Etiket: murat can dolgun

  • İkbal Avcıları: Prof. Dr. Aydın Gülan’ın Konuşmasının Düşündürdükleri

    İkbal Avcıları: Prof. Dr. Aydın Gülan’ın Konuşmasının Düşündürdükleri

    Murat Can Dolğun | İstanbul Avukatı

    Hukukta makam hırsının bedelini çoğu zaman hak arayan insanlar ödüyor.

    Prof. Dr. Aydın Gülan’ın 11 Ekim 2026 tarihli “İkbal Avcıları” konuşmasını izledim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi olan Aydın Hoca, üzerinde pek konuşmadığımız fakat her çağda bulunan bir insan tipini ele alıyor. Makam isteyen, yükselmek isteyen, bulunduğu yerle yetinmeyen insanı. Daha doğrusu, yükselmek uğruna başkalarının önünü kesmeye razı olanları.

    Aydın Hoca’yı öğrencilik yıllarımdan tanıyorum. Hukuk fakültesinde bizim sınıfımızın idare hukuku derslerine girmiyordu. Buna rağmen teklerde verdiği idare hukuku derslerini takip ederdim. Ayrıca (hafızam bana ihanet etmiyorsa) 2015 yılında başlattığı Hukuk Kültürü Konuşmalarına da katılırdım. Haftalık gerçekleştirilen bu konuşmalar, fakültenin olağan ders programından ayrıydı. Hukuka ilişkin kavramlar, hukukçunun düşünme biçimi ve iyi bir hukukçu (veyahut iyi insan) olabilmek için gerekli nitelikler üzerinde durulurdu. 2018 yılında hukuk fakültesinden mezun oldum. Mezuniyetimden sonra da Hukuk Kültürü Konuşmalarını takip etmeyi sürdürdüm. Pandemi dönemine kadar devam etti bu alışkanlığım. Bugün meslek hayatında karşılaştığım pek çok meseleyi değerlendirirken o konuşmaları daima hatırlıyorum. (Olur mu anımsamamak…)

    İkbal kelimesinin kendisinde bir kötülük yok. Her insan ilerlemek, yaptığı işin karşılığını görmek ister. Bir avukatın bürosunu büyütmesi, bir hakimin mesleğinde yükselmesi, bir savcının daha fazla sorumluluk üstlenmesi veya bir akademisyenin idari görev istemesi kadar tabi bir şey olamaz. Asıl mesele, insanın bu isteklerine ulaşırken nasıl davrandığı. Kendisinden daha başarılı (Aydın Hoca “yetkin” der) birini gördüğünde ne yaptığı. Hak etmediği bir göreve ulaşmak için hangi yollara başvurduğu.. Kendi çıkarıyla mesleğinin gerekleri karşı karşıya geldiğinde hangisini tercih ettiği..

    Aydın Hoca’nın konuşmasındaki en dikkat çekici tespitlerden biri, ikbal avcılarının kendi aralarındaki ilişkileri üzerine. Birbirleriyle yarışan, hatta birbirlerine karşı mücadele eden insanlar, daha nitelikli bir kişi karşılarına çıktığında anlaşabiliyorlar. Dün birbirlerinin yükselmesini engellemek isteyenler, bugün başkasının yükselmesine karşı birlikte hareket edebiliyor. Kişisel menfaatlerin insanları nasıl bir araya getirdiğini anlamak bakımından önemli bir gözlem.

    Hukuk dünyasına bakalım. Bir avukatın mesleki başarısını neyle ölçüyoruz? Üstlendiği dosyalarla mı, yaptığı hukuki çalışmalarla mı, kazandığı davalarla mı? Yoksa tanıdığı insanlarla, katıldığı toplantılarla, sahip olduğu çevreyle mi? Bunların hepsi meslek hayatında belirli ölçüde önem kazanabiliyor. Fakat mesleki yeterliliğin geri plana itilmesi ciddi bir sorun yaratıyor. Özellikle müvekkillerin, hukuki hizmetin niteliğini değerlendirmekte güçlük çektiği bir ortamda.

    Bazı müvekkillerin ilk sorusu, avukatın dosya hakkındaki hukuki görüşü olmuyor. İlgili savcıyı tanıyıp tanımadığını, hakimle görüşüp görüşemeyeceğini, belirli bir kamu görevlisine ulaşıp ulaşamayacağını soruyorlar. Bu soruların kendisi bile hukuk hizmetinin toplumda nasıl algılandığını gösteriyor. Müvekkil, kimi zaman hukuki bilgisinden önce avukatın ilişkilerinden sonuç bekliyor. Daha kötüsü, bu beklentiyi bizzat hukukçular da besleyebiliyor.

    Mesleki tecrübemiz boyunca böyle anlayışlarla karşılaşmamız mümkün. Dosyanın henüz incelenmediği, hukuki ihtimallerin ortaya konulmadığı bir aşamada kişisel ilişkilerden söz edilmesini olağan karşılamamalıyız. Bir avukatın görevi, müvekkilinin haklarını hukuk düzeninin sunduğu imkanlarla korumak. Bunun için bilgi, hazırlık, dikkat ve emek gerekiyor. Kişisel yakınlıkların hukuki güvencenin yerine geçmesi, avukatlık mesleğine duyulan güveni de zedeliyor.

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi, avukatın görevini özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmesini öngörüyor. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları da benzer bir anlayışı benimsiyor. Ne var ki meslek ahlakının gerçek değeri, günlük uygulamada ortaya çıkıyor. Müvekkile karşı dürüst davranmak, meslektaşın emeğine saygı göstermek, üstlenilen işi gereken dikkatle yürütmek. Bunların hiçbiri gösterişli işler sayılmaz. Oysa mesleğe duyulan güveni sağlayan da bunlar.

    Avukatlar arasındaki rekabetin de üzerinde durmak gerekiyor. Aynı alanda çalışan iki avukatın birbirleriyle rekabet etmesi son derece doğal. Ancak bu rekabetin mesleki yeterlilik üzerinden yürütülmesi beklenir. Başka bir avukatın itibarını zedelemek, onun hakkında dayanaksız iddialar yaymak veya müvekkilini elde etmek için meslektaşını kötülemek, meslek ahlakıyla bağdaşmıyor. Bir başkasının başarısını sürekli kendi başarısızlığımızın sebebi olarak görmeye başlarsak, mesleki gelişimimiz de bundan etkilenir.

    Üstelik mesele yalnızca bürolar arasındaki rekabetle sınırlı kalmıyor. Bir hukuk bürosunun kendi içindeki ilişkileri de aynı anlayışla değerlendirilmeli. Genç avukatların emeklerinin karşılığını alabilmesi, stajyerlerin mesleği öğrenebileceği bir ortamda çalışması, görevlerin hakkaniyetli biçimde dağıtılması gerekiyor. Kendi bürosunda bu hususları gözetmeyen bir avukatın başka kurumlarda liyakat araması ne kadar inandırıcı olabilir? Önce kendi davranışlarımızı değerlendirmeliyiz.

    Hakimlik mesleğine geldiğimizde sorumluluk daha da ağırlaşıyor. Hakim, önüne gelen uyuşmazlıkta karar verirken sahip olduğu yetkinin sınırlarını bilmek zorunda. Kararın taraflarından birinin ekonomik gücü, toplumsal konumu veya kamudaki ilişkileri, hukuki değerlendirmeyi etkilememeli. Anayasa’nın 138. maddesindeki hakim bağımsızlığı güvencesinin günlük hayattaki anlamı da burada ortaya çıkıyor.

    Bir hakimin mesleğinde ilerlemek istemesi anlaşılır. Ancak terfi beklentisinin, vereceği kararlara etkide bulunma ihtimali üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Özellikle kamuoyunun yakından takip ettiği davalarda hakimin karşı karşıya kalabileceği baskılar çeşitleniyor. Böyle durumlarda önündeki dosyayla sınırlı kalabilmek, kararını delillere ve hukuka dayandırabilmek büyük önem taşıyor. Hukukçunun bağımsızlığı, en çok güç kararlar karşısında sınanıyor.

    Cumhuriyet savcıları bakımından da benzer sorular gündeme geliyor. Soruşturmanın genişliği, şüpheli sayısı veya kamuoyunda yarattığı ilgi, tek başına mesleki başarının göstergesi olabilir mi? Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi, Cumhuriyet savcısına maddi gerçeği araştırma ve şüphelinin lehine olan delilleri de toplama yükümlülüğü yüklüyor. Çok temel. Dolayısıyla, bir savcının ikbal saikiyle bir komedyenin yalnızca aleyhine delil topluyor ve delilleri onlara işkence edercesine değerlendiriyor olmaması beklenir. Mesleki başarıyı yalnızca alınan Adalet Bakanlığı üst düzey memurlukları yahut Başsavcı makamlarıyla değerlendiren bir anlayışın, hukukçuluğun amacıyla bağdaşması güç.

    Burada insanın kendisine sorması gereken bir soru var: Yanıldığımızı kabul edebiliyor muyuz? Avukat olarak ileri sürdüğümüz hukuki görüşün eksik olduğunu, savcı olarak değerlendirdiğimiz delilin başka türlü yorumlanabileceğini, hakim olarak benimsediğimiz yaklaşımın isabetli olmayabileceğini kabul etmek kolay mı? Mesleki olgunluğun önemli göstergelerinden biri de bu. İnsanın kendi kanaatini yeniden değerlendirebilmesi.

    Konuşmayı dinlerken aklıma gelen Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nde geçen, “bir yargı mensubunun görevi sırasında sergilediği davranış kadar, meslek dışındaki ilişkilerinin yargıya duyulan güven üzerindeki etkisi”. Bu hususu özellikle önemsiyorum. Çünkü bir hakimin veya savcının kişisel ilişkilerinin, taraflar bakımından nasıl bir görünüm oluşturduğu da yargıya duyulan güveni etkileyebilir. Tarafsızlığın korunması, belirli davranışlardan kaçınmayı gerektirebilir.

    Aydın Hoca’nın konuşmasını dinlerken akademik hayatı da düşündüm. Üniversitelerdeki yükselme ve görevlendirme süreçleri, yıllardır tartışılıyor. Bir araştırmacının bilimsel çalışmaları yerine kişisel ilişkilerinin belirleyici hale gelmesi, yalnızca o araştırmacıyı ilgilendirmiyor. Hukuk öğrencilerinin; geleceğin hukukçularının aldığı eğitimi, bilimsel üretimin niteliği ile üniversitenin ve Türk adalet sisteminin geleceğini de etkiliyor.

    Üniversitenin başarılı bir araştırmacıya ihtiyacı var. Bilimsel görüşünü gerekçelendirebilen, araştırma yapan, öğrencisine zaman ayıran, meslektaşlarıyla tartışabilen bir akademisyene. Bu niteliklerin akademik yükselme süreçlerinde yeterince dikkate alınmaması, bilimsel hayatın gelişmesini de güçleştirir. Daha genç ve başarılı bir araştırmacının ilerlemesini engellemek isteyen kişinin, bulunduğu kuruma ne kazandırdığı da ayrıca sorgulanmalı.

    Aydın Hoca’nın idare hukuku derslerini ve Hukuk Kültürü Konuşmalarını hatırlamamın sebeplerinden biri de bu. Her iki çalışmanın biçimi farklıydı. İdare hukuku derslerinde hukuki kurumları ve kavramları ele alırken, Hukuk Kültürü Konuşmalarında daha geniş meseleler üzerinde düşünme imkanı bulurduk. Hukuk dilinin önemi, kavramların anlamı, hukukçunun zihinsel gelişimi ve mesleki yeterliliğin bilgiyle ilişkisi bu konuşmaların kapsamındaydı. Öğrencilik yıllarımda bu çalışmaların değerini hissediyordum. Mesleğe başladıktan sonra ise bazı düşüncelerin uygulamadaki karşılığını daha açık biçimde görmeye başladım. Bir hukukçunun düşüncesini nasıl oluşturduğu, farklı görüşlere ne kadar tahammül ettiği, kendi fikrini hangi gerekçelerle savunduğu da önemli. Hukuk eğitiminin bu yönü üzerinde daha fazla durmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Konuşmanın sonunda önem kazanan kavram ise gayret. Aydın Hoca, nitelikli insanların ikbal avcıları karşısında geri çekilmemesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımın üzerinde durmaya değer. Çünkü mesleki yeterliliği bulunan kişilerin görev almaktan kaçınması, kurumların işleyişini de etkileyebilir. İyi yetişmiş bir avukatın baro çalışmalarına katılması, nitelikli bir akademisyenin idari sorumluluk üstlenmesi, meslek hayatına ilişkin tartışmalara katkı sunması önem taşıyor.

    Fakat gayretin sınırlarını da konuşmalıyız. İnsan kendi hakkını ararken başkalarının hakkını gözetmek zorunda. Her mücadeleyi haklı görmek mümkün değil. Mesleki yükselme arzusuyla hareket eden herkesin de ikbal avcısı sayılması doğru olmaz. Böyle bir nitelendirme, kişinin somut davranışları üzerinden yapılmalı. Aksi halde bu kavramın kendisi de insanları haksız yere suçlamak için kullanılabilir.

    Üstelik insanları değerlendirirken kestirmeye gitmek gibi bir alışkanlığımız var. Bir hukukçunun önemli bir göreve gelmesi, geniş bir çevreye sahip olması veya kısa sürede mesleğinde ilerlemesi, onun hakkında olumsuz bir kanaat oluşturmak için yeterli sayılamaz. Başarıya ulaşan kişinin hangi şartlarda çalıştığını, ne kadar emek verdiğini ve hangi sorumlulukları üstlendiğini bilmeden hüküm vermek kolay. Söylentilerin yerini somut bilgiler, kişisel kanaatlerin yerini dikkatli değerlendirmeler almalı. Özellikle hukukçuların bu ayrımı gözetmesi gerekiyor. Başkalarının davranışlarını eleştirirken kendi gözlemlerimizin sınırlarını da bilmeliyiz. Her gördüğümüzden sonuç çıkaramayız; her duyduğumuzu doğru kabul edemeyiz. İkbal avcılığı kavramını yerli yerinde kullanmak, haksız ithamlardan kaçınmayı da gerektiriyor. Aksi halde eleştirdiğimiz davranışlara, bu kez eleştiri adına kendimiz başvurmuş oluruz.

    Bütün bu sorunları kişilerin iyi niyetine bırakmak da yeterli görünmüyor. Kurumların objektif değerlendirme ölçütlerine, şeffaf görevlendirme süreçlerine ve etkili denetime ihtiyacı var. Bir göreve kimin getirileceği konusunda açık ölçütler bulunması, ilgili kişilerin bu ölçütlere göre değerlendirilmesi ve kararların gerekçelendirilebilmesi gerekiyor.

    Hukuk mesleklerinde liyakatten söz ederken meslektaşlık ilişkilerimizi de gözden geçirmeliyiz. Başarılı bir genç avukata imkan tanımak, bir stajyerin çalışmasına değer vermek, meslektaşımızın doğru bir hukuki görüşünü kabul etmek, bir akademisyenin bilimsel başarısını takdir etmek… Bunlar büyük fedakarlıklar gerektirmiyor. Yine de zaman zaman bunları yapmakta zorlanıyoruz. Çünkü başkasının başarısını kabullenmek, kendi eksikliklerimizle de yüzleşmeyi gerektirebiliyor.

    İkbal avcılarından söz ederken insanın kendisini bu tartışmanın dışında tutması kolay. Başkalarının makam hırsını, kibirli davranışlarını, çıkar ilişkilerini uzun uzun anlatabiliriz. Peki kendi davranışlarımız? Bir meslektaşımız başarılı olduğunda ne düşünüyoruz? Bizden daha genç bir hukukçu daha iyi bir hukuki değerlendirme yaptığında bunu kabul edebiliyor muyuz? Bir göreve bizden daha uygun kişinin getirilmesini içtenlikle destekleyebiliyor muyuz? İnsanın kendisine yönelteceği sorular da bunlar olmalı.

    Aydın Hoca’nın konuşmasını değerli bulmamın başat sebebi, bu soruları yeniden kişisel gündemime getirmesi. Hukuk dünyasında makam ve unvanların önemi yadsınamaz. Ancak bunların nasıl elde edildiği, o görevlerin nasıl yerine getirildiği ve başkalarının haklarına ne ölçüde saygı gösterildiği üzerinde daha fazla düşünmeliyiz.

    Meslek hayatı boyunca pek çok dosya sonuçlandıracağız. Davalar kazanacağız, kaybedeceğiz. Kimi zaman haklı olduğumuzu düşündüğümüz halde beklediğimiz sonucu alamayacağız. Bazen başkalarının bizden önce ilerlediğini göreceğiz. Bazen de bizim önümüze fırsatlar çıkacak. İşte bütün bu aşamalarda nasıl davrandığımız, mesleki kimliğimiz hakkında sahip olduğumuz unvanlardan daha fazla şey söyleyebilir.

    Hukuk dünyasının ihtiyacı, nitelikli insanların gayret göstermesi kadar, o gayretin hakkını teslim edebilen kurumlar. Bu sorumluluk yalnızca hakimlere, savcılara, avukatlara veya akademisyenlere ait görünmüyor. Hepimizin payı var.

    Ve sonunda yine aynı soru:

    Mesleğimizde hangi makama ulaştık?

    Daha da önemlisi,

    o makama nasıl ulaştık?

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    E-posta:

    Av.muratcandolgun@gmail.com


    Kaynak ve Öneriler

    Gülan, Aydın, İkbal Avcıları, 11 Ekim 2026, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Keşşaf Topluluğu, UKDA, Ankara. Konuşmanın video kaydı.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türk Yargı Etiği Bildirgesi, 06.03.2019 tarihinde kabul edilmiş, 14.03.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Resmi metin.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi, 15.10.2025 tarihli ve 2025/1269 sayılı Genel Kurul Kararı. Rehber.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Budapeşte İlkeleri ve Diğer Yargı Etiği Belgeleri. Yargı Etiği Sayfası.

    Türkiye Barolar Birliği, Avukatlık Meslek Kuralları. Meslek Kuralları.

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 34; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 160; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 70 ve m. 138.

    Yayın Notu ve İletişim

    İşbu metin, hukuk mesleklerinde liyakat, meslek ahlakı ve kurumsal sorumluluk üzerine kişisel değerlendirmeler içeriyor. Herhangi bir kişi veya kurum hakkında somut bir hukuka aykırılık isnadı amacı taşıdığını doğrudan reddeder.

    TD Hukuk ve Danışmanlık
    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Bakırköy/İstanbul
    Telefon: +90 212 299 44 22

  • BAT Payment Order Procedure 2026 | Basketball Claims

    BAT Payment Order Procedure 2026 | Basketball Claims

    DOLGUN ACADEMY | SPORTS LAW RESEARCH

    BAT Payment Order Procedure 2026: How to Recover Basketball Debts of Up to EUR 25,000

    Murat Can Dolgun, Attorney at Law
    Dolgun Academy – TD Law Firm
    29 October 2026

    The 2026 Arbitration Rules of the Basketball Arbitral Tribunal (BAT), effective from 1 January 2026, introduced important changes to the recovery of contractual monetary claims involving professional basketball players, coaches, agents and clubs. The principal-claim threshold for the Payment Order Procedure (POP) increased from EUR 15,000 to EUR 25,000. The procedure also became available against individual respondents, including players, coaches and agents, subject to the other requirements of Article 19.[1][2]

    For a player owed several salary instalments by a Turkish club, this development may create an additional contractual dispute-resolution route. Its practical value depends on the arbitration agreement, the evidence establishing the debt, procedural deadlines, the costs of a possible objection and the enforceability of the resulting order.

    This analysis examines BAT jurisdiction, the 2026 amendments, the payment order application, the 14-day objection period, the transition to ordinary arbitration, FIBA sanctions and enforcement of foreign arbitral awards in Türkiye, with illustrations relevant to international basketball contracts.

    1. What Is the Basketball Arbitral Tribunal (BAT)?

    The Basketball Arbitral Tribunal is an independent arbitral institution officially recognised by FIBA. Established in 2006 under the name FIBA Arbitral Tribunal (FAT), it provides a specialised framework for resolving contractual disputes in professional basketball. Claims may arise between players, clubs, coaches and agents, provided there is a valid arbitration agreement covering the dispute.[1][3]

    The seat of BAT arbitration is Geneva, Switzerland. In ordinary proceedings, a sole arbitrator appointed by the BAT President decides the dispute. Article 15.1 of the BAT Rules provides for a decision ex aequo et bono, based on general considerations of justice and fairness, unless the parties expressly and specifically agree otherwise.

    BAT jurisdiction ordinarily follows from a written agreement to arbitrate. The international nature of a contract, a player’s citizenship or the fact that one contracting party is a Turkish basketball club does not independently establish BAT jurisdiction. The applicable mandatory rules and the arbitrability of the dispute may also require examination.

    For disputes involving a Turkish club, the relationship between BAT arbitration, any competent national forum and Turkish Basketball Federation procedures must be determined by the contract and the relevant regulatory framework.

    2. BAT Arbitration Rules 2026: The Main Amendments

    Article 19 governs the Payment Order Procedure. The BAT’s official information notice identifies two significant extensions of the procedure in 2026: a higher monetary ceiling and the possibility of proceeding against an individual respondent.[2]

    Issue 2025 2026
    Maximum principal claim EUR 15,000 EUR 25,000
    Eligible respondent Legal entity Legal entity or individual
    Claimant’s processing fee EUR 1,000 EUR 1,000
    Objection period 14 days 14 days

    The EUR 25,000 ceiling applies to the principal amount claimed. Article 19.2.1 expressly excludes interest and late-payment penalties from this calculation. For instance, an eligible EUR 24,000 principal claim may be accompanied by a properly substantiated claim for contractual interest. The legal basis and amount of the additional claim remain subject to examination.

    When payment is claimed in another currency, the exchange rate applicable to the principal threshold is determined by reference to the date of filing of the Payment Order Request.

    Article 19.3.1 also allows the BAT President to scrutinise the claim for abusive use of POP. Deliberate fragmentation of a larger debt may create procedural and substantive risks, including questions concerning waiver and the scope of the claim subsequently pursued.

    3. The Legal Requirements for a BAT Payment Order Request

    3.1. Express Agreement to the Payment Order Procedure

    Article 19.2.1 requires an agreement between the parties specifically covering the Payment Order Procedure and the claim concerned. A conventional clause referring disputes to BAT arbitration should therefore be examined for the additional consent required for POP.

    BAT publishes an official model clause for parties who wish to permit both ordinary arbitration and payment order proceedings under Article 0.3 of the 2026 Rules. The validity and scope of any subsequent agreement must be assessed in the circumstances of the particular contract.[1]

    3.2. A Monetary Claim

    Eligible claims may include outstanding salaries, due contractual bonuses, agreed agent commissions and certain repayment obligations. Their enforceability depends on the contract and the applicable legal framework. Requests seeking sporting registration, transfer clearance or a declaration of contractual status fall outside the monetary scope of POP.

    3.3. Principal Amount of No More Than EUR 25,000

    The principal amount must satisfy the threshold at the time of filing. Although Article 19.3.1 regulates the amount that may be granted where a higher principal is requested, counsel should also consider the express Article 19.2.1 requirements, the prohibition of abuse and any potential consequences of pursuing only part of a larger claim.

    3.4. One Claimant and One Respondent

    A single claimant may submit a Payment Order Request against a single respondent. Several players asserting separate claims against a club cannot simply combine those claims into one POP application. The ordinary BAT procedure has its own framework for multiple parties and consolidation.

    3.5. Claims Must Arise from an Appropriate Legal Relationship

    POP does not permit the aggregation of multiple claims derived from different legal relationships. Several unpaid salary instalments under one contract may be considered together, whereas a player’s salary debt and an agent’s debt arising from a separate representation agreement require an independent examination.

    4. What Documents Are Required to Support the Claim?

    The application should allow the BAT President to identify the contracting parties, the arbitration agreement, the sum due and the source of the respondent’s alleged obligation. Useful documents include the signed player or coaching agreement, amendments, remuneration schedule, payment confirmations, bank statements, relevant invoices, written demands for payment and correspondence acknowledging outstanding instalments.

    Particular care should be taken with net and gross remuneration, tax allocation, signing bonuses, performance-related payments, accommodation allowances and partial payments. The sporting name of a Turkish club may differ from the legal entity that signed the contract. Identifying the proper debtor is essential.

    English is BAT’s working language. Article 4.2 provides that documents submitted in another language must be accompanied by a certified English translation unless the arbitrator decides otherwise.

    The model clauses and the 2026 Rules also address communications to designated email addresses, which can be important when assessing proper notice and the right to be heard.[1][2]

    5. How to File a BAT Payment Order Request

    Step 1 – Verify jurisdiction and eligibility. Examine the written BAT agreement, express consent to Article 19, the amount and nature of the principal debt, the number of parties and the source of the claim.

    Step 2 – Prepare and submit the Payment Order Request (POR). Article 19.2.2 provides for filing through BAT’s official online platform. The information and supporting documents specified by the platform must be supplied. The official BAT process page contains the filing guidance.[1][4]

    Step 3 – Pay the EUR 1,000 processing fee. Under Article 19.2.3, the claimant pays a non-reimbursable processing fee. If payment is not completed within a final deadline set by the BAT Secretariat, the POR is deemed withdrawn.

    Step 4 – Preliminary examination by the BAT President. The President reviews compliance with Article 19.2, public policy compatibility and potential abuse of the procedure. Additional information may be requested.

    Step 5 – Provisional Payment Order. If the applicable requirements are satisfied, the BAT President issues a Provisional Payment Order to the extent authorised by the Rules. A refusal to issue the provisional order terminates the POP proceedings and is not subject to appeal under Article 19.3.3. The claimant may still pursue an ordinary Request for Arbitration for the same claim, subject to jurisdiction and other requirements.

    Step 6 – Objection by the respondent. The respondent may object within 14 days following receipt of the provisional order and must pay the prescribed EUR 1,000 handling fee within that same period. Both procedural acts matter.[1]

    6. What Happens if the Respondent Does Not Object?

    Article 19.4.1 provides for issuance of a Final Payment Order upon the claimant’s request where the respondent fails to object in time or fails to pay the handling fee within the prescribed period, provided the BAT President is satisfied that the applicable requirements are met.

    Where a partial payment has been made after the provisional order, the claimant may request partial confirmation reflecting the outstanding balance.

    If the claimant confirms that no final order is sought, or fails to request one within a final deadline established by the Secretariat, the Payment Order Request is deemed withdrawn and the provisional order loses effect.

    Article 19.4.4 states that a Final Payment Order has the effects of a final and binding arbitral award between the parties. Its practical recovery value must be considered alongside the rules for enforcement in the jurisdiction where the debtor’s assets are located.

    7. Objections and the Transition to Ordinary BAT Arbitration

    A respondent who submits a timely objection and pays the required handling fee proceeds to the advance-on-costs stage under Article 19.5.

    The BAT Secretariat sets the applicable advance. The parties’ compliance with their payment obligations determines the further procedural route.

    Procedural Situation Consequence
    Respondent fails to pay its advance-on-costs share within the final deadline. Objection is deemed withdrawn. The claimant may request a Final Payment Order under Article 19.5.2.
    Respondent pays its share; claimant fails to pay its share within the final deadline. POR is deemed withdrawn, provisional order loses effect and the respondent receives the refunds specified in Article 19.5.3.
    Full advance on costs is paid. The Secretariat fixes a time limit for the claimant to submit an ordinary Request for Arbitration.
    Claimant files the ordinary Request for Arbitration in time. POP ends, the provisional order loses effect and ordinary BAT arbitration commences.
    Claimant fails to submit the ordinary request within the final deadline. POR is deemed withdrawn. The provisional order loses effect and applicable refunds are governed by Article 19.5.4.

    Where ordinary arbitration commences in accordance with Article 19.5.5, the commencement date is deemed to be the date on which the BAT Secretariat received the original Payment Order Request. The effect of this rule on any limitation period should be analysed by reference to the relevant governing law.

    The ordinary proceedings are then governed by Articles 1 to 18 of the BAT Rules, including provisions on the statement of claim, defence, evidence, costs and arbitral awards.

    8. Costs of the Payment Order Procedure

    The claimant must pay a EUR 1,000 non-reimbursable processing fee. A respondent wishing to object must submit the objection and pay a EUR 1,000 handling fee within the prescribed period, subject to the specific refund arrangements in Article 19.5.

    For the provisional order stage, Article 19.3.1 limits the contribution towards a claimant’s legal fees and other expenses, excluding the processing fee, to EUR 1,000.

    The costs of ordinary arbitration after a valid objection may be substantially different, including an advance on costs and other fees under the applicable provisions.

    A EUR 1,000 filing fee represents 25% of a EUR 4,000 principal claim. The same fee is proportionately smaller for a EUR 24,000 principal claim.

    Before commencing the procedure, the creditor should examine the available evidence, the debtor’s assets, the risk of objection and the likely cost of enforcement.

    The general BAT fee schedule under Article 17.1 should be read separately from the special POP rules. In ordinary arbitration, the final allocation of costs and any contribution towards reasonable legal fees are determined under Articles 17.2 to 17.4.[1]

    9. Six Examples Involving Players, Clubs and Agents

    Example 1 – EUR 21,000 in Unpaid Salary Owed by a Turkish Club

    A foreign basketball player has two unpaid salary instalments under one contract with a Turkish club. The agreement contains an effective BAT-POP clause. Subject to the other Article 19 conditions, the player may submit a Payment Order Request. The player’s foreign citizenship is not itself a condition for POP.

    Example 2 – EUR 22,000 in Agent Commission

    An agent claims a due commission from an individual player under a single representation agreement. The 2026 extension to individual respondents may permit POP, provided that the agreement covers this procedure and the commission is legally recoverable.

    Example 3 – EUR 18,000 in Principal Plus EUR 5,000 in Interest

    The principal amount is within the EUR 25,000 ceiling. Interest is excluded from the principal threshold, although the claim for interest must remain properly documented and legally supportable.

    Example 4 – EUR 33,000 in Outstanding Player Salary

    The claimed principal exceeds the Article 19.2.1 threshold. The claimant should examine ordinary BAT arbitration or another competent forum. Any proposal to claim only part of the debt warrants a careful examination of potential procedural and substantive consequences.

    Example 5 – General BAT Clause Without Express POP Consent

    The player is owed EUR 9,000, but the contract refers only to ordinary BAT arbitration. The Article 19 consent requirement has to be separately established, including whether there is any subsequent valid agreement authorising POP.

    Example 6 – Club Claim Against an Individual Player

    A club seeks EUR 12,000 pursuant to a contractual repayment provision signed by a player. Individual respondents are covered by the 2026 procedure.

    The club must nevertheless establish a valid POP agreement, a monetary debt and the remaining procedural conditions. Any disputed penalty or repayment provision requires its own substantive analysis.

    10. Legal Effect and Enforcement of a Final Payment Order

    A Final Payment Order has the effects of a final and binding arbitral award between the parties under Article 19.4.4. This status is relevant to international enforcement and any applicable FIBA compliance mechanisms.

    Where the debtor fails to comply, a creditor may examine two distinct routes.

    FIBA Sporting Measures: A request for sporting sanctions may be available under the applicable FIBA Internal Regulations. Depending on the debtor and the relevant requirements, such measures can include restrictions on the registration of new players by a club or other sanctions contemplated by FIBA rules. A separate request and regulatory assessment are required.[3][5]

    Enforcement Against Assets: Where the debtor holds attachable assets in Türkiye, the creditor must examine the recognition and enforcement of a foreign arbitral award under the applicable legal regime.

    Sporting measures and execution against assets serve different legal purposes and involve different authorities.

    11. Enforcement of BAT Awards in Türkiye

    Because BAT proceedings are seated in Geneva, Switzerland, a final BAT award presented for enforcement in Türkiye raises questions concerning foreign arbitral awards.

    The principal instruments are the 1958 New York Convention on the Recognition and Enforcement of Foreign Arbitral Awards and Turkish Law No. 5718 on Private International Law and International Civil Procedure (MÖHUK), Articles 60 to 63.[6][7]

    Türkiye applies the New York Convention subject to reciprocity and commercial-relationship reservations. The characterisation of the underlying basketball contract therefore matters. The Convention’s applicability and the residual role of Law No. 5718 must be examined in each case.

    Under Article 60(1) of Law No. 5718, foreign arbitral awards that are final and enforceable, or binding on the parties, may be enforced in Türkiye.

    The competent court examines the applicable statutory or treaty-based requirements. Relevant grounds may concern the validity and scope of the arbitration agreement, proper notice, the right to be heard, arbitrability, public policy and the award’s binding effect.

    In a POP case, evidence that the parties specifically agreed to Article 19 and that the respondent received proper notice and had the prescribed opportunity to object may be particularly important.

    The classification of a Final Payment Order under the BAT Rules is a significant starting point for the enforcement analysis; the Turkish court retains its statutory role in examining enforceability.

    The court’s review is restricted to the applicable recognition and enforcement framework. Reconsideration of the contractual merits is generally outside the permissible scope of such proceedings. Where provided by the governing framework, issues such as public policy and arbitrability may be examined by the court of its own motion.

    12. Which Turkish Court Has Jurisdiction?

    Article 60(2) of Law No. 5718 provides that enforcement may be sought before the court of first instance at a place agreed by the parties in writing.

    In the absence of such an agreement, territorial jurisdiction follows the debtor’s domicile in Türkiye, then the place where the debtor resides, and finally the location of property capable of being subjected to enforcement.

    Whether the case falls within the subject-matter jurisdiction of the Asliye Hukuk Mahkemesi (Civil Court of First Instance) or the Asliye Ticaret Mahkemesi (Commercial Court of First Instance) requires consideration of the nature of the underlying dispute and the applicable Turkish procedural law.

    Article 61 of Law No. 5718 addresses the documents accompanying an application for enforcement, including the arbitration agreement, the binding or enforceable award and the duly certified translations required by law.

    The documentary requirements and refusal grounds under Articles IV and V of the New York Convention must also be considered where that Convention governs.

    Once an enforcement order has been obtained, any compulsory execution against assets proceeds under the applicable Turkish enforcement and bankruptcy legislation.

    13. Drafting Basketball Contracts: Key Issues to Address

    When drafting a professional basketball agreement, the dispute-resolution clause should clearly identify the intended BAT procedure.

    The model clause in Article 0.3 of the 2026 Rules is a relevant official reference for contracts that permit both ordinary arbitration and POP.[1]

    The agreement should accurately identify each legal party and its authorised signatories, designate reliable notification email addresses, specify the payment currency and due dates, and define the treatment of taxes, bonuses, advance payments and any other remuneration.

    Parties should also examine the scope of any interest or penalty provision, applicable mandatory law, any restrictions associated with the legal nature of the player’s services and the enforceability of the arbitration clause.

    Clear drafting can materially reduce later disputes about jurisdiction and the amount due.

    14. Frequently Asked Questions

    Must a basketball player be foreign to use BAT POP?
    Nationality does not by itself determine access to POP. The written arbitration agreement, express consent to the procedure and other Article 19 conditions are decisive.

    Does the EUR 25,000 ceiling include interest?
    Interest and late-payment penalties are excluded from the principal threshold. Their legal basis and calculation remain subject to examination.

    What if the respondent misses the 14-day objection deadline?
    The claimant may seek a Final Payment Order, subject to the President’s review and the requirements of Article 19.4.

    What if an objection is submitted without the required fee?
    Article 19.3.4 provides that the objection is deemed withdrawn if the EUR 1,000 handling fee is not paid within the prescribed period.

    Does a valid objection immediately start ordinary BAT arbitration?
    The advance-on-costs stage must be completed and the claimant must submit an ordinary Request for Arbitration within the applicable time limit.

    Can a Final Payment Order be executed directly against Turkish assets?
    The relevant foreign-award enforcement regime and the necessary Turkish judicial proceedings must be examined before compulsory execution.

    Will the club immediately face a FIBA registration ban?
    FIBA sanctions require the applicable regulatory conditions and a separate procedure.

    Do the 2026 Rules apply to contracts signed before 2026?
    Article 20.1 states that the Rules apply to Requests for Arbitration and Payment Order Requests received by the Secretariat on or after 1 January 2026. The existence of valid contractual consent to POP must still be established.

    15. Conclusion

    The 2026 BAT Payment Order Procedure provides a specialised route for defined monetary claims arising within professional basketball.

    The increase of the principal threshold to EUR 25,000 and the inclusion of individual respondents extend the range of potential cases. The 14-day objection period and the rules on advances on costs make close attention to procedural requirements indispensable.

    For basketball players, coaches, agents and clubs contracting with Turkish or foreign counterparties, a careful assessment should cover the written BAT-POP clause, the existence and maturity of the debt, available documents, applicable time limits, procedural costs and the prospects of recovering assets in the relevant country.

    Where Türkiye is the intended place of enforcement, the analysis must also address the New York Convention, Law No. 5718 and the classification of the underlying contractual dispute under Turkish law.

    References and Further Reading

    [1] Basketball Arbitral Tribunal, BAT Arbitration Rules, effective 1 January 2026, especially Arts. 0.3, 1, 4, 9, 15, 17, 19 and 20. Official rules (PDF).

    [2] Basketball Arbitral Tribunal, Information on New BAT Rules, 2026, pp. 1-2. Official information notice (PDF).

    [3] FIBA, Basketball Arbitral Tribunal: Institutional Overview and Frequently Asked Questions. FIBA BAT overview.

    [4] FIBA, BAT Process, Model Arbitration Clauses and Payment Order Procedure Resources. Official BAT process page.

    [5] FIBA, BAT Sanctions, current 2026 materials. Official FIBA sanctions information.

    [6] UNCITRAL, Convention on the Recognition and Enforcement of Foreign Arbitral Awards, New York, 10 June 1958, especially Arts. I-V. Convention text and information.

    [7] Republic of Türkiye, Law No. 5718, Law on Private International Law and International Civil Procedure, particularly Arts. 60-63. Official Turkish legislation portal.

    Murat Can Dolgun, Attorney at Law

    TD Law Firm | Dolgun Academy
    World Trade Center, Block A2, Floor 5, Office 206
    Bakirkoy, Istanbul, Türkiye
    Phone: +90 212 299 44 22

    Legal Information Notice: This article is provided for general legal and academic information and reflects sources reviewed as at 29 October 2026. It does not constitute legal advice concerning any specific matter, a guarantee of an outcome or the establishment of an attorney-client relationship. The validity of any arbitration agreement, jurisdiction, limitation periods, procedural deadlines, applicable law and enforceability must be assessed in the circumstances of each dispute. The current official BAT, FIBA and Turkish legal materials should be reviewed before taking procedural action.

  • BAT 2026: 25.000 Euroya Kadar Basketbol Alacakları

    BAT 2026: 25.000 Euroya Kadar Basketbol Alacakları

    DOLĞUN AKADEMİ | SPOR HUKUKU ARAŞTIRMALARI

    BAT 2026 Ödeme Emri Usulü: 25.000 Euroya Kadar Basketbolcu Alacakları Nasıl Tahsil Edilir?

    Av. Murat Can Dolğun
    Dolğun Akademi – TD Hukuk ve Danışmanlık
    29 Ekim 2026

    Basketball Arbitral Tribunal (BAT) tarafından 1 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe konulan tahkim kuralları, profesyonel basketbolcuların, antrenörlerin, menajerlerin ve kulüplerin sözleşmeden doğan alacaklarının tahsili bakımından önemli değişiklikler içermektedir.

    Özellikle Payment Order Procedure (POP) olarak adlandırılan ödeme emri usulünde asıl alacak bakımından öngörülen parasal sınırın 15.000 eurodan 25.000 euroya yükseltilmesi, bu usulün uygulama alanını genişletmiştir. Ayrıca gerçek kişilere karşı da ödeme emri talebinde bulunulabilmesi mümkün hale gelmiştir.

    Bu incelemede BAT’ın hukuki niteliği, 2026 yılı değişiklikleri, tahkim anlaşmasının önemi, ödeme emri başvurusunun şartları, borçlunun itiraz hakkı, yargılama giderleri, olağan tahkim yargılamasına geçiş ve yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tenfizi ele alınmaktadır.

    1. Basketbol Tahkim Mahkemesi (BAT) Nedir?

    Basketball Arbitral Tribunal, basketbol faaliyetlerinden kaynaklanan sözleşmesel uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesi amacıyla kurulmuş, FIBA tarafından tanınan bağımsız bir tahkim kurumudur. İlk olarak 2006 yılında FIBA Arbitral Tribunal adıyla faaliyet göstermeye başlamıştır.

    BAT’ın tahkim yeri Cenevre, İsviçre’dir. Olağan tahkim yargılamasında uyuşmazlık, BAT Başkanı tarafından görevlendirilen tek hakem tarafından karara bağlanır.

    BAT Tahkim Kuralları’nın 15. maddesi uyarınca taraflar aksini açıkça kararlaştırmadıkça uyuşmazlık ex aequo et bono esasına göre, yani hakkaniyet ve adalet değerlendirmeleri çerçevesinde çözümlenir.

    BAT’ın yetkisi kural olarak taraflar arasında yapılmış yazılı bir tahkim anlaşmasına dayanır. Basketbolcu ile kulüp arasındaki sözleşmenin yabancılık unsuru taşıması tek başına BAT’ın yetkisini doğurmaz. Tahkim şartının geçerliliği, kapsamı ve uyuşmazlığın tahkime elverişliliği ayrıca incelenir.

    Türkiye Basketbol Federasyonunun görev ve yetkileri ile BAT’ın tahkim yetkisi farklı hukuki düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın hangi merci önünde ileri sürülebileceği, sözleşme ve uygulanabilir düzenlemeler esas alınarak belirlenir.

    2. BAT 2026 Tahkim Kurallarıyla Neler Değişti?

    1 Ocak 2026 tarihli kuralların 19. maddesi, ödeme emri usulüne ilişkin temel düzenlemeleri içermektedir. Öne çıkan değişiklikler şöyledir:

    Konu 2025 2026
    Asıl alacak üst sınırı 15.000 EUR 25.000 EUR
    Borçlunun niteliği Tüzel kişi Gerçek veya tüzel kişi
    Başvuru ücreti 1.000 EUR 1.000 EUR
    İtiraz süresi 14 gün 14 gün

    25.000 euroluk üst sınır, asıl alacak üzerinden hesaplanmaktadır. Faiz ve geç ödeme cezaları bu sınırın hesabına dahil edilmez. Örneğin 24.000 euro asıl alacak ile sözleşmeden kaynaklanan faiz birlikte talep edilebilir. Faizin hukuki dayanağı ve hesaplanması ayrıca denetlenir.

    Asıl alacağın farklı bir para birimi üzerinden kararlaştırıldığı durumlarda ödeme emri talebinin yapıldığı tarihteki döviz kuru esas alınır.

    2026 düzenlemesinin önemli sonuçlarından biri, kulüplerin sporculara karşı ileri sürdüğü uygun nitelikteki para alacaklarının da ödeme emri usulüne konu edilebilmesidir. Bunun için taraflar arasında geçerli bir ödeme emri usulü anlaşması bulunmalıdır.

    3. BAT Ödeme Emri Usulüne Başvurmanın Şartları

    BAT Tahkim Kuralları m. 19.2.1 kapsamında başvurunun kabul edilebilirliği bakımından aşağıdaki şartlar birlikte değerlendirilir.

    3.1. Taraflar arasında özel bir tahkim anlaşması bulunmalıdır

    Taraflar, BAT’ın ödeme emri usulünü uyuşmazlıklarına uygulanabilir kılan bir anlaşma yapmış olmalıdır.

    Genel BAT tahkim şartının varlığı, ödeme emri usulünü kendiliğinden uygulanabilir hale getirmez. Sözleşmede BAT Tahkim Kuralları’nın 19. maddesinde düzenlenen usulün kabul edildiği açıkça belirtilmelidir.

    BAT’ın 2026 tarihli resmî model tahkim şartı, olağan tahkim ile ödeme emri usulünü birlikte düzenlemektedir. Bu nedenle sözleşmenin imzalanması aşamasında tahkim şartının kapsamının dikkatle belirlenmesi gerekir.

    3.2. Talep para alacağına ilişkin olmalıdır

    Ödenmemiş ücret, sözleşmesel prim, muaccel komisyon ve belirli geri ödeme borçları usulün kapsamına girebilir.

    Transfer izninin verilmesi, sporcu lisansının düzenlenmesi veya sözleşmenin geçerli olduğunun tespiti gibi parasal edim dışındaki talepler bu usulün kapsamı dışında kalır.

    3.3. Asıl alacak 25.000 euroyu aşmamalıdır

    Başvuru tarihi itibarıyla asıl alacağın 25.000 euro sınırını karşılaması gerekir. BAT Başkanı, başvurunun kötüye kullanma oluşturup oluşturmadığını da değerlendirir.

    Örneğin 35.000 euro tutarındaki bir alacağın yalnızca ödeme emri prosedüründen yararlanmak amacıyla kısımlara ayrılması hukuki risk doğurabilir. Böyle bir durumda talep hakkının kapsamı, olası feragat sonuçları ve olağan BAT tahkiminin uygulanabilirliği ayrıca incelenmelidir.

