Etiket: murat can dolgun

  • Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    17 Ekim 2026 | Aile Hukuku – Mal Rejimleri – Şirketler Hukuku

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma: Tek Ortaklı Şirket, Gizlenen Birikimler, Katılma Alacağı, İhtiyati Tedbir ve Haciz (2026)

    Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    Özet: Eşin tek ortaklı şirketinde para ve taşınmaz bulundurması mal rejimi tasfiyesinde nasıl değerlendirilir? Kusurlu eşin şahsi adına hiçbir varlık görünmemesi, katılma alacağını ortadan kaldırır mı? Şirket payları, temettüler, ortak cari hesapları, kişisel harcamalar, dağıtılmayan karlar, mal kaçırma iddiası, mal ayrılığı sözleşmesi, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil toplama yöntemleri; güncel mevzuat, Yargıtay kararları ve akademik eserler ışığında incelenmektedir.

    1. Boşanmada tek ortaklı şirketin hukuki konumu

    Boşanma uyuşmazlıklarında sık rastlanan bir yapı, eşlerden birinin tek pay sahibi ve yönetici olduğu bir limited veya anonim şirket üzerinden bütün gelirlerini, yatırımlarını ve yüksek tutarlı harcamalarını gerçekleştirmesidir. Ticaret sicilinde eşin adına yalnız şirket payı görünür; taşınmaz, araç, mevduat ve ticari yatırımlar ise şirketin kayıtlarındadır. Böyle bir görünüm tek başına hukuka aykırılık veya mal kaçırma ispatı değildir. Bununla birlikte özellikle kişisel malvarlığının bilinçli olarak boşaltılması, şirket hesaplarının kişisel cüzdan gibi kullanılması ve olası katılma alacağının tahsilinin güçleştirilmesi iddiaları bakımından ayrıntılı incelemeyi gerektirebilir.

    Temel ayrım: Şirketin taşınmazı, aracı ve banka hesabı şirketin mülkiyetindedir. Eşin malvarlığına giren unsur kural olarak şirket payı, paya bağlı mali haklar, şirketten doğmuş gerçek alacakları, elde ettiği ücret veya kar payı olabilir. Tek ortaklı şirketlerde de bu ayrım geçerlidir; ortak sayısının bir olması tüzel kişiliği kaldırmaz (TTK m. 125, 573-574).

    Dolayısıyla “şirkette 50 milyon TL var, bunun 25 milyonu eşime ait” ifadesi hukuki bir hesaplama değildir. İlk aşamada paranın şirkete ait olduğunun, payın kime ve hangi sebeple ait olduğunun, şirketin borçlarının ve payın net değerinin tespiti gerekir. [1], [2], [3]

    2. Kusurlu eşin şirketinde biriken para: kusur katılma alacağını etkiler mi?

    Boşanmada kusur, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat ile boşanmanın diğer sonuçları bakımından önem taşır. Ancak mal rejimi tasfiyesi öncelikle malın hangi rejime tabi olduğunu, hangi tarihte ve hangi kaynaktan edinildiğini araştırır. Bu nedenle sadakatsizlik, hakaret, psikolojik şiddet veya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur, kendiliğinden şirketin yarısının karşı tarafa verilmesi sonucunu doğurmaz.

    TMK m. 236/2, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde kusurlu eşin diğer eşin artık değerindeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması ya da kaldırılması olanağını öngören özel bir düzenlemedir. Bu istisna, her ağır kusur halinde otomatik uygulanmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.05.2026 tarihli E. 2025/7106, K. 2026/5270 sayılı kararında zina nedeniyle boşanma mevcut olmasına rağmen, kusur dereceleri, evlilik süresi ve sosyoekonomik koşullar değerlendirilmeden payın bütünüyle kaldırılması isabetsiz bulunmuştur. [4], [5]

    Sonuç: Kusur, tazminat davasının; şirkette biriken ekonomik değer ise mal rejimi tasfiyesinin ayrı hukuki sorularıdır. Aynı dosyada birlikte tartışılabilseler de hesapları ve ispat konuları birbirine karıştırılmamalıdır.

    3. Şirket payı edinilmiş mal mı, kişisel mal mı?

    3.1. Evlilik sırasında bedel karşılığında edinilen pay

    Edinilmiş mallara katılma rejimi sürerken çalışma karşılığı gelir veya edinilmiş birikimle kurulan veya satın alınan şirket payı, aksi kanıtlanmadıkça edinilmiş mal kabul edilir. Şirket kuruluşundaki nominal sermaye ile tasfiye sırasındaki payın gerçek ekonomik değeri aynı değildir. Dava konusu, payın ticari gerçekliği yansıtan değeridir; şirketin bütün aktifleri değil.

    3.2. Evlilikten önce var olan veya mirasla edinilen pay

    Evlilikten önce edinilen ya da miras veya karşılıksız kazandırmayla elde edilen pay kural olarak kişisel maldır (TMK m. 220). Ne var ki kişisel malın geliri, aksine geçerli sözleşme yoksa edinilmiş maldır (TMK m. 219/4). Şirketin ortaklık payı kişisel mal olsa bile evlilik boyunca ortağa ödenen temettü, ücret, fiili gelir ve bunların yerine geçen birikimler incelenir.

    3.3. Kişisel mal ile edinilmiş malın karışması

    Şirket evlenmeden önce kurulmuş olabilir; sonradan edinilmiş kaynaklarla sermaye artırımı, başka ortağın payını edinme veya şirket varlığını büyütme gerçekleşebilir. Bu durumda tek bir “pay kişiseldir” ya da “şirket edinilmiştir” cevabı her zaman yeterli olmaz. Para akışının kaynağı, sermaye işlemleri, bedel ödeme belgeleri ve denkleştirme iddiaları birlikte incelenmelidir. Katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme müesseseleri farklı koşullara tabidir. [1], [6], [7]

    4. Şirketin banka hesabındaki para ve dağıtılmamış kar nasıl değerlendirilir?

    Şirket hesabındaki para sırf tek ortak bulunması nedeniyle ortağın şahsi mevduatı sayılamaz. Şirketin ticari sermayesi; mal ve hizmet bedelleri, tedarikçi borçları, çalışan alacakları, vergi yükümlülükleri ve işletme sermayesi ihtiyacıyla birlikte değerlendirilir. Buna karşılık kârın dağıtılmayıp şirket içinde tutulması, eşin payının değerini veya payına bağlı ekonomik hakları etkileyebilir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli ve Adalet Bakanlığının resmi içtihat sisteminde yayımlanan kararında, evlenmeden önce edinilmiş şirket hissesi kişisel mal olsa da evlilik süresindeki kar payı geliri yönünden araştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir. İnceleme yalnız “kar dağıtım kararı var mı?” sorusuyla sınırlandırılmamalıdır: karın ödenip ödenmediği, ödenmişse varlığını koruyup korumadığı veya yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği, dağıtılmamışsa şirkete yeniden yatırımda kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır. Aynı doğrultuda 20.10.2021 tarihli bir Yargıtay kararında yalnız özsermaye artışına dayalı yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesi eleştirilmiştir. [8], [9]

    Çifte hesaplama yasağına dikkat: Evlilik dönemi karları şirketin pay değerine zaten yansımışsa, aynı ekonomik artışın hem hisse değerinde hem bağımsız kar alacağında mükerrer biçimde hesaba katılması önlenmelidir. Dağıtılabilir kar, yasal yedekler, nakit akışları, yatırım kaynakları ve şirketin borçları bilirkişice birlikte ele alınmalıdır. Bu hesaplama her somut dosyada farklı olabilir.

    5. Bütün kişisel harcamaların şirket üzerinden yapılması neyi gösterir?

    Şirket kredi kartıyla aile tatili, özel eğitim, konut kirası, market alışverişi, lüks tüketim, özel araç, seyahat veya şahsi gayrimenkul bedellerinin karşılanması tek başına bütün ödemelerin edinilmiş mal olduğu anlamına gelmez. Ancak gerçek gelir ve yaşam standardının ortaya konması, kişisel yararlanmanın tespiti, mali tabloların güvenilirliğinin sorgulanması ve şirket ile ortak arasındaki finansal ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından önemli göstergelerdir.

    İncelemede şirketin muhasebe kayıtlarında bu ödemelerin “gider”, “ortaklardan alacak”, “ücret”, “kar dağıtımı”, “avans”, “borç” veya başka bir kalem olarak gösterilip gösterilmediğine bakılır. Özellikle 131-Ortaklardan Alacaklar, 331-Ortaklara Borçlar gibi hesaplar (kullanılıyorsa), ortak cari hareketleri, bordro, genel kurul kararları, e-fatura/e-arşiv belgeleri ve banka ekstreleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu hesap kodları hukuki niteliği tek başına belirlemez; muhasebeleştirme gerçeği denetlenmelidir.

    Fiili yaşam standardı ile resmi kişisel gelir arasında büyük uçurum bulunması, nafaka veya TMK m. 174 tazminat taleplerinin ekonomik durum değerlendirmesi bakımından da anlamlı olabilir. Ancak mahkeme, yalnız lüks yaşam iddiasından hareketle şirketin aktiflerini doğrudan diğer eşe ait sayamaz.

    6. Şirket üzerinden mal kaçırma hangi işlemlerle gündeme gelir?

    “Mal kaçırma” uygulamada tek tip bir hukuki işlem değildir; muvazaa, katılma alacağını azaltma kastıyla devir, karşılıksız kazandırma, ortağın şahsi parasını görünmez kılma, şirketin kötüye kullanılması veya şirket payının değerini yapay şekilde düşürme gibi farklı olgularla karşılaşılabilir. Her işlem için farklı hukuki neden, taraf ve delil gereklidir.

    • Pay devri: Boşanma öncesinde şirket hisselerinin akraba, çalışan veya yakın kişiye rayicin çok altında ya da bedelsiz devri.
    • Ortak cari hesabı hareketi: Eşe ait edinilmiş paranın şirkete gerçek ekonomik sebep olmadan aktarılması; sahici borç olup olmadığının araştırılması.
    • Görünürde şirket borcu: Dayanağı bulunmayan borç senetleri, ilişkili taraf faturaları veya muhasebe kayıtlarıyla pay değerinin düşürülmesi iddiası.
    • İlişkili şirkete aktarım: Mal, müşteri portföyü, marka, iş makinesi veya ticari faaliyetin farklı bir şirkete düşük bedelle kaydırılması.
    • Dağıtılmayan kar: Şirketin gerçek yatırım veya işletme ihtiyacının ötesinde, pay geliri üzerinde diğer eşin hakkını etkisizleştirme amacı taşıdığı ileri sürülen işlemler.
    • Şirkete ait görünüm altında şahsi kullanım: Şahsi olarak finanse edilen taşınmazın görünürde şirket adına alınması iddiası; gerçek finansman ve mülkiyetin yargılama yoluyla açıklığa kavuşturulması.

    Bu olgular tek başlarına kesin muvazaa karinesi değildir. Olağan ticari gerekçe, gerçek karşı edim, şirketin bağımsız ekonomik yararı, işlemin zamanı ve para transferlerinin izlenebilirliği önem taşır. [10], [11], [12]

    7. TMK m. 229: Şirket payını veya parayı kaçıran eşe karşı eklenecek değer

    TMK m. 229, mal rejimi tasfiyesinde birtakım ekonomik değerlerin fiilen elde bulunmasalar bile hesaplamaya eklenmesine imkan sağlar. İki ayrı kategori vardır: (i) mal rejiminin bitiminden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ve (ii) mal rejimi boyunca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler. İkinci ihtimal yalnız son bir yıla bağlı değildir.

    Şirket payının görünüşte satılması, eşe ait kişisel paranın karşılıksız olarak şirkete geçirilmesi veya ilişkili kişilere değer aktarılması bazı somut koşullarda bu incelemeyi gerektirebilir. Bununla birlikte şirkete yapılan her sermaye katkısı bir kayıp değildir: karşılığında payın gerçek değeri artmışsa ekonomik sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

    2026 örneği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.01.2026 tarihli E. 2025/435, K. 2026/795 sayılı kararında, taşınmaz payının önce üçüncü kişiye, altı ay sonra davalı eşin babasına devredilmesi, dosyadaki geçimsizlik ve yaşamın olağan akışı kapsamında incelenmiş ve devredilen payın eklenecek değer kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar doğrudan şirket payına ilişkin değildir; fakat katılma alacağını azaltma kastının somut olaylardan nasıl çıkarılabileceğine örnektir. [13]

    Eklenen değer, devrin otomatik olarak iptal edilmesi demek değildir. Değer, tasfiye hesabına dahil edilir; üçüncü kişiye karşı ileri sürülecek özel istemlerin ayrıca koşulları vardır. [10], [11]

    8. Üçüncü kişiden talep: TMK m. 241 şirket için doğrudan sorumluluk oluşturur mu?

    TMK m. 241 uyarınca, tasfiyede borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa, hesapta dikkate alınması gereken karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişiler hakkında eksik kalan miktarla sınırlı istem gündeme gelebilir. Bu hak, ihlalin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürelerle sınırlanmıştır.

    Bu düzenleme “eşin ortağı olduğu şirket otomatik olarak bütün katılma alacağından sorumludur” şeklinde okunamaz. Şirketin ayrı tüzel kişiliği, yararlanmanın niteliği, uygun dava sebebi, taraf teşkili ve mahkemenin inceleme alanı önemlidir. Özellikle Yargıtayın 04.02.2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı, sırf hissedarlık nedeniyle şirket mallarına ihtiyati tedbir konulmasının TMK m. 229 üzerinden de meşrulaştırılamayacağını açıklamıştır. [2], [3]

    9. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve tek ortaklı şirket

    Ticaret şirketinin ayrı tüzel kişiliğinin kötüye kullanıldığı ileri sürülüyorsa, olağan mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir hukuki tartışma olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, muvazaa, dürüstlük kuralına aykırılık veya somut sorumluluk sebepleri değerlendirilebilir. Türk hukuk öğretisinde malvarlıklarının karışması, yetersiz özkaynak ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması gibi durumlar incelenir. Ancak bu doktrin istisnaidir ve yalnız tek ortaklı olma olgusundan sonuç çıkarılamaz.

    Örneğin ortak, şirketin ayrı hesaplarını tutmuyor; şirket kasasıyla düzenli şahsi alışveriş yapıyor; şirket dışındaki borçlardan kurtulmak için gerçekte kendisine ait ekonomik varlıkları şirket katmanında gizliyorsa, delillerin niteliğine göre ayrı davalar ve ticaret hukuku iddiaları gündeme gelebilir. Fakat aile mahkemesinden, sırf boşanma davasının tarafı şirketin ortağı olduğu için şirketin bütün varlıklarına tedbir konulmasını istemek, 2025 içtihadıyla bağdaşmaz. [12], [14], [15]

    10. Yargıtay 2. HD 04.02.2025: Şirketin araçlarına ve taşınmazlarına tedbir konulamaz

    E. 2025/49, K. 2025/923, 04.02.2025. Bölge adliye mahkemelerinin farklı uygulamalarından kaynaklanan içtihat uyuşmazlığında Yargıtay, şirketin mülkiyetindeki taşınmaz ve araçların, ortak eşin mal rejimi tasfiyesi davasının uyuşmazlık konusu olmadığını vurgulamıştır. Dosyanın olayında şirketin çok sayıda taşınmazı ve aracı üzerinde tedbir kurulması tartışılmıştır.

    Kararın hukuki dayanakları arasında HMK m. 389’un uyuşmazlık konusu sınırlaması, TTK m. 125’in tüzel kişilik ilkesi, TTK m. 133’ün ortağın kişisel alacaklılarına ilişkin düzenlemeleri ve İİK’nın haciz hükümleri bulunmaktadır. İlgili dava bakımından korunmaya çalışılan değer; eşin şirket hisseleri ile paya bağlı malvarlıksal haklarıdır. Şirketin kendi adına kayıtlı varlıkları ise ayrı tüzel kişiye aittir. [2], [3]

    Önemli sınır: Bu karar, geçerli başka bir hukuki sebebe dayanan ve şirketin bizzat taraf olduğu bağımsız bir uyuşmazlıkta hiçbir tedbir verilemeyeceği anlamına gelmez. Kararın belirlediği sınır, sırf eşin ortak olması nedeniyle açılan mal rejimi tasfiyesi davasındaki tedbirdir.

    11. Hangi malvarlığı üzerinde tedbir veya haciz istenebilir?

    Mal veya hak Hukuki sahip Öncelikle tartışılabilecek yol
    Eşin limited/anonim şirket payı Eş Somut uyuşmazlık ve HMK 389 şartları varsa pay devrini sınırlayan ihtiyati tedbir; para alacağı koşulları oluşursa payın ihtiyati haczi
    Eşin şirketten doğmuş, gerçek ve belirli alacağı Eşin şirkete karşı şahsi alacağı Hukuki niteliğine göre alacağın tespiti ve alacak/hak üzerinde uygun koruma veya haciz
    Dağıtılmasına karar verilmiş kar payı Karar ve alacak doğum koşullarına göre eşin hakkı Pay sahibinin alacağının korunması; üçüncü kişi konumundaki şirketle ilişki gözetilerek
    Şirket adına tapulu taşınmaz ve araç Şirket Yalnız eşin mal rejimi davası nedeniyle doğrudan tedbir kural olarak mümkün değil (2025 Yargıtay kararı)
    Şirketin bankadaki mevduatı Şirket Şirketin parası ortak eşe aitmiş gibi otomatik bloke edilemez
    Eşin kişisel banka hesabı ve taşınmazı Eş Hak ve istemin niteliğine göre HMK, TMK veya İİK kaynaklı uygun koruma
    Eşin doğrudan sahibi olduğu şahıs işletmesi aktifleri İşletmenin türüne göre gerçek kişi olabilir Ayrı tüzel kişilik olup olmadığı önce saptanır; tek kişi sermaye şirketiyle karıştırılmamalıdır

    Koruma kararı malvarlığının tamamı üzerine otomatik konulmaz; talep, yaklaşık ispat, risk, orantılılık ve üçüncü kişilerin hakları değerlendirilir.

    12. HMK m. 389: Şirket payına ihtiyati tedbir hangi koşullarla konulabilir?

    İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu hakkın yargılama sırasında el değiştirmesi veya zarara uğraması riskine karşı geçici hukuki korumadır. HMK m. 389-390 uyarınca mevcut durumun değişmesinin hakkın elde edilmesini ciddi biçimde zorlaştırması, imkansızlaştırması veya gecikmenin ciddi zarar doğurması tehlikesi ve yaklaşık ispat aranır. Mahkeme, talep edilmeyen veya somutlaştırılmayan genel bir malvarlığı dondurma mekanizması gibi çalışmaz.

    Pay devrinin önlenmesi, uyuşmazlığın merkezindeki somut şirket payı üzerinde ilgili kurumlara bildirim yapılması veya paya ilişkin belirlenmiş bir tasarrufun sınırlandırılması gibi talepler düşünülebilir. Şirketin faaliyetini, çalışanlarını ve üçüncü kişi alacaklılarını gereksiz yere kilitleyecek kapsamda tedbirler ise ölçülülük sorununa yol açar.

    HMK m. 390/2 gereğince hakların derhal korunmasının zorunlu olduğu hallerde karşı taraf dinlenmeden karar verilebilir; ancak bu durum otomatik kabul sebebi değildir. Dava öncesi ve sonrası yetkili mahkeme, teminat ve tedbirin uygulanması için kanuni süreler ayrıca dikkate alınmalıdır. [2], [16]

    13. TMK m. 199: Ailenin ekonomik varlığını koruyan tasarruf sınırlaması

    TMK m. 199, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla belirli malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufun diğer eşin rızasına bağlanmasına imkan verir. Bu yol, boşanma davasında gelecekte doğacağı varsayılan her para alacağının sınırsız güvencesi değildir; aile birliğine ilişkin korunma ihtiyacı ve ölçülülük gösterilmelidir.

    Özellikle doğrudan eşe ait bir pay, taşınmaz veya malvarlığı değeri söz konusuysa bu düzenleme değerlendirilebilir. Ancak TMK m. 199, şirketin tüzel kişiliğini ortadan kaldırıp şirket adına kayıtlı bütün araç ve taşınmazların eşe ait kabul edilmesini sağlamaz. Aile konutu şerhi (TMK m. 194), TMK m. 199 tasarruf sınırlaması ve HMK ihtiyati tedbiri amaç ve koşulları bakımından ayrı araçlardır. [1], [17]

    14. İhtiyati haciz (İİK m. 257): Katılma alacağı henüz belirlenmemişse ne olur?

    İhtiyati haciz esasen para alacağını korur. İİK m. 257 bakımından rehinle temin edilmemiş, vadesi gelmiş bir para alacağı genel kuraldır. Vadesi gelmemiş alacak bakımından ancak kanunda belirtilen özel durumlarda (örneğin borçlunun belirli yerleşim yerinin bulunmaması ya da alacaklının haklarını ihlal etmeye dönük belirli kaçırma/hileli işlem koşulları) bu yola gidilebilir.

    Katılma alacağının tasfiye hesabıyla ortaya çıkarılması ve muacceliyeti ayrı bir teknik meseledir. Boşanma davasının açılması, tek başına tüm gelecekteki mal rejimi alacakları için kesin tutarlı ve muaccel para alacağı yaratmaz. Bu nedenle “şirketin milyonlarca lirası var, derhal ihtiyati haciz koyulsun” yaklaşımı hem borçlunun kimliği hem de alacağın hukuki niteliği yönünden başarısız olabilir.

    Somut dosyada para alacağı, muacceliyet veya İİK m. 257/2 koşulları yeterince yaklaşık ispat edilmişse, eşe ait paylar, mevcut kişisel varlıklar ve şirkete karşı kişisel alacaklar bakımından haciz düşünülebilir. Ancak şirketin ayrı malvarlığı eşin şahsi borcu için kendiliğinden haczedilemez. TTK m. 133, ortağın kişisel alacaklısının pay, kar veya tasfiye payı ve diğer ortak alacaklarından tahsilini düzenler. İİK m. 259 teminatı ve m. 261 ve 264’teki takip süreleri ayrıca gözetilmelidir. [2], [18]

    15. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, TMK 199 ve TMK 229 karşılaştırması

    Yol Hedef Temel soru Sınır
    HMK 389 ihtiyati tedbir Uyuşmazlık konusu hakkın korunması Hak el değiştirirse veya değişirse ciddi risk var mı? Dava konusu ve ölçülülük; üçüncü kişi şirket malları
    İİK 257 ihtiyati haciz Para alacağının tahsilini güvencelemek Alacak ve haciz sebebi kanuna uygun ve yaklaşık ispatlı mı? Para alacağı şartları, gerçek borçlu, teminat ve takip süreleri
    TMK 199 tasarruf sınırlaması Ailenin ekonomik varlığının korunması Evlilik birliği kaynaklı mali koruma ihtiyacı var mı? Belirli eş malvarlığı ve gerekli ölçü
    TMK 229 eklenecek değer Katılma alacağını hesaplama Karşılıksız kazandırma veya hakkı azaltma kastıyla devir var mı? Değer hesabıdır, kendiliğinden haciz veya mülkiyet aktarımı değil
    TMK 241 üçüncü kişi talebi Belirli karşılıksız kazandırmadan eksik alacağın tamamlanması Borçlu eşin malvarlığı yetersiz ve yasal şartlar oluşmuş mu? Yararlanıcı, eksik miktar, hak düşürücü süreler

    Yalnız “mal kaçırma şüphesi” demek yerine, hangi değerin hangi hukuki yolla ve hangi delillerle korunacağı gösterilmelidir.

    16. İspat planı: Şirket hesaplarından gerçek ekonomik duruma nasıl ulaşılır?

    Hukuka uygun delil toplama; şirket payının değeri, ortakla şirketin para ilişkisi, işlemlerin zamanı ve karşılığı hakkında birbirini doğrulayan kaynaklara dayanmalıdır. Aşağıdaki kaynaklar otomatik olarak sınırsız erişime açık değildir; ilgili, belirli ve ölçülü mahkeme müzekkereleri, ibraz yükümlülüğü, bilirkişi veya keşif yoluyla elde edilmesi gerekir.

    Kaynak İspat konusu Tipik talep
    Ticaret Sicili / MERSİS Kuruluş tarihi, ortaklar, pay değişimleri, sermaye artırımı Tescil dosyası, ana sözleşme, tarihsel ortaklık bilgileri
    Pay defteri ve genel kurul kararları Devir, kar dağıtımı, yedekler, tek ortak kararları Uyuşmazlık dönemi karar ve kayıtlarının ibrazı
    Bilanço / gelir tablosu / mizan Pay değeri, karlılık, borçlar, ilişkili işlemler İlgili yılların denetimli/kayda dayalı tabloları
    131 / 331 ortak cari hesapları Ortağa verilen paralar veya ortağın şirkete alacağı Yevmiye kayıtları, dekont ve sözleşme ile mutabakat
    Bankalar Şirket-ortak transferleri, açıklamalar ve para akışı Belirli dönem ve hesaplara ilişkin mahkeme celbi
    Tapu / TAKBİS, trafik tescil Şirket veya eş adına varlık tarihi ve devirler Hedeflenmiş kayıt, işlem ve bedel incelemesi
    Vergi / e-fatura / e-defter İşlem gerçekliği ve şirket gideri olarak yazılan ödemeler Uygun mahkeme veya bilirkişi incelemesi
    İlişkili şirket kayıtları Devir ilişkisi, emsalden farklı bedel, organik bağ Somut bağlantısı açıklanan işlem belgeleri
    SGK / bordro / ücret kayıtları Resmi ücret ve şahsi gelir Yıllar itibarıyla gelir karşılaştırması
    Bağımsız değerleme / sektör verileri İşletme değeri ve gerçek pay değeri Finansal ve sektörel bilirkişi raporu

    Delilin hukuka uygunluğu: Eşin haberi olmadan banka şifresine girme, ticari sır niteliğindeki kayıtları hukuka aykırı yöntemle ele geçirme veya gizlice hesap boşaltma önerilemez. Uyuşmazlıkla ilgisi bulunan kayıtlar mahkeme aracılığıyla istenmeli; gizlilik ve üçüncü kişilerin kişisel verileri korunmalıdır.

    17. Şirket payı nasıl değerlenir? Nominal sermaye, bilanço ve gerçek değer

    Şirketin ticaret sicilinde yazılı sermayesi tek başına şirket payının gerçek değerini göstermez. Şirketin defter değeri de her olayda sürüm değeri değildir. Bilirkişi heyetinin işe uygun olarak mali müşavir/bağımsız denetçi, şirket değerleme uzmanı ve gerektiğinde sektör uzmanından oluşması gerekebilir.

    17.1. İncelenebilecek yöntemler

    • Net aktif değer: Gerçek değerine getirilen varlıklardan gerçek borçların ve diğer yükümlülüklerin düşülmesi.
    • İndirgenmiş nakit akımları: Sürdürülebilir gelecekteki nakit akımlarının makul risk ve iskonto varsayımlarıyla bugüne getirilmesi.
    • Piyasa/emsal yaklaşımı: Karşılaştırılabilir şirket ve işlem verileriyle değer kontrolü.
    • Kazanç yaklaşımı: Normalleştirilmiş faaliyet karı, ilişkili kişi işlemleri ve sürdürülebilirliğin incelenmesi.

    Uygun yöntem, şirketin sektörüne, büyüklüğüne, bilançosuna ve erişilebilir delillere bağlıdır. Tek yönteme, örneğin yalnız vergi bilançosuna, bağlanmak gerçeği yansıtmayabilir. Şirketin alacakları tahsil edilebilir mi; varlıklar rehinli mi; ortakla yapılan borçlar gerçek mi; şirket faaliyetinin sürmesi için nakit zorunlu mu soruları cevaplandırılmalıdır.

    17.2. Değerleme tarihi

    TMK m. 225 uyarınca boşanma kararı verilmesi halinde mal rejiminin sona erme anı kural olarak boşanma davasının açıldığı tarihtir. Ancak TMK m. 235/1’e göre sona erme anında mevcut edinilmiş değerlerin tasfiye anındaki sürüm değerleri hesaba katılır. Eklenecek değerlerde ise m. 235/2’deki özel değerlendirme kuralı gözetilir. Pay değerlemesinde dönemlerin ve sonradan oluşan gerçek yeni faaliyet kazanımlarının birbirinden ayrılması gerektiği için uzman raporunda tarihler açıkça açıklanmalıdır. [1], [6], [9]

    18. Açıklayıcı örnekler: Katılma alacağı şirket üzerinden nasıl hesaplanır?

    Örnek A: Evlilik sırasında edinilmiş tek ortaklı şirket

    Varsayım: Şirketin düzeltilmiş varlıklarının değeri 40 milyon TL, gerçek borç ve yükümlülükleri 16 milyon TL, bu yöntemle bulunan net işletme/özsermaye değeri 24 milyon TL olsun. Şirketin tamamına ilişkin payın edinilmiş mal olduğu, kişisel mal katkısı ve başka denkleştirme olmadığı varsayılırsa hesaplama yalnız açıklama amacıyla 24 milyon TL artık değer ve diğer eş lehine 12 milyon TL katılma alacağı örneği verir. Gerçek davada ticari değerleme, karşılıklı alacaklar, diğer edinilmiş mallar, vergisel etkiler ve borçlar sonucu değiştirebilir. Ayrıca bu hesap şirket kasasından doğrudan 12 milyon TL çekilebileceği anlamına gelmez; alacak kural olarak borçlu eşe yöneliktir.

    Örnek B: Şirket payı evlilikten önce edinilmiş

    Şirketin payı evlilikten önce edinilmişse başlangıçta payın kendisi kişisel mal olabilir. Evlilik sırasında dağıtılmış 3 milyon TL temettü ve bunun mevcut olduğu, sözleşmeyle gelirlerin kişisel mal sayılmadığı kanıtlanırsa bu kazancın edinilmiş mal niteliği değerlendirilir. Buna karşılık aynı tutarın şirketin pay değerine gömülü bir unsur olup olmadığı ayrıca kontrol edilir; otomatik çifte paylaştırma yapılmaz.

    Örnek C: Eş adına hiç taşınmaz yok; fakat şirkete para aktarılmış

    Eş, evlilik döneminde biriktirdiği 8 milyon TL’yi şirket hesabına göndermiş olsun. Bu para gerçekte sermaye artırımı karşılığında konulmuşsa pay değeri, iadesi gereken belgeli ortak borcuysa şirketten alacak, karşılıksız ve alacak hakkını azaltma kastıyla yapılmış bir tasarrufsa somut koşullara göre TMK m. 229 ve diğer hükümler tartışılır. Üç işlem türü aynı hesaplama değildir.

    Bu örnekler gerçek dava dosyasının hesaplama aracı veya bilirkişi raporu yerine geçmez.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi tek ortaklı şirketi korur mu?

    TMK m. 202 ve devamı uyarınca eşler kanunda öngörülen mal rejimlerinden birini seçebilir. Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir; kural olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır (TMK m. 203-205). Eşler ayrıca kanuni sınırlar çerçevesinde TMK m. 221 kapsamında bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğacak belirli değerlerin kişisel mal sayılmasını veya kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal hesabına katılmamasını kararlaştırabilir.

    Geçerli mal ayrılığı, seçilen dönemde yasal katılma rejiminin artık değer paylaşımı esasının uygulanmamasına yol açabilir. Ancak bu durum evlilik sırasında daha önce yürürlükte bulunan edinilmiş mallara katılma döneminin kazanımlarının kendiliğinden silindiği anlamına gelmez (TMK m. 212). Önceki dönemin tasfiyesi ayrıca değerlendirilebilir.

    Ayrıca mal ayrılığı sözleşmesi; eşe ait doğrudan mülkiyet, gerçek borç-alacak ilişkileri, haksız fiil veya muvazaa iddiaları, aile birliğinden kaynaklanan yükümlülükler, nafaka ve boşanma tazminatı bakımından tüm hakları toptan ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin geçerliliği; ehliyet, gerçek irade, şekil, kapsam ve emredici hükümlere uygunluk bakımından araştırılır. [1], [19]

    20. Boşanmadan hemen önce imzalanan mal ayrılığı sözleşmesi ve feragat

    Boşanma olasılığı belirginleştiğinde imzalanan bir sözleşmenin varlığı, tek başına geçersizlik sebebi değildir. Ancak irade sakatlığı, baskı, hile, sahte imza, sözleşmenin kapsamı ve geçmiş döneme ilişkin tasfiye/feragat iradesinin açıklığı ayrı ayrı incelenmelidir. Bir metnin başlığında “mal ayrılığı” yazması, önceki dönem için açıkça kurulmamış bir feragat ilişkisini otomatik oluşturmaz.

    Mal rejimi değiştirme, mal rejimi tasfiye mutabakatı ve gelecekte doğacak belirli malvarlığı haklarından feragat birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. TMK m. 237-238 kapsamında artık değere katılmada farklı esasların boşanmada uygulanabilmesi için açık sözleşme düzenlemesinin önemi ayrıca gözetilmelidir. Mal rejimi tasfiye alacağından vazgeçme yorumunda açık irade ve somut kapsam belirleyicidir.

    21. Eşin üzerinde hiçbir şey yoksa ispat yükü kime düşer?

    TMK m. 222/3, bir eşin bütün mallarının aksi kanıtlanana kadar edinilmiş mal kabul edildiğini düzenler. Ancak bu karine öncelikle bir malın eşe ait olduğu saptandıktan sonra o malın edinilmiş/kişisel niteliği bakımından anlam taşır. Şirket adına kayıtlı taşınmazın doğrudan eşin malı sayılması için kullanılabilecek genel bir “tüzel kişiliği yok sayma” kuralı değildir.

    İddia eden taraf, payın varlığını, dönemleri, şüpheli işlemleri ve dayandığı olguları mümkün olduğunca somutlaştırmalıdır. Diğer eş ise payın miras, bağış veya evlilik öncesi kişisel fonla edinildiğini ileri sürüyorsa bu iddiayı belgelerle açıklamak durumundadır. Ticari kayıtların yalnız tek ortaklı şirketin kontrolünde bulunması, mahkemeden ibraz, defter incelemesi ve bilirkişi yoluyla bilgi elde edilmesini gerektirebilir. Yargıtayın 2026 tarihli eklenecek değer kararları, bir devir işleminin sırf var olmasının değil, kast ve işlem bağlamının incelenmesinin önemini gösterir. [1], [13], [20]

    22. Boşanma, mal rejimi tasfiyesi ve ayrı ticari davaların birbirine etkisi

    Boşanma davasında kusur, velayet, nafaka ve TMK m. 174 tazminat talepleri ele alınır. Mal rejiminin tasfiyesine dayalı katılma alacağı ise ayrı bir talep ve hesaplama gerektirir; uygulamada boşanma sonucunun bekletici mesele yapılması gündeme gelebilir. Şirketin üçüncü kişilere yönelik işlemlerinin hükümsüzlüğü veya tüzel kişilik perdesi gerekçesiyle ileri sürülebilecek istemlerin taraf ve görev bakımından ayrı dava konusu olması mümkündür. Her bir uyuşmazlıkta görev, hukuki yarar, taraf sıfatı ve talep sonucu bağımsız olarak kurulmalıdır.

    Şirket payının devri, ayrılma akçesi, pay sahipliği ilişkisi, yönetim sorumluluğu ve ticaret sicili uyuşmazlıklarında ticaret hukuku hükümleri ayrıca önem kazanabilir. Aile mahkemesinin mal rejimi tasfiyesi kararıyla şirkete doğrudan yönetim kayyımı atanacağı veya şirketin her malına el konulacağı varsayımı doğru değildir.

    23. Mal kaçırma riski nasıl somutlaştırılır? Dava hazırlığı

    Mal kaçırma savını güçlendirebilen göstergeler tek başlarına suç veya hile ispatı oluşturmaz; bir olaylar zinciri içinde incelenir. Örneğin boşanma görüşmelerinin başladığı tarih, şirket hisselerinin düşük bedelle akrabaya geçirilmesi, banka hareketlerinde beklenmedik büyüklükte çıkış, gerçekte verilmeyen hizmet faturaları, ortak cari hesaplarının birden artması, ticari gerekliliği gösterilmeyen şirket borçlanması ve şahsi harcama düzeninin gizlenmesi birlikte değerlendirilebilir.

    Dava dilekçesi veya koruma talebinde somut işlem, tarih, kişi, malvarlığı değeri, korumanın hukuki temeli ve talep edilen geçici hukuki korumanın amacı açıkça yazılmalıdır. Sadece “çok zengin, her şeyi şirketine kaçırıyor” cümlesi yaklaşık ispat için yetersiz kalabilir.

    24. İhtiyati tedbir / haciz açısından ölçülü hukuki yol haritası

    1. Statü kontrolü: Mal rejimi, varsa noter sözleşmesi ve değişiklik tarihi; boşanma davasının açıldığı gün.
    2. Pay haritası: Eşin tek ortak olduğu bütün şirketler, iştirakler, pay devirleri, sermaye artırımları, şirkete karşı alacakları.
    3. Delil haritası: Belirli dönem muhasebe kayıtları, pay defteri, kar dağıtım kararları, ortak cari hesapları, banka ve tapu hareketleri.
    4. Talep ayrımı: TMK 199 aileyi koruma; HMK 389 uyuşmazlık konusu payı koruma; İİK 257 para alacağı güvencesi; TMK 229 tasfiye hesabına değer ekleme.
    5. Ölçülülük: Yaklaşık alacak, zarar tehlikesi, üçüncü kişi şirketin faaliyetinin korunması, teminat ve sınırlandırmanın kapsamı.
    6. Bilirkişi: Şirket payı gerçek değeri, iç transferler, dağıtılmış/dağıtılmamış kazanç, muhasebe ve vergi kayıtlarının eşleştirilmesi.
    7. Takip: Tedbir/haciz kararının uygulanma süreleri, itiraz yolları, koruma ihtiyacının değişmesi ve nihai alacağın tahsili.

    Bu sıra her dosyada aynı olmayabilir. Acil devir tehlikesi varsa delillerin tamamlanmasından önce uygun koruma talebi düşünülebilir; fakat şirket tüzel kişiliğine müdahalenin yasal sınırları aşılmamalıdır.

    25. Uygulamada en sık rastlanan hukuki hatalar

    • Tek ortaklı limited şirketi, ortağın şahsi banka hesabı gibi değerlendirmek.
    • Şirket sermayesinin nominal tutarını payın gerçek değeri saymak.
    • Şirketin bütün taşınmaz ve araçlarına, şirkete karşı bağımsız hukuki sebep göstermeksizin tedbir istemek.
    • İhtiyati tedbir ile ihtiyati haczi eş anlamlı görmek.
    • Her şirket hesabı transferini otomatik mal kaçırma ve her dağıtılmamış karı otomatik şahsi alacak kabul etmek.
    • Payın evlilik öncesi kişisel mal olması nedeniyle evlilik dönemi gelirlerinin incelenmesini tümüyle dışlamak.
    • Pay değeri ve kar akımlarında aynı ekonomik değeri iki defa hesaplamak.
    • Mal ayrılığı sözleşmesinin geçmişte doğmuş tüm ekonomik hakları kendiliğinden sildiğini varsaymak.
    • Boşanmadaki kusurun, kanuni istisna aranmaksızın mal rejimi payını değiştirdiğini kabul etmek.
    • Şirket şifresine izinsiz erişim gibi hukuka aykırı delil yöntemlerine başvurmak.

    26. Sonuç: Doğru hedef şirketin bütün malları değil, gerçek ekonomik hak ve korunabilir alacaktır

    Tek ortaklı şirketin arkasında önemli ekonomik değerlerin birikmesi, diğer eşin yasal mal rejimi haklarından bütünüyle yoksun olduğu anlamına gelmez. Ancak şirket ile eşin malvarlığı ayrı olduğundan çözüm, şirket hesaplarına genel bir bloke koymak değil; şirket payını, ortağa ait gelir ve alacakları, şüpheli devirleri, değerleme esaslarını ve alacağın hukuki niteliğini doğru tespit etmektir.

    2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı şirket malları üzerinde koruma isteminin sınırlarını; 2021 Hukuk Genel Kurulu kararı kişisel mal niteliğindeki şirket payının gelir boyutunu; 2026 kararları ise eklenecek değer ve kusurun istisnai etkisini daha anlaşılır hale getirmiştir. Sağlıklı bir mal rejimi davası, ticaret hukuku, aile hukuku ve mali analiz disiplinlerini birlikte gerektirir.

    En önemli usuli tercih, hukuken mümkün olmayan geniş bir tedbir yerine, hangi değer üzerinde hangi hakkın ve hangi riskin bulunduğunu delille göstermektir. Bu yaklaşım hem alacaklı eşin hukuki korunmasını hem de üçüncü kişi şirketin haklarına saygıyı esas alır.

    27. Sık Sorulan Sorular

    1. Eşimin tek ortak olduğu limited şirketin yarısını alabilir miyim?

    Yasal mal rejiminde kural olarak şirketin yarısına ortak olmazsınız. Payın edinilmiş mal niteliği ve artık değer hesabına göre diğer eşten parasal katılma alacağı doğabilir.

    2. Eşim bütün parayı şirket hesabında tutuyor. Bu paranın yarısını isteyebilir miyim?

    Şirket hesabı doğrudan eşin şahsi malı değildir. Şirket payının gerçek değeri, ortağın kar payı/ücret/alacak hakkı ve kaynak transferleri araştırılır.

    3. Eşimin şahsi adına hiçbir şey yoksa dava açmanın anlamı var mı?

    Evet, pay sahipliği, şirkete karşı alacaklar ve işlem geçmişi ekonomik haklar doğurabilir; ancak nihai tahsil kabiliyeti ayrıca değerlendirilir.

    4. Şirketin araçlarına ve tapulu gayrimenkullerine ihtiyati tedbir konulur mu?

    Sırf eşin ortaklığına dayanan mal rejimi tasfiyesi davasında kural olarak hayır; Yargıtay 2. HD 2025/49 E., 2025/923 K. kararında bu sınırı açıklamıştır.

    5. Şirket hissesine ihtiyati tedbir konabilir mi?

    Payın uyuşmazlıkla ilişkisi, HMK 389 koşulları, yaklaşık ispat ve ölçülülük sağlanıyorsa somut payın devrini sınırlamaya dönük tedbir değerlendirilebilir.

    6. Şirket hesabındaki paraya ihtiyati haciz konabilir mi?

    Eşin şahsi borcuna dayalı olarak şirket mevduatı otomatik haczedilemez. İİK 257 koşulları mevcutsa gerçek borçlu eşe ait pay ve alacaklar incelenebilir.

    7. Mal kaçırma şüphesinde hangi deliller değerlidir?

    Pay devir kayıtları, ticaret sicili, ortak cari hesapları, banka para akışı, kar dağıtım kararları, mali tablolar, ilişkili taraf işlemleri ve bunların zamanlaması.

    8. Eşin şirketi evlenmeden önce kurulmuşsa hiç hak doğmaz mı?

    Pay kişisel mal olsa da evlilik dönemindeki ve geçerli sözleşmeyle farklılaştırılmamış gelirler edinilmiş mal olabilir.

    9. Dağıtılmayan karlar da hesaba katılır mı?

    Doğrudan ve otomatik kar payı sayılmaz. Ancak şirket içinde yatırıma dönüşen gelir ve pay değeri bağlantısı Yargıtay içtihadı uyarınca araştırılır.

    10. Boşanmadan önce şirkete para aktarılması doğrudan mal kaçırma mıdır?

    Hayır. Sermaye katkısı, gerçek borç ilişkisi veya karşılıksız aktarımın ekonomik karşılığı ve amacı ayrı ayrı incelenir.

    11. Eşim şirket hisselerini kardeşine devrettiyse ne olur?

    Devir bedeli, gerçekten ödenip ödenmediği, tarih, akrabalık ve katılma alacağını azaltma kastına ilişkin delillerle TMK 229 gündeme gelebilir.

    12. Mal ayrılığı sözleşmesi her şeyi değiştirir mi?

    Geçerli sözleşme seçildiği dönem bakımından önemli etki doğurabilir; ancak geçmiş rejimin kazanımları, diğer haklar ve geçersizlik iddiaları ayrıca değerlendirilir.

    13. Kusurlu eşin şirket payı otomatik olarak diğer eşe geçer mi?

    Hayır. Kusur mal rejimi sahipliğini otomatik değiştirmez; TMK 236/2 yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada özel ve takdire bağlı düzenlemedir.

    14. Nafaka hesabında şirketten yapılan kişisel harcamalar dikkate alınır mı?

    Gerçek ödeme gücü, yaşam standardı ve fiili ekonomik yararlanma açısından araştırılabilir; sırf şirket cirosunun tamamı şahsi gelir sayılamaz.

    15. Bilirkişi şirket değerini yalnız özsermaye üzerinden hesaplayabilir mi?

    Özsermaye verisi önemlidir ancak tek başına her zaman yeterli değildir. İşletmenin borçları, gerçek varlık değeri, kar akımları ve diğer yöntemler birlikte ele alınabilir.

    16. Eşimin şirketi tek ortaklı değil, %30 hissesi varsa ne değişir?

    Değerleme ve tedbir eşin sahip olduğu pay ile bu paya bağlı haklar üzerinden değerlendirilir; şirketin tüm malvarlığı eşe ait sayılamaz.

    17. Mahkeme şirket defterlerini isteyebilir mi?

    Somut uyuşmazlıkla bağlantılı, gerekli ve ölçülü kayıtların ilgili usul hükümlerine göre ibrazı ve uzman incelemesi istenebilir.

    18. Şirketin borçları gerçek değilse nasıl ele alınır?

    İddia uygun delillerle somutlaştırılarak borç belgeleri, alacaklı ilişkisi, ödeme hareketleri ve defter kayıtları uzman tarafından incelenmelidir.

    19. TMK 229 ile mal devri iptal mi edilir?

    Hayır. TMK 229 esas olarak değerin tasfiye hesabına eklenmesine ilişkindir; üçüncü kişilere yönelik farklı istemler ayrı koşullar taşır.

    20. TMK 241 ile doğrudan şirketten para alınabilir mi?

    Yalnız özel karşılıksız kazandırma koşulları ve diğer şartlar varsa üçüncü kişi sorumluluğu gündeme gelir; şirket sırf eşin ortağı olduğu için borçlu değildir.

    21. Boşanma davası açılmadan önce tedbir istenebilir mi?

    HMK 390 ve diğer özel kurallar kapsamında uygun mahkemeden dava öncesi koruma istenebilir; koşullar ve dava açma/uygulama süreleri gözetilmelidir.

    22. 2026 yılında mal rejiminde mal kaçırmaya ilişkin önemli karar var mı?

    Yargıtay 2. HD 22.01.2026 E. 2025/435 K. 2026/795 kararı, somut kast göstergeleriyle yapılan devrin eklenecek değer olarak değerlendirilmesine örnek sunar.

    28. Akademik Kaynakça, Mevzuat ve Yargıtay Kararları

    Kaynakça, hukuk fakültesi hakemli dergilerindeki akademik çalışmalar, Adalet Bakanlığının mevzuat/içtihat sistemi, TBMM ve karar metni sunan içtihat yayınlarından oluşturulmuştur. Üçüncü kişilere ait avukatlık bürosu bloglarına bağlantı verilmemiştir.

    1. [1] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 174, 199, 202-205, 219-242 (Adalet Bakanlığı, resmi mevzuat). Kaynağa erişim.
    2. [2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.02.2025, E.2025/49, K.2025/923 (karar metni). Kaynağa erişim.
    3. [3] Yargıtay Karar Arama, 2. Hukuk Dairesi E.2025/49, K.2025/923 künyesiyle resmi doğrulama sistemi. Resmi karar arama.
    4. [4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.05.2026, E.2025/7106, K.2026/5270 (Adalet Bakanlığı, karar). Kaynağa erişim.
    5. [5] Haluk Burcuoğlu, TMK m. 236 ve artık değer-katılma alacağı üzerine değerlendirme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    6. [6] Şahin Akıncı, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Karşılaşılan Bazı Meseleler, MÜHF-HAD (2016). Kaynağa erişim.
    7. [7] Banu Fatma Günarslan, Değer Artış Payı Alacağının Artık Değer Hesabına Etkisi, Erciyes ÜHFD (2015). Kaynağa erişim.
    8. [8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şirket payı ve kar payına ilişkin karar (Adalet Bakanlığı, resmi içtihat; 2021). Kaynağa erişim.
    9. [9] Yargıtay, 20.10.2021 tarihli şirket gelirinin tasfiyesine ilişkin bozma kararı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    10. [10] Süheyla Zorlu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eklemenin Konusu Olan Değerler ve Yargıtay Uygulaması, SDÜHFD (2021). Kaynağa erişim.
    11. [11] Arzu Genç Arıdemir, Eşlerden Birinin Üçüncü Kişiyle Yaptığı Muvazaalı İşlemlerin TMK m.229 Kapsamında Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası (2018). Kaynağa erişim.
    12. [12] Şahin Akıncı, Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Şirket; Muvazaa ve Tüzel Kişilik Perdesi, Selçuk ÜHFD (2019). Kaynağa erişim.
    13. [13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.01.2026, E.2025/435, K.2026/795 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    14. [14] Celile Çağla Çataklı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılabileceği Hallerin Tek Ortaklı Şirketlerdeki Görünümü, Anadolu ÜHFD (2024). Kaynağa erişim.
    15. [15] Elif Sena Malatyalıoğlu, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Sebepleri, TOGÜ Hukuk Fakültesi Dergisi (2025). Kaynağa erişim.
    16. [16] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 389-399 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    17. [17] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 194 ve m. 199 ayrımı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    18. [18] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 257-265 (TBMM mevzuat bilgileri için arama girişi). Kaynağa erişim.
    19. [19] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 203-205, 212, 221, 237-238 (TBMM kanun metni). Kaynağa erişim.
    20. [20] Ayşenur Şahin Caner, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Akrabalar Arası Satışlar ve Karine, İstanbul Medeniyet ÜHFD (2025). Kaynağa erişim.
    21. [21] Burak Doğan, Katılma Alacağı ve Ödenmesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    22. [22] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/4247 sayılı mal rejimi kararında eklenecek değer ve ispat tartışması (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    İletişim: Dünya Ticaret Merkezi A2/209, İstanbul | 0 212 299 44 22 | | www.td-lawfirm.com

    Bilgilendirme notu: Bu çalışma genel hukuki bilgi ve akademik değerlendirme amaçlıdır. Tek bir somut dosyanın belgeleri görülmeden şirketin malvarlığına, tedbir/haciz uygunluğuna veya katılma alacağına ilişkin kesin sonuç çıkarılamaz. Kanun ve içtihat gelişmelerinin yayından sonra ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

  • Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    Boşanmada Nafaka ve Tazminat Nasıl Belirlenir? 2026 Güncel Mevzuat, Hesaplama Ölçütleri ve Mal Ayrılığı Sözleşmesi

    17 Ekim 2026 | Güncel akademik ve yargısal inceleme

    Özet: Boşanmada nafaka ve tazminat neye göre belirlenir? Gelir, yaşam standardı, kusur, çocuğun ihtiyaçları, TÜFE, banka ve tapu kayıtları ne ölçüde dikkate alınır? Tedbir, yoksulluk, iştirak ve yardım nafakası; maddi ve manevi tazminat; mal ayrılığı sözleşmesinin hukuki etkileri ile 2026 Anayasa Mahkemesi kararını kaynaklı olarak inceliyoruz.

    Yazı, mevzuat metni, resmi yargı içtihatları, TÜİK istatistikleri ve hakemli bilimsel makalelerden yararlanır. Başka avukatlık ofisi veya avukat tanıtım sitelerine kaynak verilmemiştir.

    İçindekiler

    Konu ve hukuki ayrımlar

    Boşanma davasında nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat ve mal rejiminin tasfiyesi birbirinden bağımsız hukuki dayanaklara sahip taleplerdir. Bir kişinin ekonomik açıdan güçlü olması, tek başına diğer eşin istediği miktarda tazminata hükmedileceği anlamına gelmediği gibi; kusurunun ağır olması da tek başına karşı tarafın talep ettiği tutarda nafaka ödemesini gerektirmez. Her talebin hukuki şartları, ispatı, karar zamanı ve ödeme yöntemi ayrıdır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 169, 174–176, 178, 182, 197, 203–205, 218 vd., 327–331 ve 364–365 bir arada incelenmelidir. 17 Ekim 2026 itibarıyla TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresi hakkında verilmiş iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu tarih ayrımı, 2026’da açılacak davalarda ve mevcut nafaka kararlarında belirleyicidir.

    Nafaka ile tazminat arasındaki temel farklar

    Talep İlgili hüküm Amaç Temel ölçüt Kusur
    Boşanma sürecinde eşe tedbir nafakası TMK m. 169 Yargılama sırasında geçimi ve dengeyi korumak Fiili ihtiyaç, sosyal-ekonomik durum Kural olarak ön şart değil
    Ayrı yaşamada tedbir/katkı TMK m. 197, 195 Haklı ayrı yaşamada bakım ve geçim Haklılık, ihtiyaç ve mali güç Boşanma kusurundan ayrı değerlendirme
    Yoksulluk nafakası TMK m. 175–176 Boşanmanın doğuracağı yoksulluğu hafifletmek Yoksulluk, talep, mali güç Talep edenin kusuru daha ağır olmamalı; borçlunun kusuru aranmaz
    Çocuk için iştirak nafakası TMK m. 182, 327–331 Çocuğun bakım ve eğitimi Çocuğun gereksinimi ve ebeveynlerin ödeme gücü Eşlerin boşanma kusuru belirleyici değil
    Yardım nafakası TMK m. 364–365 Yoksulluğa düşecek bazı hısımlara destek İhtiyaç, yakınlık sırası, karşı tarafın gücü Boşanma kusuruyla bağlantılı değil
    Maddi tazminat TMK m. 174/1 Boşanmayla zedelenen mevcut veya beklenen menfaatlerin giderimi Menfaat kaybı, kusur, uygunluk İsteyen kusursuz veya daha az kusurlu olmalı
    Manevi tazminat TMK m. 174/2 Kişilik hakkı ihlalinin manevi etkisini karşılamak İhlalin ağırlığı, olaylar, kusur, hakkaniyet Diğer eşin kusurlu eylemi aranır; karşılaştırmalı kusur gözetilir
    Katılma/değer artış payı alacağı TMK m. 202 vd. Mal rejiminden doğan mali hakların tasfiyesi Rejim, mülkiyet, edinim, değer, katkı Genel olarak boşanma kusuruna bağlı değil

    Örneğin mal ayrılığı sözleşmesi yapılmış olması, TMK m. 174 veya 175’teki talepleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz; mal paylaşımının yasal rejimini değiştirir. Çocuğun iştirak nafakası ise anne ve babanın mal rejimi anlaşmasıyla bertaraf edilemez.

    Hakim nafaka miktarını nasıl belirler?

    Türk hukukunda bütün boşanma dosyalarına uygulanan “gelirin yüzde 20’si nafakadır” veya “evlilik yılı çarpı sabit tutar” biçiminde yasal bir formül bulunmaz. Hâkim; bakım ihtiyacını, tarafların gerçek ödeme gücünü, yaşam koşullarını, çocuğun ihtiyaçlarını, paranın alım gücünü ve TMK m. 4’teki hakkaniyet ölçütünü birlikte tartar. Aynı kazancı elde eden iki kişi bakımından kira, sağlık, bakmakla yükümlü olunan çocuk, malvarlığı ve giderler farklıysa sonuç da farklı olabilir.

    Sağlıklı değerlendirmede önce talep türü ve hukuki uygunluk belirlenir; sonra hane bütçesi ve kişinin öznel ihtiyacı somutlaştırılır; nihayet SGK, banka, tapu, işyeri, şirket, vergi ve harcama kayıtlarıyla gelir-gider tablosu doğrulanır. Her veri aynı ispat gücüne sahip değildir. Sosyal-ekonomik durum araştırması başlangıç verisi sağlar fakat tek başına karmaşık servet ilişkilerini açıklamayabilir.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı UYAP sisteminde yayımlanan 4 Kasım 2025 tarihli kararında, sosyal ve ekonomik durum ile TAKBİS ve SGK kayıtlarının ayrıntılı araştırılmadan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi eleştirilmiş; maddi tazminatta ise kusur derecesi, para alım gücü ve zedelenen menfaatler vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, sadece bordroya bakılarak sonuca gidilemeyeceğini gösterir. [2]

    Boşanma davası devam ederken tedbir nafakası

    TMK m. 169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır. Uygulamada eş ve çocuk bakımından ayrı tutarlar saptanabilir. Tedbir nafakası, davanın sonunda hangi tarafın daha kusurlu olduğuna ilişkin nihai tespitle özdeş değildir.

    Hakimin değerlendirmesinde eşin işini bırakıp çocukla ilgilenmesi, tarafların ayrılık sonrası iki ayrı konuta çıkması, mevcut kira gideri, fiili ödeme akışı, tarafın erişilebilir birikimi ve iş güvencesi dikkate alınabilir. Dava açılışından önceki ayrı yaşama dönemi açısından ise m. 169 yerine koşullarına göre m. 197’nin incelenmesi gerekir; iki hükmün başlangıç tarihi ve dayanakları karıştırılmamalıdır.

    Tedbir nafakası kararı yargılama devam ederken değişen koşullara göre yeniden değerlendirilebilir. Dava reddedilmişse veya karar kesinleşmişse tedbirin akıbeti, hüküm ve ilgili yargılama aşamasına göre ayrıca değerlendirilmelidir; geçmişte doğmuş muaccel nafaka alacakları sırf tedbirin sona ermesiyle yok sayılmaz.

    Ayrı yaşama nedeniyle tedbir nafakası ve eşlerin aile giderlerine katılması

    TMK m. 197 uyarınca ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya aile huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşen eşin ayrı yaşama hakkı doğabilir. Haklı ayrı yaşama hâlinde eşler, ayrı yaşamanın parasal sonuçlarının düzenlenmesini isteyebilir. Bu düzenleme mutlaka boşanma davası açılmasına bağlı değildir. TMK m. 195 ise evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesine hâkimin müdahalesi çerçevesini verir.

    Geçici barınma, işyerine/okula erişim, çocuk bakım yükü ve erişilebilir gelirler araştırılır. Mal rejimi seçiminden bağımsız olarak eşlerin evlilik birliğine katkı yükümlülükleri ve koruma ihtiyaçları gündeme gelebilir. Somut olayın niteliğine göre TMK m. 186, 195, 197 ve 198 hükümleri birlikte değerlendirilebilir.

