Sealand Devlet mi? 1978 Köln Kararı’nın Devlet Teorisi Açısından İncelenmesi (2026)

Sealand Bir Devlet midir? Köln İdare Mahkemesinin 1978 Tarihli Kararı Işığında Devletin Kurucu Unsurları ve Modern Devlet Teorisi

Sealand Olayı Üzerinden Klasik Üç Unsur Teorisinden Pozitivist ve İlişkisel Devlet Anlayışına

Av. Murat Can Dolğun | Dolğun Akademi | Ekim 2026

Öz

Uluslararası hukukta devletin varlığı geleneksel olarak ülke, insan topluluğu ve egemen kamu otoritesi unsurları üzerinden açıklanır. Georg Jellinek’in üç unsur teorisinde sistematik ifadesini bulan bu yaklaşım önemli bir hukuki çerçeve sunmakla birlikte, modern uluslararası ilişkiler ve teknolojik gelişmeler karşısında bu unsurların nasıl yorumlanacağı yeniden tartışılmalıdır.

Bu çalışma, İngiltere açıklarında terk edilmiş bir askeri platform üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’ni ve Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 tarihli, 9 K 2565/77 sayılı kararını incelemektedir. Kararın gerekçeleri Türkçe, Almanca ve İngilizce akademik literatürdeki farklı yaklaşımlarla karşılaştırılmaktadır. Çalışmanın temel savı, devletin klasik kurucu unsurlarının reddedilmesi değil; bunların soyut, değişmez ve idealize edilmiş bir devlet modeline indirgenmemesi gerektiğidir. Devletin hukuki niteliği, pozitif uluslararası hukuk kaynakları, kurumsal etkinlik, uluslararası ilişkiler kurma kapasitesi ve diğer devletlerin somut hukuki uygulamaları ışığında değerlendirilmelidir.

Anahtar kelimeler: Sealand, Köln İdare Mahkemesi, devlet teorisi, devletin kurucu unsurları, egemenlik, devlet ülkesi, uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin tanınması, Montevideo Sözleşmesi, hukuki pozitivizm.

Giriş

Bir devletin varlığı neye bağlıdır? Belirli bir ülkeye, bu ülkede yaşayan insan topluluğuna ve bağımsız bir siyasi otoriteye sahip olmak uluslararası hukuk bakımından yeterli midir? Yoksa devlet olduğu ileri sürülen siyasi oluşumun diğer devletlerle kurduğu ilişkilerin, uluslararası hukuk düzeninde üstlendiği yükümlülüklerin ve gerçek bir kamu otoritesi olarak işlev görebilme kapasitesinin de incelenmesi gerekir mi?

Bu sorular 3 Mayıs 1978 tarihinde Almanya’daki Köln İdare Mahkemesinin önüne gelen olağan dışı bir vatandaşlık uyuşmazlığında somutlaşmıştır. Dava, İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş bir deniz platformu üzerinde bağımsızlığını ilan eden Sealand Prensliği’nin uluslararası hukuk anlamında bir devlet olup olmadığıyla ilgilidir.

Sealand’ın bayrağı, anayasası, yöneticileri ve vatandaşlık belgeleri bulunmaktaydı. Buna rağmen Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi ve sürekli insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını belirterek Sealand’ın devlet olmadığı sonucuna ulaşmıştır.[1]

Bu karar, klasik devlet teorisinin somut bir olaya uygulanmasını göstermesi bakımından öğreticidir. Fakat aynı zamanda devlet ülkesi kavramının neden doğal kara parçasına indirgenmesi gerektiği, devlet halkının ne ölçüde ortak toplumsal yaşama sahip olmasının aranabileceği ve başka devletlerle ilişkinin devlet olma değerlendirmesinde nasıl bir rol oynadığı sorularını gündeme getirmektedir.

Çalışmanın temel yaklaşımı, Georg Jellinek’in üç unsur teorisinin bütünüyle idealist veya hukuken geçersiz olduğu iddiasına dayanmaz. Eleştirilen, bu teorinin bazen tarihsel koşullardan koparılmış, mekanik ve değişmez bir ideal devlet modeli gibi uygulanmasıdır. Daha isabetli yöntem, kurucu unsurların içeriğini pozitif hukuk kaynakları, devlet uygulamaları ve somut kurumsal gerçeklik ışığında belirlemektir.