    3.4. Tek başvurucu ve tek karşı taraf bulunmalıdır

    Ödeme emri talebi tek bir başvurucu tarafından tek bir karşı tarafa yöneltilir. Birden fazla oyuncunun ayrı sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarını aynı ödeme emri dosyasında ileri sürmesi bu usulün şartlarına uygun olmayabilir.

    3.5. Farklı hukuki ilişkilerden doğan talepler birleştirilmemelidir

    Aynı oyuncu sözleşmesinden doğan birden fazla ücret taksiti birlikte talep edilebilir. Buna karşılık sporcu sözleşmesinden kaynaklanan ücret ile ayrı bir menajerlik sözleşmesine dayanan komisyon alacağı farklı hukuki ilişkiler kapsamında değerlendirilir.

    4. Basketbolcu Alacaklarında Hangi Belgeler Gereklidir?

    Ödeme emri başvurusunun hazırlanmasında alacağın varlığı, tutarı, muacceliyeti ve borçlu kişinin kimliği açık biçimde ortaya konulmalıdır.

    Özellikle profesyonel sporcu sözleşmesi ve ekleri, imzalı sözleşme değişiklikleri, ödeme takvimi, banka hesap hareketleri, ödeme ihtarları, kulüple yazışmalar ve varsa borç ikrarı niteliğindeki belgeler incelenmelidir.

    Sözleşmede net veya brüt ücret belirlenmiş olması, vergisel yükümlülüklerin dağılımı, imza parası, performans primi, konaklama giderleri ve benzeri edimlerin hukuki niteliği alacak miktarını etkileyebilir.

    BAT Kuralları’nın 4. maddesi uyarınca çalışma dili İngilizcedir. İngilizce dışındaki belgeler bakımından usulün gerektirdiği tasdikli tercümeler hazırlanmalıdır.

    Ayrıca sözleşmede gösterilen elektronik posta adresleri ve bildirim hükümleri incelenmelidir. Usulüne uygun bildirim ve hukuki dinlenilme hakkı, özellikle ileride Türkiye’de tenfiz talep edilmesi halinde önem taşır.

    5. BAT Ödeme Emri Başvurusu Nasıl Yapılır?

    Birinci aşama – Yetki ve talep incelemesi: Tahkim anlaşması, POP’a ilişkin özel kabul, alacağın muacceliyeti, asıl alacak tutarı ve tarafların hukuki statüsü değerlendirilir.

    İkinci aşama – Başvurunun hazırlanması: Payment Order Request (POR), BAT’ın resmî çevrim içi başvuru sistemi üzerinden sunulur. Başvuru formunda istenen bilgiler ve belgeler eklenir.

    Üçüncü aşama – Başvuru ücretinin yatırılması: Başvurucu, 1.000 euro tutarındaki iadesiz işlem ücretini öder. BAT Sekreteryasının belirlediği kesin süre içinde ödeme yapılmaması halinde başvuru geri çekilmiş sayılır.

    Dördüncü aşama – BAT Başkanının incelemesi: BAT Başkanı, 19.2. maddede düzenlenen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kamu düzenine uygunluğu ve başvuru hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığını değerlendirir.

    Beşinci aşama – Geçici ödeme emri: Şartların gerçekleşmesi halinde Provisional Payment Order düzenlenir. Başkan, gerekli gördüğü hallerde taraflardan ek bilgi isteyebilir.

    Altıncı aşama – Borçlunun itirazı: Borçlu, geçici ödeme emrinin kendisine ulaşmasından itibaren 14 günlük süre içinde itirazda bulunabilir. Aynı süre içinde öngörülen 1.000 euro tutarındaki itiraz işlem ücretini ödemesi gerekir.

    6. Borçlu İtiraz Etmezse Kesin Ödeme Emri Nasıl Düzenlenir?

    BAT Tahkim Kuralları’nın 19.4.1. maddesi, kesin ödeme emrinin düzenlenmesini özel olarak hükme bağlamıştır.

    Borçlunun süresinde itiraz etmemesi veya itiraz için öngörülen 1.000 euro tutarındaki ücreti yatırmaması halinde, alacaklının talebi üzerine BAT Başkanı tarafından kesin ödeme emri düzenlenebilir.

    Kesin ödeme emri verilmesi alacaklının talebine bağlıdır. BAT Başkanı, gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca değerlendirir.

    Borçlu geçici ödeme emrinden sonra kısmi ödeme yapmışsa kesin ödeme emrinin kalan alacak üzerinden düzenlenmesi talep edilebilir.

    Alacaklının kesin ödeme emri talep etmemesi veya Sekreterya tarafından belirlenen kesin süreyi geçirmesi halinde başvuru geri çekilmiş sayılır ve geçici ödeme emri hüküm ifade etmez.

    BAT Tahkim Kuralları m. 19.4.4 uyarınca kesin ödeme emri, taraflar arasında kesin ve bağlayıcı hakem kararı etkisi doğurur.

    7. Borçlunun İtirazı ve Olağan Tahkim Yargılamasına Geçiş

    Borçlunun 14 günlük süre içinde itiraz ederek 1.000 euro işlem ücretini yatırması halinde BAT Sekreteryası tahkim masraf avansını belirler.

    Bu aşamada tarafların masraf avansına ilişkin yükümlülüklerini süresinde yerine getirmesi uyuşmazlığın sonraki aşamasını belirler.

    Usuli durum Hukuki sonuç
    Borçlu, masraf avansı payını kesin sürede ödemez. İtiraz geri çekilmiş sayılır. Alacaklının talebi üzerine kesin ödeme emri gündeme gelir.
    Borçlu kendi payını öder, alacaklı kendi payını kesin sürede ödemez. Ödeme emri talebi geri çekilmiş sayılır. Geçici ödeme emri hüküm ifade etmez.
    Masraf avansının tamamı yatırılır. Alacaklıya olağan tahkim başvurusu yapması için süre verilir.
    Alacaklı olağan tahkim başvurusunu süresinde sunar. Ödeme emri usulü sona erer ve olağan BAT tahkim yargılaması başlar.
    Alacaklı belirlenen sürede olağan tahkim başvurusunu sunmaz. Talep geri çekilmiş sayılır ve geçici ödeme emri hüküm ifade etmez.

    BAT Tahkim Kuralları m. 19.5.5 gereğince olağan tahkim yargılamasına geçilmesi halinde tahkimin başlangıç tarihi, ilk ödeme emri talebinin BAT Sekreteryasına ulaştığı tarih olarak kabul edilir.

    Bu düzenleme özellikle sürelerin korunması bakımından önem taşıyabilir. Bununla birlikte zamanaşımı ve hak düşürücü süreler üzerindeki etkiler, somut olaya uygulanacak hukuk çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

    8. BAT Tahkiminde Başvuru Ücreti ve Yargılama Giderleri

    Ödeme emri talebinde 1.000 euro tutarında iadesiz işlem ücreti öngörülmüştür. Borçlunun itirazında da 1.000 euro tutarında işlem ücreti uygulanır.

    Geçici ödeme emri kapsamında alacaklının avukatlık ücreti ve diğer giderlerine ilişkin katkı tutarı, başvuru işlem ücreti hariç olmak üzere, 1.000 euro ile sınırlandırılmıştır.

    Örneğin 4.000 euro tutarındaki alacak için 1.000 euro işlem ücreti önemli bir maliyet oluşturabilir. 24.000 euro tutarındaki alacakta ise başvuru giderinin alacak miktarına oranı daha düşüktür.

    Hukuki yol belirlenirken borçlunun malvarlığı, tahsil ihtimali, itiraz olasılığı ve tenfiz giderleri de dikkate alınmalıdır.

    İtiraz üzerine olağan tahkim yargılamasına geçildiğinde ayrıca masraf avansı ve uygulanabilir diğer tahkim giderleri ortaya çıkabilir.

    9. Basketbolcu, Menajer ve Kulüpler Bakımından Örnek Uyuşmazlıklar

    Örnek 1 – Türk kulübünden ücret alacağı

    Yabancı basketbolcunun Türk kulübünden 21.000 euro tutarında ödenmemiş ücreti bulunmaktadır. Tarafların sözleşmesinde BAT ödeme emri usulüne ilişkin geçerli tahkim şartı yer almaktadır. Alacağın aynı sözleşmeden kaynaklanması ve diğer şartların gerçekleşmesi halinde POP başvurusu yapılabilir.

    Örnek 2 – Menajer komisyonunun ödenmemesi

    Basketbol menajerinin bir oyuncudan 22.000 euro tutarında muaccel komisyon alacağı bulunmaktadır. 2026 düzenlemesi gerçek kişilere karşı başvuruyu da kapsamaktadır. Bu sebeple yazılı POP anlaşmasının ve diğer şartların varlığı halinde menajerin ödeme emri usulüne başvurması mümkün olabilir.

    Örnek 3 – Asıl alacak ve faiz

    18.000 euro tutarındaki asıl alacağa 5.000 euro faiz eklenmiştir. Asıl alacak 25.000 euro sınırı içerisinde kalmaktadır. Faiz talebinin hukuki dayanağı, hesabı ve muacceliyet koşulları ayrıca incelenir.

    Örnek 4 – 33.000 euro tutarında alacak

    Basketbolcunun 33.000 euro ücret alacağı bulunmaktadır. POP bakımından asıl alacak sınırı aşılmaktadır. Alacağın niteliğine ve sözleşmedeki yetki şartına göre olağan BAT tahkimi veya uygulanabilir diğer hukuki yollar değerlendirilmelidir.

    Örnek 5 – Genel BAT tahkim şartı

    Sözleşmede genel BAT tahkim şartı bulunmasına rağmen ödeme emri usulüne özgü anlaşma yer almamaktadır. Bu durumda POP bakımından özel rıza şartının gerçekleşip gerçekleşmediği incelenir. Sonradan yapılmış geçerli bir anlaşmanın bulunması da araştırılabilir.

    Örnek 6 – Kulübün sporcuya karşı alacağı

    Kulüp, oyuncunun sözleşmeden doğan 12.000 euro tutarındaki geri ödeme borcunu talep etmektedir. 2026 kuralları gerçek kişi borçlulara karşı başvuruyu mümkün kıldığından, tahkim anlaşması ve diğer usuli şartlar gerçekleşmişse ödeme emri talebinde bulunulabilir.

    10. BAT Kesin Ödeme Emrinin Hukuki Niteliği ve İcra Edilebilirliği

    BAT Tahkim Kuralları m. 19.4.4 uyarınca kesin ödeme emri taraflar arasında kesin ve bağlayıcı hakem kararı etkisine sahiptir.

    Bu nitelendirme, kararın uygulanmasına ilişkin olarak farklı ülkelerde yürütülecek tanıma ve tenfiz süreçleri bakımından önem taşımaktadır.

    Borçlunun kesin ödeme emrine uymaması durumunda başvurucu, uygulanabilir FIBA düzenlemeleri çerçevesinde sportif yaptırımların uygulanmasını talep etme imkanını değerlendirebilir.

    FIBA iç düzenlemeleri kapsamında gerekli şartların gerçekleşmesi halinde kulüpler bakımından yeni oyuncu tesciline ilişkin yaptırımlar gündeme gelebilir. Bu yaptırımlar ayrı başvuru ve değerlendirme süreçlerine tabidir.

    Alacaklının borçlunun Türkiye’deki malvarlığına yönelmesi bakımından ise yabancı hakem kararının tenfizine ilişkin kurallar ayrıca uygulanır.

    11. BAT Hakem Kararlarının Türkiye’de Tenfizi

    BAT tahkim yeri Cenevre olduğundan, bu tahkim yargılaması sonucunda verilen kararların Türkiye’de icra edilebilirliği bakımından yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hukuk kuralları önem taşır.

    Başlıca hukuki kaynaklar, 10 Haziran 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkındaki New York Sözleşmesi ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 60 ila 63. maddeleridir.

    MÖHUK m. 60/1 uyarınca kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir.

    New York Sözleşmesi kapsamında Türkiye’nin karşılıklılık ve ticari uyuşmazlıklara ilişkin çekinceleri bulunmaktadır. Sporcu sözleşmesinin hukuki niteliği ve uyuşmazlığa uygulanacak tenfiz rejimi, bu çekinceler de dikkate alınarak belirlenmelidir.

    Tenfiz yargılamasında tahkim anlaşmasının geçerliliği, savunma hakkına riayet edilip edilmediği, kararın bağlayıcılığı, tahkime elverişlilik ve kamu düzeni ile ilgili ret sebepleri gündeme gelebilir.

    Özellikle ödeme emri usulünde borçluya yapılan bildirimin geçerliliği, itiraz hakkını kullanabilmesi için tanınan süre ve POP’a yönelik sözleşmesel rıza önemlidir.

    Türk mahkemesinin yabancı hakem kararını denetleme yetkisi, uygulanabilir tenfiz rejiminde öngörülen sınırlar çerçevesinde kullanılır. Kamu düzeni ve tahkime elverişlilik yönünden resen inceleme yapılması da gündeme gelebilir.

    12. Türkiye’de Tenfiz Davası Hangi Mahkemede Açılır?

    MÖHUK m. 60/2 uyarınca yabancı hakem kararının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir.

    Taraflar arasında böyle bir anlaşma bulunmuyorsa aleyhine tenfiz talep edilen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, bulunmaması halinde sakin olduğu yer, bu da mevcut değilse icraya konu edilebilecek malvarlığının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

    Somut uyuşmazlıkta asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki görev ilişkisi, hukuki ilişkinin niteliği ve uygulanabilir usul hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

    MÖHUK m. 61 kapsamında tenfiz talebinde tahkim anlaşması, hakem kararı ve bunların usulüne uygun onaylanmış tercümeleri gibi belgelerin sunulması gerekir.

    New York Sözleşmesi m. IV ve V hükümleri ile MÖHUK m. 60-62 birlikte incelenmelidir. Kararın Türkiye’de tenfizinden sonra cebri icra işlemleri, ilgili mevzuatın öngördüğü usul çerçevesinde yürütülür.

    13. Basketbolcu Sözleşmelerinde Tahkim Şartı Nasıl Düzenlenmelidir?

    Profesyonel basketbolcu sözleşmesinin hazırlanması sırasında uyuşmazlık çözüm kaydına özel önem verilmelidir.

    BAT’ın olağan tahkim yetkisi ile ödeme emri usulüne ilişkin kabulün açık biçimde düzenlenmesi, tarafların tam hukuki unvanlarının gösterilmesi, geçerli bildirim adreslerinin belirlenmesi ve ücretin muacceliyet koşullarının yazılması ileride doğabilecek uyuşmazlıkları azaltabilir.

    Tarafların tahkim anlaşmasının kapsamını, sözleşmenin tabi olduğu emredici hukuk kurallarını ve uluslararası tahkime elverişlilik koşullarını ayrıca değerlendirmesi gerekir.

    BAT tarafından yayımlanan 2026 tarihli model tahkim şartı, sözleşme hazırlanırken esas alınabilecek resmî kaynaklar arasındadır.

    14. Sıkça Sorulan Sorular

    BAT’a başvurmak için basketbolcunun yabancı olması gerekir mi?
    BAT’ın yetkisi ve POP şartları bakımından yazılı tahkim anlaşmasının kapsamı esas alınır. Sporcunun vatandaşlığı tek başına belirleyici değildir.

    25.000 euro sınırına faiz dahil midir?
    Asıl alacak sınırı hesaplanırken faiz ve geç ödeme cezaları hariç tutulur. Faiz talebinin dayanağı ayrıca değerlendirilir.

    14 günlük itiraz süresi geçirilirse ne olur?
    Kurallardaki diğer şartların gerçekleşmesi halinde alacaklının talebi üzerine kesin ödeme emri düzenlenmesi gündeme gelir.

    Borçlu itiraz ücretini yatırmazsa hangi sonuç doğar?
    BAT Tahkim Kuralları m. 19.3.4 uyarınca süresinde ödeme yapılmaması halinde itiraz geri çekilmiş sayılır.

    İtiraz üzerine olağan tahkim yargılaması kendiliğinden başlar mı?
    Masraf avansına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve alacaklının belirlenen sürede olağan tahkim başvurusunu sunması gerekir.

    BAT ödeme emri Türkiye’de doğrudan icra edilebilir mi?
    Yabancı hakem kararının Türkiye’de cebri icraya konu edilmesi bakımından uygulanabilir tenfiz rejimi ve gerekli yargısal işlemler değerlendirilmelidir.

    2026 kuralları daha önce imzalanmış sözleşmelere uygulanabilir mi?
    BAT Tahkim Kuralları m. 20.1 uyarınca 1 Ocak 2026 ve sonrasında Sekreterya tarafından alınan başvurular bakımından 2026 kuralları uygulanır. Eski tarihli sözleşmelerde POP’a özgü geçerli anlaşmanın varlığı ayrıca araştırılır.

    15. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

    BAT’ın 2026 tarihli tahkim kuralları, basketbol sözleşmelerinden kaynaklanan belirli para alacaklarının tahsili bakımından yeni imkanlar sağlamaktadır.

    Asıl alacak sınırının 25.000 euroya yükseltilmesi, gerçek kişilere karşı ödeme emri talebinin mümkün hale gelmesi ve 14 günlük itiraz süresi, ödeme emri usulünün temel özellikleridir.

    Başvurunun başarıyla yürütülmesi, tahkim anlaşmasının kapsamına, alacağın hukuki niteliğine, belgelerin yeterliliğine, sürelerin korunmasına ve kararın icra edilebilirliğine bağlıdır.

    Türkiye’deki basketbol kulüpleri, profesyonel basketbolcular, antrenörler ve menajerler bakımından sözleşme hazırlama aşamasından alacakların tahsiline ve yabancı hakem kararlarının tenfizine kadar uzanan süreçlerin birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

    Kaynakça ve İleri Okumalar

    [1] Basketball Arbitral Tribunal, BAT Arbitration Rules, 1 January 2026, özellikle m. 0.3, 1, 4, 9, 15, 17, 19 ve 20. Resmî kurallar.

    [2] Basketball Arbitral Tribunal, Information Notice Regarding New BAT Rules 2026. 2026 değişikliklerine ilişkin açıklama.

    [3] FIBA, Basketball Arbitral Tribunal – Official Process and Model Arbitration Clauses. BAT süreçleri ve örnek tahkim şartları.

    [4] FIBA, BAT Sanctions. Resmî yaptırım bilgileri.

    [5] UNCITRAL, Convention on the Recognition and Enforcement of Foreign Arbitral Awards, New York, 10 June 1958. New York Sözleşmesi.

    [6] 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, özellikle m. 1 ve 60-63. Mevzuat Bilgi Sistemi.

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık | Dolğun Akademi
    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat: 5, No: 206
    Bakırköy / İstanbul
    Telefon: +90 212 299 44 22

    Hukuki Bilgilendirme Notu: Bu çalışma 29 Ekim 2026 tarihi itibarıyla incelenen mevzuat ve resmî kaynaklara dayanmaktadır. Akademik ve genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda tahkim anlaşmasının geçerliliği, yetkili merci, uygulanacak hukuk, başvuru süreleri, alacağın tahsil kabiliyeti ve tenfiz şartları ayrıca değerlendirilmelidir. Metin belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya sonuç taahhüdü içermez.

  • Soybağı Tespiti Davası 2026: DNA, Vatandaşlık ve Nüfus

    Soybağı Tespiti Davası 2026: DNA, Vatandaşlık ve Nüfus

    DOLĞUN AKADEMİ · AİLE HUKUKU · VATANDAŞLIK HUKUKU · MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK

    Soybağı Tespiti Davası (2026): DNA Delili, Yurt Dışında Doğan Çocuklar, Türk Vatandaşlığı ve Nüfus Kaydının Düzeltilmesi

    Bir kişinin gerçek annesini veya babasını hukuk düzeni önünde ortaya koymak, bazen yalnızca bir DNA incelemesi değil; onlarca yıllık nüfus arşivini, iki ülkenin hukukunu, eski vatandaşlık kayıtlarını, kesinleşmiş mahkeme kararlarını ve önceki davalarda alınmış biyolojik örnekleri birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

    Temel mesele şudur: Biyolojik akrabalık ile hukuki soybağı her zaman aynı anda ve aynı usulle belirlenmez. Üstelik bir soybağı tespiti davasının kabulü, her durumda doğrudan Türk vatandaşlığı kimliği düzenleneceği anlamına gelmez. Uygun hukuki dava türü, ispat yükü, uluslararası özel hukuk bağlantısı ve nüfus-vatandaşlık işlemleri ayrı ayrı kurulmalıdır.

    1. Soybağı tespiti nedir? Biyolojik gerçek, hukuki statü ve nüfus kaydı

    Soybağı, çocuk ile ana-baba arasında hukuken tanınan hısımlık ilişkisidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 282 uyarınca çocuk ile ana arasında soybağı doğumla; baba ile soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Evlat edinme de ayrı bir soybağı kurma yoludur. Bu temel ayrım, dava dilekçesindeki talep sonucunu ve görevli mahkemeyi belirler.

    Halk arasında ‘soybağı tespit davası’ denilen başvurular tek bir dava modelinden ibaret değildir. Bir davada babalığın mahkeme kararıyla kurulması gerekirken, başka bir davada gerçek annelik zaten doğumla kurulmuş olduğu için doğuran kadının kimliğinin tespiti ve nüfus kaydının düzeltilmesi istenir. Üçüncü bir olayda ise evlilikten kaynaklanan babalık karinesinin önce kaldırılması gerekir.

    Dolayısıyla avukatın ilk işi DNA testi talep etmek değil; mevcut hukuki soybağını, çocuğun hangi nüfusta kayıtlı olduğunu, anne-babanın medeni halini, doğum ve vatandaşlık tarihlerini, yabancı belgelerin statüsünü somut olarak çıkarmaktır.

    2. Hangi dava açılmalı? Dava türleri karıştırılırsa ne olur?

    Uyuşmazlık Hukuki yol Temel ayrım
    Çocuğun hukuken bağlı olmadığı biyolojik babasının belirlenmesi Babalık davası (TMK m. 301 vd.) İddia edilen babayla soybağının hakim hükmüyle kurulması
    Evlilik içi babalık karinesinin biyolojik gerçekle örtüşmemesi Soybağının reddi (TMK m. 285-291) Mevcut hukuki baba-çocuk bağının kaldırılması
    Gerçek anne veya baba yerine başkasının gerçeğe aykırı nüfusa yazılması Nüfus kaydının düzeltilmesi (5490 m. 35-36) Başlangıçtan hatalı oluşturulan nüfus kaydının gerçeğe uygun hale getirilmesi
    Türkiye’de başka, Suriye’de başka adla kayıtlı aynı kişi Kimlik aynılığının ispatı + uygun tespit/düzeltme ve idari işlem İki kaydın aynı kişiye ait olduğunun belgelenmesi
    Türk vatandaşı ebeveynden yurt dışında doğmuş ancak hiç tescil edilmemiş çocuk Doğumun ve soybağının ispatı + nüfus/vatandaşlık başvurusu; gerektiğinde dava Doğumdan kazanım ile idari tescil işlemleri ayrıdır

    Yargıtay’ın ayrımı: Nüfus kaydı baştan itibaren gerçeğe aykırı oluşturulmuşsa, mesele sırf bir ‘soybağının reddi’ davası olmayabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.12.2025 tarihli, 2025/4364 E., 2025/10511 K. sayılı kararı, nüfus kaydının düzeltilmesi ile soybağının reddi arasındaki ayrımı ve hukuki nitelendirmenin önemini yeniden ortaya koymuştur. Karar metni.

    3. Geniş somut olay: Cumhuriyet dönemi Türk vatandaşı Ahmet’in Suriye’de kurduğu aile ve yıllar sonra Türkiye’ye gelen çocukları

    Örnek olay A — 70 yıl sonra açılan kayıt zinciri

    Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonraki yıllarda, örneğin 1935’te Türk vatandaşı olarak nüfusa kaydedilsin. 1958’de ticaret için Suriye’ye gitsin. Suriye’de Ahmed el-Halebi adıyla başka bir kayda geçsin, 1972’de Suriye vatandaşlığı kazansın, orada evlensin ve 1976, 1980 ve 1984 yıllarında çocukları doğsun. Çocuklar Suriye nüfusuna kayıtlı olsun; Türkiye’deki aile kütüğüne hiç bildirilmesin. Ahmet 2008’de vefat etsin. 2026’da çocukları ve torunları Türkiye’ye gelerek babaları/dedeleri üzerinden Türk vatandaşlık ve soybağı haklarını araştırsın.

    Bu olayda ‘Babamız Türk’tü, biz de otomatik Türk kimliği alırız’ şeklindeki yaklaşım hukuken eksiktir. İnceleme, aşağıdaki zinciri kurmalıdır:

    1. Türk kök kaydı: Ahmet’in asli nüfus kaydı, doğum yeri ve tarihi, anne-babası, aile kütüğü, kayıt hareketleri, ölüm ve medeni hal kayıtları.
    2. Kimlik aynılığı: Türkiye’deki Ahmet ile Suriye’deki Ahmed’in tek kişi olduğunu gösteren fotoğraf, evlilik, eski pasaport, doğum, göç, ikamet, tanık ve arşiv bağlantıları.
    3. Vatandaşlık zaman çizelgesi: 1972’de ikinci vatandaşlığı kazanmasının dönemin Türk vatandaşlık mevzuatı altında sonuçları; herhangi bir çıkma, kaybettirme veya ıskat kararı bulunup bulunmadığı; her bir çocuğun doğduğu tarihte Ahmet’in Türk vatandaşı olup olmadığı.
    4. Hukuki babalık: Suriye evliliğinin geçerliliği ve evlilik tarihleri, doğum kayıtları, aksi yönde hukuki baba kaydı ve gerektiğinde babalık/soybağı davası.
    5. Genetik halka: Ahmet ölmüşse hayatta olan kardeşler, önceki evlilikten çocuklar, bilinen torunlar ve varsa daha önce adli makamlarca alınmış DNA profilleri.
    6. Vatandaşlık ve tescil: 5901 sayılı Kanun m. 6-7 ve ilgili mevzuat kapsamında doğumla vatandaşlık değerlendirmesi; on sekiz yaşından sonra bildirim için Bakanlık incelemesi; gerekli idari itiraz ve dava yolları.

    Sonuç ihtimalleri farklıdır: Ahmet çocukların doğum tarihinde Türk vatandaşıysa ve geçerli soybağı kurulabiliyorsa doğumla vatandaşlık iddiası güçlenir. Ahmet o tarihten önce Türk vatandaşlığını hukuken kaybetmişse, biyolojik bağ tek başına çocuklara Türk vatandaşlığı sağlamaz. Ayrıca çocuğun kendi doğumu ve sonraki kuşakların doğumları ayrı ayrı incelenir.

    Ahmet örneğinde kritik tarih tablosu

    Tarih Delil Hukuki soru
    1935 Türk aile kütüğü Ahmet’in asli vatandaşlık statüsü nedir?
    1958 Sınır, ikamet, göç ve arşiv kayıtları İki ülkedeki kişinin aynı kişi olduğu ispatlanabilir mi?
    1972 Suriye vatandaşlığı kazanma belgesi; Türk vatandaşlık işlem dosyası O tarihte yürürlükteki hukuka göre kayıp kararı var mı?
    1976-1984 Evlilik ve üç doğum kaydı Her çocuğun doğduğu anda babanın vatandaşlığı ve hukuki soybağı nedir?
    2008 Ölüm kaydı, veraset ve akrabalık belgeleri Doğrudan DNA yerine hangi yakınlar incelenebilir?
    2026 Güncel nüfus/vatandaşlık başvuru dosyası Yargılama mı, idari tescil mi, her ikisi mi gerekir?

    4. 1928, 1964, 2009: Tarihsel Türk vatandaşlığı mevzuatı neden incelenmeli?

    On yıllar öncesine uzanan olaylarda güncel 5901 sayılı Kanunu geçmişe otomatik uygulamak hatalıdır. 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, mülga 403 sayılı Kanun ve 12 Haziran 2009’da yürürlüğe giren 5901 sayılı Kanun, olayın gerçekleştiği tarih bakımından ayrı değerlendirilmelidir. Özellikle ikinci vatandaşlığın kazanılma tarihi, dönemin izin rejimi, çıkma/kaybettirme kararları ve bunların hukuki etkisi belgelendirilmelidir.

    Bugün Dışişleri Bakanlığı konsolosluk açıklaması, başka bir devlet vatandaşlığını kazanmanın güncel 5901 sayılı rejimde tek başına Türk vatandaşlığının kaybına yol açmadığını belirtir; fakat eski kanun döneminde gerçekleşmiş bir olayın sonucu buradan geriye dönük çıkarılamaz. 5901 sayılı Kanun m. 43’te mülga kanunlara göre vatandaşlığını kaybetmiş veya ıskat edilmiş bazı kişiler için yeniden kazanım düzenlemesi bulunması da tarihsel sorgulamanın önemini gösterir.

    Avukatlık incelemesinde yalnızca kişinin bugün MERNİS’te görünüp görünmediğine değil; dayanak kütüklere, arşiv fişlerine, vatandaşlıktan çıkma/kaybettirme kararına, kararın tarihine ve çocuğun doğumuyla zaman ilişkisine bakılmalıdır.

    5. Yabancılık unsuru: Suriye, Irak, Almanya ve diğer ülke bağlantılı soybağı uyuşmazlıklarında MÖHUK

    5718 sayılı MÖHUK m. 16 soybağının kurulmasında basamaklı bağlama kuralı öngörür: çocuğun doğum anındaki milli hukuku; bununla kurulamıyorsa mutad mesken hukuku; ardından ana veya babanın çocuğun doğduğu andaki milli hukuku, müşterek mutad mesken hukuku ve son olarak doğum yeri hukuku sırasıyla değerlendirilir. Soybağının iptali de kurulduğu hukuka tabidir. Soybağının hükümleri için m. 17 ayrıca önem taşır.

    Çifte vatandaşlık ve birden çok bağlantı olduğunda MÖHUK m. 4’teki vatandaşlık bağlama kuralları, yabancı hukukun içeriğinin tespiti bakımından m. 2 ve kamu düzeni bakımından m. 5 ayrıca gündeme gelebilir. Usul hukukunda Türk mahkemesinin yetkisi, yabancı belgenin ispat gücü ve yurtdışındaki kararın Türkiye’deki etkisi ayrı sorunlardır.

    Örnek: Türk vatandaşı anne ile Suriye vatandaşı babadan Suriye’de evlilik dışı doğan çocukta, anneliğin doğumla kurulması, annenin Türk vatandaşlığı ve doğum kaydı birbirinden ayrılır. Türk vatandaşı baba ile yabancı anneden evlilik dışı doğan çocukta ise babayla soybağının geçerli yoldan kurulması, Türk vatandaşlığı incelemesinin belirleyici basamağıdır (5901 m. 7/3).

    6. Uygulamada karşılaşılan 12 somut olay ve farklı dava stratejileri

    Örnek B — Türk vatandaşı anne Suriye’de vefat etmiş, çocuk Türkiye’de hiç kayıtlı değil

    Anne Türkiye nüfusuna kayıtlıdır ancak Suriye’de farklı isimle yaşamıştır. Çocuğun yalnız Suriye doğum belgesi vardır. Önce annenin iki kimliğinin aynı kişiye ait olduğu ve doğum ilişkisi ispatlanır; gerekirse yakın akrabalardan veya önceki dosyadan genetik karşılaştırma talep edilir. Sonra uygun kayıt düzeltme, tescil ve vatandaşlık işlemleri yürütülür. Bir kişinin hayatta olmaması, davanın kendiliğinden imkansızlaşması demek değildir.

    Örnek C — Baba Türk, anne Suriyeli, evlilik yok

    Baba çocuğu tanımamış, çocuk yabancı anne kaydında görünmektedir. Tanıma imkanı yoksa veya çekişme varsa TMK m. 301 vd. kapsamında babalık davası gündeme gelebilir. DNA incelemesi, babanın veya ölmüşse mirasçılarının durumu, yabancılık unsuru ve 5901 m. 7/3 birlikte değerlendirilir.

    Örnek D — Çocuğun kayıtlı hukuki babası başka kişi

    Anne doğum sırasında başka erkekle evlidir ve çocuk evlilik içi babalık karinesiyle kocaya bağlanmıştır. Biyolojik baba olduğunu söyleyen kişinin doğrudan babalık davası açması mevcut hukuki bağı kendiliğinden kaldırmaz. Önce soybağının reddi yolunun kim tarafından, hangi süre içinde ve hangi hukuk uyarınca kullanılabileceği incelenir.

    Örnek E — Aynı anne için iki farklı ad ve iki farklı doğum tarihi

    Türk nüfusunda ‘Fatma’, yabancı kayıtta ‘Fatima’ yazmakta; doğum yılları arasında fark bulunmaktadır. İsim benzerliği yeterli değildir. Anne-baba adları, kardeşler, eski fotoğraflar, evlilik ve doğum silsilesi, tanık anlatımları ile kimlik aynılığı kurulmalıdır. Her tarih farkının sahtecilik anlamına gelmediği, fakat farkın açıklanması gerektiği unutulmamalıdır.

    Örnek F — Baba ölmüş, mezar yeri bilinmiyor

    Birincil DNA numunesi alınamıyorsa çocuk, kardeş, hala/amca ve diğer uygun yakınlar arasında adli genetik akrabalık incelemesi düşünülebilir. Önceki adli dosyalardaki profil ve örnekler araştırılır. Mezar açılması ise otomatik ilk seçenek değildir; zorunluluk, ölçülülük, izinler ve daha az müdahaleci seçenekler değerlendirilir.

    Örnek G — Birden fazla kardeş aynı anne/baba üzerinden hak iddia ediyor

    Beş kardeşin aynı Türk vatandaşı anneye bağlı olduğunu ileri sürdüğü uyuşmazlıkta, usul şartları uygunsa ihtiyari dava arkadaşlığı ve ortak delil incelemesi masraf ve zaman açısından değerlendirilebilir. Ancak her kardeşin kimliği, doğumu ve nesep bağı kendi delilleriyle sınanır; tek kişiye ilişkin karar otomatik olarak diğerlerinin hukuki durumunu kurmaz.

    Örnek H — Daha önce aynı aileden bir çocuk kazanmış, diğerleri yeni dava açacak

    İlk dosyada mahkeme Adli Tıp Kurumundan anne ile çocuk arasında DNA incelemesi yaptırmış olabilir. Yeni çocukların başvurusunda ilk raporun, uygun ise saklanan profilin ve numunenin celbi istenir. İlk hükmün tarafları, kesinleşme kapsamı, bilimsel yöntem ve yeni karşılaştırmaya elverişlilik ayrı denetlenir.

    Örnek I — Türk vatandaşı anne cezaevinde veya yurt dışında

    Anne mahkemeye fiilen gelemiyorsa resmi kurumlar arası yazışma, istinabe veya uygun adli örnekleme organizasyonu talep edilebilir. Örnekleme kimliği doğrulanan kişiden, yetkili prosedürle ve tutanakla yapılmalıdır. Özel laboratuvardan gönderilen imzasız sonuç tek başına nihai ispat sayılmamalıdır.

    Örnek J — Yabancı doğum belgesinde baba yazıyor, Türkiye nüfusunda yok

    Yabancı belgenin şeklen geçerliliği, evlilik veya tanımanın sonuçları, uygulanacak yabancı hukuk ve Türk nüfus mevzuatı incelenir. Belgenin bulunması önemli bir başlangıçtır; fakat her durumda Türkiye’de otomatik tescil ya da tartışmasız vatandaşlık hakkı sağlamaz.

    Örnek K — Çocuk yetişkin ve ilk kez 40 yaşında başvuruyor

    Yaşın ilerlemesi bütün soybağı bağlantılı talepleri ortadan kaldırmaz. Nüfus kayıt düzeltme, babalık ve soybağının reddi davalarının süre rejimleri birbirinden farklıdır. Özellikle çocuğun babalık davası için AYM iptalinin etkisi ile nüfus kayıt düzeltmenin süreye tabi olmaması dikkatle ayrılır. Yurt dışından 18 yaş sonrası doğum bildirimi ayrıca idari inceleme gerektirir.

    Örnek L — Babadan miras kalmış, soybağı henüz ispatlanmamış

    Soybağı sorunu mirasçılık belgesi, tereke paylaşımı, tapu kaydı ve miras davalarına doğrudan yansıyabilir. Bekletici mesele, dava ihbarı, geçici hukuki koruma ve hak kaybı riskleri dosyaya göre değerlendirilmeli; sadece vatandaşlık sürecine odaklanılmamalıdır.

    Örnek M — Torun, dedesinin Türk vatandaşlığı üzerinden hak iddia ediyor

    Dedeyle genetik akrabalık tek başına yeterli değildir. Dede-ebeveyn ve ebeveyn-torun halkalarının her birinde doğum, hukuki soybağı ve ilgili tarihte Türk vatandaşlığı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Bir halkadaki vatandaşlık kaybı veya geçerli soybağının kurulamaması sonraki kuşağı etkileyebilir.

    7. DNA delili: Güçlü bilimsel araç, fakat tek başına bütün hukuki soruların cevabı değil

    Adli DNA incelemelerinde genetik profillerin karşılaştırılması, uygun kişilerin biyolojik akrabalık ihtimalini değerlendirmede çok güçlü bir araçtır. Bununla birlikte raporun kimden, ne zaman, nerede, hangi talimatla, hangi mühür ve kayıt altında örnek alındığını ortaya koyması gerekir. Yüksek bir istatistiksel akrabalık olasılığı, kimlik aynılığı, geçerli evlilik, uygulanacak hukuk ve vatandaşlık şartlarını tek başına çözmez.

    TMK m. 284 hakim tarafından maddi olguların resen araştırılmasını ve delillerin serbestçe değerlendirilmesini öngörür. 6100 sayılı HMK m. 292, uyuşmazlığın çözümü için zorunlu, bilimsel verilere uygun ve sağlık açısından tehlikesiz olması şartıyla kan veya doku örneği alınmasına katlanma yükümlülüğünü düzenler. Haklı neden olmaksızın kaçınmada mahkeme zorla inceleme kararı verebilir; yöntem ve şartlar yargısal denetime tabidir.

    Yargıtay’ın 11.05.2023 tarihli kararında, tarafın sunduğu DNA raporuyla yetinilmesi ve mahkeme eliyle gereken adli incelemenin yapılmaması eksik araştırma sayılarak bozma sebebi yapılmıştır. Dolayısıyla ‘internetten yaptırılmış bir test yüzde 99,9 çıktı’ iddiası ile mahkeme eliyle denetlenebilir adli DNA raporunun ispat ağırlığı aynı değildir.

    Adli genetik raporunda özellikle ne aranmalı?

    • Numune verenin kimliğinin güvenilir doğrulanması ve örnek alma tutanağı.
    • Örnek tipi, barkod, mühür, teslim-tesellüm ve laboratuvar kabul bilgileri.
    • Kontaminasyon önlemleri, yeterli genetik belirteç ve bilimsel yöntem.
    • Karşılaştırılan kişilerin doğru akrabalık hipotezleriyle modellenmesi.
    • Raporun olasılık dilinin doğru anlaşılması; ‘akrabalık lehine güçlü bulgu’ ile ‘hukuki babalık kesinleşti’ ayrımı.
    • Gerektiğinde ek rapor, yeni örnekleme veya farklı uzmanlık değerlendirmesi.

    8. Önceki mahkeme dosyasındaki DNA zincir örnekleri ve profilleri yeni davada yeniden kullanılabilir mi?

    Evet, araştırılabilir ve mahkemeden yeniden değerlendirme istenebilir; ancak otomatik kullanım hakkı veya her numunenin halen saklandığı yönünde genel bir karine yoktur. Uygulamada ‘DNA zincir örneği’ ifadesi iki ayrı kavram için kullanılmaktadır: (i) genetik yakınlık ilişkisindeki birden fazla kişiden oluşan akrabalık zinciri; (ii) numunenin alınmasından laboratuvara ulaşmasına kadar kesintisiz delil muhafaza/teslim zinciri (chain of custody). Her iki zincir de ispat bakımından önemlidir.

    8.1. Üç farklı materyal birbirine karıştırılmamalıdır

    1. Önceki DNA raporu: Tamamlanmış bilimsel değerlendirmenin yazılı belgesi. Yeni uyuşmazlığın taraflarını ve hipotezini karşılamayabilir.
    2. Önceki DNA profili / elektronik genetik veri: Gerekli teknik yeterliliği, doğrulanabilir kimlik ve erişim izni varsa yeni kişilerle karşılaştırılabilir; her profil her analiz için yeterli olmayabilir.
    3. Fiziksel biyolojik numune veya izolat: Gerçekten muhafaza ediliyorsa, örneğin bütünlüğü ve saklama şartları uygunsa ilgili kurumun teknik değerlendirmesiyle yeniden inceleme konusu olabilir. Rapor bulunması fiziksel numunenin de bulunduğunu kanıtlamaz.

    8.2. Avukatın ön araştırma ve talep sırası

    1. Eski mahkeme dosyası, kesinleşme şerhi ve Adli Tıp Kurumu raporu tespit edilir.
    2. Eski dosyada örnek veren her kişinin kimliği, örnek tarihi, raporun iş/inceleme numarası ve test kapsamı belirlenir.
    3. Yeni mahkemeden önceki dosyanın ilgili onaylı suretlerinin, raporun ve örnek alma tutanaklarının celbi talep edilir.
    4. İlgili kurumdan fiziksel numune, DNA izolatı veya profilin halen muhafaza edilip edilmediği, teknik olarak yeni kıyaslamaya elverişli olup olmadığı ve hukuken hangi şartlarda kullanılabileceği sorulur.
    5. Gerekirse yeni davacılardan resmi usulle örnek alınır; önceki profil ve yeni profiller tek bir adli genetik incelemede değerlendirtilir.
    6. İtirazlara açık, denetlenebilir, gerekçeli rapor alınır. Gizlilik ve genetik verilerin korunması koşulları gözetilir.

    Uygulamadan anonimleştirilmiş örnek — İlk çocuk hakkında kesinleşen dosya, sonradan başvuran kardeşler

    Bir aile dosyasında, Türk vatandaşı annenin kimliği ile yurt dışındaki kimliğinin aynı kişiye ait olduğu daha önce mahkeme hükmüyle belirlenmiş; bir çocuk yönünden adli genetik inceleme yapılmıştı. Daha sonra aynı anneye bağlı olduklarını ileri süren diğer çocukların yargılamasında, önceki raporun ve uygun ise adli makam bünyesinde muhafaza edilen genetik profilin celbi, yeni çocuklardan alınacak örneklerle yeniden karşılaştırılması yönünde talep kurgulandı. Buradaki kritik nokta ilk dosyanın sonucunun kardeşlere doğrudan uygulanması değil, mevcut delilin yeni davada usulüne uygun olarak değerlendirilmesinin sağlanmasıdır.

    Kişisel verilerin korunması: DNA verisi özel nitelikli kişisel veridir (6698 sayılı KVKK m. 6). Dava bakımından gerekli olması, her dosyanın bütün genetik verilerine sınırsız erişim vermez. Mahkeme kararı, amaçla sınırlılık, ölçülülük, veri güvenliği ve ilgililerin usuli hakları gözetilmelidir. KVKK rehberi.

    9. Ölen ebeveyn, ikiz kardeşin DNA’sı ve dolaylı akrabalık analizi

    Ebeveyn vefat etmişse DNA incelemesi bütünüyle olanaksız değildir. Anne-babanın biyolojik kardeşleri, diğer çocukları veya uygun derecedeki yakınları üzerinden dolaylı akrabalık analizi yapılabilir. Ancak amca-hala-teyze-dayı veya kuzenle paylaşılan genetik göstergelerin yorumlanması, doğrudan anne-çocuk karşılaştırmasına göre farklı istatistiksel modeller gerektirir.

    Uygulamadan anonimleştirilmiş örnek — Vefat eden annenin ikiz kardeşine ait eski numune

    Başka bir yargılamada, Türkiye nüfusuna kayıtlı olduğu halde Suriye’de vefat etmiş bir annenin kendisinden örnek alınamaması sorunu yaşanmıştı. Annenin ikiz kız kardeşinden yıllar önce ayrı bir adli dosyada örnek alınmış olması, alternatif delil arayışında kritik bir iz oluşturdu. Eski adli genetik kayıtların varlığı ve karşılaştırmaya elverişliliği araştırılarak diğer nüfus ve kimlik delilleriyle birlikte ele alınabilir.

    Bilimsel sınır: İkizlerin tek yumurta mı çift yumurta mı olduğu belirleyicidir. Tek yumurta ikizlerinin klasik DNA profilleri büyük ölçüde ayırt edilemeyebilir; bu yüzden elde edilen eşleşme her durumda ‘çocuğu doğuran kadın kesinlikle bu ikizdir’ sonucunu vermez. Böyle dosyalarda nüfus, doğum, evlilik, ölüm ve kimlik zinciri özellikle önem kazanır.