    Yoksulluk nafakasının hukuki şartları

    TMK m. 175 uyarınca yoksulluk nafakası talep edilebilmesi için boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek eşin talebi bulunmalı, talep eden eşin kusuru diğer eşinkinden daha ağır olmamalı ve istenen nafaka karşı tarafın mali gücü içinde kalmalıdır. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması ayrıca zorunlu değildir. Yoksulluk kavramı yalnızca açlığa veya tamamen gelirsiz kalmaya indirgenemez; somut geçim düzeyi, barınma, beslenme, ulaşım, sağlık, sosyal yaşamın zorunlu unsurları ve mevcut gelir birlikte tartışılır.

    Çalışan eşin mutlaka nafakadan mahrum kalacağı düşüncesi isabetli değildir. Asgari ücret veya düşük ücret seviyesinde gelir elde edilmesi, tek başına yoksulluk koşulunu ortadan kaldırmayabilir. Buna karşılık yüksek ve istikrarlı ücret, gelir sağlayan taşınmaz, düzenli kira veya iştirak dışı güçlü pasif gelir, yoksulluk değerlendirmesini değiştirebilir. Bir eşin mesleğinin, diplomasının yahut teorik çalışma olanağının varlığı, tek başına o anda geçimini sağlayan fiili gelir bulunduğu anlamına gelmez. [5]

    Yoksulluk nafakası bir yaşam standardını sonsuza kadar eşitleme mekanizması değildir. Yükümlünün mali gücü ve alacaklının giderleri arasında karşılaştırma yapılır; asgari hayat gereksinimi ile tarafların evlilik içindeki yaşam koşulları birbirinden ayrılarak değerlendirilir. Bu sınırlara ilişkin doktrindeki farklı yaklaşımlar, Güllüoğlu–Aydın Engin (2025), Akkurt (2024) ve Burak Çelik’in (2025) mehaz İsviçre hukukuyla karşılaştırmalı incelemesinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. [8] [9] [22]

    2026 Anayasa Mahkemesi kararı: Süresiz yoksulluk nafakasında ne değişti?

    Güncel hukuki gelişme: Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararla TMK m. 175/1’deki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar verdi. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükmünün yürürlüğü yayın tarihinden itibaren dokuz ay ertelendi. Buna göre iptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. [3]

    17 Ekim 2026 itibarıyla: İptal edilmiş ifade yürürlükteki metinde uygulanmaya devam etmektedir. Karar, mevcut nafakaların 30 Eylül 2026 tarihinde kendiliğinden sona erdiği veya yeni davalarda belirli bir yıl sınırı zaten bulunduğu anlamına gelmez. İptal sonrasındaki dönem için mevzuatın nasıl şekilleneceği, olası geçiş hükümleri ve kesinleşmiş kararların etkisi ayrıca izlenmelidir. Mevcut kararların otomatik olarak ortadan kalktığı iddiası hukuken güvenilir değildir.

    Akademik tartışma: 2026 tarihli Ersöz, 2025 tarihli Güllüoğlu–Aydın Engin, 2024 tarihli Akkurt ve 2022 tarihli Baş–Özcan çalışmaları; nafakanın süresi, bireysel koşullar, yükümlü ile alacaklı arasındaki dengenin sınırları ve tek seferlik ödeme modelleri hakkında farklı görüşler sunar. Söz konusu görüşler olan hukuk ile olması önerilen hukuk arasında ayrım yapılarak okunmalıdır. [10] [8] [9] [11]

    İştirak nafakası: Çocuk için tutar nasıl belirlenir?

    TMK m. 182 ve m. 327–331 çerçevesinde anne ve baba, güçleri ölçüsünde çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine katılır. TMK m. 330 gereğince nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri esas alınarak belirlenir; çocuğun varsa kendi geliri de hesaba katılır. Çocuğun yararı kamu düzeniyle yakından bağlantılı olduğundan hâkim, tarafların salt tasarruflarına bağlı kalmaksızın gerekli önlemleri değerlendirir. [1]

    Çocuk için hazırlanan gider planı; yaş ve gelişim dönemi, okul ve servis, beslenme, kıyafet, sağlık sigortası ve ilaç, terapi veya özel eğitim gereksinimleri, spor ve sosyal gelişim harcamaları, barınma giderinin çocuğa düşen makul payı ve ulaşım kalemlerini ayrı ayrı göstermelidir. Özel okul ve yüksek maliyetli kurs giderleri otomatik kabul veya ret konusu değildir: Önceki aile yaşamı, eğitim sürekliliği, çocuğun somut ihtiyacı ve ödeme kapasitesi birlikte tartılmalıdır.

    Çocuğun fiilen yanında kaldığı ebeveynin ayni bakım, emek ve konut katkısı da göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte “velayet annede olduğundan baba her durumda bütün giderleri tek başına öder” veya tersi biçiminde bir genelleme kanundan çıkarılamaz. Kusur tartışması çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz.

    Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı sistemindeki örnek kararları, iştirak nafakasının çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve ebeveynlerin ekonomik güçleri gözetilerek takdir edilmesi gerektiğini vurgular. [6]

    Ergin olan ve eğitimi devam eden çocuğun hakkı

    TMK m. 328 uyarınca kural olarak anne ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; çocuğun eğitimi sürüyorsa ana ve babadan durum ve koşullar çerçevesinde makul ölçüde destek beklenebilir. Ergin çocuk bakımından iştirak nafakasının aynı kararla otomatik ve süresiz devam edeceği varsayılmamalıdır. Öğrenime devam eden ergin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için koşullarına göre kendi adına yardım nafakası istemesi söz konusu olabilir.

    Üniversite harcı, yurt/kira, ulaşım, ders materyali, engellilik veya sağlık harcamaları ile öğrencinin burs, yarı zamanlı iş veya diğer gelirleri değerlendirmeye katılır. Her eğitim harcaması sınırsız veya koşulsuz şekilde diğer ebeveyne yüklenmez.

    Yardım nafakası: Üstsoy, altsoy ve kardeşler

    TMK m. 364–365 düzenlemesinde yardım nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy ve kardeşler bakımından söz konusudur; kardeşlerin yükümlülüğü ayrıca refah koşuluna bağlıdır. Bu nafaka, boşanmanın fer’i sonucu olan yoksulluk nafakasıyla aynı şey değildir. Davanın muhatabı bakımından mirasçılıktaki sıra ve mali güç araştırılır. [1] [12]

    Yardım nafakasının belirlenmesinde alacaklının zorunlu geçim giderleri ve yükümlünün ödeme gücü esas alınır. Bir kişinin aynı anda çocuk, eski eş ve başka hısımlara karşı nafaka borçları bulunması, ayrı ayrı taleplerin kendiliğinden sona ermesi anlamına gelmez; ödeme gücü ve normatif öncelikler birlikte incelenir. 2025 tarihli Yünlü çalışması, nafaka yükümlülüklerinin çatışmasına ilişkin öğretideki yaklaşımları sistematik biçimde ele alır. Yargıtay’ın 19 Şubat 2026 tarihli kararında yardım nafakası takdir edilirken günün ekonomik koşulları ve hakkaniyetin gözetilmesi gerektiği ayrıca vurgulanmıştır. [13] [7]

    Nafaka belirleme araçları: Mahkemenin dayandığı veri kaynakları

    Bilgi/araç Ne gösterir? Sınırı ve usul notu
    SGK hizmet ve prime esas kazanç kayıtları Sigortalı çalışma geçmişi ve beyan edilen prime esas kazanç Gerçek toplam gelirden daha düşük olabilir
    İşveren yazısı, bordro, yan hak belgeleri Net ücret, prim, ikramiye, araç/konut katkısı Yalnızca tek aya ait bordro yanıltabilir
    Vergi kayıtları ve işletme/şirket belgeleri Ticari faaliyet, beyan edilen gelir, kar, ortaklık Şirket cirosu kişisel net gelir sayılamaz
    TAKBİS/tapu kayıtları Taşınmaz mülkiyeti Taşınmazın güncel değeri ve kira getirisi ayrıca araştırılır
    Araç sicili ve ekspertiz Araç sahipliği ve değer Taşıtın gelir üretip üretmediği ayrı değerlendirilir
    Banka hesap/transfer ve mevduat kayıtları Düzenli nakit akışı, tasarruf, gelir örüntüsü Hesaba gelen her tutar kesin kazanç değildir; usulüne uygun celp gerekir
    MASAK/vergi incelemesi veya şirket bilirkişisi Dosya koşullarında karmaşık para ilişkileri Otomatik ve sınırsız erişim yoktur; yasal şartlar aranır
    TÜİK TÜFE verileri Paranın alım gücündeki değişim Tek başına kanuni nafaka oranı değildir
    Kira kontratı, faturalar, sağlık/okul belgeleri Fiili ve belgelenebilir zorunlu giderler Giderin gerçekten yapıldığı ve makul olduğu incelenir
    Tanık, sosyal inceleme, SED araştırması Yaşam standardı, bakım yükü, çalışma düzeni Belge ve nesnel kayıtlarla birlikte değerlendirilir
    Adli bilirkişi ve uzman görüşü Şirket değeri, gelir kapasitesi, finansal kayıt çözümlemesi Hukuki takdir hâkime aittir; rapor belirleyici tek unsur değildir

    Avukatın, tarafın veya üçüncü kişinin resmi ve özel finansal sistemlere doğrudan sınırsız erişim hakkı bulunduğu varsayılmamalıdır. Mahkemenin ara karar ve müzekkere yetkisi, kişisel verilerin korunması, bankacılık sırrı ve usul hukuku kurallarının sınırları içinde kullanılabilir. Hangi kaydın celbedileceği, dava ve ispat konusuyla bağlantısı kurulmuş somut talepler üzerinden açıklanmalıdır.

    Dosyada kullanılabilecek aylık bütçe ve ihtiyaç tablosu

    İhtiyacın ispatı bakımından en yararlı araçlardan biri, belgelerle desteklenen aylık nakit akış tablosudur. Çocuk giderleri ile eşin kişisel giderleri birbirine karıştırılmamalıdır. Ortak konut masrafı iki kez yazılmamalı, tek seferlik harcamalar uygun biçimde dönemlere dağıtılmalıdır.

    Gider grubu İspat aracı Değerlendirme
    Konut: kira, aidat, temel faturalar Sözleşme, dekont, faturalar Kişi/çocuk payları gerekçeli ayrılır
    Beslenme ve temel ev ihtiyaçları Harcama dökümü, faturalar Hane büyüklüğü ve yaşam koşulları
    Sağlık ve tedavi Reçete, rapor, poliçe, ödeme Süreklilik ve zorunluluk
    Eğitim/kreş/servis Okul sözleşmesi ve belgeler Eğitim sürekliliği ve ödeme gücü
    Ulaşım Abonman/akaryakıt ve sefer düzeni İş ve okul mesafesi
    Bakıcı, engellilik ve özel ihtiyaçlar Fatura, rapor, değerlendirme Somut bakım yükü
    Olağanüstü tek seferlik giderler Belge ve ödeme tarihi Devamlı aylık gider gibi sunulmamalı

    Dosya stratejisi: Son 6–12 aylık düzenli ödeme eğilimleri, ani işten ayrılma, kayıt dışı gelir iddiası, mal devri, şirket ortağına yapılan ödemeler ve dava öncesi–sonrası harcama değişimleri kronolojik olarak karşılaştırılabilir. Bir tarafın lüks tüketimi tek başına gelir ispatı değildir; fakat beyan edilen gelir ile hayat standardı arasında güçlü tutarsızlık varsa ek araştırma gerekçesi oluşturabilir.

    2026 ekonomik verileri: TÜFE nasıl ve ne ölçüde kullanılır?

    TÜİK’in 5 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı Eylül 2026 Tüketici Fiyat Endeksi bülteninde aylık artış %1,84, bir önceki yılın aynı ayına göre artış %29,73, on iki aylık ortalamaya göre artış %31,49 olarak açıklanmıştır. Bu oranlar aynı kavramı ifade etmez; nafaka kararına hangi oranın uygulanacağı mahkeme kararının hüküm fıkrasına ve varsa yeni uyarlama davasına bağlıdır. [4]

    Salt aritmetik örnek: Eylül 2025’te 20.000 TL olan nominal tutarın Eylül 2026 yıllık TÜFE değişimi (%29,73) ile gösterge amaçlı karşılığı 25.946 TL olur (20.000 × 1,2973). Bu, mahkemenin zorunlu olarak 25.946 TL’ye hükmedeceği anlamına gelmez. Gelir artışı, sağlık, eğitim, kira, yeni yükümlülükler ve hakkaniyet ayrıca incelenir.

    Kararda kendiliğinden yıllık artış mekanizması yer almıyorsa, yalnızca TÜFE bülteninin yayımlanması nafakayı otomatik artırmaz. TMK m. 176 ve m. 330 kapsamında gelecek yıllara ilişkin artış, istem ve hüküm ile belirlenebilir; koşullar değiştiğinde nafaka artırım veya azaltım davası gündeme gelebilir. TÜFE genel fiyat düzeyi için yardımcı veri olup konut ve eğitim kalemlerinde yaşanan gerçek değişimi tek başına temsil etmeyebilir.

    Nafaka hesaplama örneği: Neden yüzde formülü yanıltıcıdır?

    Varsayımsal olay: İki ebeveynden birinin aylık sürdürülebilir harcanabilir geliri 120.000 TL, diğerinin 40.000 TL; 9 yaşındaki çocuğun belgelenmiş ve makul aylık ihtiyaçlarının toplamı 32.000 TL olsun. Gelirler 3:1 oranındadır. Yalnızca çalışma tablosu oluşturmak amacıyla üçte dört/ dörtte bir dağıtımı yapılırsa 24.000 TL ve 8.000 TL katkı ortaya çıkar.

    Bu 24.000 TL bir mahkeme hesabı değildir. Çocuğun kiminle kaldığı, barınmanın ayni karşılanması, mevcut okul harcamalarını hangi ebeveynin fiilen ödediği, gerçek net kullanılabilir kaynaklar ve özel gereksinimler nedeniyle farklı sonuca ulaşılabilir. Böyle bir model, hukuki sonucu tahmin etmek için değil talep dilekçesinde veriye dayalı açıklama geliştirmek için kullanılır.

    Benzer şekilde yoksulluk nafakasında eşin aylık gideri 45.000 TL, güvenceli geliri 30.000 TL ise ilk bakışta 15.000 TL açıklanan açık bulunabilir. Ancak gereksinimlerin makullüğü, ödeme gücü, malvarlığı gelirleri ve boşanma nedeniyle yoksulluk şartı incelenmeden 15.000 TL’ye hükmedileceği söylenemez.

    Gizlenen gelir, şirket ortaklığı, döviz ve malvarlığı incelemesi

    Yüksek gelirli serbest meslek sahipleri, şirket ortakları veya yurt dışından kazanç elde eden kişiler bakımından yalnızca bordro yahut vergi matrahı üzerinden değerlendirme yapılması eksik olabilir. İşletmenin yıllık ciro rakamı ise kişisel harcanabilir gelirle aynı değildir. Şirket karı, dağıtılan temettü, ortağa verilen borç, ortak cari hesabı, sağlanan araç/konut, masraf hesabından yapılan kişisel ödemeler ve fiili nakit akışı farklıdır.

    Finansal inceleme yapılırken net borç yükü, kredi hizmeti, vergisel yükümlülükler, gelir sürdürülebilirliği, başka bakmakla yükümlü olunanlar ve erişilebilir servet ayrı ayrı tespit edilmelidir. Döviz kazancı söz konusuysa ilgili dönemin döviz kuru, yerleşim yeri, zorunlu yabancı para giderleri ve gelirin düzenliliği araştırılabilir. Malvarlığının yüksek olması tek başına aylık kullanılabilir likiditeyi ispatlamaz; bununla birlikte düzenli iş geliri olmadığını söyleyen kişinin gelir getiren taşınmazları bulunması yoksulluk ve ödeme gücü değerlendirmesinde önemlidir.

    Delil güvenliği: Şifresiz kalmış kişisel cihaz, banka hesabı ya da özel mesajlara yetkisiz erişimle delil oluşturulması hukuka aykırılık tartışmaları doğurur. Mali kayıtlar, mevzuata uygun usulle mahkeme aracılığıyla veya rızaya dayalı yasal yollardan temin edilmelidir.

    Boşanmada maddi tazminat hangi şartlarda doğar?

    TMK m. 174/1’e göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu diğer eşten uygun maddi tazminat isteyebilir. Hüküm, tasfiye sırasında edinilmiş malın yarısını talep etme hakkı ile karıştırılmamalıdır. Boşanmanın muhtemel ekonomik kaybı, evlilikten kaynaklanan destek beklentisinin yitirilmesi ve ekonomik koşulların bozulması gibi unsurlar somutlaştırılmalıdır.

    Miktar belirleme aşamaları: (i) Boşanmaya neden olan olayların ve kusurun tespiti; (ii) mevcut/ beklenen menfaatin hukuken korunabilir olup olmadığının belirlenmesi; (iii) boşanma ile kayıp arasındaki uygun illiyet bağının tartışılması; (iv) zarar ve tarafların ekonomik-sosyal durumuna göre TMK m. 4 kapsamında uygun tutarın takdiri; (v) talep sınırının ve ödeme biçiminin değerlendirilmesi.

    Maddi tazminat talebinde “evlilik 15 yıl sürdü; o halde 15 × maaş” gibi otomatik hesap yoktur. Uzun evlilikte ev içi emeğin iş ve gelir olanaklarına etkisi, tek taraflı ekonomik fedakarlık, yaş, sağlık, mesleğe dönüş olanağı gibi hususlar somut menfaat değerlendirmesine yardımcı olabilir; bunun için gerçekçi ispat ve gerekçe gerekir. Güncel yargısal denetimde paranın alım gücü, kusur ve tarafların ekonomik koşulları önem taşır. [2] [14]

    Maddi tazminat kural olarak toptan ödenebileceği gibi şartları varsa irat biçiminde de kararlaştırılabilir (TMK m. 176). İrat biçimindeki maddi tazminatın değişmesi ve sona ermesi ayrıca hükümde düzenlenmiştir. Mahkeme kararındaki ödeme türü alacaklının gelecekteki haklarını etkilediğinden dikkatle belirlenmelidir.

    Maddi tazminat tutarı hangi delillerle gerekçelendirilir?

    Menfaat kaybı soyut bir beklenti veya cezalandırma isteği olarak değil, somutlaştırılmış bir ekonomik zarar/menfaat analizi olarak ortaya konmalıdır. Tarafların uzun yıllar gelir paylaşımına dayalı yaşamı, bir eşin kariyerine ara vermesi, diğer eşin çalışma imkanı ve kaynakları, çocuk bakımı nedeniyle iş gücü kaybı, ortak yaşamdaki mali destek ve boşanmayla bunların değişmesi incelenebilir.

    Gelir tabloları, bordrolar, işten ayrılma belgeleri, sosyal güvenlik kayıtları, sağlık raporları, meslek ve eğitim bilgileri, kira ve kredi belgeleri, önceki destek ödemeleri, tanık anlatımları ile malvarlığı dökümleri tutarlı bir zaman çizelgesine bağlanmalıdır. Mal rejiminden doğan muhtemel büyük alacak, aynı zararın ikinci kez karşılanması veya tazminat ihtiyacının olduğundan farklı sunulması riskini değerlendirmeyi gerektirir. Fakat katılma alacağı doğmuş olması, tek başına TMK m. 174/1 talebini otomatik olarak düşürmez.

    Boşanmada manevi tazminatın koşulları

    TMK m. 174/2, boşanmaya yol açan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşe, kusurlu diğer eşten uygun miktarda para isteme olanağı tanır. Önemli olan yalnızca evlilik ilişkisinin bozulması değil, kişilik değerine yönelmiş hukuken korunabilir ihlaldir. Fiziksel şiddet, ağır hakaret, sistematik aşağılama, tehdit ve sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir. Bütün geçimsizlikler kendiliğinden manevi tazminat sebebi değildir.

    Manevi tazminat bir ceza, tarifeli yaptırım veya zenginleşme aracı olarak kurulmamalıdır. İhlalin niteliği, süresi ve yoğunluğu, yaratılan manevi etki, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, paranın değerindeki değişim ve benzer yargısal değerlendirmeler birlikte dikkate alınır. Miktarı hakkaniyet kapsamında hâkim belirler; yasal, herkes için geçerli bir puanlama veya ücret tarifesi yoktur. [15] [16]

    Doktrinde Zeynep Şeyma Ceylan’ın zina sebebiyle manevi tazminat incelemesi, sadakat yükümlülüğünün ihlalini ve üçüncü kişi sorumluluğundaki ayrımları ortaya koyar. Emel Badur ve Gamze Turan Başara’nın çalışması da kişilik hakkı ve sadakat ihlalinin hukuki niteliğini tartışır. Zina eyleminin tarafı olan üçüncü kişiye, yalnızca sadakat yükümlülüğünün ihlali nedeniyle TMK m. 174/2 kapsamında eş gibi tazminat yöneltilemez; bağımsız bir haksız fiil varsa ayrı hukuki rejim tartışılır. [15] [17]

    Ödeme biçimi: TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez; parasal tutar olarak kararlaştırılır. Manevi tazminatın miktarını hesaplayan resmi ve bağlayıcı bir “manevi zarar hesaplayıcısı” bulunmamaktadır.

    Kusur tespiti nafaka ve tazminatı nasıl farklı etkiler?

    Durum Yoksulluk nafakası TMK m. 174 maddi tazminat TMK m. 174 manevi tazminat
    İsteyen eş daha ağır kusurlu Kural olarak isteyemez Kural olarak isteyemez Kişilik ihlali ve karşılaştırmalı kusur ayrıca incelenir; ağır kusurlu talep çoğunlukla sorunludur
    Eşit kusur Diğer şartlarla mümkün “Kusursuz veya daha az kusurlu” şartı sağlanmaz Kusur dengesi ve ihlal özelinde uygulama ayrıca değerlendirilir
    İsteyen eş daha az kusurlu Yoksulluk ve mali güç varsa mümkün Menfaat kaybı da varsa mümkün Kişilik hakkı saldırısı varsa mümkün
    Çocuk için iştirak nafakası Çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin ödeme güçleri esastır; boşanma kusuru çocuğun bakım hakkını ortadan kaldırmaz

    Kritik ayrım: Yoksulluk nafakasında yükümlünün kusursuz olması tek başına borçtan muafiyet sağlamaz. Maddi tazminatta ise kusurlu eşten talep ve menfaat kaybı; manevi tazminatta ise kişilik hakkı ihlali aranır. Sadece taraflardan birinin boşanmaya neden olması, otomatik ve sınırsız tazminat tutarını doğurmaz.

    Kusur vakıaları tarih, yer, iletişim, tanık, resmi kayıt, sağlık raporu ve diğer hukuka uygun delillerle olay özelinde sunulmalıdır. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış davranışların kusur olarak değerlendirilmesi ayrıca tartışmalı olabilir; olayların bağlamı yargısal incelemeye bağlıdır.

    Şiddet, aldatma, psikolojik ve ekonomik baskı tutara nasıl yansır?

    Şiddetin veya sadakat ihlalinin varlığı, ancak somut olaydaki kişilik hakkı ihlalinin niteliği ve ispatına göre manevi tazminatı etkiler. Fiziksel şiddette sağlık kayıtları, koruyucu/önleyici tedbir kararları, kolluk belgeleri ve tanık anlatımları; psikolojik şiddette sistematik hakaret, tehdit, aşağılama, izolasyon gibi davranışların bütünlüğü incelenebilir. Ekonomik şiddet iddialarında çalışma hakkının engellenmesi, para kaynaklarına erişimin kesilmesi ve aşağılayıcı denetim davranışları vakıa bazında somutlaştırılmalıdır.

    Bir şiddet olayı sebebiyle verilmiş koruma tedbiri ile o olayın boşanmada kusur veya tazminat şartı olduğuna ilişkin nihai tespit aynı ispat ve değerlendirme rejimine tabi değildir. Koruma kararını tek başına kesin kusur kararı gibi sunmak doğru olmaz. Buna karşılık resmi tutanak, sağlık raporu ve somut destekleyici delillerin birlikteliği dosyada güçlü bir ispat çerçevesi sağlayabilir.

    Maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir mi?

    Şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir; yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası talepleri de eş zamanlı gündeme gelebilir. Bir kişinin kişilik hakkının zedelenmesi ile boşanma sonucu ekonomik menfaat kaybı farklı hukuki zarar alanlarıdır. Ancak aynı olgu için aynı zarar unsurunun mükerrer giderimi talep edilmemeli; her talep miktarının gerekçesi farklı gösterilmelidir.

    Örnek: Şiddete maruz kalan, uzun evlilik boyunca çalışmayan ve çocuk bakımını üstlenen eş; koşulları varsa maddi tazminat, kişilik hakkı ihlali sebebiyle manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve çocuk adına iştirak nafakası talep edebilir. Mahkeme her kalemi kendi şartlarıyla inceler; hiçbiri kendiliğinden diğerinden hesaplanmaz.

    Mal rejiminin tasfiyesi neden ayrı bir taleptir?

    TMK m. 202 uyarınca, eşler kanunen geçerli başka bir rejim seçmemişse edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. 2002 öncesi evlilik dönemleri ve geçiş hükümleri ayrıca incelenmelidir. Katılma alacağı; edinim dönemi, edinilmiş/kişisel mal niteliği, eklenecek değerler, denkleştirme, borçlar ve artık değer gibi teknik unsurlarla belirlenir. Kural olarak “kusurlu eş malın yarısını kaybeder” denemez; TMK m. 236/2’deki zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâllerine özgü dar istisna ayrıca saklıdır.

    Nafaka veya tazminat talebi ile katılma alacağı birbirine karıştırılmamalıdır. İlkinde ihtiyaç, kusur ve menfaat/personel ihlali; ikincisinde mal rejimine özgü ayni ve alacak hakları söz konusudur. Mustafa Alper Gümüş’ün akademik çalışması, boşanmanın fer’ileri ile mal rejiminin tasfiyesi arasındaki teknik ilişkiyi ayrıntılı tartışır. [18]

    Boşanma davası kabul edilip kesinleştiğinde kanuni mal rejimi, kural olarak boşanma dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılır (TMK m. 225/2); tasfiye alacağının muacceliyet ve dava takvimi ayrıca değerlendirilmelidir. Evlilik sürerken düzenlenen taşınmazlar bakımından edinim ve finansman tarihi önemlidir.

    Mal ayrılığı sözleşmesi yapılmışsa nafaka hakkı sona erer mi?

    Hayır, sırf mal ayrılığı sözleşmesi yapılması nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. TMK m. 203–205 uyarınca seçilebilen mal ayrılığı rejimi, esasen malın mülkiyeti, yönetimi, tasarrufu ve tasfiyesi konularını düzenler. Buna karşılık TMK m. 169, 175, 182 ve 327 vd. hükümleri eş ve çocuğun bakımı ile boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin ayrı normlardır.

    Mal ayrılığı altında bir eşin adına kayıtlı gelir getirir taşınmazın bulunması, yoksulluk nafakası bakımından o eşin gerçek mali durumunu etkileyebilir; fakat bu, sözleşmenin nafakayı ortadan kaldırmasından değil yoksulluk ve mali güç ölçütlerinin somut sonucundan doğar. Sözleşmede “mal ayrılığı vardır, taraflar nafaka istemez” yazması özellikle gelecekteki nafaka hakkı ve çocuk hakları bakımından kendiliğinden bağlayıcı ve kesin sayılmamalıdır.

    İştirak nafakası çocuğun hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Anne ve babanın kendi aralarında mal ayrılığı anlaşması yapması veya eşler arası taleplerden feragat etmesi, çocuğun korunması amacını bertaraf etmez.

    Mal ayrılığı sözleşmesi nasıl geçerli kurulur?

    TMK m. 203–205 çerçevesinde mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Kanunda öngörülen rejimlerden seçim yapılır; şekil olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır. Evlenme başvurusu sırasında eşler, kanunda öngörüldüğü şekilde mal rejimi seçimine ilişkin yazılı bildirimde bulunabilir. Tarafların ehliyeti, serbest iradeleri ve temsil/kanuni temsilciye ilişkin şartlar ayrıca incelenmelidir.

    Şekle aykırılık, ehliyetsizlik, korkutma, aldatma veya esaslı yanılma gibi irade sorunları; sözleşmenin tamamının yahut ilgili hükmün geçerliliğini etkileyebilir. “Sözleşme noter kaşeli olduğu için her maddesi tartışmasız geçerlidir” yaklaşımı yanlıştır. Sözleşmedeki mal rejimi seçimi ile gelecekte doğacak nafaka ve kişilik hakkı ihlaline bağlı tazminatlardan peşinen vazgeçme aynı hukuki işlem değildir; ikincisi aile hukuku emredici kuralları ve usul hükümleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

    Mal ayrılığı kural olarak ileri etkili sonuç doğurur. Evliliğin önceki döneminde geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminden doğmuş tasfiye hesapları, sırf sonradan mal ayrılığına geçilmesiyle otomatik olarak silinmez. Rejim değişikliğinde önceki dönemin sona ermesi ve tasfiye/hesaplaşma ilişkisi somut olarak incelenmelidir. Üçüncü kişi alacaklıların korunmasına ilişkin hükümler de saklıdır.

    Mal ayrılığı sözleşmesi maddi ve manevi tazminatı engeller mi?

    Engellemez. TMK m. 174/1 kapsamındaki boşanma nedeniyle menfaat kaybı ve m. 174/2 kapsamındaki kişilik hakkı saldırısı, mal rejimi sözleşmesiyle ortadan kalkmış sayılmaz. Sözleşme, eşlerin malvarlığı yapısını ve tasfiye sonrasındaki ekonomik konumlarını değiştirdiği için mahkemenin mali durum ve hakkaniyet değerlendirmesine dolaylı olarak yansıyabilir; bu hukuki nedenin yokluğu değil, tutarın somut koşullara göre değerlendirilmesidir.

    Örnek: Evlilikten önce mal ayrılığı seçen tarafların evlilik süresince biri yüksek gelir elde edip taşınmaz biriktirmiş, diğeri çocuk bakımı için çalışmaya ara vermiş olsun. Bu durumda edinilmiş mallara katılma rejimine özgü standart yarı paylaştırma sistemi uygulanmayabilir; ancak daha az kusurlu eşin m. 174 bakımından menfaat kaybı, yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası bağımsız olarak incelenir. Ayrıca ortak mülkiyet, katkı alacağı veya başka borç ilişkileri özel olarak mevcutsa mal ayrılığı bunları otomatik kaldırmaz.

    Öte yandan mal rejimi edinilmiş mallara katılma olarak kaldığında doğabilecek büyük katılma alacağı, eşin ekonomik konumuna etki edebilir. Doktrinde bu ilişkinin tazminat ve nafaka miktarı üzerindeki sonucu farklı biçimlerde tartışılmaktadır; hesaplama yapılırken aynı parasal imkanın iki kez sayılması önlenmelidir. [18] [19]

    Sözleşmede “nafaka ve tazminat istenmeyecek” yazması yeterli mi?

    Mal rejimi sözleşmesinde bulunan genel bir “ileride hiçbir hak talep edilmeyecektir” kaydı ile boşanma sürecinde, somut ve belirlenmiş haklara ilişkin anlaşma arasında hukuken önemli fark vardır. Henüz doğmamış veya koşulları bilinmeyen koruyucu nitelikteki nafaka hakkından evlilik öncesinde genel olarak vazgeçmenin geçerliliği, emredici hükümler ve somut irade serbestliği yönünden ciddi sakınca taşır. Mal rejimi seçimi, başlı başına nafaka feragati değildir.

    Boşanma sırasında anlaşma/protokolde yer alan nafaka ve tazminat düzenlemeleri ise açık, belirli, özgür iradeye dayalı ve kanuna uygun olmalıdır. Anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, iradenin serbestliğine kanaat getirmesi ve mali sonuçlar ile çocukla ilgili düzenlemeyi uygun bulması gereklidir (TMK m. 166/3). Çocuğun hakkı sırf ebeveynin feragatiyle sınırsız şekilde bertaraf edilemez.

    Eray Aksın Atar’ın “Nafakadan Feragat” çalışması, nafaka türleri bakımından feragat meselesinin tek bir genel cümleyle çözülemeyeceğini gösteren akademik bir kaynaktır. Özellikle sözleşmenin tarihi, beyanın kapsamı, alacağın doğumu, eşin serbest iradesi ve çocuğun üstün yararı tek tek değerlendirilmelidir. [20]

    2026 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Genel feragat neden yeterli sayılmadı?

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29 Nisan 2026 tarihli, E.2025/354, K.2026/267 sayılı kararında, boşanma dosyasına sunulan genel nitelikli “haklarımdan vazgeçiyorum/hibe ediyorum” anlatımının, somut olayda mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağından açık ve kesin feragat olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kurul, boşanmanın eki niteliğindeki nafaka ve tazminat konularıyla mal rejimi alacakları arasındaki farkı vurgulamıştır.

    Kararın önemi iki yönlüdür: Birincisi, hak türleri arasında otomatik geçiş yapılamaz. İkincisi, bir belgenin hukukî sonucuna karar verilirken kullanılan kelimeler ve bağlam incelenmelidir. Buradan “hiçbir feragat geçerli değildir” veya “noter sözleşmesi geçersizdir” sonucu çıkarılamaz. Karar metni, Yargıtay’ın resmi karar arama portalında esas ve karar numarasıyla araştırılabilir. [21]

    Mal ayrılığı altında katkı, ortak mülkiyet ve alacak talepleri

    Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri kural olarak kendi mülkiyetindeki malları yönetir ve tasarruf eder (TMK m. 242 vd.). Bu rejim her türlü ekonomik talebi sıfırlamaz. Diğer eş adına edinilmiş malın alımına doğrudan ödeme, kredi taksidine katkı, taşınmazın önemli iyileştirilmesi, paylı mülkiyet veya taraflar arasındaki borç/vekâlet ilişkileri mevcutsa hukuki temeller ayrıca incelenebilir.

    İddiaya göre ödeme belgeleri, banka dekontları, tapu kaydı, satın alma ve kredi sözleşmesi, para kaynağı, edinim tarihi ve mülkiyet yapısı toplanır. “Evlilikte tüm konut masraflarını ben ödedim” savı ile “eşimin tapulu taşınmazının bedelinin belirli bir bölümünü doğrudan ödedim” iddiası aynı nitelikte değildir. Her somut katkının hangi hukuki temelde geri istenebileceği belirlenmelidir.

    Açık feragat, anlaşmalı boşanma protokolü ve sulh

    Boşanma yargılamasında taleple bağlılık ilkesi ve feragate ilişkin HMK hükümleri önemlidir. Yoksulluk nafakası ve eşler arasındaki tazminat talepleri bakımından açık talep, anlaşma ve feragat ayrı sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık çocuğun bakım hakkı ve kamu düzenine ilişkin tedbirler açısından özel sınırlamalar vardır. Protokolde “taraflar birbirlerinden hiçbir hak talep etmeyeceklerdir” denilmesi, sayılmamış her alacak türü için her durumda kesin feragat anlamına gelmeyebilir.

    Uyuşmazlık doğurmayan bir metinde nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat, ziynet, katılma alacağı, katkı/değer artış payı, konutun kullanımı ve çocuk giderleri ayrı başlıklarda ele alınmalı; varsa miktar, ödeme zamanı, yıllık artış, ifa güvencesi, masraf paylaşımı ve feragatin kapsamı açıkça gösterilmelidir. Ancak gelecekte doğabilecek ve kamu düzenince korunan hakların mutlak biçimde kaldırılmaya çalışılması geçerlilik riskidir.

    Nafaka artırım, azaltım ve kaldırma davaları

    Nafakanın bir kez belirlenmesi, bütün gelecek yıllarda koşulsuz olarak aynı tutarda kalacağı anlamına gelmez. Yoksulluk nafakası bakımından TMK m. 176; çocuk için iştirak nafakası bakımından TMK m. 331, durum değişikliğinde artırım, azaltım veya kaldırma tartışmasına zemin oluşturur. Çocuğun okul kademesinin değişmesi, sağlık giderleri, gerçek gelir artışı veya kaybı, yeni yaşam koşulları ve enflasyon değerlendirmeye alınabilir.

    Yoksulluk nafakası alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle m. 176 kapsamındaki irat biçimindeki nafakanın hukuki akıbeti değişir; fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması veya kanunda belirtilen diğer koşullar bakımından mahkeme kararı gerekebilir. Tek bir sosyal medya paylaşımı veya doğrulanmamış iddia, koşulların gerçekleştiğini otomatik biçimde kanıtlamaz.

    Artırım davalarında yalnızca “TÜFE yükseldi” demek yerine güncel bütçe, çocuk giderleri, taraf gelirleri ve varsa hükümdeki artış mekanizması birlikte sunulmalıdır. Azaltım davasında da işsizlik, sağlık sorunu, gerçek gelir düşüşü veya ağır borç gibi verilerin sürekliliği ve diğer tarafın korunması incelenir. İradi gelir azaltımı ile kaçınılmaz gelir kaybı aynı değerlendirilmemelidir.

    Tazminat ve nafaka için talep zamanı, zamanaşımı, faiz ve icra

    TMK m. 178, boşanma sebebiyle doğan dava haklarının boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını belirtir. Bu hükmün hangi talebe uygulanacağı, doğmuş alacağın niteliği ve istenen döneme göre analiz edilmelidir. Örneğin, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını otomatik olarak aynı bir yıllık süreye tabi saymak yanlıştır; tasfiye alacakları hakkında farklı zamanaşımı rejimi ve içtihatlar bulunmaktadır.

    Boşanma davası içinde tazminat ve yoksulluk nafakası istenip istenmeyeceği, tutarın belirlenmesi, faizin istenme biçimi, hükmün kesinleşmesi, yargılama giderleri, ilamlı icra koşulları ve işleyecek nafaka alacakları için usul stratejisi farklı olabilir. Faiz başlangıcı ve icra edilebilirlik bakımından tazminat, tedbir nafakası ve kesinleşme sonrası nafaka aynı kefeye konulmamalıdır; somut hüküm fıkrası ve güncel içtihat ayrıca kontrol edilmelidir.

    Nafakanın zamanında ödenmemesi durumunda icra takibi ve şartları oluştuğunda İcra ve İflas Kanunu’ndaki özel yaptırımlar gündeme gelebilir. Ancak her gecikme otomatik olarak hapis veya aynı icra sonucu doğurmaz. Hukuki süreçte kesinleşme durumu, muaccel taksitler, önceki ödemeler ve ödeme emrinin kapsamı incelenmelidir.

    Boşanma dosyası için stratejik delil listesi

    1. Nafaka talebi: Maaş/SGK, gelir ve kira evrakı, konut gideri, sağlık ihtiyaçları, banka üzerinden yapılan düzenli ödemeler.
    2. İştirak nafakası: Çocuğun yaşı, sınıfı, okul/servis sözleşmesi, sağlık ve özel eğitim belgeleri, bakım yükü.
    3. Maddi tazminat: Boşanmadan etkilenen mevcut ve beklenen menfaatler, çalışma ve bakım geçmişi, sosyoekonomik durum, nedensellik açıklaması.
    4. Manevi tazminat: Kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği ileri sürülen somut olaylar, tarih, hukuka uygun iletişim kayıtları, tanık, sağlık ve resmi belgeler.
    5. Gerçek ödeme gücü: İşveren, vergi, SGK, şirket, taşınmaz, araç ve gerektiğinde banka kayıtları için gerekçeli müzekkere talepleri.
    6. Mal ayrılığı sözleşmesi: Noter belgesi, düzenlenme tarihi, ehliyet/irade koşulları, seçilen rejim ve başlangıcı, önceki mal rejimi dönemi.
    7. Malvarlığı alacakları: Tapu, kredi, ödeme, katkı, edinim tarihi, borç ve rayiç değere ilişkin belgeler.
    8. 2026 değerlendirmesi: Eylül 2026 TÜFE bülteni, 30 Eylül 2026 AYM kararı ve son dönem kararları; tarih ve yürürlük ayrımı.

    Bu liste genel bir başlangıçtır. Her belge talebi vakıayla ilişkili, ölçülü ve usulüne uygun olmalı; kişisel veriler korunmalıdır.

    Sık sorulan sorular

    Boşanmada nafaka ve tazminat hakkında merak edilenler

    1. 2026 yılında boşanmada nafaka ne kadar?

    Kanunda her dosyaya uygulanacak sabit TL tutarı veya maaş yüzdesi yoktur. Nafaka türüne göre ihtiyaç, yoksulluk, çocuğun giderleri, tarafların gerçek ödeme güçleri ve hakkaniyet değerlendirilir.

    2. Nafaka maaşın yüzde kaçı olabilir?

    Yüzde 20, yüzde 25 veya başka bir sabit oran tüm dosyalar için kanuni nafaka hesaplama formülü değildir. Maaş, gider ve diğer kaynaklar birlikte incelenir.

    3. Çalışan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?

    Evet, düşük veya yetersiz düzenli gelir koşullara göre yoksulluğu ortadan kaldırmayabilir. Gelirin düzeyi, sürekliliği ve diğer mali kaynaklar önemlidir.

    4. Kusurlu eş nafaka alabilir mi?

    Yoksulluk nafakasında talep edenin kusuru karşı tarafınkinden ağır olmamalıdır. Tedbir ve iştirak nafakaları ise farklı amaç ve koşullara sahiptir.

    5. Kusursuz eş nafaka öder mi?

    Yoksulluk nafakası borçlusunun kusurlu olması kanuni şart değildir. Ödeme gücü ve alacaklının diğer koşulları değerlendirilir.

    6. Nafaka 2026 yılında kaldırıldı mı?

    Hayır. AYM yalnızca TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresinin iptaline karar vermiştir; iptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecektir. Nafakanın kurumsal olarak kaldırıldığı söylenemez.

    7. Süresiz nafaka kararı 30 Eylül 2026 tarihinde bitti mi?

    Hayır. 30 Eylül 2026 kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihtir, iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir.

    8. Tedbir nafakası için mutlaka boşanma davası açılmalı mı?

    TMK m. 169 tedbiri boşanma/ayrılık davasıyla bağlantılıdır. TMK m. 197 kapsamında haklı ayrı yaşamaya dayalı geçim tedbiri boşanma davası olmadan da istenebilir.

    9. İştirak nafakası çocuğun özel okul giderlerini karşılar mı?

    Özel okul gideri somut çocuğun eğitim ihtiyacı, önceki yaşam koşulları ve ebeveynlerin ödeme gücü bağlamında değerlendirilebilir; otomatik ve sınırsız kabul edilmez.

    10. İştirak nafakası 18 yaşında biter mi?

    Erginlik, iştirak nafakasının ve bakım borcunun hukuki rejimini etkiler. Eğitimi süren ergin çocuk koşulları varsa kendi adına bakım/yardım nafakası isteyebilir.

    11. Yardım nafakası eski eşten istenir mi?

    TMK m. 364’teki yardım nafakası hısımlar içindir. Eski eş bakımından yoksulluk nafakası ayrı bir kurumdur.

    12. TÜFE kadar nafaka otomatik artar mı?

    Mahkeme hükmünde artış mekanizması yoksa sırf TÜFE yayımlandığı için otomatik artış gerçekleşmez; istem ve karar gerekebilir.

    13. Maddi tazminat neye göre hesaplanır?

    Boşanmanın mevcut veya beklenen menfaatlere etkisi, tarafların kusuru, ekonomik durum ve hakkaniyetle belirlenir; sabit çarpan veya tarife yoktur.

    14. Manevi tazminat için aldatma yeterli mi?

    Aldatma somut koşullarda kişilik hakkı ihlali ve kusur niteliği taşıyabilir. Yine de olayın ispatı, kusur ve TMK m. 174/2 şartları incelenmelidir.

    15. Manevi tazminat aylık ödenebilir mi?

    TMK m. 176 gereğince manevi tazminata irat biçiminde hükmedilemez.

    16. Maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir mi?

    Evet, her iki talebin farklı şartları ayrı ayrı gerçekleşmişse birlikte istenebilir.

    17. Mal ayrılığı sözleşmesi varsa nafaka ödenir mi?

    Evet, koşulları varsa tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası ayrı değerlendirilir; mal rejimi seçimi tek başına bu hakları kaldırmaz.

    18. Noterde yapılan mal ayrılığı sözleşmesi kesin geçerli midir?

    Noter şekil şartını karşılamada önemlidir; ehliyet, irade, sözleşme içeriği ve emredici hukuk kuralları ayrıca denetlenir.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi önceki edinilmiş malları geriye dönük siler mi?

    Sırf yeni bir rejim seçilmesi önceki dönemin tasfiye haklarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; geçiş, tasfiye ve varsa geçerli anlaşma ayrı incelenir.

    20. Mal ayrılığı sözleşmesinde tazminattan feragat edilebilir mi?

    Gelecekte doğacak ve şartları henüz belli olmayan boşanma tazminatı haklarından genel peşin feragat ile mevcut, belirli ve usulüne uygun bir sulh/feragat aynı şey değildir; geçerlilik somut olarak değerlendirilir.

    21. Boşanmada bir yıl zamanaşımı hangi talepler için?

    TMK m. 178 boşanmadan doğan dava haklarını kapsar ve süre boşanma hükmünün kesinleşmesinden başlar. Mal rejimi tasfiye alacağı aynı süreye otomatik tabi tutulmaz.

    22. Nafaka veya tazminat için internet hesaplama aracı güvenilir mi?

    Çevrimiçi hesaplayıcılar bütçe planlaması için kullanılabilir; mahkemenin takdirini ve somut hukuki koşulları ikame eden resmi ve bağlayıcı algoritmalar değildir.

    23. Taraflardan biri yurt dışında yaşıyorsa nasıl hesaplanır?

    Gerçek gelir, döviz kuru, sürdürülebilir kazanç, zorunlu yaşam giderleri, çocuğun yerleşim yeri ve uyuşmazlığa uygulanacak milletlerarası özel hukuk kuralları ayrıca incelenir.

    24. Zengin eş daha yüksek nafaka öder mi?

    Mali güç önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Talep türüne göre ihtiyaç ve kanuni koşulların varlığı gereklidir.

    25. Maddi ve manevi tazminat ile katılma alacağı aynı mıdır?

    Hayır. TMK m. 174 talepleri ile TMK m. 202 vd. mal rejimi tasfiye alacakları farklı hukuki nedenlere ve hesaplara dayanır.

    Sonuç: Miktar değil, gerekçelendirilmiş hukuki değerlendirme

    Nafaka ve boşanma tazminatının belirlenmesi, bir hesap makinesine rakam girilmesinden ibaret değildir. Talebin hukuki niteliği saptanmadan, gelir ve giderler doğrulanmadan, kusur ve kişilik hakkı ihlalleri ayrı ayrı değerlendirilmeden verilen parasal tahminlerin güvenilirliği düşüktür. Özellikle şirket ortaklığı, yüksek malvarlığı, çocukların özel giderleri ve uzun süreli evlilikler bakımından kapsamlı ekonomik analiz gerekir.

    2026 yılında iki unsur öne çıkmaktadır: nafakanın süresine ilişkin yeni Anayasa Mahkemesi iptal kararının ertelenmiş yürürlüğü ve Yargıtay’ın gelir-malvarlığı araştırması ile talep türleri arasındaki kesin ayrımlara verdiği önem. Mal ayrılığı sözleşmesi, tek başına nafaka ve tazminat haklarının sona ermesi anlamına gelmez; bununla birlikte gerçek ekonomik durum ve mal rejiminden kaynaklanan haklar üzerinde önemli sonuçlar yaratabilir. Nihai çözüm her talebin ayrı hukuki temelde ve somut olaya özgü delille değerlendirilmesidir.

    Bu çalışma 17.10.2026 tarihi itibarıyla genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kanun değişiklikleri, yeni kararlar ve dosyanın özellikleri sonucu değiştirebilir.

    Hazırlayan: Av. Murat Can Dolğun — TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. dolgun.av.tr · td-lawfirm.com · 0 212 299 44 22

    Kaynakça ve resmi bağlantılar

    Kaynaklar ilgili yargısal ve akademik belgelere doğrudan yönlendirir. DergiPark üzerindeki eserler bilimsel yayınlardır; avukat tanıtım sitesi değildir.

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, ilgili m. 4, 169, 174–178, 182, 197, 202–205, 225, 327–331, 364–365; T.C. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. Kaynağı incele.
    2. Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, 04.11.2025 tarihli içtihat, maddi tazminat ve yoksulluk nafakasında sosyal-ekonomik durum ve TAKBİS/SGK araştırması; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    3. Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, 04.06.2026; Resmî Gazete 30.09.2026, 33386; iptal hükmünün 9 ay ertelenmesi. Kaynağı incele.
    4. Türkiye İstatistik Kurumu, Tüketici Fiyat Endeksi, Eylül 2026, Haber Bülteni 58298, 05.10.2026. Kaynağı incele.
    5. Yargıtay, iştirak ve yoksulluk nafakasının ölçütleri, Adalet Bakanlığı UYAP içtihat kaydı. Kaynağı incele.
    6. Yargıtay, iştirak nafakası ve çocuğun ihtiyaçları hakkında içtihat; Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    7. Yargıtay, 19.02.2026 tarihli yardım nafakası miktarı ve hakkaniyet değerlendirmesi, Adalet Bakanlığı UYAP. Kaynağı incele.
    8. Güllüoğlu, Y. ve Aydın Engin, S. (2025), “Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakası”, Ankara Barosu Dergisi, 83(4). Kaynağı incele.
    9. Akkurt, S. S. (2024), “TMK m. 175 Hükmünün Yoksulluk Nafakasının Süresine İlişkin Yaklaşımının Hukuki Yorum Yöntemleri Çerçevesinde Tahlili”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10(1). Kaynağı incele.
    10. Ersöz, O. (2026), “Yoksulluk Nafakasında Süre”, Ombudsman Akademik, 23. Kaynağı incele.
    11. Baş, S. ve Özcan, N. (2022), “Yoksulluk Nafakasında Süre Sorununun Anayasal ve Medeni Hukuk Boyutuyla Tartışılması ve Bir Öneri Olarak Boşanma Tazminatı”, ASBÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 4(1). Kaynağı incele.
    12. Çakırca, S. İ. (2015), “Kardeşler Arasında Nafaka Yükümlülüğü”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 64(1), 65–101. Kaynağı incele.
    13. Yünlü, S. (2025), “Nafaka Yükümlülüklerinin Çatışması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 64. Kaynağı incele.
    14. Arbek, Ö. (2005), “Boşanmanın Mali Sonuçları”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 54(1), 115–163; künyeye ilişkin bilimsel kaynakça. Kaynağı incele.
    15. Ceylan, Z. Ş. (2022), “Yargıtay Kararları Işığında Zina Sebebiyle Boşanmada Manevi Tazminat İstemi”, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 17(1), 49–95. Kaynağı incele.
    16. Atlan, H. (2016), “Beden Bütünlüğünün İhlalinde Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4); yöntem tartışması (boşanma tazminatı tarifesi değildir). Kaynağı incele.
    17. Badur, E. ve Turan Başara, G. (2016), “Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(1), 101–136. Kaynağı incele.
    18. Gümüş, M. A. (2005), “Türk Hukukunda Yasal Mal Rejimi … Boşanma Davası; İştirak Nafakası; Maddi/Manevi Tazminat ve Mal Rejiminin Tasfiyesi Talebi Arasındaki İlişki”, Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, IX(3–4), 383–402. Kaynağı incele.
    19. Tamer, D. (2021), “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Kimi Koruyor?”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 18(2), 635–644. Kaynağı incele.
    20. Atar, E. A. (2016), “Nafakadan Feragat”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(3). Kaynağı incele.
    21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.04.2026, E.2025/354, K.2026/267, genel feragat beyanının katılma alacağını kapsayıp kapsamadığı; karar numarası ile resmi karar arama portalı. Kaynağı incele.
    22. Çelik, B. (2025), Mehaz Hukukla Karşılaştırmalı Olarak Türk Hukukunda Yoksulluk Nafakasının Miktarı ve Süresi, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7(2), 992–1040, doi:10.59933/tauhfd.1851972. Kaynağı incele.
  • Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026 | 6284, Uzaklaştırma ve Boşanmada Kusur

    Şiddet Türleri 2026: Fiziksel, Psikolojik, Ekonomik, Cinsel ve Dijital Şiddet, 6284 Sayılı Kanun ve Hukuki Koruma Yolları

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | Hukuki değerlendirme tarihi: 17 Ekim 2026 | Konular: Aile Hukuku, Ceza Hukuku, 6284 Sayılı Kanun, Boşanma Davaları

    Şiddet, yalnızca kişinin beden bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen saldırılardan ibaret değildir. Tehdit, sistematik aşağılama, ekonomik kaynakların kontrol edilmesi, rıza dışı cinsel davranışlar, kişinin çevresinden izole edilmesi, dijital mecralarda takip edilmesi ve özgürlüğünün keyfi biçimde sınırlanması da olayın özelliklerine göre şiddet teşkil edebilir. Bu yazıda şiddet türleri nelerdir, psikolojik şiddet nasıl ispatlanır, ekonomik şiddet boşanma sebebi midir, dijital şiddete karşı hangi yollar kullanılabilir, uzaklaştırma kararı nasıl alınır, şiddetin tazminat ve velayete etkisi nedir soruları Türk hukuku bakımından incelenmektedir.

    Önemli ayrım: Her ağır veya haksız davranış ayrı bir Türk Ceza Kanunu suçu oluşturmaz. Ancak bir davranışın bağımsız suç niteliğinde olmaması, 6284 sayılı Kanun kapsamında korunma sağlanamayacağı veya aile hukuku açısından hiçbir sonuç doğmayacağı anlamına gelmez. Koruma tedbiri, ceza soruşturması ve boşanma davası farklı amaçlara ve ispat ölçütlerine sahip mekanizmalardır.

    1. Şiddet nedir? Türk hukukunda şiddetin tanımı

    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2. maddesi, şiddeti fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar doğuran ya da doğurması muhtemel davranışlar, tehdit, baskı ve özgürlüğün keyfi engellenmesi çerçevesinde geniş biçimde ele alır. Şiddetin oluşması için mutlaka fiziksel bir iz, hastane raporu veya görünür yaralanma bulunması gerekmez. Aynı Kanun, aynı hanede yaşanmasa dahi aile veya hane mensupları arasında gerçekleşen ev içi şiddeti düzenler.

    Gündelik kullanımda psikolojik, duygusal, sosyal, dijital, flört şiddeti veya kontrol edici davranış gibi kategoriler kullanılmaktadır. Bunların hepsi Türk Ceza Kanunu’nda ayrı suç isimleri değildir. Somut olayda davranışın niteliği, tekrarı, yoğunluğu, mağdur üzerindeki etkisi ve ilgili normun unsurları birlikte değerlendirilir. Kişiler arasındaki sıradan anlaşmazlık ile sistematik korkutma ve tahakküm oluşturan davranış arasında hukuki ayrım yapılmalıdır.

    6284 sayılı Kanun’un kapsamı yalnızca evli kadınlarla sınırlı değildir. Kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları, kanunun somut olayda aradığı koşullar dahilinde korunabilir. 6284 sayılı Kanun, m. 1–2.

    2. Şiddet türleri ve örnekleri: Karşılaştırmalı tablo

    Şiddet türlerinin hukuk bakımından örnekleri ve muhtemel değerlendirme alanları
    Şiddet türü Örnek davranış Olası hukuki sonuç
    Fiziksel Vurmak, itmek, boğaz sıkmak, zorla alıkoymak 6284 tedbiri; fiile göre yaralama, tehdit, hürriyetten yoksun kılma; boşanmada kusur
    Psikolojik / duygusal Sistematik aşağılama, korkutma, manipülasyon, sürekli baskı 6284 tedbiri; koşullarına göre boşanmada kusur ve tazminat
    Sözlü Hakaret, tehdit, küçük düşürücü ifadeler Koşullarına göre TCK m. 106, 125; aile hukuku sonuçları
    Ekonomik Geliri zorla almak, çalışmayı engellemek, finansal kontrol 6284 kapsamında değerlendirme; boşanma ve mali taleplerde önem
    Cinsel Rıza dışı cinsel temas, baskı ve zorlamalar Koşullarına göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar; koruma tedbirleri
    Dijital Şifre zorlamak, takip yazılımı, görüntü tehdidi, çevrim içi taciz Fiile göre özel hayat, kişisel veriler, tehdit, ısrarlı takip suçları
    Israrlı takip Tekrarlanan fiziki takip veya farklı kanallardan temas girişimleri Koşullar oluşursa TCK m. 123/A; 6284 tedbiri
    Sosyal Aile ve arkadaşlarla görüşmeyi zorla engellemek, izolasyon Psikolojik şiddet ve kontrol davranışı; aile hukuku sonuçları
    Çocuğa yönelik Dövme, korkutma, istismar, şiddete tanık bırakma Ceza ve çocuk koruma hukuku; velayet ve kişisel ilişki tedbirleri
    İşyerinde Sistematik yıldırma, cinsel taciz, tehdit İş hukuku, tazminat, iş sağlığı ve güvenliği; fiile göre ceza hukuku

    Tablo genel örnekler sunar; bir olayın suç, boşanma kusuru veya tedbir sebebi oluşturup oluşturmadığı otomatik olarak değil, ilgili normun koşullarına göre belirlenir.

    3. Fiziksel şiddet nedir? En sık görülen örnekler ve sonuçlar

    Fiziksel şiddet, beden bütünlüğüne yönelik kasıtlı müdahaleleri ifade eder. Tokat, tekme, yumruk, itme, sarsma, boğaz sıkma, saç çekme ve bir kişiyi zor kullanarak bir yerde tutma tipik örneklerdir. Fiziksel şiddet için kullanılan aracın silah olması gerekmez. Dışarıdan yara görülmemesi de davranışın hukuken önemsiz olduğu anlamına gelmez.

    Fiziksel şiddet olayında ceza ve koruma süreçleri

    Eylemin ağırlığına göre kasten yaralama (TCK m. 86–87), tehdit (m. 106) veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m. 109) gibi suç tipleri gündeme gelebilir. Kişinin eşi, boşandığı eş veya başka bir yakını olması, ilgili suç maddesindeki nitelikli hâllere göre ayrıca önem kazanabilir. Mağdur, ceza soruşturmasından bağımsız olarak 6284 sayılı Kanun çerçevesinde acil tedbir isteyebilir.