I. Sealand Olayı ve Tarihsel Gelişimi

1. Roughs Tower Platformunun Ortaya Çıkışı

Sealand’ın üzerinde bulunduğu Roughs Tower, İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık tarafından denizden gelebilecek saldırılara karşı savunma amacıyla inşa edilmiş askeri bir platformdur. Kuzey Denizi’nde İngiltere’nin doğu kıyısı açıklarında bulunan yapı, deniz tabanına oturan beton sütunların taşıdığı bir üst platformdan oluşmaktadır.

Yapının kurulduğu dönemde Birleşik Krallık’ın karasuları genel olarak üç deniz mili genişliğindeydi. Roughs Tower bu sınırın dışında kalıyordu. Savaş sonrasında askeri işlevini kaybeden platform, 1960’lı yıllarda korsan radyo yayıncılığıyla ilgilenen Roy Bates’in dikkatini çekmiştir.

Bates, platform üzerinde fiili kontrol sağlamış ve 2 Eylül 1967 tarihinde bağımsız bir devlet kurduğunu açıklamıştır. Siyasi oluşuma Principality of Sealand adı verilmiştir. Mahkemenin değerlendirdiği yapı, yaklaşık 1.300 metrekare büyüklüğünde bir platform olarak tanımlanmaktadır.[1]

2. Sealand Prensliği’nin Kurulması

Roy Bates kendisini prens ilan etmiş; Sealand adına bir bayrak, anayasal düzen ve yönetim unvanları oluşturulmuştur. 1975 yılında anayasa kabul edilmesi ve kişilere vatandaşlık belgeleri düzenlenmesiyle devlet olma iddiası belirginleşmiştir.

Ancak bağımsızlık ilanı ile uluslararası hukuk bakımından devletin kurulması aynı şey değildir. Bir siyasi topluluğun kendi hukuk düzenini ilan etmesi, bu düzenin başka devletlerin egemenliğinden bağımsız ve uluslararası hukuk bakımından geçerli bir devlet kişiliği yarattığını kendiliğinden ispatlamaz.

Özellikle açık denizde bulunan bir yapının fiilen ele geçirilmesiyle devlet ülkesi kazanılması birbirinden farklı hukuki işlemlerdir. Bir devletin karasuları sınırının dışında bulunmak, o bölgede hiçbir hukuki rejimin geçerli olmadığı veya özel kişilerin serbestçe egemenlik kazanabileceği anlamına gelmez.[2]

3. Vatandaşlık İddiasının Hukuki Uyuşmazlığa Dönüşmesi

Sealand’ın devlet niteliğine ilişkin tartışma doğrudan bir tanıma davası olarak değil, bir Alman vatandaşının vatandaşlık kaybına ilişkin başvurusu nedeniyle yargı önüne gelmiştir.

Davacı, Sealand tarafından düzenlenen 26 Ağustos 1975 tarihli ve 14 Kasım 1975 tarihinde kendisine verilen vatandaşlık belgesine dayanmıştır. Ayrıca Sealand’da dışişlerinden sorumlu yetkili ve Devlet Konseyi başkanı olduğunu ileri sürmüştür.

Davacıya göre Sealand vatandaşlığını kazanması, o dönemde yürürlükte bulunan Alman vatandaşlık hukukunun ilgili hükmü uyarınca Alman vatandaşlığını kaybetmesi sonucunu doğurmuştur. Alman makamları ise Sealand’ın devlet olmadığını, dolayısıyla geçerli bir yabancı devlet vatandaşlığının kazanılmadığını kabul etmiştir. Uyuşmazlık bunun üzerine Köln İdare Mahkemesine taşınmıştır.[1]

II. Köln İdare Mahkemesinin 3 Mayıs 1978 Tarihli Kararı

1. Davanın Konusu ve Sonuç

Mahkeme: Verwaltungsgericht Köln (Köln İdare Mahkemesi)
Karar tarihi: 03.05.1978
Dosya numarası: 9 K 2565/77
Yayın: Deutsches Verwaltungsblatt (DVBl.) 1978, s. 510 vd.; International Law Reports, C. 80, s. 683–688.

Mahkeme, davayı usulen incelenebilir bulmuş fakat esastan reddetmiştir. Gerekçeye göre Sealand uluslararası hukuk bakımından bir devlet değildir. Bu nedenle Sealand vatandaşlık belgesi, Alman hukukunda yabancı devlet vatandaşlığının kazanıldığı anlamına gelmemekte ve davacı Alman vatandaşlığını kaybetmemektedir.[1]

Uyuşmazlık tarihsel koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. 1978’de uygulanmış olan Alman vatandaşlık kaybı rejimi, 27 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren vatandaşlık reformu sonrasında değişmiştir. Dolayısıyla kararın vatandaşlık hukukuna ilişkin sonucu bugünün Alman hukukuna olduğu gibi uygulanamaz.