    Mezar açılması veya ölüm sonrası biyolojik materyal temini, başka yöntemlerle sonuç alınamadığı durumlarda ve ilgili usuli/teknik şartlar çerçevesinde değerlendirilmesi gereken daha müdahaleci işlemlerdir. Her davada zorunlu veya garanti sonuç veren yöntem değildir.

    10. Delil haritası: Soybağı davasının kaderini çoğu zaman hangi evraklar belirler?

    Delil grubu Örnek belgeler İspat işlevi
    Türkiye nüfus arşivi Vukuatlı nüfus kayıtları, aile kütüğü, eski kütük sureti, nüfus olay belgeleri Türk kök kaydı ve akrabalık zinciri
    Vatandaşlık işlem dosyası Kazanma, çıkma, kaybettirme, çok vatandaşlık, tebligat ve arşiv kararı Özellikle doğum tarihindeki vatandaşlık statüsü
    Yabancı resmi belgeler Doğum, evlilik, ölüm, aile kayıt ve nüfus belgeleri Yurt dışı aile olayları ve tarih silsilesi
    Kimlik aynılığı Eski pasaportlar, fotoğraf, kayıt defterleri, imza, seyahat ve tanık Farklı isimlerle kayıtlı iki kimliğin aynı kişiye ait olduğu
    Adli genetik Numune alma tutanağı, laboratuvar raporu, profil, saklama kayıtları Biyolojik akrabalık hipotezinin sınanması
    Önceki yargılama Kesinleşmiş hükümler, dosya ekleri, uzman raporları Önceden incelenmiş olgular ve yeniden değerlendirilebilir deliller
    Tanık ve yaşam öyküsü Aile büyükleri, komşular, göç geçmişini bilenler Belge boşluklarını ve hayatın olağan akışını açıklama
    Miras ve malvarlığı Veraset ilamı, tereke, tapu, eski tesciller Hukuki yarar, soy zinciri ve dolaylı kimlik bağlantısı

    Yabancı belgeler için olayın ülkesine ve ilgili anlaşmalara göre tasdik, konsolosluk onayı, tercüme ve belge aslı koşulları ayrıca kontrol edilir. Sadece tercüme yapılması, yabancı belgenin Türkiye’de usulüne uygun ispat gücüne sahip olduğu anlamına gelmez. Suriye kayıtları bakımından belgeyi düzenleyen makam, özgün arşiv kaynağı ve onay silsilesi özellikle araştırılmalıdır.

    11. Görevli ve yetkili mahkeme, davalılar, dava ihbarı ve hak düşürücü süreler

    11.1. Aile mahkemesi mi, asliye hukuk mahkemesi mi?

    Gerçekten soybağı kuran veya mevcut soybağını ortadan kaldıran TMK kaynaklı davalarda kural olarak aile mahkemesi görevlidir (4787 sayılı Kanun m. 4). Gerçeğe aykırı nüfus kaydının düzeltilmesi ise kural olarak asliye hukuk mahkemesinin görevi kapsamındadır (5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 36). Dilekçenin başlığı tek başına belirleyici değildir; iddia edilen olay ve talep edilen hukuki sonuç önemlidir. TMK m. 283 soybağına ilişkin davalarda dava veya doğum sırasındaki taraf yerleşim yerine ilişkin özel yetki kuralı içerir; nüfus düzeltmede 5490 m. 36’nın düzenlemesi ayrıca dikkate alınır.

    11.2. Kime karşı dava açılır?

    Babalık davası, TMK m. 301 uyarınca babaya; baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar gibi özel usuli yükümlülükler söz konusudur. Nüfus kayıt düzeltmelerinde nüfus idaresinin katılımı ve ilgili diğer kişilerin taraf sıfatı ayrı belirlenir. Birden fazla kardeşin başvurusu bakımından HMK m. 57 ve devamındaki dava arkadaşlığı koşulları ayrıca değerlendirilir.

    11.3. Her dava süresiz değildir

    Babalık davasında annenin dava hakkı TMK m. 303 uyarınca kural olarak doğumdan başlayan bir yıllık süreyle sınırlıdır; istisnalar kanundadır. Çocuğun babalık davasına ilişkin süre kuralı Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 tarihli, E. 2010/71, K. 2011/143 sayılı iptal kararı sonrasında farklıdır; Yargıtay, çocuk yönünden sınırlayıcı süre bulunmadığını belirtmektedir. Yargıtay’ın ilgili değerlendirmesi.

    Soybağının reddinde TMK m. 289 ve 291’deki kişiler ve hak düşürücü süreler ayrıca incelenmelidir. Üstelik 7531 sayılı Kanun’un 2024 yılında TMK m. 286’daki dava açabilecek kişilere ilişkin düzenlemeyi değiştirdiği unutulmamalıdır. Buna karşılık baştan yanlış oluşturulmuş nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasının, sırf nüfus düzeltme niteliği nedeniyle hak düşürücü süreye bağlanmadığına ilişkin yerleşik içtihat vardır. ‘Soybağı davasında süre yoktur’ veya ‘hepsinde bir yıl vardır’ demek aynı ölçüde yanlıştır.

    12. Dava stratejisi: Doğru sırayla delil toplamak, masrafı yönetmek ve hukuki yararı korumak

    Özellikle ülke dışı aile bağlantısı olan dosyalarda başarılı strateji, aceleyle bütün akrabalardan DNA almak değil, hangi olgunun hangi delille ispatlanacağını netleştirmektir. Önerilen sıra somut olayın niteliğine göre uyarlanır: (1) hukuki statü ve Türk nüfus kök kaydı, (2) yabancı belgelerin doğrulanması, (3) kimlik aynılığı ve aile zinciri, (4) önceki davaların celbi, (5) uygun adli genetik inceleme, (6) esas dava/tescil ve gerekirse vatandaşlık idaresi nezdindeki işlemler.

    12.1. Önceki dosya ve DNA materyali için örnek delil talebi

    Davacıların iddia ettikleri soybağı ilişkisinin aydınlatılması amacıyla, ilgili önceki yargılama dosyasının ve kesinleşmiş hükmün celbine; bu dosyada alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile numune alma ve teslim-tesellüm tutanaklarının getirtilmesine; ilgili kurumdan biyolojik materyalin, DNA izolatının veya genetik profilin halen saklanıp saklanmadığının, yeni karşılaştırmaya teknik olarak elverişli olup olmadığının ve kullanılabilme şartlarının sorulmasına; elverişli bulunması halinde yeni dosyada mahkeme gözetiminde alınacak örneklerle bilimsel olarak karşılaştırılmasına; mümkün değilse alternatif akrabalık inceleme yöntemlerinin bildirilmesine karar verilmesi talep olunur.

    12.2. Türk-Suriye kimlik aynılığı ve arşiv araştırması için örnek talep

    Türkiye Cumhuriyeti nüfus kayıtlarında [adı-soyadı] olarak yer alan kişinin, Suriye resmi kayıtlarında [diğer kimlik bilgileri] şeklinde kayıtlı kişi ile aynı kişi olduğunun araştırılabilmesi amacıyla tarihsel aile kütüklerinin, vatandaşlık işlem dosyasının, önceki pasaport ve göç kayıtlarının celbine; usulüne uygun tasdik edilmiş yabancı doğum, evlilik ve ölüm belgelerinin tercümeleriyle birlikte değerlendirilmesine; arşiv kayıtları arasındaki ad, soyad ve doğum tarihi farklılıklarının gerekçeli biçimde karşılaştırılmasına karar verilmesi talep olunur.

    Bu talepler birer örnek anlatımdır. İlgili dosyada kimlerin taraf olduğu, hangi belgeye erişim hakkının bulunduğu, talebin usulen hangi aşamada yapılacağı ve kişisel veri sınırları ayrıca belirlenmelidir.

    12.3. Masraf muhtırası ve delil avansı

    Adli genetik inceleme, yabancı makam yazışması, tercüme veya bilirkişi giderleri için mahkemece avans yatırılması istenebilir. Muhtıranın içeriği, dayanağı, tebliği ve süresi titizlikle izlenmelidir. Delil avansı ile gider avansının sonuçları aynı değildir; HMK m. 114, 115, 120 ve 324 çerçevesinde değerlendirme yapılır. Süre kaçırılması, bir delilin toplanamamasına veya usuli risklere neden olabilir. Adli yardım koşulları varsa HMK m. 334 vd. uyarınca başvuru düşünülebilir.

    13. Mahkeme kararından sonra: Türk vatandaşlığı, nüfus kaydı, miras ve kimlik işlemleri

    5901 sayılı Kanun m. 6 ve 7, doğumla Türk vatandaşlığının soybağı veya doğum yeri esasına göre kazanılmasını düzenler. Bir Türk vatandaşı ana veya babaya doğum anında hukuken bağlı olmak, değerlendirmede esastır. Türk vatandaşı babadan ve yabancı anneden evlilik dışında doğan çocuk yönünden soybağı kurulmasını sağlayan usulün tamamlanması ayrıca aranır.

    18 yaşından sonra ilk bildirim: Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik m. 8-10 ile Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün açıklamaları, yurt dışında doğup on sekiz yaşını tamamladığı halde tescil edilmemiş kişinin Türk ebeveyne dayanarak aile kütüğüne kaydının Bakanlığın inceleme ve tespitine bağlı olduğunu ortaya koyar. Bu, yetişkin kişinin sırf geciktiği için otomatik olarak hak kaybettiği ya da yalnız DNA raporuyla hemen kimlik aldığı anlamına gelmez.

    Kesinleşmiş aile/nüfus kararı ile idarenin vatandaşlık tespiti ve tescil işlemleri birbirini takip eden fakat hukuken ayrı basamaklardır. Yurt dışındaki belgelerin kabulü, nüfus müdürlüğü işlemleri ve gerektiğinde idari yargı yolu ayrıca planlanır. Mirasçılık, nafaka, velayet, soyadı ve aile kütüğü gibi sonuçlar da ilgili mevzuata göre değerlendirilir. Kişinin Türk vatandaşlığına sahip olduğunun kabulü halinde askerlik ve diğer kamu hukuku yükümlülükleri de ayrıca incelenebilir.

    14. Mevzuat, doğrulanmış kararlar ve ileri okumalar

    Aşağıdaki bağlantılar araştırmanın temelini oluşturan kanun, idari açıklama ve karar metinleridir. Kararların her biri farklı maddi olaylara ilişkin olduğundan, bir karardaki sonuç başka uyuşmazlığa doğrudan taşınamaz.

    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 282-304: Soybağının kurulması, reddi, tanıma ve babalık hükümleri. Adalet Bakanlığı mevzuat sistemi.
    2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 292: Soybağı tespiti için inceleme. Madde metni.
    3. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, m. 35-36: Nüfus kayıt düzeltme ve nüfus davaları. Madde 36.
    4. 5718 sayılı MÖHUK, m. 2, 4, 5, 16 ve 17: Yabancılık unsurlu soybağı. Kanun metni.
    5. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, m. 6, 7, 23 vd., 43-44: Doğumla kazanım, vatandaşlık kaybı ve çok vatandaşlık. Adalet Bakanlığı mevzuat sistemi.
    6. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, m. 7-10: Doğumla kazanım ve 18 yaş sonrası başvurular. Yönetmelik.
    7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 02.12.2025, E. 2025/4364, K. 2025/10511: Nüfus kaydının düzeltilmesi ile soybağının reddinin ayrımı. Karar.
    8. Yargıtay, 11.05.2023 tarihli karar: Sadece tarafça sunulan DNA raporuyla yetinilmesi, eksik adli inceleme sorunu. Resmi içtihat kaydı.
    9. Yargıtay, babalık davası ve TMK m. 303 değerlendirmesi: Çocuğun dava açma süresi, ihbar ve taraflar. Resmi içtihat kaydı.
    10. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yaklaşımı: Soybağı davası / nüfus kayıt düzeltme ayrımının açıklanması. Resmi içtihat kaydı.
    11. Anayasa Mahkemesi, 23.01.2024, E. 2023/135, K. 2024/18: Baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasına erişimi. AYM açıklaması.
    12. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü: Soybağı ile Türk vatandaşlığı, 18 yaş sonrası doğum bildirimi. Resmi açıklama.
    13. T.C. Dışişleri Bakanlığı: Çok vatandaşlık ve yabancı vatandaşlık bildirimi. Konsolosluk bilgi sayfası.
    14. Kişisel Verileri Koruma Kurumu: Genetik verilerin özel nitelikli veri olması. Rehber.

    15. Soybağı ve DNA davaları hakkında sık sorulan sorular

    1) DNA testi tek başına Türk vatandaşlığı sağlar mı?

    Hayır. DNA biyolojik ilişkiye dair delildir. Doğum tarihindeki ebeveyn vatandaşlığı, geçerli hukuki soybağı, kimlik aynılığı ve idari tescil şartları ayrıca incelenir.

    2) Türk vatandaşı anne Suriye’de ölmüşse çocuk dava açabilir mi?

    Somut statüye uygun dava veya başvuru yapılabilir. Ölüm, eski nüfus kayıtlarının, başka akrabaların ve uygun adli genetik profillerin araştırılmasına engel değildir.

    3) Suriye vatandaşlığı kazanan Türk baba Türk vatandaşlığını kaybetmiş sayılır mı?

    Otomatik ve tarihten bağımsız cevap verilemez. Kazanımın tarihi, o dönemde yürürlükteki kanun ve olası vatandaşlık kaybı kararları araştırılmalıdır.

    4) 40-50 yaşında olan çocuk ilk kez babalık davası açabilir mi?

    Çocuğun babalık davasındaki süre rejimi, annenin dava hakkından farklıdır. Ancak kayıtlı başka baba, yabancı hukuk, daha önceki kararlar ve talepler yönünden ayrı engeller bulunabilir.

    5) Eski davadaki DNA raporu yeni kardeşler için kullanılabilir mi?

    Mahkemeden raporun celbi ve değerlendirilmesi istenebilir. Aynı rapor her yeni kişi için yeterli değildir; mevcut genetik profil ve yeni numunelerle ek karşılaştırma gerekebilir.

    6) Eski Adli Tıp DNA numunesi kesin olarak saklanır mı?

    Hayır. Fiziksel örneğin, izolatın veya profilin güncel mevcudiyeti ve muhafaza şartları ilgili kurumdan resmi olarak sorulmalıdır.

    7) Ölen babanın mezarı mutlaka açılır mı?

    Hayır. Önce daha az müdahaleci belge ve yakın akraba inceleme yöntemleri değerlendirilebilir; mezar açılması somut dosyanın gereğine bağlıdır.

    8) Babalık davası hangi mahkemede açılır?

    Kural olarak aile mahkemesinde. Nüfus kaydının düzeltilmesi ise kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür; talebin hukuki niteliği belirleyicidir.

    9) Yurt dışında doğan çocuk 18 yaşından sonra Türk nüfusuna kaydedilebilir mi?

    Evet, şartlar varsa mümkündür; Bakanlık incelemesi ve gerekli bilgi-belgeler aranır. Her yetişkin başvurusu otomatik kabul edilmez.

    10) Bir kardeşin mahkeme kazanması diğer kardeşleri de otomatik Türk vatandaşı yapar mı?

    Hayır. Önceki karar güçlü bir delil ve araştırma başlangıcı olabilir; diğer kardeşlerin hukuki soybağı ve vatandaşlık koşulları ayrıca ispatlanır.

    11) Özel laboratuvar DNA testi mahkemede geçerli olur mu?

    Dosyaya sunulabilir; fakat kimlik doğrulama, örnek zinciri ve bilimsel usul tartışılabilir. Mahkeme eliyle adli inceleme yapılması gerekebilir.

    12) Yabancı doğum belgesinin tercümesi yeterli mi?

    Her zaman değil. Belgenin türüne, ülkeye ve anlaşmalara göre ayrıca tasdik, doğrulama ve resmi kaynak incelemesi gerekebilir.

    16. Dosya açılmadan önce avukatın kontrol listesi

    • Mevcut hukuki anne-baba kaydı ve olası önceki soybağı kesin hükmü kontrol edildi mi?
    • Doğum, evlilik, ölüm ve vatandaşlık tarihlerinden kronoloji hazırlandı mı?
    • Eski Türk nüfus kütüğü ve vatandaşlık işlem dosyası araştırıldı mı?
    • Yabancı kimlik ve Türkiye kaydı arasındaki farklılıklar tek tek açıklandı mı?
    • Her davacı açısından iddia edilen bağ ve hukuki yarar ayrıştırıldı mı?
    • Doğrudan DNA mümkün değilse dolaylı akrabalık hipotezi kuruldu mu?
    • Önceki mahkeme dosyaları, numune ve profil kayıtları araştırıldı mı?
    • Görevli mahkeme, doğru davalılar, ihbarlar ve süreler kontrol edildi mi?
    • Yabancı evrakların tasdik-tercüme zinciri ve delil avansı planlandı mı?
    • Karardan sonra nüfus/vatandaşlık işlemleri için ayrı yol haritası hazırlandı mı?

    17. Hukuki değerlendirme ve iletişim

    TD Hukuk ve Danışmanlık olarak soybağının tespiti, babalık, nüfus kaydının düzeltilmesi, Türk vatandaşlığının soybağıyla kazanılması, yabancılık unsurlu aile hukuku ve sınır ötesi delil temini konularında, hukuki statü ile delil planlamasını birlikte değerlendiriyoruz. Her dosyada önce uygulanacak dava ve idari başvuru türü belirlenmeli; ardından uygun arşiv ve adli genetik delilleri toplanmalıdır.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık (TD Law Firm)
    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Bakırköy / İstanbul
    Telefon: +90 212 299 44 22
    Görüşmeler randevu ile gerçekleştirilmektedir.

    Hukuki bilgilendirme ve sorumluluk reddi (Disclaimer)

    Bu makale, 28 Ekim 2026 itibarıyla genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; avukatlık danışmanlığı, hukuki mütalaa, dava sonucu taahhüdü veya somut olaya ilişkin temsil teklifi niteliğinde değildir. Mevzuat, yargı içtihatları, delil uygulamaları ve idari usuller değişebilir. Yazıdaki Ahmet ve diğer örnek olaylar kurgusaldır; mesleki uygulamadan esinlenen bölüm ve olaylar müvekkil mahremiyetini korumak amacıyla anonimleştirilmiş ve öğretici biçimde yeniden düzenlenmiştir. DNA raporlarının kullanımı, örneklerin muhafazası, vatandaşlığın ispatı, taraf sıfatı, süreler ve yetkili mahkeme her somut dosyada farklı değerlendirilebilir. Resmi işlem veya dava açılmadan önce belgelerin bir avukat tarafından incelenmesi önerilir.

  • Türk Vatandaşlığım İptal Edildi mi? 2026 Hukuki İnceleme

    Türk Vatandaşlığım İptal Edildi mi? 2026 Hukuki İnceleme

    Türk Vatandaşlığım İptal Edildi mi? 2026’da Resmi Dosya İncelemesi, Tebligat, Pasaport, Aile ve Türkiye’ye Giriş

    Yazar: Av. Murat Can Dolğun – İstanbul Barosu

    Yayın tarihi: 22 Ekim 2026

    Hukuki inceleme: Türk Vatandaşlık Hukuku, İdare Hukuku, Yabancılar Hukuku, Ceza Muhakemesi ve Milletlerarası Özel Hukuk

    Özet

    Türk vatandaşlığını yatırım yoluyla veya başka bir istisnai usulle kazanmış kişiler açısından son yılların en önemli hukuki sorularından biri, geçmişte kazanılmış vatandaşlıklarının halen devam edip etmediğidir. Özellikle 2025 ve 2026 yıllarında kamuoyuna açıklanan vatandaşlık soruşturmaları sonrasında Türkiye dışında yaşayan çok sayıda kişinin vatandaşlık kayıtlarını, Türk pasaportlarını, aile bireylerinin statüsünü ve Türkiye’ye giriş imkanlarını yeniden değerlendirmesi gerekmiştir.

    Ancak bir kişinin adının soruşturmada geçtiğinin söylenmesi, belirli bir inşaat şirketinden taşınmaz satın almış olması veya vatandaşlık dosyasının yeniden incelenmesi, Türk vatandaşlığının mutlaka sona erdiği anlamına gelmez. Aynı şekilde e-Devlet hesabına giriş yapılabilmesi, nüfus kayıtlarının sistemde görünmesi veya Türk pasaportunun henüz süresinin dolmamış olması da vatandaşlık statüsünün bütün yönleriyle hukuken güvence altında bulunduğunu tek başına kanıtlamaz.

    Bu nedenle doğru başlangıç sorusu yalnızca “Türk vatandaşlığım iptal edildi mi?” değildir. Öncelikle kişi hakkında herhangi bir vatandaşlık işlemi tesis edilip edilmediği, işlem varsa hangi makam tarafından hangi kanun hükmüne dayanılarak gerçekleştirildiği, kararın ne zaman verildiği, ilgili kişiye veya yetkili vekiline tebliğ edilip edilmediği ve mevcut idari kayıtlara nasıl işlendiği araştırılmalıdır.

    Bu makalede 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde vatandaşlık statüsünün nasıl araştırılacağı ele alınmaktadır. Ayrıca 2025 ve 2026 tarihli Danıştay kararları incelenerek tebligat, dava süresi, delil ve hukuki güvenlik sorunları somut örneklerle açıklanmaktadır.

    Çalışma yalnızca belirli ülke vatandaşlarına yönelik değildir. Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık kazanmış Arap, Çinli, Rus, İranlı, Afgan, Avrupalı ve diğer bütün yabancı kökenli Türk vatandaşlarının karşılaşabileceği ortak hukuki sorunları kapsamaktadır.

    İçindekiler

    1. Türk vatandaşlığı iptali haberleri bireysel durumu gösterir mi?
    2. İptal, geri alma ve kaybettirme arasındaki farklar
    3. Türk vatandaşlığının devam ettiği nasıl araştırılır?
    4. e-Devlet ve nüfus kayıtları neyi kanıtlar?
    5. Resmi vatandaşlık dosyasında hangi belgeler incelenmelidir?
    6. Tebligat yapılmadıysa vatandaşlık kararı geçerli midir?
    7. Dava açma süresi ne zaman başlar?
    8. 2025–2026 Danıştay kararları ne gösteriyor?
    9. Hangi mahkemede dava açılır ve yürütme nasıl durdurulur?
    10. Türk pasaportu ve kimlik kartının hukuki durumu
    11. Türkiye’ye girişte ve sınır kontrolünde karşılaşılabilecek işlemler
    12. Ceza soruşturması, ifade ve yakalama ihtimalleri
    13. Eş ve çocukların Türk vatandaşlığı
    14. Çifte vatandaşlık ve vatansızlık riski
    15. Türkiye’deki taşınmaz, şirket ve malvarlığı
    16. Vatandaşlığın sona ermesinden sonra ikamet
    17. Yurt dışından vekaletname düzenlenmesi
    18. Adım adım hukuki işlem planı
    19. En sık karşılaşılan yanlış bilgiler
    20. Sonuç ve hukuki değerlendirme
    21. Önceki akademik ve hukuki çalışmalarımız
    22. Mevzuat ve yargı kararları

    1. Vatandaşlık İptali Haberleri Herkesin Vatandaşlığının İptal Edildiği Anlamına Gelir mi?

    Türkiye’de yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılmasına ilişkin usulsüzlük iddialarının araştırılması, 2025 yılında başlayan ve 2026 yılında genişleyen soruşturmalarla önemli ölçüde gündeme gelmiştir.

    4 Ağustos 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 687 kişinin vatandaşlığının iptal edilmesine yönelik yasal sürecin başlatıldığı bildirilmiştir. 21 Eylül 2026 tarihindeki ikinci dalga soruşturmada ise 263 yatırımcı ve 807 aile ferdi olmak üzere toplam 1.070 kişinin vatandaşlık işlemlerinin incelemeye konu olduğu açıklanmıştır.

    Bu açıklamalar vatandaşlık hukukunda geniş kapsamlı bir idari ve adli incelemenin bulunduğunu göstermektedir. Ancak soruşturmanın başlaması ile vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin bireysel idari kararın verilmesi aynı olay değildir.

    Bu nedenle bir yatırımcı hakkında şu hukuki durumlar birbirinden ayrılmalıdır:

    1. Yatırım yapılan şirket veya taşınmaz projesi hakkında ceza soruşturması yürütülmesi.
    2. Yatırımcının adının soruşturma kapsamında incelenen belgelerde bulunması.
    3. Yatırımcı hakkında ayrıca bir ceza soruşturması yürütülmesi.
    4. Yatırım uygunluk belgesinin yeniden incelenmesi veya iptal edilmesi.
    5. Türk vatandaşlığını kazanma kararına ilişkin idari inceleme başlatılması.
    6. Vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin bireysel karar verilmesi.
    7. Kararın ilgili kişiye veya yetkili temsilcisine tebliğ edilmesi.
    8. Karara karşı yargı yoluna başvurulması ve yargı sürecinin sonuçlanması.

    Bu aşamalar birbiriyle bağlantılı olabilir, ancak hukuken birbirinin yerine geçmez.

    Örneğin soruşturma kapsamına alınan bir inşaat şirketinden taşınmaz satın alan kişinin, yalnızca bu nedenle vatandaşlığının iptal edildiği kabul edilemez. Diğer taraftan yatırım uygunluk belgesinin iptal edilmiş olması, vatandaşlığa ilişkin idari işlem bakımından ciddi bir hukuki risk oluşturabilir.

    21 Eylül 2026 tarihli soruşturmanın ayrıntılarını 1.070 kişiyi ilgilendiren vatandaşlık incelemesine ilişkin 26 Eylül 2026 tarihli çalışmamızda değerlendirmiştik.

    2. Türk Vatandaşlığının İptali, Geri Alınması ve Kaybettirilmesi Arasındaki Farklar

    Türk vatandaşlığının sona erdirilmesine ilişkin işlemlerde kullanılacak hukuki terim, yalnızca akademik bir ayrıntı değildir. İşlemin hangi kanuni koşullarda yapılabileceği, zaman bakımından ne sonuç doğuracağı, aile fertleri üzerindeki etkisi ve hangi hukuki savunmanın geliştirilebileceği, işlemin niteliğine göre değişmektedir.

    2.1. 5901 sayılı Kanun m.31: Vatandaşlığın iptali

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 31. maddesi, vatandaşlığın ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda kazanılması durumunda iptalini düzenlemektedir.

    Bu hüküm bakımından temel araştırma, vatandaşlığa alınma kararının kişinin hangi beyanları ve hangi belgeleri sonucunda verildiği üzerinde yoğunlaşır.

    İdarenin yalnızca bir taşınmazın sonradan farklı değerde bulunduğunu bildirmesiyle, ilgilinin yalan beyanda bulunduğunu veya önemli bir hususu gizlediğini hukuken ortaya koyması aynı şey değildir.

    Bununla birlikte somut yatırımın objektif kanuni koşullarının hiç oluşmamış olması da ayrı bir hukuki sorun teşkil edebilir. Bu nedenle m.31 ile m.40 arasında dikkatli bir ayrım yapılması gerekmektedir.

    2.2. 5901 sayılı Kanun m.40: Vatandaşlık kararının geri alınması

    Kanunun 40. maddesi, vatandaşlığın kazanılmasına veya kaybına ilişkin kararların hukuki şartlar oluşmadan ya da mükerrer olarak verildiğinin sonradan anlaşılması halinde geri alınmasını düzenlemektedir.

    Bu hükümde esas tartışma, vatandaşlığın verildiği tarihte kanunen gerekli koşulların gerçekten bulunup bulunmadığıdır.

    Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 66. maddesi uyarınca geri alınan karar, ilk karar tarihinden itibaren hükümsüz hale gelmektedir. Geri almanın geçmişe etkili niteliği, bu işlemi iptal kararından önemli ölçüde ayırır.

    Özellikle vatandaşlığı kazandıktan sonra evlenen, çocuk sahibi olan, şirket kuran, taşınmaz edinen veya farklı bir ülke vatandaşlığından ayrılan kişilerin durumunda bu ayrım son derece önemlidir.

    2.3. 5901 sayılı Kanun m.29: Vatandaşlığın kaybettirilmesi

    Vatandaşlığın kaybettirilmesi, Kanunun 29. maddesinde ayrıca düzenlenmiş bir kurumdur.

    Kaybettirme, yatırım uygunluk belgesinin iptali veya taşınmazın değerine ilişkin teknik inceleme ile aynı hukuki mekanizma değildir. Kaybettirme sebepleri kanunda ayrıca sayılmış olup, bu işlemlerin sonuçları ve duyurulma biçimi de farklıdır.

    Bu nedenle günlük dilde kullanılan “vatandaşlıktan çıkarılma” ifadesi, işlemin hangi kanuni sebebe dayandığını öğrenmeden yeterli bir hukuki tanım olarak kullanılamaz.

    2.4. Kanuni ayrım neden önemlidir?

    Örneğin 5901 sayılı Kanun m.32 uyarınca vatandaşlığın iptaline ilişkin karar, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bu düzenleme, m.40 kapsamında geri alınan kararın ilk karar tarihinden itibaren hükümsüz hale gelmesini öngören yönetmelik hükmünden farklıdır.

    Bu sebeple bir kişinin vatandaşlığının sona erdirildiği öğrenildiğinde ilk araştırılması gereken belgelerden biri, kararın hangi kanuni ve idari düzenlemeye dayandığını gösteren resmi karar metnidir.

    3. Türk Vatandaşlığımın Devam Edip Etmediğini Nasıl Öğrenebilirim?

    Türk vatandaşlığının mevcut durumunun araştırılmasında tek bir çevrim içi görüntüye, eski pasaporta veya üçüncü kişinin açıklamasına dayanılmamalıdır.

    5901 sayılı Kanun’un 36. maddesi uyarınca nüfus kayıtları, kimlik belgeleri ve pasaportlar, aksi sabit oluncaya kadar kişinin Türk vatandaşı olduğuna karine oluşturur. Bunun anlamı, bu belgelerin hukuken önemli ispat araçları olduğu fakat karşı yöndeki resmi bir kararla çürütülebilecekleri gerçeğidir.

    3.1. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü

    Vatandaşlık statüsünün belirlenmesinde temel kamu kurumu, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüdür.

    İlgili kişi veya usulüne uygun şekilde yetkilendirilmiş temsilcisi, hukuken erişilebilen bilgi ve belgeler kapsamında vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kayıtların ve sonradan tesis edilmiş işlemlerin araştırılmasını isteyebilir.

    Somut dosyada özellikle vatandaşlık kazanma kararının tarihi, kararın dayanağı, vatandaşlık kararına ilişkin sonraki işlemler, varsa kayıp veya geri alma kararı ve tebligat kayıtları önemlidir.

    3.2. İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlükleri

    Türkiye’de vatandaşlık işlemleri açısından valilikler ve il nüfus ve vatandaşlık müdürlükleri önemli müracaat ve yazışma makamlarıdır.

    5901 sayılı Kanun’un 37. maddesi, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin başvuruların yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere yapılabileceğini düzenlemektedir.

    Ancak bir il müdürlüğüne başvuru yapılabilmesi ile her kişinin her vatandaşlık dosyasının bütün belgelerine kayıtsız ve sınırsız erişim hakkına sahip olması farklı konulardır. Bilgi edinme ve dosya inceleme talepleri ilgili usul kurallarına tabidir.

    3.3. Yetkili makam kararının araştırılması

    Yatırım yoluyla vatandaşlıkta nihai vatandaşlığa alınma işleminin Cumhurbaşkanı kararıyla gerçekleştirildiği durumlarda, sonradan verilmiş bir geri alma kararının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.

    Kararın yalnızca numarasının öğrenilmesi yeterli olmayabilir. Hangi kişiyi kapsadığı, hangi tarihte tesis edildiği, hangi kanuni sebebe dayandığı ve hangi başvuru dosyasıyla bağlantılı olduğu ayrıca belirlenmelidir.

    Vatandaşlık dosyasının araştırılması bakımından bu bilgilerin yazılı olarak doğrulanması, sözlü açıklamalara göre daha güçlü bir hukuki dayanak oluşturur.

    3.4. Soruşturma dosyasının ayrıca incelenmesi

    Kişinin vatandaşlık işlemleri bakımından herhangi bir sorun bulunmadığının bildirilmesi, hakkında hiçbir ceza soruşturması yürütülmediğini zorunlu olarak göstermez.

    Ceza soruşturması ile idari vatandaşlık dosyası farklı kamu makamlarının faaliyetleri kapsamında yürütülebilir.

    Bu nedenle somut olayın niteliğine göre savcılık dosyası, adli kolluk işlemleri ve vatandaşlık dosyası ayrı ayrı incelenmelidir.

    4. e-Devlet Hesabım Çalışıyor. Türk Vatandaşlığım Devam Ediyor mu?

    e-Devlet Kapısı, vatandaşlık statüsüne ilişkin bazı resmi bilgilerin görülebilmesini sağlayan önemli bir elektronik hizmet platformudur. Bununla birlikte bir kişinin e-Devlet hesabının çalışması veya geçmişte aldığı belgeleri görüntüleyebilmesi, hakkında hiçbir idari karar bulunmadığı anlamına gelmez.

    4.1. Nüfus kayıt örneği

    e-Devlet üzerinden Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün “Nüfus Kayıt Örneği Belgesi Sorgulama” hizmetine ulaşılabilmektedir.

    Bu hizmetten alınan barkodlu nüfus kayıt örneği, vatandaşlık statüsüne ilişkin resmi kayıtlardaki mevcut durumun değerlendirilmesine yardımcı olabilir.

    Ancak nüfus kayıt örneğinde belirli bir açıklamanın bulunmaması, devam eden idari incelemelerin veya henüz kayda yansımamış işlemlerin kesin olarak bulunmadığını kanıtlamaz.

    Resmi hizmet: e-Devlet – Nüfus Kayıt Örneği Belgesi Sorgulama.

    4.2. Vatandaşlık başvurusu sorgulama

    e-Devlet üzerinde “Vatandaşlık Başvurusu Sorgulama” hizmeti de bulunmaktadır.

    Bu hizmet başvuru sürecinin takibi açısından önemlidir. Bununla birlikte daha önce sonuçlanmış vatandaşlık kararının ilerleyen yıllarda geri alınıp alınmadığını her yönüyle inceleyen bağımsız bir hukuki değerlendirme hizmeti olarak düşünülmemelidir.

    Resmi hizmetler: Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü e-Devlet hizmetleri.

    4.3. T.C. kimlik numarasının bulunması

    Bir kişiye geçmişte T.C. kimlik numarası verilmiş olması, o kişinin geçmişte Türk vatandaşlığı kazanmış olduğunu gösteren kayıtlarla bağlantılı olabilir. Ancak aynı numaranın eski belgelerde yer alması veya bazı sistemlerce tanınması, güncel vatandaşlık statüsüne ilişkin son hukuki kararın yerine geçmez.

    4.4. Sistemsel kayıt ile hukuki statü arasındaki fark

    Vatandaşlık kararı, bu kararın ilgili kamu kurumlarına iletilmesi, nüfus kayıtlarına işlenmesi ve elektronik hizmetlerde görünen bilgilerin güncellenmesi teknik olarak ayrı işlemler içerebilir.

    Bu nedenle sistemsel bir gecikme veya görünürdeki kayıt devamlılığı ihtimali dikkate alınmalıdır.

    Buradaki amaç e-Devlet kayıtlarını değersizleştirmek değildir. Nitekim 5901 sayılı Kanun m.36 nüfus kayıtlarına güçlü bir hukuki ispat değeri tanımaktadır. Ancak resmi kayıt, hakkında verilmiş ve hukuken sonuç doğuran başka bir kararın bulunmadığına ilişkin mutlak güvence olarak değerlendirilmemelidir.

    5. Resmi Vatandaşlık Dosyasında Hangi Belgeler İncelenmelidir?

    Vatandaşlık statüsünün kapsamlı biçimde araştırılabilmesi için farklı kurumlarda bulunan belgelerin işlevleri bakımından sınıflandırılması gerekir.

    5.1. Vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin belgeler

    Öncelikle Türk vatandaşlığını kazanma başvurusunun tarihi, başvurunun hangi hukuki gerekçeyle yapıldığı, başvuru dosyasının numarası, vatandaşlığa alınma kararının tarihi ve sayısı ve varsa ilgili kararın bildirim belgeleri incelenmelidir.

    Yatırım yoluyla vatandaşlık söz konusuysa yatırım uygunluk belgesi, tapu kayıtları ve yatırımın gerçekleştiği tarihteki mevzuat ayrıca değerlendirilmelidir.

    5.2. Vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin belgeler

    İkinci aşamada aşağıdaki belgelerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır:

    • Vatandaşlığın iptali veya geri alınmasına ilişkin bireysel karar.
    • İşlemin yasal dayanağı.
    • Kararın tarihi ve numarası.
    • Kararın ilgili kişiye uygulanmasına esas gösterilen maddi ve hukuki olgular.
    • Kararın yetkili kuruma ve ilgili kişiye bildirildiğini gösteren belgeler.
    • Nüfus kayıtlarına yapılan işlemler.
    • Varsa kararın düzeltilmesi veya yeniden değerlendirilmesine ilişkin sonraki işlemler.

    5.3. Yatırım uygunluk belgesi ile vatandaşlık kararının ayrılması

    Özellikle gayrimenkul yatırımıyla vatandaşlık kazanmış kişilerde yatırım uygunluk belgesi ile vatandaşlık kararı birbirinden farklı idari işlemlerdir.

    Yatırım uygunluk belgesinin yetkili kurum tarafından iptal edilmesi, vatandaşlığa ilişkin geri alma işlemine dayanak yapılabilir. Ancak bu iki işlemin yargısal denetimi ve hukuki sebebi her somut dosyada ayrıca değerlendirilmelidir.

    Bu husus, Danıştay 10. Dairesinin 2026/361 karar sayılı kararında özel önem taşımıştır. Kararda, yatırım uygunluk belgesinin gerçeğe aykırı döviz alım belgeleri nedeniyle iptal edilmiş olması ve bu işleme karşı dava açılmamış olması değerlendirmede belirleyici olmuştur.

    5.4. Aile fertleri için ayrı kayıt incelemesi

    Asıl yatırımcının vatandaşlık dosyası, eşin ve çocukların hukuki durumları hakkında önemli bilgiler içerebilir. Buna karşılık her aile ferdinin vatandaşlığı hangi hukuki sebeple ve hangi tarihte kazandığı ayrı şekilde araştırılmalıdır.

    Özellikle ilk vatandaşlık kararından sonra doğan çocuklar, sonradan vatandaşlık kazanan eşler ve vatandaşlık statüsünü bağımsız bir hukuki sebeple kazanmış kişiler bakımından yalnızca asıl yatırımcının dosyasının incelenmesi yeterli olmayabilir.

    6. Vatandaşlığımın İptaline İlişkin Bana Hiçbir Tebligat Yapılmadıysa Ne Olur?

    Vatandaşlık hukukunda tebligat meselesi, yurt dışında yaşayan kişiler bakımından en önemli usul sorunlarından biridir.

    5901 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca vatandaşlığın kazanılmasına ve kaybına ilişkin kararlar ilgiliye ve başvuru makamlarına tebliğ olunur. Kanunun 29. maddesi uyarınca verilen kaybettirme kararları bakımından ise Resmi Gazete’de yayımlanma ve yayımlandığı tarihte tebliğ edilmiş sayılma yönünde özel bir düzenleme bulunmaktadır.

    Bu ayrım nedeniyle vatandaşlık kararının iptali veya geri alınması hakkında genel olarak yalnızca basın açıklaması yayımlanmış olması, bireysel tebligatın bütün hukuki sonuçlarını kendiliğinden doğuran bir işlem olarak kabul edilemez.

    6.1. Tebligat yapılmamışsa vatandaşlık kararı yok mudur?

    Hayır. Kararın hukuken tesis edilmiş olması ile ilgili kişiye bildirilmesi farklı hukuki meselelerdir.

    Örneğin 5901 sayılı Kanun’un 32. maddesinde iptal kararının karar tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği açıkça düzenlenmiştir.

    Dolayısıyla iptal kararının ilgili kişiye henüz tebliğ edilmediği iddiası, kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmadığı şeklinde otomatik olarak yorumlanamaz.

    Buna karşılık tebligatın bulunmaması veya usulsüz olması, dava açma süresinin başlangıcı ve etkili başvuru hakkı bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.

    6.2. Yurt dışında yaşayan kişinin durumu

    Türkiye dışında yaşayan bir kişinin kendisine gönderilmiş resmi bildirimlerden haberdar olmaması farklı sebeplerden kaynaklanabilir.

    Kararın henüz tebliğ aşamasına geçmemiş olması, adres bilgilerinin güncel olmaması, tebligatın yetkili dış temsilcilik üzerinden yürütülmesi, elektronik veya diğer kanuni tebligat yollarının uygulanmış olması gibi ihtimaller birbirinden ayrılmalıdır.

    Yurt dışında bulunmak, tek başına bütün tebligatların geçersiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde kişinin kendisine fiziken bir evrak ulaşmadığını söylemesi de kanunen geçerli başka bir tebliğ işleminin yapılmadığını kesin olarak kanıtlamaz.

    6.3. Avukata yapılan tebligat

    İlgili kişi tarafından görevlendirilmiş avukatın vatandaşlık işlemlerine ilişkin kararları almaya yetkili bulunması halinde, vekile yapılan tebligatın dava açma süresi açısından sonuçları olabilir.

    Nitekim Danıştay 10. Dairesinin 2025/6295 E., 2025/7133 K. sayılı kararında, vatandaşlık kararının geri alındığına ilişkin bildirimin yetkili avukata tebliğ edildiği tarih dava süresinin başlangıcında esas alınmıştır.

    Bu nedenle eski bir avukatla çalışmış kişiler bakımından, vekaletnamenin kapsamı ve daha önce yapılmış tebligatlar ayrıca araştırılmalıdır.

    7. Vatandaşlık İptali veya Geri Alınmasına Karşı Dava Açma Süresi Ne Zaman Başlar?

    Vatandaşlık kararına karşı açılacak idari davalarda süre meselesi son derece önemlidir. Haklılık iddiasının kuvvetli olması, dava süresinin geçirilmesinin doğurabileceği sonuçları ortadan kaldırmaz.

    7.1. Genel dava süresi

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca özel kanunlarda ayrı bir süre gösterilmemişse Danıştayda ve idare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gündür.

    Kanunun 8. maddesi uyarınca süreler, ilgili tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren hesaplanır.

    Ancak somut bir vatandaşlık uyuşmazlığında hangi bildirim veya öğrenme tarihinin dava süresini başlattığı, tebligatın hukuka uygunluğu ve kararın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

    7.2. İYUK m.11 başvurusu

    İYUK m.11 uyarınca ilgili kişi, dava açma süresi içinde işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan; üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan isteyebilir.

    Bu başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. Ret halinde dava süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder.

    Ancak her dilekçenin otomatik olarak İYUK m.11 kapsamında sonuç doğuracağı varsayılamaz. Başvurunun konusu, yöneltildiği makam, tarihi ve kanuni şartları önemlidir.

    7.3. Bilgi edinme başvurusu dava süresini durdurur mu?

    Bir kamu kurumuna yalnızca dosya durumunun sorulması veya belge örneği talep edilmesi, her durumda dava açma süresini durduran bir başvuru olarak nitelendirilemez.

    Bilgi edinme talebi ile mevcut bir işlemin kaldırılmasını isteyen idari başvuru farklı hukuki niteliklere sahiptir.

    Bu sebeple kişinin vatandaşlığının geri alındığını öğrenmiş olması ihtimalinde yalnızca dosya suretini bekleyerek hareket etmesi, dava açma süresi bakımından risk oluşturabilir.

    7.4. Süre hesaplamasında tebligat belgesinin önemi

    Somut dosyada tebligatın kim tarafından teslim alındığı, hangi tarihte gerçekleştiği, teslim alan kişinin yetkisi ve tebligatın hukuki usule uygunluğu araştırılmalıdır.

    Elektronik tebligat veya yurt dışı tebligatı gibi farklı usullerin uygulanmış olması halinde de ilgili özel kurallar ayrıca incelenmelidir.

    8. Vatandaşlık Davalarında 2025 ve 2026 Tarihli Danıştay Kararları

    Vatandaşlık iptali ve geri alınmasına ilişkin teorik değerlendirmelerin somut davalarla karşılaştırılması, uygulamanın anlaşılması bakımından önem taşımaktadır.

    Aşağıdaki üç karar, vatandaşlık davalarında farklı sonuçların ortaya çıkabileceğini göstermektedir.

    8.1. Danıştay 10. Daire, 2024/3835 E., 2026/324 K.: Yeterli somut delil bulunmadığı için geri alma kararının iptali

    4 Şubat 2026 tarihli kararda, istisnai olarak Türk vatandaşlığı kazanmış kişinin vatandaşlığının milli güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle geri alınması incelenmiştir.

    İdare, daha önce verilmiş vatandaşlık kararının 5901 sayılı Kanun m.40 kapsamında geri alındığını savunmuştur.