    Fiziksel şiddette adli rapor zorunlu mudur?

    Adli muayene ve tıbbi belgeler yaralanma olgusunun ispatında değerlidir; ancak 6284 sayılı Kanun m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir kararı için şiddetin gerçekleştiğine dair delil veya belge aranmaz. Bu hüküm, ceza yargılamasında mahkumiyet için delil aranmayacağı anlamına gelmez. Tıbbi muayene, olay fotoğrafları, tanıklar, kamera kayıtları ve kolluk tutanakları koşullarına göre delil olabilir.

    4. Psikolojik şiddet: Hakaret olmadan da şiddet mümkün mü?

    Psikolojik şiddet; kişinin benlik değerini zedelemeye, korkutulmasına, sürekli denetlenmesine veya karar alma iradesinin baskı altına alınmasına yol açabilen tutumların bütünüdür. Günlük hayatta davranışın tek bir olaya değil, uzun süreli bir örüntüye dayanması sık görülür. Sistematik dışlama, aşağılayıcı kıyaslamalar, yalnızlaştırma, tehditlerle hareket alanını daraltma, çocukları baskı unsuru olarak kullanma ve kişinin güvenliğini sürekli sorgulatma örnek olarak değerlendirilebilir.

    Gaslighting ve kontrol edici davranışlar

    Psikoloji literatüründe gaslighting, kişinin yaşadığı olaylar veya kendi algısı hakkında sistematik biçimde kuşkuya düşürülmesini anlatmak için kullanılır. Türk hukukunda başlı başına bu isimde bir suç bulunmaz. Bununla birlikte somut davranışlar psikolojik şiddet, tehdit, hakaret veya diğer hukuki ihlaller içinde değerlendirilebilir. Hukuki dilekçede yalnızca bu kavramı kullanmak yerine kim, ne zaman, hangi söz veya eylemle, neyi yaptı sorularının yanıtlanması gerekir.

    Psikolojik şiddet boşanma sebebi olabilir mi?

    Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) incelemesinde eşlerin somut davranışları ve kusur durumları önem taşır. Devamlı aşağılama, tehdit ve baskının ispatlanması, diğer unsurlarla birlikte boşanma talebi ve tazminat yönünden değerlendirmeye girebilir. Ancak çiftler arasındaki her tartışma, fikir ayrılığı veya kaba sözün tek başına boşanma ya da manevi tazminat için yeterli olacağı söylenemez.

    5. Sözlü şiddet, tehdit ve hakaret arasındaki hukuki fark

    Sözlü şiddet, kişinin onurunu kırmayı veya korku yaratmayı amaçlayan sözlü davranışları kapsayabilir. Türk Ceza Kanunu bakımından ise hakaret (m. 125) ve tehdit (m. 106) suçlarının unsurları birbirinden farklıdır. Tehditte kişiye yönelen kötülük bildirimlerinin türü, bağlamı ve objektif ciddiyeti; hakarette onur, şeref ve saygınlığa yönelik somut isnat veya sövme niteliği ayrı ayrı değerlendirilir.

    Mesaj, sesli not, e-posta ve sosyal medya yorumları üzerinden gerçekleştirilen davranışlar da ilgili suçun kanuni unsurlarını karşılayabilir. Her kırıcı ifadeyi suç olarak nitelemek doğru değildir. Bununla birlikte ceza hukuku eşiğini aşmayan sistematik aşağılamanın 6284 ve boşanma hukuku açısından önemi bulunabilir.

    6. Ekonomik şiddet nedir? Para, çalışma hakkı ve malvarlığı üzerinden kontrol

    Ekonomik şiddet, bir kişinin ekonomik bağımsızlığının baskı ve denetim aracı hâline getirilmesiyle görünür olur. Maaşa el koymak, kişiyi işten ayrılmaya zorlamak, zorla borçlandırmak, banka kartlarını ve şifrelerini kontrol etmek, temel ihtiyaçlara kaynak erişimini kasıtlı olarak engellemek veya ekonomik bağımlılık oluşturarak kişiyi tehdit etmek somut olaya göre ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilebilir.

    Ekonomik şiddet ile ekonomik güçlük aynı şey midir?

    Hayır. Ailenin mali zorluk yaşaması veya tarafların bütçe konusunda anlaşmazlığa düşmesi kendiliğinden ekonomik şiddet anlamına gelmez. Hukuki değerlendirmede kasıtlı denetim, engelleme, bağımlı kılma, tehdit ve eşitlik ilişkisinin bozulması gibi olgular önem kazanır.

    Ekonomik şiddet boşanma ve mal paylaşımını etkiler mi?

    Çalışmanın engellenmesi, gelire zorla el konulması ve ekonomik baskı, TMK m. 166 kapsamındaki kusur incelemesinde yer alabilir. Bununla birlikte ekonomik şiddet iddiası ile mal rejiminin tasfiyesi birbirinden ayrı hukuki meselelerdir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin katılma alacağı kural olarak mal rejimi hükümlerine göre hesaplanır; sırf bir eşin boşanmada ağır kusurlu olması her malvarlığı uyuşmazlığında diğer eş lehine otomatik olarak daha yüksek pay oluşturmaz.

    İstisnai nitelikteki TMK m. 236/2 gibi hükümler, kanunun belirlediği belirli boşanma sebepleri ve koşulları bakımından ayrıca değerlendirilir. Ekonomik şiddetin bir mal kaçırma işlemiyle birlikte ileri sürülmesi hâlinde TMK m. 229 ve ilgili diğer düzenlemeler yönünden ayrı hesaplama ve ispat gerekebilir.

    7. Cinsel şiddet ve evlilikte rıza

    Cinsel şiddet, kişinin cinsel dokunulmazlığına ve kendi bedeni hakkında karar verme hakkına yönelen rıza dışı müdahaleleri kapsar. Zorlama, tehdit altında cinsel davranışa mecbur bırakma, cinsel içerikli görüntülerle şantaj yapma ve istenmeyen cinsel temas, fiilin biçimine göre farklı suç ve koruma düzenlemelerini gündeme getirebilir.

    Evlilik, cinsel davranışlar için sürekli ve sınırsız rıza oluşturmaz. Somut eylem bakımından cinsel saldırı, cinsel taciz, şantaj veya özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarının unsurları ayrıca incelenir. Çocuğa yönelik cinsel fiillerde çocukların korunmasına ilişkin özel hükümler uygulanır. Şikayete bağlılık, soruşturma usulü ve nitelikli hâller eylemin hangi maddede düzenlendiğine göre değişebildiğinden genelleme yapılmamalıdır.

    Cinsel şiddet kanıtları nasıl değerlendirilir?

    Mağdurun anlatımı, olayın koşulları, tıbbi bulgular, dijital yazışmalar, tanıklar ve diğer hukuka uygun deliller birlikte değerlendirilir. Tıbbi değerlendirme veya adli yardım almak için olaydan uzun süre geçmesini beklememek önemlidir. Ancak tıbbi bulgu bulunmaması tek başına cinsel şiddet yaşanmadığını kanıtlamaz.

    8. Dijital şiddet: Telefon, sosyal medya, konum takibi ve görüntüler üzerinden baskı

    Dijital şiddet, teknolojik araçların kişiyi kontrol etmek, korkutmak, küçük düşürmek veya takibe almak amacıyla kullanılmasıdır. Kişinin şifrelerinin zorla alınması; rızası dışında hesabına erişilmesi; gizli takip yazılımı kurulması; konumunun izlenmesi; özel fotoğrafların yayımlanacağı tehdidinin yöneltilmesi; farklı hesaplardan ısrarlı biçimde rahatsız edilmesi ve çevresine yönelik itibar saldırıları örnek olarak verilebilir.

    Telefonu kontrol etmek her zaman suç mudur?

    Hayır. Somut davranışın rızaya, erişim yetkisine, elde edilen veriye ve kullanılan yönteme göre değerlendirilmesi gerekir. Ancak eş olmak diğer kişinin haberleşmesini, özel hayatını veya kişisel verilerini sınırsız biçimde denetleme yetkisi vermez. TCK m. 132–136, m. 123/A ve diğer ilgili hükümler fiile göre önem kazanabilir.

    Özel görüntü ile tehdit ve dijital şantaj

    Mahrem görüntülerin rıza dışında ifşa edilmesi veya ifşa tehdidiyle kişiden para, görüşme, cinsel davranış ya da başka bir hareket talep edilmesi olayın özelliklerine göre özel hayatın gizliliğinin ihlali, şantaj, tehdit veya başka bir suç oluşturabilir. Dijital delilleri kaydederken yeni bir hukuka aykırılık yaratılmaması ve üçüncü kişilerle gereksiz paylaşım yapılmaması önemlidir.

    Dijital şiddette ilk adımlar

    Güvenli bir cihazdan hesap güvenliğini kontrol etmek, mümkünse mevcut mesaj ve bildirimleri tarih bilgileriyle muhafaza etmek, platform şikayet mekanizmalarını kullanmak ve devam eden bir tehdit varsa kolluk veya adli makamlara başvurmak uygun olabilir. Failin hesabına karşılık olarak izinsiz girmek, özel içeriğini yayımlamak ya da karşı tarafı hukuka aykırı biçimde izlemek çözüm değildir.

    9. Israrlı takip suçu (TCK m. 123/A) ve 6284 sayılı Kanun

    2022 yılında TCK’ya eklenen 123/A maddesi, ısrarlı fiziksel takip veya iletişim araçları, bilişim sistemleri ya da üçüncü kişiler aracılığıyla sürekli temas kurma girişimlerini belirli koşullarda suç olarak düzenler. Madde kapsamında, mağdurda ciddi bir huzursuzluk oluşması ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duyması aranır. Her tekil mesaj veya karşılaşma, kendiliğinden ısrarlı takip suçu oluşturmaz.

    Çocuğa veya ayrılık kararı verilen ya da boşanılan eşe karşı işlenme, mağdurun işyeri veya konutunu değiştirmek durumunda kalması ve tedbire rağmen takip edilmesi gibi kanunda sayılan durumlar nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. TCK m. 123/A’da soruşturma ve kovuşturma şikayete bağlıdır. Bu şikayet rejimi, 6284 kapsamında önleyici tedbir isteminin aynı şartlara bağlı olduğu anlamına gelmez. TCK m. 123/A.

    10. Sosyal şiddet ve izolasyon

    Sosyal şiddet; kişinin ailesi, arkadaşları, iş çevresi ve toplumsal yaşamıyla bağlarının baskı yoluyla kopartılması, görüşmelerinin engellenmesi veya hareket serbestisinin sistemli biçimde kısıtlanması olarak ele alınır. Bu kavram bağımsız bir suç adı olmasa da psikolojik şiddetin ve kontrol ilişkisinin görünümüdür.

    Partnerin sosyal çevre hakkında görüş bildirmesi ile bir kişinin kimlerle görüşebileceğine tehdit, gözetim veya yaptırım yoluyla tek taraflı karar verilmesi birbirinden farklıdır. Şiddet incelemesinde bu davranışların tekrarı, yoğunluğu, karşı tarafın özgürlüğüne etkisi ve somut olayın özellikleri esas alınmalıdır.

    11. Çocuklara, yaşlılara ve engellilere karşı şiddet

    Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması veya şiddete tanık olması

    Çocuğun fiziksel saldırıya, sözel aşağılamaya, cinsel istismara veya ihmal ve baskıya maruz kalması farklı kanuni korumaları gündeme getirir. Ayrıca çocuğun aile içindeki şiddete tanıklığı psikolojik ve gelişimsel yönden değerlendirilmelidir. Boşanma ve velayet uyuşmazlıklarında belirleyici yaklaşım çocuğun üstün yararıdır. Gerekli hâllerde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında danışmanlık, bakım, sağlık ve diğer koruyucu-destekleyici tedbirler değerlendirilebilir.

    Yaşlı ve engelli bireyler yönünden

    Bakım ilişkisini baskı aracına dönüştürme, ilaç veya temel ihtiyaçlara erişimi engelleme, maaşa zorla el koyma ve dış dünyayla teması kesme gibi durumlar kişinin kırılganlık koşulları dikkate alınarak incelenir. 6284’ün kapsam koşulları varsa ilgili tedbirler ve ayrıca suç veya sosyal hizmet mevzuatındaki yollar birlikte kullanılabilir.

    12. İşyerinde psikolojik şiddet (mobbing) ve cinsel taciz

    İşyerinde sistematik yıldırma, küçük düşürme, dışlama, ayrımcı baskı ve cinsel taciz iş hukuku bakımından önem taşır. Ancak her yönetim eleştirisi, performans görüşmesi veya tekil anlaşmazlık otomatik olarak mobbing değildir. Davranışın içeriği, sürekliliği, hedefi, iş koşulları ve ispatı değerlendirilmelidir.

    İşçinin kişilik haklarının korunması bakımından Türk Borçlar Kanunu m. 417; haklı fesih, eşit davranma ve diğer iş hukuku hükümleri; ayrıca somut eyleme göre Türk Ceza Kanunu gündeme gelebilir. Aile içinde gerçekleşmeyen bütün işyeri ihtilaflarının 6284 kapsamında değerlendirilebileceği varsayılmamalıdır; normun kişi ve olay bakımından kapsamı ayrı incelenmelidir.

    13. 6284 sayılı Kanun kimleri korur? Evli olmak şart mı?

    6284 sayılı Kanun’un 1. maddesinde şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları yer alır. Kanunun ev içi şiddet tanımı, tarafların aynı konutta yaşamalarını zorunlu tutmaz. Eski eş, ayrı yaşayan aile bireyleri ve belirli takip mağdurları açısından korunma ihtiyacı ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle boşanma davası açılmış olması, tarafların evli olmaması veya fiziksel yaralanma bulunmaması tek başına başvurunun önünde mutlak engel değildir. Ancak uygulanacak özel tedbirin kapsamı her durumda kanuni koşullara bağlıdır.

    14. Koruyucu tedbir ile önleyici tedbir arasındaki fark

    Koruyucu tedbirler: Mağdurun güvenliğini sağlamak

    6284 sayılı Kanun m. 3–4 kapsamında uygun barınma yeri, geçici maddi yardım, psikolojik ve hukuki danışmanlık, geçici koruma, gerekli koşullarda işyerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi ve diğer tedbirler söz konusu olabilir. Aciliyet ve yetki bakımından mülki amir, hakim veya kanunda öngörülen durumlarda kolluk yetkilidir.

    Önleyici tedbirler: Şiddet uygulayanın davranışını sınırlandırmak

    Kanun m. 5 uyarınca müşterek konuttan uzaklaştırma, korunan kişinin evine, okuluna veya işyerine yaklaşmama, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme, tehdit ve aşağılamadan kaçınma, silahın teslimi ve çocuklarla kişisel ilişkinin gerekli görüldüğünde sınırlandırılması gibi tedbirler değerlendirilebilir. Tedbirler olayın riskine, ölçülülüğe ve korunma amacına göre belirlenmelidir.

    Önemli ispat ayrımı

    6284 sayılı Kanun m. 8/3, koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenler; önleyici tedbir de koruma amacını tehlikeye sokacak şekilde geciktirilemez. Bu, şikayet edilen kişinin kesin olarak suç işlediğine dair bir hüküm veya boşanma davasında kusurunun ispatlandığına ilişkin tespit değildir.

    15. Uzaklaştırma kararı nasıl alınır? Nereye başvurulur?

    Şiddet veya ciddi tehlike hâlinde kolluk, Cumhuriyet başsavcılığı, aile mahkemesi, mülki idare ve ilgili sosyal hizmet birimlerine başvuru yolları bulunur. 6284 sayılı Kanun m. 8, tedbirin en çabuk ve kolay ulaşılabilecek yetkili merci üzerinden talep edilmesine imkan verir. Başvuruda olay tarihleri, tehditlerin içeriği, bilinen tanıklar, önceki müracaatlar ve talep edilen somut güvenlik önlemleri açıklanmalıdır.

    Koruma kararı ne kadar sürer?

    İlk tedbir kararı kanun gereği en fazla altı aylık süre için verilebilir. Şiddet veya şiddet tehlikesinin devam edeceği anlaşılıyorsa kararın süresi ve niteliği yeniden değerlendirilebilir; uzatma, değiştirme veya kaldırma mümkündür. İlk kararın altı ay olması zorunlu değildir.

    Koruma kararı için boşanma davası açılması gerekir mi?

    Hayır. 6284 uyarınca koruma tedbirine başvurmak, boşanma davası açılmasına bağlı değildir. Ayrıca 6284 kapsamındaki başvuru ile ceza şikayeti birbirinden ayrı usullerdir; aynı olay her ikisini de gerektirebilir.

    16. Uzaklaştırma kararına uyulmazsa ne olur? Zorlama hapsi

    6284 sayılı Kanun m. 13’e göre ilgili tedbirin ihlali hâlinde, fiil ayrıca suç oluştursa bile hakim kararıyla ilk ihlal için üç günden on güne kadar, tekrar eden ihlallerde on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir; toplam süre altı ayı aşamaz. Kararın uygulanması, usulüne uygun ihtar ve somut ihlalin tespiti önemlidir. Zorlama hapsi kendiliğinden uygulanmaz; yargısal karar gerekir.

    Tedbire itiraz edilebilir mi?

    6284 sayılı Kanun m. 9, ilgililerin tedbir kararına tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edebileceğini düzenler. İtiraz merciinin kararın sonucunu etkileyebilecek esaslı iddiaları değerlendirmesi gerekir. İtirazın varlığı ile koruma ihtiyacının sürmesi birbirinden ayrılmalıdır; başvurunun somut dosyadaki yürütme etkisi usul hükümlerine göre incelenmelidir.

    17. Hangi şiddet davranışları Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olabilir?

    Şiddet biçimleri gündelik dilde birden çok ad taşısa da ceza sorumluluğu yalnızca kanunda tanımlanmış suçun unsurları gerçekleştiğinde doğar. Olayın özelliklerine göre şu düzenlemeler gündeme gelebilir:

    Fiilin olası niteliği İlgili TCK hükümleri (örnek) İnceleme konusu
    Fiziksel saldırı m. 86–87 Kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller
    Sürekli ağır eziyet m. 96 Eziyet suçunun özel koşulları
    Tehdit ve şantaj m. 106–107 Kötülük bildirimleri veya belirli menfaat için baskı
    Kişiyi alıkoyma m. 109 Hürriyetten yoksun kılma
    Huzur ve sükunu bozma / ısrarlı takip m. 123 ve 123/A Birbirinden farklı suç koşulları
    Hakaret m. 125 Onur ve saygınlığa saldırı
    Mahremiyet ve veri ihlalleri m. 132–136 Haberleşme, özel hayat ve kişisel veriler
    Cinsel dokunulmazlık ihlalleri m. 102–105 Fiilin ve mağdurun özelliklerine göre ayrım

    Bu maddelerin bir arada anılması, her somut olayda tamamının oluştuğu anlamına gelmez. Şikayete bağlılık, nitelikli hâl, uzlaştırma, zamanaşımı ve koruma tedbirleri her suç bakımından ayrı araştırılmalıdır. 6284 tedbiri, ceza mahkumiyetinin yerine geçmez.

    18. Şiddet çekişmeli boşanma davasında nasıl değerlendirilir?

    Şiddet iddiaları, özellikle TMK m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan çekişmeli boşanma davalarında kusur değerlendirmesinin önemli parçası olabilir. Fiziksel saldırı, sistematik aşağılama, ekonomik baskı veya cinsel zorlamanın olgusal olarak ortaya konulması hâlinde mahkeme her fiilin ağırlığını ve olayların bütününü değerlendirir.

    Şiddet nedeniyle özel boşanma sebebi: TMK m. 162

    Türk Medeni Kanunu m. 162, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmayı düzenler. Bu hukuki sebep bakımından kanundaki hak düşürücü süreler ve af etkisi ayrıca önem taşır. Her tartışma veya her kusurlu davranış bu özel sebebi oluşturmaz. Olayın niteliğine göre TMK m. 166’ya dayalı talebin koşulları da ayrıca incelenebilir.

    Uzaklaştırma kararı boşanma kusurunu kesin olarak kanıtlar mı?

    Hayır. Bir 6284 kararı, somut olayda korunma ihtiyacına ilişkin yargısal işlemdir; tek başına kesinleşmiş ceza mahkumiyeti veya boşanma davasında sabit kusur kararı değildir. Bununla birlikte korunma başvurusu, karar, ihlal tutanakları, sağlık raporları ve diğer belgeler aile mahkemesinin bütüncül delil incelemesinde önem taşıyabilir.

    Bir kez şiddet uygulanması yeterli midir?

    Şiddetin tekrar etmesi ispat bakımından güçlü bir örüntü yaratabilse de her zaman aranan bir koşul değildir. Tek bir ağır eylem de kanuni boşanma sebebinin koşullarını karşılayabilir. Sonuç; fiilin ağırlığı, ispat, davanın dayandığı hukuki neden ve diğer olaylar ışığında belirlenir.

    19. Şiddetin maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet ve mal rejimine etkisi

    Boşanmada maddi tazminat (TMK m. 174/1)

    Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma nedeniyle zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, şartları varsa diğer taraftan uygun maddi tazminat isteyebilir. Şiddetin kusur düzeyine etkisi önemlidir; ancak tazminat miktarı sabit tarifeye göre belirlenmez.

    Boşanmada manevi tazminat (TMK m. 174/2)

    Boşanmaya sebep olan olaylarla kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Şiddetin türü, yoğunluğu, ispatı ve kişilik hakkına etkisi burada değerlendirilir. Şiddetle bağlantılı bir ceza dosyası bulunması, boşanma tazminatı konusunda tek başına otomatik sonuç doğurmaz.

    Nafaka ile kusur değerlendirmesi

    Dava sırasındaki tedbir nafakası, boşanma sonrasındaki yoksulluk nafakası ve çocuk için iştirak nafakası farklı hukuki koşullara tabidir. Şiddet iddialarının tüm nafaka türlerine aynı şekilde etki ettiğini varsaymak yanlıştır. Yoksulluk nafakasında TMK m. 175 kapsamında talepte bulunanın daha ağır kusurlu olmaması kuralı ayrıca önem taşır. Güncel norm denetimi kararlarının yürürlük tarihleri ve geçiş durumu ayrıca incelenmelidir.

    Çocuğun velayeti ve kişisel ilişki

    Velayet incelemesinde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun doğrudan şiddete maruz kalması kadar ev içi şiddete tanıklığı, ebeveynle kurulacak kişisel ilişkinin güvenliği ve uzman değerlendirmeleri önem taşıyabilir. 6284 m. 5/1-ç, şartları varsa kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde gerçekleşmesine, sınırlandırılmasına veya kaldırılmasına yönelik tedbirlere izin verir.

    Mal rejimi tasfiyesi otomatik olarak değişir mi?

    Hayır. Boşanmada kusur, TMK m. 174 kapsamında tazminat; edinilmiş mallara katılma rejimindeki alacak ise ayrı kanuni esaslar üzerinden değerlendirilir. Şiddet, malvarlığı transferleri, tasfiyeye eklenecek değerler, mal kaçırma veya borçlandırma iddialarıyla iç içe geçtiğinde ilgili taleplerin ayrı ayrı hazırlanması gerekir.

    20. Şiddet nasıl ispatlanır? Delil listesi, ceza şikayeti ve aile mahkemesi

    İspatta ilk adım, olayları tarihlere göre ayrıştırmaktır. Yalnızca “psikolojik şiddet uyguladı” veya “ekonomik baskı yaptı” demek yerine somut fiillerin, mümkünse tarih aralıklarının, olay yerinin, tanıkların ve mevcut kayıtların belirlenmesi önemlidir. Ceza yargılamasında masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi geçerlidir; özel hukukta deliller ilgili usul hukukuna göre değerlendirilir.

    İspat açısından kullanılabilecek materyaller

    • Sağlık ve adli muayene belgeleri: Yaralanma, tedavi ve ilgili bulguların kayıtları.
    • Kolluk ve savcılık evrakı: Olay tutanağı, başvuru numarası, ifadeler, koruma kararları ve ihlal tutanakları.
    • Tanık anlatımları: Tanığın doğrudan gördüğü veya duyduğu somut olaylar.
    • Dijital kayıtlar: Hukuka uygun biçimde elde edilen mesajlar, elektronik postalar, arama geçmişi, açık sosyal medya içerikleri.
    • Mali belgeler: Banka hareketleri, ücret ödeme kayıtları, zorla borçlandırmaya ilişkin belgeler ve ilgili yazışmalar.
    • Uzman raporları: Sosyal inceleme, psikolojik değerlendirme veya teknik bilirkişi incelemesi gerektiğinde uzman incelemesi.
    • Kamera kayıtları: Hukuka uygun yollarla temin edilmiş kayıtlar; silinme riskinde vakitlice muhafaza talebi.

    Gizli ses kaydı alınabilir mi? Eşin telefonuna girilebilir mi?

    Bu konularda kategorik izin yoktur. İzinsiz erişim, haberleşmenin gizliliğinin ihlali, özel hayatın gizliliğine müdahale veya kişisel veri ihlali doğurabilir. Kayıtların istisnai koşullarda hukuka uygunluğu içtihatlar uyarınca olay özelinde değerlendirilir; “delil için yapıldığı” gerekçesi her yöntemi meşru kılmaz. Kişinin kendi telefonundaki gelen mesajı saklaması ile karşı tarafın gizli hesabına izinsiz erişerek veri toplaması hukuken aynı değildir.

    6284 tedbiri için delil şartı ile dava ispatı farklıdır

    Kanunun m. 8/3 hükmünün koruyucu tedbire ilişkin ispat kolaylığı, boşanma davasında bir kusur olgusunun veya ceza davasında suçun delilsiz kabul edilmesi anlamına gelmez. Başvuru süreci planlanırken acil güvenlik tedbirleri, adli soruşturma ve özel hukuk talepleri ayrı kulvarlar olarak ele alınmalıdır.

    21. 2025–2026 Anayasa Mahkemesi kararlarında 6284 uygulaması

    E.F. ve D.A. başvurusu – 3 Aralık 2025, B. No: 2023/11066

    Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun çerçevesinde verilmiş tedbir kararlarına yönelik esaslı itirazların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, koruma prosedürünün hızlı yürütülmesi gerekliliği ile ilgililerin temel usuli haklarının birlikte korunması gerektiğini hatırlatır. Bu karar tüm 6284 tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Karar kaydı.

    Ekrem Kara başvurusu – 7 Ocak 2026, B. No: 2021/63673

    Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya ilişkin karar özetinde de 6284 kapsamındaki tedbire yöneltilen esaslı iddiaların itiraz merciince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlali tespit edilmiştir. Bu gelişme, tedbire itirazın sadece şekli bir denetim olarak görülemeyeceği ve ileri sürülen belirleyici hususların gerekçeli biçimde incelenmesi gerektiği yönünden önem taşır. AYM kararlar listesi.

    A.A. başvurusu – 5 Şubat 2025, B. No: 2021/47090

    Bu başvuru, 6284 kapsamında verilen önleyici tedbirin kaldırılması üzerine kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı bağlamında incelenmiş ve ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla 6284 uygulamasının anayasal yönü yalnızca aleyhine tedbir verilen kişinin usuli haklarıyla sınırlı değildir; şiddet tehlikesi karşısında etkili korumanın sağlanması da anayasal denetimin konusudur. AYM kararlar listesi.

    İçtihatların birlikte okunması: Tedbirin süratle uygulanması, mevcut riskin ciddiyetle ele alınması, ölçülülük, ilgili iddiaların gerekçeli olarak karşılanması ve etkili yargısal başvuru imkanı birbiriyle ilişkili güvencelerdir. Her karar kendi maddi vakıaları içinde okunmalıdır.

    22. 2026–2030 yeni dönem: Dijital şiddet, risk temelli müdahale ve adalete erişim

    25 Kasım 2025 tarihli ve 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile duyurulan Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030), şiddetsiz yaşam ve saygı kültürü; etkin hukuki koruma ve adalete erişim; risk odaklı ve uzmanlaşmış müdahale; psikolojik iyi oluş ve sosyoekonomik güçlenme; davranışsal dönüşüm ve toplumsal katılım alanlarını esas almaktadır. Dijitalleşme ve yapay zeka, planın yatay politika alanları arasındadır.

    Bu metin bir ulusal politika ve uygulama yol haritasıdır; her bir başlığın kendiliğinden yeni bir suç veya bireysel dava hakkı yarattığı söylenemez. Hukuki talepler için yürürlükteki kanun hükümleri ve somut olayın koşulları esas alınır. Resmi eylem planı.

    İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun aynı şey midir?

    Hayır. İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir andlaşma; 6284 sayılı Kanun ise Türk iç hukukunun koruyucu ve önleyici tedbir düzenlemesidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi üzerine ortaya çıkan hukuki ve anayasal tartışmalar ayrı bir inceleme konusudur. 6284 sayılı Kanun yürürlüktedir; şiddet karşısında ulusal hukuktaki koruma mekanizmalarının uygulanması devam eder.

    23. Şiddete maruz kalan kişi ne yapmalı? Hukuki ve fiili güvenlik yol haritası

    1. Önce güvenlik: Yakın veya devam eden tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım talep edin; gerekiyorsa güvenli bir yere geçin.
    2. Sağlık ve adli destek: Yaralanma veya cinsel şiddet riski varsa sağlık kuruluşuna başvurun; olayın ayrıntılı kayıt altına alınmasını isteyin.
    3. 6284 tedbiri: Kolluk, yetkili makamlar veya aile mahkemesi aracılığıyla somut tehlikeye uygun koruma ve önleme tedbirlerinin değerlendirilmesini talep edin.
    4. Başvuru kanalları: ALO 183, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Aile ve Sosyal Hizmetler birimleri ve KADES gibi resmi kanallardan destek alın.
    5. Delillerin muhafazası: Mesajlar, tıbbi kayıtlar, varsa mevcut kararlar ve ihlal tarihlerini hukuka uygun biçimde düzenleyin. Risk yaratacak şekilde faili yüzleştirmeye veya takip etmeye çalışmayın.
    6. Birden çok süreç ihtimali: Ceza şikayeti, 6284 tedbiri, boşanma, velayet, nafaka ve tazminat taleplerini birbirine karıştırmadan planlayın.
    7. Karar ihlali: Yaklaşmama veya iletişim yasağının ihlalinde vakit kaybetmeden yetkili kolluğa bildirin; ihlalin tespit edilmesini isteyin.

    Resmi başvuru kurumları ve iletişim kanalları: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Şiddete Maruz Kalındığında.

    24. Şiddet türleri hakkında sık sorulan sorular

    1. Psikolojik şiddet suç mudur?

    “Psikolojik şiddet” tek başına TCK’da bağımsız bir suç başlığı değildir. Fiil tehdit, hakaret, ısrarlı takip veya başka bir suçun unsurlarını karşılayabilir; ayrıca 6284 ve aile hukuku yönünden önem taşıyabilir.

    2. Ekonomik şiddet nedeniyle boşanma davası açılabilir mi?

    Ekonomik baskı ve çalışmanın engellenmesi, koşulları varsa TMK m. 166 kapsamında boşanma sebebi olarak ileri sürülebilecek olgular arasındadır. Somut fiillerin ispatı ve kusur değerlendirmesi gereklidir.

    3. Şiddet olmadan uzaklaştırma kararı istenebilir mi?

    6284, gerçekleşmiş şiddetin yanı sıra şiddete uğrama tehlikesini de kapsamına alır. Tedbirin verilip verilmeyeceği ilgili kişinin durumu ve risk değerlendirmesine göre belirlenir.

    4. Uzaklaştırma kararı almak için hastane raporu şart mı?

    Hayır. 6284 m. 8/3 uyarınca koruyucu tedbir için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmaz. Ceza ve boşanma davasındaki ispat rejimi ise farklıdır.

    5. Boşanmış eş sürekli takip ederse ne olur?

    Koşullar oluştuğunda TCK m. 123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçu ve 6284 kapsamında uygun tedbirler gündeme gelebilir. Israr, güvenlik kaygısı ve diğer kanuni unsurlar değerlendirilmelidir.

    6. Eşin telefonuna izinsiz girip mesaj okumak suç mudur?

    Haberleşmenin gizliliği, özel hayat ve kişisel verilerin korunması hükümleri açısından hukuki sorumluluk doğabilir. Olayın erişim yöntemi, rıza ve içerik gibi özellikleri önemlidir.

    7. Şiddet gören erkek de 6284’ten yararlanabilir mi?

    6284 yalnızca kadınlara uygulanacak biçimde düzenlenmemiştir. Kanunun kapsamına giren aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları bakımından somut koşullar uyarınca tedbir değerlendirilir.

    8. Aile içindeki şiddeti üçüncü kişi ihbar edebilir mi?

    Evet. 6284 m. 7, şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesi hâlinde herkesin ilgili makamlara ihbarda bulunabileceğini düzenler.

    9. Uzaklaştırma kararına rağmen mesaj atılırsa ne olur?

    Kararda iletişim yasağı bulunuyorsa ihlal iddiası ortaya çıkabilir; kanuni koşullarla zorlama hapsi ve eylem ayrı bir suç oluşturuyorsa ceza süreci gündeme gelebilir.

    10. Her tartışma psikolojik şiddet sayılır mı?

    Hayır. Davranışın içeriği, sürekliliği, baskı ve korkutma niteliği ile etkileri dikkate alınmalıdır. Hukuki sonuç somut olaya bağlıdır.

    11. Cinsel şiddet evlilik içinde de söz konusu olur mu?

    Evet. Evlilik tek başına bütün cinsel davranışlara rıza verildiği anlamına gelmez. Fiilin niteliğine göre ceza hukuku ve koruma tedbirleri uygulanabilir.

    12. Şiddet kesinleşmiş ceza kararı olmadan boşanmada ele alınabilir mi?

    Evet. Ceza mahkumiyeti ile boşanma yargılamasındaki maddi olgu ve kusur incelemesi farklı değerlendirmelerdir. Deliller ilgili hukuk yargılaması kurallarıyla incelenir.

    13. Şiddet uygulayan eş mal paylaşımından tamamen çıkarılır mı?

    Hayır. Boşanma kusuruyla mal rejimi tasfiyesi aynı şey değildir. Yalnızca kanunun özel olarak öngördüğü koşullar ve somut malvarlığı işlemleri çerçevesinde sonuç doğabilir.

    14. Çocuğa yönelik şiddet velayeti etkiler mi?

    Evet. Çocuğun güvenliği ve üstün yararı temel ölçüttür; doğrudan şiddet ve ev içi şiddete tanıklık, velayet ve kişisel ilişki değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

    15. Koruma kararı kaç aylık verilebilir?

    6284 m. 8’e göre ilk karar en çok altı ay için verilebilir. Tehlikenin sürmesi hâlinde tedbirin uzatılması, değiştirilmesi veya devamına karar verilebilir.

    16. Tedbir kararına itiraz süresi kaç gündür?

    6284 m. 9 gereği tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır. İtiraz somut olay ve karar içeriğine göre hazırlanmalıdır.

    17. Sosyal medya hesabından takip ve mesaj ısrarlı takip midir?

    Her mesaj tek başına suç değildir. TCK m. 123/A’daki ısrar ve ciddi huzursuzluk veya güvenlik endişesi unsurları somut olayda oluşuyorsa suç gündeme gelebilir.

    18. KADES ve ALO 183 ne işe yarar?

    KADES şiddet ihbarına yönelik resmi mobil uygulamadır; ALO 183 sosyal destek ve şiddetle mücadele hattı danışmanlık ve ihbar imkanları sunar. Yakın ve ciddi tehlikede 112 Acil Çağrı Merkezi kullanılmalıdır.

    19. Şiddet mağduru boşanmadan önce nafaka isteyebilir mi?

    Hukuki koşullara göre evlilik birliği devam ederken veya 6284 tedbiri çerçevesinde nafakayla ilgili talepler değerlendirilebilir. Talebin dayanağı, mevcut mahkeme kararı ve mali durum ayrıca incelenmelidir.

    20. Mahkeme uzaklaştırma kararını reddederse ne yapılır?

    Somut kararın gerekçesi ve başvuru yolları incelenmelidir. Yeni olay veya devam eden tehlike varsa uygun yeniden başvuru ve diğer koruma seçenekleri değerlendirilir; acil risk varsa resmi makamlara hemen bildirilir.

    25. Sonuç: Şiddet türlerini doğru belirlemek neden önemlidir?

    Şiddetin fiziksel bir saldırıyla sınırlı olmadığı güncel mevzuatın açık sonucudur. Psikolojik baskı, ekonomik kontrol, cinsel zorlama, sosyal izolasyon, dijital gözetim ve ısrarlı takip gibi davranışlar, bir yandan kişiyi korumaya yönelik 6284 tedbirlerinin, diğer yandan somut olayda ceza hukuku veya boşanma hukukunun inceleme alanına girebilir. Ancak her olay tek bir hukuki etiketle çözülemez.

    İsabetli hukuki değerlendirme için öncelikle fiillerin somutlaştırılması, acil güvenlik riskinin belirlenmesi, delillerin hukuka uygun biçimde korunması, ilgili başvuru merciinin seçilmesi ve ceza ile özel hukuk taleplerinin ayrı ayrı temellendirilmesi gerekir. Şiddet, kusur, tazminat, velayet ve mal paylaşımı farklı sorulara cevap veren hukuki başlıklardır.

    İlgili hukuk alanlarında değerlendirme: Av. Murat Can Dolğun – TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi. İnternet sitesi: www.dolgun.av.tr | www.td-lawfirm.com | Telefon: 0 212 299 44 22.

    Bu metin genel hukuki bilgilendirme amacı taşır; somut olay hakkında danışmanlık, hukuki görüş veya sonuç garantisi değildir. Yayım tarihi: 17 Ekim 2026. Mevzuat ve kararların daha sonraki değişiklikleri ayrıca kontrol edilmelidir.

    26. Mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve resmi kaynaklar

    1. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, özellikle m. 1–9 ve m. 13. Konsolide metin.
    2. 6284 sayılı Kanun’a İlişkin Uygulama Yönetmeliği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Resmi PDF.
    3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 86–87, 96, 102–107, 109, 123, 123/A, 125, 132–136. m. 123/A metni.
    4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 162, 166, 169, 174, 175, 182, 229, 236.
    5. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417; ilgili usul hükümleri.
    6. AYM, E.F. ve D.A., B. No: 2023/11066, 03.12.2025. Karar.
    7. AYM, Ekrem Kara, B. No: 2021/63673, 07.01.2026. Kararlar veri tabanı.
    8. AYM, A.A., B. No: 2021/47090, 05.02.2025. Kararlar veri tabanı.
    9. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı (2026–2030). Resmi kaynak.
    10. 2025/19 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete, 25.11.2025, sayı 33088. Genelge metni.
    11. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Şiddete Maruz Kalındığında, başvuru kurumları, KADES ve ALO 183. Resmi bilgi sayfası.
    12. Adalet Bakanlığı, 17.12.2019 tarihli ve 154/1 sayılı Genelge, 6284 sayılı Kanun’un uygulanması. Açıklama ve Genelge bağlantısı.
  • Turkish Citizenship Revocation 2026: Latest Updates, 1,070 Cases and Legal Remedies

    Turkish Citizenship Revocation 2026: Latest Updates, 1,070 Cases and Legal Remedies

    Last updated: October 8, 2026

    Author: Attorney Murat Can Dolğun – Istanbul Bar Association

    Legal Analysis | Turkish Citizenship Law | Citizenship by Investment | Criminal Investigations | Administrative Litigation

    Turkish Citizenship Revocation and Cancellation in 2026: Latest Developments, the 1,070-Person Investigation, 6,134 Citizenship Decisions, and Legal Remedies

    Turkish citizenship acquired through real estate investment is facing an unprecedented level of administrative and criminal scrutiny. Following major investigations initiated in 2025, Turkish authorities announced additional operations in August and September 2026 concerning allegedly fraudulent property valuations, sham real estate transactions, artificial banking arrangements, and irregularities in investment eligibility certificates.

    On September 21, 2026, Turkish authorities announced that an investigation involving 1,070 people, including investors and their family members, had been identified in connection with allegedly irregular citizenship acquisitions. On the same day, the Ministry of Interior reported that citizenship acquisition decisions concerning a total of 6,134 individuals had previously been annulled or withdrawn through various administrative procedures. These figures concern different categories of proceedings and must not be confused. [N4] [N7]

    The most important legal distinction is this: being mentioned in a criminal investigation does not establish that an individual’s Turkish citizenship has been cancelled or withdrawn. Equally, the absence of a notification does not conclusively prove that no administrative decision has been issued.

    For each investor, the legal position must be determined through a separate examination of citizenship records, the acquisition date, historical property valuations, the genuine source and movement of funds, investment eligibility certificates, relevant administrative decisions, criminal proceedings, and the citizenship status of family members.

    This article examines the developments reported up to October 8, 2026. It is based on publicly accessible official statements, Turkish legislation, decisions of the Council of State (Danıştay), academic scholarship, and anonymised observations concerning legal practice.

    Verified official information is expressly distinguished from verbal reports that have not been independently confirmed. No unverified information is presented as an established court decision or a definitive determination concerning an individual investor.

    Table of Contents

    1. What Happened in the Turkish Citizenship Investigations During 2025 and 2026?

    The investigations into Turkish citizenship acquired through real estate investment did not begin in September 2026. They form part of a series of investigations concerning allegedly irregular citizenship acquisitions, suspicious real estate transactions, financial arrangements, and property valuation practices.

    September 2025: An Earlier Major Citizenship Investigation

    On September 24, 2025, Turkish authorities conducted an operation across 19 provinces, coordinated from Istanbul, concerning allegations that Turkish citizenship had been obtained through sham property sales and fraudulent financial arrangements.

    Subsequent news reporting referred to 451 foreign investors and 1,198 citizenship acquisitions when family members were included. The allegations concerned the absence of genuine foreign currency inflows, artificial financial transactions, and property sales allegedly structured to satisfy citizenship requirements without a genuine underlying investment. [N1] [N2]

    It is important to distinguish the findings and allegations of investigating authorities from criminal responsibility established by a final court judgment.

    August 4, 2026: Investigation Involving 687 Citizenship Acquisitions

    On August 4, 2026, the Turkish Ministry of Justice announced an investigation involving allegations that properties of relatively low actual value had been presented as more valuable through inaccurate valuation reports and that sham transactions had been used to facilitate citizenship acquisitions.

    The authorities announced that legal procedures had been initiated concerning the possible cancellation of citizenship for 687 people. They also referred to an alleged failure to achieve approximately TRY 2.5 billion in genuine foreign currency inflows and the application of measures affecting various assets. [N3]

    The announcement of a legal process for cancelling citizenship is not identical to proof that a separate, final and duly notified cancellation decision already exists for every person concerned.

    On August 7, 2026, Anadolu Ajansı reported that 32 suspects had been placed in pre-trial detention and 48 others were subject to judicial-control measures. These are measures within criminal procedure, not findings of guilt. [N5]

    September 21, 2026: Second-Wave Operation Involving 1,070 People

    On September 21, 2026, another operation was announced concerning property transactions involving Gül İnşaat AŞ, Beyaz İnşaat and LİV İnşaat.

    According to the official statements, transactions involving 734 foreign purchasers had been examined and 274 sales were identified by the authorities as allegedly sham transactions. The investigation was said to involve 1,070 people, including investors and family members. [N4]

    September 25, 2026: Further Judicial Measures

    On September 25, 2026, Anadolu Ajansı reported that 33 suspects had been detained pending trial, 20 were subjected to house-arrest-type judicial control, and 21 were subjected to other judicial-control measures. [N6]

    As of October 8, 2026, these are among the latest material procedural developments that can be verified through the public sources examined for this article.

    However, the absence of a more recent public announcement does not establish that criminal prosecutors, administrative authorities or the relevant government institutions have ceased processing individual files.

    2. Have 6,134 People Already Lost Their Turkish Citizenship?

    The Ministry of Interior statement reported on September 21, 2026 provided cumulative figures concerning administrative decisions affecting citizenship acquired through investment and other exceptional citizenship procedures.

    Category of administrative action Principal investors Total including family members
    Annulments associated with cancelled investment eligibility certificates 1,150 5,391
    Withdrawal decisions involving public-order or national-security considerations 263 743
    Total reported by the Ministry 1,413 6,134
    Investors whose eligibility certificates were cancelled from February 11, 2026 onwards 458 1,393

    Sources: Ministry of Interior statement reported by Anadolu Ajansı and TRT Haber, September 21, 2026. The 1,393-person figure in the final row must not be added separately to the cumulative total without establishing the relevant overlap. [N4] [N7]

    These figures demonstrate that the Turkish authorities have publicly reported the adoption of substantial numbers of citizenship annulment and withdrawal decisions.

    Nevertheless, the figures should not be interpreted as establishing that every one of the 1,070 people identified in the latest investigation had already received a definitive administrative decision on September 21, 2026.

    It is also necessary to distinguish an administrative decision being issued from that decision being notified to the person concerned, becoming the subject of judicial review, or being upheld by a final judgment.

    The number of people identified in an investigation, the number of administrative decisions issued, and the number of decisions that have become final are legally different matters.

    3. What Exactly Is the 1,070-Person Turkish Citizenship Investigation?

    The investigation announced on September 21, 2026 concerns alleged irregularities in real estate transactions used to obtain Turkish citizenship through investment.

    The authorities referred to analyses of land registry records, banking information, financial investigation reports, and expert assessments.

    Investigation category Reported figure
    Property sales examined 734
    Sales alleged by the authorities to be sham transactions 274
    People identified as having acquired citizenship 1,070
    Principal investors 263
    Family members 807
    People who acquired citizenship at the date of the principal decision 1,015
    Children who reportedly acquired citizenship after that decision 55
    Additional people associated with citizenship application processes 11

    Source: Ministry of Interior statement of September 21, 2026, reported by Anadolu Ajansı. [N4]

    The investigation reportedly concerns allegations that the foreign currency needed for citizenship was not genuinely introduced into Türkiye, that transaction flows were artificially created through seller-related financing or intermediary companies, and that certain valuation reports overstated property values.

    These matters are highly relevant to the statutory requirements for citizenship by investment. However, allegations about an investment scheme must not be treated as conclusive evidence that every individual investor knowingly participated in wrongdoing.

    Of particular importance is the fact that only 274 of the 734 examined transactions were described as sham sales in the official announcement.

    The fact that a purchaser acquired property from a company under investigation does not, by itself, prove that the purchaser’s particular property transaction was sham, fraudulent or legally insufficient.

    4. Which Construction Companies Are Mentioned in the Citizenship Investigations?

    According to the September 21, 2026 statement reported by Anadolu Ajansı, the first wave of the 2026 investigation concerned transactions associated with Babacan İnşaat.

    The second wave concerned selected real estate transactions associated with Gül İnşaat AŞ, Beyaz İnşaat and LİV İnşaat. [N4]

    The mention of these companies in an official investigation must not be understood as proof that every property sold by these companies, every development project, or every independent residential unit was involved in an unlawful transaction.

    Each relevant property must be assessed by reference to its land registry information, individual unit identification, actual purchase price, historical valuation, payment records and the applicable citizenship requirements.

    Furthermore, lists of construction projects, apartment numbers or investors circulating on social media require particular caution. Unless independently verified through reliable official documents, such lists should not be presented as complete or authoritative records of affected citizenship cases.

    This article does not treat unverified project lists as established facts.

    5. Unconfirmed Verbal Information Concerning Investigation Procedures in October 2026

    Beyond official public announcements, various observations may arise during legal research, enquiries with relevant public authorities, and discussions concerning the practical administration of individual citizenship and criminal investigation files.

    Such information can be useful in identifying issues that require further investigation. However, statements received verbally are not equivalent to formal instructions, written administrative decisions, or judicial rulings.

    Important notice: The following observations concern information reportedly communicated verbally during the first days of October 2026. They have not been independently confirmed as general official policies applicable to every investigation. They are subject to change at any time.

    5.1. Reports of Temporary Suspension of Certain Police Interviews

    According to certain verbal accounts obtained in connection with the practical administration of investigation files, some planned police interviews were reportedly suspended or postponed pending further instructions.

    There have also been accounts of individuals attending law enforcement offices but not having their statements formally taken.

    These accounts must not be interpreted as evidence that all interviews in all citizenship-related investigations have been suspended or that the prosecutor’s office has issued a general nationwide order preventing further statements from being taken.

    Nor should they be understood as removing any individual’s obligation to comply with a lawful summons or other applicable criminal procedure requirements.

    The current position must be verified individually, taking account of the specific investigation, any new prosecutor’s instructions, the person’s legal status, and any outstanding summons or judicial measures.

    5.2. Reports Concerning the Separation of Investigation Files

    Another issue referred to in practical accounts is the possibility that matters connected to a broad citizenship investigation may be separated into different criminal files.

    Under Turkish criminal procedure, connected investigations may be separated or combined where the relevant legal requirements are satisfied.

    However, reports that a particular investor has been transferred to a different investigation, or that a new file has been created, cannot be accepted as established facts without examination of the relevant official records.

    In practice, the existence of a criminal investigation must be established for the particular individual rather than inferred solely from a developer’s name or the existence of another related proceeding.

    5.3. Different Stages of Administrative Citizenship Proceedings

    Investors connected to the same construction company or development project may be subject to different administrative stages.

    For one individual, the only available information may concern a criminal investigation into a seller or intermediary. Another person’s investment eligibility certificate may have been placed under review. A third person may already be subject to an administrative annulment or withdrawal decision.

    The fact that these processes may progress at different times does not permit a general conclusion concerning every investor in the same development.

    Continuous verification: All verbally reported observations in this section must be reassessed whenever reliable written information becomes available. These observations do not constitute an assurance that interviews will not be conducted, that an investigation has ended, or that citizenship will be retained.

    6. Are All Citizenship Investigations Being Conducted Under a Single Criminal File?

    No general assumption should be made that all citizenship investigations announced during 2025 and 2026 are being conducted under one prosecutor’s investigation number or one criminal court case.

    Different operations have involved different dates, companies, property transactions, suspects and alleged offences.

    A criminal investigation may remain at the preliminary evidence-gathering stage, while a connected or earlier matter may already have resulted in an indictment or court proceedings.

    Similarly, an investigation may involve the owners or managers of a construction company without every purchaser being formally designated as a suspect.

    For an accurate assessment, the relevant questions include whether an individual investigation exists, the identity of the investigating prosecutor’s office, the person’s procedural status, whether an interview has been requested, whether any judicial measure has been imposed, whether files have been separated or combined, and whether an indictment has been filed.

    The confidentiality of an ongoing criminal investigation can limit public access to detailed information. Therefore, the absence of a new press report is not proof that a particular investigation has been closed.

    A proper legal assessment of Turkish citizenship proceedings requires a clear distinction between Article 31 and Article 40 of Turkish Citizenship Law No. 5901.

    These mechanisms are sometimes discussed together under the broad expression “Turkish citizenship revocation”. However, they involve different legal grounds and must not be treated as interchangeable.

    7.1. Annulment of Citizenship – Article 31

    Article 31 provides for the annulment of a decision granting Turkish citizenship where that decision resulted from the individual’s false declaration or concealment of important matters relevant to the acquisition of citizenship.

    Accordingly, the individual’s conduct, the nature of the alleged false declaration or concealment, and its relationship to the citizenship acquisition decision are central to the legal analysis.

    Alleged wrongdoing by a property developer, broker or valuation expert does not automatically establish that the investor personally made a false declaration or knowingly concealed a material fact.

    7.2. Withdrawal of Citizenship Acquisition Decisions – Article 40

    Article 40 concerns the withdrawal of decisions relating to the acquisition or loss of Turkish citizenship where it is subsequently established that the necessary legal conditions were not satisfied or that the decision was issued more than once.

    Unlike Article 31, this provision is not confined to cases involving an applicant’s false statement or concealment.

    An investor may therefore face an administrative argument that the objective legal conditions for citizenship were never satisfied, even where the investor denies fraud and maintains that the property was genuinely purchased.

    However, the administration must still act within the law and establish the factual and legal grounds supporting the withdrawal decision. The existence and sufficiency of the evidence are matters capable of judicial review. [J1] [A1]

    Legal issue Article 31 – Annulment Article 40 – Withdrawal
    Primary legal ground False declaration or concealment of material facts by the individual Acquisition without the required legal conditions, or a duplicate decision
    Applicant’s conduct Relevant to the statutory ground Objective non-compliance may be decisive independently of personal fraud
    Legal effect Article 32 provides retrospective effect from the original decision date Article 66 of the implementing Regulation provides invalidity from the original decision date
    Family members Linked citizenship acquisitions may be affected under Article 32 The legal foundation of related citizenship decisions requires separate assessment
    Principal legal argument Absence of the required false declaration, concealment or causal connection Existence of all legally required conditions at the relevant acquisition date

    This distinction is examined in greater detail in our earlier academic-style publication, Annulment and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment.

    Recent academic scholarship has also examined the relationship between investment conditions and the appropriate legal basis for subsequent administrative intervention. [A2]

    8. How Can I Find Out Whether My Turkish Citizenship Has Been Cancelled or Withdrawn?

    An accurate determination of Turkish citizenship status requires an examination of current official records and any administrative decisions issued in the individual’s case.

    Being named in news reports, owning property in a development under investigation or being associated with a company mentioned by the authorities does not establish that a person’s Turkish citizenship has been withdrawn.

    Equally, continued physical possession of a Turkish identity card or passport, access to an e-Devlet account, or the absence of a notification does not necessarily provide conclusive proof of current legal citizenship status.

    Situation Legal significance
    The developer is under criminal investigation This alone does not establish cancellation of the investor’s citizenship
    The investor’s name appears in an investigation Criminal status and administrative citizenship status must be examined separately
    The investment eligibility certificate has been cancelled This may create a serious administrative risk, but the citizenship decision must also be reviewed
    A citizenship annulment or withdrawal decision has been issued The date, legal ground, scope and notification must be established
    The decision has been formally notified Judicial time limits and urgent legal remedies must be assessed
    No official information has yet been obtained Neither continuation nor termination of citizenship can be concluded with certainty

    The relevant assessment may require enquiries with the Directorate General of Civil Registration and Citizenship Affairs (Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü), the authorities responsible for investment eligibility, and other competent institutions.

    It is particularly important to distinguish the date on which an administrative decision was made from the date on which that decision was legally notified.

    This distinction may affect the calculation of judicial deadlines and the availability of procedural remedies.

    9. I Made a Genuine Investment and Committed No Fraud. Can My Turkish Citizenship Still Be Withdrawn?

    A recurring concern among affected investors is that they genuinely purchased their properties, transferred the required funds through their own bank accounts, received registered ownership and never received any refund from the seller or developer.

    Such facts may be extremely important to a legal defence.

    Banking records showing genuine payment, evidence that the seller received the purchase price, the absence of a circular movement of funds, and the continuation of property ownership may support the position that a real investment took place.

    Nevertheless, the existence of a genuine property transaction and compliance with every legal condition for citizenship are not necessarily identical questions.

    For example, an investor may have genuinely paid for an apartment while the authorities subsequently allege that its actual value at the relevant acquisition date was below the statutory citizenship threshold.

    Three separate matters must therefore be examined:

    1. Whether the property purchase and payment transactions were genuine.
    2. Whether the investment satisfied the legal requirements applicable at the relevant date.
    3. Whether the investor knowingly participated in any false declaration, concealment or fraudulent transaction.

    Good faith is legally relevant, but it does not guarantee that every citizenship withdrawal decision can be successfully challenged. Equally, an allegation of misconduct against a developer does not establish personal criminal liability on the part of every purchaser.

    Under Turkish criminal law, individual responsibility must be assessed by reference to the elements of the alleged offence and the conduct attributable to the particular person.

    Under administrative law, the relevant citizenship decision must be evaluated by reference to its statutory basis, factual grounds and applicable legal safeguards.

    10. Can an Old Property Valuation Report Be Re-examined? What If a New Valuation Is Lower?

    Retrospective property valuation has become a central issue in the 2026 investigations.

    The authorities may examine valuation reports prepared when citizenship was originally acquired and may obtain new expert evidence concerning the property’s value at that earlier date.

    However, a property’s market value in 2026 is not necessarily the same as its market value at the time of the investment.

    The relevant question is whether the original investment satisfied the applicable requirements at the legally relevant time.

    10.1. The USD 250,000 and USD 400,000 Thresholds

    The property investment threshold for Turkish citizenship was reduced to USD 250,000 on September 19, 2018. It was subsequently increased to USD 400,000 with effect from June 13, 2022, subject to the applicable transitional provisions.

    Consequently, a qualifying property investment made in 2021 should not simply be assessed by applying the later USD 400,000 requirement retrospectively. The relevant dates of the investment, contractual undertaking, application and eligibility documentation must be assessed under the law and transitional provisions applicable to the particular transaction. [L2]

    10.2. Does a Valuation of an Entire Project Establish the Value of Every Apartment?

    Not necessarily.

    An expert report concerning an entire development, parent parcel or construction project does not automatically establish the historical value of every independent residential unit.

    Relevant factors may include the unit’s location, block, floor, net and gross area, orientation, legal status, construction stage, view, property characteristics and comparable transactions at the relevant date.

    Special attention may be required where apartment numbers used during the construction stage differ from the unit numbers subsequently registered following the establishment of condominium ownership.

    Any discrepancy between project documentation and land registry descriptions should be investigated before conclusions are drawn from a general valuation report.

    10.3. Could Obtaining a New Expert Report Create Legal Risks?

    A new technical report may assist an investor in challenging a disputed valuation. However, its scope, methodology, evidential limitations and potential findings should be considered before commissioning the work.

    If an independent report concludes that a property’s historical value was below the threshold applicable at the relevant time, that conclusion may become a significant issue in an administrative dispute under Article 40.

    A properly designed legal strategy should therefore begin with an assessment of existing evidence, including the original valuation report, banking records, expert conclusions, development records and comparable historical transactions.

    Where justified, an independent expert opinion, judicial preservation of evidence or court-appointed expert examination may be considered.

    The purpose of expert evidence must be to establish the property’s actual historical value through a transparent and verifiable methodology, rather than to manufacture a preferred valuation result.