2. Devlet Ülkesine İlişkin Gerekçe

Mahkeme, devlet ülkesini esasen yeryüzünün doğal bir bölümüne dayandırmıştır. Roughs Tower ise doğal kara parçası değil, deniz tabanına beton sütunlarla bağlanmış yapay bir platformdur. Mahkemeye göre deniz tabanına sabitlenmiş olmak bu yapıyı kendiliğinden ülke haline getirmemektedir.

Kararda klasik Alman uluslararası hukuk öğretisindeki ülke açıklamalarından yararlanılmış; ülke kavramının doğal kara alanıyla ilişkisine önem verilmiştir. Davacı tarafın dayandığı Walter Leisner’in hukuki görüşünde ise deniz tabanına kalıcı biçimde bağlanmış, sınırları belirli bir yapının da ülke olarak değerlendirilebileceği savunulmuştur.

Mahkeme bu görüşü benimsememiş, mevcut bir devlet ülkesine deniz dolgusu yoluyla eklenen alanlarla açık denizde tek başına yer alan yapay platform arasında ayrım yapmıştır.[1]

Burada hukuki tartışma, platformun fiziksel niteliğinden daha geniştir. Devlet ülkesi mutlaka doğal biçimde oluşmuş bir kara parçası olmak zorunda mıdır? Soru, yalnızca sözcüğün kökeni veya coğrafi görünüm üzerinden değil, ülkesel egemenliğin hangi koşullarda kazanılabildiğine ilişkin pozitif uluslararası hukuk kuralları üzerinden yanıtlanmalıdır.

3. İnsan Topluluğuna İlişkin Gerekçe

Mahkeme kararında Sealand’ın 106 vatandaşının bulunduğunun ileri sürüldüğü, bunlardan yaklaşık 30–40 kişinin platformda sürekli kaldığının iddia edildiği aktarılmaktadır. Mahkeme, devlet olmanın belirli bir asgari nüfus sayısına bağlı olduğunu kabul etmemiştir.

Bununla birlikte Sealand vatandaşlarının gerçek, sürekli ve bütünlüklü bir toplumsal yaşam oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kişilerin önemli bölümünün platformda yaşamaması ve ilişkilerinin daha çok ticari yahut vergisel menfaatlere dayanması değerlendirmede etkili olmuştur.[1]

Bu gerekçenin eleştiriye açık yönü, devlet halkı unsurunun bazen belirli bir yaşam düzeni veya toplumsal birliktelik idealiyle ilişkilendirilmesidir. Oysa devletin vatandaşlarının tamamının aynı ülkede sürekli ikamet etmesi gerekmez. Modern devletlerin geniş diasporaları bulunabilir; etnik, kültürel veya sosyal açıdan homojen olmaları da zorunlu değildir.

Bu nedenle esas mesele, ideal bir ortak yaşamın bulunup bulunmadığından çok, gerçek ve sürekli bir insan topluluğunun bağımsız siyasi otoriteyle kamu hukuku ilişkisi içerisinde olup olmadığıdır.

4. Egemen Kamu Otoritesi Meselesi

Mahkeme, ülke ve insan topluluğu unsurlarının bulunmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Bu nedenle üçüncü unsur olan egemen kamu otoritesinin yokluğuna ilişkin bağımsız ve kesin bir yargısal tespit yapıldığı ileri sürülmemelidir.

Buna rağmen Sealand’ın devlet olma iddiasını değerlendirirken kamu otoritesinin gerçek niteliğinin incelenmesi zorunludur. Anayasa ilan etmek, yönetici unvanları oluşturmak veya belirli bir alan üzerinde fiili hakimiyet kurmak, tek başına bağımsız devlet kudreti oluşturmaz.

Kamu otoritesinin kurumsal sürekliliği, hukuk uygulama kapasitesi, bağımsızlığı ve başka devletlerin üstün egemenlik yetkileri karşısındaki hukuki konumu birlikte değerlendirilmelidir. Özel mülkiyetten kaynaklanan kontrol ile egemen kamusal yetki birbirine karıştırılmamalıdır.