    Danıştay, vatandaşlığın kazanılmasına engel bir halin mevcut olduğunun somut, yeterli ve ciddi bilgilerle ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.

    İncelenen dosyada ilgili kişinin vatandaşlığının kazanıldığı tarihte veya daha önce mevcut bulunan, geri alma kararını haklı kılacak yeterli maddi ve hukuki olgunun ortaya konulamadığı değerlendirilmiştir.

    Özellikle isnat edilen bazı fiillerin vatandaşlığın kazanılmasından sonraki döneme ilişkin olması, 5901 sayılı Kanun m.40’ın uygulanması bakımından önemli görülmüştür.

    Sonuç olarak Danıştay, vatandaşlığın geri alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının davacıya yönelik kısmını iptal etmiştir.

    Hukuki önemi: Devletin vatandaşlık konusunda geniş takdir yetkisine sahip olması, geri alma kararlarının somut ve hukuka uygun sebebe dayanması gereğini ortadan kaldırmaz.

    Danıştay 10. Daire, 2024/3835 E., 2026/324 K., 04.02.2026 – Kararın tam metni

    Bu karar doğrudan gayrimenkul ekspertizine ilişkin bir uyuşmazlık değildir. Bununla birlikte vatandaşlık kararının geri alınmasında hukuki sebebin ve delilin niteliğine ilişkin değerlendirmeleri bakımından önemlidir.

    8.2. Danıştay 10. Daire, 2024/405 E., 2026/361 K.: Gerçeğe aykırı döviz alım belgeleri ve yatırım uygunluk belgesinin iptali

    5 Şubat 2026 tarihli kararda ise yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış kişinin vatandaşlık kararının geri alınması incelenmiştir.

    Somut olayda kişi, vatandaşlık kazanma sürecinde yatırım yaptığını ve kamu makamlarınca uygunluk belgesi düzenlendiğini ileri sürmüştür.

    Ancak idari incelemede yatırım işlemine ilişkin döviz alım belgelerinin gerçeğe aykırı düzenlendiği tespit edilmiş, bunun üzerine taşınmaz yatırım uygunluk belgesi iptal edilmiştir.

    Danıştay, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılabilmesi için kanunen öngörülen yatırımın gerçekte ve hukuka uygun şekilde yapılması gerektiğini değerlendirmiştir.

    Uygunluk belgesinin iptal edilmiş olması ve ilgili kişinin bu işleme karşı dava açmamış bulunması da hukuki değerlendirmede önem taşımıştır.

    Sonuç olarak vatandaşlık kararının 5901 sayılı Kanun m.40 kapsamında geri alınmasında hukuka aykırılık görülmemiş ve dava reddedilmiştir.

    Hukuki önemi: Geçmişte uygunluk belgesi düzenlenmiş olması, yatırımın objektif kanuni şartlarının gerçekte gerçekleşmediğinin ortaya konulduğu her durumda geri alma işlemini engellememektedir.

    Danıştay 10. Daire, 2024/405 E., 2026/361 K., 05.02.2026 – Kararın tam metni

    Bu karar, yatırım uygunluk belgesine karşı açılabilecek dava ile vatandaşlık kararının geri alınmasına karşı açılabilecek davanın birbirinden ayrılmasının önemini göstermektedir.

    8.3. Danıştay 10. Daire, 2025/6295 E., 2025/7133 K.: Dava süresinin geçirilmesi

    30 Aralık 2025 tarihli kararda, Türk vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin kararın davacı vekiline 10 Nisan 2025 tarihinde bildirildiği tespit edilmiştir.

    Mahkeme, avukata yapılan bu bildirimi dikkate alarak altmış günlük dava açma süresinin geçirildiğini ve 20 Aralık 2025 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığını değerlendirmiştir.

    Sonuç olarak davanın esasına girilmeksizin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

    Hukuki önemi: Vatandaşlık kararının hukuka aykırı olduğu iddiası, davanın kanuni süre içinde açılması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Yetkili vekile yapılmış bir tebligat dava süresini başlatabilir.

    Danıştay 10. Daire, 2025/6295 E., 2025/7133 K., 30.12.2025 – Kararın tam metni

    8.4. Üç kararın birlikte değerlendirilmesi

    Yargı kararı Uyuşmazlığın temel konusu Sonuç
    2026/324 K. Geri alma kararının yeterli somut hukuki sebebe dayanmaması Geri alma işleminin iptali
    2026/361 K. Gerçeğe aykırı döviz belgeleri ve iptal edilmiş uygunluk belgesi Davanın reddi
    2025/7133 K. Yetkili vekile yapılan bildirimden sonra dava süresinin geçirilmesi Süre aşımı nedeniyle ret

    Bu kararların ortak sonucu, vatandaşlık uyuşmazlıklarının yalnızca genel haberlerden hareketle değerlendirilemeyeceğidir. Bir davada somut delil eksikliği iptal sonucunu doğururken başka bir davada objektif yatırım şartlarının gerçekleşmemesi geri alma işlemini hukuka uygun hale getirebilir. Üçüncü bir dosyada ise hukuki tartışmanın esası incelenmeden dava süresi nedeniyle ret kararı verilebilir.

    Kararlarda açık bulunan kanun yolları ve varsa sonradan verilen üst yargı kararları ayrıca kontrol edilmelidir. Burada ele alınan kararların tamamı bakımından kesinleşme durumuna ilişkin genel bir varsayımda bulunulmamaktadır.

    9. Vatandaşlığın İptaline Karşı Hangi Mahkemede Dava Açılır?

    Vatandaşlık kararının sona erdirilmesine ilişkin işlemin hangi makam tarafından tesis edildiği, görevli yargı yerinin belirlenmesinde önemlidir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı kararlarına karşı açılan iptal davalarında Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır.

    Ancak yatırım uygunluk belgesine veya başka bir idari makam tarafından tesis edilen bağımsız bir işleme karşı dava açılması gerektiğinde görevli ve yetkili mahkeme farklı olabilir.

    Bu nedenle bütün vatandaşlık uyuşmazlıklarının aynı mahkemede görüleceği şeklinde genel bir değerlendirme yapılamaz.

    9.1. Yürütmenin durdurulması

    İYUK m.27 uyarınca idari işlemin iptali istemiyle dava açılması, işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz.

    Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması şartlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Vatandaşlığın sona erdirilmesine ilişkin bir işlem bakımından pasaport, ikamet, aile hayatı, çalışma, şirket yönetimi ve diğer hukuki ilişkiler yönünden doğabilecek sonuçlar önem taşıyabilir.

    Ancak kişinin karşılaşabileceği güçlüklerin varlığı, yürütmenin durdurulması kararı verileceği konusunda tek başına garanti oluşturmaz.

    9.2. Birden fazla idari işlem varsa

    Somut olayda yatırım uygunluk belgesinin iptali, vatandaşlığa alınma kararının geri alınması, nüfus kaydı, pasaport veya ikamet hakkında tesis edilen başka işlemler bulunabilir.

    Bu işlemlerin her biri aynı hukuki nitelikte olmayabilir. Dava konusu işlemin doğru belirlenmesi ve yargısal başvuruların usulüne uygun biçimde planlanması gerekir.

    10. Türk Vatandaşlığım İptal Edilirse Pasaportum ve Kimlik Kartım Ne Olur?

    Türk pasaportu ve T.C. kimlik kartı, kişinin Türk vatandaşlığı statüsüne bağlı olarak düzenlenen resmi belgelerdir.

    5901 sayılı Kanun’un 36. maddesi bu belgeleri vatandaşlığın ispatı bakımından karine olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte vatandaşlık statüsünün sonradan sona erdirilmesi, bu belgelerin geçerliliğinin ayrıca değerlendirilmesini gerektirebilir.

    10.1. Pasaport süresinin dolmamış olması

    Bir pasaportun üzerinde ileriki bir son geçerlilik tarihi yazması, pasaportun düzenlenmesine dayanak oluşturan vatandaşlık statüsünün daha sonra hiçbir değişikliğe uğramadığını garanti etmez.

    Pasaportun fiziki olarak kişinin elinde bulunması ve elektronik sistemlerde hukuken kullanılabilir olması da birbirinden ayrılmalıdır.

    10.2. Pasaport veya kimliğin teslim alınması

    Vatandaşlık statüsünün sona erdirildiği durumlarda, yetkili makamların kişinin Türk kimlik ve seyahat belgeleri hakkında ayrıca işlem yapması söz konusu olabilir.

    Ancak bütün iptal ve geri alma kararlarının aynı tarihte aynı pasaport işlemine yol açtığı kabul edilemez. Bu konuda somut karar ve ilgili belgeye yönelik uygulama araştırılmalıdır.

    10.3. Konsoloslukta işlem yaptırılması

    Türkiye dışında yaşayan kişiler, vatandaşlık durumlarını öğrenmek veya başka resmi işlem yaptırmak amacıyla Türk dış temsilciliklerine başvurmayı düşünebilir.

    Ancak mevcut vatandaşlık statüsü belirsizse ve Türk kimlik veya pasaportunun kullanımına ilişkin bir idari işlem ihtimali bulunuyorsa, başvuru yapılmadan önce dış temsilcilikte hangi işlem veya belgenin talep edileceği belirlenmelidir.

    Konsolosluk ziyareti, mevcut belgelerin mutlaka muhafaza edileceği veya mutlaka teslim alınacağı sonucuyla genel olarak açıklanamaz.

    11. Türk Vatandaşlığı İnceleme Konusu Olan Kişi Türkiye’ye Giriş Yapabilir mi?

    Türk vatandaşlığının iptali veya geri alınması ihtimali bulunan kişilerin en çok endişe duyduğu konulardan biri Türkiye’ye seyahattir.

    Bu meselede vatandaşlık hukuku, yabancılar hukuku, pasaport hukuku ve ceza muhakemesi birlikte değerlendirilmelidir.

    11.1. Vatandaşlık statüsü halen devam ediyorsa

    Kişi hukuken Türk vatandaşı olmaya devam ediyorsa Türkiye’ye giriş hakkı, vatandaşlık statüsüne bağlı anayasal ve kanuni kurallar kapsamında değerlendirilir.

    Ancak hakkında adli veya idari bir işlem bulunması halinde sınır kapısında buna ilişkin ayrı prosedürlerin uygulanması ihtimali, vatandaşlığın mevcut durumundan bağımsız olarak araştırılabilir.

    11.2. Vatandaşlık kararı sona erdirilmişse

    Türk vatandaşlığı hukuken sona ermiş kişinin Türkiye’ye girişinde artık yabancılar hukuku hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir.

    Bu durumda geçerli yabancı pasaportunun bulunması, ilgili ülke vatandaşları bakımından vize veya vize muafiyeti koşullarının karşılanması ve kişinin Türkiye’ye girişine ilişkin başka bir engel bulunmaması önemlidir.

    Vatandaşlık kaybı kararı, yabancı pasaportun tek başına Türkiye’ye giriş için yeterli olduğu anlamına gelmez.

    11.3. Türk pasaportu mu, yabancı pasaport mu kullanılmalı?

    Bu soruya kişinin dosyası incelenmeden genel cevap verilmesi doğru değildir.

    Bir kişinin geçmişte Türk vatandaşlığı kazanmış olması, halen Türk pasaportunu kullanma hakkına sahip olduğunu göstermez. Diğer taraftan yalnızca hakkındaki söylentiler nedeniyle Türk vatandaşlığının kesin olarak sona erdiği de kabul edilemez.

    Seyahatten önce geçerli vatandaşlık statüsü, seyahat belgesi ve varsa sınır işlemlerine ilişkin hukuki engellerin ayrı ayrı araştırılması gerekir.

    Özellikle statünün belirsiz olduğu durumlarda hukuken geçerli olmayan bir seyahat belgesinin kullanılmasına dayanarak seyahat planlanması ciddi risk doğurabilir.

    11.4. Sınırda pasaporta el konulması ihtimali

    Vatandaşlığın sona erdirilmesi, pasaportun geçersiz hale gelmesi, adli arama veya elkoyma tedbirleri ve sınır kontrolünde belgenin teslim alınması farklı hukuki sebeplere dayanabilir.

    Bu nedenle böyle bir işlemle karşılaşılması halinde işlemi gerçekleştiren makamın hangi hukuki gerekçeye dayandığının ve düzenlenen tutanağın veya bildirimin tespit edilmesi önemlidir.

    11.5. Türkiye’ye girişten sonra ikamet sorunu

    Kişi Türkiye’ye yabancı statüsünde giriş yapıyorsa, Türkiye’de kalış süresi ve ikamet hakkı ayrıca değerlendirilmelidir. Geçmişte Türk vatandaşı olarak Türkiye’de yaşaması, vatandaşlık sona erdikten sonra kendisine otomatik ve sınırsız ikamet hakkı tanındığı anlamına gelmez.

    Temel mevzuat: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.

    12. Vatandaşlığım İnceleniyorsa Hakkımda Ceza Soruşturması da Var mıdır?

    Türk vatandaşlığının iptaline veya geri alınmasına ilişkin idari işlemler ile ceza soruşturmaları arasında bağlantı bulunabilmekle birlikte bu süreçler birbirinden farklı hukuki nitelik taşımaktadır.

    Örneğin bir kişinin yatırım dosyası hakkındaki teknik inceleme, ceza soruşturmasında elde edilen bilgi ve belgelerden kaynaklanabilir. Buna karşılık aynı kişinin mutlaka şüpheli sıfatına sahip olması gerekmez.

    12.1. Şüpheli, tanık ve mağdur sıfatları

    Ceza soruşturmasında bir kişinin hangi sıfatla yer aldığı son derece önemlidir.

    Şüpheli, hakkında suç işlediği iddiasıyla soruşturma yürütülen kişiyi ifade eder. Tanık, soruşturma bakımından bilgi sahibi olduğu düşünülen kişi olabilir. Mağdur veya suçtan zarar gören ise somut olayın niteliğine göre farklı hukuki haklara sahip olabilir.

    Bu sıfatların birbiriyle karıştırılması, soruşturma riskinin yanlış değerlendirilmesine yol açabilir.

    12.2. İfadeye çağrılmak ile yakalama kararı

    Bir kişinin emniyete veya savcılığa ifadeye çağrılması, hakkında yakalama kararı veya tutuklama kararı bulunduğu anlamına gelmez.

    Bununla birlikte adli mercilerin belirli bir kişinin ifadesini almak istemesi, soruşturmanın hangi aşamada bulunduğuna göre ciddi hazırlık gerektirebilir.

    12.3. Soruşturmanın gizliliği ve dosya erişimi

    Ceza soruşturmaları bakımından dosya inceleme hakkının kapsamı, ilgili kişinin sıfatına, müdafi veya vekilin yetkilerine ve varsa kanuni kısıtlama kararlarına göre değerlendirilir.

    Bir dosyanın UYAP üzerinde kişi tarafından görüntülenememesi, dosyanın kesin olarak bulunmadığı anlamına gelmez.

    Aynı şekilde bir avukatın genel bilgi araştırması yapabilmesi ile dosyadaki bütün evrakın örneğini temin edebilmesi farklı hukuki koşullara bağlı olabilir.

    12.4. Ceza soruşturmasında karar verilmesi vatandaşlık işlemini otomatik olarak sonuçlandırır mı?

    Bir ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi veya mahkemede beraat kararı çıkması, vatandaşlık hakkında tesis edilmiş bütün idari işlemleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Ancak bu kararlar, idarenin dayandığı olguların niteliğine göre vatandaşlık uyuşmazlığı bakımından önemli deliller oluşturabilir.

    Ceza ve idari süreçlerin ayrıntılı ilişkisini daha önce yayımladığımız Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması 2026: Ceza Soruşturması, Dava ve Dosya İnceleme başlıklı çalışmada da ele almıştık.

    13. Benim Vatandaşlığım İptal Edilirse Eşimin ve Çocuklarımın Vatandaşlığı da İptal Edilir mi?

    Vatandaşlığın sona erdirilmesinin aile fertleri üzerindeki etkisi, özellikle yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış aileler bakımından temel sorunlardan biridir.

    Ancak bütün aile fertlerinin hukuki konumlarının mutlaka aynı olduğu varsayılmamalıdır.

    13.1. Asıl yatırımcıya bağlı olarak vatandaşlık kazanan eş ve çocuklar

    5901 sayılı Kanun’un 32. maddesi, vatandaşlığın iptali kararının ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanacağını açıkça düzenlemektedir.

    Dolayısıyla asıl yatırımcı hakkında m.31 kapsamında iptal kararı verilmesi, ona bağlı olarak vatandaşlık kazanmış eş ve çocuklar bakımından da doğrudan önem taşır.

    Bununla birlikte aile fertlerinin vatandaşlıklarının hangi tarihte ve hangi hukuki gerekçeyle kazanıldığı araştırılmadan bütün aileye ilişkin genel değerlendirme yapılmamalıdır.

    13.2. Vatandaşlık kararından sonra doğan çocuklar

    İlk vatandaşlık kararından sonra doğan çocukların hukuki durumunda farklı sorunlar ortaya çıkabilir.

    5901 sayılı Kanun’un 7. maddesi soy bağı yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasını düzenlemektedir. Türk vatandaşı anne veya babadan doğan çocuğun vatandaşlığı, anne veya babanın sonradan vatandaşlık kazanmasına bağlı olarak işlem gören çocukla aynı hukuki kazanma sebebine dayanmayabilir.

    Özellikle vatandaşlığın geri alınmasının geçmişe etkili niteliği nedeniyle ebeveynin çocuk doğduğunda sahip olduğu vatandaşlık statüsünün sonradan hukuken nasıl değerlendirileceği tartışmalı hale gelebilir.

    Bu yüzden ilk vatandaşlık kararına dahil olan çocuklarla, daha sonra doğum yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmış çocuklar arasında ayrı hukuki inceleme yapılmalıdır.

    13.3. Türk vatandaşlığını bağımsız olarak kazanan eş

    Eşin Türk vatandaşlığını asıl yatırımcıya bağlı olmaksızın bağımsız bir hukuki sebep ile kazanmış olması halinde, vatandaşlığının akıbeti de ayrı değerlendirilmelidir.

    Yalnızca aile ilişkisinin varlığı, bağımsız şekilde kazanılmış her vatandaşlığın kendiliğinden sona erdiği sonucunu doğurmaz.

    13.4. Çocuğun başka vatandaşlığı bulunması

    Bir çocuğun doğumla veya sonradan yabancı bir devletin vatandaşlığını kazanmış olması, Türk vatandaşlık hukukunda tesis edilecek işlemlerin niteliğini tek başına belirlemez.

    Diğer devletin vatandaşlık mevzuatı da ayrıca incelenmelidir.

    13.5. Aile fertleri bakımından ayrı tebligat ve dava sorunu

    Aile fertleri hakkında ayrı kararlar ve işlemler tesis edilmişse, bu kişilerin hukuki temsilinin, tebligatının ve dava haklarının da ayrıca incelenmesi gerekebilir.

    Özellikle ergin olan çocuklar bakımından vekaletname ve dava ehliyeti meseleleri önemlidir.

    Aile ve çocukların vatandaşlık statüsüne ilişkin önceki incelememiz: Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile ve Çocukların Hukuki Durumu.

    14. Türk Vatandaşlığım Sona Ererse Önceki Vatandaşlığımı Geri Alabilir miyim?

    Türk vatandaşlığını kazanan yabancıların tamamı aynı zamanda önceki vatandaşlıklarını muhafaza etmemektedir.

    Bazı devletler çifte vatandaşlığa izin verirken bazı devletlerin hukukunda yabancı vatandaşlık kazanılması, bildirim veya izin koşullarına bağlanmış olabilir. Bazı kişiler ise Türk vatandaşlığını kazanabilmek veya kendi ülkesinin hukukuna uygun hareket edebilmek amacıyla önceki vatandaşlıklarından çıkmış olabilir.

    14.1. Çifte vatandaşlık bulunuyorsa

    Kişinin halen başka bir devletin vatandaşı olması halinde, Türk vatandaşlığının sona erdirilmesi diğer devletin vatandaşlığını otomatik olarak sona erdirmez.

    Ancak mevcut yabancı pasaportun geçerliliği, ilgili devletin hukuku ve seyahat koşulları ayrıca araştırılmalıdır.

    14.2. Önceki vatandaşlıktan çıkılmışsa

    Kişinin önceki vatandaşlığından ayrılmış olması halinde, Türk vatandaşlığının sona ermesi vatansızlık riski doğurabilir.

    Buna karşılık önceki devlet vatandaşlığına otomatik olarak dönüleceği varsayılamaz. Yeniden vatandaşlık kazanma koşulları, ilgili devletin hukukuna bağlıdır.

    Bu durumda Türk vatandaşlık hukuku yanında kişinin önceki devletinin vatandaşlık mevzuatı, uluslararası yükümlülükler ve Türkiye’deki yabancılık statüsü birlikte incelenmelidir.

    14.3. Vatansızlık statüsü

    Hiçbir devlet tarafından kendi mevzuatına göre vatandaş olarak kabul edilmeyen kişilerin durumunda vatansızlık hukuku gündeme gelebilir.

    Ancak Türk vatandaşlığının sona ermiş olması, kişinin otomatik olarak resmen vatansız statüsünde tanınacağı anlamına gelmez. Bu statüye ilişkin tespit ve belgelendirme prosedürlerinin ayrıca yürütülmesi gerekebilir.

    15. Türk Vatandaşlığım İptal Edilirse Türkiye’deki Evim, Param veya Şirketim Ne Olur?

    Vatandaşlığın sona erdirilmesi ile kişinin Türkiye’deki malvarlığı haklarının tamamının kendiliğinden sona ermesi aynı hukuki mesele değildir.

    Bir taşınmazın tapu sicilindeki mülkiyet kaydı, banka mevduatı, şirket ortaklığı ve vatandaşlık statüsü farklı hukuki rejimlere tabidir.

    15.1. Taşınmaz mülkiyeti

    Türk vatandaşlığının sona ermesi, kişinin Türkiye’de bulunan her taşınmazının aynı anda ve kendiliğinden Hazine mülkiyetine geçtiği anlamına gelmez.

    Bununla birlikte 5901 sayılı Kanun’un 33. maddesinde vatandaşlığın iptaline ilişkin özel malvarlığı tasfiyesi hükümleri bulunmaktadır.

    Kanunun bu maddesi uyarınca malların tasfiyesi gerekli görülen durumlarda bunun iptal kararında belirtilmesi ve ilgili hukuki usulün izlenmesi gerekir. Ayrıca iptal kararına karşı yargı yoluna başvurulması halinde tasfiyenin dava sonuna bırakılmasına ilişkin düzenleme yer almaktadır.

    Bu hükümdeki sonuçlar, yalnızca vatandaşlığın sona ermiş olduğu bilgisinden hareketle otomatik olarak uygulanmış kabul edilmemelidir.

    Öte yandan m.33’te tarihsel olarak atıf yapılan 5683 sayılı Kanun, 6458 sayılı Kanun’un 124. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle tasfiye ve yabancılık statüsü konusunda güncel mevzuatın birlikte yorumlanması gerekir.

    15.2. Yabancının taşınmaz sahibi olması

    Türkiye’de yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimi mümkündür; ancak bu hak, vatandaşlık ve ülke bazında uygulanabilecek sınırlamalar dahil olmak üzere Tapu Kanunu ve ilgili özel düzenlemelere tabidir.

    Bu nedenle Türk vatandaşlığını kaybeden kişinin taşınmazının mevcut hukuki durumu, hangi ülkenin vatandaşı olduğuna ve taşınmazın niteliğine göre ayrıca değerlendirilebilir.

    15.3. Şirket ortaklığı ve ticari faaliyetler

    Vatandaşlığın sona ermesi, kişinin şirket ortaklığına ilişkin bütün özel hukuk haklarını kendiliğinden sona erdirmez.

    Ancak yabancı ortakların tabi olduğu kurallar, şirket temsil yetkileri, çalışma izinleri ve belirli faaliyet alanlarındaki sınırlamalar yeni hukuki yükümlülükler doğurabilir.

    15.4. Banka hesapları ve finansal işlemler

    Bankadaki hesapların ve mevcut para varlığının hukuki durumu, vatandaşlık statüsü dışında ayrıca banka mevzuatı, müşteri tanıma yükümlülükleri ve varsa bireysel adli veya idari tedbirlerle bağlantılıdır.

    Bu nedenle vatandaşlığın sona erdiği iddiası ile banka hesabına el konulması veya hesabın kapatılması gibi farklı işlemler birbirine karıştırılmamalıdır.

    16. Türk Vatandaşlığı Sona Eren Kişi Türkiye’de Yaşamaya Devam Edebilir mi?

    Türk vatandaşlığı sona erdirilen kişinin Türkiye’de kalış hakkı yabancılar hukuku hükümleri kapsamında yeniden değerlendirilmek zorunda kalabilir.

    Kişinin daha önce Türkiye’de uzun yıllar yaşamış olması, taşınmazının bulunması veya aile fertlerinin Türkiye’de bulunması, her durumda kendiliğinden süresiz ikamet hakkı doğurmaz.

    Bununla birlikte ilgili kişinin aile bağları, mülkiyet durumu, varsa önceki ikamet kayıtları, çalışma ilişkileri ve diğer hukuki statüleri farklı ikamet izinleri veya başvuru yolları bakımından önem taşıyabilir.

    İkamet izni, sınır dışı etme ve idari gözetim birbirinden farklı işlemlerdir.

    Vatandaşlığın sona ermesi tek başına kişinin zorunlu olarak derhal sınır dışı edileceği veya idari gözetim altına alınacağı anlamına gelmez. Bu işlemler bakımından 6458 sayılı Kanun ve ilgili yargısal başvuru yolları ayrıca değerlendirilmelidir.

    Özellikle kişinin hakkında vatandaşlık işleminin yanında sınır dışı etme veya idari gözetim kararı da bulunuyorsa, bu kararların farklı başvuru süreleri ve usulleri olabileceği dikkate alınmalıdır.

    17. Türkiye Dışındayım. Türk Vatandaşlığı Dosyamı Avukat Aracılığıyla İnceletebilir miyim?

    Türkiye dışında yaşayan kişiler bakımından resmi işlemlerin takibi için usulüne uygun düzenlenmiş vekaletname önemli bir hukuki araçtır.

    5901 sayılı Kanun’un 37. maddesi, vatandaşlık işlemlerine ilişkin başvuruların ilgili kişinin bizzat kendisi veya bu hakkın kullanılmasına yönelik vekaletname aracılığıyla yapılabileceğini düzenlemektedir.

    Ancak vekaletnamenin hangi işlemler için yeterli olduğu, metindeki yetkilere ve ilgili kamu kurumunun mevzuatına göre belirlenmelidir.

    17.1. Türk konsolosluğunda vekaletname

    Yurt dışındaki Türk dış temsilciliklerinde gerekli koşulların karşılanması halinde noterlik işlemleri kapsamında vekaletname düzenlenebilir.

    Türkçe bilmeyen kişiler bakımından tercüman ihtiyacı veya kimlik belgesi doğrulaması gibi ek işlemler gerekebilir.

    Randevuya gitmeden önce başvurulacak temsilciliğin belge ve randevu koşullarının kontrol edilmesi gerekir.

    17.2. Yabancı ülke noterinde vekaletname

    Yabancı noterlikte düzenlenen vekaletnamenin Türkiye’de kullanılabilmesi için ilgili ülkenin uluslararası sözleşmelere taraf olup olmadığına göre apostil veya diplomatik/konsüler tasdik işlemleri gündeme gelebilir.

    Her ülke apostil sistemine taraf değildir. Bu nedenle bütün yabancı ülkeler için aynı belge tasdik sürecinin geçerli olduğu varsayılamaz.

    Belgenin Türkçe tercümesi, noter onayı ve ilgili makamlarca kabul edilecek şekil koşulları da ayrıca araştırılmalıdır.

    Resmi kaynak: T.C. Dışişleri Bakanlığı – Konsolosluk İşlemleri ve Vekaletname Bilgilendirmesi.

    17.3. Vekaletnamede yetki kapsamı

    Vatandaşlık statüsünün araştırılması amacıyla düzenlenen vekaletnamede, yapılması planlanan işlemlere uygun yetkilerin bulunması önemlidir.

    Somut dosyanın gereğine göre resmi kurumlardan bilgi ve belge talep edilmesi, vatandaşlık dosyasının incelenmesi, tebligatların alınması, idari başvuruların yapılması, dava açılması ve yargı süreçlerinin takip edilmesi gibi yetkiler değerlendirilmelidir.

    Ancak geniş yetkili bir vekaletname düzenlenmesi, bütün kurumlardan her türlü gizli bilgi veya belgenin mutlaka temin edileceği anlamına gelmez.

    17.4. Önceki avukatla çalışılmışsa

    Önceden verilmiş vekaletname ve onun kapsamında gerçekleştirilmiş işlemler de araştırılmalıdır.

    Özellikle önceki avukata tebliğ edilmiş bir vatandaşlık kararı bulunması, yeni hukuki temsilin başlangıç tarihinden bağımsız olarak dava açma süresini etkilemiş olabilir.

    Bu nedenle yeni bir vekaletname düzenlenmesi, geçmişte usulüne uygun olarak yapılmış tebligatların sonuçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    18. Türk Vatandaşlığının İptal Edilmiş Olabileceğinden Endişe Eden Kişi Ne Yapmalı?

    Hukuki işlem planı, önce kişisel statünün belirlenmesi ve ardından mevcut risklere göre uygulanacak başvuruların seçilmesi üzerine kurulmalıdır.

    Birinci aşama: Mevcut belgelerin sınıflandırılması

    Türk vatandaşlığının hangi tarihte kazanıldığı, vatandaşlığa alınma kararına ilişkin bilgiler, pasaportlar, kimlik kartları, varsa nüfus kayıt örnekleri ve vatandaşlık kazanma dosyasındaki belgeler bir araya getirilmelidir.

    İkinci aşama: Resmi statünün araştırılması

    Ulaşılabilen resmi nüfus ve vatandaşlık kayıtları incelenerek vatandaşlığa ilişkin son işlem ve kararların varlığı araştırılmalıdır.

    Özellikle vatandaşlığın iptaline veya geri alınmasına yönelik bir karar bulunup bulunmadığı, kararın tarihi, gerekçesi ve tebligat durumu önemlidir.

    Üçüncü aşama: Tebligat ve dava süresi kontrolü

    Herhangi bir karar varsa ilgili kişiye veya yetkili temsilcisine tebliğ edilip edilmediği araştırılmalıdır.

    Varsa geçmiş avukatların aldığı tebligatlar, dış temsilcilik bildirimleri ve diğer usul işlemleri incelenmelidir.

    Bu aşamanın geciktirilmesi, özellikle dava açma süreleri açısından hak kaybı yaratabilir.

    Dördüncü aşama: Ceza soruşturmasının ayrı değerlendirilmesi

    İlgili kişi veya yatırım yaptığı şirket hakkında bir soruşturma bulunup bulunmadığı, usulün izin verdiği ölçüde araştırılmalıdır.

    Bir soruşturma mevcutsa kişinin dosyadaki sıfatı ve ifade alma veya başka adli işlem ihtimali belirlenmelidir.

    Beşinci aşama: Yatırım belgelerinin hazırlanması

    Yatırım yoluyla vatandaşlık kazanılmışsa tapu, satış sözleşmesi, ekspertiz raporu, uygunluk belgesi, SWIFT kayıtları, banka dekontları, döviz alım belgeleri ve ödeme zincirini ortaya koyan diğer belgeler temin edilmelidir.

    Belgelerin yalnızca mevcut olması değil, yatırımın gerçek ekonomik niteliğini ortaya koyabilmesi önemlidir.

    Altıncı aşama: Aile fertlerinin ayrı incelenmesi

    Eş ve çocukların vatandaşlık kazanma tarihleri, hukuki kazanma sebepleri ve varsa bireysel kararları kontrol edilmelidir.

    Yedinci aşama: Seyahat ve ikamet durumunun değerlendirilmesi

    Türkiye’ye seyahat planlanıyorsa pasaportların hukuki geçerliliği, mevcut vatandaşlık statüsü, yabancı ülke vatandaşlığı ve varsa adli veya idari giriş engelleri ayrıca araştırılmalıdır.

    Sekizinci aşama: Uygun hukuki başvurunun belirlenmesi

    Yapılacak hukuki işlem, kişinin dosyasının bulunduğu aşamaya göre değişir. Henüz karar bulunmayan dosyada idari inceleme ve belge hazırlığı öne çıkabilirken, karar verilmiş ve tebliğ edilmiş dosyada dava süresinin korunması ve yargısal başvuru öncelik kazanabilir.

    19. Vatandaşlık İptali Hakkında En Sık Karşılaşılan Yanlış Bilgiler

    “e-Devlet hesabım açılıyor; vatandaşlığım kesinlikle devam ediyor.”

    Bu sonuç yalnızca sistem erişimine dayanılarak çıkarılamaz. Resmi nüfus kayıtlarının ispat değeri bulunmakla birlikte, vatandaşlığa ilişkin son kararın ayrıca araştırılması gerekebilir.

    “Türk pasaportum bende, iptal kararı verilmiş olamaz.”

    Pasaportun fiziken kişide bulunması, hakkında hiçbir idari karar tesis edilmediğinin kesin kanıtı değildir.

    “Soruşturulan şirketten ev aldım, vatandaşlığım otomatik iptal edildi.”

    Belirli şirketten taşınmaz satın almak, bireysel vatandaşlık kararının mutlaka sona erdirildiği anlamına gelmez.

    “Yurt dışındayım, bana tebligat yapılmadığı için hiçbir süre başlamaz.”

    Yurt dışındaki kişiler bakımından da kanuni tebligat usulleri uygulanabilir. Ayrıca yetkili vekile yapılan tebligatın sonuçları bulunabilir.

    “Yeni bir avukatla anlaşırsam dava sürem yeniden başlar.”

    Vekil değişikliği tek başına kanuni dava açma süresini yeniden başlatmaz.

    “Savcılıkta hakkımda takipsizlik verilirse vatandaşlığım otomatik geri gelir.”

    Ceza soruşturmasıyla idari vatandaşlık işlemi farklı hukuki süreçlerdir. Ceza dosyasındaki kararın idari uyuşmazlığa etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

    “Dava açarsam pasaportum hemen yeniden geçerli olur.”

    İptal davası açılması idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Yürütmenin durdurulması ve davanın esası bakımından ayrıca yargı kararları gerekir.

    “Vatandaşlığım sona ererse evim otomatik olarak devlete geçer.”

    Bu ifade vatandaşlık, mülkiyet ve özel tasfiye hükümlerini birbirine karıştırmaktadır. Kanunda öngörülen somut şartlar ve ilgili idari işlemler ayrıca araştırılmalıdır.

    “Ailemin tamamının hukuki durumu benimkiyle her koşulda aynıdır.”

    Eş ve çocukların vatandaşlığı hangi sebeple ve hangi tarihte kazandıkları önemlidir. Her aile ferdi için ayrı kayıt incelemesi gerekebilir.

    “Geçmişte resmi uygunluk belgesi aldım, vatandaşlığım hiçbir koşulda geri alınamaz.”

    Danıştay 2026/361 K. sayılı kararı, yatırımın hukuki şartlarının gerçekleşmediğinin ortaya konulması ve uygunluk belgesinin iptali halinde geri alma işleminin hukuka uygun bulunabileceğini göstermektedir.

    20. Sonuç: Vatandaşlık Statüsü Söylentilerle Değil, Resmi İşlem ve Somut Hukuki İncelemeyle Belirlenir

    Türkiye’de vatandaşlık iptallerine ilişkin 2025 ve 2026 yıllarında ortaya çıkan gelişmeler, özellikle yabancı yatırımcılar açısından hukuki belirsizlikler oluşturmuştur.

    Ancak bu belirsizliklerin sağlıklı biçimde değerlendirilmesi için kişinin kendi idari dosyasının incelenmesi gerekir.

    Bir kişinin Türk vatandaşlığının sona erdirilip erdirilmediği, yalnızca kamuoyuna açıklanan soruşturma rakamlarına, sosyal medyada dolaşan listelere veya belirli bir inşaat şirketiyle işlem yapmış olmasına dayanılarak tespit edilemez.

    Aynı şekilde e-Devlet hesabının çalışması, pasaportun henüz geçerlilik tarihi içinde bulunması veya eski nüfus kayıtlarına erişilebilmesi, sonradan tesis edilmiş bütün vatandaşlık işlemlerinin bulunmadığını kesin olarak kanıtlamaz.

    5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, vatandaşlığın iptali, geri alınması ve kaybettirilmesi bakımından farklı hukuki rejimler öngörmektedir. Bu farklılıkların tebligat, aile fertleri, malvarlığı ve yargısal başvuru üzerindeki etkileri birbirinden ayrılmalıdır.

    2025 ve 2026 tarihli Danıştay kararları da bu ayrımın uygulamada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bir uyuşmazlıkta geri alma kararının somut hukuki sebebe dayanmadığı sonucuna varılırken başka bir uyuşmazlıkta yatırım için gerekli belgelerin gerçek dışı olması nedeniyle geri alma işlemi hukuka uygun bulunabilmektedir. Bir diğer davada ise dava süresinin geçirilmesi sebebiyle esas incelemesi yapılamamaktadır.

    Bu nedenle Türk vatandaşlığının iptal edilmiş olabileceğinden endişe eden bir kişi bakımından en doğru başlangıç, vatandaşlık statüsünün resmi kayıtlardan araştırılması, varsa kararın hukuki niteliğinin ve tebligatının incelenmesi, ceza soruşturmasının ayrı değerlendirilmesi ve uygun yargısal başvuru yollarının süresinde belirlenmesidir.

    Vatandaşlık hukuku açısından hukuki güvenlik, vatandaşlığın hiçbir koşulda denetlenememesi değil; vatandaşlığı sona erdiren kararların kanuna, somut olgulara ve etkili yargısal denetime dayanmasıdır.

    21. Önceki Vatandaşlık Hukuku Çalışmalarımız

    Bu makale, vatandaşlık hukukuna ilişkin daha önce yayımladığımız çalışmaların özellikle bireysel statü, tebligat, pasaport, aile ve seyahat boyutlarını derinleştirmek amacıyla hazırlanmıştır.

    1. 19 Eylül 2026 – Yatırım Yoluyla Kazanılan Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alınması. İptal ve geri alma ayrımı, iyi niyetli yatırımcı, gerçek yatırım ve yargısal koruma.
    2. 26 Eylül 2026 – 1.070 Kişiyi İlgilendiren Vatandaşlık İptali Süreci. Yeni soruşturma, yatırımların inceleme kapsamı ve soruşturmanın hukuki etkileri.
    3. 28 Eylül 2026 – Türk Vatandaşlığı İptali ve Geri Alınması: En Çok Sorulan Sorular. Dosya inceleme, ceza soruşturması, hukuki başvurular ve yatırımcıların temel soruları.
    4. 28 Eylül 2026 – Yeni Ekspertiz, Eksik Yatırım, Aile, Çocuklar ve İnşaat Şirketleri. Teknik değerleme ve aile fertlerinin statüsü.
    5. 8 Ekim 2026 – Türk Vatandaşlığı İptali 2026: Son Gelişmeler ve Davalar. Resmi gelişmeler ve hukuki başvuru yollarının değerlendirilmesi.

    22. Mevzuat, Resmi Kurum Açıklamaları ve Yargı Kararları

    A. Anayasa ve kanunlar

    1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.16, 23, 35, 36, 40, 66 ve 125. Anayasa Mahkemesi – Anayasa metni.
    2. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, özellikle m.7, 12, 29, 31, 32, 33, 36, 37, 40 ve 41. Adalet Bakanlığı – Mevzuat ve İçtihat Programı.
    3. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, özellikle m.20 ve m.66.
    4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m.7, 8, 10, 11 ve 27. Resmi kurumda yayımlanan kanun metni.
    5. 2575 sayılı Danıştay Kanunu, m.24.
    6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu.
    7. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. Resmi Gazete, 11 Nisan 2013.

    B. Danıştay kararları

    1. Danıştay 10. Daire, 2024/3835 E., 2026/324 K., 04.02.2026. Vatandaşlığın geri alınması, somut hukuki sebep ve idari işlemin iptali. Kararın tam metni.
    2. Danıştay 10. Daire, 2024/405 E., 2026/361 K., 05.02.2026. Yatırım uygunluk belgesi, döviz alım belgeleri ve vatandaşlığın geri alınması. Kararın tam metni.
    3. Danıştay 10. Daire, 2025/6295 E., 2025/7133 K., 30.12.2025. Vatandaşlık kararının yetkili vekile tebliği ve dava açma süresi. Kararın tam metni.

    C. Resmi başvuru ve bilgilendirme kaynakları

    1. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü – e-Devlet hizmetleri.
    2. e-Devlet – Nüfus Kayıt Örneği Belgesi Sorgulama.
    3. T.C. Dışişleri Bakanlığı – Konsolosluk İşlemleri.
    4. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü – Vatandaşlık Kararı Tebligat İşlemleri, 23.11.2015.
    5. Adalet Bakanlığı – 4 Ağustos 2026 tarihli resmi açıklama.

    Yazar ve Hukuki İletişim Bilgileri

    Av. Murat Can Dolğun
    İstanbul Barosu – Sicil No: 75860
    TD Hukuk ve Danışmanlık

    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da hukuk alanında öğretim faaliyeti.

    Çalışma alanları: Türk vatandaşlık hukuku, vatandaşlığın iptali ve geri alınması, yabancılar hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, gayrimenkul ve yatırım uyuşmazlıkları, milletlerarası özel hukuk.

    Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM), A2 Blok, Kat: 5, No: 206, Yeşilköy Mahallesi, Atatürk Caddesi, Bakırköy / İstanbul, Türkiye

    Telefon: +90 212 299 44 22
    WhatsApp: +90 507 475 44 22
    E-posta: av.muratcandolgun@gmail.com
    Web: www.dolgun.av.tr

    Hukuki bilgilendirme: Bu makale 22 Ekim 2026 tarihine kadar erişilebilen mevzuat, resmi kurum açıklamaları ve yayımlanmış yargı kararları çerçevesinde genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut kişinin vatandaşlığının devam edip etmediği veya bir kararın hukuka uygunluğu hakkında bireysel hukuki görüş oluşturmaz. Yargı kararlarında açık bulunan kanun yolları ile sonraki olası gelişmeler ayrıca kontrol edilmelidir. Dava ve başvuru süreleri kişinin dosyasındaki resmi işlemlere göre hesaplanmalıdır.

  • All Consulates in Istanbul: Addresses & Embassy Guide 2026

    All Consulates in Istanbul: Addresses & Embassy Guide 2026

    All Consulates and Embassies in Istanbul: Complete Address List by Country (2026)

    Last updated: October 22, 2026

    Author: Attorney Murat Can Dolğun | TD Law Firm, Istanbul, Türkiye

    Istanbul is one of the most important international diplomatic, commercial and cultural centers in Türkiye. The city hosts numerous foreign consulates general, consulates and honorary consular offices representing countries from around the world.

    Foreign diplomatic and consular missions provide a wide range of services, including passport applications, visa procedures, citizenship matters, document legalization, powers of attorney, notarial services and assistance to foreign nationals.

    This comprehensive guide provides an alphabetical list of foreign consulates and honorary consulates in Istanbul, including publicly available addresses and practical information concerning consular services, international legal procedures and foreign nationals’ rights in Türkiye.

    Important distinction: Most foreign embassies in Türkiye are located in Ankara, the country’s capital. Istanbul primarily hosts consulates general, consulates and honorary consulates. Therefore, this guide focuses on consular representations located in Istanbul rather than embassy headquarters in Ankara.

    Accuracy notice: Consular addresses, operating arrangements and diplomatic appointments may change. Some addresses below were collected from publicly available consular directories and have not been independently verified against current official records. Always confirm the address and operating status directly with the relevant diplomatic mission before visiting.

    1. Complete List of Consulates General and Consulates in Istanbul

    The following alphabetical directory contains the addresses of foreign consular missions in Istanbul. The list includes consulates general and other consular representations.

    Some address entries require additional verification. Inclusion in this directory does not necessarily mean that the relevant mission currently accepts visitors or provides all consular services.