    11. What Do the Important 2026 Council of State Decisions Mean for Citizenship Revocation Cases?

    Two decisions of the Turkish Council of State (Danıştay), Tenth Chamber, issued in February 2026 provide important guidance concerning the judicial review of administrative decisions withdrawing Turkish citizenship.

    The decisions concern different factual circumstances and should not be treated as producing a single automatic outcome for all investment-based citizenship disputes.

    11.1. Council of State, Tenth Chamber, February 5, 2026, E.2024/405, K.2026/361

    This case concerned a person who acquired Turkish citizenship through investment. The administration subsequently cancelled the investment eligibility certificate after identifying irregularities concerning foreign currency purchase documents.

    The Council of State examined the withdrawal of citizenship under Article 40 of Law No. 5901 and found no illegality in the administrative withdrawal decision, having regard to the failure to satisfy the necessary legal requirements. [J1]

    The decision is important because the original approval of a citizenship application does not necessarily prevent the administration from subsequently withdrawing the decision where it is legally established that the necessary conditions were absent from the outset.

    It also demonstrates the significance of examining the investment eligibility certificate, the underlying financial documents and any available challenge to the cancellation of that certificate.

    11.2. Council of State, Tenth Chamber, February 4, 2026, E.2024/3835, K.2026/324

    This case concerned a citizenship withdrawal decision based on public-order and national-security considerations.

    Having examined the reasons and supporting material relied upon by the administration, the Council of State concluded that the grounds necessary to justify withdrawal had not been sufficiently established and annulled the relevant part of the administrative decision. [J2]

    This was not a property valuation dispute. Its significance lies in the requirement that an administrative decision affecting citizenship must have a legally sustainable and sufficiently substantiated basis.

    11.3. What Can Be Learned from These Two Judgments?

    These decisions should be read together.

    The first demonstrates that a withdrawal decision may be upheld where the statutory conditions for citizenship were not satisfied and the relevant facts have been established.

    The second demonstrates that the administration’s asserted grounds may be subjected to meaningful judicial scrutiny and that a withdrawal decision may be annulled where the necessary basis is not sufficiently established.

    Accordingly, neither the proposition that all citizenship withdrawal decisions are unlawful nor the proposition that all such decisions are immune from judicial challenge is legally sustainable.

    The decisive issues are the applicable legal provision, the factual position at the time of acquisition, the evidence relied upon by the authorities, and the legality of the particular administrative decision.

    12. What Happens to My Wife, Husband and Children If My Turkish Citizenship Is Cancelled?

    Article 32 of Turkish Citizenship Law No. 5901 addresses the consequences of an annulment decision for spouses and children who acquired Turkish citizenship in connection with the principal person’s acquisition.

    However, it would be legally inaccurate to assume that every family member must necessarily have exactly the same legal position.

    The manner and date of citizenship acquisition, whether citizenship was acquired derivatively or independently, and the relevant provisions of Turkish nationality law must be examined for each individual.

    The September 21, 2026 official statement identified 807 family members among the 1,070 persons concerned and separately referred to 55 children who acquired Turkish citizenship after the original citizenship decision. [N4]

    This distinction illustrates why family members should not be assessed solely by reference to the principal investor’s file.

    Particular care is required in cases involving children who acquired Turkish citizenship by birth, children whose nationality was connected to a parent’s subsequent naturalisation, or family members who may have acquired citizenship on a separate legal basis.

    The potential retrospective legal effects of withdrawal and annulment decisions must also be examined in light of the applicable legislation.

    13. Does a Seizure Order on My Property Mean My Turkish Citizenship Has Been Revoked?

    No. A seizure or freezing measure recorded against a property in TAKBİS or the land registry does not, by itself, establish that the owner’s Turkish citizenship has been annulled or withdrawn.

    A criminal-procedure measure concerning property and an administrative decision concerning citizenship are distinct legal acts.

    When a seizure measure is identified, the legal assessment should determine which judicial authority ordered it, the offences or facts relied upon, the specific property affected, the statutory basis of the measure, and the applicable objection procedures.

    The rights and safeguards provided under the Turkish Code of Criminal Procedure must be considered.

    Article 33 of Turkish Citizenship Law No. 5901 also contains special provisions concerning the liquidation of assets in certain cases involving annulled citizenship.

    However, the annulment of citizenship should not be treated as automatically transferring ownership of every property to the state or as producing identical asset consequences in every case.

    Whether asset liquidation is legally required must be assessed in accordance with the applicable statutory provisions and the relevant administrative decision.

    In addition, the legal effect of judicial proceedings against an annulment decision on the liquidation process requires separate examination.

    Continued registration of a property in the investor’s name, the existence of a criminal seizure measure, and the investor’s citizenship status are three legally different questions.

    14. What Criminal Charges Could Arise from a Turkish Citizenship by Investment Investigation?

    The investigations publicly announced in 2025 and 2026 have referred to several categories of alleged criminal conduct.

    Depending on the relevant facts, allegations may concern establishing, managing or participating in a criminal organisation, migrant smuggling, document forgery, false statements in the preparation of official documents, or aggravated fraud involving public institutions. [N4] [N6]

    However, the offences listed in a prosecutor’s public statement do not necessarily apply to every foreign investor whose property transaction is being examined.

    Criminal responsibility must be determined individually, having regard to the elements of the alleged offence, the person’s conduct, intent, knowledge, participation and the available evidence.

    For example, an allegation that a valuation expert knowingly prepared a false report does not independently establish that the purchaser knew of the falsity or participated in its preparation.

    Relevant defence materials may include purchase contracts, bank records, foreign exchange documentation, evidence concerning the source of funds, correspondence with the seller, real estate valuation reports, and documents submitted in the original citizenship application.

    Criminal proceedings and citizenship proceedings may influence each other, but they remain legally distinct.

    A criminal investigation being discontinued does not automatically eliminate every possible administrative issue concerning the original citizenship conditions.

    Conversely, an administrative decision withdrawing citizenship does not establish that the person has committed a criminal offence.

    15. I Live Outside Türkiye. What Should I Do Before Travelling to Istanbul?

    Many investors who acquired Turkish citizenship through real estate investment have subsequently continued living in other countries.

    Some may first learn about an investigation through public news reports, social media, or information concerning the developer from whom they purchased an apartment.

    Before travelling to Türkiye, individuals facing a concrete concern may consider obtaining an appropriate legal assessment of their current citizenship status and any known judicial measures affecting them.

    Relevant enquiries may concern the existence of an investigation, the person’s procedural status, any summons, arrest or compulsory appearance order, and the current validity of citizenship and identity documents.

    Where citizenship has already been annulled or withdrawn, immigration-law considerations may become important, including the person’s other nationality, legal residence position, possible statelessness concerns, and any deportation or administrative detention measures.

    Depending on the nature of the required legal acts, it may be possible to authorise a Turkish lawyer through a power of attorney executed before a Turkish diplomatic or consular authority abroad.

    However, the applicable identification and documentary requirements should be confirmed with the relevant consular authority.

    There is no reliable universal answer to the question of which passport an individual should use when travelling to Türkiye while a citizenship-related dispute is pending.

    The person must act consistently with their lawful current status and provide accurate information to the competent authorities.

    16. Which Documents Are Necessary to Assess the Risk of Turkish Citizenship Revocation?

    A comprehensive assessment should not rely exclusively on a title deed or a single bank receipt.

    Investment-based citizenship cases may require a coordinated examination of the administrative acquisition process, financial transactions, real estate records, valuation evidence, and any related criminal proceedings.

    Document category Purpose of the examination
    Original citizenship acquisition decision and records Establish the date, legal basis and family relationships
    Title deeds and historical land registry records Verify ownership, transaction history and the property unit
    Property purchase contracts and receipts Determine the actual contractual price and payment arrangements
    Foreign and Turkish bank statements Trace the source and movement of funds
    Foreign currency purchase certificates Examine compliance with the currency requirements applicable at the time
    Original and subsequent valuation reports Assess the property’s historical value and possible discrepancies
    Investment eligibility certificate Determine the basis and current status of the administrative eligibility assessment
    Developer and intermediary correspondence Identify the investor’s knowledge, instructions and communications
    Family members’ citizenship documents Establish derivative or independent citizenship acquisition
    Administrative notifications and institutional correspondence Identify decisions, notification dates and judicial deadlines
    Criminal investigation and judicial documents Establish the scope of any allegations or protective measures

    Articles 2 and 46 of the Turkish Attorneyship Law No. 1136 provide a framework for lawyers’ access to certain files and documents.

    Nevertheless, access without a power of attorney, obtaining copies, access to confidential investigation records and disclosure of personal civil registry information may be subject to statutory restrictions and institutional requirements.

    These rights should not be interpreted as giving unrestricted access to every confidential document or every individual’s personal records without appropriate legal authority.

    17. A Legal Roadmap for Investors Facing Turkish Citizenship Annulment or Withdrawal

    An effective legal response requires more than submitting a single petition or waiting for a notification from the authorities.

    The administrative, criminal, financial, real estate and, where necessary, immigration-law aspects of the case should be assessed as part of a coherent legal strategy.

    Step 1: Establish the Current Citizenship Status

    The first stage is to determine the date and legal basis of citizenship acquisition, the status of the investment eligibility certificate, and whether any annulment or withdrawal decision has been issued.

    If such a decision exists, its date, legal basis, notification and present procedural status must be established.

    Step 2: Identify the Criminal Investigation and Its Scope

    Enquiries should determine whether the investor is personally involved in a criminal investigation, whether the person is identified as a suspect, whether an interview has been requested, and whether any judicial protective measure exists.

    Any related or separated files should be considered where relevant and lawfully accessible.

    Step 3: Reconstruct the Investment Transaction

    The original acquisition process should be documented chronologically, beginning with the purchase agreement and continuing through payment, valuation, registration, eligibility assessment and the citizenship decision.

    This allows the legal requirements applicable at each stage to be assessed accurately.

    Step 4: Verify the Source and Movement of Funds

    A financial review should examine where the funds originated, which accounts were used, whether the required payments were made, whether the seller actually received the money, and whether any direct or indirect refund occurred.

    Where appropriate, documentary evidence may be sought from banks or other competent institutions through lawful procedures.

    Step 5: Examine the Property’s Historical Value

    If the case concerns an allegation of insufficient investment or inflated valuation, technical analysis should focus on the relevant historical valuation date.

    Comparable transactions, the property’s characteristics, the original expert report and any subsequent findings should be evaluated together.

    Step 6: Coordinate Administrative and Criminal Defence

    Statements and documents used in criminal proceedings should be considered alongside submissions made to administrative authorities.

    The objective is to avoid factual inconsistency while respecting the different legal standards, procedural rights and evidential requirements of each proceeding.

    Step 7: Pursue Appropriate Administrative and Judicial Remedies

    Where an annulment or withdrawal decision has already been issued, the appropriate court, filing deadline and possible request for suspension of execution must be determined.

    If the investment eligibility certificate has been separately cancelled, it may be necessary to assess whether that decision requires an independent challenge.

    Any seizure or other criminal-procedure measure should be considered under the relevant procedural rules and objection mechanisms.

    Step 8: Continue Reviewing Material Developments

    Citizenship and criminal files can evolve over time.

    An investigation initially concerning a construction company may subsequently produce evidence concerning specific transactions. An eligibility review may result in a separate administrative decision, and an existing decision may later be notified or challenged.

    For this reason, cases involving a concrete ongoing risk should be reassessed when material new information becomes available.

    18. How Can a Turkish Citizenship Revocation Decision Be Challenged in Court?

    Decisions annulling or withdrawing Turkish citizenship are administrative acts capable of judicial review.

    However, the competent court depends on the authority issuing the challenged decision and the legal nature of the specific administrative act.

    Certain decisions concerning exceptional acquisition or withdrawal of citizenship made by the President of the Republic may fall within the Council of State’s first-instance jurisdiction.

    Other administrative decisions, including certain investment eligibility decisions, may require a separate determination of the competent administrative court.

    18.1. Time Limits for Judicial Review

    Under the general framework of Administrative Procedure Law No. 2577, where no special period applies, the time limit for bringing an action before the Council of State or an administrative court is generally 60 days.

    Nevertheless, the precise time limit must be calculated by reference to the specific act, the lawful notification date, any applicable special rules, and the legal consequences of any administrative application.

    The Council of State’s decision dated December 30, 2025, E.2025/6295, K.2025/7133, illustrates the importance of complying with the applicable judicial filing period. The action considered in that case was rejected because it had not been filed within the relevant time limit. [J3]

    18.2. Can the Court Suspend the Citizenship Decision?

    A claimant may request a suspension of execution where the statutory conditions are satisfied.

    However, filing an annulment action does not automatically suspend the implementation of every administrative decision.

    Article 27 of Law No. 2577 governs the requirements for suspension of execution, including the relevant tests concerning unlawfulness and the consequences of implementation.

    The availability of interim judicial protection must therefore be evaluated on the circumstances of the particular case.

    Where a citizenship withdrawal or annulment decision has been notified, establishing the filing deadline and the need for urgent interim relief should be among the first legal priorities.

    19. Frequently Asked Questions About Turkish Citizenship Revocation in 2026

    1. Has Turkish citizenship been definitively cancelled for all 1,070 people?

    No such general conclusion can be drawn from the September 21, 2026 announcement. The authorities reported identifying the individuals concerned and initiating administrative procedures. This does not establish that separate decisions have been issued, notified or finally upheld for every individual.

    2. Is it true that 6,134 people have had their Turkish citizenship annulled or withdrawn?

    The Ministry of Interior publicly reported that citizenship decisions concerning 5,391 people had been annulled and decisions concerning 743 people had been withdrawn, producing a cumulative total of 6,134 individuals. These figures must be distinguished from the newer 1,070-person investigation.

    3. If my property developer is under investigation, will my citizenship automatically be revoked?

    No. An investigation into the developer does not automatically establish that the purchaser’s citizenship has been revoked or that the purchaser’s transaction was unlawful. The individual’s investment and administrative records require separate examination.

    4. Can my citizenship be withdrawn even though I genuinely paid for the property?

    Yes, a legal risk may still arise if the authorities allege that the objective conditions for citizenship were not satisfied. Genuine payment is an important factor, but the applicable investment requirements must also be examined.

    5. I acquired Turkish citizenship in 2021 through a USD 250,000 investment. Does the USD 400,000 threshold now apply to me?

    Past investments must be evaluated under the law applicable at the legally relevant time, taking account of transitional provisions. The later USD 400,000 threshold should not simply be applied retrospectively to every earlier investment.

    6. I did not prepare the valuation report. Can I still face citizenship withdrawal?

    The fact that the investor did not prepare or knowingly falsify the report may be important under Article 31. However, an allegation that the original objective citizenship conditions were absent may require a separate assessment under Article 40.

    7. Can a new expert report invalidate the original valuation report?

    Not automatically. The dates, methods, comparable sales and characteristics of the property must be assessed before determining the evidential weight of each report.

    8. Can I enter Türkiye if I am mentioned in a criminal citizenship investigation?

    The existence of an investigation is not the same as the existence of an arrest or compulsory appearance order. An informed assessment requires examination of the individual’s current legal status and any relevant judicial measures.

    9. Does possession of a Turkish passport prove that I am still a Turkish citizen?

    Possession of a physical passport alone is not conclusive proof that no subsequent administrative citizenship decision has been made. Current official records should be examined.

    10. If I can access e-Devlet, does that mean my citizenship has not been revoked?

    Access to an electronic government account is not, by itself, a definitive legal determination of citizenship status. The relevant administrative records and decisions must be checked.

    11. Will my spouse and children lose Turkish citizenship if my citizenship is cancelled?

    Linked citizenship acquisitions may be affected under Turkish nationality law. However, the legal basis and date of each family member’s acquisition must be examined individually.

    12. If my apartment is subject to a seizure order, will I lose ownership?

    A criminal seizure measure and the termination of ownership are different legal matters. The order’s grounds, scope, duration and available objection procedures must be assessed, together with any separately applicable citizenship-related asset provisions.

    13. Can I file a lawsuit against a Turkish citizenship revocation decision?

    Yes. Citizenship annulment and withdrawal decisions are subject to judicial review. The appropriate court, legal grounds, filing deadline and possible interim remedies must be determined according to the particular administrative act.

    14. Does filing a lawsuit automatically restore or preserve my Turkish citizenship?

    No automatic result should be assumed. Filing an action does not necessarily suspend the administrative decision. Any suspension of execution or final judgment must be assessed in accordance with Turkish administrative procedure.

    15. Can a Turkish lawyer investigate my citizenship status without a power of attorney?

    Turkish lawyers have certain statutory rights to examine documents and files, but these rights are subject to legal restrictions. Access to confidential material, personal civil registry records, certified copies or the receipt of notifications may require appropriate authorisation or a power of attorney.

    16. I have not received any official notification. Should I simply wait?

    Where there is a concrete risk, waiting for notification may not be sufficient. It may be appropriate to establish the current status through lawful enquiries, preserve relevant evidence and monitor applicable legal deadlines.

    17. If the criminal investigation is closed, will the citizenship problem also disappear?

    Not necessarily. The criminal and administrative processes operate under different legal rules. The outcome of a criminal investigation may be relevant, but it does not automatically dispose of every administrative question concerning citizenship acquisition.

    18. What if my property is still registered in my name?

    Continued ownership may be relevant to the reality of the investment. However, registration of ownership alone does not establish that every citizenship requirement was originally satisfied or that no administrative decision exists.

    19. Can I challenge an inaccurate retrospective property valuation?

    The methodology, factual assumptions, property identification, historical comparable sales and other technical aspects of a valuation may be examined and challenged through legally appropriate evidential procedures.

    20. What is the most important first step?

    The first priority is usually to establish the individual’s actual legal position rather than rely on news reports or unverified information. This includes identifying any existing citizenship decision, relevant criminal proceedings and time-sensitive legal remedies.

    20. Conclusion: What Is the Correct Legal Approach to Turkish Citizenship Revocation in 2026?

    The Turkish citizenship investigations announced in 2025 and 2026 have raised substantial questions for foreign investors who acquired citizenship through real estate.

    Official statements confirm that significant numbers of citizenship acquisition decisions have been annulled or withdrawn. However, they do not justify the assumption that every investor associated with the latest criminal investigations has already lost Turkish citizenship.

    Nor is it correct to assume that every genuine investor must necessarily retain citizenship regardless of whether the statutory acquisition conditions were satisfied.

    The legality of an administrative decision depends on the applicable statutory ground, the individual facts and the available evidence.

    A purchaser who genuinely transferred money, acquired real property and did not participate in fraudulent arrangements may possess important evidence supporting a defence. Yet the historical value of the property, the applicable investment threshold, eligibility documentation and other statutory conditions must also be examined.

    The law requires careful distinction between personal criminal wrongdoing, alleged defects in an investment transaction, and administrative deficiencies affecting citizenship acquisition.

    An effective legal response begins by establishing the investor’s current citizenship status, identifying any relevant criminal and administrative proceedings, and developing a document-based strategy that addresses the actual legal issues in the individual’s case.

    At dolgun.av.tr, research concerning Turkish citizenship law, investment-based naturalisation, administrative annulment and withdrawal decisions, and related judicial developments is reviewed as new reliable information becomes available.

    However, the availability of publicly reported or verbally communicated information does not establish unrestricted access to every confidential investigation or the definitive status of every individual citizenship file.

    Legal Assessment of Turkish Citizenship and Investment Investigations

    Individuals concerned about the possible annulment or withdrawal of Turkish citizenship acquired through real estate investment may seek an individual legal assessment based on their citizenship acquisition documents, land registry records, bank statements, property valuation reports, investment eligibility certificate and any relevant judicial or administrative decisions.

    When requesting an initial assessment, it may be useful to provide the year of citizenship acquisition, the name and location of the development project, available title deed information, evidence of payment and information about whether the investor currently resides in Türkiye or abroad.

    Attorney Murat Can Dolğun
    Istanbul Bar Association – Registration No. 75860
    Website: dolgun.av.tr
    Contact: Visit the official website for contact and consultation enquiries

    Legal disclaimer: This article is intended for general legal information and academic discussion. It does not constitute an individual legal opinion or a guarantee of any administrative or judicial outcome. Every case must be examined in light of its specific facts and the applicable law.


    21. Legislation, Academic Literature, Council of State Decisions and News Sources

    A. Legislation and Official Regulations

    [L1] Turkish Citizenship Law No. 5901, Official Gazette, June 12, 2009, No. 27256; particularly Articles 12, 31, 32, 33, 36, 37, 40 and 41. Official legislation (Turkish).

    [L2] General Directorate of Land Registry and Cadastre (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü), administrative guidance and applicable regulations regarding the transition from the USD 250,000 property investment threshold to the USD 400,000 threshold in 2022. Official institution website.

    [L3] Administrative Procedure Law No. 2577 (İdari Yargılama Usulü Kanunu), particularly Articles 7, 8 and 27.

    [L4] Attorneyship Law No. 1136 (Avukatlık Kanunu), particularly Articles 2 and 46.

    B. Academic Publications

    [A1] Güner, Cemil. “Türk Vatandaşlığının Kazanılması ve Kaybı Kararlarının Geri Alınması” [Withdrawal of Decisions Concerning the Acquisition and Loss of Turkish Citizenship]. Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Vol. 37, No. 2, 2017. DergiPark academic article.

    [A2] Özgür, Çiçek. “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması” [Annulment and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment]. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol. 75, No. 1, 2026, pp. 741–779. DOI: 10.33629/auhfd.1710185. DergiPark academic article.

    [A3] Erden, Hümeyra Zeynep. “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre” [Time Limits in the Annulment of Decisions Granting Turkish Citizenship]. Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Vol. 36, No. 1, 2016. DergiPark academic article.

    C. Decisions of the Council of State (Danıştay)

    [J1] Council of State (Danıştay), Tenth Chamber, February 5, 2026, E.2024/405, K.2026/361. Withdrawal of investment-based Turkish citizenship following irregularities in foreign currency purchase documents and cancellation of the investment eligibility certificate. Official judgment (Turkish).

    [J2] Council of State (Danıştay), Tenth Chamber, February 4, 2026, E.2024/3835, K.2026/324. Judicial review of a withdrawal decision based on national-security and public-order considerations; legal grounds and supporting evidence. Official judgment (Turkish).

    [J3] Council of State (Danıştay), Tenth Chamber, December 30, 2025, E.2025/6295, K.2025/7133. Notification and time limits in citizenship-related administrative litigation. Official judgment (Turkish).

    D. Official Statements and News Reports

    [N1] Candan, Fatma Nur. “Muvazaalı gayrimenkul satışıyla vatandaşlık sağlayan suç örgütü çökertildi.” Anadolu Ajansı, September 24, 2025. Original report (Turkish).

    [N2] Anadolu Ajansı. “Yabancılara usulsüz vatandaşlık kazandıran suç örgütüne yönelik operasyonda yakalanan 113 şüpheli adliyede.” September 2025. Original report (Turkish).

    [N3] Republic of Türkiye, Ministry of Justice. “Bakan Gürlek: 687 Kişinin Vatandaşlığının İptali İçin Yasal Süreç Başlatıldı.” Official statement, August 4, 2026. Official statement (Turkish).

    [N4] Yeşildal, Zeynep; Gökmen, Emrah; Yıldız, Dilhan Türker; Eser, Zehra Tekeci. “İstanbul merkezli usulsüz vatandaşlık operasyonunda 73 zanlı yakalandı.” Anadolu Ajansı, September 21, 2026. The report includes statements from the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, the Ministry of Justice and the Ministry of Interior. Original report (Turkish).

    [N5] Demir, İrem. “Haksız yollarla Türk vatandaşlığı kazandırdığı belirlenen suç örgütü operasyonunda 32 zanlı tutuklandı.” Anadolu Ajansı, August 7, 2026. Original report (Turkish).

    [N6] Yeşildal, Zeynep; Gökmen, Emrah. “İstanbul merkezli usulsüz vatandaşlık operasyonunda yakalanan 33 şüpheli tutuklandı.” Anadolu Ajansı, September 25, 2026. Original report (Turkish).

    [N7] TRT Haber / Anadolu Ajansı. “İçişleri Bakanlığı’ndan İstanbul’daki usulsüz vatandaşlık operasyonuna ilişkin açıklama.” September 21, 2026. Original report (Turkish).

    [N8] Gürel, Ayşe. “İstanbul merkezli 13 ilde sahte belgelerle vatandaşlık operasyonu: 73 gözaltı.” Demirören Haber Ajansı, September 21, 2026. Original report (Turkish).

    [N9] Habertürk Yerel Haberler / Anadolu Ajansı. “İçişleri Bakanlığından İstanbul’daki usulsüz vatandaşlık operasyonuna ilişkin açıklama.” September 21, 2026. Original report (Turkish).

    [N10] Haber Global / Anadolu Ajansı. “İçişleri Bakanlığı duyurdu: Binlerce yabancının vatandaşlığı iptal.” September 21, 2026. Original report (Turkish).

    Source methodology: Certain news outlets reproduced or summarised the same official statements originally reported by Anadolu Ajansı. Such publications are listed as reporting sources, not as separate independent confirmations of the underlying criminal allegations. Anonymous practice-based observations and unconfirmed verbal information are expressly distinguished from official records, judicial decisions and verified public announcements.


    September 19, 2026: Annulment and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment: Fraudulent Valuation, Sham Transactions, Good-Faith Investors and Judicial Protection. An analysis of Articles 31 and 40, investment authenticity, legal certainty and judicial remedies. Original article in Turkish.

    September 26, 2026: The 1,070-Person Turkish Citizenship Investigation in 2026. Analysis of the September investigation, 263 principal investors, 807 family members and allegedly sham property transactions. Original article in Turkish.

    September 28, 2026: Turkish Citizenship Annulment and Withdrawal 2026: Frequently Asked Questions, Criminal Investigations and Judicial Remedies. Discussion of status verification, criminal proceedings and legal issues affecting investors living abroad. Original article in Turkish.

    September 28, 2026: Turkish Citizenship Annulment and Withdrawal 2026: New Property Valuations, Insufficient Investment, Families, Children and Construction Companies Under Investigation. Analysis of valuation disputes, family nationality issues and relevant construction projects. Original article in Turkish.

    All related publications: Dolgun Akademi – Citizenship Law.

    ↑ Back to Table of Contents

  • Türk Vatandaşlığı İptali 2026: Son Gelişmeler ve Davalar

    Türk Vatandaşlığı İptali 2026: Son Gelişmeler ve Davalar

    Son güncelleme: 8 Ekim 2026

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun – İstanbul Barosu

    Hukuki inceleme | Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınması | Gayrimenkul yatırımı | Ceza soruşturmaları | İdari yargı

    Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Son Gelişmeler, 1.070 Kişilik Soruşturma, 6.134 Kişiye İlişkin Kararlar ve Hukuki Yol Haritası

    Türkiye’de gayrimenkul yatırımı yoluyla kazanılan Türk vatandaşlıklarının yeniden incelenmesine ilişkin gelişmeler, 2025 yılında başlayan geniş kapsamlı soruşturmaların ardından 2026 yılında yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz raporları, muvazaalı gayrimenkul satışları, yatırım bedelinin gerçekte ödenmemesi, görünüşte oluşturulan banka hareketleri ve yatırım uygunluk belgelerinin sonradan iptal edilmesi iddiaları, hem ceza hukuku hem de vatandaşlık hukuku bakımından önemli uyuşmazlıklar doğurmuştur.

    21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan yeni soruşturmada aile fertleriyle birlikte 1.070 kişinin vatandaşlık işlemlerinin inceleme konusu olduğu bildirilmiştir. Aynı tarihte İçişleri Bakanlığından aktarılan açıklamada ise geçmiş ve mevcut incelemeler kapsamında toplam 6.134 kişinin vatandaşlık kazanma kararının iptal edildiği veya geri alındığı belirtilmiştir. Bu iki rakam farklı hukuki ve idari süreçleri ifade etmektedir. [H3] [H4]

    En önemli hukuki ayrım şudur: Bir kişinin ceza soruşturmasında adının veya yatırım yaptığı projenin geçmesi, Türk vatandaşlığının kesin olarak iptal edildiğini göstermez. Buna karşılık henüz kişiye bir tebligat ulaşmamış olması da vatandaşlık hakkında hiçbir idari işlem tesis edilmediğinin kesin kanıtı değildir.

    Bu nedenle her yatırımcı açısından vatandaşlık statüsü, ceza soruşturmasının kapsamı, taşınmazın tarihsel değeri, banka hareketleri, yatırım uygunluk belgesi, ilgili idari kararlar ve aile fertlerinin hukuki durumları ayrı ayrı araştırılmalıdır.

    Bu çalışma; 8 Ekim 2026 tarihine kadar erişilebilen kamuya açık açıklamalar, resmî mevzuat, Danıştay içtihatları, akademik çalışmalar ve hukuk uygulamasına ilişkin anonimleştirilmiş gözlemler temelinde hazırlanmıştır. Resmî belgelerle doğrulanabilen hususlar ile henüz bağımsız biçimde teyit edilemeyen şifahi bilgiler birbirinden açıkça ayrılmaktadır.

    İçindekiler

    1. 2025 ve 2026 Yıllarında Türk Vatandaşlığı Soruşturmalarında Neler Yaşandı?

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılmasına ilişkin kapsamlı soruşturmalar yalnızca Eylül 2026 tarihinde başlamamıştır. 24 Eylül 2025 tarihinde İstanbul merkezli 19 ilde yürütülen operasyonda, muvazaalı gayrimenkul satışları yoluyla Türk vatandaşlığı kazandırıldığı iddia edilmiş; 451 yabancı yatırımcının aileleriyle birlikte 1.198 vatandaşlık kazanımıyla bağlantılı olduğu daha sonraki haberlerde aktarılmıştır. Bu soruşturmanın temelinde gerçek döviz girişinin bulunmaması, görünüşte para hareketleri ve muvazaalı taşınmaz satışları iddiaları yer almıştır. [H1] [H2]

    4 Ağustos 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise düşük bedelli taşınmazların sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterilmesi ve muvazaalı satışlarla Türk vatandaşlığı kazandırılması iddiaları üzerine yeni bir operasyon gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Açıklamada 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesine yönelik yasal sürecin başlatıldığı, yaklaşık 2,5 milyar TL tutarında gerçek döviz girişinin sağlanmadığının ileri sürüldüğü ve çeşitli malvarlığı değerlerine tedbir uygulandığı belirtilmiştir. [H3]

    7 Ağustos 2026 tarihinde Anadolu Ajansı tarafından yayımlanan haberde, aynı soruşturma kapsamında 32 şüphelinin tutuklandığı ve 48 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandığı bildirilmiştir. Bu kararlar ceza muhakemesine ilişkin koruma tedbirleridir; ilgililer hakkında kesinleşmiş mahkumiyet bulunduğu anlamına gelmez. [H5]

    21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan ikinci dalga operasyonda ise Gül İnşaat AŞ, Beyaz İnşaat ve LİV İnşaat üzerinden gerçekleştirilen gayrimenkul satışlarının incelendiği kamuoyuna duyurulmuştur. İncelemede 734 yabancıya yapılan satıştan 274’ünün muvazaalı olduğu yönünde tespit yapıldığı ve aile fertleriyle birlikte 1.070 kişinin vatandaşlık kazanımının inceleme konusu olduğu belirtilmiştir. [H4]

    24 ve 25 Eylül 2026 tarihlerinde soruşturmanın ceza muhakemesi aşamalarına ilişkin yeni bilgiler yayımlanmıştır. 25 Eylül tarihli Anadolu Ajansı haberine göre 33 şüpheli tutuklanmış, 20 kişi hakkında konutu terk etmeme ve 21 kişi hakkında diğer adli kontrol tedbirleri uygulanmıştır. [H6]

    8 Ekim 2026 itibarıyla erişilebilen ve bu araştırmada doğrulanabilen kamuya açık bilgiler bakımından, 25 Eylül 2026 tarihli adli işlemler önemli bir son aşamayı oluşturmaktadır. Bununla birlikte soruşturmaların gizliliği, yeni delillerin değerlendirilmesi veya idari işlemlerin bireysel olarak tesis edilmesi nedeniyle her gelişmenin aynı anda kamuoyuna açıklanması beklenmemelidir. Bu nedenle açık kaynaklarda yeni haber bulunmaması, dosyalarda hiçbir işlem yapılmadığı anlamına gelmez.

    2. 6.134 Kişinin Türk Vatandaşlığı İptal Edildi mi?

    İçişleri Bakanlığının 21 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklaması, yatırım yoluyla vatandaşlık dosyalarının geçmişten itibaren yürütülen incelemelerine ilişkin kapsamlı sayısal bilgiler içermektedir.

    Açıklanan işlem Yatırımcı sayısı Aile fertleri dahil toplam
    Uygunluk belgesi iptalleriyle bağlantılı vatandaşlık iptali 1.150 5.391
    Kamu düzeni ve milli güvenlik gerekçeleriyle geri alma 263 743
    Genel toplam 1.413 6.134
    11 Şubat 2026 sonrasında uygunluk belgesi iptal edilen yatırımcılar 458 1.393

    Kaynak: İçişleri Bakanlığı açıklamasını aktaran Anadolu Ajansı ve TRT Haber, 21 Eylül 2026. Son satırdaki 1.393 kişilik veri ayrıca toplanacak bağımsız bir genel toplam olarak değerlendirilmemelidir. [H4] [H7]

    Bu açıklamanın iki yönü bulunmaktadır. Birincisi, Türk vatandaşlığı kazanma kararlarının iptali veya geri alınması konusunda artık yalnızca ihtimalden ibaret olmayan, fiilen tesis edildiği resmen açıklanan çok sayıda idari işlem mevcuttur. İkincisi, açıklanan 6.134 kişilik toplamdan hareketle 21 Eylül 2026 tarihinde tespit edilen 1.070 kişinin tamamının da aynı gün vatandaşlığının iptal edildiği sonucu çıkarılamaz.

    İdari kararların hangi kişilere, hangi tarihlerde, hangi kanuni gerekçelerle yöneltildiği; kararların tebliğ edilip edilmediği ve bunlara karşı yargısal başvuruların bulunup bulunmadığı kişi bazında ayrıca araştırılmalıdır.

    3. 1.070 Kişilik Yeni Vatandaşlık Soruşturmasının Kapsamı Nedir?

    21 Eylül 2026 tarihli ikinci dalga soruşturmaya ilişkin İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamalarında, vatandaşlık kazanımına esas gayrimenkul işlemlerinin mali ve hukuki niteliğinin incelendiği belirtilmiştir.

    İnceleme konusu Açıklanan sayı
    İncelenen yabancı alıcıya yapılan satış 734
    Muvazaalı olduğu ileri sürülen satış 274
    Vatandaşlık kazandığı belirtilen kişiler 1.070
    Asıl yatırımcılar 263
    Aile fertleri 807
    Vatandaşlık kararı tarihinde vatandaşlık kazananlar 1.015
    Karardan sonra vatandaşlık kazandığı belirtilen çocuklar 55
    Vatandaşlık süreciyle bağlantılı ayrıca tespit edilen kişiler 11

    Kaynak: İçişleri Bakanlığı açıklaması, Anadolu Ajansı, 21 Eylül 2026. [H4]

    Resmî açıklamalarda incelemenin temelinde Tapu ve Kadastro kayıtları, MASAK analizleri, bilirkişi raporları ve banka hareketlerinin bulunduğu belirtilmiştir. Bazı işlemlerde vatandaşlığın kazanılması için gerekli döviz girişinin gerçekte sağlanmadığı, görünüşte para trafiği oluşturulduğu ve gayrimenkul değerlerinin gerçeğe aykırı biçimde yüksek gösterildiği ileri sürülmektedir.

    Burada önemli bir hukuki sınırlama bulunmaktadır. 734 satışın incelenmiş olması, bütün satışların muvazaalı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde 263 yatırımcının ve 807 aile ferdinin açıklamada yer alması, her kişi hakkında ayrı ayrı vatandaşlık iptal kararının kesinleştiğini veya her yatırımcının bir suç işlediğini göstermez.

    Bir taşınmazın soruşturma yapılan şirketler tarafından satılmış olması ile o taşınmazın vatandaşlık şartlarını gerçekte karşılamaması hukuken aynı şey değildir.

    4. Soruşturmalarda Hangi İnşaat Şirketlerinin Adı Geçiyor?

    Adalet Bakanı tarafından kamuoyuna yapılan ve Anadolu Ajansı tarafından 21 Eylül 2026 tarihinde aktarılan açıklamada, Ağustos 2026 tarihli ilk dalgada Babacan İnşaat bağlantılı işlemlerin; ikinci dalgada ise Gül İnşaat AŞ, Beyaz İnşaat ve LİV İnşaat üzerinden gerçekleştirilen bazı gayrimenkul satışlarının mercek altına alındığı belirtilmiştir. [H4]

    Bu açıklamalar, adı geçen şirketlerin bütün satışlarının, bütün projelerinin veya her bağımsız bölümünün hukuka aykırı olduğu şeklinde yorumlanamaz. Hangi taşınmazın hangi işlem nedeniyle incelemeye dahil edildiği, ilgili tapu kaydı, bağımsız bölüm bilgileri, ödeme belgeleri ve soruşturma kapsamı üzerinden tespit edilmelidir.

    Özellikle sosyal medya üzerinden yayımlanan inşaat şirketi, site, apartman ve yatırımcı listeleri hakkında dikkatli olunmalıdır. Bir listenin basın organında yer alması, söz konusu listenin eksiksiz ve resmen doğrulanmış bir adli veya idari kayıt olduğunu göstermez. Bu yazıda kamuoyuna resmen açıklanmamış proje ve bağımsız bölüm listeleri kesin tespit gibi sunulmamaktadır.

    5. Ekim 2026 İtibarıyla Hukuk Uygulamasına İlişkin Şifahi Bilgiler

    Resmî haber kaynaklarında yer alan gelişmelerin yanında, vatandaşlık dosyalarına ilişkin hukuki araştırmalar ve yetkili kurumlarla yürütülen görüşmeler sırasında, uygulamanın fiili işleyişine yönelik çeşitli sözlü bilgiler edinilebilmektedir. Ancak sözlü şekilde aktarılan bir bilgi, yazılı ve yetkili makam tarafından doğrulanmadığı sürece kesinleşmiş idari veya adli işlem olarak nitelendirilemez.

    Aşağıdaki açıklamalar, kamuya açık ve kesinleşmiş resmî duyurular değildir. Şifahi bilgi niteliğindedir; kurumların uygulamaları, savcılık talimatları ve dosyaların durumu zaman içerisinde değişebilir.

    5.1. Kolluk ifadelerinin geçici olarak durdurulduğuna ilişkin bilgiler

    Ekim 2026’nın ilk günlerine ilişkin bazı görüşmelerde, belirli soruşturmalar kapsamında kolluk birimlerinde planlanan ifade işlemlerinin geçici olarak durdurulduğu veya yeni talimat beklendiği yönünde bilgiler sözlü olarak aktarılmıştır. Bazı kişilerin kolluk tarafından ifade işlemi gerçekleştirilmeksizin geri yönlendirildiğine ilişkin anlatımlar da bulunmaktadır.

    Ancak bu bilgiler, bütün soruşturma dosyalarında ifade işlemlerinin durdurulduğu, savcılığın genel bir erteleme kararı verdiği veya ilgili kişilerin ifade verme yükümlülüğünün ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Bu gözlemler bütün dosyalar bakımından bağımsız ve yazılı biçimde doğrulanmış değildir.

    İfade işlemleri hakkında değerlendirme yapılırken ilgili soruşturmanın güncel durumu, kişinin dosyadaki sıfatı, mevcut çağrı veya zorla getirme kararı ve varsa yeni savcılık talimatı ayrı ayrı araştırılmalıdır.

    5.2. Soruşturma dosyalarının ayrılması veya farklı dosyalarda yürütülmesi

    Uygulamaya ilişkin bazı sözlü bilgilerde, geniş kapsamlı vatandaşlık soruşturmalarına bağlantılı olayların farklı dosyalara ayrılabildiği, çeşitli kişi gruplarının veya işlem türlerinin ayrı soruşturmalarda değerlendirilebildiği ifade edilmektedir.

    Ceza muhakemesinde soruşturmanın ayrılması veya bağlantılı yeni bir dosya açılması mümkündür. Ancak belirli bir yatırımcının hangi dosyada bulunduğu, bir dosyanın diğerine devredildiği veya hakkında yeni bir soruşturma açıldığı, yalnızca duyumlar üzerinden kesin olarak kabul edilemez. Bu husus somut adli kayıtlar üzerinden doğrulanmalıdır.

    5.3. Vatandaşlık iptal sürecinin her kişi bakımından aynı hızda ilerlememesi

    Vatandaşlık statüsüne ilişkin araştırmalarda karşılaşılabilecek bir diğer durum, aynı proje veya şirketten gayrimenkul satın alan kişilerin idari dosyalarının farklı aşamalarda bulunmasıdır. Bazı kişiler bakımından yalnızca ceza soruşturması bilgisi mevcut olabilirken, başka kişiler bakımından yatırım uygunluk belgesinin yeniden incelenmesi, idari iptal veya geri alma kararı ya da kararın tebliği söz konusu olabilir.

    Bu açıklama, belirli bir kişinin vatandaşlığının iptal edildiği veya edilmediği yönünde tespit değildir. Yalnızca vatandaşlık statüsünün kişi bazında araştırılması gerektiğini gösteren genel bir hukuki değerlendirmedir.

    Güncelleme ilkesi: Bu bölümdeki şifahi bilgilerin yeni resmî belgelerle teyit edilmesi, değişmesi veya aksi yönde gelişmelerin ortaya çıkması halinde değerlendirme güncellenmelidir. Mevcut açıklamalar hiçbir kişi için işlem yapılmayacağı, ifade alınmayacağı veya soruşturmanın sona erdiği yönünde güvence oluşturmaz.

    6. Ceza Soruşturmaları Hangi Aşamada? Tek Bir Dosyadan mı Söz Ediliyor?

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna açıklanan vatandaşlık soruşturmalarının tek bir soruşturma numarası veya tek bir mahkeme dosyası altında yürütüldüğünü kabul etmek doğru değildir. Farklı tarihlerde, farklı şüpheliler, şirketler, taşınmazlar ve eylemler bakımından soruşturmalar yürütülmüş; bunların çeşitli aşamaları kamuoyuna açıklanmıştır.

    Bir soruşturmada gözaltı ve tutuklama tedbirleri bulunması, aynı meseleyle bağlantılı her yatırımcı bakımından kamu davası açıldığı anlamına gelmez. Bir ceza davasının açılmış olması da farklı bir soruşturma dosyasında henüz iddianame düzenlenmediği gerçeğini değiştirmez.

    Bu nedenle bir kişi hakkında araştırma yapılırken soruşturma dosyasının mevcut olup olmadığı, savcılık birimi, varsa tefrik veya birleştirme kararları, soruşturmanın gizlilik durumu, şüpheli sıfatının bulunup bulunmadığı, ifade çağrısı, koruma tedbirleri ve iddianame düzenlenip düzenlenmediği ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    Ceza dosyasında kamuoyuna açıklanmayan gelişmelerin mevcut olması mümkündür. Dolayısıyla gazetelerde son haberin 25 Eylül 2026 tarihli olması, 8 Ekim 2026 tarihinde adli makamlar tarafından hiçbir işlem yürütülmediğinin kanıtı değildir.

    7. Türk Vatandaşlığının İptali ile Vatandaşlık Kararının Geri Alınması Arasındaki Hukuki Fark

    Türk vatandaşlığının sona erdirilmesine ilişkin değerlendirmede ilk olarak 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. ve 40. maddeleri arasındaki ayrım yapılmalıdır. Uygulamada bu kavramlar zaman zaman aynı anlamda kullanılsa da kanuni şartları ve sonuçları farklıdır.

    7.1. Türk Vatandaşlığı Kanunu m.31 kapsamında iptal

    5901 sayılı Kanun’un 31. maddesine göre Türk vatandaşlığını kazanma kararı, ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda meydana gelmişse kararı veren makam tarafından iptal edilir.

    Bu hüküm bakımından temel mesele, vatandaşlığın kazanılmasında ilgili kişinin kendi yalan beyanının veya önemli bir hususu gizlemesinin bulunup bulunmadığıdır. Müteahhidin, aracının veya değerleme uzmanının hukuka aykırı davranışının bulunduğunun ileri sürülmesi, tek başına yatırımcının da aynı eylemi bilerek gerçekleştirdiğini ortaya koymaz.

    7.2. Türk Vatandaşlığı Kanunu m.40 kapsamında geri alma

    5901 sayılı Kanun’un 40. maddesine göre Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiğinin sonradan anlaşılması halinde geri alınır.

    Bu hükmün uygulama alanı, m.31’deki yalan beyan veya gizleme ile sınırlı değildir. Yatırımcı herhangi bir sahteciliğe katılmadığı halde vatandaşlık için aranan objektif hukuki şartların baştan itibaren mevcut olmadığı iddiası ortaya çıkabilir. Ancak geri alma işlemi tesis edilebilmesi için hukuki şartların bulunmadığını gösteren olguların somut, yeterli ve hukuken geçerli delillerle ortaya konulması gerekir. [Y1] [A1]

    Hukuki mesele İptal – m.31 Geri alma – m.40
    Temel sebep İlgilinin yalan beyanı veya önemli hususu gizlemesi Hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer karar verilmesi
    Yatırımcının hilesi Kanun lafzındaki yalan beyan veya gizleme bakımından belirleyici Objektif şart eksikliği ayrıca önem taşır
    Zaman bakımından etki Kanun m.32 gereğince karar tarihinden itibaren Yönetmelik m.66 gereğince ilk karar tarihinden itibaren hükümsüzlük
    Aile fertleri m.32 kapsamındaki bağlı kazanımlar etkilenebilir Bağlı vatandaşlık kararlarının hukuki dayanağı ayrıca incelenir
    Temel savunma Yalan beyan, gizleme ve illiyet bağının bulunmadığı Vatandaşlığın kazanıldığı tarihte bütün hukuki şartların mevcut olduğu

    Bu ayrım hakkında daha önce yayımladığımız yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınmasına ilişkin akademik çalışmada ayrıntılı inceleme yapılmıştır. Güncel 2026 tarihli bilimsel literatürde de yatırım şartlarının sonradan ihlal edilmesinin hangi kanuni hüküm kapsamında değerlendirileceği tartışılmaktadır. [A2]

    8. Türk Vatandaşlığım İptal Edildi mi? Kesin Olarak Nasıl Öğrenebilirim?

    Yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmış bir kişinin statüsünün belirlenmesi bakımından resmî kayıtların incelenmesi önem taşır. Soruşturma haberlerinde isminin veya taşınmazın geçtiğinin öğrenilmesi, kişinin vatandaşlık kararının kesin olarak iptal edildiğini göstermez.

    Benzer biçimde, kişinin Türk kimlik kartını kullanabiliyor olması, pasaportunun geçerlilik süresinin henüz dolmamış bulunması veya e-Devlet hesabına erişebilmesi de tek başına vatandaşlık statüsünü kesin olarak belirlemeye yeterli değildir.

    Karşılaşılan durum Hukuki değerlendirme
    İnşaat şirketi hakkında soruşturma açılmış Kişinin vatandaşlığının iptal edildiğini göstermez
    Kişinin soruşturmada adı geçiyor Ceza dosyasındaki sıfatı ve idari statüsü ayrı araştırılır
    Uygunluk belgesi iptal edilmiş Ciddi risk oluşturabilir; vatandaşlık kararı ayrıca incelenir
    Vatandaşlık kararının iptali veya geri alınması yönünde işlem tesis edilmiş İşlemin tarihi, dayanağı, kapsamı ve tebliği belirlenmelidir
    İptal veya geri alma kararı tebliğ edilmiş Dava açma süresi ve geçici yargısal koruma derhal değerlendirilir
    Henüz hiçbir resmî bilgiye ulaşılamamış Vatandaşlığın devam ettiği veya sona erdiği kesin olarak söylenemez

    Somut olayda vatandaşlık kararının varlığı ve içeriği, kararın iptal edilip edilmediği, geri alma işlemi bulunup bulunmadığı, uygunluk belgesinin statüsü ve kararın ilgilisine tebliğ edilip edilmediği Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili yetkili kurumlar nezdinde araştırılmalıdır.

    Burada özellikle belirtmek gerekir ki idari işlemin tesis edilmesi ile ilgiliye tebliği farklı hukuki aşamalardır. Tebligatın hukuka uygunluğu, dava açma süresinin başlangıcı bakımından ayrıca önem taşır.

    9. Gerçekten Para Ödedim ve Hiçbir Usulsüzlük Yapmadım: Türk Vatandaşlığım İptal Edilebilir mi?

    Yatırımcıların önemli bir bölümü, gayrimenkulü gerçekten satın aldıklarını, yatırım bedelini kendi banka hesaplarından ödediklerini, taşınmazın tapuda halen kendi adlarına kayıtlı olduğunu ve satış bedelinin kendilerine hiçbir şekilde iade edilmediğini ifade etmektedir.

    Bu nitelikteki olgular hukuki savunmada önemlidir. Gerçek para transferi, bedelin satıcıya ulaşması, yatırımın ekonomik karşılığının bulunması ve para iadesi yapılmamış olması, muvazaa iddiasına karşı değerlendirilebilecek delillerdir. Bununla birlikte bir yatırımın gerçek olması ile vatandaşlık için öngörülen bütün hukuki şartların gerçekleşmiş olması aynı hukuki mesele değildir.

    Örneğin yatırımcı taşınmaz için gerçekten ödeme yapmış olabilir. Buna karşılık idare, taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerinin o dönemde yürürlükte bulunan vatandaşlık yatırım eşiğini karşılamadığını ileri sürebilir.

    Birinci mesele, yatırım işleminin gerçekliğidir. İkinci mesele, yatırımın mevzuattaki tutar ve diğer şartları sağlayıp sağlamadığıdır. Üçüncü mesele ise yatırımcının bilerek yanlış bir belge veya beyanda bulunup bulunmadığıdır.

    Bu üç sorunun ayrı ayrı cevaplandırılması gerekir. İyi niyet, önemli bir hukuki değerlendirme unsurudur; ancak tek başına her durumda vatandaşlığın korunacağını garanti etmez.

    Diğer taraftan yalnızca bir müteahhit veya ekspertiz şirketi hakkındaki iddialardan hareketle bütün yatırımcıların hileli işlem yaptığının kabulü de hukuken isabetli değildir. Suç isnadında ceza sorumluluğunun şahsiliği, vatandaşlık işlemlerinde ise idari işlemin sebep unsuru ve bireysel delillerin değerlendirilmesi gereklidir.

    10. Eski Ekspertiz Raporu Yeniden İncelenebilir mi? Yeni Değerleme Düşük Çıkarsa Ne Olur?

    2026 yılında yürütülen soruşturmalarda geçmiş tarihli gayrimenkul değerleme raporlarının yeniden değerlendirilmesi önemli bir konu haline gelmiştir. İdare ve soruşturma makamlarının eski işlemlere ilişkin belge, kayıt ve bilirkişi incelemelerine başvurması mümkündür. Bununla birlikte yeni bir raporun ispat gücü, kullanılan yöntem ve esas alınan tarihe bağlıdır.

    2026 yılında düzenlenen raporda taşınmazın güncel piyasa değerinin düşük veya yüksek bulunması, geçmişte vatandaşlık için esas alınan değerin de aynı olduğu anlamına gelmez. İncelenmesi gereken husus, ilgili yatırımın gerçekleştiği dönemde yürürlükte bulunan hukuki şartlar ve o tarihteki gerçek ekonomik değerdir.

    Gayrimenkul yoluyla vatandaşlıkta yatırım eşiği dönemler içerisinde değişmiştir. 19 Eylül 2018 tarihinde 250.000 ABD doları seviyesine indirilen taşınmaz yatırım eşiği, 13 Haziran 2022 tarihinden itibaren genel olarak 400.000 ABD dolarına yükseltilmiştir. Önceki döneme ait bazı geçiş başvuruları hakkında özel kurallar bulunmaktadır. Bu nedenle 2021 yılında gerçekleştirilen yatırımın doğrudan 2026 yılındaki 400.000 ABD doları sınırına göre değerlendirilmesi doğru değildir. [M2]

    10.1. Eski bir bilirkişi raporu bütün bağımsız bölümler için geçerli midir?

    Bir inşaat projesinin tamamına, ana taşınmaza veya belirli bir parsele ilişkin hazırlanan değerleme raporunun, her bağımsız bölümün geçmiş tarihli gerçek değerini aynı ölçüde ve tartışmasız biçimde ortaya koyduğu kabul edilemez.

    Bağımsız bölümün bulunduğu blok, kat, net ve brüt alan, cephe, kullanım niteliği, manzara, tapu ve proje kayıtları, inşaatın tamamlanma seviyesi, aynı tarihlerde gerçekleşen karşılaştırılabilir satışlar ve raporda kullanılan metodoloji ayrıca değerlendirilmelidir.

    Özellikle kat mülkiyeti kurulmadan önceki proje numaraları ile daha sonra tapuya işlenen bağımsız bölüm numaralarının farklı olması halinde eşleştirme hataları oluşabilir. Bu nedenle parsel veya ana proje hakkında hazırlanan raporun hangi bağımsız bölümü ne şekilde kapsadığı araştırılmalıdır.

    10.2. Yeni ekspertiz yaptırmak hukuki risk yaratır mı?

    Yeni bir teknik incelemenin savunmaya katkı sağlaması mümkündür. Ancak incelemenin konusu, tarihi, metodolojisi ve ortaya çıkarabileceği sonuçlar önceden değerlendirilmelidir. Özellikle bağımsız bir raporda geçmiş tarihli değerin gerekli yatırım eşiğinin altında tespit edilmesi ihtimali, m.40 kapsamındaki hukuki riskler bakımından önem taşıyabilir.

    Bu nedenle stratejik yaklaşım, yalnızca yeni bir ekspertiz sipariş etmek değil; önce mevcut bilirkişi raporlarını, ilk değerleme belgelerini, gerçek ödeme kayıtlarını ve dönemsel emsal satışları birlikte incelemektir. Gerekirse hukuken uygun delil tespiti, teknik uzman görüşü veya mahkeme eliyle bilirkişi incelemesi değerlendirilmelidir.

    Ekspertiz uyuşmazlıklarında amaç önceden belirlenmiş bir değeri doğrulatmak değil, ilgili tarihteki gerçek değeri bilimsel ve denetlenebilir delillerle ortaya koymaktır.

    11. Danıştayın 2026 Tarihli Kararları Vatandaşlık Davaları İçin Ne Söylüyor?

    Vatandaşlık kararlarının geri alınmasına ilişkin hukuki tartışmada 2026 yılında yayımlanmış Danıştay kararları özellikle önemlidir. Bu kararlar, vatandaşlık geri alma işlemlerinin yargısal denetiminin somut delillere dayanılarak yapıldığını göstermektedir.

    11.1. Danıştay 10. Daire, 05.02.2026, E.2024/405, K.2026/361

    Bu kararda yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanan bir kişinin döviz alım belgelerinin gerçeğe aykırı düzenlendiği gerekçesiyle yatırım uygunluk belgesinin iptal edildiği uyuşmazlık incelenmiştir. Danıştay, vatandaşlığın kazanılmasına yönelik ön koşulun sağlanmadığına ilişkin somut durum nedeniyle, m.40 kapsamında tesis edilen geri alma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığına karar vermiştir. [Y1]

    Bu kararın önemi, yatırımcının vatandaşlık kazanımı sırasında idari makamlar tarafından yapılan incelemelerden geçmiş olmasının, hukuki şartların baştan itibaren bulunmadığının sonradan somut olarak ortaya konulması halinde geri alma işlemini her durumda engellememesidir.

    Ayrıca karar, uygunluk belgesinin iptaline karşı yargı yoluna başvurulup başvurulmadığının ve bu işlemin hukuki durumunun vatandaşlık davasındaki önemini göstermektedir.

    11.2. Danıştay 10. Daire, 04.02.2026, E.2024/3835, K.2026/324

    Bu kararda ise milli güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle tesis edilen vatandaşlık geri alma işlemi incelenmiştir. Danıştay, vatandaşlığın hukuki şartlar oluşmadan kazanıldığı yönündeki idari gerekçenin somut olarak ortaya konulamadığı sonucuna ulaşarak geri alma kararının ilgili kişiye yönelik kısmını iptal etmiştir. [Y2]

    Bu karar doğrudan bir gayrimenkul değerleme uyuşmazlığına ilişkin değildir. Bununla birlikte vatandaşlık geri alma kararının yeterli ve somut bir sebebe dayanması gerektiği bakımından önem taşımaktadır.

    11.3. Bu iki karar birlikte nasıl değerlendirilmelidir?

    Kararlar birlikte değerlendirildiğinde, her vatandaşlık geri alma işleminin kesinlikle hukuka aykırı olduğu veya idarenin her geri alma kararının yargısal denetimden geçeceği yönünde peşin bir sonuca ulaşılamaz.

    Hukuken belirleyici olan, geri alma kararının hangi kanuni sebebe dayandığı, ilgili sebebin vatandaşlığın kazanıldığı tarihte mevcut olup olmadığı ve idarece ileri sürülen maddi olguların somut ve yeterli delillerle ispatlanıp ispatlanmadığıdır.

    Bu içtihatlar, vatandaşlık iptali ve geri alınması davalarında genel söylemler yerine dosyaya özgü sebep ve delil incelemesinin zorunlu olduğunu göstermektedir.

    12. Vatandaşlık İptal Edilirse Eşin ve Çocukların Vatandaşlığı Ne Olur?

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 32. maddesi, vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin iptal kararının ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanacağını düzenlemektedir.

    Ancak aile fertleri açısından her durumda aynı hukuki sonucun doğacağı söylenemez. Eş veya çocuğun vatandaşlığı hangi tarihte ve hangi hukuki sebebe dayanarak kazandığı, yatırımcıya bağlı kazanım bulunup bulunmadığı, sonradan bağımsız bir kazanım gerçekleşip gerçekleşmediği ve uygulanacak özel mevzuat hükümleri incelenmelidir.