5. Kararın Hukuki Etkisi ve Sınırları

Köln İdare Mahkemesinin kararı Alman vatandaşlığına ilişkin somut bir uyuşmazlıkta verilmiş ulusal bir yargı kararıdır. Bütün devletleri bağlayan bir uluslararası mahkeme hükmü değildir. Bununla birlikte uluslararası hukukta devletin unsurlarını somut olaya uygulaması nedeniyle International Law Reports‘ta yayımlanmış ve akademik tartışmanın başlıca kaynaklarından biri olmuştur.

Kararın tarihsel sınırlarına da dikkat edilmelidir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1978 tarihli kararın doğrudan uygulanan hukuki dayanağı değildir. Sözleşme hükümleri kararın sonraki gelişmeler ışığında değerlendirilmesinde önem kazanmıştır.

III. Devletin Kurucu Unsurları ve Sealand’ın Hukuki Statüsü

1. Georg Jellinek’in Üç Unsur Teorisi

Georg Jellinek’in Allgemeine Staatslehre adlı eserinde sistematik ifadesini bulan üç unsur teorisine göre devletin temel unsurları devlet ülkesi (Staatsgebiet), devletin insan topluluğu (Staatsvolk) ve devlet kudretidir (Staatsgewalt).[3]

Bu teori, devletin diğer örgütlenmelerden ayrılmasında güçlü bir çerçeve sunar. Ancak unsurların içeriği değişmez ve tarih dışı bir ideal devlet tanımına dönüştürülürse hukuki sorunlar doğar. Örneğin ülkenin zorunlu olarak doğal toprak şeklinde anlaşılması, toplumun homojen bir kültürel birliktelik olarak görülmesi veya kamu otoritesinin yalnızca geleneksel kurumlarla açıklanması, modern devlet olgusunun çeşitliliğini yeterince yansıtmayabilir.

Bu nedenle eleştiri, Jellinek’in yaklaşımının tamamına değil, üç unsurun mekanik uygulanmasına yöneltilmelidir. Kurucu unsurların hukuki anlamı pozitif hukuk ve devletlerin fiili-hukuki uygulamalarıyla birlikte belirlenmelidir.

2. Montevideo Sözleşmesi ve Dördüncü Unsur

26 Aralık 1933 tarihli Devletlerin Hakları ve Yükümlülüklerine İlişkin Montevideo Sözleşmesi’nin 1. maddesi devleti sürekli nüfus, belirli ülke, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurabilme kapasitesi üzerinden tanımlar.[4]

Bu son unsur, devletin yalnızca iç düzeninden ibaret olmayan uluslararası bir hukuki varlık olduğunu gösterir. Ancak başka devletlerle ilişki kurma kapasitesiyle başka devletler tarafından tanınmış olma durumu birbirinden ayrılmalıdır. Aynı Sözleşme’nin 3. maddesi, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin tanımasından bağımsız olduğunu belirtir.

Dolayısıyla tanımayı devletin mutlak kurucu şartına dönüştürmek isabetli değildir. Buna karşılık gerçek bağımsızlık, dış ilişkileri kendi adına yürütebilme ve uluslararası hukuk ilişkilerine taraf olabilme yeteneği, devlet olma incelemesinin önemli göstergeleridir.

3. Yapay Platformların Devlet Ülkesi Niteliği

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesi doğal olarak oluşmuş kara parçasını ada olarak tanımlar. Sözleşme’nin 60. maddesinin 8. fıkrasına göre yapay adalar, tesisler ve yapılar doğal ada statüsünde değildir; kendilerine ait karasuları oluşturmaz ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkilemez.

Ancak deniz hukuku bakımından bir yapının doğal ada sayılmamasıyla genel uluslararası hukuk bakımından ülkesel egemenlik konusu olup olamayacağı aynı sorun değildir. Imogen Saunders, yapay adaların hukuki statüsünü inceleyen çalışmasında tam da bu ayrım üzerinde durmuştur.[5]

Bu yaklaşım Sealand’ın devlet olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Yapının bulunduğu deniz alanının hukuki statüsü, kıyı devletinin hakları, açık denizlerin serbestliği ve egemenlik kazanmanın hukuki sınırları ayrıca incelenmelidir. Özellikle açık denizin herhangi bir devlet tarafından egemenlik altına alınamayacağını düzenleyen Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 89. maddesiyle birlikte değerlendirme yapılmalıdır.

4. İnsan Topluluğu ile Millet Kavramının Ayrılması

Devletin insan topluluğu unsuru, etnik veya kültürel açıdan homojen millet kavramıyla özdeş değildir. Uluslararası hukukta devlet halkının belirli bir ortak etnik köken, din ya da dili paylaşması genel bir kuruluş koşulu sayılmaz.

