaya ve teslim etmeye yetkilidir

        Kiralık kasa açmaya, kapatmaya, kasaları kullanmaya, içindeki kıymetleri teslim almaya ve teslim etmeye, banka nezdinde bulunan her türlü kıymetli evrakı, menkul kıymeti, sertifikayı ve diğer belgeleri teslim almaya yetkilidir

        Sermaye piyasası araçları, hisse senetleri, yatırım fonları, emeklilik fonları, devlet iç borçlanma senetleri, özel sektör tahvilleri, kira sertifikaları ve kanunen izin verilen diğer yatırım araçlarını almaya, satmaya, devretmeye, rehin vermeye ve bunlarla ilgili her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

        Yürürlükteki mevzuatın izin verdiği ölçüde kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde hesap açmaya, kimlik doğrulama işlemlerini yapmaya, kripto varlık alım satım işlemlerini yürütmeye, transfer yapmaya, hesap kapatmaya ve ilgili sözleşmeleri imzalamaya yetkilidir

        Vergi daireleri ve Hazine ve Maliye Bakanlığı nezdinde vergi kimlik numarası almaya, potansiyel vergi kimlik numarası almaya, mükellefiyet tesis etmeye ve sona erdirmeye, vergi beyannameleri vermeye, düzeltme taleplerinde bulunmaya, uzlaşma görüşmelerine katılmaya, vergi borçlarını ödemeye, vergi iadelerini almaya, mahsup işlemleri yapmaya, e-Tebligat sistemine kayıt olmaya ve Dijital Vergi Dairesi üzerinden tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

        Ticaret Sicili Müdürlükleri, MERSİS, Ticaret Bakanlığı, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkarlar odaları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde şahıs işletmesi kurmaya, ticaret şirketi kurmaya, ortak olmaya, ortaklıktan ayrılmaya, hisse devralmaya, hisse devretmeye, sermaye artırımı ve azaltımı yapmaya, müdür, yönetim kurulu üyesi ve temsilci atamaya, şube açmaya ve kapatmaya, şirket merkezini değiştirmeye, şirket birleşmesi, bölünmesi, nev’i değişikliği ve tasfiye işlemlerini yapmaya, ticaret sicili tescil ve ilan işlemlerini yürütmeye yetkilidir

        Marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, telif hakkı ve diğer fikri mülkiyet hakları konusunda Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde başvuruda bulunmaya, tescil, yenileme, devir, lisans, rehin ve diğer tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        Sosyal Güvenlik Kurumu, İŞKUR ve ilgili tüm kurumlar nezdinde işyeri tescili yaptırmaya, işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerini vermeye, sigorta işlemlerini yürütmeye, prim ödemeye, prim iadesi almaya, borç yapılandırması yapmaya, teşviklerden yararlanmaya, emeklilik işlemlerini takip etmeye ve sağlık provizyon işlemlerini yürütmeye yetkilidir

        Elektrik, su, doğalgaz, internet, telefon, GSM, kablo televizyon, dijital yayın platformları ve benzeri tüm abonelikleri açmaya, kapatmaya, devretmeye, feshetmeye, sözleşmeleri imzalamaya, güvence bedellerini yatırmaya ve geri almaya, sayaç değişiklikleri yaptırmaya, aboneliklere ilişkin her türlü işlemi yürütmeye yetkilidir

        Belediyeler, il özel idareleri ve diğer yerel yönetimler nezdinde imar durumu almaya, ruhsat başvuruları yapmaya, yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, numarataj, adres tespiti, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile diğer tüm belediye işlemlerini yapmaya yetkilidir

        e-Devlet Kapısı, UYAP, UYAP Avukat Portalı, Web Tapu, MERSİS, Dijital Vergi Dairesi, e-İkamet, e-İzin, e-Nabız, Merkezi Hekim Randevu Sistemi, SGK elektronik sistemleri, e-İhale, EKAP, KEP sistemleri ve kamu kurumlarının mevcut veya ileride kurulacak tüm elektronik sistemlerinde işlem yapmaya, elektronik başvuruda bulunmaya, belge indirmeye, belge yüklemeye, elektronik imza kullanmaya, mobil imza kullanmaya, KEP adresi almaya, elektronik tebligat almaya ve göndermeye, kullanıcı hesabı oluşturmaya, şifre almaya, değiştirmeye ve iptal etmeye yetkilidir