    21 Eylül 2026 tarihli açıklamada 1.070 kişiden 807’sinin aile ferdi olduğu, 55 çocuğun ise vatandaşlık kararından sonra Türk vatandaşlığı kazandığı belirtilmiştir. Bu ayrım, aile fertlerinin dosyalarının bireysel ve hukuki kazanım türlerine göre incelenmesini önemli hale getirmektedir. [H4]

    Özellikle Türk vatandaşlığını doğumla kazanan çocukların durumu ile yatırımcıya bağlı olarak sonradan vatandaşlığa alınan çocukların hukuki durumu aynı kabul edilmemelidir. Vatandaşlığın geri alınmasının geçmişe etkili niteliği nedeniyle aile üyelerinin vatandaşlık kayıtları ve kazanma sebepleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    13. Tapuya El Koyma Kararı Varsa Vatandaşlık da İptal Edilmiş midir?

    Hayır. Tapu kayıtlarında veya TAKBİS üzerinde el koyma kararının bulunması, kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği anlamına gelmez.

    Taşınmaz hakkında ceza soruşturması kapsamında koruma tedbiri uygulanması ile Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin idari kararın iptali veya geri alınması farklı hukuki işlemlerdir.

    El koyma tedbirinde, kararın hangi adli makam tarafından verildiği, hangi suç isnadı ve hangi taşınmaz bakımından uygulandığı, tedbirin hukuki dayanağı ve itiraz imkanları incelenmelidir. Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen güvenceler bu aşamada önem taşımaktadır.

    5901 sayılı Kanun’un 33. maddesi ise vatandaşlığı iptal edilen kişiler açısından malların tasfiyesine ilişkin özel hükümler içermektedir. Ancak vatandaşlık iptali, her durumda ve kendiliğinden bütün taşınmazların mülkiyetinin ortadan kalkması anlamına gelmez. Tasfiye gerekliliği, ilgili karar ve kanuni şartlar kapsamında değerlendirilmelidir. Madde kapsamında iptal kararına karşı yargı yoluna başvurulmasının tasfiye sürecine etkisi de ayrıca düzenlenmiştir.

    Bu nedenle taşınmazın tapuda hâlen yatırımcı adına kayıtlı olması, el koyma tedbirinin varlığı veya yokluğu ve vatandaşlığın hukuki durumu üç ayrı inceleme konusudur.

    14. Vatandaşlık Soruşturmasında Yatırımcı Hangi Suçlarla Karşılaşabilir?

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna açıklanan soruşturmalar bakımından çeşitli suç tipleri gündeme gelmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamalarını aktaran haberlerde suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma, göçmen kaçakçılığı, belgede sahtecilik, resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık gibi suç isnatları yer almaktadır. [H4] [H6]

    Ancak kamuya açıklanan suç isnatları, bütün yatırımcıların bu suçlardan şüpheli olduğu veya aynı suçların her dosyada yer aldığı anlamına gelmez. Bir suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı; kişinin eylemi, kastı, bilgisi, diğer kişilerle ilişkisi ve mevcut deliller kapsamında değerlendirilmelidir.

    Örneğin bir gayrimenkul değerleme uzmanının gerçeğe aykırı rapor düzenlemiş olduğunun ileri sürülmesi, yatırımcının raporun içeriğinin gerçeğe aykırı olduğunu bildiğini ve bu raporun hazırlanmasına katıldığını ayrıca ispatlamaz.

    Yatırımcının savunmasında banka kayıtları, taşınmaz sözleşmeleri, satış bedelinin kaynağı, bağımsız bölümün gerçek değeri, ödeme talimatları, şirketle yapılan yazışmalar ve vatandaşlık başvurusunda sunulan belgeler birlikte incelenmelidir.

    Ceza soruşturması ile vatandaşlık işlemi birbirini etkileyebilse de birbirinin aynısı değildir. Ceza soruşturmasının kapanması, vatandaşlık kararının geri alınmasına ilişkin bütün idari ihtimalleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde vatandaşlık hakkında idari bir işlem bulunması da kişinin ceza hukuku bakımından suçlu olduğunu göstermez.

    15. Yurt Dışında Yaşayan Yatırımcılar Türkiye’ye Gelmeden Önce Ne Yapmalı?

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış bazı kişiler yıllardır yurt dışında yaşamaktadır. Bunlar vatandaşlık dosyalarına ilişkin yeni bir idari inceleme yapıldığını, gayrimenkul satın aldıkları şirketin soruşturmalarda adının geçtiğini veya haklarında ceza soruşturması bulunabileceğini ancak daha sonra öğrenebilir.

    Bu kişilerin Türkiye’ye seyahat planlamadan önce vatandaşlık statülerinin, varsa haklarındaki adli kararların ve idari işlemlerin araştırılmasını istemeleri mümkündür.

    Özellikle aktif yakalama, zorla getirme veya başka bir koruma tedbiri bulunup bulunmadığı; varsa ifade çağrısı ve tebligatların durumu; pasaport ve vatandaşlık kayıtlarının güncelliği bakımından resmî inceleme yapılmalıdır.

    Türk vatandaşlığının iptal edilmiş olduğu ihtimalinde kişinin yabancılar hukuku bakımından statüsü de önem kazanabilir. Eski vatandaşlığın devam edip etmediği, kişinin vatansızlık riski, ikamet hakkı, sınır dışı etme veya idari gözetim tedbirleri gibi hususlar ayrıca değerlendirilmelidir.

    Türkiye’nin dış temsilcilikleri aracılığıyla vekaletname düzenlenmesi ve yetkili makamlara başvurulması belirli işlemler bakımından mümkün olabilir. Ancak konsoloslukta yapılacak işlemlerde uygulanacak kimlik ve belge şartları ilgili temsilcilikten doğrulanmalıdır.

    Bir kişinin Türkiye’ye hangi pasaportla giriş yapacağı veya hangi vatandaşlık belgesini kullanacağı konusunda genel ve kişisel durumdan bağımsız öneri verilmesi doğru değildir. Kişi geçerli hukuki statüsünü esas almalı ve yetkili makamlara doğru bilgi sunmalıdır.

    16. Türk Vatandaşlığı İptali Riskinin Araştırılması İçin Hangi Belgeler Gerekir?

    Vatandaşlık dosyasına ilişkin hukuki değerlendirme yalnızca tapu senedi veya tek bir banka dekontuyla sınırlı tutulmamalıdır. Özellikle büyük kapsamlı soruşturmalarda finansal hareketlerin, taşınmaz bilgilerinin ve idari işlem zincirinin bir bütün olarak incelenmesi gerekir.

    Belge grubu İncelemenin amacı
    Vatandaşlık kazanma kararı ve ilgili kayıtlar Kazanım tarihi, dayanağı ve aile bağlantılarının belirlenmesi
    Tapu senedi ve geçmiş tapu kayıtları Mülkiyet, satış tarihi, bağımsız bölüm ve işlem geçmişi
    Satış sözleşmeleri ve ödeme belgeleri Gerçek satın alma bedelinin ve sözleşme şartlarının tespiti
    Yurt dışı ve Türkiye banka kayıtları Paranın kaynağı, transfer zinciri ve gerçek ödeme
    Döviz alım belgeleri İlgili dönemin döviz işlemi şartlarının yerine getirilmesi
    Ekspertiz ve değerleme raporları Yatırım tarihindeki taşınmaz değerinin değerlendirilmesi
    Yatırım uygunluk belgesi İdari uygunluk değerlendirmesinin dayanakları
    Şirket ve aracı yazışmaları Yatırımcının bilgi durumu ve işlem talimatları
    Aile bireylerinin vatandaşlık belgeleri Bağlı veya bağımsız vatandaşlık kazanımının tespiti
    Tebligatlar ve kurum yazıları İdari işlem, dava süresi ve savunma haklarının belirlenmesi
    Adli kararlar ve soruşturma belgeleri Ceza dosyasının kapsamı ve koruma tedbirlerinin araştırılması

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2. ve 46. maddeleri çerçevesinde avukatların belirli dosya ve belgeleri inceleme hakları bulunmaktadır. Ancak vekaletname olmaksızın inceleme ve örnek alma haklarının kapsamı, özel kanun hükümleri, soruşturmanın gizliliği ve ilgili kurumun yetkileri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Vekaletsiz inceleme olanağı, her türlü kişisel nüfus kaydına veya gizli soruşturma evrakına sınırsız erişim yetkisi olarak yorumlanamaz.

    17. Vatandaşlık İptali Riski Bulunan Kişiler İçin Hukuki Yol Haritası

    Vatandaşlık iptali veya geri alınması ihtimali bulunan bir yatırımcının hukuki yol haritası, yalnızca idareye başvuru yapılması veya ceza dosyasına dilekçe sunulmasından ibaret değildir. Savunmanın ceza, idare, tapu, bankacılık, değerleme ve gerektiğinde yabancılar hukuku boyutlarının birbiriyle uyumlu şekilde planlanması gerekir.

    17.1. Birinci aşama: Vatandaşlık statüsünün resmî olarak araştırılması

    İlk olarak kişinin vatandaşlığını hangi tarihte ve hangi hukuki yoldan kazandığı tespit edilmelidir. Vatandaşlık kararının hâlen geçerli olup olmadığı, uygunluk belgesinin durumu, varsa iptal veya geri alma kararının tarihi ve bu kararın tebliğ edilip edilmediği araştırılmalıdır.

    17.2. İkinci aşama: Ceza soruşturmalarının kapsamının belirlenmesi

    Kişi hakkında ceza soruşturması bulunup bulunmadığı, ilgili savcılık birimi, dosyanın mevcut aşaması ve kişi bakımından adli işlem öngörülüp öngörülmediği araştırılmalıdır. Bağlantılı dosyalar ile varsa tefrik veya birleştirme kararlarının ayrıca incelenmesi gerekir.

    17.3. Üçüncü aşama: Yatırım belgelerinin yeniden oluşturulması

    Taşınmaz edinimine ilişkin belgeler kronolojik sıraya konulmalı; satış sözleşmesi, ödeme kayıtları, döviz alım belgeleri, ekspertiz raporları, uygunluk belgesi ve vatandaşlık kazanma işlemleri birlikte değerlendirilmelidir.

    17.4. Dördüncü aşama: Para hareketlerinin teknik analizi

    Yatırım bedelinin hangi kaynaktan geldiği, hangi hesaplardan geçtiği, satıcıya ulaşıp ulaşmadığı ve doğrudan veya dolaylı iade bulunup bulunmadığı resmi finansal kayıtlarla araştırılmalıdır. Gerekli durumlarda banka veya finans kurumlarından belge teminine yönelik hukuki başvurular değerlendirilmelidir.

    17.5. Beşinci aşama: Taşınmazın geçmiş tarihli gerçek değerinin incelenmesi

    Özellikle eksik yatırım veya sahte ekspertiz iddialarının bulunduğu dosyalarda, ilgili döneme ait emsal satışlar, taşınmazın fiziksel özellikleri, bağımsız bölüm kayıtları ve önceki değerleme belgeleri üzerinden teknik çalışma yapılmalıdır.

    17.6. Altıncı aşama: İdari ve cezai savunmanın uyumlu hazırlanması

    Ceza soruşturmasında sunulacak açıklamalar ile vatandaşlığın korunmasına ilişkin idari başvuruların birbiriyle çelişmemesi önemlidir. Bunun için her iki süreçte kullanılacak maddi olgular ve deliller birlikte incelenmelidir. Bununla birlikte her yargılama ve idari işlemin kendine özgü ispat ölçütleri bulunduğu unutulmamalıdır.

    17.7. Yedinci aşama: Gerekli başvuruların ve davaların açılması

    Vatandaşlık kararının iptali veya geri alınması yönünde idari işlem tesis edilmişse, dava süresi ve yetkili yargı merci belirlenerek iptal davası değerlendirilmelidir. Uygunluk belgesine ilişkin ayrı bir işlem bulunuyorsa bu işlemin de bağımsız biçimde dava konusu edilmesi gerekip gerekmediği araştırılmalıdır.

    Ceza soruşturmasındaki koruma tedbirleri, tapu üzerindeki el koyma kararları ve diğer adli işlemler bakımından ilgili kanunlarda öngörülen itiraz ve başvuru yolları ayrıca kullanılabilir.

    17.8. Sekizinci aşama: Sürecin düzenli olarak güncellenmesi

    Vatandaşlık dosyalarının durumu zaman içerisinde değişebilir. Başlangıçta yalnızca inceleme aşamasında olan dosyada daha sonra idari işlem tesis edilebilir. İlk anda mevcut olmayan bir ceza soruşturması bilgisi sonraki incelemelerde ortaya çıkabilir. Bu nedenle özellikle aktif risk bulunan dosyaların tek defalık araştırmayla sınırlı tutulmaması, hukuken gerekli olduğu ölçüde güncel bilgilerin değerlendirilmesi önemlidir.

    18. Türk Vatandaşlığı İptal Davası Nasıl Açılır? Süre ve Yürütmenin Durdurulması

    Türk vatandaşlığının iptali veya vatandaşlık kazanma kararının geri alınması idari işlem niteliğindedir. Bu işlemlerin yargısal denetimi mümkündür. Ancak davanın hangi mahkemede açılacağı, dava konusu işlemi tesis eden makam ve işlemin niteliğine göre belirlenmelidir.

    Cumhurbaşkanı tarafından tesis edilen bireysel vatandaşlık kararlarına ilişkin bazı uyuşmazlıklar Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla inceleme alanına girmektedir. Buna karşılık yatırım uygunluk belgesinin iptali gibi diğer idari işlemler bakımından görevli ve yetkili yargı merci ayrıca değerlendirilmelidir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun genel sisteminde, özel kanunlarda ayrı süre öngörülmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde dava açma süresi 60 gündür. Bununla birlikte ilgili işlemin niteliği, tebligat tarihi, süreyi etkileyebilecek idari başvurular ve varsa özel düzenlemeler somut olayda ayrıca incelenmelidir.

    Danıştay 10. Dairenin 30.12.2025 tarihli, E.2025/6295, K.2025/7133 sayılı kararı, vatandaşlık statüsüne ilişkin davalarda tebliğ ve dava açma sürelerinin önemini ortaya koymaktadır. Kararda, ilgili işlemin öğrenilmesinden sonra yasal süre geçirilerek açılan dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. [Y3]

    İptal davasıyla birlikte şartları mevcutsa yürütmenin durdurulması talep edilebilir. Ancak dava açılması tek başına her idari işlemin yürütmesini durdurmaz. Yürütmenin durdurulması, 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde mahkeme tarafından değerlendirilir.

    Bu nedenle vatandaşlık iptal veya geri alma kararı tebliğ edilen kişiler bakımından en önemli ilk adımlardan biri, süre hesabının derhal yapılması ve varsa geçici hukuki koruma ihtiyacının belirlenmesidir.

    19. Türk Vatandaşlığı İptali Hakkında En Çok Sorulan Sorular

    1. 1.070 kişinin Türk vatandaşlığı kesin olarak iptal edildi mi?

    21 Eylül 2026 tarihli açıklamalar, bu kişilerin tespit edildiğini ve vatandaşlıkların iptaline yönelik idari sürecin başlatıldığını bildirmektedir. Bu açıklama, bütün kişiler hakkında ayrı ayrı iptal kararının verilerek tebliğ edildiği veya kesinleştiği anlamına gelmez.

    2. 6.134 kişinin vatandaşlığının iptal edildiği doğru mu?

    İçişleri Bakanlığı açıklamasında 5.391 kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği, 743 kişinin vatandaşlık kararının geri alındığı ve toplam 6.134 kişiye ilişkin işlem yapıldığı belirtilmiştir. Bu açıklama, 1.070 kişilik yeni incelemeyle aynı toplam olarak yorumlanmamalıdır.

    3. Müteahhit hakkında soruşturma varsa benim vatandaşlığım da iptal edilir mi?

    Yalnızca müteahhit veya taşınmazı satan şirket hakkında soruşturma bulunması, yatırımcının vatandaşlığının iptal edildiğini veya mutlaka iptal edileceğini göstermez. Kişiye ait yatırım ve vatandaşlık dosyasının ayrı incelenmesi gerekir.

    4. Taşınmazı gerçekten satın aldıysam vatandaşlığım korunur mu?

    Gerçek ödeme ve gerçek taşınmaz edinimi önemli delillerdir. Ancak vatandaşlık için aranan objektif yatırım şartlarının da ilgili dönemde gerçekleşmiş olması gerekir. Her iki husus birlikte değerlendirilmelidir.

    5. 2021 yılında 250.000 dolar üzerinden vatandaşlık aldım. Bugün 400.000 dolar şartı uygulanır mı?

    Geçmiş tarihli yatırımların hukuki değerlendirmesinde kural olarak ilgili dönemde yürürlükte bulunan yatırım mevzuatı esas alınmalıdır. Bununla birlikte başvuru, taahhüt ve uygunluk belgesi tarihlerinin geçiş hükümleriyle birlikte incelenmesi gerekir.

    6. Ekspertiz raporunu ben hazırlamadım. Yine de vatandaşlığım geri alınabilir mi?

    Raporun yatırımcı tarafından hazırlanmadığı veya yatırımcının rapordaki yanlışlığı bilmediği olguları, özellikle yalan beyan veya gizleme iddiaları bakımından önem taşıyabilir. Bununla birlikte vatandaşlık için aranan objektif şartların bulunmadığı ileri sürülüyorsa m.40 kapsamında ayrıca inceleme yapılması mümkündür.

    7. Yeni bilirkişi raporu eski ekspertiz raporunu geçersiz kılar mı?

    Yeni raporun bulunması, eski raporun tüm sonuçlarının hukuken geçersiz olduğunu tek başına göstermez. Raporların dayandığı tarihler, yöntemler, taşınmaz özellikleri ve emsal veriler karşılaştırılmalıdır.

    8. Hakkımda ceza soruşturması varsa Türkiye’ye giriş yapabilir miyim?

    Bu soru, kişinin güncel vatandaşlık veya yabancılık statüsü ile hakkında varsa adli tedbirler araştırılmadan güvenilir biçimde cevaplandırılamaz. Soruşturmanın varlığı ile yakalama veya zorla getirme kararının varlığı aynı şey değildir.

    9. Türk pasaportum elimdeyse vatandaşlığım devam ediyor mudur?

    Pasaportun fiziken kişinin elinde bulunması, vatandaşlık statüsüne ilişkin kesin ve güncel bir idari tespit yerine geçmez. Resmî vatandaşlık kararları ve kayıtlar incelenmelidir.

    10. E-Devlet hesabım açılıyorsa vatandaşlığım iptal edilmemiş midir?

    E-Devlet erişiminin bulunması tek başına kesin sonuç sağlamaz. Vatandaşlık durumunun ilgili kurumlar nezdinde güncel resmî kayıtlarla değerlendirilmesi gerekir.

    11. Vatandaşlığım iptal edilirse ailemin vatandaşlığı da sona erer mi?

    5901 sayılı Kanun’un 32. maddesi bağlı vatandaşlık kazanımları bakımından sonuçlar öngörmektedir. Ancak her aile bireyinin vatandaşlık kazanma sebebi, zamanı ve hukuki statüsü ayrıca değerlendirilmelidir.

    12. Tapuma el koyma kararı konulduysa evimi kaybeder miyim?

    Ceza soruşturması kapsamındaki el koyma tedbiri ile taşınmaz mülkiyetinin sona ermesi farklı meselelerdir. Kararın hukuki dayanağı, kapsamı ve itiraz imkanları incelenmelidir. Vatandaşlık iptaline ilişkin malvarlığı tasfiyesi hükümleri de ayrı bir hukuki rejim oluşturur.

    13. Vatandaşlık iptal kararına karşı dava açabilir miyim?

    Evet. Vatandaşlık iptal veya geri alma kararları yargısal denetime tabidir. Dava konusu işlem, görevli mahkeme, dava süresi ve yürütmenin durdurulması şartları somut olayda belirlenmelidir.

    14. Vatandaşlık iptal davası açınca vatandaşlığım devam eder mi?

    Dava açılması tek başına her durumda idari işlemin uygulanmasını durdurmaz. Yürütmenin durdurulması veya nihai yargı kararının hukuki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

    15. Avukat vekaletname olmadan vatandaşlığımın iptal edilip edilmediğini öğrenebilir mi?

    Avukatların belirli kayıt ve dosyaları inceleme imkanları bulunmakla birlikte, bu yetkinin kapsamı özel kanun hükümlerine, kişisel verilerin korunmasına, soruşturmanın gizliliğine ve ilgili kurumun yetkisine bağlıdır. Resmî tebligat alma veya kişiye ait bazı belgelerin temini bakımından vekaletname ya da özel yetki gerekebilir.

    16. Hakkımda henüz tebligat yoksa beklemeli miyim?

    Somut riskin bulunduğu durumlarda yalnızca tebligat beklemek yeterli bir hukuki yaklaşım olmayabilir. Vatandaşlık statüsünün araştırılması, mevcut delillerin korunması ve olası sürelerin takip edilmesi önemlidir.

    17. Ceza soruşturması kapanırsa vatandaşlık dosyası da kapanır mı?

    Ceza ve idari süreçler farklı hukuki koşullara tabidir. Soruşturmanın sonucu vatandaşlık değerlendirmesini etkileyebilir; ancak ceza soruşturmasının kapanması, idari işlem yapılmasını veya mevcut işlemin yargısal incelemesini her durumda gereksiz hale getirmez.

    20. Sonuç: Türk Vatandaşlığı İptali Sürecinde Doğru Soru Nedir?

    2026 yılındaki vatandaşlık iptali ve geri alma incelemelerinde artık genel haberleri takip etmekle yetinilemeyecek bir aşamaya gelinmiştir. Resmî açıklamalar, geçmişten itibaren önemli sayıda vatandaşlık kazanma kararının iptal edildiğini veya geri alındığını göstermektedir. Buna karşılık yeni soruşturmalar kapsamında adı geçen her kişinin vatandaşlığının kesin olarak sona erdiğini kabul etmek hukuken doğru değildir.

    Bir yatırımcının gerçekten para ödemiş olması, taşınmazın halen kendi adına kayıtlı bulunması veya herhangi bir usulsüzlüğe katılmadığını belirtmesi önemli olmakla birlikte tek başına bütün hukuki soruların cevabını vermez. Aynı şekilde bir şirket hakkında ceza soruşturması bulunması da o şirketle işlem yapan herkesin hileli yatırım gerçekleştirdiğini göstermez.

    Hukuki incelemenin merkezinde somut dosya bulunmalıdır. Yatırımın gerçekliği, geçmiş tarihli taşınmaz değeri, ilgili dönemde geçerli yatırım şartları, idari uygunluk belgeleri, ceza soruşturmasının kapsamı, vatandaşlık kararının dayanağı ve aile bireylerinin statüsü birbirinden ayrılmadan sağlıklı bir sonuca ulaşılamaz.

    Vatandaşlık iptali davalarında etkili hukuki değerlendirme, öncelikle kişinin mevcut statüsünün resmî olarak tespit edilmesine; ardından idari ve cezai dosyaların belge temelli, birbirini tamamlayan ve zamanında yürütülen bir savunma stratejisiyle incelenmesine dayanır.

    Dolgun.av.tr üzerinde yayımlanan vatandaşlık hukuku çalışmalarında yeni mevzuat, resmî açıklamalar ve erişilebilir yargı kararları izlenerek konuya ilişkin değerlendirmeler güncellenmektedir. Bununla birlikte soruşturmalara ilişkin kamuoyuna açıklanmayan bilgilerin tümüne erişildiği veya bütün bireysel dosyaların mevcut durumunun kesin olarak bilindiği iddia edilmemektedir.

    Vatandaşlık statüsüne ve soruşturma dosyasına ilişkin hukuki inceleme

    Gayrimenkul yatırımı yoluyla kazanılmış Türk vatandaşlığının iptali veya geri alınması riski bulunan kişiler bakımından vatandaşlık kazanma belgeleri, taşınmaz kayıtları, banka ödeme belgeleri, yatırım uygunluk belgesi ve varsa adli veya idari kararlar üzerinden dosyaya özgü hukuki inceleme yapılması mümkündür.

    İnceleme talebinde bulunulurken vatandaşlığın kazanıldığı yıl, taşınmazın bulunduğu proje, tapu bilgileri, mevcut ekspertiz raporu, ödeme belgeleri ve kişinin yurt içinde veya yurt dışında bulunma durumu hakkında ön bilgi verilmesi hukuki değerlendirmenin kapsamının belirlenmesini kolaylaştıracaktır.

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860
    Web: dolgun.av.tr
    İletişim: İletişim ve randevu

    Bu çalışma genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut uyuşmazlık farklı maddi ve hukuki koşullara tabidir. Makale, bireysel hukuki mütalaa veya herhangi bir yargısal sonuca ilişkin garanti niteliğinde değildir.


    21. Mevzuat, Bilimsel Yayınlar, Danıştay Kararları ve Haber Kaynakçası

    A. Mevzuat ve resmî düzenlemeler

    [M1] 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, Resmî Gazete, 12.06.2009, Sayı 27256; özellikle m.12, m.31, m.32, m.33, m.36, m.37, m.40 ve m.41. Resmî mevzuat metni.

    [M2] Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Yabancı İşler Dairesi Başkanlığı, 2022, Türk vatandaşlığı amacıyla taşınmaz ediniminde 250.000 ABD doları uygulamasından 400.000 ABD doları uygulamasına geçişe ilişkin açıklamalar ve uygulama belgeleri. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü.

    [M3] 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu; özellikle m.7, m.8 ve m.27.

    [M4] 1136 sayılı Avukatlık Kanunu; özellikle m.2 ve m.46.

    B. Bilimsel ve akademik yayınlar

    [A1] Güner, Cemil, “Türk Vatandaşlığının Kazanılması ve Kaybı Kararlarının Geri Alınması”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, C.37, S.2, 2017. DergiPark – Makale.

    [A2] Özgür, Çiçek, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.75, S.1, 2026, s.741–779, DOI: 10.33629/auhfd.1710185. DergiPark – Makale.

    [A3] Erden, Hümeyra Zeynep, “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, C.36, S.1, 2016. DergiPark – Makale.

    C. Danıştay kararları

    [Y1] Danıştay 10. Daire, 05.02.2026, E.2024/405, K.2026/361. Yatırım yoluyla vatandaşlık, gerçeğe aykırı döviz alım belgeleri, uygunluk belgesinin iptali ve vatandaşlık kararının geri alınması. Danıştay karar metni.

    [Y2] Danıştay 10. Daire, 04.02.2026, E.2024/3835, K.2026/324. Vatandaşlığın geri alınmasında idari işlemin sebep unsuru ve somut gerekçenin değerlendirilmesi. Danıştay karar metni.

    [Y3] Danıştay 10. Daire, 30.12.2025, E.2025/6295, K.2025/7133. Vatandaşlık işlemlerinde tebliğ ve dava açma süresinin değerlendirilmesi. Danıştay karar metni.

    D. Resmî açıklamalar ve haber kaynakları

    [H1] Candan, Fatma Nur, “Muvazaalı gayrimenkul satışıyla vatandaşlık sağlayan suç örgütü çökertildi”, Anadolu Ajansı, 24.09.2025. Habere erişim.

    [H2] Anadolu Ajansı, “Yabancılara usulsüz vatandaşlık kazandıran suç örgütüne yönelik operasyonda yakalanan 113 şüpheli adliyede”, Eylül 2025. Habere erişim.

    [H3] T.C. Adalet Bakanlığı, “Bakan Gürlek: 687 Kişinin Vatandaşlığının İptali İçin Yasal Süreç Başlatıldı”, 04.08.2026. Resmî açıklama.

    [H4] Yeşildal, Zeynep; Gökmen, Emrah; Yıldız, Dilhan Türker; Eser, Zehra Tekeci, “İstanbul merkezli usulsüz vatandaşlık operasyonunda 73 zanlı yakalandı”, Anadolu Ajansı, 21.09.2026. Bu haber İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanlığı açıklamalarını içermektedir. Habere erişim.

    [H5] Demir, İrem, “Haksız yollarla Türk vatandaşlığı kazandırdığı belirlenen suç örgütü operasyonunda 32 zanlı tutuklandı”, Anadolu Ajansı, 07.08.2026. Habere erişim.

    [H6] Yeşildal, Zeynep; Gökmen, Emrah, “İstanbul merkezli usulsüz vatandaşlık operasyonunda yakalanan 33 şüpheli tutuklandı”, Anadolu Ajansı, 25.09.2026. Habere erişim.

    [H7] TRT Haber / Anadolu Ajansı, “İçişleri Bakanlığı’ndan İstanbul’daki usulsüz vatandaşlık operasyonuna ilişkin açıklama”, 21.09.2026. Habere erişim.

    [H8] Gürel, Ayşe, “İstanbul merkezli 13 ilde sahte belgelerle vatandaşlık operasyonu: 73 gözaltı”, Demirören Haber Ajansı, 21.09.2026. Habere erişim.

    [H9] Habertürk Yerel Haberler / Anadolu Ajansı, “İçişleri Bakanlığından İstanbul’daki usulsüz vatandaşlık operasyonuna ilişkin açıklama”, 21.09.2026. Habere erişim.

    [H10] Haber Global / Anadolu Ajansı, “İçişleri Bakanlığı duyurdu: Binlerce yabancının vatandaşlığı iptal”, 21.09.2026. Habere erişim.

    Kaynak değerlendirme notu: Bazı haber kuruluşlarında yayımlanan metinler Anadolu Ajansı kaynaklı aynı resmî açıklamanın yeniden aktarımıdır. Bunlar bağımsız adli doğrulamalar olarak değil, açıklamanın yayımlandığı farklı haber kaynakları olarak değerlendirilmiştir. Şifahi ve bireysel dosya gözlemleri ise resmî haber kaynağı veya kesinleşmiş karar gibi gösterilmemiştir.


    22. Dolgun Akademi’de Daha Önce Yayımlanan İlgili Hukuki Çalışmalar

    19 Eylül 2026: Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma. Bu çalışmada TVK m.31 ve m.40 ayrımı, yatırımın gerçekliği, hukuki güvenlik ilkesi ve yargısal koruma değerlendirilmiştir.

    26 Eylül 2026: 1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026. Bu çalışmada ikinci dalga soruşturması, 263 yatırımcı, 807 aile ferdi, muvazaalı olduğu ileri sürülen 274 satış ve idari işlemler incelenmiştir.

    28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: En Çok Sorulan Sorular, Ceza Soruşturması, Dava ve Dosya İnceleme. Bu yazıda vatandaşlık statüsünün araştırılması, ceza soruşturması ve yurt dışında yaşayan kişilerin karşılaştıkları sorunlar ele alınmıştır.

    28 Eylül 2026: Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar, Askerlik ve Soruşturulan İnşaat Şirketleri. Bu çalışmada yeni değerleme raporları, yatırım eksikliği, aile üyelerinin durumu ve soruşturmalarda adı geçen şirketler ayrıntılı değerlendirilmiştir.

    Güncel çalışmaların tamamı: Dolgun Akademi – Vatandaşlık Hukuku.

    ↑ İçindekilere dön

  • TÜRK VATANDAŞLIĞI İPTALİ VE GERİ ALINMASI 2026: EN ÇOK SORULAN SORULAR, CEZA SORUŞTURMASI, DAVA VE DOSYA İNCELEME

    TÜRK VATANDAŞLIĞI İPTALİ VE GERİ ALINMASI 2026: EN ÇOK SORULAN SORULAR, CEZA SORUŞTURMASI, DAVA VE DOSYA İNCELEME

    Güncelleme Tarihi: 28 Eylül 2026

    Son aylarda özellikle gayrimenkul yatırımı yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış yabancılar bakımından en çok sorulan sorular değişti.

    Artık yatırımcıların temel sorusu yalnızca “vatandaşlığım iptal edilir mi?” değildir.

    “Türk vatandaşlığım iptal edildi mi?”, “hakkımda ceza soruşturması var mı?”, “Türkiye’ye gelirsem gözaltına alınır mıyım?”, “e-Devlet hesabım çalışıyorsa vatandaşlığım devam ediyor mu?”, “ekspertiz raporunu ben hazırlamadım, yine de sorumlu olur muyum?”, “avukat vekaletname olmadan dosyamı kontrol edebilir mi?” ve “yurt dışındayım, hiçbir bildirim almadım, durumumu nasıl öğrenebilirim?” soruları bugün çok daha önemlidir.

    Bunun nedeni 2025 yılında başlayan ve 2026 yılında genişleyen ceza soruşturmaları ile vatandaşlık dosyalarına ilişkin idari incelemelerdir.

    Bu konuya ilişkin hukuki çerçeveyi daha önce 19 Eylül 2026 tarihli “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma” başlıklı kapsamlı çalışmamızda incelemiştik. Bu çalışmada özellikle 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m.31 kapsamındaki iptal ile m.40 kapsamındaki geri alma arasındaki farkı, ekspertiz raporlarını, yatırımcının iyi niyetini, gerçek para hareketlerini ve Danıştay içtihatlarını değerlendirmiştik. (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan ikinci büyük soruşturmanın ardından ise 26 Eylül 2026 tarihli “1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026” başlıklı yazımızda 263 yatırımcı ve 807 aile ferdini ilgilendiren yeni dosyayı ayrıca ele aldık. (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Bu yazı ise her iki çalışmayı tamamlayan, vatandaşlık iptaliyle karşılaşan veya böyle bir riskten şüphelenen kişinin ilk aşamada sorması gereken sorulara cevap veren güncel bir rehberdir.

    2026 YILINDA NE DEĞİŞTİ? NEDEN BU KADAR FAZLA VATANDAŞLIK DOSYASI İNCELENİYOR?

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı dosyalarına yönelik geniş kapsamlı incelemeler 2025 yılında kamuoyuna güçlü biçimde yansımaya başladı.

    24 Eylül 2025 tarihli soruşturmada 451 yabancı yatırımcı üzerinden aileleriyle birlikte 1.198 vatandaşlık kazanımı incelenmiş; vatandaşlık için gerekli döviz girişinin gerçekleşmediği, hayali para hareketleri oluşturulduğu, muvazaalı satışlar yapıldığı ve bazı gayrimenkullerin gerçek değerinin üzerinde gösterildiği iddia edilmişti. Soruşturmada suç işlemek amacıyla örgüt kurma, göçmen kaçakçılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik dahil çeşitli suç isnatları kamuoyuna açıklanmıştı. (Anadolu Ajansı)

    4 Ağustos 2026 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinasyonunda yürütülen yeni soruşturma açıklandı. Adalet Bakanlığı, düşük bedelli gayrimenkullerin sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterildiği ve muvazaalı satış işlemleri üzerinden vatandaşlık kazandırıldığı iddiasıyla 687 kişinin vatandaşlığının iptali için yasal sürecin başlatıldığını bildirdi. Yaklaşık 2,5 milyar TL tutarında Türkiye’ye girmesi gereken paranın gerçekte ülkeye girmediği de soruşturma makamlarınca ileri sürüldü. (BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ)

    21 Eylül 2026 tarihinde ikinci dalga kamuoyuna açıklandı. Bu kez 734 yabancıya yapılan satış incelendiği, 274 satışın muvazaalı olduğunun değerlendirildiği ve aile bireyleriyle birlikte 1.070 kişinin vatandaşlık kazandığının tespit edildiği açıklandı. Bunların 263’ünün asıl yatırımcı, 807’sinin aile ferdi olduğu; 1.015 kişinin vatandaşlık kararının verildiği tarihte, 55 çocuğun ise daha sonra vatandaşlığı kazandığı belirtildi. Soruşturma makamlarının açıklamasına göre 72 milyon 250 bin ABD doları tutarındaki işlemin muvazaalı gerçekleştirildiği değerlendirildi. (Anadolu Ajansı)

    25 Eylül 2026 itibarıyla bu ikinci dalgada gözaltına alınan şüphelilerden 33’ünün tutuklandığı, 20 kişi hakkında konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol uygulandığı açıklandı. (Anadolu Ajansı)

    Aynı dönemde İçişleri Bakanlığı çok daha geniş bir toplam rakam açıkladı. Bakanlık açıklamasına göre sahte ve usulsüz ekspertiz raporlarıyla bağlantılı incelemeler sonucunda 1.150 yatırımcının yatırım uygunluk belgesi iptal edilmiş, bunlar ve aile fertleri dahil 5.391 kişinin vatandaşlık kararı iptal edilmiştir. Ayrıca kamu düzeni ve milli güvenlik yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında 263 yatırımcı ve aile fertlerinden oluşan 743 kişinin vatandaşlık kararı geri alınmıştır. Böylece açıklanan toplam sayı 6.134 kişiye ulaşmıştır. (DHA | Demirören Haber Ajansı)

    Bu rakamların tamamının aynı soruşturmayı, aynı hukuki sebebi veya aynı kişileri ifade etmediğine dikkat edilmelidir.

    Her yatırımcının bireysel dosyası ayrıca incelenmelidir.


    1. TÜRK VATANDAŞLIĞIM SONRADAN İPTAL EDİLEBİLİR Mİ?

    Evet.

    Türk vatandaşlığının kazanılmış olması vatandaşlık kararının ileride hiçbir şekilde incelenemeyeceği anlamına gelmez.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m.31, ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vatandaşlık kazanılmışsa kararın iptal edilmesini düzenlemektedir.

    TVK m.40 ise vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararın hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer biçimde verildiğinin sonradan anlaşılması halinde kararın geri alınmasını düzenlemektedir. (LEXPERA)

    Ancak “iptal” ile “geri alma” aynı hukuki kurum değildir.

    Bir vatandaşlık dosyası incelenirken ilk yapılması gereken işlemlerden biri, idarenin hangi maddeyi uyguladığını tespit etmektir.


    2. VATANDAŞLIK İPTALİ İLE VATANDAŞLIK KARARININ GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK NEDİR?

    Bu ayrım dosyanın merkezindedir.

    TVK m.31 bakımından temel soru şudur:

    Vatandaşlık, kişinin kendi yalan beyanı veya vatandaşlık kazanılması bakımından önemli bir hususu gizlemesi sonucunda mı kazanılmıştır?

    TVK m.40 bakımından ise farklı bir soru sorulur:

    Vatandaşlık kararı verildiği tarihte kanunun aradığı objektif hukuki şartlar gerçekten mevcut muydu?

    Dolayısıyla yatırımcının hiçbir hileli davranışının bulunmaması, m.40 kapsamında ortaya çıkabilecek bütün sorunları tek başına ortadan kaldırmayabilir.

    Tam tersine, objektif yatırım şartlarının mevcut olması da yatırımcının bilerek sahte belge veya yanıltıcı beyan kullanması halinde m.31 tartışmasını gereksiz kılmaz.

    Bu ayrımı daha ayrıntılı olarak 19 Eylül 2026 tarihli önceki çalışmamızda incelemiştik. (Av. MURAT CAN DOLGUN)


    3. 1.070 KİŞİNİN VATANDAŞLIĞI İPTAL EDİLDİ Mİ?

    Kamuoyuna açıklanan bilgiler bu şekilde yorumlanmamalıdır.

    21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan bilgi, 1.070 kişinin soruşturma kapsamında tespit edildiği ve vatandaşlıklarının iptaline yönelik gerekli idari sürecin başlatıldığıdır. (Anadolu Ajansı)

    Bu nedenle şu aşamalar birbirinden ayrılmalıdır:

    Ceza soruşturmasında kişinin veya işlemin tespit edilmesi başka bir aşamadır.

    Yatırım uygunluk belgesinin iptali başka bir idari işlemdir.

    Vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararın iptali veya geri alınması başka bir işlemdir.

    Bu işlemin ilgili kişiye bildirilmesi başka bir aşamadır.

    İdari işlemin mahkemede dava konusu edilmesi ise ayrıca değerlendirilir.

    Bir yatırımcının yalnızca “1.070 kişinin arasında olduğumu öğrendim” demesi vatandaşlığının hukuki durumunu belirlemek için yeterli değildir.


    4. 6.134 KİŞİNİN VATANDAŞLIĞININ İPTAL EDİLDİĞİ AÇIKLAMASI NE ANLAMA GELİYOR?

    21 Eylül 2026 tarihli İçişleri Bakanlığı açıklamasında 1.413 yatırımcı ve aile fertlerini kapsayan toplam 6.134 kişinin vatandaşlık kazanma kararının iptal edildiği veya geri alındığı belirtildi. (Anadolu Ajansı)

    Bu toplamın içinde farklı hukuki sebepler bulunmaktadır.

    Açıklanan verilere göre 5.391 kişi bakımından yatırım uygunluk belgeleri ve yatırım sürecindeki usulsüzlüklerle bağlantılı iptal işlemleri, 743 kişi bakımından ise kamu düzeni ve milli güvenlikle bağlantılı geri alma işlemleri söz konusudur. (DHA | Demirören Haber Ajansı)

    Dolayısıyla “6.134 kişi” rakamı tek bir ceza dosyasının veya tek bir müteahhidin müşterilerini ifade etmemektedir.


    5. HAKKIMDA CEZA SORUŞTURMASI AÇILMASI VATANDAŞLIĞIMIN İPTAL EDİLDİĞİ ANLAMINA GELİR Mİ?

    Ceza soruşturması ile vatandaşlık hakkında tesis edilen idari işlem farklı hukuki süreçlerdir.

    Ancak mevcut 2025-2026 soruşturmalarının yapısı dikkate alındığında, yatırımcı hakkında veya yatırımcının vatandaşlık işleminin dayandığı satış hakkında ceza soruşturması yürütüldüğünün öğrenilmesi vatandaşlık dosyasının da ayrıca inceleniyor olabileceğine ilişkin ciddi bir işaret olabilir.

    Özellikle soruşturma makamlarının belirli bir satışın muvazaalı olduğunu, yatırım bedelinin gerçekte ödenmediğini veya ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürdüğü durumlarda, aynı olgular vatandaşlık dosyasında idari incelemeye de konu olabilir.

    Ancak ceza soruşturmasının mevcut olması ile vatandaşlığı sona erdiren bireysel idari kararın verilmiş olması aynı şey değildir.

    Bu nedenle iki dosyanın ayrı ayrı kontrol edilmesi gerekir.


    6. YURT DIŞINDAYIM VE HİÇBİR ŞEY BİLMİYORUM. HAKKIMDA SORUŞTURMA AÇILMIŞ OLMASI VATANDAŞLIĞIMIN İPTAL EDİLMİŞ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜRÜR MÜ?

    Evet, özellikle mevcut soruşturmalarda bu ihtimal ciddiye alınmalıdır.

    Kişi yıllardır yurt dışında yaşıyor, Türkiye’deki eski müteahhit veya gayrimenkul şirketiyle irtibat kurmuyor ve Türkiye’de kendisine ulaşabilecek güncel adres kayıtlarını takip etmiyorsa; hakkında yürütülen ceza ve idari süreçlerden uzun süre haberdar olmayabilir.

    Özellikle yatırım yapılan proje, satıcı, aracı şirket veya ekspertiz raporu bugün yürütülen soruşturmalardan biriyle bağlantılıysa, ceza soruşturmasının bulunması vatandaşlık dosyasında da bir inceleme veya iptal/geri alma sürecinin başlamış olabileceğini düşündürmelidir.

    Ancak bu ihtimal ile verilmiş ve hukuken mevcut bir vatandaşlık iptal kararını birbirinden ayırmak gerekir.

    Yurt dışında yaşayan kişi bakımından yalnızca internet haberleri, sosyal medya listeleri veya eski e-Devlet erişimiyle sonuç çıkarmak yerine;

    ceza soruşturmasının bulunup bulunmadığı,

    kişinin dosyadaki sıfatı,

    vatandaşlık dosyasındaki güncel durum,

    yatırım uygunluk belgesinin durumu,

    vatandaşlık hakkında bireysel bir karar verilip verilmediği,

    kararın tebliğ edilip edilmediği

    ve Türkiye’ye giriş bakımından yakalama veya başka bir tedbir bulunup bulunmadığı birlikte kontrol edilmelidir.

    Bu kontroller özellikle Türkiye’ye uçak bileti alınmadan önce önem taşıyabilir.


    7. TÜRKİYE’YE GELİRSEM HAVALİMANINDA GÖZALTINA ALINIR MIYIM?

    Bunun cevabı yalnızca vatandaşlık statüsüne bakılarak verilemez.

    Kişinin hakkında ceza soruşturması bulunması halinde ayrıca yakalama, gözaltı, ifade alma talimatı, adli kontrol, yurt dışına çıkış yasağı veya başka bir ceza muhakemesi tedbiri olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Vatandaşlığı sona erdirilmiş bir kişinin Türkiye’ye yabancı statüsünde giriş şartları da ayrıca değerlendirilir.

    Dolayısıyla seyahat öncesinde en az üç ayrı başlık kontrol edilmelidir:

    vatandaşlık statüsü,

    ceza soruşturması ve koruma tedbirleri,

    yabancı olarak Türkiye’ye giriş şartları.

    Özellikle yurt dışında yaşayan ve ceza dosyasının durumunu bilmeyen kişinin yalnızca “Türk pasaportum elimde” düşüncesiyle seyahat planı yapması sağlıklı değildir.


    8. VATANDAŞLIK DOSYASI NEDEN CEZA SORUŞTURMASINA DÖNÜŞEBİLİR?

    Çünkü mevcut soruşturmalardaki iddialar yalnızca idari şartların sağlanıp sağlanmadığıyla sınırlı değildir.

    Soruşturma makamları bazı işlemlerde hayali para hareketleri oluşturulduğunu, muvazaalı gayrimenkul satışları yapıldığını, taşınmaz değerlerinin gerçeğe aykırı gösterildiğini ve sahte veya gerçeğe aykırı belgelerin kullanıldığını ileri sürmektedir. (Anadolu Ajansı)

    Bir kişinin bu işlemleri bilerek gerçekleştirdiği veya bu sisteme bilerek katıldığı ileri sürülüyorsa ceza hukuku boyutu ayrıca gündeme gelebilir.


    9. VATANDAŞLIK DOSYASI NEDENİYLE HANGİ SUÇLARDAN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLEBİLİR?

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna açıklanan vatandaşlık soruşturmalarında farklı dosyalarda şu suç tipleri gündeme gelmiştir:

    suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma; göçmen kaçakçılığı; kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık; resmi belgede sahtecilik; özel belgede sahtecilik; resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama. (Anadolu Ajansı)

    Ancak bu suçların soruşturma dosyasında bulunması her yatırımcının bunların tamamından şüpheli olduğu anlamına gelmez.

    Ceza sorumluluğu şahsidir.

    Bir yatırımcının yalnızca belirli bir projeden gayrimenkul satın almış olması ile sahte ekspertiz veya muvazaalı para hareketinin hazırlanmasına bilerek katılmış olması aynı durum değildir.

    Yatırımcı bakımından hangi somut fiilin isnat edildiğinin ayrıca belirlenmesi gerekir.


    10. MÜTEAHHİT HAKKINDA CEZA SORUŞTURMASI VARSA BEN DE ŞÜPHELİ OLUR MUYUM?

    Bu sonuç yalnızca ticari ilişkiye dayanılarak çıkarılamaz.

    Bir şirket yüzlerce yabancıya taşınmaz satmış olabilir.

    Bazı satışlarda usulsüzlük iddiası bulunurken diğer satışlarda gerçek yatırım bedelinin tamamen ödenmiş olması mümkündür.

    Nitekim 21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan ikinci dalgada 734 yabancıya yapılan satışın incelendiği ancak 274 satış için muvazaa tespitinden söz edildiği açıklanmıştır. (Anadolu Ajansı)

    Bu veri dahi her satışın aynı şekilde değerlendirilmediğini göstermektedir.


    11. EKSPERTİZ RAPORUNU BEN HAZIRLAMADIM. YİNE DE VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLEBİLİR Mİ?

    Burada m.31 ve m.40 ayrımı tekrar önem kazanır.

    TVK m.31 bakımından yatırımcının kendi yalan beyanı veya önemli bir hususu gizlemesi önemlidir.

    Ekspertiz raporunun değerleme uzmanı tarafından hazırlanmış olması ve yatırımcının raporun hatalı olduğunu bilmemesi, yatırımcının kişisel davranışının değerlendirilmesinde önemlidir.

    Ancak m.40 yönünden idare, vatandaşlık kararının verildiği tarihte objektif yatırım şartlarının gerçekte mevcut olmadığını ileri sürebilir.

    Bu nedenle “raporu ben hazırlamadım” savunması önemli olmakla birlikte dosyanın yalnızca bu cümle üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.

    Taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değeri de araştırılmalıdır.


    12. TAŞINMAZIN GERÇEK DEĞERİ VATANDAŞLIĞI KURTARABİLİR Mİ?

    Dosyanın niteliğine göre son derece önemli olabilir.

    Örneğin vatandaşlığın kazanıldığı tarihte gerekli eşik 250.000 ABD doları ise ve eski ekspertiz raporu 400.000 ABD doları göstermiş ancak bugün raporun hatalı olduğu ileri sürülüyorsa, yalnızca rapordaki hata yeterli bir ekonomik analiz değildir.

    Taşınmaz yatırım tarihinde gerçekte 150.000 ABD doları mı, 280.000 ABD doları mı, 400.000 ABD doları mı değerindeydi?

    Asıl maddi sorun budur.

    Taşınmazın gerçek tarihsel değeri ilgili dönemdeki yatırım eşiğinin üzerindeyse bu durum dosyanın hukuki değerlendirmesinde önemli olabilir.

    Bu nedenle bazı dosyalarda geriye dönük bağımsız değerleme yapılması gerekebilir.


    13. GÜNÜMÜZDEKİ 400.000 DOLAR ŞARTI ESKİ VATANDAŞLIK DOSYAMA UYGULANIR MI?

    Geçmiş tarihli yatırım dosyası, yatırımın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre incelenmelidir.

    Yatırım miktarı ve diğer şartlar yıllar içerisinde değişmiştir.

    Bu nedenle vatandaşlığını daha önceki dönemde 250.000 ABD doları eşiği kapsamında kazanmış bir kişinin dosyası bugünkü 400.000 ABD doları yatırım eşiğine göre değerlendirilemez.

    Yatırım tarihi, tapu tarihi, uygunluk belgesi tarihi, vatandaşlık başvuru tarihi ve vatandaşlık karar tarihi birlikte incelenmelidir.


    14. BANKADAN GERÇEKTEN PARA GÖNDERDİYSEM BU BENİ KORUR MU?

    Gerçek banka ödemesi yatırımcının dosyasındaki en önemli delillerden biri olabilir.

    Ancak tek bir dekont yeterli olmayabilir.

    Özellikle güncel soruşturmalarda para trafiğinin ekonomik gerçekliği araştırılmaktadır.

    Bu nedenle paranın yatırımcının hesabından çıkışı, Türkiye’ye transferi, satıcının hesabına ulaşması, ödeme tarihi, döviz hareketleri ve satıştan sonra paranın herhangi bir bölümünün yatırımcıya veya ilişkili kişilere geri dönüp dönmediği birlikte incelenmelidir.

    Gerçek yatırım yapan kişi ile yalnızca görünürde para transferi yapılmasına bilerek katılan kişinin hukuki durumu aynı değildir.


    15. SATIN ALMA BEDELİ SONRADAN BANA GERİ ÖDENDİYSE NE OLUR?

    Bu durum dosyanın en önemli risk alanlarından biri olabilir.

    Özellikle vatandaşlık için gerekli yatırım miktarının görünürde ödendiği ancak önceden kararlaştırılmış bir sistem kapsamında paranın önemli bir bölümünün yatırımcıya geri döndüğü iddiası bulunuyorsa işlemin gerçek ekonomik niteliği tartışılır.

    Ancak her para iadesi aynı hukuki anlama gelmez.

    İadenin tarihi, miktarı, sebebi, sözleşmesel dayanağı ve tarafları ayrıca araştırılmalıdır.

    Bu nedenle yatırımcıların banka hesap hareketlerini değiştirmeden ve eksiltmeden saklamaları önemlidir.


    16. BEN İYİ NİYETLİYDİM. BU YETERLİ Mİ?

    İyi niyet özellikle TVK m.31 bakımından son derece önemlidir.

    Yatırımcı gerekli bedeli gerçekten ödemiş, herhangi bir gizli iade almamış, resmi tapu işlemini tamamlamış, yetkili sistemde hazırlanan ekspertiz raporuna güvenmiş, uygunluk belgesini almış ve hiçbir sahte belge veya gerçeğe aykırı beyan sunmamış olabilir.

    Bu kişinin hukuki durumu bilerek muvazaalı sisteme katıldığı ileri sürülen kişiden farklıdır.

    Bununla birlikte objektif yatırım şartlarının başlangıçtan itibaren bulunmadığının ileri sürüldüğü bir dosyada TVK m.40 ayrıca incelenmelidir.


    17. UYGUNLUK BELGESİ ALMIŞ OLMAM BENİ KORUR MU?

    Uygunluk belgesi önemli bir idari belgedir.

    Yatırımcı vatandaşlık başvurusunu yalnızca kendi beyanına dayanarak sonuçlandıramaz. Gayrimenkul yatırımı resmi idari incelemelerden geçirilir ve yatırımın şartları taşıdığına ilişkin uygunluk belgesi düzenlenir.

    Bu nedenle yatırımcının Devletin kurduğu ve denetlediği sisteme güvenmiş olması hukuki güvenlik, idari istikrar ve yatırımcının iyi niyeti bakımından önem taşıyabilir.

    Ancak uygunluk belgesinin geçmişte düzenlenmiş olması daha sonra hiçbir inceleme yapılamayacağı anlamına gelmez.

    Özellikle uygunluk belgesinin iptal edilmiş olup olmadığı ayrıca kontrol edilmelidir.


    18. UYGUNLUK BELGEM İPTAL EDİLDİYSE VATANDAŞLIĞIM DA İPTAL EDİLMİŞ MİDİR?

    Uygunluk belgesinin iptali ile vatandaşlığı kazanma kararının iptali veya geri alınması ayrı idari işlemlerdir.

    Birbirleriyle doğrudan bağlantılı olabilirler ancak hukuken aynı işlem değildirler.

    Bu nedenle dosyada hangi işlemin hangi tarihte tesis edildiği ayrı ayrı tespit edilmelidir.


    19. E-DEVLET HESABIM HALA AÇILIYOR. BU VATANDAŞLIĞIMIN DEVAM ETTİĞİNİ GÖSTERİR Mİ?

    Tek başına yeterli değildir.

    Farklı kamu sistemlerinin güncellenme zamanı, idari kararın tesis tarihi ve kişinin sisteme erişim durumu aynı olmayabilir.

    Bu nedenle e-Devlet erişiminin bulunması vatandaşlık statüsüne ilişkin tek kontrol yöntemi olarak kullanılmamalıdır.

    Özellikle hakkında soruşturma bulunduğunu öğrenen veya yatırım yaptığı şirketin güncel operasyonlarda geçtiğini gören kişinin resmi vatandaşlık durumunu ayrıca kontrol ettirmesi gerekir.


    20. TÜRK PASAPORTUM HALA ELİMDE. VATANDAŞLIĞIM DEVAM EDİYOR MU?

    Pasaportun fiziki olarak kişinin elinde bulunması tek başına vatandaşlık statüsünü kanıtlayan nihai veri değildir.

    Özellikle yurt dışında bulunan yatırımcıların seyahat öncesinde güncel vatandaşlık statüsünü ve pasaport kayıtlarını kontrol ettirmeleri önemlidir.


    21. VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLİRSE EŞİMİN VE ÇOCUKLARIMIN VATANDAŞLIĞI NE OLUR?

    TVK m.32’ye göre iptal kararı, ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar bakımından da sonuç doğurur.

    Ancak her aile ferdinin vatandaşlığı hangi tarihte ve hangi hukuki sebebe dayanılarak kazandığı ayrıca araştırılmalıdır.

    21 Eylül 2026 tarihli açıklamada 1.070 kişinin 263’ünün yatırımcı, 807’sinin aile ferdi olduğu; ayrıca 55 çocuğun vatandaşlığı ana vatandaşlık kararından sonra kazandığı belirtilmiştir. (Anadolu Ajansı)

    Özellikle sonradan doğan çocuklar bakımından vatandaşlığın kazanılma sebebinin ayrıca incelenmesi gerekir.


    22. VATANDAŞLIK İPTAL EDİLİRSE EVİM DE ALINIR MI?

    Vatandaşlık statüsünün sona ermesi ile taşınmaz mülkiyetinin sona ermesi aynı hukuki işlem değildir.

    TVK m.33, vatandaşlığı iptal edilen kişiler bakımından malvarlığının tasfiyesine ilişkin özel bir rejim öngörmektedir. Malların tasfiyesinin gerekli görüldüğü hallerde bunun kararda belirtilmesi gerekir. Ayrıca ilgili kişi iptal kararına karşı yargı yoluna başvurursa malların tasfiyesi dava sonuna bırakılır.

    Bu nedenle vatandaşlık kararının tam metni görülmeden “eviniz alınacak” veya “taşınmaza hiçbir şey olmaz” şeklinde kesin bir değerlendirme yapılmamalıdır.


    23. VATANDAŞLIK İPTALİNE KARŞI DAVA AÇILABİLİR Mİ?

    Evet.

    Vatandaşlığın iptali veya vatandaşlık kararının geri alınması idari işlem niteliğindedir ve yargısal denetime tabidir.

    Ancak görevli mahkeme dava konusu işlemi tesis eden makama göre belirlenmelidir.

    Cumhurbaşkanı kararlarının iptali bakımından Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görev yaptığı durumlar bulunmaktadır.

    Ayrıca yatırım uygunluk belgesinin iptali ile vatandaşlık kararının sona erdirilmesi farklı işlemler olduğundan bazı dosyalarda birden fazla idari işlemin incelenmesi gerekebilir.


    24. VATANDAŞLIK İPTAL DAVASI AÇMA SÜRESİ NE KADARDIR?

    Özel bir süre düzenlenmeyen idari uyuşmazlıklarda Danıştay ve idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Süre kural olarak yazılı bildirimi izleyen günden başlar. (LEXPERA)

    Ancak somut olayda tebliğin şekli, işlemi tesis eden makam, daha önce idari başvuru yapılıp yapılmadığı ve hangi işlemin dava konusu edildiği ayrıca incelenmelidir.

    Bu nedenle özellikle vatandaşlık iptal kararı eline ulaşan kişinin süre hesabını varsayıma bırakmaması gerekir.


    25. VATANDAŞLIK İPTAL DAVASINDA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTENEBİLİR Mİ?

    Şartları mevcutsa istenebilir.

    Vatandaşlık statüsünün sona ermesi kişinin pasaportunu, Türkiye’ye girişini, aile hayatını, şirketlerini, banka ilişkilerini, taşınmazlarını ve diğer hukuki statülerini etkileyebilir.

    Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebi hazırlanırken ortaya çıkabilecek zararların kişi özelinde somutlaştırılması önemlidir.