    Country Consulate Address in Istanbul
    Afghanistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi No:28, Beşiktaş, Istanbul, Türkiye.
    Albania Adnan Saygun Caddesi, Uydu Sokak No:4/14, Beşiktaş, Istanbul. Current address verification required.
    Algeria Gazeteciler Sitesi, 23 Temmuz Meydanı No:7, Esentepe, Şişli, Istanbul.
    Argentina Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Floor 16, Office 1602, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Australia Askerocağı Caddesi No:15, Elmadağ, Şişli, Istanbul. Current address verification required.
    Austria Köybaşı Caddesi No:46, Yeniköy, Sarıyer, Istanbul.
    Azerbaijan Zeytinoğlu Caddesi No:65, Akatlar, Beşiktaş, Istanbul.
    Bangladesh Büyükdere Caddesi No:121, Ercan Han, Floor 5, Gayrettepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Belarus Birgül Sokak, Toros Villa No:1/B, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    Belgium Sıraselviler Caddesi No:39, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Bosnia and Herzegovina Dikilitaş Mahallesi, Yeni Gelin Sokak No:24, Floor 3, Beşiktaş, Istanbul.
    Brazil Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:6, Floor 4, Elmadağ, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Bulgaria Ahmet Adnan Saygun Caddesi No:34, Ulus, Beşiktaş, Istanbul.
    Canada Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, 4. Levent, Istanbul.
    China Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, Istanbul.
    Colombia Windowist, Reşitpaşa, Eski Büyükdere Caddesi No:26, Sarıyer, Istanbul.
    Croatia Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:1/2, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.
    Czech Republic (Czechia) Abdi İpekçi Caddesi No:71, Maçka, Şişli, Istanbul.
    Denmark Trump Towers, Büyükdere Caddesi No:1, Tower 2, Floor 14, Unit 463, Şişli, Istanbul.
    Egypt Cevdet Paşa Caddesi No:12, Bebek, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    France İstiklal Caddesi No:4, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Georgia Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:17, Beşiktaş, Istanbul.
    Germany İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Ghana Akatlar Mahallesi, Gazeteciler Sitesi, Soltaş Evleri, Menekşe Sokak No:16, Beşiktaş, Istanbul.
    Greece Turnacıbaşı Sokak No:22, Beyoğlu, Istanbul.
    Hungary Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi, Yankı Sokak No:27, Polat Ofis B Block, Kağıthane, Istanbul.
    India Cumhuriyet Caddesi No:42, Dörtler Apartmanı, Units 11-12, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Indonesia Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Caddesi No:52, Eyüpsultan, Istanbul. Verification required.
    Iran Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, Istanbul.
    Iraq Gazeteciler Sitesi, Hikaye Sokak No:3, Esentepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Israel Levent Mahallesi, Cömert Sokak No:1C, Beşiktaş, Istanbul. Check the mission’s current public-service status before visiting.
    Italy Tom Tom Kaptan Sokak No:5, Beyoğlu, Istanbul.
    Japan Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, Floor 10, 4. Levent, Istanbul.
    Jordan See the honorary consular directory below. Verify the current representation status with the relevant authorities.
    Kazakhstan Başak Sokak No:35, Yeşilyurt, Bakırköy, Istanbul. Verification required.
    Kosovo Vali Konağı Caddesi No:74, Unit 3, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    Kuwait Reşitpaşa Mahallesi, Değirmentepe Ayhan Sokak No:14, Emirgan, Sarıyer, Istanbul.
    Kyrgyzstan Lamartin Caddesi No:7, Taksim, Beyoğlu, Istanbul.
    Lebanon Teşvikiye Caddesi, Saray Apartmanı No:134/1, Şişli, Istanbul.
    Libya İnönü Caddesi, Miralay Şefik Bey Sokak No:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Malaysia Esentepe Mahallesi, Ali Kaya Sokak No:1/1B, Polat Plaza B Block, Floor 8, Şişli, Istanbul.
    Malta Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:175, Ferko Signature, A Block, Floor 2, Office 14, Şişli, Istanbul.
    Moldova İnönü Caddesi No:43, Unit 6, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Mongolia Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Güvercin Sokak No:37, Beşiktaş, Istanbul.
    Montenegro Harman Sokak No:5, Harmancı Giz Plaza, Floor 10A, Levent, Istanbul.
    Morocco Levazım Mahallesi, Korukent Sitesi, Beyaz Köşk No:46/2, Beşiktaş, Istanbul.
    Netherlands İstiklal Caddesi No:197, Beyoğlu, Istanbul.
    North Macedonia İnönü Caddesi, Üçler Apartmanı No:20, Floor 2, Unit 3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Norway Bilezik Sokak No:4, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul. Verification required.
    Pakistan Güllü Sokak No:20, 3. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Panama Sahrayıcedit Mahallesi, Batman Sokak No:30, GFY Plaza, Floor 11, Unit 36, Kadıköy, Istanbul.
    Philippines Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:171, Metrocity Office Building, A Block, Floor 13, Unit 183, Şişli, Istanbul.
    Poland Maslak Mahallesi, Eski Büyükdere Caddesi No:7, GİZ 2000 Plaza, Floor 5, Sarıyer, Istanbul.
    Qatar Yeniköy Mahallesi, Balabandere Caddesi, Hilpark Suites Sitesi No:2, Sarıyer, Istanbul. Verification required.
    Romania Yanarsu Sokak No:42, Narin Sitesi, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Russia (Russian Federation) İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, Istanbul.
    Saudi Arabia Konaklar Mahallesi, Çamlık Caddesi, Akasyalı Sokak No:6, 4. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Senegal Cumhuriyet Caddesi No:257, Floor 3, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Serbia Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:2, Beşiktaş, Istanbul.
    Slovakia Levent Mahallesi, Bambu Sokak No:6, Beşiktaş, Istanbul.
    South Korea (Republic of Korea) Askerocağı Caddesi No:6, Süzer Plaza, Floor 4, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Spain Karanfil Aralığı Sokak No:16, 1. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Sudan Seher Yıldızı Sokak No:40, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Sweden İstiklal Caddesi No:247, Beyoğlu, Istanbul. The consular entrance is located on the Şah Kulu Bostanı Sokak side.
    Switzerland Büyükdere Caddesi No:173, 1. Levent Plaza, A Block, Floor 3, Levent, Istanbul.
    Syria Maçka Caddesi, Ralli Apartmanı No:37, Floor 3, Teşvikiye, Şişli, Istanbul. Current operating status must be confirmed.
    Tajikistan Şenlikköy Mahallesi, Yeni Bağlar Caddesi, Billur Sokak No:16, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    Thailand Kore Şehitleri Caddesi, Mithat Ulu Ünlü Sokak No:12, Zincirlikuyu, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Tunisia Gazeteciler Sitesi, Keskinkalem Sokak No:31, Esentepe, Şişli, Istanbul. Verification required.
    Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) 19 Mayıs Mahallesi, Aytekin Kotil Caddesi, Cevahir İş Merkezi, Floor 5, Şişli, Istanbul.
    Turkmenistan Gazi Evrenos Caddesi, Baharistan Sokak No:13, Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul.
    Ukraine Adakale Sokak No:13, Şenlikköy, Florya, Bakırköy, Istanbul.
    United Arab Emirates Konaklar Mahallesi, Meşeli Sokak No:11, 4. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    United Kingdom Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.
    United States of America İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, Istanbul.
    Uzbekistan Şehit Halil İbrahim Caddesi No:23, İstinye, Sarıyer, Istanbul.
    Venezuela Teşvikiye Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, Terrace Fulya Center No:11/65, Şişli, Istanbul.

    2. Honorary Consulates in Istanbul: Country-by-Country Address Directory

    Honorary consulates represent a separate category of consular offices. Unlike career consular missions, honorary consulates are generally managed by honorary consular officers whose powers are determined by the appointing state.

    They may assist with commercial, cultural and certain consular matters. However, the ability to issue visas, passports, citizenship documents or official certifications cannot be assumed.

    Important verification warning: The following entries include publicly available and historical consular directory records. The current appointment of an honorary consul, the address of the office and the availability of services have not been independently verified for every country.

    Country Honorary Consulate Address Record
    Bahamas Aydıntepe Mahallesi, Tersaneler Caddesi, 50. Sokak No:7, Tuzla, Istanbul.
    Bahrain Fahrettin Kerim Gökay Caddesi No:34, Altunizade, Üsküdar, Istanbul.
    Belize Değirmen Sokak No:18, Nidakule, Floor 21, Kozyatağı, Kadıköy, Istanbul.
    Benin Keresteci Hakkı Sokak No:50, Akbıyık, Cankurtaran, Fatih, Istanbul.
    Bolivia Altan Erbulak Sokak No:3, Floor 2, Mecidiyeköy, Şişli, Istanbul.
    Burkina Faso Eski Büyükdere Caddesi, Ayazağa Yolu, İzgi Plaza, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Burundi Harmancı Giz Plaza, Floor 15, Levent, Istanbul.
    Cambodia İnönü Caddesi No:53, Işık Apartmanı, Floor 7, Unit 13, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.
    Cameroon Üniversite Mahallesi, Bağlariçi Caddesi No:29, Avcılar, Istanbul.
    Central African Republic Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Caddesi, Hoffman Plaza, Floor 3, İçerenköy, Ataşehir, Istanbul.
    Chile Bestekar Şevki Bey Sokak No:30, Balmumcu, Beşiktaş, Istanbul.
    Comoros Eski Büyükdere Caddesi, İZ Plaza Giz No:9, Floor 13, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Cook Islands Yeni Parseller Sokak No:20, K Building, Floors 4-5, Kavacık, Beykoz, Istanbul.
    Congo (Republic of the Congo) Süleyman Seba Caddesi No:77, Kent Apartmanı, Unit 3, Maçka, Şişli, Istanbul.
    Costa Rica Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Dominican Republic Meclis-i Mebusan Caddesi No:31, Murat Han Apartmanı, Floor 6, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul.
    Ecuador Reşitpaşa Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:14, Park Plaza, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Estonia Cumhuriyet Caddesi No:22/24, Elmadağ, Şişli, Istanbul.
    Finland Cumhuriyet Caddesi No:173/7, Adlı Han, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Gabon Barbaros Mahallesi, Ihlamur Sokak, Uphill Court Towers, A1-B Block, Floor 9, Unit 54, Ataşehir, Istanbul.
    Gambia Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü, Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Guatemala Küçük Çamlıca Caddesi No:85/6, Kısıklı, Üsküdar, Istanbul.
    Guyana Meydan Sokak, Veko Giz Plaza, Floor 2, Maslak, Sarıyer, Istanbul.
    Iceland İrfan Caddesi No:19, Orhanlı, Tuzla, Istanbul.
    Jamaica Harbiye Caddesi No:283, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Jordan Balmumcu Mahallesi, Zincirlikuyu Sokak No:3, Unit 155, Beşiktaş, Istanbul.
    Kenya Büyükdere Caddesi No:155/3, Levent, Istanbul.
    Latvia Eski Bağdat Caddesi No:40, Çamlık Çıkmazı No:1, Küçükyalı, Maltepe, Istanbul.
    Lithuania Mimar Sinan Sokak No:21, Seba Ofis Boulevard, D Block, Unit 59, Ayazağa, Sarıyer, Istanbul.
    Maldives Cumhuriyet Caddesi No:257, Floor 3, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Mali Hacı Adil Caddesi, Asma Sokak No:1, 1. Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Mauritania Osmangazi Mahallesi, Yıldızhan Caddesi, Köşe Sokak No:4, Saray İş Merkezi, Sancaktepe, Istanbul.
    Mexico Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Lale Sokak No:23, Beşiktaş, Istanbul.
    Monaco Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:8, Floor 2, Beyoğlu, Istanbul.
    Namibia Abdi İpekçi Caddesi No:5/5, Unit 6, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    New Zealand İnönü Caddesi No:92/3, Taksim, Beyoğlu, Istanbul. Verification required.
    Oman Cumhuriyet Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:157/4, Seyran Apartmanı, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Paraguay İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:69/A, Şişli, Istanbul.
    Peru Tekstilkent, Koza Plaza A Block, Floor 22, Esenler, Istanbul.
    Portugal Meclis-i Mebusan Caddesi No:157, Floor 5, Fındıklı, Beyoğlu, Istanbul.
    Rwanda Etiler Mahallesi, Meydan Sokak, Mermerler Sitesi, B Block, Unit 3, Beşiktaş, Istanbul.
    San Marino Maya Residence, M Block, Unit 13, Etiler, Beşiktaş, Istanbul.
    Seychelles Yapı Kredi Plaza, C Block, Floor 13, Levent, Beşiktaş, Istanbul.
    Singapore Alan Sokak No:4/5, Şaşkınbakkal, Kadıköy, Istanbul. Verification required.
    Slovenia Hacı Reşit Paşa Sokak No:7, Çamlıca, Üsküdar, Istanbul.
    Solomon Islands Süleyman Seba Caddesi No:48, BJK Plaza, A/88, Beşiktaş, Istanbul.
    Somalia Çobançeşme, Kalender Sokak No:8, Bahçelievler, Istanbul. Current status and address verification required.
    South Africa Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Sri Lanka Kaynarca Mahallesi, Bahattin Veled Caddesi No:1, Mavikule Residence, Floor 12, Unit 59, Pendik, Istanbul.
    Tanzania Abdi İpekçi Caddesi No:29, Atid Apartmanı, Floor 2, Unit 4, Nişantaşı, Şişli, Istanbul.
    Trinidad and Tobago Akatlar, Maya Residence, Barclay 12, Unit 1, Beşiktaş, Istanbul.
    Uruguay Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, Istanbul. Verification required.
    Yemen Halaskargazi Caddesi, Uygar Apartmanı No:43, Floor 5, Harbiye, Şişli, Istanbul.
    Zambia Halaskargazi Caddesi No:43/5, Floor 5, Harbiye, Şişli, Istanbul.

    Other countries, including Barbados, Cabo Verde, Ethiopia, Guinea-Bissau, Luxembourg, Mauritius, Saint Kitts and Nevis, Saint Vincent and the Grenadines, and Uganda, have appeared in international consular directories with references to Istanbul. However, sufficiently reliable current visiting addresses have not been established for all these entries. Accordingly, no definitive addresses are provided for them.

    3. Are There Foreign Embassies in Istanbul?

    Foreign embassies in Türkiye are generally located in Ankara, the national capital. Istanbul is primarily home to consular missions rather than the principal diplomatic headquarters of foreign states.

    An embassy and a consulate perform different functions under international law. Embassies represent states in their diplomatic relations with the receiving state, while consulates principally carry out consular functions and assist nationals of the sending state.

    These distinctions are reflected in the Vienna Convention on Diplomatic Relations of 1961 and the Vienna Convention on Consular Relations of 1963.

    Istanbul also contains historical embassy buildings and diplomatic residences. However, the historical designation of a building does not necessarily reflect its present diplomatic status.

    4. What Services Do Foreign Consulates in Istanbul Provide?

    Foreign consulates provide services according to the legislation of their respective countries and the powers assigned to individual missions.

    Common consular services include passport issuance and renewal, emergency travel documents, visa applications, birth registration, marriage-related formalities, nationality and citizenship procedures, notarization, powers of attorney, document certification and assistance to citizens abroad.

    Consular offices may also provide information or assistance concerning detained nationals, international family matters, inheritance documents and other cross-border legal issues, subject to the limits of applicable law.

    It is important to distinguish services performed directly by a consulate from procedures administered by immigration authorities, courts, notaries or private visa application centers.

    5. Powers of Attorney Issued Abroad and Their Use in Türkiye

    Foreign nationals and Turkish citizens residing abroad frequently need to authorize lawyers or other representatives to carry out legal procedures in Türkiye.

    Depending on the circumstances, a power of attorney may be prepared before a competent foreign notary or another authorized authority, including a consular officer where permitted by the applicable legal framework.

    The validity and acceptance of a foreign power of attorney in Türkiye depend on several factors, including the form of the document, the authority before which it was executed, applicable international conventions, authentication requirements and the Turkish rules governing the intended transaction.

    Special attention should be given to powers of attorney intended for real estate transactions, litigation, company formation, inheritance matters, citizenship applications and administrative proceedings.

    Some transactions require express or specifically worded authority. A broadly drafted general power of attorney may not satisfy the relevant legal requirements.

    For this reason, it is advisable to determine the intended legal procedures and the requirements of the Turkish receiving authority before executing the document abroad.

    6. Apostille, Consular Legalization and Recognition of Foreign Documents in Türkiye

    Foreign public documents intended for use in Türkiye may require authentication depending on their country of origin, the type of document and the applicable international agreements.

    The Hague Convention of 5 October 1961 Abolishing the Requirement of Legalisation for Foreign Public Documents establishes the apostille system between contracting states for documents falling within its scope.

    An apostille certifies the authenticity of the signature, the capacity in which the person signing the document acted and, where appropriate, the identity of the seal or stamp. It does not establish the substantive truth of the document’s contents.

    Where the apostille system does not apply, a chain of authentication involving relevant public authorities, foreign ministries or consular authorities may be necessary.

    Furthermore, documents written in a foreign language may require a certified Turkish translation and, depending on the procedure, notarization or other formalities.

    There is no single procedure applicable to every foreign country and every document. The legal requirements must be assessed individually.

    7. Consular Procedures, Turkish Citizenship and Immigration Law

    Foreign nationals who live, invest, work or maintain family relationships in Türkiye may encounter legal matters involving both Turkish institutions and foreign consular missions.

    These matters may include Turkish citizenship by investment, naturalization, citizenship status disputes, administrative proceedings affecting citizenship, residence permits, deportation decisions, international protection, family registration and documentation concerning nationality.

    Turkish citizenship procedures are principally governed by Turkish Citizenship Law No. 5901 and relevant implementing regulations.

    Foreign consulates do not replace the competent Turkish administrative authorities or courts in determining rights and obligations under Turkish law.

    Nevertheless, consular documentation can be relevant to establishing a person’s nationality, obtaining travel documents, verifying civil status or supporting evidence in administrative and judicial proceedings.

    In matters involving nationality disputes, citizenship cancellation or withdrawal, criminal investigations related to investment transactions, or immigration restrictions, the interaction between Turkish law, foreign law and applicable international agreements may require specialized legal analysis.

    8. How to Book a Consular Appointment in Istanbul

    Appointment procedures differ among foreign consular missions. Some accept appointments through official online portals, while others require applications through designated visa centers or prior contact with consular personnel.

    Before visiting a consulate in Istanbul, applicants should confirm the current address, jurisdiction, appointment requirements, identification documents, applicable fees, payment methods, translation requirements and public opening hours.

    Foreign consulates may observe both Turkish public holidays and national holidays of the sending state.

    Applicants seeking visa services should also determine whether the relevant foreign state accepts applications directly at its consulate or through an authorized external service provider.

    Traveling to a previously published address without confirming current arrangements may result in unnecessary delays or missed appointments.

    9. Frequently Asked Questions About Consulates in Istanbul

    Where are the foreign embassies in Türkiye?

    Most foreign embassies in Türkiye are located in Ankara. Istanbul primarily hosts consulates general, consulates and honorary consular offices.

    Which districts of Istanbul have the most consulates?

    Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu and Sarıyer are among the districts with the highest concentration of foreign consular missions. Other representations can also be found in Bakırköy, Fatih, Kadıköy and additional districts.

    Where is the US Consulate General in Istanbul?

    The United States Consulate General in Istanbul is located at İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, Istanbul, Türkiye.

    Where is the German Consulate General in Istanbul?

    The German Consulate General is located at İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the British Consulate General in Istanbul?

    The British Consulate General is located at Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the Chinese Consulate General in Istanbul?

    The Chinese Consulate General is located at Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, Istanbul.

    Where is the Russian Consulate General in Istanbul?

    The Consulate General of the Russian Federation is located at İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, Istanbul.

    Where is the Iranian Consulate General in Istanbul?

    The Consulate General of Iran is listed at Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, Istanbul.

    Can I visit a consulate in Istanbul without an appointment?

    This depends on the individual consulate and the type of service required. Many consulates operate appointment-based systems. Applicants should consult the mission’s official website before visiting.

    What is the difference between a consulate general and an honorary consulate?

    A consulate general is ordinarily headed by a career consular officer, while an honorary consulate is managed by a person appointed to carry out specific consular functions. The authority of an honorary consul may be considerably more limited.

    Can honorary consulates issue visas or passports?

    Not necessarily. Their powers depend on the laws and decisions of the sending state. Applicants should verify the exact services available from the relevant office.

    Are documents issued by foreign consulates automatically valid in Türkiye?

    Not in every case. Their acceptance may depend on the nature of the document, international conventions, authentication requirements, translation rules and the intended legal procedure.

    Do I need a lawyer for consular procedures?

    A lawyer is not legally required for every consular procedure. However, legal assistance may be appropriate for citizenship disputes, immigration matters, foreign powers of attorney, property transactions, inheritance, international commercial matters and administrative or judicial proceedings.

    10. Official Sources and Verification of Consular Addresses

    Foreign consular offices may relocate, suspend public services, modify their jurisdiction or change appointment arrangements. The most reliable approach is to consult the current official information provided by the relevant government or diplomatic mission.

    The following official resources may assist with verification:

    Editorial note: This article is intended as a comprehensive general directory, not an official register certifying the current status of every listed mission. Certain entries, particularly honorary consulates, are based on public directory records and require further official verification.

    11. Legal Assistance for Foreign Nationals in Istanbul

    International legal matters frequently require coordination between foreign consulates, Turkish public authorities, notaries, courts and administrative bodies.

    TD Law Firm provides legal services concerning Turkish citizenship, immigration law, international private law, foreign powers of attorney, recognition and use of foreign documents, real estate transactions and related administrative and judicial proceedings.

    Legal assistance may include reviewing documentation, assessing the applicable Turkish legal requirements, preparing submissions, communicating with competent authorities where authorized and representing clients in relevant legal proceedings.

    Attorney Murat Can Dolğun

    TD Law Firm | TD Hukuk ve Danışmanlık

    Istanbul Bar Association, Türkiye

    Practice Areas:

    Turkish Citizenship Law | Immigration Law | Private International Law | Administrative Law | International Legal Transactions

    Office Address:

    World Trade Center (Dünya Ticaret Merkezi)

    A2 Block, Office No:206

    Yeşilköy, Bakırköy, Istanbul, Türkiye

    Telephone:
    +90 212 299 44 22

    Office Hours:

    Monday-Friday, 09:00-17:00 (Türkiye Time)

    Websites:
    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Legal Disclaimer: This article was prepared by Attorney Murat Can Dolğun for general informational purposes. It does not constitute individualized legal advice or establish an attorney-client relationship. Consular information and legal requirements should be verified with the relevant competent authorities before taking action.

  • İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Adresleri 2026 | Güncel Liste

    İstanbul’daki Tüm Konsolosluklar ve Büyükelçilikler: Ülkelere Göre Güncel Adres Listesi (2026)

    Son güncelleme: 22 Ekim 2026

    İstanbul, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı devlet temsilciliklerinin en yoğun bulunduğu şehirlerden biridir. Şehirde çok sayıda başkonsolosluk, konsolosluk ve fahri konsolosluk bulunmaktadır. Bu kurumlar vatandaşlık, pasaport, vize, belge tasdiki, noterlik, medeni hal, uluslararası ticaret ve yabancılar hukukuyla bağlantılı çeşitli işlemleri yürütmektedir.

    Bu yazımızda İstanbul’da bulunan yabancı ülke başkonsolosluklarının, konsolosluklarının ve fahri konsolosluklarının adreslerini alfabetik olarak derledik. Ayrıca konsoloslukların görevleri, vekaletname düzenlenmesi, belge tasdiki ve konsolosluk işlemlerinde hukuki temsil konularına ilişkin açıklamalara yer verdik.

    Önemli: Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezi esas olarak Ankara’dadır. İstanbul’da ise çoğunlukla başkonsolosluklar ve fahri konsolosluklar bulunmaktadır. Temsilciliklerin adresleri, çalışma durumları ve yetkileri değişebileceğinden işlem yapılmadan önce ilgili ülkenin resmî makamından doğrulama yapılmalıdır. Bu listedeki bazı adresler konsolosluk dizinlerinden derlenmiş olup güncel resmî teyidi bulunmamaktadır.

    1. İstanbul’daki Başkonsolosluklar ve Konsolosluklar

    Aşağıdaki tabloda yabancı devletlerin İstanbul’daki konsüler temsilcilikleri alfabetik olarak sıralanmıştır. Adresler kamuya açık kayıtlardan derlenmiştir. Güncel resmî teyidi bulunmayan kayıtların ziyaret öncesinde kontrol edilmesi gerekir.

    Ülke İstanbul Konsolosluk Adresi
    Afganistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi No:28, Beşiktaş, İstanbul.
    Almanya İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Amerika Birleşik Devletleri İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul.
    Arnavutluk Adnan Saygun Caddesi, Uydu Sokak No:4/14, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Arjantin Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Kat:16, Ofis:1602, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Avustralya Askerocağı Caddesi No:15, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Avusturya Köybaşı Caddesi No:46, Yeniköy, Sarıyer, İstanbul.
    Azerbaycan Zeytinoğlu Caddesi No:65, Akatlar, Beşiktaş, İstanbul.
    Bangladeş Büyükdere Caddesi No:121, Ercan Han, Kat:5, Gayrettepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Belarus Birgül Sokak, Toros Villa No:1/B, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Belçika Sıraselviler Caddesi No:39, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Birleşik Arap Emirlikleri Konaklar Mahallesi, Meşeli Sokak No:11, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Birleşik Krallık (İngiltere) Meşrutiyet Caddesi No:42, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Bosna-Hersek Dikilitaş Mahallesi, Yeni Gelin Sokak No:24, Kat:3, Beşiktaş, İstanbul.
    Brezilya Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:6, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Bulgaristan Ahmet Adnan Saygun Caddesi No:34, Ulus, Beşiktaş, İstanbul.
    Cezayir Gazeteciler Sitesi, 23 Temmuz Meydanı No:7, Esentepe, Şişli, İstanbul.
    Çekya (Çek Cumhuriyeti) Abdi İpekçi Caddesi No:71, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Çin Halk Cumhuriyeti Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul.
    Danimarka Trump Towers, Büyükdere Caddesi No:1, Kule 2, Kat:14, Daire:463, Şişli, İstanbul.
    Endonezya Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Caddesi No:52, Eyüpsultan, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Fas Levazım Mahallesi, Korukent Sitesi, Beyaz Köşk No:46/2, Beşiktaş, İstanbul.
    Filipinler Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:171, Metrocity Ofis Binası, A Blok, Kat:13, Bağımsız Bölüm:183, Şişli, İstanbul.
    Fransa İstiklal Caddesi No:4, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Gana Akatlar Mahallesi, Gazeteciler Sitesi, Soltaş Evleri, Menekşe Sokak No:16, Beşiktaş, İstanbul.
    Güney Kore Askerocağı Caddesi No:6, Süzer Plaza, Kat:4, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Gürcistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:17, Beşiktaş, İstanbul.
    Hindistan Cumhuriyet Caddesi No:42, Dörtler Apartmanı, Daire:11-12, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Hırvatistan Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:1/2, Tepebaşı, Beyoğlu, İstanbul.
    Hollanda İstiklal Caddesi No:197, Beyoğlu, İstanbul.
    Irak Gazeteciler Sitesi, Hikaye Sokak No:3, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    İran Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul.
    İspanya Karanfil Aralığı Sokak No:16, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    İsrail Levent Mahallesi, Cömert Sokak No:1C, Beşiktaş, İstanbul. Temsilciliğin halka açık hizmet durumu ayrıca kontrol edilmelidir.
    İsveç İstiklal Caddesi No:247, Beyoğlu, İstanbul. Konsolosluk işlemlerinde Şah Kulu Bostanı Sokak yönündeki giriş kullanılmaktadır.
    İsviçre Büyükdere Caddesi No:173, 1. Levent Plaza, A Blok, Kat:3, Levent, İstanbul.
    İtalya Tom Tom Kaptan Sokak No:5, Beyoğlu, İstanbul.
    Japonya Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, Kat:10, 4. Levent, İstanbul.
    Kanada Büyükdere Caddesi No:209, Tekfen Tower, 4. Levent, İstanbul.
    Karadağ Harman Sokak No:5, Harmancı Giz Plaza, Kat:10A, Levent, İstanbul.
    Katar Yeniköy Mahallesi, Balabandere Caddesi, Hilpark Suites Sitesi No:2, Sarıyer, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kazakistan Başak Sokak No:35, Yeşilyurt, Bakırköy, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Kırgızistan Lamartin Caddesi No:7, Taksim, Beyoğlu, İstanbul.
    Kolombiya Windowist, Reşitpaşa, Eski Büyükdere Caddesi No:26, Sarıyer, İstanbul.
    Kosova Vali Konağı Caddesi No:74, Daire:3, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Kuveyt Reşitpaşa Mahallesi, Değirmentepe Ayhan Sokak No:14, Emirgan, Sarıyer, İstanbul.
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 19 Mayıs Mahallesi, Aytekin Kotil Caddesi, Cevahir İş Merkezi, Kat:5, Şişli, İstanbul.
    Kuzey Makedonya İnönü Caddesi, Üçler Apartmanı No:20, Kat:2, Daire:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Lübnan Teşvikiye Caddesi, Saray Apartmanı No:134/1, Şişli, İstanbul.
    Libya İnönü Caddesi, Miralay Şefik Bey Sokak No:3, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Macaristan Gürsel Mahallesi, İmrahor Caddesi, Yankı Sokak No:27, Polat Ofis B Blok, Kağıthane, İstanbul.
    Malezya Esentepe Mahallesi, Ali Kaya Sokak No:1/1B, Polat Plaza B Blok, Kat:8, Şişli, İstanbul.
    Malta Esentepe Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:175, Ferko Signature, A Blok, Kat:2, Ofis:14, Şişli, İstanbul.
    Mısır Cevdet Paşa Caddesi No:12, Bebek, Beşiktaş, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Moğolistan Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Güvercin Sokak No:37, Beşiktaş, İstanbul.
    Moldova İnönü Caddesi No:43, Daire:6, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Norveç Bilezik Sokak No:4, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Özbekistan Şehit Halil İbrahim Caddesi No:23, İstinye, Sarıyer, İstanbul.
    Pakistan Güllü Sokak No:20, 3. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Panama Sahrayıcedit Mahallesi, Batman Sokak No:30, GFY Plaza, Kat:11, Daire:36, Kadıköy, İstanbul.
    Polonya Maslak Mahallesi, Eski Büyükdere Caddesi No:7, GİZ 2000 Plaza, Kat:5, Sarıyer, İstanbul.
    Romanya Yanarsu Sokak No:42, Narin Sitesi, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Rusya Federasyonu İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul.
    Senegal Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Sırbistan Levent Mahallesi, Sümbül Sokak No:2, Beşiktaş, İstanbul.
    Slovakya Levent Mahallesi, Bambu Sokak No:6, Beşiktaş, İstanbul.
    Sudan Seher Yıldızı Sokak No:40, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Suriye Maçka Caddesi, Ralli Apartmanı No:37, Kat:3, Teşvikiye, Şişli, İstanbul. Güncel faaliyet durumu teyit edilmelidir.
    Suudi Arabistan Konaklar Mahallesi, Çamlık Caddesi, Akasyalı Sokak No:6, 4. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Tacikistan Şenlikköy Mahallesi, Yeni Bağlar Caddesi, Billur Sokak No:16, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Tayland Kore Şehitleri Caddesi, Mithat Ulu Ünlü Sokak No:12, Zincirlikuyu, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Tunus Gazeteciler Sitesi, Keskinkalem Sokak No:31, Esentepe, Şişli, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Türkmenistan Gazi Evrenos Caddesi, Baharistan Sokak No:13, Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul.
    Ukrayna Adakale Sokak No:13, Şenlikköy, Florya, Bakırköy, İstanbul.
    Venezuela Teşvikiye Mahallesi, Hakkı Yeten Caddesi, Terrace Fulya Center No:11/65, Şişli, İstanbul.
    Yunanistan Turnacıbaşı Sokak No:22, Beyoğlu, İstanbul.

    2. İstanbul’daki Fahri Konsolosluklar ve Adresleri

    Fahri konsolosluklar, başkonsolosluklardan farklı statüde faaliyet gösteren temsilciliklerdir. Bu kurumların görevleri, ilgili devlet tarafından tanınan yetkilerle sınırlıdır. Bazı fahri konsolosluklar ticari ve kültürel ilişkiler alanında faaliyet gösterirken, bazıları belirli konsüler işlemlerde yardımcı olabilir.

    Adreslerin doğrulanması: Aşağıdaki tablo tarihsel veya kamuya açık konsolosluk dizini kayıtlarını da içermektedir. Her bir fahri konsolosluğun halen görev yaptığı ve adresinin değişmediği teyit edilmiş değildir. Resmî makamdan teyit alınmadan ziyaret edilmemelidir.

    Ülke Fahri Konsolosluk Adres Kaydı
    Bahamalar Aydıntepe Mahallesi, Tersaneler Caddesi, 50. Sokak No:7, Tuzla, İstanbul.
    Bahreyn Fahrettin Kerim Gökay Caddesi No:34, Altunizade, Üsküdar, İstanbul.
    Belize Değirmen Sokak No:18, Nidakule, Kat:21, Kozyatağı, Kadıköy, İstanbul.
    Benin Keresteci Hakkı Sokak No:50, Akbıyık, Cankurtaran, Fatih, İstanbul.
    Bolivya Altan Erbulak Sokak No:3, Kat:2, Mecidiyeköy, Şişli, İstanbul.
    Burkina Faso Eski Büyükdere Caddesi, Ayazağa Yolu, İzgi Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Burundi Harmancı Giz Plaza, Kat:15, Levent, İstanbul.
    Cook Adaları Yeni Parseller Sokak No:20, K Binası, Kat:4-5, Kavacık, Beykoz, İstanbul.
    Dominik Cumhuriyeti Meclis-i Mebusan Caddesi No:31, Murat Han Apartmanı, Kat:6, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ekvador Reşitpaşa Mahallesi, Büyükdere Caddesi No:14, Park Plaza, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Estonya Cumhuriyet Caddesi No:22/24, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Finlandiya Cumhuriyet Caddesi No:173/7, Adlı Han, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Gabon Barbaros Mahallesi, Ihlamur Sokak, Uphill Court Towers, A1-B Blok, Kat:9, Daire:54, Ataşehir, İstanbul.
    Gambiya Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü, Barbaros Bulvarı, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guatemala Küçük Çamlıca Caddesi No:85/6, Kısıklı, Üsküdar, İstanbul.
    Güney Afrika Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel kayıt teyidi gereklidir.
    Guyana Meydan Sokak, Veko Giz Plaza, Kat:2, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    İzlanda İrfan Caddesi No:19, Orhanlı, Tuzla, İstanbul.
    Jamaika Harbiye Caddesi No:283, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Kamboçya İnönü Caddesi No:53, Işık Apartmanı, Kat:7, Daire:13, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul.
    Kamerun Üniversite Mahallesi, Bağlariçi Caddesi No:29, Avcılar, İstanbul.
    Kenya Büyükdere Caddesi No:155/3, Levent, İstanbul.
    Komorlar Eski Büyükdere Caddesi, İZ Plaza Giz No:9, Kat:13, Maslak, Sarıyer, İstanbul.
    Kongo Cumhuriyeti Süleyman Seba Caddesi No:77, Kent Apartmanı, Daire:3, Maçka, Şişli, İstanbul.
    Kosta Rika Süzer Plaza, Askerocağı Caddesi No:9, Elmadağ, Şişli, İstanbul.
    Letonya Eski Bağdat Caddesi No:40, Çamlık Çıkmazı No:1, Küçükyalı, Maltepe, İstanbul.
    Litvanya Mimar Sinan Sokak No:21, Seba Ofis Boulevard, D Blok, Daire:59, Ayazağa, Sarıyer, İstanbul.
    Maldivler Cumhuriyet Caddesi No:257, Kat:3, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Mali Hacı Adil Caddesi, Asma Sokak No:1, 1. Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Meksika Levent Mahallesi, Levent Caddesi, Lale Sokak No:23, Beşiktaş, İstanbul.
    Monako Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak No:8, Kat:2, Beyoğlu, İstanbul.
    Moritanya Osmangazi Mahallesi, Yıldızhan Caddesi, Köşe Sokak No:4, Saray İş Merkezi, Sancaktepe, İstanbul.
    Namibya Abdi İpekçi Caddesi No:5/5, Daire:6, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Orta Afrika Cumhuriyeti Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan Caddesi, Hoffman Plaza, Kat:3, İçerenköy, Ataşehir, İstanbul.
    Paraguay İnönü Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:69/A, Şişli, İstanbul.
    Peru Tekstilkent, Koza Plaza A Blok, Kat:22, Esenler, İstanbul.
    Portekiz Meclis-i Mebusan Caddesi No:157, Kat:5, Fındıklı, Beyoğlu, İstanbul.
    Ruanda Etiler Mahallesi, Meydan Sokak, Mermerler Sitesi, B Blok, Daire:3, Beşiktaş, İstanbul.
    San Marino Maya Residence, M Blok, Daire:13, Etiler, Beşiktaş, İstanbul.
    Seyşeller Yapı Kredi Plaza, C Blok, Kat:13, Levent, Beşiktaş, İstanbul.
    Şili Bestekar Şevki Bey Sokak No:30, Balmumcu, Beşiktaş, İstanbul.
    Singapur Alan Sokak No:4/5, Şaşkınbakkal, Kadıköy, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Slovenya Hacı Reşit Paşa Sokak No:7, Çamlıca, Üsküdar, İstanbul.
    Solomon Adaları Süleyman Seba Caddesi No:48, BJK Plaza, A/88, Beşiktaş, İstanbul.
    Somali Çobançeşme, Kalender Sokak No:8, Bahçelievler, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Sri Lanka Kaynarca Mahallesi, Bahattin Veled Caddesi No:1, Mavikule Residence, Kat:12, Daire:59, Pendik, İstanbul.
    Tanzanya Abdi İpekçi Caddesi No:29, Atid Apartmanı, Kat:2, Daire:4, Nişantaşı, Şişli, İstanbul.
    Trinidad ve Tobago Akatlar, Maya Residence, Barclay 12, Daire:1, Beşiktaş, İstanbul.
    Umman Cumhuriyet Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:157/4, Seyran Apartmanı, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Uruguay Muallim Naci Caddesi No:69, Ortaköy, Beşiktaş, İstanbul. Güncel statü ve adres teyidi gereklidir.
    Ürdün Balmumcu Mahallesi, Zincirlikuyu Sokak No:3, Daire:155, Beşiktaş, İstanbul.
    Yemen Halaskargazi Caddesi, Uygar Apartmanı No:43, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.
    Yeni Zelanda İnönü Caddesi No:92/3, Taksim, Beyoğlu, İstanbul. Güncel adres teyidi gereklidir.
    Zambiya Halaskargazi Caddesi No:43/5, Kat:5, Harbiye, Şişli, İstanbul.

    Barbados, Cabo Verde, Etiyopya, Gine-Bissau, Lüksemburg, Mauritius, Saint Kitts ve Nevis, Saint Vincent ve Grenadinler ile Uganda adına da çeşitli konsolosluk dizinlerinde İstanbul kayıtları bulunmaktadır. Ancak bu ülkeler yönünden güncel ziyaret adreslerinin doğrulanması gerektiğinden kesin adres belirtilmemiştir.

    3. İstanbul’da Büyükelçilik Var mı?

    Büyükelçilik, bir devletin başka bir devlet nezdindeki diplomatik temsilciliğidir. Türkiye’de yabancı devlet büyükelçiliklerinin merkezleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır.

    İstanbul’daki yabancı devlet temsilciliklerinin önemli bir kısmı başkonsolosluk niteliğindedir. Tarihî elçilik binalarının bulunması, bu yapıların günümüzde büyükelçilik statüsünde faaliyet gösterdiği anlamına gelmez.

    Büyükelçilikler ile konsolosluklar arasındaki hukuki farklılıkların değerlendirilmesinde diplomatik ilişkileri düzenleyen 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi ve konsolosluk ilişkilerini düzenleyen 1963 tarihli Viyana Sözleşmesi önem taşımaktadır.

    4. Konsoloslukların Görevleri Nelerdir?

    Konsoloslukların başlıca görevleri, temsil ettikleri devletin vatandaşlarının menfaatlerini korumak ve ilgili devletin mevzuatının izin verdiği konsüler işlemleri yerine getirmektir.

    Bu işlemler arasında pasaport ve seyahat belgesi düzenlenmesi, vize başvuruları, nüfus kayıtları, evlilik ve doğum işlemleri, vatandaşlık başvuruları, belge düzenlenmesi, belge tasdiki, noterlik hizmetleri ve acil konsüler yardım sayılabilir.

    Her konsolosluğun aynı yetkilere sahip olduğu düşünülmemelidir. Özellikle fahri konsoloslukların yetkileri çoğu zaman meslekten konsoloslar tarafından yönetilen başkonsoloslukların yetkilerinden daha sınırlıdır.

    5. Konsoloslukta Vekaletname Düzenlenmesi ve Türkiye’de Kullanılması

    Yabancı ülkelerde yaşayan kişilerin Türkiye’deki hukuki işlemlerini bir avukat veya temsilci aracılığıyla yürütmek istemeleri halinde vekaletname düzenlenmesi gündeme gelmektedir.

    Yabancı bir devletin konsolosluğunda düzenlenen vekaletnamenin Türkiye’de kullanılabilirliği, belgenin niteliğine, düzenlenme şekline, ilgili uluslararası sözleşmelere ve Türk hukukunun öngördüğü şartlara göre değerlendirilmelidir.

    Vekaletname özellikle vatandaşlık işlemleri, tapu ve taşınmaz işlemleri, miras işlemleri, şirket kuruluşu, ticari işlemler, dava takibi ve idari başvurular için kullanılacaksa yetki kapsamının önceden belirlenmesi önemlidir.

    Örneğin taşınmazın satılması, belirli dava işlemlerinin yapılması veya özel yetki gerektiren başka bir hukuki işlemin yürütülmesi için genel ifadelerle düzenlenen bir vekaletname her zaman yeterli olmayabilir.

    6. Apostil, Konsolosluk Tasdiki ve Yabancı Resmî Belgelerin Türkiye’de Kullanılması

    Yurt dışında düzenlenen resmî belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için belgenin kaynağına ve ilgili devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre farklı tasdik yöntemleri uygulanabilir.

    5 Ekim 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesine taraf devletlerde, sözleşmenin kapsamına giren belgeler bakımından apostil yöntemi kullanılabilir. Apostil, belgenin içeriğinin doğruluğunu değil, belgedeki imzanın, imzalayanın sıfatının ve gerektiğinde mühür veya damganın gerçekliğini doğrulamaya yöneliktir.

    Apostil sisteminin uygulanmadığı durumlarda ise ilgili ülkelerin mevzuatına ve uluslararası düzenlemelere bağlı olarak dışişleri makamı, konsolosluk veya diğer yetkili makamlar aracılığıyla tasdik işlemleri gerekebilir.

    Yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkiye’de kullanılmasında ayrıca Türkçe tercüme ve gerektiğinde noterlik işlemleri yapılması gerekebilir.

    7. Konsolosluk İşlemleri, Türk Vatandaşlığı ve Yabancılar Hukuku

    Türkiye’de ikamet eden veya Türkiye ile hukuki ilişkisi bulunan yabancı devlet vatandaşları bakımından konsolosluk işlemleri önemli sonuçlar doğurabilir.

    Özellikle Türk vatandaşlığının kazanılması, vatandaşlık statüsüne ilişkin idari işlemler, vatandaşlık kararlarının iptali veya geri alınması, ikamet izinleri, yabancıların sınır dışı edilmesi, uluslararası koruma ve yabancı devlet vatandaşlarının medeni hal işlemlerinde birden fazla ülkenin hukukunun birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.

    Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin işlemlerde 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, ilgili yönetmelik hükümleri ve somut olayın niteliği dikkate alınmalıdır.

    Yabancı bir ülkenin konsolosluğu, Türk idari makamları veya mahkemeleri yerine karar vermemektedir. Ancak yabancının tabiiyetinin belirlenmesi, pasaport düzenlenmesi ve belirli belgelerin temin edilmesi gibi konularda konsüler işlemler hukuki sürecin önemli bir parçası olabilir.

    8. İstanbul’daki Konsolosluklara Gitmeden Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

    İstanbul’daki konsoloslukların çalışma saatleri, resmî tatilleri, randevu sistemleri ve başvuru yöntemleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Özellikle yabancı devletlerin ulusal bayramları ve resmî tatilleri nedeniyle temsilcilikler kapalı olabilir.

    Başvurudan önce ilgili konsolosluğun resmî internet sitesinden adres, randevu, belge, harç ve tercümanlık şartları kontrol edilmelidir.

    Vize başvurularında bazı ülkeler doğrudan konsolosluk yerine yetkilendirilmiş başvuru merkezleri aracılığıyla işlem yapmaktadır. Bu nedenle vize başvuru merkezlerinin adresleriyle diplomatik temsilcilik adresleri birbirine karıştırılmamalıdır.

    9. İstanbul’daki Konsolosluklar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

    İstanbul’da hangi ülkelerin büyükelçilikleri var?

    Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçilikleri esas olarak Ankara’da bulunmaktadır. İstanbul’da ise çeşitli ülkelerin başkonsoloslukları, konsoloslukları ve fahri konsoloslukları yer almaktadır.

    İstanbul’daki konsolosluklar hangi ilçelerde yoğunlaşmıştır?

    Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu ve Sarıyer, yabancı konsüler temsilciliklerin yoğun olarak bulunduğu ilçelerdir. Bunun yanında Bakırköy, Fatih, Kadıköy, Üsküdar ve diğer ilçelerde de konsolosluk kayıtları bulunmaktadır.