        6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında açık rıza vermeye, kişisel verilerimin işlenmesine, aktarılmasına, paylaşılmasına, düzeltilmesine, güncellenmesine, silinmesine ve anonim hale getirilmesine ilişkin başvuruları yapmaya, cevapları teslim almaya ve gerekli tüm işlemleri yürütmeye yetkilidir

        Kanunların izin verdiği ölçüde mevcut veya ileride kurulacak tüm dijital platformlarda, elektronik kamu sistemlerinde, finansal sistemlerde ve resmi veri tabanlarında adıma işlem yapmaya, bilgi ve belge almaya, başvuruda bulunmaya, sözleşme imzalamaya ve kanunen mümkün olan tüm hukuki, mali, ticari ve idari işlemleri gerçekleştirmeye yetkilidir.

        MİRAS, AİLE HUKUKU, SAĞLIK, EĞİTİM, GÜMRÜK, ULAŞTIRMA, KİŞİSEL HAKLAR, TEBLİGAT VE DİĞER TÜM İŞLEMLER

        Sulh hukuk mahkemeleri, aile mahkemeleri, noterlikler, veraset daireleri, tapu müdürlükleri, bankalar ve ilgili tüm resmi ve özel kurumlar nezdinde veraset ilamı almaya, mirasçılık belgesi çıkarmaya, mirası kabul etmeye, mirası reddetmeye, mirasın gerçek reddi ve hükmen reddi işlemlerini yürütmeye, miras taksimi yapmaya, miras paylarını devralmaya ve devretmeye, miras sözleşmeleri düzenlemeye, miras paylarının intikalini sağlamaya, terekeye ilişkin her türlü hukuki ve idari işlemi yapmaya yetkilidir

        Miras kalan taşınır ve taşınmaz malları teslim almaya, bankalarda bulunan hesapları, kasaları, yatırım hesaplarını ve diğer malvarlığı değerlerini teslim almaya, miras nedeniyle doğmuş alacakları tahsil etmeye, borçları ödemeye, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye ve kabul etmeye yetkilidir

        Aile mahkemeleri, nüfus müdürlükleri ve ilgili kurumlar nezdinde evlenme, boşanma, mal rejimi, nafaka, velayet, kişisel ilişki, soybağı, tanıma, tenfiz, tanıma ve tenfiz davaları, isim ve soyisim değişikliği, doğum ve ölüm kayıtlarının düzeltilmesi, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi ve kanunen vekaletle yapılması mümkün olan tüm aile hukuku işlemlerini yürütmeye yetkilidir

        Sağlık Bakanlığı, kamu ve özel hastaneler, aile sağlığı merkezleri, laboratuvarlar, eczaneler, özel sağlık kuruluşları, özel sağlık sigortası şirketleri ve ilgili tüm kurumlar nezdinde sağlık kayıtlarını, epikriz raporlarını, tahlil sonuçlarını, görüntüleme kayıtlarını, reçeteleri ve sağlık belgelerini teslim almaya, sağlık sigortası işlemlerini yürütmeye, tedavi giderlerini ödemeye, provizyon almaya ve sağlık hizmetlerine ilişkin tüm idari işlemleri yapmaya yetkilidir

        Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, özel eğitim kurumları, denklik birimleri ve ilgili tüm kuruluşlar nezdinde okul kayıtlarını yaptırmaya, kayıt sildirmeye, diploma, transkript, öğrenci belgesi, denklik belgesi ve diğer eğitim belgelerini almaya, eğitim kurumlarıyla ilgili her türlü başvuru ve işlemi yapmaya yetkilidir