    Dava açılması tek başına idari işlemin uygulanmasını durdurmaz.


    26. HAKKIMDA CEZA SORUŞTURMASI OLUP OLMADIĞINI AVUKAT KONTROL EDEBİLİR Mİ?

    Evet, ancak ceza soruşturması ile vatandaşlık dosyası farklı kanallardan kontrol edilmelidir.

    Ceza soruşturmasında öncelikle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde kişinin hangi dosyada ve hangi sıfatla yer aldığı, dosyanın soruşturma numarası, isnat edilen suçlar ve varsa koruma tedbirleri tespit edilmeye çalışılır.

    Vatandaşlık yönünden ise Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili idari kayıtlar ayrıca incelenmelidir.

    Bir dosyada bilgi bulunması diğer dosyanın durumunu tek başına ortaya koymaz.


    27. AVUKAT VEKALETNAME OLMADAN CEZA SORUŞTURMASI DOSYASINI İNCELEYEBİLİR Mİ?

    Bu soru özellikle yurt dışında yaşayan ve henüz konsolosluktan vekaletname düzenlememiş kişiler bakımından çok önemlidir.

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.2 uyarınca yargı organları, emniyet makamları ve diğer kamu kurumları, özel hükümler saklı olmak üzere avukatların görevleri için ihtiyaç duydukları bilgi ve belgeleri incelemelerine sunmakla yükümlüdür. Belge örneğinin alınması ise vekaletname ibrazına bağlanmıştır.

    Avukatlık Kanunu m.46 da avukat veya stajyerin vekaletname olmadan dava ve takip dosyalarını inceleyebileceğini, ancak vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneğinin verilmeyeceğini düzenlemektedir.

    Ceza soruşturması bakımından Türkiye Barolar Birliğinin 10 Nisan 2019 tarihli 2019/32 sayılı duyurusunda, Çorum Sulh Ceza Hakimliğinin kararına dayanılarak avukatın soruşturma dosyasını vekaletname, görevlendirme yazısı veya soruşturma tarafının yazılı ya da sözlü muvafakati olmadan inceleyebileceği açıklanmıştır. (Türkiye Barolar Birliği)

    TBB’nin önceki 2019/23 sayılı duyurusunda da vekaletname veya UYAP kaydı bulunmayan avukatın hangi tarafla ilgili inceleme yapmak istediğini belirten imzalı dilekçe ve baro kimliğiyle başvurabileceğine ilişkin uygulama açıklanmıştır. (Türkiye Barolar Birliği)

    Bu nedenle yurt dışında bulunan kişinin henüz vekaletname çıkaramamış olması ceza soruşturmasının ilk araştırmasının hiçbir şekilde yapılamayacağı anlamına gelmez.

    Ancak dosyanın içeriğinin tamamına erişim, belge örneği alınması, UYAP üzerinden sürekli erişim, kişi adına başvuru yapılması veya savunma işlemlerinin yürütülmesi bakımından vekaletname ve müdafilik ilişkisinin kurulması pratik ve hukuki açıdan ayrıca önem taşır.


    28. CEZA DOSYASINDA KISITLAMA KARARI VARSA AVUKAT HİÇBİR ŞEY GÖREMEZ Mİ?

    Hayır.

    CMK m.153 uyarınca soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği kanunda belirtilen durumlarda Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilebilir.

    Ancak kısıtlama kararı bulunsa dahi yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak, bilirkişi raporları ve şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar kısıtlamanın dışında bırakılmıştır. (Eski Kararlar Bilgi Bankası)

    Bu ayrım vatandaşlık soruşturmalarında özellikle önemlidir.

    Çünkü bilirkişi raporları bazı dosyalarda taşınmazların değerine ve para hareketlerine ilişkin soruşturmanın temelini oluşturabilmektedir.


    29. AVUKAT VEKALETNAME OLMADAN VATANDAŞLIK DOSYAMI İNCELEYEBİLİR Mİ?

    Burada ceza soruşturması ile Nüfus ve Vatandaşlık İşleri nezdindeki idari dosyayı birbirinden ayırmak gerekir.

    Avukatlık Kanunu m.2, kamu kurumlarının kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere avukatın görev için ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmasını öngörmektedir. Belge örneği alınması ise vekaletname ibrazına bağlıdır.

    Bununla birlikte vatandaşlık dosyaları kişisel veriler, güvenlik araştırmaları ve kişiye özgü idari bilgiler içerebildiğinden kurumun özel mevzuatı ve somut uygulaması ayrıca önem taşır.

    Bu nedenle vekaletname olmadan bazı bilgi ve belgelerin yerinde incelenmesi veya dosyanın varlığına ve safahatına ilişkin araştırma yapılması mümkün olabilse de kişinin bütün vatandaşlık dosyasının örneğinin teslim alınması veya kişi adına işlem yapılması için vekaletname gerekebilir.

    Özellikle vatandaşlığın sona erdirilip erdirilmediğinin resmi biçimde teyidi ve kişinin nüfus kayıtları üzerinde işlem yapılması bakımından vekaletname önem taşımaktadır.


    30. YURT DIŞINDAYIM. VEKALETNAME ÇIKARMADAN ÖNCE AVUKAT NEYİ KONTROL EDEBİLİR?

    İlk aşamada yapılabilecek çalışma dosyanın niteliğine göre değişir.

    Ceza soruşturması bakımından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde dosyanın tespiti ve kanunun izin verdiği ölçüde dosya incelemesi yapılabilir.

    Avukatlık Kanunu m.2 kapsamında kamu kurumlarında gerekli bilgi ve belgelerin incelenmesi talep edilebilir.

    Mevcut dava veya takip dosyaları vekaletname olmadan fiziki olarak incelenebilir.

    Kamuya açık soruşturma bilgileri, şirket ve proje bağlantıları, soruşturmanın hangi satış veya ekspertiz raporlarını kapsadığı ve kişinin işlemleriyle kamuya açıklanan vakalar arasında bağlantı bulunup bulunmadığı araştırılabilir.

    Buna karşılık kişi adına resmi başvuru yapılması, belge örneği alınması, idari dava açılması, nüfus kayıtları üzerinde işlem yapılması veya ceza dosyasında kapsamlı müdafilik işlemleri için vekaletname gerekebilir.

    Bu nedenle özellikle yurt dışındaki yatırımcı bakımından iki aşamalı çalışma mümkündür: önce risk ve dosya tespiti, ardından gerekiyorsa vekaletnameyle tam temsil.


    31. TÜRKİYE’YE GELMEDEN İFADE İÇİN RANDEVU ALINABİLİR Mİ?

    Dosyanın durumuna göre Cumhuriyet savcılığı veya soruşturmayı yürüten kolluk birimiyle iletişim kurulması ve ifadenin planlanması mümkün olabilir.

    Ancak kişi hakkında yakalama kararı bulunuyorsa veya farklı bir koruma tedbiri uygulanmışsa durum değişir.

    Bu nedenle Türkiye’ye geliş tarihi kararlaştırılmadan önce dosyanın mevcut safahatının kontrol edilmesi önemlidir.


    32. HAKKIMDA YAKALAMA KARARI OLUP OLMADIĞINI ÖNCEDEN ÖĞRENEBİLİR MİYİM?

    Dosyanın erişilebilir kısmı ve soruşturmanın niteliği ölçüsünde araştırılabilir.

    Ancak soruşturmanın gizliliği, mevcut kısıtlama kararları ve kolluk işlemlerinin niteliği nedeniyle her bilgi her aşamada aynı şekilde erişilebilir olmayabilir.

    Bu nedenle yalnızca e-Devlet ekranından sonuç çıkarılması yerine soruşturma dosyasının avukat tarafından ayrıca araştırılması daha sağlıklıdır.


    33. VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLMİŞSE AMA BANA HİÇBİR TEBLİGAT GELMEDİYSE NE OLUR?

    Öncelikle gerçekten bir karar bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.

    Karar mevcutsa hangi tarihte tesis edildiği, hangi adrese ve hangi yöntemle bildirildiği, yurt dışında bulunan kişi yönünden tebligat işlemlerinin nasıl yürütüldüğü ve kişinin kararı ne zaman öğrendiği dava süresi bakımından önem taşıyabilir.

    Bu nedenle böyle bir dosyada tebligat evrakı vatandaşlık kararının kendisi kadar önemlidir.


    34. VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLDİYSE AMA E-DEVLETTE TÜRK VATANDAŞI GÖRÜNÜYORSAM NE YAPMALIYIM?

    İki bilgi arasında çelişki bulunuyorsa resmi karar ve nüfus kayıtları birlikte incelenmelidir.

    Özellikle seyahat, pasaport yenileme, tapu işlemi veya Türkiye’ye giriş gibi önemli bir hukuki işlem yapılacaksa yalnızca dijital ekran görüntüsüne güvenilmemelidir.


    35. ESKİ VATANDAŞLIĞIMDAN ÇIKTIM. TÜRK VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLİRSE VATANSIZ MI KALIRIM?

    Bu ihtimal vatandaşlık iptal dosyasının yanında ayrıca kişinin önceki vatandaşlık hukukuna göre değerlendirilmelidir.

    Bazı yatırımcılar Türk vatandaşlığını kazandıktan sonra önceki vatandaşlıklarından çıkmış veya önceki devlet hukukuna göre vatandaşlıklarını kaybetmiş olabilirler.

    Türk vatandaşlığı hakkında işlem tesis edildiğinde kişinin başka bir vatandaşlığının bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmalıdır.

    Vatansızlık ihtimalinin bulunması dosyayı hem yabancılar hukuku hem de uluslararası hukuk yönünden daha hassas hale getirebilir.


    36. VATANDAŞLIK İPTALİNDEN SONRA TÜRKİYE’DE KALABİLİR MİYİM?

    Vatandaşlık sona erdikten sonra kişinin Türkiye’de bulunmasının hukuki dayanağı ayrıca incelenir.

    Kişinin önceki vatandaşlığı, pasaportu, ikamet hakkı, aile bağları, çalışma durumu, taşınmazları ve Türkiye’deki diğer hukuki bağları önem taşır.

    Bu nedenle vatandaşlık davası ile yabancılar hukuku boyutu birlikte değerlendirilmelidir.


    37. VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLİRSE MÜTEAHHİDE VEYA ARACIYA DAVA AÇABİLİR MİYİM?

    Somut olayın özelliklerine göre evet.

    Vatandaşlığa uygun bir taşınmaz satıldığı açıkça taahhüt edilmiş, yatırımcı bu beyana güvenerek ödeme yapmış ve sonradan satılan taşınmazın veya hazırlanan belgelerin vatandaşlık şartlarını taşımadığı ortaya çıkmışsa satıcı, müteahhit, aracı veya diğer sorumlulara karşı özel hukuk talepleri gündeme gelebilir.

    Vatandaşlık iptal davası ile müteahhide karşı açılabilecek tazminat, alacak veya sözleşmeden kaynaklanan dava aynı hukuki süreç değildir.


    38. VATANDAŞLIK İPTAL DOSYASINDA EN ÖNEMLİ BELGELER NELERDİR?

    Dosyanın yalnızca vatandaşlık kararından ibaret olmadığı unutulmamalıdır.

    İlk incelemede özellikle vatandaşlık kararları ve tebligatlar; Türk kimlik ve pasaport kayıtları; tapu senetleri; taşınmaz satış sözleşmeleri; ekspertiz ve değerleme raporları; yatırım uygunluk belgesi; banka dekontları; SWIFT kayıtları ve hesap ekstreleri; döviz alım ve transfer belgeleri; satıcı, müteahhit ve aracılarla yapılan yazışmalar; faturalar ve ödeme makbuzları; vatandaşlık başvuru belgeleri; eş ve çocukların vatandaşlık belgeleri; varsa polis, savcılık veya mahkemeden gelen evraklar birlikte değerlendirilmelidir.

    Yalnızca “tapu” veya yalnızca “ekspertiz raporu” üzerinden tam bir hukuki analiz yapmak çoğu dosyada yeterli değildir.


    39. HENÜZ VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLMEDİ. AMA BENİM PROJEM SORUŞTURMADA. ŞİMDİDEN NE YAPMALIYIM?

    Kararın çıkmasını beklemeden delillerin korunması önemlidir.

    Yıllar önce yapılmış banka transferleri, eski hesap ekstreleri, SWIFT belgeleri, ekspertiz raporları, satış sözleşmeleri, uygunluk belgesi ve müteahhit ile yapılan yazışmalar daha sonra temin edilmesi zor belgelere dönüşebilir.

    Özellikle gerçek yatırım yaptığını düşünen kişinin kendi dosyasını şimdiden oluşturması ileride önemli zaman kazandırabilir.

    Gerekirse taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerine ilişkin teknik inceleme de dava açılmadan önce başlatılabilir.


    40. SOSYAL MEDYADA İSİM LİSTESİ GÖRDÜM. LİSTEDE ADIM VAR. VATANDAŞLIĞIM İPTAL EDİLMİŞ MİDİR?

    Kamuya açık sosyal medya listeleri tek başına hukuki durumun ispatı değildir.

    21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan 1.070 kişilik grup bakımından kamuoyuna yayımlanmış resmi bir isim listesi bulunmamaktadır. (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    Bu nedenle sosyal medya paylaşımı yerine kişinin kendi resmi vatandaşlık ve soruşturma dosyasının araştırılması gerekir.


    41. VATANDAŞLIK İPTAL DAVASINI KAZANABİLİR MİYİM?

    Dosya görülmeden bu soruya güvenilir bir sonuç cevabı verilmesi mümkün değildir.

    Ancak dosyalar arasında çok önemli farklılıklar bulunmaktadır.

    Yatırım bedelini gerçekten kendi parasından ödemiş, bedelin hiçbir bölümünü geri almamış, taşınmazı gerçek bir satışla edinmiş, yatırım tarihinde taşınmazın gerçek değeri gerekli eşiği karşılayan, resmi ekspertiz sistemine güvenmiş, uygunluk belgesi almış, sahte belge sunmamış ve gerçeğe aykırı beyanda bulunmamış yatırımcı ile soruşturma makamlarının tarif ettiği muvazaalı işlem sistemine bilerek katıldığı ileri sürülen kişinin hukuki durumu aynı değildir.

    Bu nedenle savunmanın amacı yalnızca genel bir “iyi niyet” iddiası ileri sürmek değil; yatırımcının kendi satışını, kendi para hareketini, kendi taşınmazını ve kendi davranışlarını belgelemektir.


    42. VATANDAŞLIK DOSYAMIZI NASIL İNCELİYORUZ?

    Vatandaşlık iptali dosyalarında tek bir belgeye bakarak değerlendirme yapılması yeterli değildir.

    İlk olarak vatandaşlığın hangi tarih ve hangi yatırım yöntemiyle kazanıldığı tespit edilir.

    Daha sonra yatırım tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat belirlenir.

    Tapu, satış sözleşmesi, ekspertiz, uygunluk belgesi ve vatandaşlık başvuru belgeleri incelenir.

    Banka hareketlerinin kaynağından satıcı hesabına kadar gerçek para akışı çıkarılır.

    Varsa satış sonrasında yatırımcıya doğrudan veya dolaylı para dönüşü olup olmadığı araştırılır.

    Taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değeri gerektiğinde yeniden değerlendirilir.

    Müteahhit, satıcı, ekspertiz şirketi veya aracı hakkında ceza soruşturması bulunuyorsa yatırımcının o soruşturmadaki konumu ayrıca belirlenir.

    Yatırımcının kendisi hakkında soruşturma bulunuyorsa isnat edilen suç ve deliller incelenir.

    Vatandaşlık dosyasında yatırım uygunluk belgesinin veya vatandaşlık kararının durumu tespit edilir.

    Bir iptal veya geri alma kararı mevcutsa hukuki dayanak, işlem tarihi, tebligat ve dava süresi kontrol edilir.

    Yurt dışında bulunan kişi bakımından ayrıca Türkiye’ye girişte ortaya çıkabilecek ceza muhakemesi ve yabancılar hukuku riskleri değerlendirilir.

    Bu çalışma tamamlanmadan vatandaşlığın korunma ihtimali veya izlenecek dava stratejisi hakkında sağlıklı bir hukuki görüş oluşturmak güçtür.


    ÖNEMLİ: CEZA SORUŞTURMASI İLE VATANDAŞLIK DOSYASINI BİRLİKTE İNCELEMEK GEREKEBİLİR

    2026 yılında ortaya çıkan dosyalar artık yalnızca klasik bir vatandaşlık hukuku uyuşmazlığı olarak değerlendirilmemelidir.

    Özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen güncel soruşturmalarda bilirkişi raporları, MASAK analizleri, banka hareketleri, tapu kayıtları, ekspertiz raporları ve şirket bağlantıları birlikte değerlendirilmektedir. (Anadolu Ajansı)

    Bu nedenle bazı yatırımcılar bakımından aynı anda iki ayrı soru cevaplandırılmalıdır:

    Birincisi, Türk vatandaşlığı hukuken devam ediyor mu ve idari dosyada hangi işlem yapılmıştır?

    İkincisi, kişi ceza soruşturmasında yalnızca işlemi incelenen yatırımcı mı, bilgi sahibi mi, mağdur mu yoksa şüpheli mi?

    Bu iki soru birbirinin yerine geçmez.


    YURT DIŞINDA YAŞAYAN YATIRIMCILAR İÇİN ÖZEL UYARI

    Yurt dışında yaşayan ve yıllardır Türkiye’ye gelmeyen kişiler bakımından risk değerlendirmesi daha da önemlidir.

    Kişi herhangi bir tebligat görmemiş olabilir.

    Eski Türk telefon numarasını kullanmıyor olabilir.

    Eski adresi artık geçerli olmayabilir.

    Müteahhit veya aracı şirketle yıllardır iletişim kurmamış olabilir.

    Hakkındaki ceza soruşturmasını bilmiyor olabilir.

    Vatandaşlık dosyasının yeniden incelemeye alındığından haberi olmayabilir.

    Bu durumda Türkiye’ye seyahat etmeden önce yalnızca vatandaşlık statüsünün değil, ceza soruşturmasının da kontrol edilmesi yararlı olabilir.

    Özellikle güncel soruşturmalarda adı geçen proje veya şirketlerden gayrimenkul satın almış kişilerin kendi bireysel işlemlerinin soruşturmayla bağlantılı olup olmadığını araştırması önem taşımaktadır.


    TD HUKUK VE DANIŞMANLIK – VATANDAŞLIK İPTALİ VE CEZA SORUŞTURMASI DOSYA İNCELEMESİ

    TD Hukuk ve Danışmanlık olarak yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınması, yatırım uygunluk belgesinin iptali, sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz iddiaları, muvazaalı satış ve para hareketleri, yatırımcı hakkında yürütülen ceza soruşturmaları ve Türkiye’ye giriş riskleri dahil bağlantılı süreçleri birlikte değerlendiriyoruz.

    Özellikle yurt dışında bulunan kişiler bakımından, imkan bulunan dosyalarda ilk aşamada mevcut soruşturmanın ve hukuki durumun tespitine yönelik inceleme yapılarak hangi belgelerin veya vekalet işlemlerinin gerekli olduğu belirlenebilir.

    Dosyanızla ilgili değerlendirme talebinde bulunurken vatandaşlığın kazanıldığı yıl, yatırım yapılan proje veya şirket, taşınmaz bilgileri, vatandaşlık kararına ilişkin mevcut belgeler, ekspertiz raporu ve banka ödeme kayıtlarının gönderilmesi incelemeyi kolaylaştıracaktır.

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Ofis: +90 212 299 44 22
    WhatsApp / Mobil: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: dolgun.av.tr

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM), A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Yeşilköy Mah., Atatürk Cad., Bakırköy / İstanbul, Türkiye

    ÖNCEKİ ÇALIŞMALARIMIZ

    19 Eylül 2026 – “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması: Sahte Ekspertiz, Muvazaalı İşlemler, İyi Niyetli Yatırımcı ve Yargısal Koruma.”

    Bu çalışmada TVK m.31 ile m.40 ayrımı, iyi niyetli yatırımcı, geçmiş tarihli değerleme, idari istikrar, hukuki güvenlik ve Danıştay içtihatları ayrıntılı olarak incelenmiştir. (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    26 Eylül 2026 – “1.070 Kişiyi İlgilendiren Türk Vatandaşlığı İptali Süreci 2026.”

    Bu çalışmada 21 Eylül 2026 tarihinde açıklanan ikinci dalga soruşturması, 263 yatırımcı, 807 aile ferdi, 274 muvazaalı olduğu ileri sürülen satış, ekspertiz ve para hareketleri ayrı olarak değerlendirilmiştir. (Av. MURAT CAN DOLGUN)

    HUKUKİ BİLGİLENDİRME

    Bu çalışma 28 Eylül 2026 tarihi itibarıyla kamuya açık resmi açıklamalar, yürürlükteki mevzuat, erişilebilir yargı kararları ve güncel soruşturma haberleri esas alınarak genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

    Ceza soruşturmalarına ilişkin “sahte ekspertiz”, “muvazaalı işlem”, “usulsüz vatandaşlık”, “örgüt”, “dolandırıcılık”, “sahtecilik” ve benzeri ifadeler soruşturma makamlarının kamuoyuna yansıyan iddia ve değerlendirmelerini ifade etmektedir.

    Bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi, gözaltı veya tutuklama kararı verilmesi kesinleşmiş mahkumiyet anlamına gelmez. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

    Bir şirket veya değerleme uzmanı hakkında ceza soruşturması bulunması o şirket veya kişiyle işlem yapan bütün yatırımcıların aynı hukuki durumda bulunduğu anlamına gelmez.

    Aynı şekilde yatırımcının ceza soruşturmasında şüpheli olmaması vatandaşlık için aranan objektif hukuki şartların mutlaka gerçekleşmiş olduğunu tek başına göstermez.

    Her vatandaşlık dosyası yatırım tarihi, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat, taşınmazın gerçek değeri, ödeme hareketleri, yatırımcının kişisel davranışları, uygunluk belgesi, vatandaşlık dosyası, ceza soruşturması ve tesis edilen bireysel idari işlem birlikte değerlendirilerek incelenmelidir.

    Bu metin belirli bir kişi veya uyuşmazlık bakımından sonuç garantisi veya kişiye özel hukuki mütalaa niteliğinde değildir.

  • إلغاء الجنسية التركية لـ 1,070 شخصاً في 2026 | دليل قانوني للمستثمرين العقاريين

    إلغاء الجنسية التركية لـ 1,070 شخصاً في 2026 | دليل قانوني للمستثمرين العقاريين

    إجراءات مراجعة وإلغاء قرارات اكتساب الجنسية التركية المتعلقة بـ 1,070 شخصاً في عام 2026

    دليل قانوني شامل للمستثمرين الذين حصلوا على الجنسية التركية عن طريق الاستثمار العقاري

    آخر تحديث: 26 سبتمبر 2026

    مقدمة: سبق أن تناولنا قانونياً مسألة إلغاء وسحب قرارات الجنسية التركية المكتسبة عن طريق الاستثمار

    بتاريخ 19 سبتمبر 2026، نشرنا دراسة قانونية موسعة تناولنا فيها التطورات المتعلقة بإلغاء وسحب قرارات اكتساب الجنسية التركية عن طريق الاستثمار، ولا سيما المنازعات المرتبطة بتقارير التقييم العقاري غير الصحيحة أو التي يُدعى أنها تضمنت قيماً مبالغاً فيها، والبيوع العقارية الصورية، والوضع القانوني للمستثمر حسن النية، والتمييز بين إلغاء قرار اكتساب الجنسية وفق المادة 31 من قانون الجنسية التركية رقم 5901 وبين سحب القرار المتعلق بالجنسية وفق المادة 40 من القانون ذاته.

    كما تناولنا في تلك الدراسة طرق الحماية القضائية المتاحة، وأهمية التمييز بين أفعال المستثمر نفسه وبين المخالفات التي قد تُنسب إلى البائع أو الوسيط أو شركة التقييم أو أي طرف ثالث.

    يمكن الاطلاع على دراستنا السابقة من خلال الرابط التالي:

    YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    وبعد يومين فقط من نشر تلك الدراسة، ظهر تطور جديد بالغ الأهمية.

    ففي 21 سبتمبر 2026، أُعلن عن تحقيق جديد يتعلق بمعاملات عقارية اكتسب على أساسها، وفقاً للمعلومات المعلنة، ما مجموعه 1,070 شخصاً الجنسية التركية، بمن فيهم المستثمرون الأصليون وأفراد أسرهم.

    وبحسب المعلومات المعلنة بشأن التحقيق الذي تجريه النيابة العامة في إسطنبول، تتمحور الشبهات حول بعض البيوع العقارية الصورية، وحركات مالية يُدعى أنها لم تكن تعكس استثماراً حقيقياً، إضافة إلى تقارير تقييم عقاري يُشتبه في أنها أظهرت بعض العقارات بقيم أعلى من قيمتها الحقيقية.

    المصدر: وكالة الأناضول – 21 سبتمبر 2026

    https://www.aa.com.tr/ar/تركيا/بسبب-معاملات-غير-قانونية-تركيا-تلغي-جنسية-1070-شخصا/4063175

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    والسؤال الذي يطرحه اليوم عدد كبير من المستثمرين هو:

    «إذا كنت من ضمن الأشخاص الـ1,070، فهل أُلغي قرار اكتسابي للجنسية التركية بالفعل؟»

    لا يمكن الإجابة عن هذا السؤال استناداً إلى خبر صحفي أو قائمة متداولة وحدها.

    فالمعلومات الرسمية المنشورة تفيد ببدء الإجراءات الإدارية المتعلقة بإلغاء الجنسيات التي اعتُبر أنها اكتسبت بصورة غير نظامية، ولا تعني بذاتها أن قراراً فردياً نهائياً قد صدر بحق كل واحد من الأشخاص الـ1,070.

    وهذا التمييز جوهري من الناحية القانونية.

    فورود الشخص ضمن تحقيق جنائي، وفتح مراجعة إدارية لملف الاستثمار، وإعادة فحص شهادة المطابقة، وإصدار قرار إداري فردي بإلغاء قرار اكتساب الجنسية، وتبليغ ذلك القرار، والطعن فيه أمام القضاء الإداري؛ هي مراحل قانونية مختلفة يجب عدم الخلط بينها.

    أولاً: ما المقصود بملف الـ1,070 شخصاً؟

    بحسب البيانات التي نُشرت بشأن التحقيق، قامت الجهات المختصة بفحص سجلات الطابو والمسح العقاري، وتقارير الخبرة، والتحليلات المالية وبيانات مجلس التحقيق في الجرائم المالية التركي MASAK، إلى جانب مستندات ومعلومات أخرى.

    ووفقاً للبيانات المعلنة، تتمثل بعض الوقائع محل التحقيق في عدم دخول المبالغ المطلوبة للاستثمار إلى تركيا بصورة حقيقية، أو إنشاء حركة مالية ظاهرية، أو استخدام أموال البائع أو الوسطاء في بعض المعاملات، أو إجراء بيوع عقارية صورية، أو استخدام تقارير تقييم يُشتبه في عدم تعبيرها عن القيمة الحقيقية للعقار.

    كما أُعلن أن قيمة المعاملات التي اعتُبرت صورية في هذا الإطار بلغت نحو 72.25 مليون دولار أمريكي.

    المصدر:

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    وهذا يعني أن القضية لا تتعلق فقط بتقرير التقييم العقاري.

    بل قد يستلزم تقييم الملف الفردي للمستثمر فحص سند الملكية، وعقد البيع، وتقرير التقييم، وشهادة المطابقة، والحسابات المصرفية، وحوالات SWIFT، ومصدر الأموال، والمبلغ الذي وصل فعلياً إلى البائع، وأي حركة مالية لاحقة، إضافة إلى ملف الجنسية بكامل مستنداته.

    ثانياً: الأشخاص الـ1,070 ليسوا 1,070 مستثمراً

    هذه من أهم النقاط التي يجب تصحيحها.

    فوفقاً للمعلومات المعلنة من وزارة الداخلية التركية، يتكون العدد الإجمالي من:

    ١) 263 مستثمراً أصلياً.

    ٢) 807 أشخاص من أفراد أسر المستثمرين.

    ٣) وبذلك يبلغ العدد الإجمالي 1,070 شخصاً.

    كما أُعلن أن 1,015 شخصاً حصلوا على الجنسية عند صدور قرار الجنسية الأصلي، في حين حصل 55 طفلاً على الجنسية بعد صدور ذلك القرار.

    المصدر:

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    وبالتالي فمن غير الدقيق وصف القضية بأنها تتعلق بـ«1,070 مستثمراً».

    والتمييز بين المستثمر الأصلي وأفراد أسرته مهم قانوناً، لأن الأساس الذي اكتسب بموجبه الزوج أو الزوجة أو الطفل الجنسية، وكذلك تاريخ اكتسابها، قد يؤثر في تقييم الوضع القانوني لكل فرد من أفراد الأسرة.

    ثالثاً: هل أُلغي قرار اكتساب الجنسية لجميع الأشخاص الـ1,070 بالفعل؟

    وفق المعلومات الرسمية المنشورة حتى تاريخ إعداد هذه الدراسة، لا يصح القول إن جميع الأشخاص الـ1,070 قد صدرت بحقهم بالفعل قرارات فردية نهائية بإلغاء اكتساب الجنسية التركية.

    المعلن هو بدء الإجراءات الإدارية اللازمة بشأن الجنسيات التي اعتُبر أنها اكتسبت بصورة غير نظامية.

    ولذلك يجب التمييز بين المراحل التالية:

    ١) ورود المعاملة ضمن نطاق التحقيق.

    ٢) مراجعة الاستثمار إدارياً.

    ٣) فحص شهادة المطابقة أو اتخاذ إجراء إداري بشأنها.

    ٤) إعادة فحص ملف الجنسية.

    ٥) إصدار قرار إداري فردي متعلق بالجنسية.

    ٦) تبليغ القرار إلى الشخص المعني وفق الأصول القانونية.

    ٧) ممارسة حق الطعن أمام القضاء الإداري.

    ولهذا يجب على المستثمر أولاً معرفة المرحلة الفعلية التي وصل إليها ملفه، بدلاً من افتراض أن ما نُشر في الأخبار يعني بالضرورة انتهاء جنسيته.

    رابعاً: هل توجد قائمة رسمية منشورة بأسماء الأشخاص الـ1,070؟

    تتداول حالياً عبر وسائل التواصل الاجتماعي ومجموعات تطبيقات المراسلة قوائم مختلفة يُقال إنها تتضمن أسماء أشخاص مشمولين بملف الـ1,070 شخصاً.

    إلا أنه يجب التعامل مع هذه القوائم بحذر شديد.

    فالبيانات الرسمية العلنية التي نعتمد عليها في هذه الدراسة لم تتضمن نشر قائمة رسمية وكاملة بأسماء جميع الأشخاص الـ1,070.

    وقد تضمنت البيانات المنشورة العدد الإجمالي للأشخاص، وعدد المستثمرين، وعدد أفراد الأسر، ومعلومات عامة عن التحقيق، لكنها لم تتضمن قائمة رسمية عامة وكاملة بأسماء جميع الأشخاص المعنيين.

    المصدر الرسمي المستخدم:

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    ولذلك فإن وجود اسم شخص في قائمة متداولة على وسائل التواصل الاجتماعي لا يُعد، بذاته، دليلاً رسمياً على أن جنسيته قد أُلغيت أو أنه صدر بحقه قرار إداري فردي.

    كما أن عدم وجود اسمه في إحدى هذه القوائم لا يعني بالضرورة أنه غير مشمول بأي مراجعة إدارية.

    فصحة هذه القوائم، ومدى اكتمالها، ومصدرها، وتاريخ إعدادها، لا يمكن اعتبارها أموراً مؤكدة لمجرد تداولها على الإنترنت.

    وقد تتضمن هذه القوائم أخطاء في كتابة الأسماء الأجنبية، أو أسماء مكررة، أو معلومات قديمة، أو بيانات غير مكتملة.

    لذلك يجب التحقق من كل حالة عن طريق السجلات والملفات الرسمية الخاصة بالشخص المعني.

    وبعبارة أوضح:

    ١) القائمة المتداولة على وسائل التواصل الاجتماعي ليست قراراً إدارياً.

    ٢) وليست سجلاً رسمياً للجنسية.

    ٣) وليست دليلاً قاطعاً على إلغاء الجنسية.

    ٤) ويجب التحقق من الوضع القانوني لكل شخص بصورة فردية.

    خامساً: لماذا أصبحت حركة الأموال الحقيقية من أهم عناصر الملف؟

    من أهم محاور التحقيق مسألة حقيقة الأموال المستخدمة في الاستثمار.

    فبحسب المعلومات المعلنة، تدور بعض الشبهات حول معاملات يُدعى فيها أن المبلغ اللازم للاستثمار لم يدخل تركيا بصورة حقيقية، أو أن حركة مالية ظاهرية أُنشئت باستخدام أموال تعود إلى البائعين أو الوسطاء.

    وهنا قد يختلف وضع المستثمر الحقيقي اختلافاً جذرياً عن غيره.

    فقد يكون المستثمر قد دفع كامل ثمن العقار من أمواله الخاصة، وحوّل المبلغ من حسابه المصرفي إلى حساب البائع، ولم يسترد أي جزء منه بعد البيع، واقتنى العقار بصورة حقيقية، ولم يعلم بأي ترتيب مالي غير نظامي.

    ولهذا قد لا يكون إيصال تحويل واحد كافياً في بعض الملفات.

    بل قد يكون من الضروري إعادة بناء المسار المالي كاملاً:

    ١) مصدر أموال المستثمر.

    ٢) دخول الأموال إلى حسابه.

    ٣) التحويل من حسابه إلى حساب البائع.

    ٤) وصول المبلغ فعلياً إلى البائع.

    ٥) فحص ما إذا كان قد حدث أي رد للمبلغ أو جزء منه لاحقاً.

    ولهذا قد تكون كشوف الحسابات الكاملة، وحوالات SWIFT، ومستندات إثبات مصدر الأموال من الأدلة المهمة للغاية.

    سادساً: «أنا لم أُعِدّ تقرير التقييم العقاري» – ما الأهمية القانونية لهذه العبارة؟

    تكتسب هذه المسألة أهمية خاصة إذا كان الإجراء الإداري يستند إلى المادة 31 من قانون الجنسية التركية رقم 5901.

    فالمادة 31 تتعلق بإلغاء قرار اكتساب الجنسية عندما يكون اكتساب الجنسية قد تم نتيجة بيان كاذب من الشخص المعني أو نتيجة إخفائه أموراً جوهرية كانت أساساً لاكتساب الجنسية.

    كما توضح التعليمات الرسمية للمديرية العامة للنفوس وشؤون الجنسية أن الإدارة تقوم بالبحث والتحقيق، وأن إلغاء قرار اكتساب الجنسية يرتبط بثبوت إخفاء العناصر التي كانت أساساً لاكتساب الجنسية.

    المصدر الرسمي:

    5901Sayili_Turk_Vatandasligi_Kanuna_Gore_Aciklama2009.pdf erişimi için tıklayın

    وهنا يجب الفصل بين فعل خبير التقييم وفعل المستثمر.

    فالقول إن خبيراً أعد تقريراً غير صحيح لا يثبت بذاته أن المستثمر كان يعلم بعدم صحة التقرير.

    وكذلك فإن الادعاء بوقوع مخالفات من جانب البائع أو الوسيط أو طرف ثالث لا يعني تلقائياً أن جميع المستثمرين شاركوا في تلك المخالفات أو كانوا على علم بها.

    وعند الاستناد إلى المادة 31، قد تكون الأسئلة التالية حاسمة:

    ١) ما البيان غير الصحيح الذي صدر شخصياً من المستثمر؟

    ٢) ما الواقعة الجوهرية التي أخفاها المستثمر؟

    ٣) هل كان المستثمر يعلم بأن تقرير التقييم غير صحيح؟

    ٤) هل طلب من أي شخص رفع القيمة الواردة في التقرير؟

    ٥) هل استرد بصورة غير معلنة جزءاً من ثمن العقار؟

    ٦) هل قدّم مستنداً كان يعلم أنه لا يعكس الحقيقة؟

    هذه الأسئلة تتعلق بالسلوك الفردي للمستثمر، ولا يمكن الإجابة عنها بمجرد الإشارة إلى وجود تحقيق واسع النطاق.

    سابعاً: حسن نية المستثمر مهم، لكنه قد لا يحسم جميع المسائل

    يجب في الوقت نفسه التمييز بين المادة 31 والمادة 40 من قانون الجنسية التركية.

    فالمادة 31 ترتبط بإلغاء قرار اكتساب الجنسية بسبب البيان الكاذب أو إخفاء واقعة جوهرية من جانب الشخص المعني.

    أما المادة 40 فتتعلق بسحب القرار المتعلق بالجنسية إذا تبين لاحقاً أن الشروط القانونية اللازمة لإصداره لم تكن متحققة من الأصل.

    ومن ثم قد يكون المستثمر حسن النية تماماً، ولم يشارك في أي تلاعب، ولم يعرف خبير التقييم، واعتمد على المستندات الرسمية والجهات المهنية.

    ومع ذلك قد يثار سؤال قانوني مستقل:

    هل كانت الشروط الموضوعية المطلوبة لاكتساب الجنسية متحققة فعلاً في تاريخ الاستثمار؟

    ولهذا يجب، من الناحية القانونية، الإجابة عن سؤالين مختلفين:

    ١) هل ارتكب المستثمر شخصياً أي بيان كاذب أو إخفاء أو تصرف غير حقيقي؟

    ٢) هل كانت الشروط القانونية الموضوعية للاستثمار متحققة فعلاً عند صدور قرار الجنسية؟

    وقد تناولنا هذا الفرق بالتفصيل في دراستنا السابقة:

    YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    ثامناً: القيمة التاريخية للعقار قد تكون حاسمة

    إذا أصبح تقرير التقييم الأصلي محل اعتراض أو تحقيق، فإن السؤال القانوني الصحيح ليس بالضرورة:

    «كم تبلغ قيمة العقار اليوم؟»

    بل قد يكون السؤال الأهم:

    «كم كانت القيمة السوقية الحقيقية للعقار في تاريخ الاستثمار؟»

    وهذا الفرق مهم للغاية.

    فوجود خطأ أو مخالفة مزعومة في تقرير التقييم لا يعني في كل الأحوال أن القيمة الحقيقية للعقار كانت أقل من الحد المالي المطلوب للحصول على الجنسية.

    ولهذا قد تكون هناك حاجة في بعض الملفات إلى إجراء تقييم رجعي للعقار وفق ظروف السوق في التاريخ الذي تم فيه الاستثمار.

    ومن العناصر التي يمكن أن تؤخذ في الاعتبار:

    ١) البيوع المقارنة في التاريخ نفسه.

    ٢) أسعار الوحدات المماثلة في المشروع ذاته.

    ٣) مساحة العقار.

    ٤) الطابق والموقع والإطلالة.

    ٥) حالة الإنجاز وقت البيع.

    ٦) أسعار الصرف في التاريخ المعني.

    ٧) سجلات الطابو.

    ٨) ظروف السوق العقاري آنذاك.

    تاسعاً: لا يجوز تطبيق حد 400,000 دولار الحالي مباشرة على جميع الاستثمارات السابقة

    لقد تغير الحد المالي المطلوب للاستثمار العقاري المؤهل للجنسية التركية خلال السنوات الماضية.

    ولهذا يجب تقييم الاستثمار وفقاً للقواعد القانونية التي كانت سارية في التاريخ ذي الصلة، وليس من خلال تطبيق الشروط الحالية بصورة رجعية على جميع الملفات القديمة.

    وقد يكون من الضروري تحديد التواريخ التالية بدقة:

    ١) تاريخ شراء العقار.

    ٢) تاريخ دفع الثمن.

    ٣) تاريخ تقرير التقييم.

    ٤) تاريخ إصدار شهادة المطابقة.

    ٥) تاريخ تقديم طلب الجنسية.

    ٦) تاريخ صدور قرار اكتساب الجنسية.

    وبعد ذلك يجب تحديد التشريعات والحد المالي والشروط التي كانت سارية في ذلك التاريخ.

    عاشراً: لماذا تُعد شهادة المطابقة وثيقة مهمة؟

    لا يقوم نظام الجنسية عن طريق الاستثمار على مجرد تصريح المستثمر بأنه استوفى الشروط.

    بل تمر المعاملة بإجراءات رسمية، ويتم فحص مدى تحقق شروط الاستثمار من قبل الجهة الإدارية المختصة، ثم تصدر شهادة المطابقة عند تحقق الشروط وفقاً للإجراءات المعمول بها.

    وتتضمن القواعد الرسمية للمديرية العامة للنفوس وشؤون الجنسية أحكاماً خاصة بالإجراءات المتبعة بالنسبة إلى المستثمرين الأجانب الذين يطلبون اكتساب الجنسية التركية بصورة استثنائية.

    المصدر الرسمي:

    yabanci-yatirimcilarin-istisnai-olarak-turk-vatandasligini-kazanmalarina-iliskin-usul-ve-esaslar.pdf erişimi için tıklayın

    ولا يعني وجود شهادة المطابقة أن الملف لا يمكن مراجعته مستقبلاً في أي ظرف.

    إلا أن وجودها يظل عنصراً قانونياً مهماً؛ لأن الاستثمار سبق أن خضع لفحص رسمي أمام جهة إدارية مختصة.

    ولهذا يجب عند إعادة مراجعة الملف بحث الأدلة الجديدة التي تعتمد عليها الإدارة، إلى جانب القرارات والفحوص الإدارية السابقة التي صدرت أثناء إجراءات اكتساب الجنسية.

    الحادي عشر: ما وضع الزوج أو الزوجة والأطفال؟

    تكتسب هذه المسألة أهمية استثنائية في ملف الـ1,070 شخصاً، لأن 807 منهم من أفراد أسر المستثمرين.

    وينظم قانون الجنسية التركية آثار إلغاء قرار اكتساب الجنسية على الأشخاص الذين اكتسبوا الجنسية تبعاً للشخص المعني.

    كما تتضمن التعليمات الرسمية للمديرية العامة للنفوس وشؤون الجنسية أحكاماً تتعلق بآثار الإلغاء بالنسبة إلى الزوج والأطفال الذين اكتسبوا الجنسية تبعاً للمستثمر الأصلي.

    المصدر الرسمي:

    5901Sayili_Turk_Vatandasligi_Kanuna_Gore_Aciklama2009.pdf erişimi için tıklayın

    ومع ذلك يجب فحص وضع كل فرد من أفراد الأسرة على حدة.

    وهذا مهم خصوصاً في ضوء الإعلان عن أن 55 طفلاً اكتسبوا الجنسية بعد صدور قرار الجنسية الأصلي.

    ولذلك يجب تحديد تاريخ والأساس القانوني لاكتساب كل زوج أو طفل للجنسية التركية بصورة مستقلة.

    الثاني عشر: ماذا حدث بعد عملية 21 سبتمبر 2026؟

    استمر التحقيق الجنائي بعد العملية.

    وفي 25 سبتمبر 2026، أفادت وكالة الأناضول بأن الإجراءات القضائية المتعلقة بالمشتبه بهم قد اكتملت بالنسبة إلى عدد منهم، وصدر قرار بتوقيف 33 شخصاً احتياطياً، كما فُرض تدبير رقابة قضائية يتمثل في عدم مغادرة محل الإقامة على 20 شخصاً.

    المصدر: وكالة الأناضول – 25 سبتمبر 2026

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-yakalanan-33-supheli-tutuklandi/4068739

    ومن الناحية القانونية يجب التأكيد على أن التوقيف الاحتياطي لا يُعد حكماً نهائياً بالإدانة.

    كما أن التحقيق الجنائي مع البائعين أو الوسطاء أو خبراء التقييم أو غيرهم يختلف عن الإجراء الإداري المتعلق باستمرار أو انتهاء جنسية مستثمر معين.

    وقد تؤثر الأدلة التي يتم جمعها في التحقيق الجنائي في الملف الإداري، لكن ذلك لا يلغي ضرورة تقييم وضع كل مستثمر على حدة.

    الثالث عشر: اتخاذ تدابير على آلاف العقارات لا يعني الحجز على عقار كل شخص من الـ1,070

    أُعلن في إطار التحقيق عن اتخاذ تدابير بشأن 2,011 عقاراً، وفندق واحد، و86 مركبة، ويختين، و42 حساباً مصرفياً، إضافة إلى شركات مختلفة.

    المصدر:

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    لكن هذه الأرقام لا تعني أن عقار كل مستثمر ضمن مجموعة الـ1,070 قد تم الحجز عليه أو إخضاعه لتدبير.

    بل يجب التحقق بصورة مستقلة مما إذا كان العقار الخاص بالشخص المعني يخضع فعلاً لأي قيد أو تدبير قضائي.

    فالتدبير الجنائي المتعلق بالأموال يختلف قانوناً عن القرار الإداري المتعلق بالجنسية.

    الرابع عشر: ماذا ينبغي على المستثمر أن يفعل إذا كان يعتقد أنه من ضمن الأشخاص الـ1,070؟

    يجب أولاً تحديد الوضع الرسمي للملف.

    ١) هل الشخص مشمول فعلاً بالتحقيق أو المراجعة الإدارية؟

    ٢) هل ملف الجنسية ما زال في مرحلة الفحص فقط؟

    ٣) هل اتُخذ أي إجراء بشأن شهادة المطابقة؟

    ٤) هل صدر قرار إداري فردي يتعلق بالجنسية؟

    ٥) إذا صدر القرار، فما هو سنده القانوني؟

    ٦) هل تم تبليغ القرار رسمياً؟

    ٧) ما الواقعة أو المستند المحدد الذي تستند إليه الإدارة؟

    ٨) هل يمكن إثبات دفع ثمن العقار بصورة حقيقية وقابلة للتتبع؟

    ٩) هل كانت القيمة الحقيقية للعقار تحقق الحد المطلوب في تاريخ الاستثمار؟

    ١٠) هل توجد أي علاقة شخصية للمستثمر بالمخالفة المدعاة في التقييم أو حركة الأموال؟

    ١١) ما هو الوضع القانوني للزوج أو الزوجة والأطفال؟

    الخامس عشر: ما المستندات التي ينبغي جمعها؟

    قد يكون من المهم جمع ملف الاستثمار والجنسية كاملاً، بما في ذلك:

    ١) سند الملكية وجميع مستندات الطابو.

    ٢) عقد شراء العقار.

    ٣) تقرير التقييم العقاري.

    ٤) شهادة المطابقة.

    ٥) إيصالات التحويل المصرفي.

    ٦) كشوف الحسابات المصرفية الكاملة.

    ٧) مستندات SWIFT.

    ٨) مستندات تحويل أو بيع العملات الأجنبية ذات الصلة.

    ٩) إثبات مصدر أموال الاستثمار.

    ١٠) الفواتير والمستندات المالية.

    ١١) المراسلات مع البائع أو الوسطاء.

    ١٢) مستندات طلب الجنسية.

    ١٣) السجلات المتعلقة بقرار اكتساب الجنسية.

    ١٤) سجلات الجنسية الخاصة بالزوج أو الزوجة والأطفال.

    ومن المفيد عدم تأخير جمع المستندات المصرفية القديمة، لأن الحصول على بعض السجلات قد يصبح أكثر صعوبة بمرور الوقت.

    السادس عشر: ماذا لو كان المستثمر موجوداً خارج تركيا؟

    يجب عدم الخلط بين مراجعة ملف الجنسية وبين وجود تدبير جنائي بحق الشخص.

    فمجرد كون ملف الجنسية محل مراجعة لا يعني بذاته وجود أمر قبض أو قرار توقيف أو منع سفر أو تدبير قضائي شخصي.

    ولهذا يجب على المستثمر الموجود خارج تركيا التحقق بصورة منفصلة من:

    ١) وضعه الحالي في سجلات الجنسية.

    ٢) وجود أي قرار إداري فردي متعلق بالجنسية.

    ٣) وجود أي تحقيق جنائي شخصي يتعلق به.

    ٤) وجود أمر قبض أو أي تدبير قضائي آخر.

    ٥) وضعه من ناحية الدخول والإقامة إذا كان قرار الجنسية قد تأثر بالفعل.

    السابع عشر: هل يمكن الطعن في قرار إلغاء أو سحب قرار الجنسية؟

    نعم.

    فالقرار الإداري المتعلق بإلغاء قرار اكتساب الجنسية أو سحب القرار المتعلق بالجنسية يخضع للرقابة القضائية وفقاً لأحكام القانون الإداري التركي.

    ويجب تحديد المحكمة المختصة، ومدة رفع الدعوى، ومدى توافر شروط طلب وقف تنفيذ القرار الإداري، وفقاً لنوع القرار والجهة التي أصدرته والوقائع الخاصة بكل ملف.

    ولهذا فإن معرفة المادة القانونية التي استندت إليها الإدارة مسألة أساسية.

    فإلغاء قرار اكتساب الجنسية وفق المادة 31 يختلف قانوناً عن سحب القرار المتعلق بالجنسية وفق المادة 40.

    ولا ينبغي استخدام المصطلحين كما لو كانا مؤسسة قانونية واحدة.

    الثامن عشر: ما السؤال القانوني الحقيقي بالنسبة إلى الأشخاص الـ1,070؟

    السؤال ليس فقط:

    «هل وُجدت مخالفة في جزء ما من سلسلة المعاملة؟»

    بل يجب البحث في وضع المستثمر نفسه:

    ١) هل دفع المستثمر الثمن فعلاً؟

    ٢) ما هو مصدر الأموال؟

    ٣) هل وصل المبلغ حقيقة إلى البائع؟

    ٤) هل أُعيد أي جزء من الثمن إلى المستثمر؟

    ٥) ما كانت القيمة الحقيقية للعقار في تاريخ الاستثمار؟

    ٦) هل كان المستثمر يعلم بأي مخالفة مزعومة في تقرير التقييم؟

    ٧) هل أدلى المستثمر ببيان غير صحيح؟

    ٨) هل أخفى واقعة جوهرية؟

    ٩) هل كانت الشروط القانونية الموضوعية للاستثمار متحققة فعلاً؟

    ١٠) ما الذي قررته الجهات الرسمية سابقاً عند إصدار شهادة المطابقة وقرار الجنسية؟

    ١١) وما هي الأدلة الجديدة التي تعتمد عليها الإدارة اليوم؟

    الخلاصة: وجود 1,070 شخصاً ضمن التحقيق لا يعني وجود 1,070 ملفاً قانونياً متطابقاً

    يمثل التحقيق المعلن في 21 سبتمبر 2026 أحد أهم التطورات الحديثة المتعلقة بالجنسية التركية المكتسبة عن طريق الاستثمار العقاري.

    وبحسب البيانات المعلنة، تتكون المجموعة من 263 مستثمراً أصلياً و807 من أفراد أسرهم، ليبلغ العدد الإجمالي 1,070 شخصاً.

    لكن اتساع نطاق التحقيق لا يعني أن جميع الملفات متطابقة.

    فكل ملف يجب أن يخضع لتقييم فردي يشمل القانون الساري في تاريخ الاستثمار، وحقيقة حركة الأموال، والقيمة التاريخية للعقار، وتقرير التقييم، وشهادة المطابقة، وسلوك المستثمر وتصريحاته، وأي حركة مالية لاحقة، والوضع القانوني لأفراد الأسرة، والسبب الواقعي والقانوني الذي تستند إليه الإدارة.

    ووجود تحقيق يتعلق بالبائع أو الوسيط أو خبير التقييم أو أي طرف ثالث لا يكفي وحده لإثبات أن مستثمراً معيناً اكتسب الجنسية التركية بصورة غير قانونية.

    وفي المقابل، فإن حسن النية وحده قد لا يكون كافياً إذا كان النزاع يتعلق بعدم تحقق أحد الشروط الموضوعية اللازمة لاكتساب الجنسية من الأصل.

    لذلك فإن المنهج القانوني الصحيح يتمثل في إعادة بناء ملف الاستثمار والجنسية الخاص بالشخص كاملاً، وتحديد الأساس القانوني الذي تستند إليه الإدارة، ثم مقارنة الادعاءات مع المستندات الفعلية الخاصة بالمستثمر.

    للاطلاع على دراستنا القانونية السابقة والمفصلة:

    YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA


    TD LAW FIRM – TD HUKUK VE DANIŞMANLIK

    يقدم مكتب TD للمحاماة والاستشارات القانونية خدمات قانونية للمستثمرين الأجانب في المسائل المتعلقة بالجنسية التركية عن طريق الاستثمار، ومراجعة ملفات الجنسية، وإلغاء قرارات اكتساب الجنسية، وسحب القرارات المتعلقة بالجنسية، وشهادات المطابقة، ونزاعات التقييم العقاري، والبيوع الصورية المدعى بها، والدعاوى الإدارية المرتبطة بهذه الإجراءات.

    وفي الملفات التي قد تكون مرتبطة بتحقيق الـ1,070 شخصاً، يجب أن يستند التقييم القانوني إلى الملف الفردي للمستثمر، وليس إلى الأخبار العامة أو القوائم غير المؤكدة المتداولة عبر وسائل التواصل الاجتماعي.

    للتواصل والاستشارة باللغة العربية

    المحامي إبراهيم تولان

    Av. İbrahim TOLAN

    محامٍ ناطق باللغة العربية

    عضو نقابة المحامين في إسطنبول

    رقم القيد في نقابة المحامين: 87562

    الهاتف وواتساب:

    +90 505 034 39 15

    البريد الإلكتروني:

    tdlawifirm7@gmail.com

    الموقع الإلكتروني:

    https://td-lawfirm.com

    للتواصل والاستشارة باللغة الإنجليزية

    المحامي مراد جان دولغون

    Av. Murat Can Dolğun

    محامٍ ناطق باللغة الإنجليزية

    عضو نقابة المحامين في إسطنبول

    رقم القيد في نقابة المحامين: 75860

    الهاتف:

    +90 212 299 44 22

    واتساب:

    +90 507 475 44 22

    البريد الإلكتروني:

    av.muratcandolgun@gmail.com

    الموقع الإلكتروني:

    Anasayfa

    عنوان المكتب

    مركز إسطنبول للتجارة العالمية

    Istanbul World Trade Center (İDTM), A2 Block, No: 206, Bakırköy / Istanbul, Türkiye


    تنبيه قانوني

    أُعد هذا المقال لأغراض المعلومات والتوعية القانونية العامة، ولا يشكل استشارة قانونية فردية، كما لا يتضمن أي ضمان لنتيجة ملف أو دعوى معينة.

    يجب تقييم الوضع القانوني لكل مستثمر بناءً على ملفه الإداري الخاص، ومستندات الاستثمار، والحسابات المصرفية، وسجلات الجنسية، والتشريعات التي كانت سارية في التاريخ المعني.

    وعلى وجه الخصوص، لا ينبغي اعتبار الأسماء الواردة في القوائم المتداولة عبر وسائل التواصل الاجتماعي أو تطبيقات المراسلة أو أي مصدر غير رسمي دليلاً رسمياً على شمول الشخص ضمن ملف الـ1,070 أو على صدور قرار بإلغاء جنسيته.

    وحتى تاريخ إعداد هذا المقال، فإن البيانات الرسمية العامة التي نستند إليها لم تتضمن نشر قائمة عامة وكاملة بأسماء جميع الأشخاص الـ1,070.

    ولهذا يجب التحقق من الوضع القانوني لكل شخص عن طريق السجلات والملفات الرسمية.

    المصادر

    ١) وكالة الأناضول – 21 سبتمبر 2026

    https://www.aa.com.tr/ar/تركيا/بسبب-معاملات-غير-قانونية-تركيا-تلغي-جنسية-1070-شخصا/4063175

    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-merkezli-usulsuz-vatandaslik-operasyonunda-73-zanli-yakalandi/4062988

    ٢) وكالة الأناضول – 25

  • CANCELLATION AND WITHDRAWAL OF TURKISH CITIZENSHIP ACQUIRED BY INVESTMENT: FALSE VALUATION REPORTS, SHAM TRANSACTIONS, GOOD-FAITH INVESTORS AND JUDICIAL REMEDIES

    CANCELLATION AND WITHDRAWAL OF TURKISH CITIZENSHIP ACQUIRED BY INVESTMENT: FALSE VALUATION REPORTS, SHAM TRANSACTIONS, GOOD-FAITH INVESTORS AND JUDICIAL REMEDIES

    Summary

    The acquisition of Turkish citizenship by investment is one of the exceptional methods of acquiring citizenship regulated under Article 12 of Turkish Citizenship Law No. 5901 (“TCL”) and Article 20 of the Regulation on the Implementation of the Turkish Citizenship Law (“Regulation”).

    In particular, where citizenship is sought through the acquisition of real estate, the investment must satisfy the amount and other conditions prescribed by the legislation, the competent administrative authorities must determine that the relevant investment requirements have been fulfilled, and the competent authority must ultimately issue a decision granting Turkish citizenship.

    Criminal investigations and administrative reviews that became public in 2025 and 2026 have resulted in renewed scrutiny of the legal status of a significant number of persons who previously acquired Turkish citizenship by investment. These investigations have primarily concerned allegations that low-value properties were presented as having substantially higher values through false or fraudulent valuation reports, that sham property transactions were conducted, that the legally required investment amount was presented as having been satisfied when it had not actually been paid, and that apparent financial transfers were subsequently reversed.

    On 4 August 2026, the Turkish Ministry of Justice announced that, within an investigation concerning allegations that low-value properties had been presented as high-value properties through fraudulent valuation reports and sham sales transactions, legal proceedings had been initiated with a view to cancelling the citizenship of 687 persons stated to have acquired Turkish citizenship through this method.

    Republic of Türkiye Ministry of Justice:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    However, the existence of a criminal investigation against a property developer, real estate company, intermediary or valuation expert and the conclusion that an investor dealing with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship are distinct legal questions.

    For each investor, it is necessary to examine separately the legislation in force at the date of the investment, the true economic substance of the investment, the historical value of the property, the movement of funds, whether the investor knew of any alleged irregularities committed by third parties, and the statutory basis upon which the citizenship decision is subsequently terminated.

    In this context, a fundamental distinction must be drawn between cancellation of a citizenship acquisition decision under Article 31 TCL and withdrawal of a citizenship decision under Article 40 TCL.

    I. LEGAL NATURE OF TURKISH CITIZENSHIP BY INVESTMENT

    Citizenship by investment is not a form of citizenship that can be “sold” by private persons.