    İstanbul’daki Amerikan Konsolosluğu nerede?

    Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğu, İstinye Mahallesi, Kaplıcalar Mevkii No:2, Sarıyer, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Alman Konsolosluğu nerede?

    Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, İnönü Caddesi No:10, Gümüşsuyu, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki Çin Konsolosluğu nerede?

    Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Memduhpaşa Yalısı, Mısırlı Caddesi No:6/8, Kireçburnu, Sarıyer, İstanbul adresinde bulunmaktadır.

    İstanbul’daki İran Konsolosluğu nerede?

    İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğunun adresi Ankara Caddesi No:1, Cağaloğlu, Fatih, İstanbul olarak kayıtlıdır.

    İstanbul’daki Rusya Konsolosluğu nerede?

    Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu, İstiklal Caddesi No:219-225A, Beyoğlu, İstanbul adresindedir.

    İstanbul’daki konsolosluklara randevusuz gidilebilir mi?

    Randevu şartları ülkeden ülkeye ve işlem türüne göre değişmektedir. Bazı konsolosluklar yalnızca çevrim içi randevuyla başvuru kabul etmektedir. İşlemden önce resmî randevu sistemi incelenmelidir.

    Fahri konsolosluk ile başkonsolosluk arasındaki fark nedir?

    Başkonsolosluklar genellikle meslekten konsoloslar tarafından yönetilen resmî konsüler temsilciliklerdir. Fahri konsolosluklar ise ilgili devlet tarafından belirlenen daha sınırlı görevler çerçevesinde faaliyet gösterebilir. Somut yetki kapsamı ilgili devletin düzenlemelerine bağlıdır.

    Konsoloslukta düzenlenen belgeler Türkiye’de doğrudan geçerli midir?

    Her belge için doğrudan geçerlilik bulunduğu söylenemez. Belgenin türüne ve uygulanacak uluslararası düzenlemelere bağlı olarak apostil, tasdik, tercüme veya noterlik işlemleri gerekebilir.

    Konsolosluk işlemleri için avukat zorunlu mudur?

    Konsolosluk işlemlerinin tamamı için avukat bulundurma zorunluluğu yoktur. Ancak vatandaşlık, taşınmaz, miras, ticaret, uluslararası belge geçerliliği ve idari uyuşmazlıklar gibi konularda hukuki destek alınması gerekebilir.

    10. Resmî Kaynaklar ve Güncelleme Politikası

    İstanbul’daki konsoloslukların görev durumları ve adresleri zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu nedenle adres araştırmalarında öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Diplomatik Portalı ve ilgili devletlerin dışişleri bakanlıklarının resmî sayfaları esas alınmalıdır.

    Güncelleme ve doğruluk notu: Bu içerik geniş kapsamlı bir bilgilendirme derlemesidir ve İstanbul’daki bütün temsilciliklerin güncel adreslerinin eksiksiz doğrulandığı anlamına gelmez. Özellikle fahri konsoloslukların statüsü ve adresi değişebilir. Resmî işlem veya ziyaret öncesinde doğrudan yetkili makamdan bilgi alınmalıdır.

    Hukuki Danışmanlık ve İletişim

    Yabancılar hukuku, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybı, uluslararası belge işlemleri, yabancı vekaletnamelerin Türkiye’de kullanılması, taşınmaz işlemleri ve milletlerarası özel hukuk kapsamındaki uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme ve temsil hizmeti sunulmaktadır.

    Av. Murat Can Dolğun

    İstanbul Barosu

    TD Hukuk ve Danışmanlık

    Ofis adresi:

    Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No:206

    Yeşilköy, Bakırköy, İstanbul

    Çalışma saatleri: Pazartesi-Cuma, 09.00-17.00 (Türkiye saati).

    İnternet siteleri:
    www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu yazı Av. Murat Can Dolğun tarafından genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Metin, somut olaylara ilişkin bireysel hukuki danışmanlık yerine geçmez.

  • Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yolu Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026 | Av. Murat Can Dolğun

    Deniz Yoluyla Yük Hasarı ve Tazminat Davası 2026: Taşıyanın Sorumluluğu, İhbar Süreleri ve Yargı Kararları

    Av. Murat Can Dolğun

    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi | İstanbul

    Güncelleme: 19 Ekim 2026

    Hukuk alanları: Deniz Ticareti Hukuku, Uluslararası Taşıma Hukuku, Sigorta Hukuku ve Milletlerarası Özel Hukuk

    Deniz yoluyla taşınan ticari eşyanın hasarlanması, eksik teslim edilmesi veya tamamen kaybolması, uluslararası ticarette ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. İthalatçı ve ihracatçı şirketler, taşıma sırasında meydana gelen bu zararların tazmini için taşıyana, fiili taşıyana veya sigorta şirketine karşı hukuki taleplerde bulunabilmektedir.

    Ancak deniz yolu yük hasarı tazminatı, yalnızca taşınan malın zarar gördüğünün ispatlanmasından ibaret değildir. Hasarın hangi aşamada meydana geldiği, konşimentonun içeriği, yükün taşıyana teslim anındaki durumu, taşıyanın sorumluluktan kurtulma sebepleri, hasar ihbarının süresi ve kanuni sorumluluk sınırları birlikte değerlendirilmelidir.

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178 ila 1192. maddeleri, deniz yoluyla eşya taşımalarında taşıyanın sorumluluğunun temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu hükümler, zarar gören yük ilgilisi ile taşıyan arasında belirli bir risk ve ispat yükü dağılımı öngörmektedir.

    2025 ve 2026 tarihli bölge adliye mahkemesi kararları da özellikle hasar bildirimindeki eksikliklerin, konteyner içi istif hatalarının ve zararın deniz taşımasının hangi aşamasında meydana geldiğinin ispatlanamamasının davaların sonucunu etkileyebildiğini göstermektedir.

    Bu makalede deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan tazminat talepleri; Türk Ticaret Kanunu, güncel yargı kararları, akademik görüşler, konşimento hükümleri ve milletlerarası deniz ticareti uygulamaları çerçevesinde incelenecektir.

    1. Deniz Yolu Yük Hasarı Nedir?

    Deniz yolu yük hasarı, deniz taşıma sözleşmesi kapsamında taşınan eşyanın fiziksel veya ekonomik değerinde meydana gelen ve taşıma hukuku bakımından tazminat sorumluluğu doğurabilen olumsuz değişiklikleri ifade eder.

    Örneğin elektronik cihazların deniz suyu nedeniyle çalışamaz duruma gelmesi, gıda ürünlerinin uygun sıcaklıkta taşınmaması nedeniyle bozulması, makinelerin taşıma sırasında darbe alması veya konteyner içerisindeki eşyanın yanlış istif sonucu kırılması yük hasarına örnek gösterilebilir.

    Deniz ticareti hukukunda yükle ilgili zararlar genel olarak zıya, hasar ve geç teslimden kaynaklanan zararlar şeklinde ayrılmaktadır.

    1.1. Eşyanın zıyaı

    Zıya, taşınan eşyanın tamamen veya kısmen kaybedilmesini ifade eder. Eşyanın denize düşmesi, konteynerin kaybolması veya yükün teslim edilemeyecek durumda bulunması somut koşullara göre zıya kapsamında değerlendirilebilir.

    1.2. Eşyanın hasarlanması

    Hasar, eşyanın fiziksel bütünlüğünün veya ekonomik değerinin zarar görmesidir. Eşyanın tamamen yok olması gerekmez. Kullanılabilir durumda bulunmakla birlikte piyasa değerinin azalması da hasar oluşturabilir.

    1.3. Geç teslim

    TTK m.1178/4 kapsamında teslimde gecikme, kararlaştırılmış sürede veya süre kararlaştırılmamışsa somut olayın özelliklerine göre makul sürede teslimin gerçekleştirilmemesidir.

    Gecikme nedeniyle eşyanın piyasa değerinde azalma, üretim kesintisi veya başka bir ekonomik zarar meydana gelebilir. Bununla birlikte gecikme zararlarının tazmini, yükün fiziksel hasarından farklı bildirim ve sorumluluk kurallarına tabidir.

    Gecikmenin konteyner bekleme ücretleriyle bağlantılı olduğu durumlarda, sitemizde yayımlanan Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026 başlıklı çalışmada ele alınan sözleşmesel ücret yükümlülükleri de ayrıca incelenmelidir.

    2. Deniz Yoluyla Taşımada Taşıyan Hangi Zararlardan Sorumludur?

    6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1178. maddesi, taşıyanın yüke özen gösterme yükümlülüğünü düzenlemektedir.

    TTK m.1178/1 uyarınca taşıyanın, taşıma sözleşmesinin ifasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekmektedir. Bu yükümlülük yalnızca geminin bir limandan diğerine hareket ettirilmesini değil, taşıma ediminin bütününü ilgilendirmektedir.

    Taşıyanın dikkat ve özen yükümlülüğü özellikle aşağıdaki aşamalar bakımından önem taşır:

    • Eşyanın yüklenmesi,
    • Gemi içerisinde uygun şekilde istiflenmesi,
    • Taşıma sırasında korunması ve gözetimi,
    • Gerekli sıcaklık ve nem koşullarının sağlanması,
    • Yükün güvenli şekilde taşınması,
    • Eşyanın boşaltılması ve teslimi.

    TTK m.1178/2 kapsamında taşıyanın sorumluluğunun temel koşullarından biri, zıya, hasar veya gecikmenin eşyanın taşıyanın hakimiyetinde bulunduğu dönemde meydana gelmesidir.

    2.1. Taşıyanın hakimiyet süresi ne zaman başlar?

    TTK m.1178/3 kapsamında eşya, taşıyan tarafından taşınmak üzere teslim alındığı andan, ilgili hükümde öngörülen teslim veya hazır bulundurma koşulları gerçekleşinceye kadar taşıyanın hakimiyetinde kabul edilebilir.

    Dolayısıyla taşıyanın sorumluluğu her durumda yalnızca geminin seferde bulunduğu zaman dilimiyle sınırlı değildir.

    Ancak eşyanın terminale bırakılması, bağımsız depolama işletmecisine teslimi veya çoklu taşıma kapsamında kara taşımasına geçirilmesi gibi olaylarda sorumluluk döneminin ayrıca belirlenmesi gerekir.

    2.2. Akdi taşıyan ile fiili taşıyan arasındaki fark

    Uluslararası deniz taşımalarında taşıma sözleşmesini üstlenen şirket ile yükü fiilen taşıyan gemi işletmesi farklı kişiler olabilir.

    TTK m.1191/1 uyarınca taşımanın tamamen veya kısmen fiili taşıyana bırakılması, akdi taşıyanın taşımanın tamamına ilişkin sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmez.

    TTK m.1191/4 kapsamında taşıyan ve fiili taşıyanın aynı zarardan sorumlu oldukları ölçüde müteselsil sorumlulukları gündeme gelir.

    Bu nedenle yük hasarı nedeniyle dava açılırken, yalnızca geminin adının veya taşıma şirketinin ticaret unvanının belirlenmesi yeterli olmayabilir. Konşimento düzenleyeni, taşıma sözleşmesinin tarafları ve taşıma edimini fiilen gerçekleştirenler ayrı ayrı tespit edilmelidir.

    2.3. Gemi sahibi her durumda sorumlu mudur?

    Hayır. Donatan, akdi taşıyan, fiili taşıyan ve taşıma işleri komisyoncusu sıfatları her olayda aynı kişide birleşmez.

    Geminin mülkiyetine sahip olmak, tek başına navlun sözleşmesinin tarafı olunduğunu veya taşıyanın bütün sözleşmesel borçlarından sorumluluk doğduğunu göstermez.

    Bu sebeple pasif husumet değerlendirmesi, dava açılmadan önce yapılması gereken önemli hukuki incelemelerden biridir.

    3. Deniz Taşımacılığında En Sık Karşılaşılan Yük Hasarı Türleri

    3.1. Konteynere deniz suyu girmesi

    Konteyner kapaklarının, fitillerinin veya gövdesinin su geçirmesi sonucunda eşyanın ıslanması, paslanması veya tamamen kullanılamaz hale gelmesi mümkündür.

    Böyle bir olayda konteynerin taşıma öncesindeki durumu, hasarın sebebi, deniz koşulları ve konteynerin kimin tarafından sağlandığı incelenmelidir.

    3.2. Soğutmalı konteynerlerde sıcaklık bozulması

    Reefer konteynerlerde enerji kesintisi, sıcaklık ayarının yanlış yapılması veya soğutma sisteminin arızalanması gıda ve ilaç gibi hassas ürünlerin zarar görmesine neden olabilir.

    Bu uyuşmazlıklarda sıcaklık kayıtları, cihaz alarmları, bakım belgeleri ve taşınan ürünün gerektirdiği teknik koşullar önem taşımaktadır.

    3.3. Yanlış istifleme ve yük sabitleme

    Konteyner içerisindeki eşyanın doğru sabitlenmemesi veya ağırlığın uygunsuz dağıtılması taşıma sırasında devrilme, ezilme ve kırılmalara yol açabilir.

    Ancak istif işleminin yükleten tarafından mı yoksa taşıyan tarafından mı gerçekleştirildiği belirlenmeden sorumluluk konusunda kesin sonuca varılamaz.

    3.4. Liman elleçlemesi sırasında hasar

    Konteynerin vinçten düşmesi, forklift darbesi alması veya tahliye sırasında fiziksel zarara uğraması halinde olayın taşıyanın sorumluluk döneminde meydana gelip gelmediği araştırılmalıdır.

    Terminal işletmesinin ayrı bir hukuki sorumluluğunun bulunması da mümkündür.

    3.5. Yanlış teslim ve kayıp yük

    Yükün yetkisiz kişiye teslimi, konşimento koşullarına aykırı teslim veya yanlış limanda boşaltılması, fiziksel hasar bulunmasa bile tazminat sorumluluğuna neden olabilecek uyuşmazlıklardır.

    Bu tür olaylarda konşimentonun emtiayı temsil işlevi ve teslim yetkisinin ispatı önemlidir.

    4. Konşimento, Hasar Tespiti ve İspat Yükü

    Deniz yolu yük hasarı tazminat davalarında en önemli delillerden biri konşimento (bill of lading) belgesidir.

    Konşimento; taşıma sözleşmesiyle bağlantılı olarak eşyanın teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren, yükün teslimi bakımından da önemli hukuki işlevleri bulunan bir denizde taşıma senedidir.

    TTK m.1228 ve devamındaki düzenlemeler konşimentoya ilişkin temel hükümleri içermektedir.

    Meltem Deniz Güner Özbek, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti” başlıklı çalışmasında, konşimentonun taşıma ilişkisinde delil işlevini ve bu işleve bağlanan hukuki sonuçları incelemektedir.[1]

    4.1. Temiz konşimento hasarın olmadığını kesin olarak kanıtlar mı?

    Taşıyan tarafından çekincesiz şekilde düzenlenen temiz konşimento, eşyanın haricen görülebilen durumuna ilişkin önemli bir ispat aracıdır.

    Ancak temiz konşimento, ambalaj içindeki eşyanın bütün teknik özelliklerinin veya iç hasarlarının taşıyan tarafından kontrol edildiğini kendiliğinden göstermez.

    Konşimentoda yer alan kayıtların ispat kuvveti, tarafların sıfatına ve TTK’nın ilgili hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

    4.2. Yükün hasarlı teslim edildiği nasıl ispatlanır?

    TTK m.1184, eşyanın durumunun teslimden önce mahkeme, yetkili makam veya yetkili uzmanlar aracılığıyla incelenmesine imkan tanımaktadır.

    Yükün teslim alınması sırasında düzenlenen hasar tutanakları, eksper raporları, fotoğraflar, konteyner mühür kayıtları, terminal raporları ve teknik cihaz verileri de ispat bakımından önemlidir.

    Özellikle bozulabilir nitelikteki yüklerde, zararın tespitinde gecikilmesi delillerin kaybolmasına neden olabilir.

    4.3. Mahkemeden delil tespiti istenebilir mi?

    HMK m.400 ve devamındaki koşulların bulunması halinde, dava açılmadan önce veya dava sırasında delil tespiti talep edilebilir.

    Deniz yolu yük hasarında delil tespiti; eşyanın mevcut durumunun, konteynerin teknik özelliklerinin, zararın sebebinin ve ekonomik değer kaybının bilirkişi marifetiyle ortaya konulmasına yardımcı olabilir.

    Bununla birlikte her özel eksper raporu mahkemece yaptırılmış delil tespitiyle aynı usuli sonuçları doğurmaz. İncelemenin hangi kişiler tarafından ve hangi koşullarda yapıldığı önemlidir.

    5. Deniz Yoluyla Yük Hasarında İhbar Süresi Kaç Gündür?

    Deniz ticareti hukukunda yük hasarı davalarının en önemli konularından biri, hasarın taşıyana hangi süre içinde bildirileceğidir.

    6102 sayılı TTK m.1185, eşyanın zıyaı, hasarı ve teslimde gecikmesine ilişkin bildirim rejimini düzenlemektedir.

    Olay Bildirim süresi Hukuki dayanak
    Görünür zıya veya hasar En geç teslim sırasında TTK m.1185/1
    Haricen belli olmayan zıya veya hasar Teslimden itibaren aralıksız 3 gün TTK m.1185/1
    Teslimde gecikmeden doğan zarar Teslimden itibaren aralıksız 60 gün TTK m.1185/5

    5.1. Hasar ihbarı yapılmazsa tazminat hakkı kaybedilir mi?

    Hasar ihbarının süresinde yapılmaması, zıya veya hasardan doğan tazminat hakkını her durumda kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    TTK m.1185/4 uyarınca, hasarın usulüne uygun şekilde bildirilmemesi veya tespit edilmemesi halinde taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğar.

    Böylece zarar görenin, hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ve taşıyanın hakimiyet döneminde meydana geldiğini kanıtlama yükü ağırlaşabilir.

    Bu ayrım özellikle önemlidir: Hasar ihbarının yapılmaması ile bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.

    5.2. Gecikme zararlarında 60 günlük süre

    TTK m.1185/5, geç teslimden kaynaklanan zararlar bakımından daha farklı bir sonuç öngörmektedir.

    Kanunda öngörülen altmış günlük süre içerisinde yazılı bildirim yapılmayan gecikme zararları için tazminat ödenmeyeceği düzenlenmiştir.

    Dolayısıyla gecikme nedeniyle oluşan ekonomik kayıp ile eşyanın fiziksel hasarı birbirinden ayrılmalıdır.

    5.3. Hasar bildirimi kime yapılmalıdır?

    TTK m.1185/6 kapsamında fiili taşıyana yapılan bildirim, ilgili şartlarda taşıyana yapılmış gibi hüküm ifade edebilir. Kaptan veya sorumlu gemi zabiti dahil, taşıyan ya da fiili taşıyan adına hareket eden kişilere yapılan bildirimler de önem taşımaktadır.

    Buna rağmen ispat sorunlarının önlenebilmesi için bildirimin yazılı, tarihli ve somut hasarı tarif eder nitelikte olması gerekir.

    6. Deniz Yolu Yük Hasarında 2025 ve 2026 Tarihli Mahkeme Kararları

    6.1. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454

    Uyuşmazlık, deniz taşıması sırasında hasarlandığı ileri sürülen eşya nedeniyle fiili taşıyana yöneltilen rücuen tazminat talebine ilişkindir.

    Kararda hasar bildiriminin süresi, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin ispat yükü, fiili taşıyanın sıfatı ve tazminat isteminde bulunan tarafın aktif husumeti tartışılmıştır.

    Mahkeme, süresinde hasar bildirimi yapılmadığında taşıyan lehine karine oluştuğunu ve bu karinenin aksini iddia eden tarafın, zararın taşıyanın sorumlu olduğu dönemde meydana geldiğini kanıtlaması gerektiğini değerlendirmiştir.

    Somut olayda hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin yeterince ortaya konulamaması, tazminat talebinin reddi yönündeki değerlendirmede önem taşımıştır.

    Hukuki sonuç: Yükün varış yerinde hasarlı bulunması tek başına taşıyanın sorumluluğunun ispatı için yeterli olmayabilir. Hasarın meydana geldiği dönemin ve hukuki sebebin belirlenmesi gerekir.

    Kararın yayımlanan metninde temyiz yolunun açık olduğu belirtilmektedir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.2. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63

    Bu karar, deniz yolu taşımasında hasar ihbarının zamanında yapılmamasının ispat yükü üzerindeki etkisini göstermektedir.

    Uyuşmazlıkta eşyanın 10.04.2020 tarihinde teslim edildiği, hasar bildiriminin ise 21.04.2020 tarihli ihtarnameyle gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme, bildirim süresinin kaçırılması nedeniyle taşıyan lehine karine oluştuğunu ve davacı tarafından bu karinenin aksinin yeterli şekilde kanıtlanamadığını kabul etmiştir.

    Hukuki sonuç: İhbar süresine uyulmaması, yük ilgilisinin tazminat talebini ispat etmesini güçleştirebilir. Özellikle birden fazla taşıma türünün kullanıldığı olaylarda hasarın hangi aşamada gerçekleştiği ayrıca belirlenmelidir.

    Kararın yayımlanan metni

    6.3. İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421

    Karar, yükleten tarafından doldurulup mühürlenen konteynerde meydana gelen hasardan taşıyanın sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.

    Konşimentodaki yükleme, istifleme ve sayımın yükleten tarafından yapıldığına ilişkin kayıtlar değerlendirilmiştir.

    Konteynerin dış gövdesinde hasar bulunduğu veya taşıyanın sorumluluğunda bir dış müdahale gerçekleştiği kanıtlanamadığından, yükletenin kendi istif ve sabitleme hatası nedeniyle oluşan hasardan taşıyanın sorumlu olmadığı kabul edilmiştir.

    Hukuki sonuç: Mühürlü konteyner taşımalarında istif işlemini kimin gerçekleştirdiği belirleyici olabilir. Bununla birlikte konteynerin mühürlü olması taşıyanı bütün olası hasarlardan otomatik olarak sorumsuz hale getirmez.

    Kararın yayımlanan metni

    6.4. Yargı kararlarının değerlendirilmesi

    Bu kararlar birlikte incelendiğinde deniz yolu yük hasarı uyuşmazlıklarında üç temel unsurun öne çıktığı görülmektedir: zararın hangi aşamada meydana geldiğinin belirlenmesi, taşıyanın sorumluluğunu etkileyen sözleşmesel kayıtların değerlendirilmesi ve hasarın zamanında belgelenmesi.

    Mahkeme kararlarının somut uyuşmazlığa özgü olduğu ve farklı maddi olaylarda farklı hukuki sonuçlara ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

    7. Taşıyan Hangi Hallerde Yük Hasarından Sorumlu Olmaz?

    Taşıyanın eşyanın zarar görmesi halinde mutlaka tazminat ödemekle yükümlü olduğu söylenemez.

    TTK m.1179 uyarınca taşıyan, zararın kendisinin veya adamlarının kastından ya da ihmalinden kaynaklanmadığını ispat ettiği koşullarda sorumluluktan kurtulabilir.

    TTK m.1182 ise belirli sebeplerin varlığı halinde taşıyan lehine kusursuzluk ve uygun illiyet bağı karineleri düzenlemektedir.

    Bu kapsamda deniz tehlikeleri, savaş olayları, yetkili makamların belirli işlemleri, yükletenin veya eşya sahibinin fiilleri, eşyanın doğal niteliği, ambalaj yetersizliği ve işaretleme eksiklikleri gibi nedenler somut olayın koşullarına göre önem taşıyabilir.

    Ahmet Batuhan Oyal’ın 2024 yılında yayımlanan “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri” başlıklı akademik çalışmasında, bu düzenlemelerin taşıyanın ispat yükü ve sorumluluktan kurtulması bakımından etkileri ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.[2]

    7.1. Fırtına nedeniyle oluşan yük hasarı

    Deniz taşıması sırasında fırtına meydana gelmesi, tek başına taşıyanın sorumluluktan kurtulduğunu kanıtlamaz.

    Deniz koşullarının öngörülebilirliği, geminin elverişliliği, yükün sabitlenme biçimi ve taşıyanın önleyici tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.

    7.2. Ambalaj hatası nedeniyle hasar

    Yükleten tarafından kullanılan ambalajın taşımanın gereklerine uygun olmaması, zararın doğumunda etkili olabilir.

    Ancak zararın gerçekten ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığı ve taşıyanın sorumluluğundaki başka bir olayın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    7.3. Gemi denize ve yüke elverişli değilse

    Geminin teknik durumu, ambarlarının su geçirmezliği, havalandırma düzeni ve taşınacak yüke uygunluğu, taşıyanın sorumluluğunun değerlendirilmesinde önemli olabilir.

    Örneğin taşınan emtianın gemi ambarındaki teknik bir eksiklik nedeniyle suya maruz kalması, taşıyanın sorumluluktan kurtulma savunmasını güçleştirebilir.

    7.4. Teknik kusur ve yangın

    TTK m.1180, geminin sevkine veya teknik yönetimine ilişkin hareketlerden ya da yangından kaynaklanan zararlar bakımından özel bir sorumluluk düzenlemesi içermektedir.

    Ancak yükün korunması için alınması gereken önlemler ile geminin teknik yönetimine ilişkin işlemler birbirine karıştırılmamalıdır. Söz konusu özel düzenlemenin uygulanabilirliği her olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

    8. Deniz Yoluyla Yük Hasarı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

    Yük hasarı tazminatında yalnızca satın alma faturasına bakılması her durumda yeterli değildir.

    TTK m.1186/2 kapsamında tazminat hesabında, eşyanın sözleşmeye uygun olarak boşaltıldığı veya boşaltılması gereken yer ve tarihteki değeri önem taşımaktadır.

    Eşyanın borsa fiyatı, cari piyasa fiyatı veya aynı nitelik ve kalitedeki eşyanın olağan değeri hesaplamada dikkate alınabilir.

    8.1. Tam zıya halinde hesaplama

    Eşyanın tamamen kaybolması veya ekonomik olarak bütünüyle değerini yitirmesi halinde, uygulanacak değerleme esasları ve varsa sorumluluk sınırları çerçevesinde tazminat hesaplanır.

    8.2. Kısmi hasar halinde hesaplama

    Hasarlanan eşyanın ekonomik değerindeki azalma, teknik olarak onarılabilir olup olmadığı ve onarım sonrası değer kaybı değerlendirilmelidir.

    Gerektiğinde ürünün hasarsız ve hasarlı piyasa değeri arasındaki fark, teknik inceleme ve piyasa verileriyle belirlenebilir.

    8.3. Ek zararlar talep edilebilir mi?

    İnceleme, kurtarma, uygun depolama veya hasarın azaltılması için yapılan bazı giderler somut olayda tazminat değerlendirmesine konu olabilir.

    Ancak her ticari kayıp otomatik olarak taşıyanın tazminat sorumluluğuna dahil değildir. Zararla taşıyanın ihlali arasındaki nedensellik bağı, talebin hukuki niteliği ve sorumluluk sınırları ayrıca incelenmelidir.

    8.4. Kar kaybı talep edilebilir mi?

    Yük hasarı nedeniyle ticari işletmenin uğradığı kar kaybı iddiası, özel taşıma hukuku hükümleri karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.

    Kar kaybı, satış bedeli ve taşıyanın kanunen sınırlandırılmış sorumluluğu birbirinden farklı kavramlardır. Her zarar kaleminin aynı hesaplama yöntemine tabi olduğu kabul edilemez.

    Zeynep Demirçivi Mineliler’in “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk” başlıklı akademik çalışması, taşıma borcunun gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan zararın tazmini ile sorumluluğun sınırlandırılması arasındaki ilişkiye yönelik önemli teorik açıklamalar içermektedir.[3]

    9. Taşıyanın Sınırlı Sorumluluğu: 666,67 SDR ve Kilogram Başına 2 SDR

    Deniz ticareti hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, taşıyanın bazı zararlar bakımından kanuni parasal sorumluluk sınırlarından yararlanabilmesidir.

    TTK m.1186/1 kapsamında, eşyanın zıya veya hasarından kaynaklanan sorumluluk için iki ayrı hesaplama ölçütü bulunmaktadır:

    • Her koli veya ünite için 666,67 Özel Çekme Hakkı (SDR),
    • Hasarlanan veya kaybolan eşyanın brüt ağırlığının her kilogramı için 2 SDR.

    Kanuni koşullar çerçevesinde bu iki hesaplama yönteminden yüksek sonuç vereni uygulanır.

    9.1. Konteyner tek koli olarak mı kabul edilir?

    TTK m.1186/3 uyarınca bir konteynerin içerisindeki koli veya ünitelerin denizde taşıma senedine nasıl yazıldığı önemlidir.

    Konşimentoda konteyner içindeki koliler ayrı ayrı belirtilmişse bu kayıtlar sorumluluk sınırının hesabında etkili olabilir. Buna karşılık içeriğin uygun şekilde belirtilmemesi halinde konteynerin tek bir koli veya ünite kabul edilmesi gündeme gelebilir.

    Bu ayrım yüksek değerli fakat hafif eşyanın taşınmasında özellikle önemlidir.

    9.2. Taşıyan hangi durumlarda sorumluluk sınırından yararlanamaz?

    TTK m.1187, kanuni sınırlandırma hakkının kaybını düzenlemektedir.

    Taşıyanın zarara kasten veya zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle pervasızca gerçekleştirilen bir fiil ya da ihmal ile sebebiyet verdiğinin ispatlanması halinde sorumluluk sınırlarından yararlanamaması gündeme gelir.

    Ancak her ihmal veya her yüksek tutarlı zarar, sorumluluğu sınırlandırma hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    Uğur İlkutlu’nun 2025 tarihli “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi” başlıklı çalışmasında özellikle pervasızca davranış kusurunun hukuki niteliği ele alınmaktadır.[4]

    9.3. LLMC ile yük hasarındaki koli-kilogram sınırı aynı mıdır?

    Hayır. TTK m.1186’da düzenlenen eşya taşımasına özgü sorumluluk sınırı ile uluslararası deniz alacakları bakımından uygulanan LLMC rejimi birbirinden ayrılmalıdır.

    LLMC sistemi; ilgili kişi, alacak türü ve uygulanabilir düzenlemelere göre, geminin tonajıyla bağlantılı genel sorumluluk sınırları öngörmektedir.

    Bu ayrım hakkında daha kapsamlı değerlendirme için Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları başlıklı çalışmamıza başvurulabilir.

    10. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davasında Süre Ne Kadardır?

    6102 sayılı TTK m.1188/1 uyarınca, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç tesliminden dolayı taşıyana karşı tazminat isteme hakkı bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

    Bu süre sıradan bir zamanaşımı süresi olarak değerlendirilmemelidir.

    TTK m.1188/2 uyarınca süre, eşyanın tamamen veya kısmen teslim edildiği; hiç teslim edilmemişse teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.

    Bu nedenle hasarın ortaya çıkmasından sonra taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmelerin, süreyi kendiliğinden ortadan kaldırdığı veya uzattığı varsayılmamalıdır.

    10.1. Arabuluculuk başvurusu süreyi etkiler mi?

    Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanması halinde, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesindeki süreye ilişkin düzenlemeler dikkate alınmalıdır.

    Arabuluculuk bürosuna başvuru ile son tutanağın düzenlendiği tarih arasında geçen sürenin hak düşürücü süre hesabına etkisi ayrıca belirlenmelidir.

    10.2. Bir yıllık süre uzatılabilir mi?

    TTK m.1188/4, dava sebebinin doğmasından sonra tarafların yapacağı anlaşma ile sürenin uzatılmasına imkan tanımaktadır.

    Bu nedenle sürenin uzatıldığı iddiasının yazılı belgelerle ve somut sözleşmesel iradeyle ortaya konulması önemlidir.

    10.3. Rücu davasında süre farklı mıdır?

    TTK m.1188/3, sorumlu tutulan kişinin rücu davası bakımından özel bir düzenleme içermektedir.

    Bu hükümde, tazminatın ödenmesi veya ilgili tazminat davasında dava dilekçesinin tebliği gibi olaylara bağlı doksan günlük özel bir süre düzenlenmiştir.

    Sigortacının halefiyet yoluyla açtığı dava ile taşıyanlar arasındaki rücu ilişkisinin hukuki niteliği aynı olmadığından, süre değerlendirmesi de ayrıca yapılmalıdır.

    11. Deniz Sigortası Yük Hasarını Karşılar mı?

    Deniz taşımacılığı sırasında ortaya çıkan yük hasarları bakımından emtia sigortası, sigorta sözleşmesinin kapsamına göre önemli bir mali koruma sağlayabilir.

    Ancak emtianın sigortalı olması, taşıyanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Yük sigortasının kapsamı, teminat dışı bırakılan rizikolar, sigortalının yükümlülükleri ve varsa özel klozlar incelenmelidir.

    11.1. Institute Cargo Clauses A, B ve C arasındaki fark

    Uluslararası deniz emtia sigortalarında sıklıkla Institute Cargo Clauses hükümleri kullanılmaktadır.

    Bu klozların teminat kapsamları farklıdır. A klozu daha geniş bir teminat sistemi öngörürken B ve C klozları belirli rizikolar esas alınarak yapılandırılmıştır.

    Ancak en geniş teminatın bulunması dahi bütün zararların istisnasız şekilde karşılanacağı anlamına gelmez. Poliçedeki istisnalar, sigorta dönemi ve özel şartlar değerlendirilmelidir.

    11.2. Sigorta şirketi taşıyana rücu edebilir mi?

    TTK m.1472 kapsamındaki halefiyet hükümleri uyarınca sigortacının, sigorta tazminatını ödedikten sonra kanuni şartlar ölçüsünde sigortalının sorumlu üçüncü kişiye karşı haklarına halef olması mümkündür.

    Ancak sigorta şirketinin yaptığı ödeme, taşımayı gerçekleştiren kişinin mutlaka hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez.

    Sigortacının rücu talebi bakımından da taşıyanın sorumluluğuna ilişkin şartlar, ispat yükü ve süreler incelenmelidir.

    Deniz sigortasının türleri, müşterek avarya ve P&I kulüpleriyle ilgili ayrıntılı değerlendirme için Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü başlıklı yazımız incelenebilir.

    12. Uluslararası Deniz Taşımalarında Hangi Ülkenin Hukuku Uygulanır?

    Deniz ticareti uyuşmazlıklarının büyük bölümü birden fazla ülkeyle bağlantılıdır.

    Geminin yabancı bayraklı olması, konşimentonun yabancı bir şirket tarafından düzenlenmesi, yükleme ve boşaltma limanlarının farklı devletlerde bulunması veya taşıma sözleşmesinde yabancı hukuk seçimi yapılması bu bağlantılara örnek gösterilebilir.

    Bu gibi durumlarda uygulanacak hukukun belirlenmesi, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinden ayrı bir hukuki sorundur.

    12.1. Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam Kuralları

    Deniz yoluyla eşya taşımasına ilişkin uluslararası hukukta Hague, Hague-Visby, Hamburg ve Rotterdam kuralları farklı sorumluluk rejimleri öngörmektedir.

    Ancak bütün bu düzenlemelerin her uluslararası deniz taşımasına kendiliğinden uygulanacağını kabul etmek mümkün değildir.

    İlgili devletlerin taraf olma durumu, sözleşmenin kapsamı, taşıma belgesi, uygulanacak hukuk ve yürürlük şartları ayrı ayrı incelenmelidir.

    12.2. Konşimentoda yabancı mahkeme veya tahkim şartı varsa

    Konşimentodaki yabancı mahkeme yetki şartının veya tahkim kaydının geçerliliği, her olayda yalnızca sözleşmede yazılı bulunmasına bağlı değildir.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Türk hukukunun milletlerarası yetki ve kanunlar ihtilafı kuralları bakımından temel kaynaklardan biridir.

    Ayrıca konşimento hamilinin taşıma sözleşmesindeki ilgili kayıtlarla bağlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

    12.3. FOB ve CIF satışlarda tazminatı kim isteyebilir?

    FOB ve CIF gibi teslim şekilleri, uluslararası satış sözleşmesinde hasar riskinin ve masrafların taraflar arasında paylaşılması açısından önemlidir.

    Ancak hasar riskinin alıcıya geçmesi, taşıyana karşı talep hakkının hangi kişiye ait olduğunu her durumda tek başına belirlemez.

    Satış sözleşmesi, taşıma sözleşmesi, konşimento, sigortalanabilir menfaat ve varsa temlik veya halefiyet ilişkileri birlikte incelenmelidir.

    13. Deniz Yolu Yük Hasarı Tazminat Davası Nasıl Açılır?

    Deniz yoluyla taşınan emtianın zarar görmesi halinde tazminat talebinin hangi kişiye yöneltileceği, hangi mahkemede ileri sürüleceği ve hangi delillere dayanacağı uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenir.

    13.1. Görevli mahkeme

    Deniz ticareti hukukundan kaynaklanan ticari davalarda kural olarak asliye ticaret mahkemeleri görevli olup, denizcilik uyuşmazlıkları bakımından ihtisas mahkemelerinin iş dağılımı da önem taşımaktadır.

    Milletlerarası yetki, tahkim anlaşması ve sözleşmesel yetki şartları ayrıca incelenmelidir.

    13.2. Hangi hukuki talepler ileri sürülebilir?

    Somut olayın niteliğine göre yük hasarından kaynaklanan tazminat, sigortacı tarafından halefiyet veya rücu, mevcut icra takibine bağlı itirazın iptali ve diğer ticari talepler gündeme gelebilir.

    Taleplerin birlikte veya ayrı ayrı ileri sürülmesinin hukuki sonuçları, usul hükümleri ve süreler dikkate alınarak belirlenmelidir.

    13.3. Gemiye ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

    TTK m.1352 ve devamındaki deniz alacaklarına ilişkin düzenlemeler kapsamında, ilgili kanuni şartların gerçekleşmesi halinde geminin ihtiyati haczi gündeme gelebilir.

    Ancak yük hasarı iddiasının varlığı, herhangi bir gemiye doğrudan ihtiyati haciz konulabileceği anlamına gelmez.

    Deniz alacağının niteliği, sorumlu kişi, gemi üzerindeki bağlantı, teminat ve kanuni haciz şartları birlikte değerlendirilmelidir.

    13.4. Dava için hangi belgeler gereklidir?

    • Deniz taşıma sözleşmesi ve konşimento,
    • Ticari fatura ve paketleme listesi,
    • Yükleme ve tahliye belgeleri,
    • Hasar veya eksik teslim tutanakları,
    • Eksper ve bilirkişi raporları,
    • Konteyner fotoğrafları ve mühür kayıtları,
    • Terminal ve gümrük kayıtları,
    • Taşıyan ile gerçekleştirilen yazışmalar,
    • Sigorta poliçesi ve hasar dosyası,
    • Ödeme belgeleri ve varsa temliknameler.

    Belgelerin yalnızca toplanması değil, hasarın oluşumunu ve tarafların sorumluluğunu ortaya koyacak şekilde kronolojik olarak değerlendirilmesi de önemlidir.

    14. Deniz Yolu Yük Hasarı Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Deniz yoluyla gelen mal hasarlıysa ne yapılmalı?

    Hasar derhal belgelendirilmeli, uygun süre içerisinde yazılı ihbar yapılmalı ve gerekiyorsa uzman incelemesi veya delil tespiti gerçekleştirilmelidir. Taşıma ve sigorta belgeleri birlikte değerlendirilmelidir.

    Yük hasarı için taşıyana kaç gün içinde bildirim yapılır?

    Görünür hasarda en geç teslim sırasında, haricen belli olmayan hasarda teslimden itibaren aralıksız üç gün içinde yazılı ihbar yapılması gerekir. Gecikme zararları yönünden özel altmış günlük süre bulunmaktadır.

    Yük hasarı bildirimi yapılmadıysa dava açılabilir mi?

    Hasar bildirimindeki eksiklik her durumda tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak taşıyan lehine aksi ispatlanabilir karineler doğurabilir ve ispat yükünü etkileyebilir.

    Deniz yolu yük hasarı davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

    TTK m.1188 uyarınca, kanuni kapsamına giren talepler bakımından kural olarak bir yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Başlangıç tarihi ve varsa özel süre hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    Konteyner su alırsa sorumluluk kimdedir?

    Hasarın sebebi, konteynerin kim tarafından sağlandığı, teknik durumu, taşıyanın hakimiyet dönemi ve tarafların kusur durumu incelenir. Sorumluluk kendiliğinden tek bir tarafa yüklenemez.

    Taşıma sigortası yoksa tazminat alınabilir mi?

    Evet. Sigorta sözleşmesinin bulunmaması, taşıyanın kanuni veya sözleşmesel sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak zarar görenin tazminat koşullarını ispatlaması gerekir.

    Sigorta şirketi ödeme yaptıysa yük sahibi yeniden dava açabilir mi?

    Sigortacının halefiyetinin kapsamı ve karşılanan zarar kalemleri incelenmelidir. Aynı zararın mükerrer tazmini mümkün değildir; karşılanmamış zararlar bakımından ayrıca hak bulunup bulunmadığı değerlendirilir.

    Yabancı gemiye veya yabancı taşıma şirketine karşı dava açılabilir mi?

    İlgili mahkemenin milletlerarası yetkisi, taşıyanın kimliği, sözleşmedeki yetki veya tahkim kayıtları ve uygulanacak hukuk incelenerek değerlendirme yapılabilir.

    Taşıyan bütün zararı ödemek zorunda mı?

    Her durumda değil. TTK m.1186 kapsamındaki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulanabilir. Ancak özel şartların gerçekleşmesi halinde taşıyanın sorumluluğu sınırlandırma hakkını kaybetmesi de mümkündür.

    15. Sonuç: Yük Hasarı Davalarında İspat, Süre ve Sorumluluk Birlikte Değerlendirilmelidir

    Deniz yoluyla taşınan yükün hasarlanmasından doğan uyuşmazlıklar, yalnızca emtianın fiziksel durumunun değerlendirilmesine indirgenemeyecek nitelikte hukuki sorunlar içermektedir.

    Taşıyanın sorumluluğu, yükün taşıma sözleşmesi kapsamında hangi aşamada bulunduğu, konşimentonun ispat kuvveti, hasarın niteliği, tarafların yükleme ve istifleme yükümlülükleri ile taşıyanın kanuni sorumluluk sınırları birlikte ele alınmalıdır.

    2025 ve 2026 tarihli yargı kararlarında, hasarın süresinde bildirilmemesi veya taşıyanın sorumluluğundaki aşamada meydana geldiğinin kanıtlanamaması nedeniyle tazminat taleplerinin reddedilebildiği görülmektedir.

    Bu nedenle uluslararası deniz taşımalarında yük hasarıyla karşılaşan şirketlerin, yalnızca sigorta ihbarı yapması veya taşıma şirketiyle ticari görüşmeler gerçekleştirmesi her durumda yeterli olmayacaktır.

    Özellikle bir yıllık hak düşürücü süre, delillerin korunması, doğru sorumlu kişinin belirlenmesi ve taşıma ilişkisinde uygulanacak hukukun tespiti, hukuki hakların korunması bakımından temel önem taşımaktadır.

    Deniz ticareti hukukunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların, somut taşıma belgeleri ile teknik hasar delillerine dayanan bütüncül bir hukuki incelemeyle değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Av. Murat Can Dolğun | Deniz Ticareti Hukuku

    Deniz yoluyla eşya taşımaları, navlun sözleşmeleri, konşimento uyuşmazlıkları, uluslararası yük hasarları, emtia sigortaları ve taşıyanın sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıklar hakkında hukuki değerlendirme talepleri için TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile iletişime geçilebilir.

    Av. Murat Can Dolğun
    TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi
    İstanbul Dünya Ticaret Merkezi, A2 Blok, No: 209
    İstanbul

    Telefon: +90 212 299 44 22
    İnternet: www.dolgun.av.tr
    www.td-lawfirm.com

    Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklarda yürürlükteki mevzuat, uygulanacak hukuk, sözleşme hükümleri, deliller ve ilgili süreler ayrıca incelenmelidir.

    16. Kaynakça, Mevzuat ve Yargı Kararları

    Mevzuat

    1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.1178-1192, m.1228 ve devamı, m.1352 ve devamı, m.1472.
    2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
    3. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun.
    4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.400 ve devamı.
    5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu.

    Mevzuat Bilgi Sistemi

    Yargı Kararları

    1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 12.03.2026, E.2023/601, K.2026/454. Karar metni.
    2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 15.01.2026, E.2023/272, K.2026/63. Karar metni.
    3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 24.09.2025, E.2022/1517, K.2025/1421. Karar metni.

    Akademik Kaynaklar

    [1] Güner Özbek, Meltem Deniz, “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Konişmento ve Konişmentonun İspat Kuvveti”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2012. DergiPark.

    [2] Oyal, Ahmet Batuhan, “Denizyoluyla Yapılan Eşya Taşımaları Bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda Taşıyan Lehine Düzenlenmiş Olan Muhtemel Sorumsuzluk Sebepleri”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2024. DergiPark.