        Ticaret Bakanlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, gümrük müdürlükleri, serbest bölgeler, liman başkanlıkları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde ithalat, ihracat, transit, antrepo, geçici ithalat, geçici ihracat, re-export, eşya teslimi, gümrük vergileri, cezalar ve gümrük işlemlerine ilişkin tüm başvuru ve takip işlemlerini yapmaya yetkilidir

        Karayolları Genel Müdürlüğü, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, liman başkanlıkları, trafik tescil kuruluşları ve ilgili tüm kurumlar nezdinde motorlu kara, deniz ve hava taşıtlarını satın almaya, satmaya, kiralamaya, devretmeye, tescil ettirmeye, sicil kayıtlarını yaptırmaya, plaka almaya, plaka değiştirmeye, ruhsat almaya, sigorta yaptırmaya ve taşıtlara ilişkin tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        PTT, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi, KEP hizmet sağlayıcıları ve diğer tüm tebligat mercileri nezdinde adıma gönderilen her türlü tebligatı, bildirimi, kararı, belgeyi, gönderiyi, posta ve kargoyu teslim almaya, göndermeye, kabul etmeye, reddetmeye, elektronik tebligat adresi oluşturmaya ve kullanmaya yetkilidir

        Noterliklerde her türlü noterlik işlemini yaptırmaya, düzenleme ve onaylama şeklindeki işlemleri gerçekleştirmeye, ihtarname göndermeye, ihtarname almaya, tespit yaptırmaya, emanet işlemlerini yürütmeye, suret ve örnek belge almaya, tasdik işlemlerini yaptırmaya ve noterliklerde yapılması mümkün olan tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        Her türlü resmi sicilden, kamu kurumundan, özel hukuk tüzel kişisinden, banka, sigorta şirketi, finans kuruluşu, eğitim kurumu, sağlık kuruluşu, belediye, tapu müdürlüğü, nüfus müdürlüğü, emniyet birimleri ve diğer tüm kurum ve kuruluşlardan tarafıma ait bilgi ve belgeleri talep etmeye, incelemeye, örnek almaya, onaylı suretlerini teslim almaya ve bunların düzeltilmesini istemeye yetkilidir

        Tarafıma ait kişisel veriler, mali bilgiler, tapu kayıtları, banka kayıtları, vergi kayıtları, nüfus kayıtları, sağlık kayıtları, eğitim kayıtları, ticaret sicili kayıtları, sosyal güvenlik kayıtları, giriş çıkış kayıtları ve kanunen erişilmesi mümkün olan diğer tüm kayıtlar hakkında başvuruda bulunmaya, bu kayıtları teslim almaya, incelemeye, örnek almaya ve düzeltilmesini istemeye yetkilidir

        Kanunen vekaletname ile yapılması mümkün olan mevcut veya ileride yürürlüğe girecek her türlü hukuki, idari, mali, ticari, finansal, elektronik ve dijital işlemi adıma gerçekleştirmeye, gerekli tüm resmi ve özel belgeleri düzenlemeye ve imzalamaya, başvuruda bulunmaya, başvuruları geri çekmeye, düzeltmeye, yenilemeye, sonuçlandırmaya, hak ve alacaklarımı talep etmeye, tahsil etmeye, ibra etmeye, sulh olmaya, feragat etmeye, kabul etmeye, uzlaşmaya, gerektiğinde üçüncü kişilere ve avukatlara tevkil vermeye, verilen tevkilleri geri almaya ve kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen tüm işlemleri hiçbir ek yetkiye ihtiyaç bulunmaksızın yerine getirmeye yetkilidir.