    A developer or real estate company may sell property, and an intermediary or consultancy company may provide services in relation to the investment and application process. The authority to grant Turkish citizenship, however, belongs to the Turkish State.

    Article 12 TCL regulates circumstances in which Turkish citizenship may be acquired exceptionally. The types and amounts of qualifying investments are principally regulated under Article 20(2) of the Regulation.

    Under the current framework, the real estate route generally requires the acquisition of property with a value of at least USD 400,000 or its equivalent in foreign currency, together with the legally prescribed restriction preventing disposal for three years.

    The current USD 400,000 threshold, however, cannot be applied indiscriminately to investments completed under earlier versions of the legislation. Investment thresholds and procedural requirements have changed over time.

    Accordingly, a historical citizenship file must be examined by reference to the legal regime applicable when the relevant investment was made.

    The legality of an earlier investment cannot therefore be assessed solely by reference to the investment requirements presently in force.

    II. LEGAL SIGNIFICANCE OF VALUATION REPORTS AND THE CERTIFICATE OF CONFORMITY

    In citizenship applications based on real estate investment, purchasing property alone is insufficient. The Turkish system includes an administrative process for determining whether the relevant property and investment satisfy the requirements prescribed by citizenship legislation.

    Valuation reports, title deed records, determination of the qualifying investment amount and the Certificate of Conformity therefore assume considerable legal significance.

    A Certificate of Conformity is not a document created merely by the investor’s unilateral declaration or by the seller’s representation. The competent public authority conducts an assessment as to whether the investment satisfies the applicable requirements.

    Consequently, where a previously granted citizenship decision is subsequently reviewed, the analysis should not be confined to the investor’s relationship with the developer or other private parties. The administrative examination that preceded the citizenship decision must also be taken into account.

    Nevertheless, the fact that a Certificate of Conformity was issued does not mean that the citizenship decision can never subsequently be withdrawn. Article 40 TCL expressly regulates the withdrawal of citizenship decisions where it is later established that the legal requirements had not been satisfied.

    Two extreme approaches should therefore be avoided.

    The prior issuance of a Certificate of Conformity does not place a citizenship decision entirely beyond subsequent legal review.

    Conversely, an investigation concerning a valuation company or property developer does not, of itself, establish that every investor who dealt with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship.

    Each case must be examined on its own facts and legal circumstances.

    III. THE 2025 INVESTIGATION INTO ALLEGED SHAM PROPERTY TRANSACTIONS

    Large-scale investigations concerning citizenship by investment did not begin in 2026.

    On 24 September 2025, an Istanbul-based investigation extending across 19 provinces became public. It concerned allegations that foreign investors had obtained Turkish citizenship through sham real estate transactions.

    According to information released in connection with the investigation, it was alleged that 451 foreign investors, together with their family members, had acquired citizenship through the scheme; that the foreign capital required for citizenship had not genuinely entered Türkiye; that fictitious financial movements had been created; and that properties had been presented at values exceeding their true values.

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Subsequent reports concerning the investigation also contained allegations that arrangements had been made enabling certain properties to be returned to previous owners or related persons after completion of the citizenship process.

    Anadolu Agency:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    If substantiated, such allegations may demonstrate a significant discrepancy between the actual economic substance of the transactions and their formal legal appearance.

    It must nevertheless be emphasised that allegations made during a criminal investigation do not constitute final criminal convictions.

    IV. THE 2026 INVESTIGATION CONCERNING 687 PERSONS

    On 4 August 2026, the Ministry of Justice published details of a large-scale investigation coordinated by the Organised Crime Investigation Bureau of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office.

    The official announcement referred to allegations involving:

    “low-value properties being presented as high-value properties through fraudulent valuation reports and Turkish citizenship being obtained through sham sales transactions.”

    Republic of Türkiye Ministry of Justice:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    According to the announcement, approximately TRY 2.5 billion which should have entered Türkiye in connection with citizenship acquisitions allegedly did not enter the country, and fictitious money transfers were allegedly used instead.

    The authorities further announced measures concerning seven companies and 1,045 properties and stated that legal proceedings had been initiated with a view to cancelling the citizenship of 687 persons said to have obtained citizenship through the method under investigation.

    The investigation was also reported by Anadolu Agency:

    At a later stage, it was reported that 32 of 80 detained suspects had been remanded in custody:

    Descriptions such as “fraudulent valuation” and “sham transaction” in this context refer to allegations made within the investigation. An investigation, detention or remand order does not constitute a final conviction. The presumption of innocence continues to apply unless and until a final conviction is entered.

    V. ARTICLE 31 TCL: CANCELLATION FOR FALSE STATEMENTS OR CONCEALMENT OF MATERIAL MATTERS

    Article 31 of Turkish Citizenship Law No. 5901 provides:

    “Where a decision on the acquisition of Turkish citizenship has resulted from a false statement by the person concerned or from the concealment of material matters constituting the basis for the acquisition of citizenship, the decision shall be cancelled by the authority which issued it.”

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    The wording of the provision is significant.

    The Law does not provide that every irregularity discovered in the citizenship acquisition process is, in itself, sufficient for cancellation under Article 31.

    For Article 31 to apply, the acquisition of citizenship must have resulted from a “false statement by the person concerned” or from that person’s concealment of a material matter forming the basis of the acquisition of citizenship.

    Accordingly, where an administrative decision is based on Article 31, it must be identified which statement made by the investor was false or which material matter was concealed.

    There must also be a causal relationship between the false statement or concealment and the acquisition of citizenship. In other words, it is necessary to consider whether citizenship would have been granted had the true circumstances been known to the administration.

    Article 31 should therefore not be treated as a general statutory mechanism for correcting every possible irregularity associated with an earlier citizenship decision.

    VI. ACTS OF THIRD PARTIES CANNOT, OF THEMSELVES, BE ATTRIBUTED TO THE INVESTOR

    One of the central legal issues in the current disputes is the extent to which acts allegedly committed by developers, real estate companies, intermediaries or valuation experts can produce consequences for individual investors.

    Article 31 refers specifically to a false statement or concealment by “the person concerned”.

    Accordingly, the fact that a valuation expert prepared a false report does not, without more, establish that the investor knew that the report was false.

    Similarly, an allegation that a developer carried out sham transactions in certain sales is not, by itself, sufficient to establish that every investor who purchased property from that developer knowingly participated in those transactions.

    An individualised examination is therefore necessary.

    In particular, it may be necessary to determine:

    whether the investor knew that the valuation report was inaccurate;

    whether the investor gave any instruction or otherwise participated in increasing the stated value;

    whether the investor knew that part of the purchase price would later be returned;

    whether any part of the purchase price was in fact returned;

    whether the investor made any false statement during the citizenship application; and

    whether the investor knowingly concealed any matter material to the acquisition of citizenship.

    Particularly in light of the express wording of Article 31, the conduct of a third party should not simply be equated with the conduct of the investor.

    VII. ARTICLE 40 TCL: WITHDRAWAL WHERE THE LEGAL REQUIREMENTS WERE NOT SATISFIED

    Article 40 TCL provides:

    “Decisions concerning the acquisition or loss of Turkish citizenship shall be withdrawn where it is subsequently understood that they were issued without the legal requirements having been satisfied or were issued repetitively.”

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Article 40 addresses a different legal issue from Article 31.

    Article 31 focuses upon the false statement or concealment of the person concerned. Article 40 concerns whether the legal requirements for the citizenship decision objectively existed when the decision was made.

    It is therefore possible, in principle, for an investor to have engaged in no fraudulent conduct whatsoever while one of the objective statutory conditions required for citizenship was nevertheless absent from the outset.

    For example, an investor may have relied in good faith on the accuracy of a valuation report and may not have made any misleading statement. It might nevertheless subsequently be established through reliable evidence that the true value of the property at the relevant time was below the investment threshold prescribed by the legislation then in force.

    In such circumstances, the question of false statement or concealment under Article 31 and the question of whether the objective legal requirements existed under Article 40 must be analysed separately.

    VIII. WHY THE DISTINCTION BETWEEN ARTICLES 31 AND 40 IS CRITICAL

    Articles 31 and 40 do not merely regulate the same legal consequence using different terminology.

    The central question under Article 31 is:

    Was citizenship acquired as a result of a false statement by the person concerned or the concealment of a material matter?

    The central question under Article 40 is:

    Did the legal requirements necessary for the acquisition of citizenship actually exist when the citizenship decision was issued?

    The distinction is not merely theoretical or terminological.

    It directly affects the statutory basis of the administrative measure, its factual grounds, the matters that the administration must establish and the legal arguments available to the person concerned.

    An investor’s false representation and an erroneous administrative determination that the investment requirements had been fulfilled are not the same legal circumstance.

    IX. ADMINISTRATIVE ERROR, LEGAL CERTAINTY AND WITHDRAWAL

    A decision granting citizenship is an administrative act. The withdrawal of unlawful administrative acts is closely connected with the principles of legal certainty and administrative stability under Turkish administrative law.

    Where the alleged illegality results not from fraud by the person concerned but from an error in the administration’s own examination or assessment, the limits applicable to the later withdrawal of an act conferring legal status become particularly significant.

    The absence of an express time limit in Article 40 does not eliminate questions concerning legal certainty.

    Citizenship is a fundamental component of an individual’s legal status and social identity. A person may have relied upon that status over a period of years when organising family life, economic activity, professional relationships and residence in Türkiye.

    Depending on the circumstances of the individual case, these matters may therefore become relevant to legal certainty, administrative stability and proportionality.

    At the same time, deliberate deception by an applicant and an error made by the administration in its own examination cannot simply be treated as legally identical situations.

    X. THE PRINCIPLE OF LEGALITY IN MATTERS OF CITIZENSHIP

    Article 66(3) of the Constitution of the Republic of Türkiye provides:

    “Citizenship shall be acquired under the conditions stipulated by law and shall be lost only in the cases specified by law.”

    Constitution of the Republic of Türkiye:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    This constitutional provision establishes the principle of legality in relation both to the acquisition and loss of citizenship.

    The statutory basis for terminating citizenship status must therefore be identified, and the circumstances of the individual case must fall within the elements of the ground for loss prescribed by law.

    Accordingly, subordinate regulations, administrative circulars or administrative procedural rules cannot be interpreted in a manner that expands the statutory scope of Articles 31 and 40 TCL.

    Where an administrative measure has the serious consequence of terminating citizenship status, the administration should identify both the statutory basis for its decision and the factual circumstances that make that provision applicable.

    XI. THE LEGISLATION IN FORCE AT THE DATE OF THE INVESTMENT MUST BE CONSIDERED

    The current USD 400,000 threshold for the real estate route cannot be used as the sole benchmark for every historical investment.

    The required investment amounts and other conditions have changed over time.

    A historical file should therefore be examined by reference to, among other matters:

    the date of the investment;

    the investment threshold in force on that date;

    the date on which the acquisition of the property was completed;

    the date of the Certificate of Conformity;

    the date of the citizenship application; and

    the date of the citizenship decision.

    The current investment threshold cannot simply be applied retrospectively when assessing the legality of an investment completed under an earlier legal regime.

    XII. WHERE A FALSE VALUATION IS ALLEGED, THE HISTORICAL VALUE OF THE PROPERTY REMAINS CRITICAL

    An allegation that a valuation report was fraudulent or inaccurate does not eliminate the separate question of what the property was actually worth.

    On the contrary, one of the central factual questions becomes the true market value of the property at the date of the investment.

    Assume, for example, that the applicable citizenship threshold was USD 250,000 and that the property was valued in the original report at USD 400,000.

    If years later it is alleged that the valuation report was inaccurate, it remains necessary to establish whether the property’s true historical value was USD 150,000, USD 280,000 or approximately USD 400,000.

    A retrospective independent valuation may therefore become important.

    Comparable transactions from the relevant period, independent sales within the same development, bank valuation reports, title deed records, historical project price lists, the physical characteristics and location of the property, and contemporary market conditions may all be relevant.

    If objective historical evidence establishes that the property itself already exceeded the statutory threshold applicable at the date of investment, alleged misconduct by the person who prepared the valuation report in other transactions does not, by itself, establish that the individual investor failed to satisfy the objective investment requirement.

    XIII. THE ENTIRE FLOW OF FUNDS SHOULD BE EXAMINED

    Another major issue emerging from the current investigations is whether the qualifying investment amount was genuinely paid in economic terms.

    Examining a single bank receipt may therefore be insufficient.

    The entire financial chain should be analysed.

    Relevant questions may include the source of the investor’s funds, how and when the money entered Türkiye, the account to which it was transferred, whether the seller actually received the purchase price, and whether any part of the funds was subsequently returned directly or indirectly to the investor or a related person.

    An investor who apparently transferred USD 400,000 but, pursuant to a prior arrangement, later received a substantial portion of that sum back presents a materially different case from an investor who genuinely paid the required investment amount and received no refund.

    The financial substance of the transaction is therefore a central evidential issue.

    XIV. LEGAL CONSEQUENCES OF AN INVESTIGATION AGAINST A DEVELOPER OR VALUATION COMPANY

    The existence of a criminal investigation against a real estate company, developer, intermediary or valuation expert does not, of itself, establish that all investors who dealt with that person or entity unlawfully acquired Turkish citizenship.

    A company may have sold hundreds of properties.

    Some properties may have been overvalued, whereas the genuine market values of others may already have exceeded the relevant citizenship threshold.

    Some investors may have received part of the purchase price back, whereas others may have received no refund whatsoever.

    Some investors may be alleged to have known of an unlawful arrangement, while others may have invested in reliance upon official valuation documentation, title deed procedures and a Certificate of Conformity.

    Citizenship status should therefore be examined through an individualised assessment of each file rather than through a generalised conclusion based solely upon the identity of the developer or valuation company.

    XV. THE LEGAL POSITION OF A GOOD-FAITH INVESTOR

    The concept of a “good-faith investor” must be used carefully in citizenship disputes.

    Good faith does not, of itself, guarantee that citizenship status will be preserved in every circumstance.

    It is, however, particularly important in an assessment under Article 31.

    An investor may have:

    genuinely paid the required investment amount;

    received no refund;

    acquired the property through an official title deed transaction;

    relied upon a valuation report produced within the authorised system;

    obtained a Certificate of Conformity;

    complied with the applicable restriction on disposal;

    submitted no false document;

    made no false statement; and

    had no knowledge of unlawful conduct allegedly committed by third parties.

    Such an investor is not in the same legal position as a person who knowingly participated in a sham investment arrangement.

    Nevertheless, even where the investor engaged in no fraudulent conduct, it may subsequently be alleged that an objective statutory investment requirement did not actually exist when citizenship was granted.

    In such a case, the existence of a false statement or concealment attributable to the investor under Article 31 and the existence of the objective legal conditions under Article 40 must be examined separately.

    XVI. AN INVESTOR WHO RELIED UPON THE ADMINISTRATION’S OWN SYSTEM

    The citizenship-by-investment procedure involves several stages of administrative examination.

    An investor may have completed an official title deed transaction, relied upon a valuation report produced through the authorised system, obtained a Certificate of Conformity and completed the citizenship application before the competent public authorities.

    The existence of these steps does not absolutely prevent the application of Article 40.

    However, an investor’s reliance upon a system established and supervised by the administration may, depending upon the individual circumstances, be relevant to the principles of legal certainty, administrative stability, legitimate expectations and proportionality.

    These considerations may become particularly significant where the alleged illegality resulted not from deception by the investor but from errors in the examination or assessment undertaken by the competent authorities.

    XVII. COUNCIL OF STATE, 10TH CHAMBER, E.2022/7637, K.2025/3313, 26 JUNE 2025

    The judgment of the 10th Chamber of the Council of State in Case E.2022/7637, K.2025/3313, dated 26 June 2025, did not concern a fraudulent property valuation or real estate investment dispute.

    It is nevertheless important in relation to the application of Article 40 TCL and judicial review of the withdrawal of citizenship decisions.

    The judgment emphasises the importance of establishing factual grounds capable of demonstrating whether the relevant legal requirements actually existed at the time citizenship was acquired.

    An adverse fact emerging at a later date and the absence of a legal requirement at the time the citizenship decision was issued are not the same thing.

    This distinction is relevant to citizenship-by-investment disputes.

    For example, the fact that an investigation is commenced against a developer or valuation company in 2026 does not, by itself, establish that an individual investor dealing with that company in an earlier year failed to satisfy the legal requirements applicable at the time citizenship was acquired.

    The later information must be capable of demonstrating that a legal requirement was in fact absent at the relevant historical date.

    Council of State, 10th Chamber, E.2022/7637, K.2025/3313:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    XVIII. COUNCIL OF STATE, 10TH CHAMBER, E.2021/279, K.2025/3174, 23 JUNE 2025

    The judgment of the 10th Chamber of the Council of State in Case E.2021/279, K.2025/3174, dated 23 June 2025, is also significant in relation to Article 40 TCL.

    The judgment requires the circumstances relied upon to justify withdrawal of citizenship to be supported by “concrete, sufficient and serious information”.

    In terms of the factual grounds of an administrative act, the administration is required to base its decision upon genuine and legally valid grounds.

    Applied to citizenship-by-investment disputes, this approach indicates that the existence of an investigation into a particular company or valuation entity cannot, by itself, be treated as a general ground for withdrawing the citizenship of every investor who previously dealt with that entity.

    The administration must establish, in relation to the individual investor, which legal requirement was absent when citizenship was acquired.

    Council of State, 10th Chamber, E.2021/279, K.2025/3174:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    XIX. CRIMINAL INVESTIGATIONS AND JUDICIAL REVIEW OF CITIZENSHIP DECISIONS MUST BE DISTINGUISHED

    A criminal investigation and administrative review of the legality of a citizenship decision are separate legal processes.

    Bank records, valuation documents, communications, money transfers and other evidence obtained in a criminal investigation may be highly relevant to a citizenship dispute.

    However, the fact that a developer, company director, intermediary or valuation expert is a suspect in a criminal investigation does not, of itself, establish that an investor made a false statement or concealed a material fact within the meaning of Article 31 TCL.

    Conversely, the fact that an investor is not a suspect in the criminal investigation does not, of itself, establish that all objective statutory requirements for citizenship were satisfied.

    Criminal liability and the validity of a citizenship decision under administrative law are governed by different legal tests.

    Evidence obtained in criminal proceedings may be used in the administrative dispute, but the legality of a cancellation or withdrawal decision must still be assessed separately by reference to the elements of the applicable provision of Law No. 5901.

    XX. JUDICIAL PROTECTION AGAINST CANCELLATION OR WITHDRAWAL OF CITIZENSHIP

    Cancellation or withdrawal of a citizenship decision constitutes an administrative act and is subject to judicial review.

    The competent court must be determined by reference to the authority that issued the challenged measure.

    Under Article 24 of Law No. 2575 on the Council of State, actions challenging decisions of the President of the Republic are heard by the Council of State as the court of first instance.

    Law No. 2575 on the Council of State:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    A citizenship-by-investment file may, however, involve more than one administrative act.

    Cancellation of the Certificate of Conformity and cancellation or withdrawal of the citizenship decision may constitute separate administrative measures.

    It is therefore necessary to examine separately:

    the authority issuing each measure;

    the legal character of the measure;

    its statutory basis;

    the date of notification;

    any earlier decision concerning the Certificate of Conformity; and

    the final measure directly affecting citizenship status.

    XXI. TIME LIMIT FOR BRINGING AN ADMINISTRATIVE ACTION

    Article 7(1) of the Administrative Procedure Law No. 2577 provides, in substance, that unless a special statutory period applies, the general time limit for bringing an action before the Council of State and administrative courts is sixty days.

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    The precise commencement and calculation of the time limit must nevertheless be determined by reference to the individual case, including the date and manner of notification, the nature of the administrative measure and any relevant administrative application.

    A cancellation or withdrawal decision should therefore be reviewed without delay following notification.

    XXII. STAY OF EXECUTION

    Bringing an action for annulment does not, of itself, suspend the operation of the challenged administrative measure.

    Under Article 27 of Law No. 2577, a stay of execution may be granted where the implementation of the administrative act would cause damage that is difficult or impossible to remedy and the act is clearly unlawful. Both conditions must be satisfied.

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Termination of citizenship status may have consequences extending considerably beyond identity documents and passports.

    Depending upon the individual circumstances, it may affect residence and employment status, travel, corporate activities, banking relationships, family life and the private life established by the individual in Türkiye.

    An application for a stay of execution should therefore address not only the alleged unlawfulness of the measure but also the specific and individual harm likely to arise from its implementation.

    XXIII. PRIVATE-LAW CLAIMS AGAINST DEVELOPERS, SELLERS AND INTERMEDIARIES

    Administrative proceedings concerning citizenship and private-law claims against a developer, seller, intermediary or other private party are distinct legal avenues.

    A property may have been expressly marketed as an investment satisfying the conditions for Turkish citizenship, and the investor may have purchased the property in reliance upon that representation.

    If the property did not in fact possess the characteristics promised or did not satisfy the investment conditions represented by the seller or intermediary, contractual liability may arise.

    Article 112 of the Turkish Code of Obligations No. 6098 provides for liability for damage resulting from non-performance or improper performance of an obligation, subject to the applicable statutory conditions.

    Turkish Code of Obligations No. 6098:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Depending upon the facts, the provisions concerning tort and unjust enrichment may also require consideration.

    Sales contracts should therefore be preserved together with advertisements, brochures, project presentations, emails, WhatsApp communications and other representations that the property qualified for Turkish citizenship.

    XXIV. PROVISIONAL ATTACHMENT AND INTERIM INJUNCTIONS

    In high-value investment disputes, it may also be necessary to consider whether an eventual judgment can be effectively enforced.

    Where the statutory conditions are satisfied, provisional attachment may be sought in relation to qualifying monetary claims under Article 257 et seq. of the Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004.

    Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Where preservation of a particular asset or right is required, an interim injunction may be considered under Article 389 et seq. of the Code of Civil Procedure No. 6100.

    Code of Civil Procedure No. 6100:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    Provisional attachment and interim injunctions are distinct forms of interim judicial protection and the appropriate remedy must be determined by reference to the nature of the substantive claim.

    XXV. CONSUMER LAW

    Where an individual acquiring property did not act for commercial or professional purposes, the applicability of Consumer Protection Law No. 6502 may also require consideration depending upon the nature of the transaction.

    The mere fact that property was acquired for citizenship purposes does not, by itself, determine whether the dispute is a consumer dispute.

    The legal status of the parties, the purpose of the transaction and the nature of the contractual relationship must be considered together.

    Consumer Protection Law No. 6502:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    XXVI. EVIDENCE THAT SHOULD BE COLLECTED

    The central task in these disputes is frequently to reconstruct the factual and economic reality existing at the date of the investment.

    Relevant evidence may therefore include:

    the citizenship acquisition decision;

    the cancellation or withdrawal decision;

    documents evidencing notification;

    the Certificate of Conformity;

    any decision cancelling the Certificate of Conformity;

    the title deed and official deed of sale;

    records concerning the restriction on disposal;

    the sale or preliminary sale agreement;

    valuation reports;

    the applicable investment amount determination documentation;

    foreign currency purchase documents;

    bank receipts;

    SWIFT records;

    complete bank account movements relating to the investment period;

    invoices and receipts;

    communications with the seller, developer and intermediaries;

    emails and WhatsApp correspondence;

    advertisements and marketing materials representing the property as citizenship-eligible;

    banking evidence demonstrating that the investment amount was not returned to the investor;

    comparable historical property values; and

    available documents from any related criminal investigation.

    The objective is not simply to accumulate documents, but to reconstruct, through reliable evidence, the economic substance of the transaction at the relevant historical date and the individual conduct of the investor.

    XXVII. CONSTITUTIONAL COURT AND EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS

    Following exhaustion of the ordinary domestic remedies, an individual application to the Turkish Constitutional Court may be considered where the circumstances disclose an alleged violation of a fundamental right falling within the common protection afforded by the Constitution and the European Convention on Human Rights.

    Turkish Constitutional Court – Individual Application:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    The European Convention on Human Rights does not establish an independent right to acquire or retain the nationality of a particular State.

    Nevertheless, the case law of the European Court of Human Rights recognises that nationality may form part of an individual’s social identity and private life, and that arbitrary deprivation of nationality may, in certain circumstances, raise issues under Article 8 of the Convention.

    European Court of Human Rights, Guide on Nationality:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    These remedies are not additional appellate instances for reconsidering ordinary questions of administrative law. The alleged interference with a Convention or constitutionally protected right must be identified and substantiated in the individual case.

    CONCLUSION

    The investigations that became public in 2025 and 2026 have resulted in renewed scrutiny of numerous historical Turkish citizenship-by-investment files.

    Allegations involving fraudulent or inaccurate valuation reports, artificial inflation of property values, sham sales and fictitious financial movements are serious. Nevertheless, Turkish citizenship law requires individual legal assessment rather than generalised assumptions.

    An investigation against a developer does not, of itself, establish that every person who purchased property from that developer unlawfully acquired Turkish citizenship.

    Likewise, establishing that a valuation report was inaccurate does not, by itself, prove that the investor knew of the inaccuracy.

    Turkish Citizenship Law No. 5901 provides two materially different mechanisms.

    Article 31 concerns cancellation of a citizenship acquisition decision where citizenship resulted from a false statement by the person concerned or the concealment of a material matter forming the basis of citizenship.

    Article 40 concerns withdrawal where it is subsequently established that the legal requirements for the citizenship decision had not been satisfied.

    The scope and requirements of these provisions must be distinguished.

    Particularly where unlawful acts are alleged to have been committed by third parties, the individual conduct of the investor requires separate examination.

    An investor may have submitted no false document, made no false statement, had no knowledge that a valuation report was inaccurate and genuinely paid the qualifying investment amount. Where Article 31 is invoked in such circumstances, the false statement or concealment attributable to that investor must be identified and established.

    Conversely, even in the absence of fraud by the investor, a separate issue may arise under Article 40 if an objective legal requirement for citizenship did not in fact exist when the citizenship decision was issued.

    The 2025 judgments of the 10th Chamber of the Council of State further demonstrate the importance, in withdrawal cases, of concrete, sufficient and serious information and of examining whether the relevant legal requirements actually existed when citizenship was acquired.

    Accordingly, each file should be examined by reference to:

    the legislation applicable at the date of investment;

    the investment threshold applicable at that time;

    the true market value of the property at the relevant historical date;

    the amount genuinely paid by the investor;

    the source and subsequent movement of the funds;

    whether any direct or indirect refund was made;

    whether the investor participated in or knew of any manipulation of the valuation process;

    whether the investor knew of unlawful conduct by third parties;

    the factual basis upon which the Certificate of Conformity was issued;

    the accuracy of the statements made in the citizenship application;

    the concrete evidence relied upon by the administration; and

    whether the measure terminating citizenship is based upon Article 31 or Article 40 TCL.

    Disputes concerning the cancellation and withdrawal of Turkish citizenship acquired by investment therefore cannot be examined solely through citizenship law. They frequently require an integrated analysis of administrative law, administrative procedure, real estate law, the law of obligations, consumer law and, where relevant, criminal law.

    TD LAW FIRM

    TD Law Firm advises and represents investors in disputes concerning the cancellation and withdrawal of Turkish citizenship acquired by investment, cancellation of Certificates of Conformity, allegations concerning fraudulent or inaccurate property valuations, citizenship proceedings arising from investigations involving developers and real estate companies, and related private-law claims.

    In these cases, examining the citizenship decision in isolation is frequently insufficient. The administrative measure should be assessed together with the legislation applicable at the date of investment, title deed records, valuation reports, the Certificate of Conformity, banking records, sale agreements, the historical value of the property and, where relevant, documents obtained from related criminal proceedings.

    Attorney Murat Can Dolğun

    TD Law Firm

    Telephone: +90 212 299 44 22

    WhatsApp / Mobile: +90 507 475 44 22

    E-mail: av.muratcandolgun@gmail.com

    Website: https://dolgun.av.tr

    Address: Istanbul World Trade Center (IDTM), A2 Block, No. 206, Bakırköy, Istanbul, Türkiye

    SOURCES AND REFERENCES

    Turkish Citizenship Law No. 5901:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Constitution of the Republic of Türkiye:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    Law No. 2575 on the Council of State:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    Administrative Procedure Law No. 2577:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Turkish Code of Obligations No. 6098:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Code of Civil Procedure No. 6100:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    Enforcement and Bankruptcy Law No. 2004:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Consumer Protection Law No. 6502:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    Çiçek Özgür, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması” [Cancellation and Withdrawal of Turkish Citizenship Acquired Through Investment], Ankara University Faculty of Law Journal, Vol. 75, No. 1, 2026, pp. 741–779:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/article/1710185

    Full text:
    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4918969

    Ahmet Dülger, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü University Faculty of Law Review, Vol. 16, No. 1, 2025, pp. 167–180:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd/article/1600688

    Işıl Egemen Demir, “İdare Hukuku İlkeleri Çerçevesinde Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptali ve Geri Alınması Kavramları”, Turkish Bar Association Review, No. 139, 2018, pp. 129–164:
    https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-idare-hukuku-ilkeleri-cercevesinde-turk-vatandasligina-alinma-kararinin-iptali-ve-geri-alinmasi-kavramlari-1807

    Aslı Bayata Canyaş, “Hukuki Şartlar Oluşmadan Verilmiş Olan Türk Vatandaşlığını Kazanma Kararının Geri Alınmasında Süre Sorunu”, Turkish Bar Association Review, No. 114, 2014, pp. 347–360.

    Esra Dardağan Kibar, “Türk Vatandaşlık Mevzuatı ve Güncel Gelişmeler Işığında Vatandaşlığın Kanuniliği İlkesi”, Milletlerarası Özel Hukukta Güncel Meseleler Sempozyumu, Savaş Yayınları, 2019, pp. 3–17.

    “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre”, Public and Private International Law Bulletin:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/iumhmohb/article/383774

    “Yabancıların Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Kazanmalarının Hukuki Yönden Değerlendirilmesi ve Yeni Model Önerisi”, Selçuk University Law Review:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/1705055

    Council of State, 10th Chamber, E.2022/7637, K.2025/3313, 26 June 2025:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    Council of State, 10th Chamber, E.2021/279, K.2025/3174, 23 June 2025:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    Republic of Türkiye Ministry of Justice, 4 August 2026:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Agency, 24 September 2025:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Anadolu Agency, subsequent 2025 investigation report:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Anadolu Agency, 4 August 2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Anadolu Agency, 7 August 2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/-haksiz-yollarla-turk-vatandasligi-kazandirdigi-belirlenen-suc-orgutu-operasyonunda-32-zanli-tutuklandi/4021485

    Turkish Constitutional Court – Individual Application:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    European Court of Human Rights, Guide on Nationality:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    LEGAL INFORMATION NOTICE

    This article has been prepared as of 19 September 2026 for general legal information purposes on the basis of legislation in force, published academic studies, accessible judicial decisions, official announcements and publicly available news sources.

    Statements concerning criminal investigations reflect allegations and information made public by the relevant authorities and news sources. An investigation, detention or remand order does not constitute a final criminal conviction. The presumption of innocence applies unless and until a final conviction is entered.

    The existence of an investigation concerning a developer, real estate company, intermediary or valuation expert does not, of itself, establish that every investor who dealt with those persons unlawfully acquired Turkish citizenship. Equally, an investor’s good faith does not necessarily preserve citizenship where an objective statutory requirement for acquisition was never satisfied.

    Each case must be assessed individually by reference to the date of investment, the legislation then in force, the true economic substance of the investment, the individual conduct of the investor, the administration’s own examination process and the statutory basis of the measure terminating citizenship.

    The legal regime governing the liquidation of assets following cancellation of citizenship under Article 33 TCL falls outside the scope of this article and will be examined separately.

    This article does not constitute a legal opinion, a guarantee of outcome or individual legal advice in relation to any specific dispute.

  • YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    YATIRIM YOLUYLA KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTALİ VE GERİ ALINMASI: SAHTE EKSPERTİZ, MUVAZAALI İŞLEMLER, İYİ NİYETLİ YATIRIMCI VE YARGISAL KORUMA

    Özet

    Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (“TVK”) m.12 ile Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (“TVKUY”) m.20 çerçevesinde düzenlenen istisnai vatandaşlık kazanma yollarından biridir. Özellikle taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlıkta yatırımın mevzuatta öngörülen miktar ve şartları taşıması, ilgili idari makamlar tarafından yatırım şartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi ve nihayet yetkili makam tarafından vatandaşlığın kazanılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna yansıyan ceza soruşturmaları ve idari incelemeler sonucunda, geçmiş yıllarda yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış çok sayıda kişinin hukuki statüsü yeniden inceleme konusu olmuştur. Soruşturmalar özellikle düşük bedelli taşınmazların gerçeğe aykırı veya sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterilmesi, muvazaalı taşınmaz satışları yapılması, vatandaşlık için gerekli yatırım miktarının gerçekte karşılanmadığı halde karşılanmış gibi gösterilmesi ve görünürde gerçekleştirilen para hareketlerinin sonradan tersine çevrilmesi iddiaları üzerinde yoğunlaşmaktadır.

    4 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna açıklanan soruşturmada, düşük bedelli gayrimenkullerin sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli gösterilerek muvazaalı satış işlemleri üzerinden vatandaşlık kazandırıldığı iddia edilmiş; Adalet Bakanlığının açıklamasında bu yöntemle vatandaşlık kazandığı belirtilen 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesine yönelik yasal sürecin başlatıldığı bildirilmiştir.

    T.C. Adalet Bakanlığı:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Bununla birlikte, bir müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi ile o kişi veya kuruluşla işlem yapan yatırımcının vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığının kabulü birbirinden farklı hukuki meselelerdir.

    Her yatırımcı bakımından yatırımın gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat, yatırımın gerçek ekonomik niteliği, taşınmazın yatırım tarihindeki değeri, para hareketleri, yatırımcının üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen usulsüzlüklerden haberdar olup olmadığı ve vatandaşlık kararının hangi kanuni sebebe dayanılarak sona erdirildiği ayrı ayrı incelenmelidir.

    Bu incelemede özellikle TVK m.31’de düzenlenen vatandaşlığı kazanma kararının iptali ile TVK m.40’ta düzenlenen vatandaşlık kararının geri alınması birbirinden ayrılmalıdır.

    I. YATIRIM YOLUYLA TÜRK VATANDAŞLIĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ

    Yatırım yoluyla vatandaşlık, özel hukuk kişileri tarafından “satılan” bir vatandaşlık türü değildir. Müteahhit veya gayrimenkul şirketi taşınmaz satabilir; aracı veya danışmanlık şirketi yatırım ve başvuru sürecine ilişkin hizmet sunabilir. Ancak Türk vatandaşlığının kazanılmasına karar verme yetkisi Devlete aittir.

    TVK m.12, istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılabileceği halleri düzenlemektedir. Yatırımın türü ve miktarı ise esas olarak TVKUY m.20/2 kapsamında belirlenmektedir.

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık bakımından güncel sistemde en az 400.000 ABD doları veya karşılığı döviz tutarında taşınmaz edinilmesi ve mevzuatta öngörülen şekilde üç yıl süreyle satış yapılmaması şartı bulunmaktadır.

    Ancak günümüzde geçerli 400.000 ABD doları sınırı geçmişte tamamlanmış bütün yatırımlar bakımından esas alınamaz. Yatırım miktarları ve başvuru şartları yıllar içerisinde değiştirilmiştir. Bu nedenle geçmiş tarihli bir vatandaşlık dosyası, yatırımın gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre değerlendirilmelidir.

    Başka bir ifadeyle bugün yapılacak incelemede yalnızca mevcut mevzuata değil, vatandaşlığın kazanılmasına esas yatırımın yapıldığı tarihteki hukuki rejime bakılması gerekir.

    II. DEĞERLEME RAPORU VE UYGUNLUK BELGESİNİN HUKUKİ ÖNEMİ

    Taşınmaz yoluyla vatandaşlık sisteminde yatırımcının yalnızca bir taşınmaz satın alması yeterli değildir. Taşınmazın vatandaşlık mevzuatında aranan yatırım şartlarını taşıdığına ilişkin idari inceleme ve tespit süreci bulunmaktadır.

    Bu süreçte değerleme raporları, tapu kayıtları, yatırım tutarının tespiti ve uygunluk belgesi merkezi öneme sahiptir.

    Uygunluk belgesi, yatırımcının tek taraflı beyanıyla veya yalnızca satıcının açıklamasıyla meydana gelen bir belge değildir. İlgili kamu makamı, yatırımın mevzuatta aranan şartları taşıyıp taşımadığına ilişkin bir değerlendirme yapmaktadır.

    Dolayısıyla geçmişte verilmiş vatandaşlık kararları yeniden incelenirken yatırımcının yalnızca müteahhit veya diğer özel hukuk kişileriyle ilişkisi değil, vatandaşlık kararına kadar gerçekleştirilen idari incelemeler de dikkate alınmalıdır.

    Bununla birlikte uygunluk belgesinin geçmişte düzenlenmiş olması, vatandaşlık kararının hiçbir durumda geri alınamayacağı anlamına gelmez. TVK m.40, hukuki şartlar oluşmadan verilen vatandaşlık kararlarının sonradan geri alınabilmesine ilişkin açık bir kanuni düzenleme içermektedir.

    Bu nedenle iki uç yaklaşım da hukuken isabetli değildir.

    İdarenin geçmişte uygunluk belgesi düzenlemiş olması, vatandaşlık kararını her türlü hukuki denetimin dışında bırakmaz.

    Buna karşılık, değerleme kuruluşu veya müteahhit hakkında soruşturma yürütülmesi de o kişi veya kuruluşla işlem yapan bütün yatırımcıların vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Her dosya kendi maddi ve hukuki özellikleri çerçevesinde incelenmelidir.

    III. 2025 YILINDAKİ MUVAZAALI GAYRİMENKUL SATIŞI SORUŞTURMASI

    Yatırım yoluyla vatandaşlık işlemlerine ilişkin geniş kapsamlı soruşturmalar 2026 yılıyla sınırlı değildir.

    24 Eylül 2025 tarihinde kamuoyuna yansıyan İstanbul merkezli ve 19 ili kapsayan bir soruşturmada, muvazaalı gayrimenkul satışları üzerinden yabancı yatırımcılara Türk vatandaşlığı kazandırıldığı iddia edilmiştir.

    Soruşturma makamlarının kamuoyuna yansıyan açıklamalarına göre, 451 yabancı yatırımcıya aileleriyle birlikte vatandaşlık kazandırıldığı; vatandaşlık için gerekli yabancı sermayenin gerçekte Türkiye’ye girmediği, hayali para hareketleri oluşturulduğu ve taşınmazların gerçek değerlerinin üzerinde gösterildiği ileri sürülmüştür.

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Soruşturmanın sonraki aşamalarına ilişkin haberlerde, bazı taşınmazların vatandaşlık işlemlerinden sonra önceki maliklere veya bağlantılı kişilere geri döndürülmesini sağlayacak düzenlemeler yapıldığı da iddia edilmiştir.

    Anadolu Ajansı:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Bu iddiaların doğrulanması halinde işlemlerin gerçek ekonomik niteliği ile resmi belgelerde oluşturulan hukuki görünüm arasında önemli farklılıkların bulunduğu sonucuna ulaşılması mümkün olabilir.

    Ancak ceza soruşturmasında ileri sürülen iddiaların kesinleşmiş mahkumiyet hükmü olmadığı özellikle belirtilmelidir.

    IV. 2026 YILINDA 687 KİŞİYİ İLGİLENDİREN SORUŞTURMA

    4 Ağustos 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinasyonunda yürütülen geniş kapsamlı soruşturmanın ayrıntıları kamuoyuna duyurulmuştur.

    Resmi açıklamada;

    “düşük bedelli gayrimenkulleri sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli göstererek muvazaalı satış işlemleri üzerinden Türk vatandaşlığı”

    kazandırıldığı iddiasına yer verilmiştir.

    T.C. Adalet Bakanlığı:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Açıklamaya göre vatandaşlık kazanımı için Türkiye’ye girmesi gereken yaklaşık 2,5 milyar TL’nin ülkeye girmediği ve bunun yerine hayali para transferleri gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür.

    Yedi şirkete el konularak kayyum atanmış, 1.045 taşınmaz ile çeşitli malvarlığı değerleri hakkında tedbir uygulanmış ve soruşturma konusu yöntemle vatandaşlık kazandığı belirtilen 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesi amacıyla yasal sürecin başlatıldığı açıklanmıştır.

    Aynı soruşturma Anadolu Ajansı tarafından da haberleştirilmiştir:

    Soruşturmanın ilerleyen aşamasında gözaltına alınan 80 şüpheliden 32’sinin tutuklandığı bildirilmiştir:

    Burada soruşturma makamlarının kullandığı “sahte ekspertiz”, “muvazaalı satış” ve benzeri nitelendirmelerin soruşturma kapsamındaki iddiaları ifade ettiği gözden kaçırılmamalıdır. Soruşturma, gözaltı veya tutuklama kararı kesinleşmiş mahkumiyet hükmü değildir. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

    V. TVK M.31: YALAN BEYAN VEYA ÖNEMLİ HUSUSLARIN GİZLENMESİ NEDENİYLE İPTAL

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m.31 hükmü şöyledir:

    “Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.”

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Hükmün lafzı son derece önemlidir.

    Kanun, vatandaşlığın kazanılması sürecinde herhangi bir hukuka aykırılığın ortaya çıkmasını tek başına iptal sebebi olarak düzenlememiştir.

    TVK m.31’in uygulanabilmesi için vatandaşlığın kazanılmasının “ilgilinin yalan beyanı” veya “vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi” sonucunda gerçekleşmiş olması gerekir.

    Dolayısıyla TVK m.31’e dayanılan bir işlemde yatırımcının hangi beyanının gerçeğe aykırı olduğu veya hangi önemli hususu gizlediği somutlaştırılmalıdır.

    Gerçeğe aykırı beyan veya gizlenen husus ile vatandaşlığın kazanılması arasında nedensellik bağı da bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle, gerçek durum idarece bilinseydi vatandaşlığın kazanılmasına karar verilip verilmeyeceği önem taşımaktadır.

    Bu özellik, TVK m.31’i vatandaşlık kazanma kararındaki her türlü hukuka aykırılığın giderilmesini sağlayan genel bir hüküm olmaktan çıkarmaktadır.

    VI. ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN FİİLLERİ YATIRIMCIYA KENDİLİĞİNDEN İSNAT EDİLEMEZ

    Güncel uyuşmazlıkların en önemli hukuki sorunlarından biri, müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen fiillerin yatırımcı bakımından hangi sonuçları doğuracağıdır.

    TVK m.31’in lafzı “ilgilinin” yalan beyanını veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesini esas almaktadır.

    Bu nedenle değerleme uzmanının gerçeğe aykırı rapor düzenlemiş olması, yatırımcının raporun gerçeğe aykırı olduğunu bildiğini tek başına kanıtlamaz.

    Müteahhidin bazı satışlarda muvazaalı işlemler gerçekleştirdiğinin ileri sürülmesi de o müteahhitten taşınmaz satın alan bütün yatırımcıların söz konusu işlemlere bilerek katıldıklarının kabulü için tek başına yeterli değildir.

    Her yatırımcı bakımından bireyselleştirilmiş inceleme yapılması gerekir.

    Özellikle;

    yatırımcının ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğunu bilip bilmediği,

    raporda yer alan değerin yükseltilmesine ilişkin herhangi bir talimat veya müdahalesinin bulunup bulunmadığı,

    satış bedelinin bir bölümünün kendisine geri döneceğini bilip bilmediği,

    gerçekten herhangi bir bedel iadesi alıp almadığı,

    vatandaşlık başvurusu sırasında gerçeğe aykırı herhangi bir beyanda bulunup bulunmadığı,

    vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli bir hususu bilerek gizleyip gizlemediği

    somut deliller üzerinden belirlenmelidir.

    Üçüncü kişinin fiili ile yatırımcının fiilinin özdeşleştirilmesi, özellikle TVK m.31’in açık lafzı karşısında hukuken sorunludur.

    VII. TVK M.40: HUKUKİ ŞARTLAR OLUŞMADAN VERİLEN KARARIN GERİ ALINMASI

    TVK m.40 hükmü şöyledir:

    “Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır.”

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    TVK m.40’ın konusu TVK m.31’den farklıdır.

    M.31 ilgilinin yalan beyanına veya önemli bir hususu gizlemesine odaklanırken, m.40 vatandaşlık kararının verildiği sırada hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığıyla ilgilidir.

    Bu nedenle yatırımcının herhangi bir hileli davranışı bulunmadığı halde vatandaşlık kararının verilmesi için gerekli objektif hukuki şartlardan birinin başlangıçta gerçekte bulunmadığı sonradan ortaya çıkabilir.

    Örneğin yatırımcı ekspertiz raporunun doğruluğuna güvenmiş ve herhangi bir yanıltıcı davranışta bulunmamış olabilir. Buna karşılık taşınmazın vatandaşlık kararının verildiği tarihteki gerçek değerinin, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuatta aranan yatırım miktarının altında olduğu somut ve güvenilir verilerle ortaya konulabilir.

    Bu durumda TVK m.31’deki yalan beyan veya gizleme şartlarının bulunup bulunmadığı ile TVK m.40 kapsamında vatandaşlığın kazanılması için gerekli objektif hukuki şartların oluşup oluşmadığı birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

    VIII. TVK M.31 İLE M.40 ARASINDAKİ AYRIM NEDEN ÖNEMLİDİR?

    TVK m.31 ile TVK m.40 aynı hukuki sonucu farklı ifadelerle düzenleyen hükümler değildir.

    M.31 bakımından temel soru şudur:

    Vatandaşlık, ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli bir hususu gizlemesi sonucunda mı kazanılmıştır?

    M.40 bakımından ise temel soru şudur:

    Vatandaşlık kararının verildiği tarihte vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartlar gerçekten mevcut mudur?

    Bu ayrım yalnızca teorik veya terminolojik değildir.

    İdari işlemin kanuni dayanağını, işlemin sebep unsurunu, idarenin ortaya koyması gereken maddi vakıaları ve ilgilinin ileri sürebileceği hukuki savunmaları doğrudan etkilemektedir.

    Yatırımcının gerçeğe aykırı beyanda bulunması ile idarenin kendi incelemesi sırasında yatırım şartlarının gerçekleştiğini hatalı biçimde kabul etmesi aynı hukuki olgu değildir.

    IX. İDARENİN HATASI, HUKUKİ GÜVENLİK VE GERİ ALMA

    Vatandaşlık kazanma kararı bir idari işlemdir. Hukuka aykırı idari işlemlerin geri alınması meselesi ise hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkeleriyle yakından ilişkilidir.

    Özellikle hukuka aykırılığın ilgilinin hilesinden değil, idarenin kendi değerlendirme veya inceleme hatasından kaynaklandığı durumlarda, hak doğurucu bir işlemin sonradan geri alınmasının sınırları idare hukuku öğretisinde uzun süredir tartışılmaktadır.

    TVK m.40’ta geri alma bakımından açık bir süre öngörülmemiş olması, hukuki güvenlik tartışmasını ortadan kaldırmamaktadır.

    Vatandaşlık, kişinin hukuki statüsünün ve sosyal kimliğinin temel unsurlarından biridir. Kişinin vatandaşlık statüsüne güvenerek yıllar içerisinde aile hayatını, ekonomik faaliyetlerini, mesleki ilişkilerini ve yerleşim düzenini oluşturmuş olması; somut olayın özelliklerine göre hukuki güvenlik, idari istikrar ve ölçülülük ilkeleri yönünden değerlendirilmesi gereken bir olgudur.

    Bununla birlikte, ilgilinin hilesi veya bilinçli biçimde gerçekleştirdiği yanlış beyan ile idarenin kendi inceleme ve değerlendirme hatasının aynı hukuki sonuçlara tabi tutulması da mümkün değildir.

    X. VATANDAŞLIĞIN KANUNİLİĞİ İLKESİ

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.66/3 hükmü şöyledir:

    “Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    Bu hüküm vatandaşlığın kazanılması kadar kaybı bakımından da kanunilik ilkesini güvence altına almaktadır.

    Vatandaşlık statüsünün sona erdirilmesinin kanuni dayanağının açık şekilde ortaya konulması ve somut olayın kanunda öngörülen kayıp sebebinin unsurlarını karşılaması gerekir.

    Bu nedenle alt düzenleyici işlemler, genelgeler veya idari Usul ve Esaslar, TVK m.31 ve m.40’ın kanuni kapsamını genişletecek şekilde yorumlanamaz.

    Vatandaşlığın sona erdirilmesi gibi ağır hukuki sonuç doğuran bir işlemde idarenin hangi kanun hükmüne dayandığı ve söz konusu hükmün hangi maddi vakıalar nedeniyle uygulanabilir hale geldiği açıkça ortaya konulmalıdır.

    XI. YATIRIM TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN MEVZUAT ESAS ALINMALIDIR

    Taşınmaz edinimi yoluyla vatandaşlık bakımından bugün geçerli olan 400.000 ABD doları sınırı geçmişteki bütün yatırımlar bakımından kullanılabilecek tek ölçüt değildir.

    Yatırım miktarları ve diğer şartlar yıllar içerisinde birden fazla kez değiştirilmiştir.

    Bu nedenle geçmiş tarihli bir dosyada;

    yatırımın gerçekleştirildiği tarih,

    o tarihte yürürlükte bulunan yatırım miktarı,

    taşınmaz ediniminin tamamlandığı tarih,

    uygunluk belgesinin düzenlendiği tarih,

    vatandaşlık başvurusunun tarihi

    ve vatandaşlık kararının verildiği tarih

    birlikte incelenmelidir.

    Güncel yatırım miktarının geçmişte tamamlanmış bir yatırımın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde doğrudan ölçüt alınması mümkün değildir.

    XII. SAHTE VEYA GERÇEĞE AYKIRI EKSPERTİZ İDDİASINDA TAŞINMAZIN GERÇEK TARİHSEL DEĞERİ

    Ekspertiz raporunun sahte veya gerçeğe aykırı olduğunun ileri sürülmesi, taşınmazın gerçek değerinin ne olduğu sorusunu ortadan kaldırmaz.

    Aksine, uyuşmazlığın temel maddi meselelerinden biri taşınmazın yatırımın gerçekleştirildiği tarihteki gerçek piyasa değeridir.

    Örneğin vatandaşlık için gerekli yatırım miktarının 250.000 ABD doları olduğu bir dönemde taşınmazın ekspertiz raporunda 400.000 ABD doları olarak değerlendirildiği varsayılsın.

    Yıllar sonra söz konusu ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğu ileri sürüldüğünde yalnızca raporu hazırlayan kişinin hukuki durumuna bakılması yeterli değildir.

    Taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değerinin 150.000 ABD doları mı, 280.000 ABD doları mı, yoksa 400.000 ABD dolarına yakın mı olduğu ayrıca belirlenmelidir.

    Bu nedenle geçmişe yönelik bağımsız değerleme yapılması gerekebilir.

    Aynı dönemde gerçekleştirilen emsal satışlar, aynı projedeki bağımsız satışlar, banka ekspertizleri, tapu kayıtları, proje fiyat listeleri, taşınmazın fiziki özellikleri, konumu ve yatırım tarihindeki piyasa şartları birlikte değerlendirilebilir.

    Objektif tarihsel veriler taşınmazın yatırım tarihinde zaten o tarihte geçerli kanuni yatırım miktarını karşıladığını ortaya koyuyorsa, ekspertiz raporunu düzenleyen kişinin başka işlemlerine ilişkin usulsüzlük iddiaları tek başına yatırımcının objektif vatandaşlık şartlarını sağlamadığını göstermez.

    XIII. PARA HAREKETLERİNİN BÜTÜN OLARAK İNCELENMESİ GEREKİR

    Güncel soruşturmalarda öne çıkan diğer unsur, vatandaşlık için gerekli yatırım bedelinin ekonomik olarak gerçekten ödenip ödenmediğidir.

    Bu nedenle yalnızca tek bir banka dekontunun incelenmesi yeterli olmayabilir.

    Paranın ekonomik hareket zinciri bir bütün olarak incelenmelidir.

    Yatırımcının parayı hangi kaynaktan elde ettiği, Türkiye’ye nasıl gönderdiği, hangi hesaba yatırdığı, satıcının bedeli gerçekten alıp almadığı ve vatandaşlık işlemlerinden sonra paranın doğrudan veya dolaylı şekilde yatırımcıya ya da onunla bağlantılı kişilere geri dönüp dönmediği belirlenmelidir.

    Örneğin yatırımcı görünürde 400.000 ABD doları göndermiş, ancak önceden yapılan anlaşma uyarınca vatandaşlık kazanıldıktan sonra bedelin önemli bir bölümü kendisine veya bağlantılı kişiye iade edilmişse yatırımın gerçek ekonomik niteliği ciddi biçimde tartışmalı hale gelecektir.

    Buna karşılık yatırımcı kanunen gerekli yatırım bedelini gerçekten ödemiş ve bedelin herhangi bir kısmı kendisine geri dönmemişse bu husus yatırımın gerçekliğinin değerlendirilmesinde önemli bir delildir.

    XIV. MÜTEAHHİT VEYA DEĞERLEME KURULUŞU HAKKINDA SORUŞTURMA BULUNMASININ HUKUKİ SONUCU

    Bir gayrimenkul şirketi, müteahhit, aracı veya değerleme uzmanı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi, bu kişi veya kuruluşlarla işlem yapan bütün yatırımcıların vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Aynı şirket tarafından yüzlerce taşınmaz satılmış olabilir.

    Bu taşınmazların bazılarının değeri gerçeğe aykırı biçimde yükseltilmiş, bazılarının gerçek piyasa değeri ise vatandaşlık için gerekli yatırım miktarını zaten karşılamış olabilir.

    Bazı yatırımcılara satış bedelinin bir bölümü geri dönmüş, bazı yatırımcılar ise herhangi bir geri ödeme almamış olabilir.

    Bazı yatırımcıların hukuka aykırı organizasyondan haberdar olduğu ileri sürülebilirken, bazı yatırımcılar resmi değerleme raporuna, tapu işlemine ve uygunluk belgesine güvenerek yatırım yapmış olabilir.

    Bu nedenle vatandaşlık statüsü bakımından toplu ve kategorik değerlendirme yerine dosya bazında, somut ve bireyselleştirilmiş inceleme yapılması gerekir.

    XV. İYİ NİYETLİ YATIRIMCININ HUKUKİ DURUMU

    İyi niyet kavramı yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarında dikkatli kullanılmalıdır.

    Yatırımcının iyi niyetli olması, vatandaşlık statüsünün her durumda korunması sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Bununla birlikte özellikle TVK m.31 bakımından yatırımcının bilgi ve davranışları son derece önemlidir.

    Yatırımcı;

    yatırım bedelini gerçekten ödemiş,

    bedelin herhangi bir kısmını geri almamış,

    taşınmazı resmi tapu işlemiyle edinmiş,

    yetkili sistem içerisinde hazırlanmış değerleme raporuna güvenmiş,

    uygunluk belgesi almış,

    mevzuatta öngörülen tasarruf sınırlamasına uymuş,

    sahte belge sunmamış,

    gerçeğe aykırı beyanda bulunmamış

    ve üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırılıktan haberdar olmamış olabilir.

    Böyle bir yatırımcının hukuki durumu ile muvazaalı yatırım organizasyonuna bilerek katılan kişinin hukuki durumunun aynı kabul edilmesi mümkün değildir.

    Buna karşılık, yatırımcının herhangi bir hilesi bulunmamasına rağmen vatandaşlık kararının verildiği tarihte kanunen aranan objektif yatırım şartının gerçekte oluşmadığı ortaya çıkabilir.

    Bu durumda TVK m.31 bakımından yatırımcıya isnat edilebilir yalan beyan veya gizleme bulunup bulunmadığı ile TVK m.40 bakımından objektif hukuki şartların oluşup oluşmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    XVI. İDARENİN KENDİ SİSTEMİNE GÜVENEN YATIRIMCI

    Yatırım yoluyla vatandaşlık prosedürü çok aşamalı bir idari süreçtir.

    Yatırımcı resmi tapu işlemini gerçekleştirmiş, yetkili sistem içerisinde hazırlanan değerleme raporunu kullanmış, yatırım uygunluk belgesini almış ve vatandaşlık başvurusunu resmi makamlar nezdinde tamamlamış olabilir.

    Bu işlemlerin varlığı TVK m.40’ın uygulanmasını mutlak biçimde engellemez.

    Ancak yatırımcının idarenin kurduğu ve denetlediği sisteme güvenerek hareket etmiş olması; somut olayın özelliklerine göre hukuki güvenlik, idari istikrar, meşru beklenti ve ölçülülük ilkeleri bakımından önem taşıyabilir.

    Özellikle hukuka aykırılığın yatırımcının hilesinden değil, yetkili kurumların inceleme veya değerlendirme hatasından kaynaklandığı durumlarda bu hususların yargısal denetimde ayrıca ele alınması gerekir.

    XVII. DANIŞTAY 10. DAİRE, E.2022/7637, K.2025/3313, 26.06.2025

    Danıştay 10. Dairesinin E.2022/7637, K.2025/3313 sayılı ve 26.06.2025 tarihli kararı doğrudan sahte ekspertiz veya gayrimenkul yatırımı uyuşmazlığına ilişkin değildir. Bununla birlikte TVK m.40’ın uygulanması ve vatandaşlık kararının geri alınmasının yargısal denetimi bakımından önemlidir.

    Kararda, vatandaşlığın geri alınmasını gerektiren sebeplerin somut olgulara dayanması ve vatandaşlığın kazanıldığı tarihte gerekli hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığının ortaya konulması gerektiği yönündeki değerlendirmeler öne çıkmaktadır.

    Sonradan ortaya çıkan bir olumsuz bilginin varlığı ile vatandaşlık kararının verildiği tarihte hukuki şartların bulunmaması aynı şey değildir.

    Bu yaklaşım yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıkları bakımından önem taşımaktadır.

    Örneğin bir müteahhit veya değerleme kuruluşu hakkında 2026 yılında soruşturma başlatılmış olması, geçmişte bu kişi veya kuruluşla işlem yapan belirli bir yatırımcının vatandaşlığı kazandığı tarihte kanuni şartları taşımadığını tek başına ortaya koymaz.

    Sonradan elde edilen bilginin, vatandaşlık kararının verildiği tarihte gerekli hukuki şartların gerçekte bulunmadığını gösterecek nitelikte olması gerekir.