    [3] Demirçivi Mineliler, Zeynep, “Deniz Yoluyla Taşımada Yükün Zıya ve Hasarından Doğan Sınırlı Sorumluluk”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, Özel Sayı, 2007, s.957-984. DergiPark.

    [4] İlkutlu, Uğur, “Deniz Yoluyla Eşya Taşımalarında Taşıyanın Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkı ve Hakkın Kaybına Yol Açan Kusur Türlerinin Değerlendirilmesi”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.11, S.2, 2025, s.605-643. DergiPark.

    [5] Kara, Hacı, “Recovery of an Indemnity Premium and Liability for Damages in Combined Transportation”, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.3, 2017. DergiPark.

    Yazarın İlgili Deniz Ticareti Hukuku Çalışmaları

    1. Dolğun, Murat Can, Demuraj, Detention ve Ardiye Ücretleri 2026: Kim Öder, Nasıl İtiraz Edilir, Hangi Davalar Açılır?, 2026.
    2. Uluslararası Ticarette Deniz Sigortası Hukuku ve Uyuşmazlıkların Çözümü, dolgun.av.tr, 2026.
    3. Deniz Hukukunda Sorumluluğun Sınırlandırılması: LLMC 1976 Rejimi ve Uluslararası Deniz Alacakları, dolgun.av.tr, 2026.
  • Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

    Sealand Bir Devlet midir? Köln İdare Mahkemesinin 1978 Tarihli Kararı Işığında Devletin Kurucu Unsurları ve Modern Devlet Teorisi

    Sealand Olayı Üzerinden Klasik Üç Unsur Teorisinden Pozitivist ve İlişkisel Devlet Anlayışına

    Av. Murat Can Dolğun | Dolğun Akademi | Ekim 2026

    Öz

    Uluslararası hukukta devletin varlığı geleneksel olarak ülke, insan topluluğu ve egemen kamu otoritesi unsurları üzerinden açıklanır. Georg Jellinek’in üç unsur teorisinde sistematik ifadesini bulan bu yaklaşım önemli bir hukuki çerçeve sunmakla birlikte, modern uluslararası ilişkiler ve teknolojik gelişmeler karşısında bu unsurların nasıl yorumlanacağı yeniden tartışılmalıdır.

    Bu çalışma, İngiltere açıklarında terk edilmiş bir askeri platform üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’ni ve Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 tarihli, 9 K 2565/77 sayılı kararını incelemektedir. Kararın gerekçeleri Türkçe, Almanca ve İngilizce akademik literatürdeki farklı yaklaşımlarla karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın temel savı, devletin klasik kurucu unsurlarının reddedilmesi değil; bunların soyut, değişmez ve idealize edilmiş bir devlet modeline indirgenmemesi gerektiğidir. Devletin hukuki niteliği, pozitif uluslararası hukuk kaynakları, kurumsal etkinlik, uluslararası ilişkiler kurma kapasitesi ve diğer devletlerin somut hukuki uygulamaları ışığında değerlendirilmelidir.

    Anahtar kelimeler: Sealand, Köln İdare Mahkemesi, devlet teorisi, devletin kurucu unsurları, egemenlik, devlet ülkesi, uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin tanınması, Montevideo Sözleşmesi, hukuki pozitivizm.

    Giriş

    Bir devletin varlığı neye bağlıdır? Belirli bir ülkeye, bu ülkede yaşayan insan topluluğuna ve bağımsız bir siyasi otoriteye sahip olmak uluslararası hukuk bakımından yeterli midir? Yoksa devlet olduğu ileri sürülen siyasi oluşumun diğer devletlerle kurduğu ilişkilerin, uluslararası hukuk düzeninde üstlendiği yükümlülüklerin ve gerçek bir kamu otoritesi olarak işlev görebilme kapasitesinin de incelenmesi gerekir mi?

    Bu sorular 3 Mayıs 1978 tarihinde Almanya’daki Köln İdare Mahkemesinin önüne gelen olağan dışı bir vatandaşlık uyuşmazlığında somutlaşmıştır. Dava, İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş bir deniz platformu üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’nin uluslararası hukuk anlamında bir devlet olup olmadığıyla ilgilidir.

    Sealand’ın bayrağı, anayasası, yöneticileri ve vatandaşlık belgeleri bulunmaktaydı. Buna rağmen Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi ve sürekli insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını belirterek Sealand’ın devlet olmadığı sonucuna ulaşmıştır.[1]

    Bu karar, klasik devlet teorisinin somut bir olaya uygulanmasını göstermesi bakımından öğreticidir. Fakat aynı zamanda devlet ülkesi kavramının neden doğal kara parçasına indirgenmesi gerektiği, devlet halkının ne ölçüde ortak toplumsal yaşama sahip olmasının aranabileceği ve başka devletlerle ilişkinin devlet olma değerlendirmesinde nasıl bir rol oynadığı sorularını gündeme getirmektedir.

    Çalışmanın temel yaklaşımı, Georg Jellinek’in üç unsur teorisinin bütünüyle idealist veya hukuken geçersiz olduğu iddiasına dayanmaz. Eleştirilen, bu teorinin bazen tarihsel koşullardan koparılmış, mekanik ve değişmez bir ideal devlet modeli gibi uygulanmasıdır. Daha isabetli yöntem, kurucu unsurların içeriğini pozitif hukuk kaynakları, devlet uygulamaları ve somut kurumsal gerçeklik ışığında belirlemektir.

    I. Sealand Olayı ve Tarihsel Gelişimi

    1. Roughs Tower Platformunun Ortaya Çıkışı

    Sealand’ın üzerinde bulunduğu Roughs Tower, İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık tarafından denizden gelebilecek saldırılara karşı savunma amacıyla inşa edilmiş askeri bir platformdur. Kuzey Denizi’nde İngiltere’nin doğu kıyısı açıklarında bulunan yapı, deniz tabanına oturan beton sütunların taşıdığı bir üst platformdan oluşmaktadır.

    Yapının kurulduğu dönemde Birleşik Krallık’ın karasuları genel olarak üç deniz mili genişliğindeydi. Roughs Tower bu sınırın dışında kalıyordu. Savaş sonrasında askeri işlevini kaybeden platform, 1960’lı yıllarda korsan radyo yayıncılığıyla ilgilenen Roy Bates’in dikkatini çekmiştir.

    Bates, platform üzerinde fiili kontrol sağlamış ve 2 Eylül 1967 tarihinde bağımsız bir devlet kurduğunu açıklamıştır. Siyasi oluşuma Principality of Sealand adı verilmiştir. Mahkemenin değerlendirdiği yapı, yaklaşık 1.300 metrekare büyüklüğünde bir platform olarak tanımlanmaktadır.[1]

    2. Sealand Prensliği’nin Kurulması

    Roy Bates kendisini prens ilan etmiş; Sealand adına bir bayrak, anayasal düzen ve yönetim unvanları oluşturulmuştur. 1975 yılında anayasa kabul edilmesi ve kişilere vatandaşlık belgeleri düzenlenmesiyle devlet olma iddiası belirginleşmiştir.

    Ancak bağımsızlık ilanı ile uluslararası hukuk bakımından devletin kurulması aynı şey değildir. Bir siyasi topluluğun kendi hukuk düzenini ilan etmesi, bu düzenin başka devletlerin egemenliğinden bağımsız ve uluslararası hukuk bakımından geçerli bir devlet kişiliği yarattığını kendiliğinden ispatlamaz.

    Özellikle açık denizde bulunan bir yapının fiilen ele geçirilmesiyle devlet ülkesi kazanılması birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. Bir devletin karasuları sınırının dışında bulunmak, o bölgede hiçbir hukuki rejimin geçerli olmadığı veya özel kişilerin serbestçe egemenlik kazanabileceği anlamına gelmez.[2]

    3. Vatandaşlık İddiasının Hukuki Uyuşmazlığa Dönüşmesi

    Sealand’ın devlet niteliğine ilişkin tartışma doğrudan bir tanıma davası olarak değil, bir Alman vatandaşının vatandaşlık kaybına ilişkin başvurusu nedeniyle yargı önüne gelmiştir.

    Davacı, Sealand tarafından düzenlenen 26 Ağustos 1975 tarihli ve 14 Kasım 1975 tarihinde kendisine verilen vatandaşlık belgesine dayanmıştır. Ayrıca Sealand’da dışişlerinden sorumlu yetkili ve Devlet Konseyi başkanı olduğunu ileri sürmüştür.

    Davacıya göre Sealand vatandaşlığını kazanması, o dönemde yürürlükte bulunan Alman vatandaşlık hukukunun ilgili hükmü uyarınca Alman vatandaşlığını kaybetmesi sonucunu doğurmuştur. Alman makamları ise Sealand’ın devlet olmadığını, dolayısıyla geçerli bir yabancı devlet vatandaşlığının kazanılmadığını kabul etmiştir. Uyuşmazlık bunun üzerine Köln İdare Mahkemesine taşınmıştır.[1]

    II. Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 Tarihli Kararı

    1. Davanın Konusu ve Sonuç

    Mahkeme: Verwaltungsgericht Köln (Köln İdare Mahkemesi)
    Karar tarihi: 03.05.1978
    Dosya numarası: 9 K 2565/77
    Yayın: Deutsches Verwaltungsblatt (DVBl.) 1978, s. 510 vd.; International Law Reports, C. 80, s. 683–688.

    Mahkeme, davayı usulen incelenebilir bulmuş fakat esastan reddetmiştir. Gerekçeye göre Sealand uluslararası hukuk bakımından bir devlet değildir. Bu nedenle Sealand vatandaşlık belgesi, Alman hukukunda yabancı devlet vatandaşlığının kazanıldığı anlamına gelmemekte ve davacı Alman vatandaşlığını kaybetmemektedir.[1]

    Uyuşmazlık tarihsel koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. 1978’de uygulanmış olan Alman vatandaşlık kaybı rejimi, 27 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren vatandaşlık reformu sonrasında değişmiştir. Dolayısıyla kararın vatandaşlık hukukuna ilişkin sonucu bugünün Alman hukukuna olduğu gibi uygulanamaz.

    2. Devlet Ülkesine İlişkin Gerekçe

    Mahkeme, devlet ülkesini esasen yeryüzünün doğal bir bölümüne dayandırmıştır. Roughs Tower ise doğal kara parçası değil, deniz tabanına beton sütunlarla bağlanmış yapay bir platformdur. Mahkemeye göre deniz tabanına sabitlenmiş olmak bu yapıyı kendiliğinden ülke haline getirmemektedir.

    Kararda klasik Alman uluslararası hukuk öğretisindeki ülke açıklamalarından yararlanılmış; ülke kavramının doğal kara alanıyla ilişkisine önem verilmiştir. Davacı tarafın dayandığı Walter Leisner’in hukuki görüşünde ise deniz tabanına kalıcı biçimde bağlanmış, sınırları belirli bir yapının da ülke olarak değerlendirilebileceği savunulmuştur.

    Mahkeme bu görüşü benimsememiş, mevcut bir devlet ülkesine deniz dolgusu yoluyla eklenen alanlarla açık denizde tek başına yer alan yapay platform arasında ayrım yapmıştır.[1]

    Burada hukuki tartışma, platformun fiziksel niteliğinden daha geniştir. Devlet ülkesi mutlaka doğal biçimde oluşmuş bir kara parçası olmak zorunda mıdır? Soru, yalnızca sözcüğün kökeni veya coğrafi görünüm üzerinden değil, ülkesel egemenliğin hangi koşullarda kazanılabildiğine ilişkin pozitif uluslararası hukuk kuralları üzerinden yanıtlanmalıdır.

    3. İnsan Topluluğuna İlişkin Gerekçe

    Mahkeme kararında Sealand’ın 106 vatandaşının bulunduğunun ileri sürüldüğü, bunlardan yaklaşık 30–40 kişinin platformda sürekli kaldığının iddia edildiği aktarılmaktadır. Mahkeme, devlet olmanın belirli bir asgari nüfus sayısına bağlı olduğunu kabul etmemiştir.

    Bununla birlikte Sealand vatandaşlarının gerçek, sürekli ve bütünlüklü bir toplumsal yaşam oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kişilerin önemli bölümünün platformda yaşamaması ve ilişkilerinin daha çok ticari yahut vergisel menfaatlere dayanması değerlendirmede etkili olmuştur.[1]

    Bu gerekçenin eleştiriye açık yönü, devlet halkı unsurunun bazen belirli bir yaşam düzeni veya toplumsal birliktelik idealiyle ilişkilendirilmesidir. Oysa devletin vatandaşlarının tamamının aynı ülkede sürekli ikamet etmesi gerekmez. Modern devletlerin geniş diasporaları bulunabilir; etnik, kültürel veya sosyal açıdan homojen olmaları da zorunlu değildir.

    Bu nedenle esas mesele, ideal bir ortak yaşamın bulunup bulunmadığından çok, gerçek ve sürekli bir insan topluluğunun bağımsız siyasi otoriteyle kamu hukuku ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır.

    4. Egemen Kamu Otoritesi Meselesi

    Mahkeme, ülke ve insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Bu nedenle üçüncü unsur olan egemen kamu otoritesinin yokluğuna ilişkin bağımsız ve kesin bir yargısal tespit yapıldığı ileri sürülmemelidir.

    Buna rağmen Sealand’ın devlet olma iddiasını değerlendirirken kamu otoritesinin gerçek niteliğinin incelenmesi zorunludur. Anayasa ilan etmek, yönetici unvanları oluşturmak veya belirli bir alan üzerinde fiili hakimiyet kurmak, tek başına bağımsız devlet kudreti oluşturmaz.

    Kamu otoritesinin kurumsal sürekliliği, hukuk uygulama kapasitesi, bağımsızlığı ve başka devletlerin üstün egemenlik yetkileri karşısındaki hukuki konumu birlikte değerlendirilmelidir. Özel mülkiyetten kaynaklanan kontrol ile egemen kamusal yetki birbirine karıştırılmamalıdır.

    5. Kararın Hukuki Etkisi ve Sınırları

    Köln İdare Mahkemesinin kararı Alman vatandaşlığına ilişkin somut bir uyuşmazlıkta verilmiş ulusal bir yargı kararıdır. Bütün devletleri bağlayan bir uluslararası mahkeme hükmü değildir. Bununla birlikte uluslararası hukukta devletin unsurlarını somut olaya uygulaması nedeniyle International Law Reports‘ta yayımlanmış ve akademik tartışmanın başlıca kaynaklarından biri olmuştur.

    Kararın tarihsel sınırlarına da dikkat edilmelidir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1978 tarihli kararın doğrudan uygulanan hukuki dayanağı değildir. Sözleşme hükümleri kararın sonraki gelişmeler ışığında değerlendirilmesinde önem kazanmıştır.

    III. Devletin Kurucu Unsurları ve Sealand’ın Hukuki Statüsü

    1. Georg Jellinek’in Üç Unsur Teorisi

    Georg Jellinek’in Allgemeine Staatslehre adlı eserinde sistematik ifadesini bulan üç unsur teorisine göre devletin temel unsurları devlet ülkesi (Staatsgebiet), devletin insan topluluğu (Staatsvolk) ve devlet kudretidir (Staatsgewalt).[3]

    Bu teori, devletin diğer örgütlenmelerden ayrılmasında güçlü bir çerçeve sunar. Ancak unsurların içeriği değişmez ve tarih dışı bir ideal devlet tanımına dönüştürülürse hukuki sorunlar doğar. Örneğin ülkenin zorunlu olarak doğal toprak şeklinde anlaşılması, toplumun homojen bir kültürel birliktelik olarak görülmesi veya kamu otoritesinin yalnızca geleneksel kurumlarla açıklanması, modern devlet olgusunun çeşitliliğini yeterince yansıtmayabilir.

    Bu nedenle eleştiri, Jellinek’in yaklaşımının tamamına değil, üç unsurun mekanik uygulanmasına yöneltilmelidir. Kurucu unsurların hukuki anlamı pozitif hukuk ve devletlerin fiili-hukuki uygulamalarıyla birlikte belirlenmelidir.

    2. Montevideo Sözleşmesi ve Dördüncü Unsur

    26 Aralık 1933 tarihli Devletlerin Hakları ve Yükümlülüklerine İlişkin Montevideo Sözleşmesi’nin 1. maddesi devleti sürekli nüfus, belirli ülke, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi üzerinden tanımlar.[4]

    Bu son unsur, devletin yalnızca iç düzeninden ibaret olmayan uluslararası bir hukuki varlık olduğunu gösterir. Ancak başka devletlerle ilişki kurma kapasitesiyle başka devletler tarafından tanınmış olma durumu birbirinden ayrılmalıdır. Aynı Sözleşme’nin 3. maddesi, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin tanımasından bağımsız olduğunu belirtir.

    Dolayısıyla tanımayı devletin mutlak kurucu şartına dönüştürmek isabetli değildir. Buna karşılık gerçek bağımsızlık, dış ilişkileri kendi adına yürütebilme ve uluslararası hukuk ilişkilerine taraf olabilme yeteneği, devlet olma incelemesinin önemli göstergeleridir.

    3. Yapay Platformların Devlet Ülkesi Niteliği

    1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesi doğal olarak oluşmuş kara parçasını ada olarak tanımlar. Sözleşme’nin 60. maddesinin 8. fıkrasına göre yapay adalar, tesisler ve yapılar doğal ada statüsünde değildir; kendilerine ait karasuları oluşturmaz ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkilemez.

    Ancak deniz hukuku bakımından bir yapının doğal ada sayılmamasıyla genel uluslararası hukuk bakımından ülkesel egemenlik konusu olup olamayacağı aynı sorun değildir. Imogen Saunders, yapay adaların hukuki statüsünü inceleyen çalışmasında tam da bu ayrım üzerinde durmuştur.[5]

    Bu yaklaşım Sealand’ın devlet olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Yapının bulunduğu deniz alanının hukuki statüsü, kıyı devletinin hakları, açık denizlerin serbestliği ve egemenlik kazanmanın hukuki sınırları ayrıca incelenmelidir. Özellikle açık denizin herhangi bir devlet tarafından egemenlik altına alınamayacağını düzenleyen Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 89. maddesiyle birlikte değerlendirme yapılmalıdır.

    4. İnsan Topluluğu ile Millet Kavramının Ayrılması

    Devletin insan topluluğu unsuru, etnik veya kültürel açıdan homojen millet kavramıyla özdeş değildir. Uluslararası hukukta devlet halkının belirli bir ortak etnik köken, din ya da dili paylaşması genel bir kuruluş koşulu sayılmaz.

    Sealand bakımından bu nedenle sorulması gereken şey, vatandaşlık belgelerinin sayısı veya topluluğun belirli bir toplumsal yaşam idealini karşılayıp karşılamadığı değil; yönetimle sürekli ve gerçek bir kamusal bağ kuran insan topluluğunun var olup olmadığıdır.

    5. Egemenlik, Etkinlik ve Bağımsızlık

    Egemenlik iddiası ile fiili etkinlik birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasi oluşumun belirli bir alanda kontrol kullanması onun otomatik olarak devlet olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte gerçek kamu otoritesinin işleyişi de incelemenin dışında bırakılamaz.

    Örgütlü yönetim, kamu kararlarının uygulanabilirliği, kurumsal süreklilik ve dış bağımsızlık birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca etkinlik, hukuka uygunluk ve meşruiyet kavramları özdeş değildir. Bir devletin uluslararası hukuk ihlalleri işlemesi, devlet niteliğinin her durumda ortadan kalktığı anlamına gelmez; diğer yandan fiili güç kullanımı da tek başına devlet kişiliği yaratmaz.[6]

    IV. Türkçe, Almanca ve İngilizce Hukuk Öğretisinde Sealand

    1. Alman Öğretisi: Ülke Unsurunun Sınırları

    Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi kavramını klasik Alman hukuk öğretisine dayandırmıştır. Bunun karşısında Walter Leisner’in Sealand lehine ileri sürdüğü görüş, deniz tabanına kalıcı biçimde bağlı yapay bir alanın devlet ülkesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine odaklanmıştır. Mahkeme doğal kara alanını esas alan yaklaşımı benimsemiştir.

    Martin Heintzen’in ders materyallerinde Sealand, devletin üç unsur teorisinin uygulama örneği olarak işlenmektedir. Bu literatür, uyuşmazlığın yalnızca sıra dışı bir tarihsel hikaye değil, devlet kavramının sınırlarını sorgulayan hukuki bir problem olduğunu göstermektedir.[6]

    2. Anıl Çamyamaç’ın Değerlendirmesi

    Anıl Çamyamaç’ın “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri” başlıklı çalışması, Sealand’ı başka yapay ada ve deniz üzerinde devlet kurma girişimleriyle birlikte inceler. Çamyamaç, Köln İdare Mahkemesi kararını aktararak yapay platformun ülke niteliği, gerçek devlet halkı ve egemenlik iddialarını eleştirel biçimde değerlendirir.[2]

    Çalışmanın önemi, Sealand’ı münferit bir macera olmaktan çıkararak ülkesel egemenlik ve deniz hukukunun sınırları bağlamına yerleştirmesidir.

    3. Ali Cengiz’in Karşı Yaklaşımı

    Ali Cengiz, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi” başlıklı makalesinde Sealand’ın devlet niteliği lehine farklı değerlendirmeler geliştirmektedir. Sealand’ın fiili sürekliliği, örgütlenmesi ve diğer devletlerle gerçekleştirdiği ileri sürülen temaslar çalışmada önem taşır.[7]

    Bu yaklaşım dikkat çekici olmakla birlikte, yabancı bir makamla temas kurulmasının veya bir belgenin belirli bir işlemde kullanılmasının otomatik olarak devletin tanınması sonucunu doğurmadığı unutulmamalıdır. Siyasi temas, konsolosluk işlemi, yargı yetkisine ilişkin karar ve hukuki tanıma birbirinden ayrılmalıdır.

    Çamyamaç ve Cengiz’in farklı sonuçlara ulaşması, asıl uyuşmazlığın yalnızca Sealand’ın durumunda değil, devletin varlığının hangi hukuki yöntemle belirleneceği sorusunda toplandığını gösterir.

    4. İngilizce Literatürde Farklı Yaklaşımlar

    Trevor A. Dennis’in çalışması Sealand’ın özel kişiler tarafından kurulan bir siyasi yapı olarak uluslararası hukuk kişiliği kazanma iddiasını inceler. Andrew H. E. Lyon ise Sealand’ın bağımsızlık ve tanınma iddiası lehine geliştirilebilecek argümanlar üzerinde durur.[8][9]

    Imogen Saunders’ın yapay adalara ilişkin çalışması, doğal ada ve devlet ülkesi kavramlarının her durumda özdeş kabul edilmemesi gerektiği yönünde önemli bir tartışma açar.[5]

    James Grimmelmann ise Sealand’da yürütülmek istenen HavenCo internet barındırma girişimini hukukun üstünlüğü bakımından incelemiştir. Çalışma, kağıt üzerinde kural ilan eden bir yönetimle, hukuki ilişkileri gerçekten sürdürebilen kurumlar arasındaki farkı ortaya koyar.[10]

    5. Tanıma ve Diğer Devletlerle İlişkiler

    Sealand lehine sıklıkla başvurulan anlatılardan biri, 1968 yılında bir İngiliz mahkemesinin platformun bulunduğu konum bakımından yargı yetkisini tartışmış olmasıdır. Ancak bir mahkemenin belirli bir ceza uyuşmazlığında yargı yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşması, yeni bir devletin tanındığı anlamına gelmez.

    Aynı şekilde devlet görevlilerinin Sealand temsilcileriyle teması da tek başına hukuki tanıma değildir. Bununla birlikte bu tür ilişkiler, Sealand’ın dış bağımsızlık ve hukuki işlem kapasitesinin somut olayda incelenmesinde tümüyle dışlanmamalıdır.

    Dolayısıyla önerilen yaklaşım, tanımanın devletin zorunlu kurucu unsuru olduğunu ileri sürmez. Diğer devletlerin davranışlarını, pozitif hukuk bakımından dikkatle nitelendirilecek olgular ve bağımsızlık kapasitesine ilişkin deliller olarak ele alır.

    V. Klasik Devlet Teorisinin Sınırları ve Pozitivist Bir Değerlendirme Yöntemi

    1. Üç Unsurun Soyut Bir Devlet İdealine Dönüşmesi Sorunu

    Devlet teorisinin geleneksel öğretiminde ülke, millet ve egemenlik çoğu zaman sınırları açık, değişmez ve birbirinden bağımsız koşullar gibi sunulur. Oysa modern devletler nüfus yapıları, kurumsal gelişmişlikleri, toprak özellikleri ve dış ilişkileri bakımından büyük farklılıklar göstermektedir.

    Devletin insan topluluğunun homojen bir millet biçiminde örgütlenmesi gerekmez. Devlet kudreti tüm toplumsal ihtiyaçları eksiksiz karşılayan ideal bir otorite olarak bulunmak zorunda değildir. Devlet ülkesinin hukuki sınırları ise deniz hukuku ve değişen coğrafi koşullar bağlamında yeni sorunlarla karşılaşmaktadır.

    Bu yüzden eleştirilmesi gereken üç unsur teorisinin varlığı değil, bu unsurların soyut bir ideal devlet modelinin değişmez gerekleri gibi mekanik biçimde kullanılmasıdır.

    2. Pozitivist Yöntem Ne Anlama Gelir?

    Bu çalışmada “pozitivist” yaklaşım, yalnızca fiili gücü başarılı olan siyasi oluşumları devlet kabul eden bir anlayış anlamına gelmemektedir. Hukuki pozitivizm bakımından esas, hukuki sonuçların geçerli hukuk kaynaklarına dayanarak belirlenmesidir.

    Uluslararası hukukta bu, antlaşmaların, uluslararası teamülün, genel hukuk ilkelerinin ve yardımcı kaynak niteliğindeki yargı kararları ile öğretinin sistemli biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Devletlerin uygulamaları ve hukuken gerekli olduğuna ilişkin kanaatleri, özellikle teamül kurallarının tespitinde dikkate alınır.

    Dolayısıyla bir siyasi oluşumun başka devletlerle ilişki kurması veya uluslararası görünürlük elde etmesi tek başına devlet yaratmaz. Fakat bu ilişkiler, bağımsız kamu otoritesinin, hukuki işlem kapasitesinin ve uluslararası hukuk kişiliğinin somut niteliğinin tespitinde önem taşıyabilir.

    3. Devletin Hukuki Varlığı, Fiili Etkinlik ve Uluslararası İlişkiler

    Devletin varlığının belirlenmesinde iki farklı düzey birbirinden ayrılmalıdır. İlk düzey, devlet olmanın hukuki koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. İkinci düzey ise devlet olduğu ileri sürülen yapının uluslararası hukukta hangi hakları kullanıp hangi yükümlülükleri üstlenebildiğidir.

    Bu iki düzey birbirine bağlıdır fakat aynı değildir. Bir devletin belirli bir tarihte diplomatik ilişki kurmamış olması, devlet niteliğinin yokluğunun kesin kanıtı sayılamaz. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler yürütebilme, antlaşma yapabilme ve kendi adına hukuki sorumluluk üstlenebilme kapasitesi, gerçek bağımsızlık konusunda önemli veriler sağlayabilir.

    Sealand’ın statüsü değerlendirilirken yalnızca platformun yapay niteliğine veya düzenlenen vatandaşlık belgelerinin sayısına bakmak yerine, bağımsız kamu otoritesinin somut işleyişi, hukuki işlemlerinin etkisi ve diğer devletlerin egemenlik yetkileriyle ilişkisi de incelenmelidir.

    4. Kurumsal ve Fonksiyonel Modern Devlet Anlayışı

    Modern devlet yalnızca sınırları belirli bir alanda yaşayan insanların yönetimi değildir. Hukuk yaratan, hukuku uygulayan, uluslararası ilişkileri sürdüren ve kendi adına hak ve yükümlülüklere sahip olan kurumsal bir yapıdır.

    Kurumsal süreklilik, etkili kamu otoritesi ve hukuki işlem kapasitesi, klasik kurucu unsurlara rakip yeni ve kesin koşullar olarak değil, bu unsurların somut anlamını aydınlatan göstergeler olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde uluslararası antlaşma yapan bir şirketin veya uluslararası örgütün de devlet sayılması gibi hukuken hatalı sonuçlara varılabilir.

    Bu nedenle önerilen yöntem, devlet kavramını sınırsız biçimde genişletmek değil, uluslararası hukuk kişiliği ile kurucu unsurlar arasında daha tutarlı bir ilişki kurmaktır.

    5. Devletin Kuruluşu ile Devamlılığının Ayrılması

    Yeni bir siyasi oluşumun devlet olarak ortaya çıkmasıyla mevcut bir devletin zaman içinde ülkesi veya kurumları önemli ölçüde değişse bile hukuk kişiliğini sürdürmesi aynı mesele değildir. Uluslararası hukukta devletin sürekliliğine ilişkin değerlendirmeler, ilk kuruluş koşullarından farklı sonuçlara ulaşabilir.

    Bu ayrım, özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle fiziksel ülkesi tehlikeye giren ada devletleri bakımından önemlidir. Mevcut bir devletin devamlılığı lehine geliştirilen hukuki savlar, Sealand gibi kuruluşundan itibaren devlet niteliği tartışmalı bir yapıya otomatik olarak uygulanamaz.[11]

    VI. Sealand’dan Günümüze: Yapay Adalar, Dijital Devletler ve Devletin Geleceği

    Sealand’ın 1967 yılında bağımsızlığını ilan ettiği dönemde Roughs Tower, Birleşik Krallık’ın üç deniz millik karasuları sınırının dışında bulunuyordu. Ancak Birleşik Krallık, 1987 tarihli Territorial Sea Act ile karasularını kural olarak 12 deniz miline genişletmiş ve ilgili düzenleme 1 Ekim 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten sonra platform, Birleşik Krallık’ın ilan ettiği karasuları sınırları içinde kalmıştır.

    1987 tarihli düzenleme, 1967’de Sealand’ın devlet olarak kurulup kurulmadığı tartışmasını tek başına geçmişe etkili biçimde çözmez. Bununla birlikte Sealand’ın bugün üzerinde bulunduğu deniz alanının statüsünü değerlendirirken önemlidir.

    Günümüzde yapay deniz yerleşimleri, iklim değişikliği, dijital yönetişim ve sınır aşan kamu hizmetleri, ülke ve egemenlik kavramlarının geleneksel yorumlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle ada devletlerinin fiziksel ülkelerinin geleceği, devletin devamlılığı bakımından ciddi bir hukuk problemi yaratmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonunun deniz seviyesinin yükselmesi ve uluslararası hukuk konusundaki 2025 tarihli çalışmaları ile Nicholas Tsagourias ve Agnes Rydberg’in 2026 yılında yayımlanan incelemesi, mevcut devletin ülkesini kaybetmesi halinde hukuk kişiliğinin devamı, yapay alanlar ve farklı kurumsal süreklilik modelleri üzerinde durmaktadır.[11][12]

    Buradaki temel ayrım korunmalıdır: Sealand yeni bir devletin kurulması iddiasıdır; deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen ada devletleri ise zaten sahip oldukları uluslararası hukuk kişiliğini sürdürme meselesiyle karşı karşıyadır.

    Bununla birlikte her iki konu da aynı temel soruyu gündeme getirir: Fiziksel ülke, gerçek kamu otoritesi ve uluslararası hukuk kişiliği arasındaki ilişki, modern koşullarda nasıl kurulmalıdır?

    Sonuç

    Sealand olayı, devletin varlığına ilişkin geleneksel kurucu unsur teorilerinin somut bir yargı uyuşmazlığında nasıl uygulandığını göstermektedir. Köln İdare Mahkemesi, 3 Mayıs 1978 tarihli kararında Sealand’ın devlet ülkesi ve insan topluluğu unsurlarını taşımadığı sonucuna ulaşmış; bu nedenle Sealand vatandaşlığı kazandığını ileri süren davacının Alman vatandaşlığını kaybetmediğini kabul etmiştir.

    Mahkemenin kararı, klasik üç unsur teorisiyle açıklanabilir olmakla birlikte özellikle yapay bir platformun ülke niteliği ve insan topluluğunun gerçekliği bakımından tartışmaya açık gerekçeler barındırmaktadır. Türkçe ve yabancı literatürdeki farklı değerlendirmeler de bu sorunun tek bir ezber tanımla çözülemeyeceğini göstermektedir.

    Anıl Çamyamaç’ın devletin kurucu unsurları ve deniz hukukunun sınırları üzerinde yoğunlaşan incelemesi ile Ali Cengiz’in Sealand’ın fiili sürekliliğine ve uluslararası temaslarına daha çok ağırlık veren yaklaşımı farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Andrew Lyon ve Imogen Saunders ise Sealand’ın bağımsızlık iddiası ve yapay yapıların ülke oluşturması bakımından alternatif hukuki değerlendirmeler sunmaktadır.

    Bu çalışmanın vardığı sonuç, devletin ülke, millet ve egemenlik unsurlarının terk edilmesi gerektiği değildir. Asıl sorun, bu unsurların soyut bir ideal devlet tasavvurunun değişmez parçalarıymış gibi uygulanmasıdır. Üç unsur teorisi önemini korumaktadır; fakat her unsurun somut hukuki anlamı, pozitif uluslararası hukukun kaynakları ve devletlerin gerçek uygulamalarıyla belirlenmelidir.

    Devlet, yalnızca belli sınırlar içinde yaşayan insanlardan ve kendisini egemen ilan eden yönetimden ibaret değildir. Devlet aynı zamanda hukuk düzenini sürdüren, kamusal yetkiler kullanan, kendi adına uluslararası yükümlülükler üstlenebilen ve diğer devletlerle hukuki ilişkiler kurabilen kurumsal bir varlıktır.

    Diğer devletlerle ilişkilerin önemsenmesi, devletin ancak siyasi olarak tanındığında doğacağı anlamına gelmez. Tanıma ile devletin varlığı ayrılmalıdır. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler kurabilme kapasitesi, başka devletlerin hukuki uygulamaları, kurumsal etkinlik ve uluslararası sorumluluk, devletin gerçek hukuki konumunu değerlendirmeye yarayan olgulardır.

    Sealand özelinde esas soru yalnızca beton sütunlar üzerindeki bir yapının toprak sayılıp sayılamayacağı değildir. Asıl soru, bu yapı üzerinde örgütlenen siyasi oluşumun pozitif uluslararası hukuk bakımından bağımsız bir devlet kişiliği kazanıp kazanmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, hem klasik kurucu unsurların hem de uluslararası hukukun somut kuralları ve uygulamalarının birlikte incelenmesini gerektirir.

    Kanaatimizce modern devlet teorisinin temel meselesi, devletin ne olması gerektiğine ilişkin ideal bir model kurmaktan ziyade, hangi siyasi oluşumun hangi pozitif hukuk kuralları uyarınca devlet olarak kabul edilebileceğini ve bu statünün uluslararası hukuk düzeninde hangi sonuçları doğurduğunu açıklamak olmalıdır.

    Bu nedenle devletin varlığına ilişkin inceleme, ülke–millet–egemenlik üçlüsünün mekanik uygulanmasından çıkarılarak; uluslararası ilişkiler, kurumsal etkinlik, hukuki kişilik ve pozitif hukuk kaynakları çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.

    Bu yöntem Sealand’ın devlet olduğunu peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Aksine hukuki sınıflandırmanın daha titiz yapılmasını sağlar. Sealand davasının günümüzde de önemli olmasının nedeni, verdiği kesin cevaptan çok devletin hangi yöntemle tanımlanması gerektiğine ilişkin sürdürdüğü tartışmadır.

    Karar ve Doktrin Atıfları

    1. Verwaltungsgericht Köln, Urteil vom 03.05.1978, Az. 9 K 2565/77, Deutsches Verwaltungsblatt, 1978, s. 510 vd.; In re Duchy of Sealand, International Law Reports, C. 80, 1989, s. 683–688. Kararın ülke ve insan topluluğu değerlendirmesi için bkz. ILR, s. 685–688.
    2. ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220, özellikle s. 184 vd. ve s. 201–205.
    3. JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Aufl., Berlin, 1914.
    4. Convention on Rights and Duties of States (Montevideo Convention), 26.12.1933, md. 1 ve 3.
    5. SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684.
    6. HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002, özellikle s. 5–6.
    7. CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704, özellikle s. 698–701. DOI: 10.52096/usbd.7.31.35.
    8. DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd.
    9. LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd.
    10. GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484.
    11. International Law Commission, Sea-level Rise in Relation to International Law, Study Group Final Report, 2025; ayrıca bkz. ILC, 76. Oturum Raporu.
    12. TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102.

    Kaynakça

    A. Türkçe Akademik Kaynaklar

    • AKKUŞ, Berkant, “Yapay Adaların Uluslararası Deniz Hukukundaki Statüsü”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 1, 2024, s. 465–511. DergiPark.
    • CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704. DOI | PDF.
    • ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220. Dergi arşivi (PDF).

    B. Almanca Akademik Kaynaklar

    • HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002. Ders notu (PDF).
    • JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Auflage, Berlin, 1914.
    • LEISNER, Walter, Sealand’ın uluslararası hukuk statüsüne ilişkin 1975 tarihli hukuki mütalaa; burada mahkeme kararında ve ikincil literatürde aktarılan görüşleri esas alınmıştır.
    • TUCHTFELD, Erik / SCHUBERTH, Sophie / LISCHEWSKI, Isabel / ESCHENHAGEN, Philipp, “#7 Völkerrechtssubjektivität: Staat oder nicht Staat, das ist hier die Frage”, Völkerrechtsblog, 02.07.2021. Yayın.

    C. İngilizce Akademik Kaynaklar

    • DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd. Akademik arşiv.
    • GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484. Akademik arşiv.
    • LEIGH, Monroe, “Federal Republic of Germany: In Re Citizenship of X. 1978”, American Journal of International Law, C. 77, S. 1, 1983, s. 160–161. PDF.
    • LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd. Akademik arşiv.
    • SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684. Akademik arşiv.
    • TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102. DOI.

    D. Kararlar, Antlaşmalar ve Resmi Belgeler

    Akademik yöntem notu: Ulusal mahkeme kararı ile uluslararası yargı kararı, devletin tanınması ile devletlerin fiili temasları ve yeni devletin kurulması ile mevcut devletin devamlılığı birbirinden ayrılmıştır. Pozitivist ve ilişkisel değerlendirme önerisi, yazarın doktrinel yaklaşımıdır; uluslararası hukukta yerleşmiş bağımsız bir kurucu unsur testi olarak sunulmamaktadır.

    Dolğun Akademi — Devlet Teorisi ve Uluslararası Hukuk İncelemeleri.

  • Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma 2026 | Tedbir ve Haciz

    17 Ekim 2026 | Aile Hukuku – Mal Rejimleri – Şirketler Hukuku

    Boşanmada Şirket Üzerinden Mal Kaçırma: Tek Ortaklı Şirket, Gizlenen Birikimler, Katılma Alacağı, İhtiyati Tedbir ve Haciz (2026)

    Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    Özet: Eşin tek ortaklı şirketinde para ve taşınmaz bulundurması mal rejimi tasfiyesinde nasıl değerlendirilir? Kusurlu eşin şahsi adına hiçbir varlık görünmemesi, katılma alacağını ortadan kaldırır mı? Şirket payları, temettüler, ortak cari hesapları, kişisel harcamalar, dağıtılmayan karlar, mal kaçırma iddiası, mal ayrılığı sözleşmesi, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil toplama yöntemleri; güncel mevzuat, Yargıtay kararları ve akademik eserler ışığında incelenmektedir.

    1. Boşanmada tek ortaklı şirketin hukuki konumu

    Boşanma uyuşmazlıklarında sık rastlanan bir yapı, eşlerden birinin tek pay sahibi ve yönetici olduğu bir limited veya anonim şirket üzerinden bütün gelirlerini, yatırımlarını ve yüksek tutarlı harcamalarını gerçekleştirmesidir. Ticaret sicilinde eşin adına yalnız şirket payı görünür; taşınmaz, araç, mevduat ve ticari yatırımlar ise şirketin kayıtlarındadır. Böyle bir görünüm tek başına hukuka aykırılık veya mal kaçırma ispatı değildir. Bununla birlikte özellikle kişisel malvarlığının bilinçli olarak boşaltılması, şirket hesaplarının kişisel cüzdan gibi kullanılması ve olası katılma alacağının tahsilinin güçleştirilmesi iddiaları bakımından ayrıntılı incelemeyi gerektirebilir.

    Temel ayrım: Şirketin taşınmazı, aracı ve banka hesabı şirketin mülkiyetindedir. Eşin malvarlığına giren unsur kural olarak şirket payı, paya bağlı mali haklar, şirketten doğmuş gerçek alacakları, elde ettiği ücret veya kar payı olabilir. Tek ortaklı şirketlerde de bu ayrım geçerlidir; ortak sayısının bir olması tüzel kişiliği kaldırmaz (TTK m. 125, 573-574).

    Dolayısıyla “şirkette 50 milyon TL var, bunun 25 milyonu eşime ait” ifadesi hukuki bir hesaplama değildir. İlk aşamada paranın şirkete ait olduğunun, payın kime ve hangi sebeple ait olduğunun, şirketin borçlarının ve payın net değerinin tespiti gerekir. [1], [2], [3]

    2. Kusurlu eşin şirketinde biriken para: kusur katılma alacağını etkiler mi?

    Boşanmada kusur, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat ile boşanmanın diğer sonuçları bakımından önem taşır. Ancak mal rejimi tasfiyesi öncelikle malın hangi rejime tabi olduğunu, hangi tarihte ve hangi kaynaktan edinildiğini araştırır. Bu nedenle sadakatsizlik, hakaret, psikolojik şiddet veya evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur, kendiliğinden şirketin yarısının karşı tarafa verilmesi sonucunu doğurmaz.

    TMK m. 236/2, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde kusurlu eşin diğer eşin artık değerindeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılması ya da kaldırılması olanağını öngören özel bir düzenlemedir. Bu istisna, her ağır kusur halinde otomatik uygulanmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.05.2026 tarihli E. 2025/7106, K. 2026/5270 sayılı kararında zina nedeniyle boşanma mevcut olmasına rağmen, kusur dereceleri, evlilik süresi ve sosyoekonomik koşullar değerlendirilmeden payın bütünüyle kaldırılması isabetsiz bulunmuştur. [4], [5]

    Sonuç: Kusur, tazminat davasının; şirkette biriken ekonomik değer ise mal rejimi tasfiyesinin ayrı hukuki sorularıdır. Aynı dosyada birlikte tartışılabilseler de hesapları ve ispat konuları birbirine karıştırılmamalıdır.

    3. Şirket payı edinilmiş mal mı, kişisel mal mı?

    3.1. Evlilik sırasında bedel karşılığında edinilen pay

    Edinilmiş mallara katılma rejimi sürerken çalışma karşılığı gelir veya edinilmiş birikimle kurulan veya satın alınan şirket payı, aksi kanıtlanmadıkça edinilmiş mal kabul edilir. Şirket kuruluşundaki nominal sermaye ile tasfiye sırasındaki payın gerçek ekonomik değeri aynı değildir. Dava konusu, payın ticari gerçekliği yansıtan değeridir; şirketin bütün aktifleri değil.

    3.2. Evlilikten önce var olan veya mirasla edinilen pay

    Evlilikten önce edinilen ya da miras veya karşılıksız kazandırmayla elde edilen pay kural olarak kişisel maldır (TMK m. 220). Ne var ki kişisel malın geliri, aksine geçerli sözleşme yoksa edinilmiş maldır (TMK m. 219/4). Şirketin ortaklık payı kişisel mal olsa bile evlilik boyunca ortağa ödenen temettü, ücret, fiili gelir ve bunların yerine geçen birikimler incelenir.

    3.3. Kişisel mal ile edinilmiş malın karışması

    Şirket evlenmeden önce kurulmuş olabilir; sonradan edinilmiş kaynaklarla sermaye artırımı, başka ortağın payını edinme veya şirket varlığını büyütme gerçekleşebilir. Bu durumda tek bir “pay kişiseldir” ya da “şirket edinilmiştir” cevabı her zaman yeterli olmaz. Para akışının kaynağı, sermaye işlemleri, bedel ödeme belgeleri ve denkleştirme iddiaları birlikte incelenmelidir. Katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme müesseseleri farklı koşullara tabidir. [1], [6], [7]

    4. Şirketin banka hesabındaki para ve dağıtılmamış kar nasıl değerlendirilir?