        GENEL YETKİ HÜKÜMLERİ, KANUNİ ÖZEL YETKİLER VE GELECEKTEKİ MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİNİ KAPSAYAN HÜKÜMLER

        İşbu vekaletname ile verilen yetkiler örnek niteliğinde olmayıp sınırlayıcı da değildir Kanunların izin verdiği ölçüde mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm mevzuat kapsamında vekaletname ile yapılması mümkün olan her türlü hukuki, idari, mali, ticari, finansal, elektronik ve dijital işlemi ayrıca yeni bir yetkiye gerek bulunmaksızın yapmaya yetkilidir

        Türkiye Cumhuriyeti tarafından kurulmuş veya ileride kurulacak tüm kamu kurum ve kuruluşları, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, elektronik kamu sistemleri, dijital başvuru platformları, yapay zekâ destekli kamu hizmetleri, ulusal veri tabanları, elektronik siciller, kayıt sistemleri ve bunların yerine geçecek sistemler nezdinde başvuru yapmaya, işlem tesis etmeye, bilgi ve belge almaya, belge sunmaya, elektronik imza kullanmaya, elektronik onay vermeye, doğrulama yapmaya ve tüm işlemleri sonuçlandırmaya yetkilidir

        Kanunlarda avukata veya vekile açıkça özel yetki verilmesi gerektiği belirtilen mevcut veya ileride yürürlüğe girecek tüm hukuki işlemleri ayrıca bir vekaletname düzenlenmesine gerek kalmaksızın yapmaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, davayı kabul etmeye, hakem sözleşmesi yapmaya, tahkim yoluna başvurmaya, tahkimden vazgeçmeye, yemin teklif etmeye ve kabul etmeye, delilden vazgeçmeye, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talep etmeye veya bunlardan vazgeçmeye, konkordato ve iflas işlemlerini yürütmeye, yeniden yapılandırma sözleşmeleri yapmaya, alacaklardan vazgeçmeye veya kabul etmeye yetkilidir

        Adıma düzenlenmiş veya düzenlenecek tüm resmi ve özel belgeleri, ruhsatları, izinleri, lisansları, sertifikaları, kimlikleri, kartları, kayıtları, elektronik kayıtları, dijital kayıtları, güvenli elektronik doğrulama araçlarını, elektronik sertifikaları, elektronik mühürleri ve benzeri tüm belgeleri teslim almaya, yenilemeye, iptal ettirmeye, değiştirmeye ve kullanmaya yetkilidir

        Gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, yabancı devlet kurumları, uluslararası kuruluşlar, uluslararası mahkemeler, yabancı noterlikler, yabancı konsolosluklar, yabancı büyükelçilikler ve yabancı resmi makamlar nezdinde beni temsil etmeye, başvuruda bulunmaya, belge sunmaya, belge almaya, sözleşme imzalamaya ve Türkiye dışında yapılması gereken tüm hukuki ve idari işlemleri yürütmeye yetkilidir

        Kanunen izin verilen ölçüde kişisel verilerime, mali verilerime, ticari verilerime, elektronik kayıtlarıma, dijital kayıtlarıma, banka bilgilerime, tapu kayıtlarıma, vergi kayıtlarıma, sosyal güvenlik kayıtlarıma, nüfus kayıtlarıma, eğitim kayıtlarıma, sağlık kayıtlarıma, göç kayıtlarıma, giriş çıkış kayıtlarıma ve diğer tüm resmi kayıtlara erişmeye, bunların örneklerini almaya, düzelttirmeye, güncellettirmeye, silinmesini talep etmeye ve bunlarla ilgili her türlü başvuruyu yapmaya yetkilidir

        Kanunların izin verdiği ölçüde her türlü elektronik sözleşmeyi, uzaktan iletişim araçları ile kurulan sözleşmeleri, elektronik onay gerektiren işlemleri, dijital doğrulama gerektiren işlemleri ve güvenli elektronik imza ile yapılması mümkün olan tüm işlemleri gerçekleştirmeye yetkilidir

        Her türlü taşınır ve taşınmaz malvarlığımı yönetmeye, korumaya, geliştirmeye, değerlendirmeye, kiraya vermeye, kiralamaya, işletmeye, devretmeye, tasfiye etmeye, teminat göstermeye, rehin vermeye, ipotek tesis etmeye, ipotek kaldırmaya, hak tesis etmeye, haklardan vazgeçmeye ve malvarlığıma ilişkin kanunen mümkün olan tüm tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