    Danıştay 10. Daire, E.2022/7637, K.2025/3313:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    XVIII. DANIŞTAY 10. DAİRE, E.2021/279, K.2025/3174, 23.06.2025

    Danıştay 10. Dairesinin E.2021/279, K.2025/3174 sayılı ve 23.06.2025 tarihli kararı da TVK m.40 kapsamında önem taşımaktadır.

    Kararda vatandaşlığın geri alınmasına dayanak oluşturacak olguların “somut, yeterli ve ciddi bilgiler” ile ortaya konulması gerektiği kabul edilmiştir.

    İdari işlemin sebep unsuru bakımından idarenin işlemini gerçek ve hukuka uygun sebeplere dayandırması gerekmektedir.

    Bu yaklaşım yatırım yoluyla vatandaşlık uyuşmazlıklarına uygulandığında, belirli bir şirket veya değerleme kuruluşu hakkında yürütülen soruşturmanın tek başına o kuruluşla geçmişte işlem yapan bütün yatırımcılar bakımından vatandaşlığın geri alınmasını gerektiren genel bir sebep olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.

    İdarenin her yatırımcı bakımından vatandaşlığın kazanıldığı tarihte hangi hukuki şartın gerçekleşmediğini somutlaştırması gerekir.

    Danıştay 10. Daire, E.2021/279, K.2025/3174:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    XIX. CEZA SORUŞTURMASI İLE VATANDAŞLIK İŞLEMİNİN YARGISAL DENETİMİ BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR

    Ceza soruşturması ile vatandaşlık kararının hukuka uygunluğuna ilişkin idari süreç aynı hukuki inceleme değildir.

    Ceza dosyasındaki banka kayıtları, ekspertiz belgeleri, iletişim kayıtları, para transferleri ve diğer deliller vatandaşlık uyuşmazlığı bakımından önemli olabilir.

    Ancak bir müteahhit, şirket yöneticisi, aracı veya değerleme uzmanının ceza soruşturmasında şüpheli olması, yatırımcının TVK m.31 kapsamında yalan beyanda bulunduğunu veya önemli bir hususu gizlediğini kendiliğinden ortaya koymaz.

    Aynı şekilde yatırımcının ceza soruşturmasında şüpheli sıfatıyla yer almaması da vatandaşlığın kazanılması için gerekli objektif şartların mevcut olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

    Ceza sorumluluğu ile vatandaşlık kazanma kararının idare hukuku bakımından geçerliliği farklı hukuki ölçütlere tabidir.

    Ceza soruşturmasında elde edilen deliller idari uyuşmazlıkta kullanılabilir; ancak vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin işlemin hukuka uygunluğu 5901 sayılı Kanun’un ilgili hükmünün unsurları esas alınarak ayrıca incelenmelidir.

    XX. VATANDAŞLIK İŞLEMİNE KARŞI YARGISAL KORUMA

    Vatandaşlığın iptali veya vatandaşlık kararının geri alınması idari işlem niteliğindedir ve yargısal denetime tabidir.

    Görevli yargı yeri, işlemi tesis eden makam dikkate alınarak belirlenmelidir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24 uyarınca Cumhurbaşkanı kararlarına karşı açılacak iptal davaları Danıştay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülmektedir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    Bununla birlikte yatırım yoluyla vatandaşlık dosyasında tek bir idari işlem bulunmayabilir.

    Yatırım uygunluk belgesinin iptal edilmesi ile vatandaşlık kazanma kararının iptali veya geri alınması birbirinden farklı idari işlemlerdir.

    Bu nedenle her dosyada;

    işlemi tesis eden makam,

    işlemin hukuki niteliği,

    işlemin kanuni dayanağı,

    tebliğ tarihi,

    uygunluk belgesine ilişkin önceki işlem

    ve vatandaşlık statüsünü doğrudan etkileyen nihai işlem

    ayrı ayrı incelenmelidir.

    XXI. DAVA AÇMA SÜRESİ

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.7/1 hükmü şöyledir:

    “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Bununla birlikte somut dosyada sürenin başlangıcı, işlemin tebliğ tarihi, dava konusu işlemin niteliği ve varsa idari başvurular dikkate alınarak ayrıca hesaplanmalıdır.

    Bu nedenle vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin bir kararın tebliğ edilmesi halinde dosyanın gecikmeksizin hukuki incelemeye alınması önemlidir.

    XXII. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI

    İptal davasının açılması, dava konusu idari işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurmaz.

    İYUK m.27/2’de;

    “Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda… yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.”

    hükmü yer almaktadır.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    Vatandaşlık statüsünün sona erdirilmesi yalnızca kimlik veya pasaport belgesini ilgilendiren bir sonuç değildir.

    Somut olayın özelliklerine göre kişinin Türkiye’deki ikamet ve çalışma statüsü, seyahat imkanları, şirket faaliyetleri, bankacılık işlemleri, aile hayatı ve Türkiye’de oluşturduğu özel hayat üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.

    Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebinde işlemin hukuka aykırılığı yanında, işlemin uygulanmasının ilgili kişi bakımından meydana getireceği somut ve bireysel zararların da ortaya konulması gerekir.

    XXIII. MÜTEAHHİT, SATICI VE ARACILARA KARŞI ÖZEL HUKUK YOLLARI

    Vatandaşlık kararına karşı yürütülecek idari yargı süreci ile müteahhit, satıcı, aracı veya diğer özel hukuk kişilerine karşı ileri sürülebilecek talepler birbirinden farklıdır.

    Taşınmaz açık biçimde “Türk vatandaşlığına uygun” bir yatırım olarak pazarlanmış ve yatırımcı bu taahhüde güvenerek taşınmazı satın almış olabilir.

    Taşınmazın gerçekte vaat edilen nitelikleri taşımaması veya vatandaşlık için gerekli yatırım şartlarını karşılamaması halinde sözleşmeye aykırılık hükümleri gündeme gelebilir.

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.112 şöyledir:

    “Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    Somut olayın özelliklerine göre haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme hükümleri de ayrıca değerlendirilebilir.

    Bu nedenle satış sözleşmesi yanında reklamlar, broşürler, proje sunumları, e-postalar, WhatsApp yazışmaları ve taşınmazın vatandaşlık şartlarını karşıladığına ilişkin diğer beyanların korunması önem taşımaktadır.

    XXIV. İHTİYATİ HACİZ VE İHTİYATİ TEDBİR

    Özellikle yüksek miktarlı yatırım uyuşmazlıklarında, yargılama sonunda elde edilecek hükmün fiilen icra edilebilir durumda kalması da önemlidir.

    Şartları mevcutsa para alacağı bakımından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.257 ve devamı kapsamında ihtiyati haciz talep edilebilir.

    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    Uyuşmazlık konusu belirli bir mal veya hakkın korunması gerekiyorsa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.389 ve devamında düzenlenen ihtiyati tedbir hükümleri değerlendirilebilir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir farklı geçici hukuki koruma kurumlarıdır. Somut talebin niteliğine göre doğru hukuki koruma yolunun belirlenmesi gerekir.

    XXV. TÜKETİCİ HUKUKU BOYUTU

    Taşınmazı satın alan kişinin ticari veya mesleki amaçlarla hareket etmemesi halinde, somut işlemin niteliğine göre 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması da gündeme gelebilir.

    Ancak taşınmazın vatandaşlık amacıyla satın alınmış olması tek başına uyuşmazlığı tüketici uyuşmazlığı haline getirmez.

    Tarafların sıfatları, işlemin amacı ve sözleşmenin hukuki niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    XXVI. DOSYADA TOPLANMASI GEREKEN DELİLLER

    Bu tür uyuşmazlıklarda hukuki savunmanın merkezinde yatırım tarihindeki maddi gerçeğin yeniden ortaya konulması bulunmaktadır.

    Bu nedenle özellikle;

    vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin karar,

    vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin karar,

    tebligat evrakı,

    yatırım uygunluk belgesi,

    uygunluk belgesinin iptaline ilişkin işlem,

    tapu senedi ve resmi senet,

    satmama taahhüdüne ilişkin tapu kayıtları,

    satış veya satış vaadi sözleşmesi,

    ekspertiz ve değerleme raporları,

    Tutar Tespit Belgesi,

    döviz alım belgeleri,

    banka dekontları,

    SWIFT kayıtları,

    yatırım dönemindeki banka hesap hareketleri,

    faturalar ve makbuzlar,

    satıcı, müteahhit ve aracılarla yapılan yazışmalar,

    e-posta ve WhatsApp kayıtları,

    vatandaşlığa uygunluk vaadi içeren reklam ve tanıtım materyalleri,

    yatırım bedelinin yatırımcıya geri dönmediğini gösteren banka kayıtları,

    yatırım tarihindeki emsal taşınmaz değerleri

    ve varsa ceza soruşturmasına ilişkin erişilebilir belgeler

    birlikte değerlendirilmelidir.

    Amaç yalnızca çok sayıda belge sunmak değil, yatırım tarihinde gerçekleşen ekonomik işlemi ve yatırımcının bireysel davranışını mümkün olduğunca nesnel delillerle yeniden ortaya koymaktır.

    XXVII. ANAYASA MAHKEMESİ VE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

    Olağan idari yargı yollarının tüketilmesinden sonra, somut olayda Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanında bulunan bir temel hakkın ihlal edildiği ileri sürülebiliyorsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ayrıca değerlendirilebilir.

    Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi belirli bir devletin vatandaşlığını kazanma veya koruma hakkını bağımsız bir hak olarak düzenlememektedir.

    Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında vatandaşlık, kişinin sosyal kimliği ve özel hayatıyla bağlantılı olarak değerlendirilebilmekte; vatandaşlıktan keyfi biçimde mahrum bırakılmanın belirli şartlarda AİHS m.8 kapsamında sorun doğurabileceği kabul edilmektedir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Nationality – ECHR Case-Law Guide:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    Bu başvuru yolları olağan idari yargının yerine geçen yeni bir temyiz aşaması değildir. İhlal edildiği ileri sürülen temel hakkın ve ihlale yol açtığı belirtilen kamusal işlemin somut biçimde ortaya konulması gerekir.

    SONUÇ

    2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna yansıyan soruşturmalar, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin geçmiş tarihli çok sayıda işlemin yeniden incelenmesine neden olmuştur.

    Sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz raporları, taşınmaz değerlerinin gerçeğin üzerinde gösterilmesi, muvazaalı satışlar ve gerçeği yansıtmayan para hareketlerine ilişkin iddialar ciddi niteliktedir. Bununla birlikte vatandaşlık hukuku bakımından toplu ve kategorik varsayımlarla hareket edilmesi mümkün değildir.

    Bir müteahhit hakkında soruşturma yürütülmesi, o müteahhitten taşınmaz satın alan herkesin vatandaşlığı hukuka aykırı şekilde kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

    Bir değerleme raporunun gerçeğe aykırı olduğunun ortaya çıkması da yatırımcının raporun gerçeğe aykırılığını bildiğini tek başına kanıtlamaz.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu iki farklı hukuki mekanizma öngörmektedir.

    TVK m.31, vatandaşlığın ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığın kazanılmasına esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda kazanılması halinde vatandaşlığı kazanma kararının iptalini düzenlemektedir.

    TVK m.40 ise vatandaşlığın kazanılması için gerekli hukuki şartlar oluşmadan verilen kararların, bu durumun sonradan anlaşılması üzerine geri alınmasını düzenlemektedir.

    Bu iki hükmün uygulama alanları birbirinden ayrılmalıdır.

    Özellikle üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen hukuka aykırı işlemlerin bulunduğu dosyalarda, yatırımcının bireysel davranışının ayrıca incelenmesi gerekir.

    Yatırımcı sahte belge sunmamış, gerçeğe aykırı beyanda bulunmamış, ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı olduğunu bilmemiş ve gerçek yatırım bedelini ödemiş olabilir. Böyle bir durumda TVK m.31 kapsamında yatırımcıya isnat edilebilecek yalan beyan veya gizleme fiilinin somut olarak ortaya konulması gerekir.

    Buna karşılık yatırımcının herhangi bir hilesi bulunmasa dahi vatandaşlık kararının verildiği tarihte objektif yatırım şartının gerçekte gerçekleşmediğinin ortaya çıkması halinde TVK m.40 kapsamında farklı bir hukuki değerlendirme gündeme gelebilir.

    Danıştay 10. Dairesinin 2025 tarihli kararları da vatandaşlığın geri alınması bakımından soyut değerlendirmeler yerine somut, yeterli ve ciddi bilgilerin bulunmasının ve vatandaşlığın kazanıldığı tarihte hukuki şartların gerçekten mevcut olup olmadığının incelenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

    Bu nedenle her dosyada;

    yatırım tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat,

    o tarihte geçerli yatırım miktarı,

    taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek piyasa değeri,

    yatırımcının gerçekten ödediği bedel,

    paranın kaynağı ve sonraki hareketleri,

    yatırımcıya doğrudan veya dolaylı herhangi bir bedel iadesi yapılıp yapılmadığı,

    yatırımcının değerleme sürecine müdahalesinin bulunup bulunmadığı,

    üçüncü kişilerin hukuka aykırı fiillerinden haberdar olup olmadığı,

    uygunluk belgesinin hangi maddi verilere dayandığı,

    vatandaşlık başvurusunda verilen beyanların doğruluğu,

    idari işlemin dayandığı somut bilgi ve belgeler

    ve vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin işlemin TVK m.31 veya TVK m.40’tan hangisine dayandığı

    ayrı ayrı incelenmelidir.

    Yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınmasına ilişkin uyuşmazlıklar bu nedenle yalnızca vatandaşlık hukuku kapsamında değerlendirilebilecek uyuşmazlıklar değildir. İdare hukuku, idari yargılama hukuku, gayrimenkul hukuku, borçlar hukuku, tüketici hukuku ve gerektiğinde ceza hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı hukuki uyuşmazlıklardır.

    TD HUKUK VE DANIŞMANLIK

    TD Hukuk ve Danışmanlık; yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığının iptali ve geri alınması, yatırım uygunluk belgesinin iptali, sahte veya gerçeğe aykırı ekspertiz iddiaları, müteahhit ve gayrimenkul şirketleri hakkında yürütülen soruşturmalarla bağlantılı vatandaşlık uyuşmazlıkları ile yatırım nedeniyle doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında hukuki inceleme ve dava takibi gerçekleştirmektedir.

    Bu tür dosyalarda vatandaşlık kararının tek başına incelenmesi çoğu zaman yeterli değildir. İdari işlemin yatırım tarihindeki mevzuat, tapu kayıtları, değerleme raporları, uygunluk belgesi, banka hareketleri, satış sözleşmeleri, taşınmazın yatırım tarihindeki gerçek değeri ve varsa ceza soruşturması belgeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Telefon: 0212 299 44 22

    WhatsApp / Mobil: 0507 475 44 22

    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com

    Web: https://dolgun.av.tr

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM), A2 Blok, No: 206, Bakırköy / İstanbul

    YARARLANILAN KAYNAKLAR

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5901.pdf

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2709.pdf

    2575 sayılı Danıştay Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2575.pdf

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.2577.pdf

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6100.pdf

    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.3.2004.pdf

    6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun:
    https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6502.pdf

    Çiçek Özgür, “Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.75, S.1, 2026, s.741-779:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/article/1710185

    Tam metin:
    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4918969

    Ahmet Dülger, “Taşınmaz Satın Alınmasıyla Türk Vatandaşlığının İstisnai Yoldan Kazanılmasında Değerleme Raporu ve Uygunluk Belgesi Alınması”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2025, s.167-180:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd/article/1600688

    Işıl Egemen Demir, “İdare Hukuku İlkeleri Çerçevesinde Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptali ve Geri Alınması Kavramları”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.139, 2018, s.129-164:
    https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-idare-hukuku-ilkeleri-cercevesinde-turk-vatandasligina-alinma-kararinin-iptali-ve-geri-alinmasi-kavramlari-1807

    Aslı Bayata Canyaş, “Hukuki Şartlar Oluşmadan Verilmiş Olan Türk Vatandaşlığını Kazanma Kararının Geri Alınmasında Süre Sorunu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.114, 2014, s.347-360.

    Esra Dardağan Kibar, “Türk Vatandaşlık Mevzuatı ve Güncel Gelişmeler Işığında Vatandaşlığın Kanuniliği İlkesi”, Milletlerarası Özel Hukukta Güncel Meseleler Sempozyumu, Savaş Yayınları, 2019, s.3-17.

    “Türk Vatandaşlığına Alınma Kararının İptalinde Süre”, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/iumhmohb/article/383774

    “Yabancıların Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Kazanmalarının Hukuki Yönden Değerlendirilmesi ve Yeni Model Önerisi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi:
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/1705055

    Danıştay 10. Daire, E.2022/7637, K.2025/3313, 26.06.2025:
    https://hukas.com.tr/ictihat/danistay/10-daire-2022-7637-esas-2025-3313-karar/aa20d570-25fb-4ee9-a4ec-f174f89cdce8

    Danıştay 10. Daire, E.2021/279, K.2025/3174, 23.06.2025:
    https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1170303600

    T.C. Adalet Bakanlığı, “687 Kişinin Vatandaşlığının İptali İçin Yasal Süreç Başlatıldı”, 04.08.2026:
    https://basin.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-687-kisinin-vatandasliginin-iptali-icin-yasal-surec-baslatildi

    Anadolu Ajansı, “Muvazaalı gayrimenkul satışıyla vatandaşlık sağlayan suç örgütü çökertildi”, 24.09.2025:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muvazaali-gayrimenkul-satisiyla-vatandaslik-saglayan-suc-orgutu-cokertildi/3697125

    Anadolu Ajansı, 2025 tarihli soruşturmanın adli aşamasına ilişkin haber:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/yabancilara-usulsuz-vatandaslik-kazandiran-suc-orgutune-yonelik-operasyonda-yakalanan-113-supheli-adliyede/3699547

    Anadolu Ajansı, “Haksız Türk vatandaşlığı kazandırdığı tespit edilen suç örgütüne operasyon”, 04.08.2026:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/haksiz-turk-vatandasligi-kazandirdigi-tespit-edilen-suc-orgutune-operasyon-/4017632

    Anadolu Ajansı, soruşturmanın 07.08.2026 tarihli adli aşamasına ilişkin haber:
    https://www.aa.com.tr/tr/gundem/-haksiz-yollarla-turk-vatandasligi-kazandirdigi-belirlenen-suc-orgutu-operasyonunda-32-zanli-tutuklandi/4021485

    Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru:
    https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Nationality – ECHR Case-Law Guide:
    https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/nationality

    HUKUKİ BİLGİLENDİRME NOTU

    Bu çalışma 19 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat, yayımlanmış akademik çalışmalar, erişilebilir yargı kararları, resmi makam açıklamaları ve kamuya açık haber kaynakları esas alınarak genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

    Ceza soruşturmalarına ilişkin açıklamalar, ilgili resmi makamların ve haber kaynaklarının kamuoyuna aktardığı iddiaları ifade etmektedir. Soruşturma, gözaltı veya tutuklama kararı kesinleşmiş mahkumiyet hükmü değildir. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir.

    Bir müteahhit, gayrimenkul şirketi, aracı veya değerleme uzmanı hakkında soruşturma yürütülmesi, bu kişilerle işlem yapan her yatırımcının hukuka aykırı biçimde vatandaşlık kazandığı sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Aynı şekilde yatırımcının iyi niyetli olması da vatandaşlık için gerekli objektif hukuki şartların gerçekleşmediği bir durumda vatandaşlığın her koşulda korunacağı anlamına gelmez.

    Her dosyanın yatırım tarihi, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat, yatırımın gerçek ekonomik niteliği, yatırımcının bireysel davranışları, idarenin kendi inceleme süreci ve vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin işlemin kanuni dayanağı dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

    Vatandaşlığın iptali sonrasında malvarlığının tasfiyesine ilişkin TVK m.33 kapsamındaki hukuki rejim, bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır.

    Bu metin somut bir uyuşmazlık bakımından hukuki mütalaa, sonuç garantisi veya kişiye özgü hukuki danışmanlık niteliğinde değildir.

  • İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulüyle İhale ve İptali | 4734 m.21/b, Danıştay Kararları

    İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulüyle İhale ve İptali | 4734 m.21/b, Danıştay Kararları

    İlansız pazarlık usulü ihale nedir? 4734 m.21/b şartları, ihalenin iptali, 5 ve 30 günlük süreler, KİK başvurusu ve Danıştay kararları.

    Kamu ihalelerinde “ilansız ihale”, “21/b ihalesi”, “davet usulü ihale” veya “ilansız pazarlık usulü” ifadeleri sıklıkla aynı anlamda kullanılmaktadır. Ancak 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu bakımından “ilansız ihale” başlı başına bir ihale usulü değildir.

    Hukuken söz konusu olan; belirli şartların gerçekleşmesi halinde pazarlık usulünün uygulanması ve Kanunun izin verdiği bazı pazarlık ihalelerinde ayrıca ilan yapılmamasıdır.

    Özellikle 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesine göre gerçekleştirilen ilan yapılmaksızın pazarlık usulü ihaleler, hem ekonomik büyüklükleri hem de rekabetin yalnızca idarenin davet ettiği firmalar arasında gerçekleşmesi nedeniyle kamu ihale hukukunun en fazla uyuşmazlık doğuran alanlarından biridir. Nitekim Kamu İhale Kurumunun 2025 yılı verilerine göre pazarlık usulüyle gerçekleştirilen kamu alımlarının toplam tutarının yaklaşık %95,42’si 21/b kapsamında gerçekleştirilmiştir. 

    Bu nedenle bir 21/b ihalesinin hukuka uygun olup olmadığı incelenirken sadece “ilan yapıldı mı?” sorusunun sorulması yeterli değildir. Asıl soru şudur:

    İdarenin açık ihale veya belli istekliler arasında ihale yerine istisnai nitelikteki pazarlık usulüne başvurmasını haklı kılan kanuni şartlar gerçekten mevcut mudur?

    Bu yazıda ilan yapılmaksızın pazarlık usulüyle ihale, 4734 sayılı Kanun’un 5, 21, 54, 55, 56 ve 57. maddeleri ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A ve 27. maddeleri çerçevesinde; özellikle ihalenin iptali ve Danıştay kararları yönünden incelenmektedir.

    İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulüyle İhale Ne Demektir?

    4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5. maddesi kamu ihale sisteminin temelini oluşturur. Buna göre idareler;

    saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.

    Aynı maddede açık ihale usulü ile belli istekliler arasında ihale usulünün temel usuller olduğu, diğer ihale usullerinin ise ancak Kanunda belirtilen özel hallerde kullanılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Danıştay da pazarlık usulüne ilişkin uyuşmazlıklarda m.5 ile m.21’i birlikte değerlendirmektedir. 

    Dolayısıyla pazarlık usulü, idarenin serbestçe tercih edebileceği alternatif bir satın alma yöntemi değildir. Kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi gerekir.

    4734 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası ise özellikle şu düzenlemeyi içermektedir: 21/b, 21/c ve 21/f kapsamında gerçekleştirilen ihalelerde ilan yapılması zorunlu değildir. İlan yapılmayan hallerde en az üç istekli davet edilerek yeterlik belgeleri ve fiyat teklifleri birlikte istenir. 

    Burada iki önemli sonuç ortaya çıkar: Birincisi, 21/b kapsamında bir ihalenin ilan edilmemiş olması tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. İkincisi, ilan yapılmıyorsa idare ihaleyi kamuya açmak yerine kendi belirlediği en az üç ekonomik aktörü ihaleye davet eder.

    Bu nedenle 21/b ihalesinde rekabet, açık ihaledeki gibi piyasadaki bütün potansiyel istekliler arasında değil, idarenin davet ettiği firmalar arasında gerçekleşmektedir.

    En Az Üç Teklif mi, Üç Davet mi Gereklidir?

    Bu konuda uygulamada önemli bir yanlış anlaşılma bulunmaktadır. Kanunun aradığı şart en az üç geçerli teklif alınması değildir. En az üç isteklinin davet edilmesi gerekir.

    Örneğin idare altı şirketi davet etmiş ancak yalnızca iki şirket teklif vermiş olabilir. Sırf iki teklif verilmiş olması nedeniyle ihale kendiliğinden hukuka aykırı hale gelmez.

    Kamu İhale Kurulu kararlarında da bu ayrım açık biçimde kabul edilmektedir. Kurul, en az üç isteklinin davet edilmiş olmasını Kanunun aradığı şartın yerine getirilmesi bakımından yeterli değerlendirmektedir. 

    Ancak şeklen üç veya daha fazla şirketin davet edilmiş olması, ihaleyi bütünüyle hukuka uygun hale getirmez. Davet sürecinin 4734 m.5’teki rekabet, eşit muamele ve kaynakların verimli kullanılması ilkelerine uygunluğu ayrıca incelenebilir.

    4734 Sayılı Kanun’un 21/b Maddesi Hangi Durumlarda Uygulanabilir?

    Uygulamadaki asıl uyuşmazlık alanı 4734 sayılı Kanun m.21/b’dir. Mevcut düzenlemeye göre pazarlık usulü;

    • doğal afetler,
    • salgın hastalıklar,
    • can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen haller,
    • yapım tekniği açısından özellik arz eden durumlar,
    • yapı veya can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından ivedilikle yapılması gerektiği idarece belirlenen haller,
    • idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması

    gibi durumlarda ve Kanunun aradığı şartlar çerçevesinde ihalenin ivedi olarak gerçekleştirilmesinin zorunlu olması halinde uygulanabilir. 

    Burada özellikle “ivedilik” kavramı önemlidir. Danıştay, yalnızca idarenin ihaleyi hızlı yapmak istemesini yeterli görmemektedir. İşin niteliği ile 21/b kapsamında gösterilen neden arasında somut bir bağlantının bulunması gerekir.

    Başka bir ifadeyle: “Bu işi hızlı yapmak istiyoruz.” tek başına 21/b gerekçesi değildir. İdarenin; neden, hangi olay nedeniyle, neden şimdi, neden açık ihale yapılamayacak kadar ivedi, işin hangi kısmının acil olduğu sorularına somut cevap verebilmesi gerekir.

    “İvedilik” Tek Başına Yeterli midir?

    Hayır. İdarenin bir işi önemli, faydalı veya öncelikli görmesi ile 4734 m.21/b anlamında hukuki ivedilik aynı kavram değildir. Bu ayrım Danıştay 13. Dairesinin 2024 tarihli çok önemli bir kararında açık biçimde görülmektedir.

    Danıştay 13. Daire E.2024/97, K.2024/676: Kütüphane İhalesinin İptali

    Menemen Belediyesi tarafından “Merkez Kütüphanesi Yapım İşi” 4734 m.21/b kapsamında pazarlık usulüyle ihale edilmişti.

    İdare başlıca;

    • ilçede kütüphane bulunmamasını,
    • eğitim öğretim döneminin yaklaşmasını,
    • yapının teknik özellik taşımasını,
    • kamu yararını

    21/b gerekçesi olarak göstermişti.

    İlk derece mahkemesi bu gerekçeleri yeterli kabul ederek davayı reddetti.

    Ancak Danıştay 13. Dairesi aksi sonuca ulaştı.

    Danıştay, özü itibarıyla kütüphane binası yapımı olan işin hangi bölümlerinin ve neden yapım tekniği açısından özellik arz ettiğinin teknik veri ve belgelerle ortaya konulmadığını belirtti.

    Ayrıca eğitim öğretim döneminin yaklaşıyor olmasını da 21/b anlamında yeterli ve somut bir ivedilik gerekçesi olarak kabul etmedi.

    Sonuç olarak ilk derece mahkemesi kararı bozuldu ve ihale işleminin iptaline karar verildi.  Bu karar 21/b davaları açısından son derece önemlidir. Çünkü Danıştay’ın yaklaşımı şunu göstermektedir: İdarenin ihale onay belgesine “ivedilik”, “kamu yararı” veya “teknik özellik” yazması yeterli değildir. Bu kavramların somut olayda neden gerçekleştiği teknik ve maddi verilerle gösterilmelidir.

    Yapım Tekniği Açısından Özellik Arz Etmesi Nasıl İspatlanmalıdır?

    “İş teknik açıdan özeldir” ifadesi de tek başına 21/b gerekçesi değildir. Danıştay 13. Dairesinin E.2024/97, K.2024/676 sayılı kararında dikkat çektiği önemli noktalardan biri budur. İdare yapının teknik açıdan özel olduğunu ileri sürüyorsa; hangi imalatın özel olduğu,
    hangi teknik gerekliliğin bulunduğu,
    neden olağan bir yapım işi olmadığı,
    özel teknik kapasite gerekip gerekmediği
    gibi hususları açıklayabilmelidir.

    Üstelik idarenin “özel teknik yapı” gerekçesine dayanmasına rağmen davet edilen firmalarda buna uygun özel yeterlik kriterleri aramaması da iddianın inandırıcılığını zayıflatabilir. Danıştay 2024 tarihli kütüphane kararında bu çelişkiye özellikle dikkat çekmiştir. 

    Gerçek Bir Acil Durum Varsa 21/b Hukuka Uygun Olabilir

    21/b’ye karşı açılan her iptal davasının kabul edileceği düşünülmemelidir. Danıştay, somut ve teknik olarak ortaya konulabilen gerçek bir risk bulunduğunda pazarlık usulünü hukuka uygun da bulmaktadır.

    Danıştay 13. Daire E.2021/4793, K.2022/1591: Heyelan ve Can-Mal Güvenliği

    Karayolları Genel Müdürlüğüne ilişkin uyuşmazlıkta bir yol kesiminde heyelan meydana gelmiş, yol trafiğe kapanmış ve can-mal güvenliği açısından ciddi riskler ortaya çıkmıştı.

    İdare daha sonra geoteknik rapor hazırlatmış; raporda şevlerde stabilite sorunları, kaya düşmesi ve trafik güvenliği bakımından somut riskler tespit edilmişti.

    Danıştay;

    • gerçek bir heyelan olayının meydana gelmiş olmasını,
    • can ve mal güvenliği riskini,
    • teknik raporların bulunmasını,
    • yeni heyelan ve kaya düşmesi ihtimalini

    birlikte değerlendirerek 21/b şartlarının gerçekleştiği sonucuna vardı ve ihaleyi hukuka uygun kabul etti. 

    Kararın tam metni: Danıştay 13. Daire E.2021/4793, K.2022/1591⁠

    Bu iki karar birlikte okunduğunda 21/b bakımından oldukça net bir sınır ortaya çıkmaktadır:

    Soyut ivedilik + genel kamu yararı + açıklanmayan teknik özellik → iptal riski yüksek.

    Somut olay + belgelenmiş risk + teknik rapor + can-mal güvenliği + gerçek ivedilik → 21/b uygulanabilir.

    İşin Uzun Sürecek Olması 21/b İhalesini Otomatik Olarak İptal Ettirir mi?

    Hayır. Bu konuda da ihtiyatlı olmak gerekir. İlk derece mahkemeleri bazı uyuşmazlıklarda uzun yapım süresini “ivedilik” iddiasıyla çelişkili bulmuştur. Ancak Danıştay E.2021/4793, K.2022/1591 sayılı kararında 300 günlük iş süresine rağmen gerçek bir heyelan ve can-mal güvenliği riski bulunduğundan 21/b uygulamasını hukuka uygun kabul etmiştir. Dolayısıyla iş süresi önemli bir emaredir ancak tek başına belirleyici değildir.

    Örneğin: “İş 500 gün sürecek, o halde ivedi değildir.”şeklindeki mekanik bir yaklaşım doğru değildir. Daha doğru soru şudur: İşin niteliği dikkate alındığında neden ivedilik vardır ve belirlenen iş süresi bu gerekçeyle tutarlı mıdır?

    İdarenin Kendi Gecikmesi 21/b Gerekçesi Olabilir mi?

    21/b’nin en tartışmalı kullanım alanlarından biri budur. Normal şartlarda önceden bilinen, yıllık olarak tekrar eden veya idarenin planlamasıyla zamanında ihaleye çıkarılabilecek bir ihtiyacın son anda “acil ihtiyaç” haline gelmesi ciddi hukuki tartışma yaratır.

    Örneğin; süresi biteceği uzun süredir bilinen bir hizmet sözleşmesi, her yıl tekrarlanan yemek, taşıma veya personel benzeri ihtiyaçlar, aylar öncesinden bilinen bakım-onarım ihtiyacı, önceden programlanabilir bir bina yapımı bakımından idarenin neden zamanında açık ihaleye çıkmadığının açıklanması gerekir.

    Salt idari takvimin sıkışması veya idarenin daha önce işlem yapmamış olması, tek başına “öngörülemeyen olay” meydana getirmez. Danıştay’ın 21/b içtihadının merkezinde de bu nedenle somut olay, öngörülebilirlik ve gerçek ivedilik ilişkisi bulunmaktadır. 

    Acil Kısım Yerine Çok Daha Büyük Bir İşin 21/b Kapsamına Alınması

    Bir diğer önemli iptal sebebi, gerçekten acil olan ihtiyaçtan daha geniş kapsamlı işlerin aynı 21/b ihalesine dahil edilmesidir.

    Örneğin bir yapının yalnızca belirli bölümünde can ve mal güvenliği riski mevcutken bununla doğrudan bağlantısı bulunmayan kapsamlı yenilemelerin de ilansız pazarlık ihalesine eklenmesi, m.21/b’nin kapsamının aşılması iddiasını gündeme getirebilir. Ancak burada da otomatik bir sonuç yoktur. Danıştay E.2021/4793, K.2022/1591 sayılı heyelan kararında, heyelanın meydana geldiği noktanın dışında kalan yol kesimlerinin de teknik risk taşıdığı raporlarla ortaya konulduğundan daha geniş kapsam hukuka uygun görülmüştür. 

    Bu nedenle iptal incelemesinde şu sorunun sorulması gerekir: İhale kapsamındaki her iş kalemi 21/b’yi doğuran olay ve ivedilik ile makul biçimde bağlantılı mıdır?

    21/c ve 21/f Kapsamında da İlan Yapılmayabilir

    İlansız pazarlık yalnızca 21/b ile sınırlı değildir. 4734 sayılı Kanun’un 21/c bendinde savunma ve güvenlikle ilgili özel durumların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi yapılmasının zorunlu olduğu haller düzenlenmektedir.

    21/f ise belirli parasal sınırın altında kalan mamul mal, malzeme veya hizmet alımlarına ilişkindir.

    1 Şubat 2026-31 Ocak 2027 dönemi bakımından 21/f parasal sınırı 3.406.508 TL olarak belirlenmiştir. Bu tutar her yıl güncellenmektedir. 

    2026 yılı resmi parasal limit tablosu: Kamu İhale Kurumu 2026 eşik değerler ve parasal limitler⁠ için tıklayınız…

    Burada 4734 m.5’teki önemli bir yasak da unutulmamalıdır: İdareler, Kanunda öngörülen parasal limitlerin altında kalmak amacıyla mal veya hizmet alımları ile yapım işlerini kısımlara bölerek Kanunun uygulanmasını bertaraf edemez.

    Dolayısıyla bir ihtiyacın özellikle 21/f sınırının altında tutulması için yapay biçimde parçalara ayrıldığı iddiası ayrıca hukuka aykırılık nedeni oluşturabilir.

    İlan Yapılmadan Yapılan 21/b İhalesi Hangi Nedenlerle İptal Edilebilir?

    İptal davasında yalnızca “ilan yapılmadı” denilmesi çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü Kanun zaten 21/b bakımından ilana zorunluluk getirmemektedir.

    Etkili hukuki denetim daha çok şu başlıklara yönelmelidir:

    1. 4734 m.21/b şartlarının gerçekte oluşmaması.
    2. Somut bir ivedilik bulunmaması.
    3. İhtiyacın önceden öngörülebilir olması.
    4. İdarenin kendi planlama gecikmesini aciliyet gerekçesine dönüştürmesi.
    5. “Yapım tekniği açısından özellik” iddiasının teknik belgeyle desteklenmemesi.
    6. Acil ihtiyaçla ilgisi bulunmayan işlerin ihale kapsamına dahil edilmesi.
    7. En az üç isteklinin davet edilmemesi.
    8. Davet edilen firmalar arasında eşit muamele ilkesinin ihlal edilmesi.
    9. Rekabetin gerçekte oluşturulmamış olması.
    10. Davet sürecinin belirli ekonomik aktörleri avantajlı hale getirecek biçimde yürütülmesi.
    11. Yeterlik ve teklif değerlendirmesinde mevzuata aykırılık bulunması.
    12. İlk ve son fiyat tekliflerine ilişkin m.21 prosedürüne uyulmaması.
    13. Yaklaşık maliyet ve ihale sürecindeki diğer işlemlerin mevzuata aykırı yürütülmesi.
    14. İhalenin 21/f parasal sınırında tutulması amacıyla alımın yapay biçimde bölünmesi.
    15. 4734 m.5’teki saydamlık, rekabet, eşit muamele ve kaynakların verimli kullanılması ilkelerinin ihlal edilmesi.

    Bununla birlikte rekabetin az olması veya yalnızca belirli şirketlerin davet edilmesi tek başına her durumda iptal sonucunu doğurmaz. Öncelikle m.21’in uygulanmasının hukuki sebebi ve ardından davet/teklif sürecinin hukuka uygunluğu incelenmelidir.

    İhaleye Davet Edilen Şirket İptal İçin Ne Yapmalıdır?

    4734 sayılı Kanun’un 54, 55 ve 56. maddeleri özel idari başvuru sistemi öngörmektedir.

    İhale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle hak kaybına veya zarara uğradığını yahut zarara uğramasının muhtemel olduğunu ileri süren aday, istekli veya istekli olabilecekler bakımından şikayet ve itirazen şikayet yolları dava açılmadan önce tüketilmesi gereken idari başvuru yollarıdır. 

    21/b ve 21/c ihalelerinde süre özellikle kısadır. 4734 sayılı Kanun m.55 uyarınca şikayet; hukuka aykırı işlem veya eylemin farkına varıldığı veya farkına varılmış olması gereken tarihi izleyen günden itibaren beş gün içerisinde ve sözleşme imzalanmadan önce ihaleyi yapan idareye yapılmalıdır. 

    Diğer ihale türlerinde genel süre on gündür.

    İdare başvuruyu karara bağladıktan sonra veya kanuni sürede karar vermediğinde, şartları bulunuyorsa Kamu İhale Kurumuna itirazen şikayet yoluna gidilir.

    Kamu İhale Kurulu;

    • ihalenin iptaline,
    • düzeltici işlem belirlenmesine,
    • başvurunun reddine

    karar verebilir.

    İhaleye Hiç Davet Edilmeyen Şirket Ne Yapabilir?

    İlansız pazarlık ihalelerindeki en kritik yargılama meselesi budur.

    Bir şirket ihale konusu alanda faaliyet gösteriyor olabilir. Ancak ihale ilan edilmediği ve şirket davet edilmediği için şirketin ihaleye teklif vermesi veya ihale dokümanına erişerek klasik anlamda “istekli” konumuna gelmesi mümkün olmayabilir.

    Bu durumda:

    Şirket yine de önce idareye şikayet ve KİK’e itirazen şikayet yapmak zorunda mıdır?

    Danıştay’ın cevabı önemli ölçüde hayır yönündedir.

    Danıştay 13. Daire E.2020/3966, K.2021/669

    Danıştay, 21/b kapsamında gerçekleştirilen, ilan yapılmayan ve davet edilmeyenlere ihale dokümanı verilmeyen bir ihalede; davet edilmeyen kişinin 4734 sayılı Kanun anlamında istekli veya istekli olabilecek sıfatını kazanmasının mümkün olmadığını değerlendirmiştir.

    Bu nedenle ilansız pazarlık usulü ihalelerde bu konumdaki kişiler bakımından 4734 sayılı Kanun’daki zorunlu idari başvuru yollarının tüketilmesinin aranmayacağı ve doğrudan iptal davası açılabileceği Danıştay’ın yerleşik içtihadı haline gelmiştir. 

    Danıştay Kararlar Dergisi ilgili karar ve açıklamalar: Danıştay Yargılama Usulü Kararları, Sayı 14⁠ için tıklayınız…

    Bu içtihat ilansız 21/b ihaleleri bakımından son derece önemlidir.

    Çünkü idarenin “sizi zaten ihaleye davet etmedik, dolayısıyla bu ihaleye itiraz hakkınız da yok” biçimindeki bir sonucu hukuken ortaya çıkarması mümkün değildir.

    Davet Edilmeyen Şirketin Dava Açabilmesi İçin İş Deneyim Belgesi Şart mı?

    Danıştay’ın bu konuda da önemli bir yaklaşımı bulunmaktadır.

    İhalenin iptali için dava açan şirketin ihale konusu alanda gerçekten faaliyette bulunduğunu ve ihaleyle arasında güncel, meşru ve makul bir menfaat ilişkisi bulunduğunu ortaya koyması gerekir.

    Ancak bunun mutlaka iş deneyim belgesi ile kanıtlanması gerektiği kabul edilmemektedir.

    Danıştay 13. Dairesinin içtihadına göre faaliyet;

    • fatura,
    • ticaret sicili kayıtları,
    • kapasite raporu,
    • iş deneyim belgesi,
    • diğer hukuken geçerli ticari belgeler

    ile ortaya konulabilir. 

    Dolayısıyla davet edilmeyen şirketin dava stratejisinde yalnızca ihale işleminin hukuka aykırılığı değil, davacının ihale konusu piyasada gerçekten ekonomik faaliyet gösterdiğinin de güçlü biçimde belgelenmesi gerekir.

    İlansız Pazarlık İhalesine Karşı İptal Davası Kaç Gün İçinde Açılır?

    İhale davalarında normal 60 günlük genel idari dava süresi uygulanmaz.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi gereğince, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar ivedi yargılama usulüne tabidir.

    İvedi yargılama usulünde dava açma süresi:

    30 gündür.

    Ayrıca İYUK m.11 uygulanmaz. Yani idareye yapılan genel nitelikte bir “işlemi geri alın” başvurusu, normal idari davalarda olduğu gibi dava açma süresini durdurmaz. Danıştay bu konuda istikrarlı bir yaklaşım sergilemektedir. 

    Bu nedenle özellikle davet edilmeyen bir şirket açısından; “Önce idareye dilekçe vereyim, cevap gelsin, sonra dava açarım.” yaklaşımı ciddi süre kaybına neden olabilir.

    Davet Edilmeyen Şirket Bakımından 30 Gün Ne Zaman Başlar?

    Davet edilmeyen şirkete ihale işlemi zaten bireysel olarak tebliğ edilmemiş olabilir.

    Danıştay, işlemin doğrudan tarafı olmayan ve kendisine yazılı bildirim yapılması gerekmeyen kişilerin açacağı davalarda, işlemin fiilen öğrenildiği tarihin esas alınabileceğini kabul etmektedir. 

    Bu nedenle ihale sonucunun; EKAP’tan,
    sonuç ilanından, basından, idarenin açıklamasından, başka bir resmi kayıttan
    öğrenildiği tarih dava süresinin belirlenmesinde kritik hale gelebilir.

    Dava dosyasında öğrenme tarihini gösteren delilin ayrıca muhafaza edilmesi önemlidir.

    İptal Davasında Hangi İdari İşlem Dava Konusu Edilir?

    Somut duruma göre dava konusu değişebilir. Davet edilmeyen ve 4734 sayılı Kanun’daki zorunlu başvuru sistemine tabi olmayan kişi doğrudan; pazarlık usulüyle gerçekleştirilen ihale işleminin iptalini talep edebilir.

    Buna karşılık şikayet ve itirazen şikayet yollarını tüketmesi gereken istekli bakımından yargısal denetimin konusu çoğu zaman Kamu İhale Kurulu kararı olur. 4734 sayılı Kanun m.57 uyarınca Kurulun nihai kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

    İhale İptal Davasında Hangi Hukuka Aykırılık Unsurları İleri Sürülebilir?

    İYUK m.2/1-a uyarınca idari işlemler; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka uygun olmak zorundadır. 21/b uyuşmazlıklarında özellikle sebep unsuru öne çıkar. İdare “ivedilik”, “öngörülemeyen olay”, “can ve mal güvenliği” veya “yapım tekniği açısından özellik” gerekçesine dayanmıştır.

    Mahkeme ise şu soruyu inceler: İdarenin gösterdiği bu sebep gerçekte mevcut mudur ve 4734 m.21/b kapsamına girmekte midir? Sebep ortadan kalkarsa temel ihale usulünden ayrılmanın hukuki zemini de ortadan kalkabilir. Bunun devamında 4734 m.5’teki rekabet, saydamlık, eşit muamele, kamuoyu denetimi ve kaynakların verimli kullanılması ilkeleri gündeme gelir.

    Yürütmenin Durdurulması İstenebilir mi?

    Evet. İhalenin uygulanmasına başlanmış veya sözleşme aşamasına gelinmiş olması halinde iptal davasıyla birlikte yürütmenin durdurulması talep edilmesi özellikle önem kazanabilir. İYUK m.27 uyarınca yürütmenin durdurulması için iki şartın birlikte bulunması gerekir:

    • idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması,
    • işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zarar doğması.

    İhale davalarının ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle ayrıca özel usul kuralları uygulanır.

    İhale Davalarında İstinaf Var mı?

    İvedi yargılama usulünde normal idari davalardan farklı bir kanun yolu sistemi vardır.

    İYUK m.20/A kapsamındaki ihale davalarında ilk derece mahkemesinin nihai kararına karşı istinaf yolu bulunmaz.

    Karar doğrudan Danıştay’da temyiz edilir.

    Temyiz süresi kararın tebliğinden itibaren 15 gündür. Danıştay’ın ihale uyuşmazlıklarına ilişkin kararlarında bu sistem açıkça uygulanmaktadır. 

    Bu nedenle ihale davalarında hem ilk dava süresi hem de kanun yolu süreleri olağan idari davalara göre çok daha kısadır.

    Sözleşme İmzalandıysa Artık İhalenin İptali İstenemez mi?

    Bu konuda davet edilen istekliler ile ihaleye hiç dahil olamayan üçüncü kişilerin durumunu birbirinden ayırmak gerekir.

    4734 sayılı Kanun’un şikayet ve itirazen şikayet sistemi sözleşme öncesi işletilmek üzere düzenlenmiştir.

    Buna karşılık Danıştay’ın doğrudan dava hakkı tanıdığı ilansız 21/b uyuşmazlıklarında, şirketin ihaleden ancak sonuç aşamasında haberdar olması mümkündür.

    Nitekim Danıştay E.2021/4793, K.2022/1591 sayılı uyuşmazlıkta sözleşme 3 Mart 2021 tarihinde imzalanmış, sonuç ilanı 7 Nisan 2021 tarihinde yayımlanmış ve davacı şirket ihaleyi sonuç ilanıyla öğrendiğini belirterek iptal davası açmıştır. Danıştay uyuşmazlığı esas yönünden incelemiştir. 

    Dolayısıyla “sözleşme imzalandı, artık hiçbir şekilde ihale işlemi dava edilemez” şeklinde genel bir kabul doğru değildir.

    Ancak ihalenin iptalinin daha sonra imzalanmış kamu ihale sözleşmesinin özel hukuk alanındaki sonuçlarına etkisi ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

    İlan Yapılmaksızın Pazarlık Usulü İhale Dosyasında Hangi Belgeler İncelenmelidir?

    Bir 21/b ihalesinin iptalinin değerlendirilmesinde yalnızca ihale kararına bakmak yeterli değildir.

    Özellikle şu belgelerin birlikte incelenmesi gerekir:

    • ihale onay belgesi,
    • 21/b gerekçe raporu,
    • yaklaşık maliyet,
    • teknik raporlar,
    • ihtiyaç tespit tarihleri,
    • davet edilen şirketlerin listesi,
    • davet tarih ve saatleri,
    • EKAP kayıtları,
    • ilk fiyat teklifleri,
    • son yazılı fiyat teklifleri,
    • ihale komisyonu kararları,
    • yeterlik belgeleri,
    • işin süresi,
    • sözleşme,
    • aynı işe ilişkin önceki ihaleler,
    • önceki açık ihalenin bulunup bulunmadığı,
    • aynı idarenin daha önceki 21/b ihaleleri,
    • iş programı,
    • aciliyeti doğurduğu ileri sürülen olaya ilişkin resmi tutanak ve raporlar.

    Özellikle olayın tarihi – 21/b kararının tarihi – davet tarihi – ihale tarihi – sözleşme tarihi – işe başlama tarihi – işin tamamlanma süresi yan yana konulduğunda, idarenin ileri sürdüğü ivediliğin gerçek olup olmadığı çoğu dosyada daha açık görülebilir.

    Bir 21/b İhalesinin İptali İçin En Güçlü Hukuki Argüman Nedir?

    Her dosya kendi şartlarına göre değerlendirilmelidir. Ancak tipik bir 21/b iptal davasının merkezinde şu hukuki kurgu bulunur:

    4734 sayılı Kanun m.5 uyarınca açık ihale ve belli istekliler arasında ihale temel usuldür.

    ↓

    Pazarlık usulü istisnai bir usuldür.

    ↓

    İstisnai usulün uygulanabilmesi için m.21/b şartlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekir.

    ↓

    İdarenin ileri sürdüğü ivedilik, öngörülemezlik, teknik özellik veya can-mal güvenliği gerekçesi somut ve belgelenmiş değildir.

    ↓

    Bu nedenle temel ihale usulünden ayrılmanın hukuki sebebi bulunmamaktadır.

    ↓

    İlan yapılmadan yalnızca idarenin seçtiği şirketler arasında gerçekleştirilen ihale sonucunda m.5’teki rekabet, saydamlık, eşit muamele ve kaynakların verimli kullanılması ilkeleri sınırlandırılmıştır.

    ↓

    İşlem sebep ve devamında konu/maksat unsurları ile 4734 sayılı Kanun’un temel ilkeleri yönünden hukuka aykırıdır.

    ↓

    İhalenin iptali gerekir.

    Danıştay 13. Dairesinin E.2024/97, K.2024/676 sayılı kararı bu yaklaşımın güncel ve güçlü örneklerinden biridir. 

    Her İlansız Pazarlık İhalesi Hukuka Aykırı mıdır?

    Hayır. Bu ayrım özellikle önemlidir.

    4734 sayılı Kanun m.21/b, c ve f ilan yapılmadan pazarlık usulüyle ihale yapılmasına açıkça imkan tanımaktadır.

    Dolayısıyla; “İhale ilan edilmedi, bu nedenle hukuka aykırıdır.” şeklindeki tek başına bir iddia yeterli değildir.

    Nitekim Danıştay da 21/b şartlarının gerçekten gerçekleştiği bir uyuşmazlıkta ilan yapılmamasının Kanuna uygun olduğunu açıkça kabul etmiştir. 

    Hukuki denetimin odak noktası şudur:

    İdare, ilan ve geniş katılım mekanizmasından hangi kanuni sebeple ayrılmıştır ve bu sebep somut olayda gerçekten mevcut mudur?

    Sonuç: 21/b İhalelerinde “İvedilik” Denetlenebilir Bir Hukuki Şarttır

    İlan yapılmaksızın pazarlık usulüyle ihale, idareye sınırsız bir takdir yetkisi tanımaz.

    4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesinde öngörülen şartlar gerçekleşmişse ilan yapılmadan pazarlık ihalesine çıkılması hukuka uygundur. Ancak söz konusu şartlar mevcut değilse, “ivedilik”, “kamu yararı”, “teknik özellik” veya “acil ihtiyaç” gibi genel ifadeler temel ihale usullerinin dışına çıkılması için yeterli değildir.

    Danıştay’ın güncel yaklaşımı da şekli gerekçeden çok somut ve denetlenebilir olgulara yönelmektedir.

    Özellikle Danıştay 13. Daire E.2024/97, K.2024/676 sayılı kararındaki kütüphane ihalesinin iptali ile E.2021/4793, K.2022/1591 sayılı heyelan ihalesinin hukuka uygun bulunması birlikte değerlendirildiğinde temel test oldukça netleşmektedir:

    Gerçek olay var mı? İvedilik gerçekten mevcut mu? İvedilik ile ihale konusu arasında doğrudan bağlantı var mı? İdarenin iddiası teknik ve somut belgelerle ispatlanabiliyor mu? Açık ihale yapılmasını fiilen imkansız veya kamu hizmeti açısından kabul edilemez hale getiren bir durum var mı?

    Bu sorulara ikna edici cevap verilemiyorsa 21/b kapsamında ilan yapılmaksızın gerçekleştirilen pazarlık ihalesi idari yargıda iptal edilebilir.

    İlansız Pazarlık İhalesinin İptali İçin Hukuki Başvuru

    4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki pazarlık ihalelerinde başvuru yolu; başvurucunun ihaleye davet edilip edilmediğine, istekli veya istekli olabilecek sıfatına, sözleşmenin imzalanıp imzalanmadığına ve hukuka aykırılığın öğrenildiği tarihe göre değişmektedir.

    Özellikle 21/b ve 21/c ihalelerinde idareye şikayet süresinin yalnızca beş gün, ihale işlemlerine karşı doğrudan açılacak davalarda ise İYUK m.20/A kapsamında sürenin 30 gün olması nedeniyle dosyanın gecikmeden incelenmesi gerekir.

    İhale onay belgesi, pazarlık gerekçesi, teknik raporlar, davet listesi, EKAP kayıtları ve ihale kronolojisinin birlikte incelenmesi, iptal davasının hukuki temelinin doğru kurulması açısından belirleyicidir.

    Dolğun Hukuk Bürosu ile kamu ihale hukuku, 21/b pazarlık usulü, Kamu İhale Kurumu başvuruları ve ihale iptal davaları konusunda iletişime geçilebilir.

    Bilgilendirme Notu

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kamu ihale uyuşmazlıklarında uygulanacak başvuru yolu ve süre; ihale usulüne, başvurucunun hukuki sıfatına, işlemin öğrenilme tarihine, sözleşmenin durumuna ve somut dosyanın özelliklerine göre değişebilir. Özellikle 4734 sayılı Kanun m.55 ve İYUK m.20/A kapsamındaki kısa süreler nedeniyle somut olay ayrıca değerlendirilmelidir

    Kaynakça

    1. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, özellikle m.5, m.18, m.21, m.54, m.55, m.56 ve m.57, Kamu İhale Kurumu, güncel mevzuat metni.
      https://www.kik.gov.tr/mevzuat.aspx
      Kamu İhale Kurumu, 4734 sayılı Kanunun değişiklikleri işlenmiş güncel metnini resmi mevzuat sayfasında yayımlamaktadır. 
    2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.2, m.20/A ve m.27, 20.01.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazete.
      https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/kanunlar_kararlar/kanuntbmmc065/kanunmgkc065/kanunmgkc06502577.pdf
      İptal davasının hukuki niteliği, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından denetimi ile ihale uyuşmazlıklarındaki yargılama rejimi bakımından temel düzenlemedir. 
    3. Danıştay 13. Daire, E.2024/97, K.2024/676.
      “Merkez Kütüphanesi Yapım İşi” ihalesi; 4734 sayılı Kanun m.21/b kapsamında yapım tekniği açısından özellik ve ivedilik gerekçelerinin somut teknik veri ve belgelerle ortaya konulması gerekliliğine ilişkin karar.
      https://karararama.danistay.gov.tr/getDokuman?arananKelime=ihale&id=1068697600
      Danıştay bu kararda açık ihale ve belli istekliler arasında ihale usullerinin temel usuller olduğunu, pazarlık usulünün ise ancak kanuni şartlar gerçekleştiğinde uygulanabileceğini vurgulamaktadır. 
    4. Danıştay 13. Daire, E.2021/4793, K.2022/1591.
      Heyelan, yol güvenliği, can ve mal güvenliği tehlikesi ve teknik raporlarla ortaya konulan ivedilik bakımından 4734 sayılı Kanun m.21/b’nin uygulanmasına ilişkin karar.
      https://www.danistay.gov.tr/assets/pdf/KararBultenleri/kamuihale/kamu-ihaleleri-uyusmazliklari/esasa-iliskin-kararlar/52/2021-4793.pdf
    5. Danıştay 13. Daire, 24.02.2021 tarih, E.2020/3966, K.2021/669.
      İlan yapılmayan ve davet edilmeyenlere doküman verilmeyen 21/b ihalelerinde, davet edilmeyen kişilerin zorunlu şikayet ve itirazen şikayet yollarına tabi olmaksızın doğrudan dava açabilmesine ilişkin karar. Kararın ilgili bölümü Danıştay’ın Yargılama Usulü Kararları yayınında da yer almaktadır.
      https://danistay.gov.tr/assets/pdf/yayinlar/dergi/2025-02-10-10-00-5292304.pdf 
    6. Danıştay Başkanlığı, Yargılama Usulü Kararları, Danıştay Kararlar Dergisi, Sayı 14.
      İlansız pazarlık usulü ihalelerde dava ehliyeti, “istekli olabilecek” kavramı, faaliyet alanının ispatı ve doğrudan dava açma hakkına ilişkin içtihatlar.
      https://danistay.gov.tr/assets/pdf/yayinlar/dergi/2025-02-10-10-00-5292304.pdf
      Danıştay burada, ihale konusu alanda faaliyetin mutlaka iş deneyim belgesiyle değil; fatura, ticaret sicili, kapasite raporu ve benzeri hukuken geçerli belgelerle de kanıtlanabileceğini belirtmektedir. 
    7. Kamu İhale Kurumu, Kamu İhale Mevzuatı.
      4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, uygulama yönetmelikleri, Kamu İhale Genel Tebliği ve İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik/Tebliğ.
      https://www.kik.gov.tr/mevzuat.aspx 
    8. Kamu İhale Kurumu, 2026 Yılı Eşik Değerler ve Parasal Limitler Karşılaştırmalı Tablosu, Kamu İhale Tebliği 2026/1, 22.01.2026 tarih ve 33145 sayılı Resmi Gazete.
      https://dosyalar.kik.gov.tr/yardim/dokumanlar/2026_Esik_Degerler_Parasal_Limitler_Karsilastirma.pdf
      1 Şubat 2026-31 Ocak 2027 dönemi için 4734 sayılı Kanun m.21/f sınırı 3.406.508 TL olarak belirlenmiştir. 
    9. Kamu İhale Kurumu, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik ve İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ.
      Şikayet, itirazen şikayet, başvuru ehliyeti, süreler ve Kamu İhale Kurulunun inceleme usulü bakımından ikincil mevzuat.
      https://www.kik.gov.tr/mevzuat.aspx