    Şirket hesabındaki para sırf tek ortak bulunması nedeniyle ortağın şahsi mevduatı sayılamaz. Şirketin ticari sermayesi; mal ve hizmet bedelleri, tedarikçi borçları, çalışan alacakları, vergi yükümlülükleri ve işletme sermayesi ihtiyacıyla birlikte değerlendirilir. Buna karşılık kârın dağıtılmayıp şirket içinde tutulması, eşin payının değerini veya payına bağlı ekonomik hakları etkileyebilir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli ve Adalet Bakanlığının resmi içtihat sisteminde yayımlanan kararında, evlenmeden önce edinilmiş şirket hissesi kişisel mal olsa da evlilik süresindeki kar payı geliri yönünden araştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir. İnceleme yalnız “kar dağıtım kararı var mı?” sorusuyla sınırlandırılmamalıdır: karın ödenip ödenmediği, ödenmişse varlığını koruyup korumadığı veya yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği, dağıtılmamışsa şirkete yeniden yatırımda kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır. Aynı doğrultuda 20.10.2021 tarihli bir Yargıtay kararında yalnız özsermaye artışına dayalı yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesi eleştirilmiştir. [8], [9]

    Çifte hesaplama yasağına dikkat: Evlilik dönemi karları şirketin pay değerine zaten yansımışsa, aynı ekonomik artışın hem hisse değerinde hem bağımsız kar alacağında mükerrer biçimde hesaba katılması önlenmelidir. Dağıtılabilir kar, yasal yedekler, nakit akışları, yatırım kaynakları ve şirketin borçları bilirkişice birlikte ele alınmalıdır. Bu hesaplama her somut dosyada farklı olabilir.

    5. Bütün kişisel harcamaların şirket üzerinden yapılması neyi gösterir?

    Şirket kredi kartıyla aile tatili, özel eğitim, konut kirası, market alışverişi, lüks tüketim, özel araç, seyahat veya şahsi gayrimenkul bedellerinin karşılanması tek başına bütün ödemelerin edinilmiş mal olduğu anlamına gelmez. Ancak gerçek gelir ve yaşam standardının ortaya konması, kişisel yararlanmanın tespiti, mali tabloların güvenilirliğinin sorgulanması ve şirket ile ortak arasındaki finansal ilişkinin açıklığa kavuşturulması bakımından önemli göstergelerdir.

    İncelemede şirketin muhasebe kayıtlarında bu ödemelerin “gider”, “ortaklardan alacak”, “ücret”, “kar dağıtımı”, “avans”, “borç” veya başka bir kalem olarak gösterilip gösterilmediğine bakılır. Özellikle 131-Ortaklardan Alacaklar, 331-Ortaklara Borçlar gibi hesaplar (kullanılıyorsa), ortak cari hareketleri, bordro, genel kurul kararları, e-fatura/e-arşiv belgeleri ve banka ekstreleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu hesap kodları hukuki niteliği tek başına belirlemez; muhasebeleştirme gerçeği denetlenmelidir.

    Fiili yaşam standardı ile resmi kişisel gelir arasında büyük uçurum bulunması, nafaka veya TMK m. 174 tazminat taleplerinin ekonomik durum değerlendirmesi bakımından da anlamlı olabilir. Ancak mahkeme, yalnız lüks yaşam iddiasından hareketle şirketin aktiflerini doğrudan diğer eşe ait sayamaz.

    6. Şirket üzerinden mal kaçırma hangi işlemlerle gündeme gelir?

    “Mal kaçırma” uygulamada tek tip bir hukuki işlem değildir; muvazaa, katılma alacağını azaltma kastıyla devir, karşılıksız kazandırma, ortağın şahsi parasını görünmez kılma, şirketin kötüye kullanılması veya şirket payının değerini yapay şekilde düşürme gibi farklı olgularla karşılaşılabilir. Her işlem için farklı hukuki neden, taraf ve delil gereklidir.

    • Pay devri: Boşanma öncesinde şirket hisselerinin akraba, çalışan veya yakın kişiye rayicin çok altında ya da bedelsiz devri.
    • Ortak cari hesabı hareketi: Eşe ait edinilmiş paranın şirkete gerçek ekonomik sebep olmadan aktarılması; sahici borç olup olmadığının araştırılması.
    • Görünürde şirket borcu: Dayanağı bulunmayan borç senetleri, ilişkili taraf faturaları veya muhasebe kayıtlarıyla pay değerinin düşürülmesi iddiası.
    • İlişkili şirkete aktarım: Mal, müşteri portföyü, marka, iş makinesi veya ticari faaliyetin farklı bir şirkete düşük bedelle kaydırılması.
    • Dağıtılmayan kar: Şirketin gerçek yatırım veya işletme ihtiyacının ötesinde, pay geliri üzerinde diğer eşin hakkını etkisizleştirme amacı taşıdığı ileri sürülen işlemler.
    • Şirkete ait görünüm altında şahsi kullanım: Şahsi olarak finanse edilen taşınmazın görünürde şirket adına alınması iddiası; gerçek finansman ve mülkiyetin yargılama yoluyla açıklığa kavuşturulması.

    Bu olgular tek başlarına kesin muvazaa karinesi değildir. Olağan ticari gerekçe, gerçek karşı edim, şirketin bağımsız ekonomik yararı, işlemin zamanı ve para transferlerinin izlenebilirliği önem taşır. [10], [11], [12]

    7. TMK m. 229: Şirket payını veya parayı kaçıran eşe karşı eklenecek değer

    TMK m. 229, mal rejimi tasfiyesinde birtakım ekonomik değerlerin fiilen elde bulunmasalar bile hesaplamaya eklenmesine imkan sağlar. İki ayrı kategori vardır: (i) mal rejiminin bitiminden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ve (ii) mal rejimi boyunca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler. İkinci ihtimal yalnız son bir yıla bağlı değildir.

    Şirket payının görünüşte satılması, eşe ait kişisel paranın karşılıksız olarak şirkete geçirilmesi veya ilişkili kişilere değer aktarılması bazı somut koşullarda bu incelemeyi gerektirebilir. Bununla birlikte şirkete yapılan her sermaye katkısı bir kayıp değildir: karşılığında payın gerçek değeri artmışsa ekonomik sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

    2026 örneği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.01.2026 tarihli E. 2025/435, K. 2026/795 sayılı kararında, taşınmaz payının önce üçüncü kişiye, altı ay sonra davalı eşin babasına devredilmesi, dosyadaki geçimsizlik ve yaşamın olağan akışı kapsamında incelenmiş ve devredilen payın eklenecek değer kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar doğrudan şirket payına ilişkin değildir; fakat katılma alacağını azaltma kastının somut olaylardan nasıl çıkarılabileceğine örnektir. [13]

    Eklenen değer, devrin otomatik olarak iptal edilmesi demek değildir. Değer, tasfiye hesabına dahil edilir; üçüncü kişiye karşı ileri sürülecek özel istemlerin ayrıca koşulları vardır. [10], [11]

    8. Üçüncü kişiden talep: TMK m. 241 şirket için doğrudan sorumluluk oluşturur mu?

    TMK m. 241 uyarınca, tasfiyede borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa, hesapta dikkate alınması gereken karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişiler hakkında eksik kalan miktarla sınırlı istem gündeme gelebilir. Bu hak, ihlalin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürelerle sınırlanmıştır.

    Bu düzenleme “eşin ortağı olduğu şirket otomatik olarak bütün katılma alacağından sorumludur” şeklinde okunamaz. Şirketin ayrı tüzel kişiliği, yararlanmanın niteliği, uygun dava sebebi, taraf teşkili ve mahkemenin inceleme alanı önemlidir. Özellikle Yargıtayın 04.02.2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı, sırf hissedarlık nedeniyle şirket mallarına ihtiyati tedbir konulmasının TMK m. 229 üzerinden de meşrulaştırılamayacağını açıklamıştır. [2], [3]

    9. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve tek ortaklı şirket

    Ticaret şirketinin ayrı tüzel kişiliğinin kötüye kullanıldığı ileri sürülüyorsa, olağan mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir hukuki tartışma olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, muvazaa, dürüstlük kuralına aykırılık veya somut sorumluluk sebepleri değerlendirilebilir. Türk hukuk öğretisinde malvarlıklarının karışması, yetersiz özkaynak ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması gibi durumlar incelenir. Ancak bu doktrin istisnaidir ve yalnız tek ortaklı olma olgusundan sonuç çıkarılamaz.

    Örneğin ortak, şirketin ayrı hesaplarını tutmuyor; şirket kasasıyla düzenli şahsi alışveriş yapıyor; şirket dışındaki borçlardan kurtulmak için gerçekte kendisine ait ekonomik varlıkları şirket katmanında gizliyorsa, delillerin niteliğine göre ayrı davalar ve ticaret hukuku iddiaları gündeme gelebilir. Fakat aile mahkemesinden, sırf boşanma davasının tarafı şirketin ortağı olduğu için şirketin bütün varlıklarına tedbir konulmasını istemek, 2025 içtihadıyla bağdaşmaz. [12], [14], [15]

    10. Yargıtay 2. HD 04.02.2025: Şirketin araçlarına ve taşınmazlarına tedbir konulamaz

    E. 2025/49, K. 2025/923, 04.02.2025. Bölge adliye mahkemelerinin farklı uygulamalarından kaynaklanan içtihat uyuşmazlığında Yargıtay, şirketin mülkiyetindeki taşınmaz ve araçların, ortak eşin mal rejimi tasfiyesi davasının uyuşmazlık konusu olmadığını vurgulamıştır. Dosyanın olayında şirketin çok sayıda taşınmazı ve aracı üzerinde tedbir kurulması tartışılmıştır.

    Kararın hukuki dayanakları arasında HMK m. 389’un uyuşmazlık konusu sınırlaması, TTK m. 125’in tüzel kişilik ilkesi, TTK m. 133’ün ortağın kişisel alacaklılarına ilişkin düzenlemeleri ve İİK’nın haciz hükümleri bulunmaktadır. İlgili dava bakımından korunmaya çalışılan değer; eşin şirket hisseleri ile paya bağlı malvarlıksal haklarıdır. Şirketin kendi adına kayıtlı varlıkları ise ayrı tüzel kişiye aittir. [2], [3]

    Önemli sınır: Bu karar, geçerli başka bir hukuki sebebe dayanan ve şirketin bizzat taraf olduğu bağımsız bir uyuşmazlıkta hiçbir tedbir verilemeyeceği anlamına gelmez. Kararın belirlediği sınır, sırf eşin ortak olması nedeniyle açılan mal rejimi tasfiyesi davasındaki tedbirdir.

    11. Hangi malvarlığı üzerinde tedbir veya haciz istenebilir?

    Mal veya hak Hukuki sahip Öncelikle tartışılabilecek yol
    Eşin limited/anonim şirket payı Eş Somut uyuşmazlık ve HMK 389 şartları varsa pay devrini sınırlayan ihtiyati tedbir; para alacağı koşulları oluşursa payın ihtiyati haczi
    Eşin şirketten doğmuş, gerçek ve belirli alacağı Eşin şirkete karşı şahsi alacağı Hukuki niteliğine göre alacağın tespiti ve alacak/hak üzerinde uygun koruma veya haciz
    Dağıtılmasına karar verilmiş kar payı Karar ve alacak doğum koşullarına göre eşin hakkı Pay sahibinin alacağının korunması; üçüncü kişi konumundaki şirketle ilişki gözetilerek
    Şirket adına tapulu taşınmaz ve araç Şirket Yalnız eşin mal rejimi davası nedeniyle doğrudan tedbir kural olarak mümkün değil (2025 Yargıtay kararı)
    Şirketin bankadaki mevduatı Şirket Şirketin parası ortak eşe aitmiş gibi otomatik bloke edilemez
    Eşin kişisel banka hesabı ve taşınmazı Eş Hak ve istemin niteliğine göre HMK, TMK veya İİK kaynaklı uygun koruma
    Eşin doğrudan sahibi olduğu şahıs işletmesi aktifleri İşletmenin türüne göre gerçek kişi olabilir Ayrı tüzel kişilik olup olmadığı önce saptanır; tek kişi sermaye şirketiyle karıştırılmamalıdır

    Koruma kararı malvarlığının tamamı üzerine otomatik konulmaz; talep, yaklaşık ispat, risk, orantılılık ve üçüncü kişilerin hakları değerlendirilir.

    12. HMK m. 389: Şirket payına ihtiyati tedbir hangi koşullarla konulabilir?

    İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu hakkın yargılama sırasında el değiştirmesi veya zarara uğraması riskine karşı geçici hukuki korumadır. HMK m. 389-390 uyarınca mevcut durumun değişmesinin hakkın elde edilmesini ciddi biçimde zorlaştırması, imkansızlaştırması veya gecikmenin ciddi zarar doğurması tehlikesi ve yaklaşık ispat aranır. Mahkeme, talep edilmeyen veya somutlaştırılmayan genel bir malvarlığı dondurma mekanizması gibi çalışmaz.

    Pay devrinin önlenmesi, uyuşmazlığın merkezindeki somut şirket payı üzerinde ilgili kurumlara bildirim yapılması veya paya ilişkin belirlenmiş bir tasarrufun sınırlandırılması gibi talepler düşünülebilir. Şirketin faaliyetini, çalışanlarını ve üçüncü kişi alacaklılarını gereksiz yere kilitleyecek kapsamda tedbirler ise ölçülülük sorununa yol açar.

    HMK m. 390/2 gereğince hakların derhal korunmasının zorunlu olduğu hallerde karşı taraf dinlenmeden karar verilebilir; ancak bu durum otomatik kabul sebebi değildir. Dava öncesi ve sonrası yetkili mahkeme, teminat ve tedbirin uygulanması için kanuni süreler ayrıca dikkate alınmalıdır. [2], [16]

    13. TMK m. 199: Ailenin ekonomik varlığını koruyan tasarruf sınırlaması

    TMK m. 199, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla belirli malvarlığı değerleri üzerinde tasarrufun diğer eşin rızasına bağlanmasına imkan verir. Bu yol, boşanma davasında gelecekte doğacağı varsayılan her para alacağının sınırsız güvencesi değildir; aile birliğine ilişkin korunma ihtiyacı ve ölçülülük gösterilmelidir.

    Özellikle doğrudan eşe ait bir pay, taşınmaz veya malvarlığı değeri söz konusuysa bu düzenleme değerlendirilebilir. Ancak TMK m. 199, şirketin tüzel kişiliğini ortadan kaldırıp şirket adına kayıtlı bütün araç ve taşınmazların eşe ait kabul edilmesini sağlamaz. Aile konutu şerhi (TMK m. 194), TMK m. 199 tasarruf sınırlaması ve HMK ihtiyati tedbiri amaç ve koşulları bakımından ayrı araçlardır. [1], [17]

    14. İhtiyati haciz (İİK m. 257): Katılma alacağı henüz belirlenmemişse ne olur?

    İhtiyati haciz esasen para alacağını korur. İİK m. 257 bakımından rehinle temin edilmemiş, vadesi gelmiş bir para alacağı genel kuraldır. Vadesi gelmemiş alacak bakımından ancak kanunda belirtilen özel durumlarda (örneğin borçlunun belirli yerleşim yerinin bulunmaması ya da alacaklının haklarını ihlal etmeye dönük belirli kaçırma/hileli işlem koşulları) bu yola gidilebilir.

    Katılma alacağının tasfiye hesabıyla ortaya çıkarılması ve muacceliyeti ayrı bir teknik meseledir. Boşanma davasının açılması, tek başına tüm gelecekteki mal rejimi alacakları için kesin tutarlı ve muaccel para alacağı yaratmaz. Bu nedenle “şirketin milyonlarca lirası var, derhal ihtiyati haciz koyulsun” yaklaşımı hem borçlunun kimliği hem de alacağın hukuki niteliği yönünden başarısız olabilir.

    Somut dosyada para alacağı, muacceliyet veya İİK m. 257/2 koşulları yeterince yaklaşık ispat edilmişse, eşe ait paylar, mevcut kişisel varlıklar ve şirkete karşı kişisel alacaklar bakımından haciz düşünülebilir. Ancak şirketin ayrı malvarlığı eşin şahsi borcu için kendiliğinden haczedilemez. TTK m. 133, ortağın kişisel alacaklısının pay, kar veya tasfiye payı ve diğer ortak alacaklarından tahsilini düzenler. İİK m. 259 teminatı ve m. 261 ve 264’teki takip süreleri ayrıca gözetilmelidir. [2], [18]

    15. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, TMK 199 ve TMK 229 karşılaştırması

    Yol Hedef Temel soru Sınır
    HMK 389 ihtiyati tedbir Uyuşmazlık konusu hakkın korunması Hak el değiştirirse veya değişirse ciddi risk var mı? Dava konusu ve ölçülülük; üçüncü kişi şirket malları
    İİK 257 ihtiyati haciz Para alacağının tahsilini güvencelemek Alacak ve haciz sebebi kanuna uygun ve yaklaşık ispatlı mı? Para alacağı şartları, gerçek borçlu, teminat ve takip süreleri
    TMK 199 tasarruf sınırlaması Ailenin ekonomik varlığının korunması Evlilik birliği kaynaklı mali koruma ihtiyacı var mı? Belirli eş malvarlığı ve gerekli ölçü
    TMK 229 eklenecek değer Katılma alacağını hesaplama Karşılıksız kazandırma veya hakkı azaltma kastıyla devir var mı? Değer hesabıdır, kendiliğinden haciz veya mülkiyet aktarımı değil
    TMK 241 üçüncü kişi talebi Belirli karşılıksız kazandırmadan eksik alacağın tamamlanması Borçlu eşin malvarlığı yetersiz ve yasal şartlar oluşmuş mu? Yararlanıcı, eksik miktar, hak düşürücü süreler

    Yalnız “mal kaçırma şüphesi” demek yerine, hangi değerin hangi hukuki yolla ve hangi delillerle korunacağı gösterilmelidir.

    16. İspat planı: Şirket hesaplarından gerçek ekonomik duruma nasıl ulaşılır?

    Hukuka uygun delil toplama; şirket payının değeri, ortakla şirketin para ilişkisi, işlemlerin zamanı ve karşılığı hakkında birbirini doğrulayan kaynaklara dayanmalıdır. Aşağıdaki kaynaklar otomatik olarak sınırsız erişime açık değildir; ilgili, belirli ve ölçülü mahkeme müzekkereleri, ibraz yükümlülüğü, bilirkişi veya keşif yoluyla elde edilmesi gerekir.

    Kaynak İspat konusu Tipik talep
    Ticaret Sicili / MERSİS Kuruluş tarihi, ortaklar, pay değişimleri, sermaye artırımı Tescil dosyası, ana sözleşme, tarihsel ortaklık bilgileri
    Pay defteri ve genel kurul kararları Devir, kar dağıtımı, yedekler, tek ortak kararları Uyuşmazlık dönemi karar ve kayıtlarının ibrazı
    Bilanço / gelir tablosu / mizan Pay değeri, karlılık, borçlar, ilişkili işlemler İlgili yılların denetimli/kayda dayalı tabloları
    131 / 331 ortak cari hesapları Ortağa verilen paralar veya ortağın şirkete alacağı Yevmiye kayıtları, dekont ve sözleşme ile mutabakat
    Bankalar Şirket-ortak transferleri, açıklamalar ve para akışı Belirli dönem ve hesaplara ilişkin mahkeme celbi
    Tapu / TAKBİS, trafik tescil Şirket veya eş adına varlık tarihi ve devirler Hedeflenmiş kayıt, işlem ve bedel incelemesi
    Vergi / e-fatura / e-defter İşlem gerçekliği ve şirket gideri olarak yazılan ödemeler Uygun mahkeme veya bilirkişi incelemesi
    İlişkili şirket kayıtları Devir ilişkisi, emsalden farklı bedel, organik bağ Somut bağlantısı açıklanan işlem belgeleri
    SGK / bordro / ücret kayıtları Resmi ücret ve şahsi gelir Yıllar itibarıyla gelir karşılaştırması
    Bağımsız değerleme / sektör verileri İşletme değeri ve gerçek pay değeri Finansal ve sektörel bilirkişi raporu

    Delilin hukuka uygunluğu: Eşin haberi olmadan banka şifresine girme, ticari sır niteliğindeki kayıtları hukuka aykırı yöntemle ele geçirme veya gizlice hesap boşaltma önerilemez. Uyuşmazlıkla ilgisi bulunan kayıtlar mahkeme aracılığıyla istenmeli; gizlilik ve üçüncü kişilerin kişisel verileri korunmalıdır.

    17. Şirket payı nasıl değerlenir? Nominal sermaye, bilanço ve gerçek değer

    Şirketin ticaret sicilinde yazılı sermayesi tek başına şirket payının gerçek değerini göstermez. Şirketin defter değeri de her olayda sürüm değeri değildir. Bilirkişi heyetinin işe uygun olarak mali müşavir/bağımsız denetçi, şirket değerleme uzmanı ve gerektiğinde sektör uzmanından oluşması gerekebilir.

    17.1. İncelenebilecek yöntemler

    • Net aktif değer: Gerçek değerine getirilen varlıklardan gerçek borçların ve diğer yükümlülüklerin düşülmesi.
    • İndirgenmiş nakit akımları: Sürdürülebilir gelecekteki nakit akımlarının makul risk ve iskonto varsayımlarıyla bugüne getirilmesi.
    • Piyasa/emsal yaklaşımı: Karşılaştırılabilir şirket ve işlem verileriyle değer kontrolü.
    • Kazanç yaklaşımı: Normalleştirilmiş faaliyet karı, ilişkili kişi işlemleri ve sürdürülebilirliğin incelenmesi.

    Uygun yöntem, şirketin sektörüne, büyüklüğüne, bilançosuna ve erişilebilir delillere bağlıdır. Tek yönteme, örneğin yalnız vergi bilançosuna, bağlanmak gerçeği yansıtmayabilir. Şirketin alacakları tahsil edilebilir mi; varlıklar rehinli mi; ortakla yapılan borçlar gerçek mi; şirket faaliyetinin sürmesi için nakit zorunlu mu soruları cevaplandırılmalıdır.

    17.2. Değerleme tarihi

    TMK m. 225 uyarınca boşanma kararı verilmesi halinde mal rejiminin sona erme anı kural olarak boşanma davasının açıldığı tarihtir. Ancak TMK m. 235/1’e göre sona erme anında mevcut edinilmiş değerlerin tasfiye anındaki sürüm değerleri hesaba katılır. Eklenecek değerlerde ise m. 235/2’deki özel değerlendirme kuralı gözetilir. Pay değerlemesinde dönemlerin ve sonradan oluşan gerçek yeni faaliyet kazanımlarının birbirinden ayrılması gerektiği için uzman raporunda tarihler açıkça açıklanmalıdır. [1], [6], [9]

    18. Açıklayıcı örnekler: Katılma alacağı şirket üzerinden nasıl hesaplanır?

    Örnek A: Evlilik sırasında edinilmiş tek ortaklı şirket

    Varsayım: Şirketin düzeltilmiş varlıklarının değeri 40 milyon TL, gerçek borç ve yükümlülükleri 16 milyon TL, bu yöntemle bulunan net işletme/özsermaye değeri 24 milyon TL olsun. Şirketin tamamına ilişkin payın edinilmiş mal olduğu, kişisel mal katkısı ve başka denkleştirme olmadığı varsayılırsa hesaplama yalnız açıklama amacıyla 24 milyon TL artık değer ve diğer eş lehine 12 milyon TL katılma alacağı örneği verir. Gerçek davada ticari değerleme, karşılıklı alacaklar, diğer edinilmiş mallar, vergisel etkiler ve borçlar sonucu değiştirebilir. Ayrıca bu hesap şirket kasasından doğrudan 12 milyon TL çekilebileceği anlamına gelmez; alacak kural olarak borçlu eşe yöneliktir.

    Örnek B: Şirket payı evlilikten önce edinilmiş

    Şirketin payı evlilikten önce edinilmişse başlangıçta payın kendisi kişisel mal olabilir. Evlilik sırasında dağıtılmış 3 milyon TL temettü ve bunun mevcut olduğu, sözleşmeyle gelirlerin kişisel mal sayılmadığı kanıtlanırsa bu kazancın edinilmiş mal niteliği değerlendirilir. Buna karşılık aynı tutarın şirketin pay değerine gömülü bir unsur olup olmadığı ayrıca kontrol edilir; otomatik çifte paylaştırma yapılmaz.

    Örnek C: Eş adına hiç taşınmaz yok; fakat şirkete para aktarılmış

    Eş, evlilik döneminde biriktirdiği 8 milyon TL’yi şirket hesabına göndermiş olsun. Bu para gerçekte sermaye artırımı karşılığında konulmuşsa pay değeri, iadesi gereken belgeli ortak borcuysa şirketten alacak, karşılıksız ve alacak hakkını azaltma kastıyla yapılmış bir tasarrufsa somut koşullara göre TMK m. 229 ve diğer hükümler tartışılır. Üç işlem türü aynı hesaplama değildir.

    Bu örnekler gerçek dava dosyasının hesaplama aracı veya bilirkişi raporu yerine geçmez.

    19. Mal ayrılığı sözleşmesi tek ortaklı şirketi korur mu?

    TMK m. 202 ve devamı uyarınca eşler kanunda öngörülen mal rejimlerinden birini seçebilir. Mal rejimi sözleşmesi evlenmeden önce veya sonra yapılabilir; kural olarak noterde düzenleme veya onaylama biçimi aranır (TMK m. 203-205). Eşler ayrıca kanuni sınırlar çerçevesinde TMK m. 221 kapsamında bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğacak belirli değerlerin kişisel mal sayılmasını veya kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal hesabına katılmamasını kararlaştırabilir.

    Geçerli mal ayrılığı, seçilen dönemde yasal katılma rejiminin artık değer paylaşımı esasının uygulanmamasına yol açabilir. Ancak bu durum evlilik sırasında daha önce yürürlükte bulunan edinilmiş mallara katılma döneminin kazanımlarının kendiliğinden silindiği anlamına gelmez (TMK m. 212). Önceki dönemin tasfiyesi ayrıca değerlendirilebilir.

    Ayrıca mal ayrılığı sözleşmesi; eşe ait doğrudan mülkiyet, gerçek borç-alacak ilişkileri, haksız fiil veya muvazaa iddiaları, aile birliğinden kaynaklanan yükümlülükler, nafaka ve boşanma tazminatı bakımından tüm hakları toptan ortadan kaldırmaz. Sözleşmenin geçerliliği; ehliyet, gerçek irade, şekil, kapsam ve emredici hükümlere uygunluk bakımından araştırılır. [1], [19]

    20. Boşanmadan hemen önce imzalanan mal ayrılığı sözleşmesi ve feragat

    Boşanma olasılığı belirginleştiğinde imzalanan bir sözleşmenin varlığı, tek başına geçersizlik sebebi değildir. Ancak irade sakatlığı, baskı, hile, sahte imza, sözleşmenin kapsamı ve geçmiş döneme ilişkin tasfiye/feragat iradesinin açıklığı ayrı ayrı incelenmelidir. Bir metnin başlığında “mal ayrılığı” yazması, önceki dönem için açıkça kurulmamış bir feragat ilişkisini otomatik oluşturmaz.

    Mal rejimi değiştirme, mal rejimi tasfiye mutabakatı ve gelecekte doğacak belirli malvarlığı haklarından feragat birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. TMK m. 237-238 kapsamında artık değere katılmada farklı esasların boşanmada uygulanabilmesi için açık sözleşme düzenlemesinin önemi ayrıca gözetilmelidir. Mal rejimi tasfiye alacağından vazgeçme yorumunda açık irade ve somut kapsam belirleyicidir.

    21. Eşin üzerinde hiçbir şey yoksa ispat yükü kime düşer?

    TMK m. 222/3, bir eşin bütün mallarının aksi kanıtlanana kadar edinilmiş mal kabul edildiğini düzenler. Ancak bu karine öncelikle bir malın eşe ait olduğu saptandıktan sonra o malın edinilmiş/kişisel niteliği bakımından anlam taşır. Şirket adına kayıtlı taşınmazın doğrudan eşin malı sayılması için kullanılabilecek genel bir “tüzel kişiliği yok sayma” kuralı değildir.

    İddia eden taraf, payın varlığını, dönemleri, şüpheli işlemleri ve dayandığı olguları mümkün olduğunca somutlaştırmalıdır. Diğer eş ise payın miras, bağış veya evlilik öncesi kişisel fonla edinildiğini ileri sürüyorsa bu iddiayı belgelerle açıklamak durumundadır. Ticari kayıtların yalnız tek ortaklı şirketin kontrolünde bulunması, mahkemeden ibraz, defter incelemesi ve bilirkişi yoluyla bilgi elde edilmesini gerektirebilir. Yargıtayın 2026 tarihli eklenecek değer kararları, bir devir işleminin sırf var olmasının değil, kast ve işlem bağlamının incelenmesinin önemini gösterir. [1], [13], [20]

    22. Boşanma, mal rejimi tasfiyesi ve ayrı ticari davaların birbirine etkisi

    Boşanma davasında kusur, velayet, nafaka ve TMK m. 174 tazminat talepleri ele alınır. Mal rejiminin tasfiyesine dayalı katılma alacağı ise ayrı bir talep ve hesaplama gerektirir; uygulamada boşanma sonucunun bekletici mesele yapılması gündeme gelebilir. Şirketin üçüncü kişilere yönelik işlemlerinin hükümsüzlüğü veya tüzel kişilik perdesi gerekçesiyle ileri sürülebilecek istemlerin taraf ve görev bakımından ayrı dava konusu olması mümkündür. Her bir uyuşmazlıkta görev, hukuki yarar, taraf sıfatı ve talep sonucu bağımsız olarak kurulmalıdır.

    Şirket payının devri, ayrılma akçesi, pay sahipliği ilişkisi, yönetim sorumluluğu ve ticaret sicili uyuşmazlıklarında ticaret hukuku hükümleri ayrıca önem kazanabilir. Aile mahkemesinin mal rejimi tasfiyesi kararıyla şirkete doğrudan yönetim kayyımı atanacağı veya şirketin her malına el konulacağı varsayımı doğru değildir.

    23. Mal kaçırma riski nasıl somutlaştırılır? Dava hazırlığı

    Mal kaçırma savını güçlendirebilen göstergeler tek başlarına suç veya hile ispatı oluşturmaz; bir olaylar zinciri içinde incelenir. Örneğin boşanma görüşmelerinin başladığı tarih, şirket hisselerinin düşük bedelle akrabaya geçirilmesi, banka hareketlerinde beklenmedik büyüklükte çıkış, gerçekte verilmeyen hizmet faturaları, ortak cari hesaplarının birden artması, ticari gerekliliği gösterilmeyen şirket borçlanması ve şahsi harcama düzeninin gizlenmesi birlikte değerlendirilebilir.

    Dava dilekçesi veya koruma talebinde somut işlem, tarih, kişi, malvarlığı değeri, korumanın hukuki temeli ve talep edilen geçici hukuki korumanın amacı açıkça yazılmalıdır. Sadece “çok zengin, her şeyi şirketine kaçırıyor” cümlesi yaklaşık ispat için yetersiz kalabilir.

    24. İhtiyati tedbir / haciz açısından ölçülü hukuki yol haritası

    1. Statü kontrolü: Mal rejimi, varsa noter sözleşmesi ve değişiklik tarihi; boşanma davasının açıldığı gün.
    2. Pay haritası: Eşin tek ortak olduğu bütün şirketler, iştirakler, pay devirleri, sermaye artırımları, şirkete karşı alacakları.
    3. Delil haritası: Belirli dönem muhasebe kayıtları, pay defteri, kar dağıtım kararları, ortak cari hesapları, banka ve tapu hareketleri.
    4. Talep ayrımı: TMK 199 aileyi koruma; HMK 389 uyuşmazlık konusu payı koruma; İİK 257 para alacağı güvencesi; TMK 229 tasfiye hesabına değer ekleme.
    5. Ölçülülük: Yaklaşık alacak, zarar tehlikesi, üçüncü kişi şirketin faaliyetinin korunması, teminat ve sınırlandırmanın kapsamı.
    6. Bilirkişi: Şirket payı gerçek değeri, iç transferler, dağıtılmış/dağıtılmamış kazanç, muhasebe ve vergi kayıtlarının eşleştirilmesi.
    7. Takip: Tedbir/haciz kararının uygulanma süreleri, itiraz yolları, koruma ihtiyacının değişmesi ve nihai alacağın tahsili.

    Bu sıra her dosyada aynı olmayabilir. Acil devir tehlikesi varsa delillerin tamamlanmasından önce uygun koruma talebi düşünülebilir; fakat şirket tüzel kişiliğine müdahalenin yasal sınırları aşılmamalıdır.

    25. Uygulamada en sık rastlanan hukuki hatalar

    • Tek ortaklı limited şirketi, ortağın şahsi banka hesabı gibi değerlendirmek.
    • Şirket sermayesinin nominal tutarını payın gerçek değeri saymak.
    • Şirketin bütün taşınmaz ve araçlarına, şirkete karşı bağımsız hukuki sebep göstermeksizin tedbir istemek.
    • İhtiyati tedbir ile ihtiyati haczi eş anlamlı görmek.
    • Her şirket hesabı transferini otomatik mal kaçırma ve her dağıtılmamış karı otomatik şahsi alacak kabul etmek.
    • Payın evlilik öncesi kişisel mal olması nedeniyle evlilik dönemi gelirlerinin incelenmesini tümüyle dışlamak.
    • Pay değeri ve kar akımlarında aynı ekonomik değeri iki defa hesaplamak.
    • Mal ayrılığı sözleşmesinin geçmişte doğmuş tüm ekonomik hakları kendiliğinden sildiğini varsaymak.
    • Boşanmadaki kusurun, kanuni istisna aranmaksızın mal rejimi payını değiştirdiğini kabul etmek.
    • Şirket şifresine izinsiz erişim gibi hukuka aykırı delil yöntemlerine başvurmak.

    26. Sonuç: Doğru hedef şirketin bütün malları değil, gerçek ekonomik hak ve korunabilir alacaktır

    Tek ortaklı şirketin arkasında önemli ekonomik değerlerin birikmesi, diğer eşin yasal mal rejimi haklarından bütünüyle yoksun olduğu anlamına gelmez. Ancak şirket ile eşin malvarlığı ayrı olduğundan çözüm, şirket hesaplarına genel bir bloke koymak değil; şirket payını, ortağa ait gelir ve alacakları, şüpheli devirleri, değerleme esaslarını ve alacağın hukuki niteliğini doğru tespit etmektir.

    2025 tarihli içtihat uyuşmazlığı kararı şirket malları üzerinde koruma isteminin sınırlarını; 2021 Hukuk Genel Kurulu kararı kişisel mal niteliğindeki şirket payının gelir boyutunu; 2026 kararları ise eklenecek değer ve kusurun istisnai etkisini daha anlaşılır hale getirmiştir. Sağlıklı bir mal rejimi davası, ticaret hukuku, aile hukuku ve mali analiz disiplinlerini birlikte gerektirir.

    En önemli usuli tercih, hukuken mümkün olmayan geniş bir tedbir yerine, hangi değer üzerinde hangi hakkın ve hangi riskin bulunduğunu delille göstermektir. Bu yaklaşım hem alacaklı eşin hukuki korunmasını hem de üçüncü kişi şirketin haklarına saygıyı esas alır.

    27. Sık Sorulan Sorular

    1. Eşimin tek ortak olduğu limited şirketin yarısını alabilir miyim?

    Yasal mal rejiminde kural olarak şirketin yarısına ortak olmazsınız. Payın edinilmiş mal niteliği ve artık değer hesabına göre diğer eşten parasal katılma alacağı doğabilir.

    2. Eşim bütün parayı şirket hesabında tutuyor. Bu paranın yarısını isteyebilir miyim?

    Şirket hesabı doğrudan eşin şahsi malı değildir. Şirket payının gerçek değeri, ortağın kar payı/ücret/alacak hakkı ve kaynak transferleri araştırılır.

    3. Eşimin şahsi adına hiçbir şey yoksa dava açmanın anlamı var mı?

    Evet, pay sahipliği, şirkete karşı alacaklar ve işlem geçmişi ekonomik haklar doğurabilir; ancak nihai tahsil kabiliyeti ayrıca değerlendirilir.

    4. Şirketin araçlarına ve tapulu gayrimenkullerine ihtiyati tedbir konulur mu?

    Sırf eşin ortaklığına dayanan mal rejimi tasfiyesi davasında kural olarak hayır; Yargıtay 2. HD 2025/49 E., 2025/923 K. kararında bu sınırı açıklamıştır.

    5. Şirket hissesine ihtiyati tedbir konabilir mi?

    Payın uyuşmazlıkla ilişkisi, HMK 389 koşulları, yaklaşık ispat ve ölçülülük sağlanıyorsa somut payın devrini sınırlamaya dönük tedbir değerlendirilebilir.

    6. Şirket hesabındaki paraya ihtiyati haciz konabilir mi?

    Eşin şahsi borcuna dayalı olarak şirket mevduatı otomatik haczedilemez. İİK 257 koşulları mevcutsa gerçek borçlu eşe ait pay ve alacaklar incelenebilir.

    7. Mal kaçırma şüphesinde hangi deliller değerlidir?

    Pay devir kayıtları, ticaret sicili, ortak cari hesapları, banka para akışı, kar dağıtım kararları, mali tablolar, ilişkili taraf işlemleri ve bunların zamanlaması.

    8. Eşin şirketi evlenmeden önce kurulmuşsa hiç hak doğmaz mı?

    Pay kişisel mal olsa da evlilik dönemindeki ve geçerli sözleşmeyle farklılaştırılmamış gelirler edinilmiş mal olabilir.

    9. Dağıtılmayan karlar da hesaba katılır mı?

    Doğrudan ve otomatik kar payı sayılmaz. Ancak şirket içinde yatırıma dönüşen gelir ve pay değeri bağlantısı Yargıtay içtihadı uyarınca araştırılır.

    10. Boşanmadan önce şirkete para aktarılması doğrudan mal kaçırma mıdır?

    Hayır. Sermaye katkısı, gerçek borç ilişkisi veya karşılıksız aktarımın ekonomik karşılığı ve amacı ayrı ayrı incelenir.

    11. Eşim şirket hisselerini kardeşine devrettiyse ne olur?

    Devir bedeli, gerçekten ödenip ödenmediği, tarih, akrabalık ve katılma alacağını azaltma kastına ilişkin delillerle TMK 229 gündeme gelebilir.

    12. Mal ayrılığı sözleşmesi her şeyi değiştirir mi?

    Geçerli sözleşme seçildiği dönem bakımından önemli etki doğurabilir; ancak geçmiş rejimin kazanımları, diğer haklar ve geçersizlik iddiaları ayrıca değerlendirilir.

    13. Kusurlu eşin şirket payı otomatik olarak diğer eşe geçer mi?

    Hayır. Kusur mal rejimi sahipliğini otomatik değiştirmez; TMK 236/2 yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada özel ve takdire bağlı düzenlemedir.

    14. Nafaka hesabında şirketten yapılan kişisel harcamalar dikkate alınır mı?

    Gerçek ödeme gücü, yaşam standardı ve fiili ekonomik yararlanma açısından araştırılabilir; sırf şirket cirosunun tamamı şahsi gelir sayılamaz.

    15. Bilirkişi şirket değerini yalnız özsermaye üzerinden hesaplayabilir mi?

    Özsermaye verisi önemlidir ancak tek başına her zaman yeterli değildir. İşletmenin borçları, gerçek varlık değeri, kar akımları ve diğer yöntemler birlikte ele alınabilir.

    16. Eşimin şirketi tek ortaklı değil, %30 hissesi varsa ne değişir?

    Değerleme ve tedbir eşin sahip olduğu pay ile bu paya bağlı haklar üzerinden değerlendirilir; şirketin tüm malvarlığı eşe ait sayılamaz.

    17. Mahkeme şirket defterlerini isteyebilir mi?

    Somut uyuşmazlıkla bağlantılı, gerekli ve ölçülü kayıtların ilgili usul hükümlerine göre ibrazı ve uzman incelemesi istenebilir.

    18. Şirketin borçları gerçek değilse nasıl ele alınır?

    İddia uygun delillerle somutlaştırılarak borç belgeleri, alacaklı ilişkisi, ödeme hareketleri ve defter kayıtları uzman tarafından incelenmelidir.

    19. TMK 229 ile mal devri iptal mi edilir?

    Hayır. TMK 229 esas olarak değerin tasfiye hesabına eklenmesine ilişkindir; üçüncü kişilere yönelik farklı istemler ayrı koşullar taşır.

    20. TMK 241 ile doğrudan şirketten para alınabilir mi?

    Yalnız özel karşılıksız kazandırma koşulları ve diğer şartlar varsa üçüncü kişi sorumluluğu gündeme gelir; şirket sırf eşin ortağı olduğu için borçlu değildir.

    21. Boşanma davası açılmadan önce tedbir istenebilir mi?

    HMK 390 ve diğer özel kurallar kapsamında uygun mahkemeden dava öncesi koruma istenebilir; koşullar ve dava açma/uygulama süreleri gözetilmelidir.

    22. 2026 yılında mal rejiminde mal kaçırmaya ilişkin önemli karar var mı?

    Yargıtay 2. HD 22.01.2026 E. 2025/435 K. 2026/795 kararı, somut kast göstergeleriyle yapılan devrin eklenecek değer olarak değerlendirilmesine örnek sunar.

    28. Akademik Kaynakça, Mevzuat ve Yargıtay Kararları

    Kaynakça, hukuk fakültesi hakemli dergilerindeki akademik çalışmalar, Adalet Bakanlığının mevzuat/içtihat sistemi, TBMM ve karar metni sunan içtihat yayınlarından oluşturulmuştur. Üçüncü kişilere ait avukatlık bürosu bloglarına bağlantı verilmemiştir.

    1. [1] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 174, 199, 202-205, 219-242 (Adalet Bakanlığı, resmi mevzuat). Kaynağa erişim.
    2. [2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.02.2025, E.2025/49, K.2025/923 (karar metni). Kaynağa erişim.
    3. [3] Yargıtay Karar Arama, 2. Hukuk Dairesi E.2025/49, K.2025/923 künyesiyle resmi doğrulama sistemi. Resmi karar arama.
    4. [4] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.05.2026, E.2025/7106, K.2026/5270 (Adalet Bakanlığı, karar). Kaynağa erişim.
    5. [5] Haluk Burcuoğlu, TMK m. 236 ve artık değer-katılma alacağı üzerine değerlendirme, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    6. [6] Şahin Akıncı, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinde Karşılaşılan Bazı Meseleler, MÜHF-HAD (2016). Kaynağa erişim.
    7. [7] Banu Fatma Günarslan, Değer Artış Payı Alacağının Artık Değer Hesabına Etkisi, Erciyes ÜHFD (2015). Kaynağa erişim.
    8. [8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şirket payı ve kar payına ilişkin karar (Adalet Bakanlığı, resmi içtihat; 2021). Kaynağa erişim.
    9. [9] Yargıtay, 20.10.2021 tarihli şirket gelirinin tasfiyesine ilişkin bozma kararı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    10. [10] Süheyla Zorlu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Eklemenin Konusu Olan Değerler ve Yargıtay Uygulaması, SDÜHFD (2021). Kaynağa erişim.
    11. [11] Arzu Genç Arıdemir, Eşlerden Birinin Üçüncü Kişiyle Yaptığı Muvazaalı İşlemlerin TMK m.229 Kapsamında Değerlendirilmesi, İstanbul Hukuk Mecmuası (2018). Kaynağa erişim.
    12. [12] Şahin Akıncı, Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Şirket; Muvazaa ve Tüzel Kişilik Perdesi, Selçuk ÜHFD (2019). Kaynağa erişim.
    13. [13] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 22.01.2026, E.2025/435, K.2026/795 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    14. [14] Celile Çağla Çataklı, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılabileceği Hallerin Tek Ortaklı Şirketlerdeki Görünümü, Anadolu ÜHFD (2024). Kaynağa erişim.
    15. [15] Elif Sena Malatyalıoğlu, Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Sebepleri, TOGÜ Hukuk Fakültesi Dergisi (2025). Kaynağa erişim.
    16. [16] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 389-399 (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    17. [17] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 194 ve m. 199 ayrımı (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    18. [18] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 257-265 (TBMM mevzuat bilgileri için arama girişi). Kaynağa erişim.
    19. [19] 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 203-205, 212, 221, 237-238 (TBMM kanun metni). Kaynağa erişim.
    20. [20] Ayşenur Şahin Caner, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Akrabalar Arası Satışlar ve Karine, İstanbul Medeniyet ÜHFD (2025). Kaynağa erişim.
    21. [21] Burak Doğan, Katılma Alacağı ve Ödenmesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (2026). Kaynağa erişim.
    22. [22] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2026/4247 sayılı mal rejimi kararında eklenecek değer ve ispat tartışması (Adalet Bakanlığı). Kaynağa erişim.
    Yazar: Av. Murat Can Dolğun | TD Hukuk ve Danışmanlık Ofisi

    İletişim: Dünya Ticaret Merkezi A2/209, İstanbul | 0 212 299 44 22 | | www.td-lawfirm.com

    Bilgilendirme notu: Bu çalışma genel hukuki bilgi ve akademik değerlendirme amaçlıdır. Tek bir somut dosyanın belgeleri görülmeden şirketin malvarlığına, tedbir/haciz uygunluğuna veya katılma alacağına ilişkin kesin sonuç çıkarılamaz. Kanun ve içtihat gelişmelerinin yayından sonra ayrıca kontrol edilmesi gerekir.