        Kanunen mümkün olduğu ölçüde tarafıma ait tüm hakları kullanmaya, her türlü alacağımı talep etmeye, tahsil etmeye, dava etmeye, icra takibi yapmaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye, uzlaşmaya, ödeme almaya, ödeme yapmaya, makbuz vermeye ve almaya yetkilidir

        İşbu vekaletname kapsamında verilen yetkiler herhangi bir kurum, işlem veya mevzuat ile sınırlı olmayıp Türkiye Cumhuriyeti’nde veya yurt dışında yürürlükte bulunan ya da ileride yürürlüğe girecek mevzuat uyarınca vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri kapsar

        İşbu vekaletname kapsamındaki yetkilerin kullanılabilmesi için gerekli gördüğü hallerde birlikte veya ayrı ayrı hareket etmeye, başka avukatları veya üçüncü kişileri tevkil etmeye, tevkili kaldırmaya, yeniden tevkil vermeye, yardımcı personel görevlendirmeye, uzmanlardan hizmet almaya ve bu işlemlere ilişkin gerekli tüm belgeleri imzalamaya yetkilidir

        İşbu vekaletname, kanunen bizzat kişi tarafından yapılması zorunlu olan işlemler dışında, yürürlükte bulunan veya ileride yürürlüğe girecek mevzuat uyarınca vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri kapsayacak şekilde düzenlenmiş olup, burada sayılmamış olması nedeniyle herhangi bir yetkinin kullanılamayacağı şeklinde yorumlanamaz

        ÖZEL YETKİLER, TAZMİNAT, FİKRİ MÜLKİYET, VERİ, ULUSLARARASI İŞLEMLER VE TAM TEMSİL HÜKÜMLERİ

        Her türlü maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmaya, tazminat davaları açmaya, açılmış davaları takip etmeye, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye, tazminat bedellerini tahsil etmeye, makbuz vermeye, ödeme yapmaya ve almaya yetkilidir

        Her türlü alacağımı temlik etmeye, temlik almaya, alacak devri sözleşmeleri yapmaya, borç üstlenmeye, borç nakline onay vermeye, alacaklardan vazgeçmeye, yapılandırma sözleşmeleri imzalamaya, ödeme planları oluşturmaya, ibra sözleşmeleri düzenlemeye ve kanunen mümkün olan tüm tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

        Türk Patent ve Marka Kurumu, Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı, Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi ve diğer ulusal veya uluslararası fikri mülkiyet kuruluşları nezdinde marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, coğrafi işaret, telif hakkı, yazılım, alan adı ve diğer fikri ve sınai haklara ilişkin başvuruları yapmaya, tescil ettirmeye, devretmeye, lisans vermeye, lisans almaya, rehin vermeye, iptal ettirmeye, yenilemeye ve her türlü sözleşmeyi imzalamaya yetkilidir

        Her türlü ticari sır, kişisel veri, elektronik veri, dijital kayıt, bulut sistemi, elektronik posta hesabı, kurumsal hesap, elektronik platform, çevrim içi hizmet ve benzeri sistemlere ilişkin kanunen izin verilen başvuruları yapmaya, hesap oluşturmaya, hesap kapatmaya, bilgi ve belge almaya, düzeltme talep etmeye ve gerekli sözleşmeleri imzalamaya yetkilidir

        Türkiye Cumhuriyeti dışında bulunan resmi makamlar, yabancı mahkemeler, yabancı noterlikler, yabancı tapu sicilleri, yabancı ticaret sicilleri, yabancı bankalar, uluslararası tahkim merkezleri, uluslararası kuruluşlar ve yabancı kamu kurumları nezdinde beni temsil etmeye, başvuruda bulunmaya, belge almaya ve vermeye, sözleşme imzalamaya, apostil, tasdik, legalizasyon ve tanıma işlemlerini yaptırmaya yetkilidir

        Her türlü izin, ruhsat, lisans, faaliyet belgesi, uygunluk belgesi, yeterlilik belgesi, çalışma belgesi, yatırım teşvik belgesi, kapasite raporu, ekspertiz raporu, değerleme raporu ve benzeri tüm belgeleri almaya, yenilemeye, değiştirmeye ve iptal ettirmeye yetkilidir

        Kanunen mümkün olduğu ölçüde her türlü bağış yapmaya ve kabul etmeye, hibeleri kabul etmeye, yardım programlarına başvurmaya, teşviklerden yararlanmaya, devlet destekleri, hibe programları, yatırım teşvikleri ve kredi desteklerine başvurmaya, gerekli taahhütleri vermeye ve belgeleri imzalamaya yetkilidir

        Her türlü sigorta poliçesini düzenlemeye, yaptırmaya, yenilemeye, iptal ettirmeye, hasar ihbarında bulunmaya, ekspertiz işlemlerini yürütmeye, tazminatları tahsil etmeye, sigorta şirketleri ile sulh olmaya ve ibra etmeye yetkilidir

        Tarafıma ait her türlü taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak, elektronik varlık, dijital varlık, fikri mülkiyet hakkı ve diğer malvarlığı değerlerini yönetmeye, korumaya, değerlendirmeye, işletmeye, devretmeye ve bunlara ilişkin tüm hukuki işlemleri yapmaya yetkilidir

        Kanunen izin verilen ölçüde yapay zekâ destekli sistemler, elektronik karar sistemleri, uzaktan kimlik doğrulama sistemleri, biyometrik doğrulama gerektirmeyen elektronik doğrulama sistemleri ve ileride kurulacak tüm dijital kamu veya özel sektör platformlarında adıma işlem yapmaya, elektronik başvuruları tamamlamaya, belgeleri yüklemeye ve indirmeye, elektronik sözleşmeleri onaylamaya ve gerekli tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        Her türlü resmi ve özel kurum tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri sunmaya, eksiklikleri tamamlamaya, açıklama yapmaya, taahhüt vermeye, muvafakat vermeye, gerektiğinde geri almaya, düzeltmeye ve yenilemeye yetkilidir

        Kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen tüm işlemleri, burada açıkça yazılmış olsun veya olmasın, mevcut mevzuat ile gelecekte yürürlüğe girecek mevzuat hükümleri kapsamında ayrıca yeni bir vekaletname düzenlenmesine gerek bulunmaksızın yerine getirmeye, kanunen bizzat yapılması zorunlu işlemler dışında tarafıma ait bütün hukuki, mali, ticari, idari ve şahsi hakları kullanmaya, korumaya, devretmeye, takip etmeye ve sonuçlandırmaya tam yetkilidir.

        ÖZEL KANUNLAR KAPSAMINDAKİ YETKİLER

        4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 2644 sayılı Tapu Kanunu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve yürürlükte bulunan veya ileride yürürlüğe girecek tüm kanunlar kapsamında vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri yapmaya yetkilidir

        Her türlü ruhsatı, lisansı, izin belgesini, faaliyet belgesini, uygunluk belgesini, kapasite raporunu, ekspertiz raporunu, değerleme raporunu, uygunluk yazısını, resmi yazıyı, kayıt belgesini, sicil kaydını ve kanunen alınabilecek tüm resmi belgeleri talep etmeye, teslim almaya, yenilemeye, değiştirmeye ve iptal ettirmeye yetkilidir

        Her türlü elektronik veri tabanına erişmeye, sorgulama yapmaya, resmi kayıtları incelemeye, elektronik kayıt örneği almaya, kayıtların düzeltilmesini istemeye, kayıtların silinmesini veya güncellenmesini talep etmeye, elektronik ortamda oluşturulan tüm resmi belgeleri teslim almaya yetkilidir

        Her türlü ihale, doğrudan temin, kamu alımı, kamu satışı, elektronik ihale, açık artırma, artırma, eksiltme, satış ve kiralama işlemlerine katılmaya, teklif vermeye, teklif geri çekmeye, teminat yatırmaya, teminat almaya, sözleşme imzalamaya, sözleşmeyi feshetmeye ve sonuçlandırmaya yetkilidir

        Kamu kurumları, belediyeler, il özel idareleri, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, meslek odaları, birlikler, vakıflar, dernekler, kooperatifler, organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, serbest bölgeler, yatırım ofisleri ve diğer tüm resmi veya özel kuruluşlar nezdinde her türlü işlemi yapmaya yetkilidir

        Her türlü izin, muvafakat, onay, kabul, ret, vazgeçme, taahhüt, garanti, kefalet, teminat, muvafakatname ve benzeri hukuki irade açıklamalarını yapmaya ve bunları imzalamaya yetkilidir

        Her türlü elektronik imza, güvenli elektronik imza, mobil imza, elektronik mühür, elektronik sertifika, dijital kimlik doğrulama sistemi, elektronik doğrulama aracı ve benzeri teknolojik sistemleri kullanmaya, yenilemeye, iptal ettirmeye ve bunlarla işlem yapmaya yetkilidir

        Tarafıma ait tüm posta gönderilerini, uluslararası gönderileri, noter tebligatlarını, elektronik tebligatları, mahkeme tebligatlarını, idari tebligatları, gümrük gönderilerini, kargoları ve resmi yazıları teslim almaya, teslim etmeye, reddetmeye ve bunlara ilişkin tüm işlemleri yapmaya yetkilidir

        Her türlü arabuluculuk, uzlaştırma, tahkim, müzakere, ticari müzakere, idari uzlaşma, vergi uzlaşması, sigorta uzlaşması ve benzeri uyuşmazlık çözüm yollarında tarafımı temsil etmeye, anlaşma belgelerini imzalamaya, sulh olmaya, ibra etmeye, feragat etmeye, kabul etmeye ve uzlaşma bedellerini tahsil etmeye yetkilidir

        Tarafıma ait her türlü hak, alacak, fikri hak, sınai hak, dijital hak, elektronik hak, yatırım hakkı, lisans hakkı, kullanım hakkı, kira hakkı, intifa hakkı, ayni hak ve şahsi hak üzerinde kanunen mümkün olan bütün tasarruf işlemlerini yapmaya yetkilidir

        Her türlü resmi veya özel denetim, inceleme, araştırma, soruşturma, ön inceleme, disiplin işlemi, idari inceleme ve benzeri süreçlerde beni temsil etmeye, savunma vermeye, açıklama yapmaya, belge sunmaya ve kararları teslim almaya yetkilidir

        Kanunen mümkün olduğu ölçüde her türlü elektronik arşive, dijital dosyaya, elektronik sicile, veri tabanına, çevrim içi sisteme ve ileride oluşturulacak kamu veya özel sektör bilgi sistemlerine erişmeye, işlem yapmaya ve sonuç almaya yetkilidir

        Mevcut mevzuatta yer almayan ancak ileride yürürlüğe girecek kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, yönetmelik, tebliğ, genelge veya diğer düzenleyici işlemler ile oluşturulacak yeni hak, başvuru usulü, elektronik sistem veya idari uygulamalar kapsamında vekaletname ile yapılmasına izin verilen bütün işlemleri ayrıca yeni bir vekaletname düzenlenmesine gerek bulunmaksızın yapmaya yetkilidir

        İşbu vekaletnamede sayılan yetkiler sınırlayıcı olmayıp açıklayıcı niteliktedir Kanunen vekaletname ile yapılmasına izin verilen ve burada açıkça düzenlenmemiş bulunan bütün hukuki, idari, mali, ticari ve şahsi işlemleri de tarafım adına yapmaya, gerekli gördüğü her türlü belgeyi düzenlemeye ve imzalamaya, başvuruda bulunmaya, takip etmeye ve sonuçlandırmaya tam yetkilidir