Sealand bakımından bu nedenle sorulması gereken şey, vatandaşlık belgelerinin sayısı veya topluluğun belirli bir toplumsal yaşam idealini karşılayıp karşılamadığı değil; yönetimle sürekli ve gerçek bir kamusal bağ kuran insan topluluğunun var olup olmadığıdır.

5. Egemenlik, Etkinlik ve Bağımsızlık

Egemenlik iddiası ile fiili etkinlik birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasi oluşumun belirli bir alanda kontrol kullanması onun otomatik olarak devlet olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte gerçek kamu otoritesinin işleyişi de incelemenin dışında bırakılamaz.

Örgütlü yönetim, kamu kararlarının uygulanabilirliği, kurumsal süreklilik ve dış bağımsızlık birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca etkinlik, hukuka uygunluk ve meşruiyet kavramları özdeş değildir. Bir devletin uluslararası hukuk ihlalleri işlemesi, devlet niteliğinin her durumda ortadan kalktığı anlamına gelmez; diğer yandan fiili güç kullanımı da tek başına devlet kişiliği yaratmaz.[6]

IV. Türkçe, Almanca ve İngilizce Hukuk Öğretisinde Sealand

1. Alman Öğretisi: Ülke Unsurunun Sınırları

Köln İdare Mahkemesi, devlet ülkesi kavramını klasik Alman hukuk öğretisine dayandırmıştır. Bunun karşısında Walter Leisner’in Sealand lehine ileri sürdüğü görüş, deniz tabanına kalıcı biçimde bağlı yapay bir alanın devlet ülkesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine odaklanmıştır. Mahkeme doğal kara alanını esas alan yaklaşımı benimsemiştir.

Martin Heintzen’in ders materyallerinde Sealand, devletin üç unsur teorisinin uygulama örneği olarak işlenmektedir. Bu literatür, uyuşmazlığın yalnızca sıra dışı bir tarihsel hikaye değil, devlet kavramının sınırlarını sorgulayan hukuki bir problem olduğunu göstermektedir.[6]

2. Anıl Çamyamaç’ın Değerlendirmesi

Anıl Çamyamaç’ın “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri” başlıklı çalışması, Sealand’ı başka yapay ada ve deniz üzerinde devlet kurma girişimleriyle birlikte inceler. Çamyamaç, Köln İdare Mahkemesi kararını aktararak yapay platformun ülke niteliği, gerçek devlet halkı ve egemenlik iddialarını eleştirel biçimde değerlendirir.[2]

Çalışmanın önemi, Sealand’ı münferit bir macera olmaktan çıkararak ülkesel egemenlik ve deniz hukukunun sınırları bağlamına yerleştirmesidir.

3. Ali Cengiz’in Karşı Yaklaşımı

Ali Cengiz, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi” başlıklı makalesinde Sealand’ın devlet niteliği lehine farklı değerlendirmeler geliştirmektedir. Sealand’ın fiili sürekliliği, örgütlenmesi ve diğer devletlerle gerçekleştirdiği ileri sürülen temaslar çalışmada önem taşır.[7]

Bu yaklaşım dikkat çekici olmakla birlikte, yabancı bir makamla temas kurulmasının veya bir belgenin belirli bir işlemde kullanılmasının otomatik olarak devletin tanınması sonucunu doğurmadığı unutulmamalıdır. Siyasi temas, konsolosluk işlemi, yargı yetkisine ilişkin karar ve hukuki tanıma birbirinden ayrılmalıdır.

Çamyamaç ve Cengiz’in farklı sonuçlara ulaşması, asıl uyuşmazlığın yalnızca Sealand’ın durumunda değil, devletin varlığının hangi hukuki yöntemle belirleneceği sorusunda toplandığını gösterir.

4. İngilizce Literatürde Farklı Yaklaşımlar

Trevor A. Dennis’in çalışması Sealand’ın özel kişiler tarafından kurulan bir siyasi yapı olarak uluslararası hukuk kişiliği kazanma iddiasını inceler. Andrew H. E. Lyon ise Sealand’ın bağımsızlık ve tanınma iddiası lehine geliştirilebilecek argümanlar üzerinde durur.[8][9]

Imogen Saunders’ın yapay adalara ilişkin çalışması, doğal ada ve devlet ülkesi kavramlarının her durumda özdeş kabul edilmemesi gerektiği yönünde önemli bir tartışma açar.[5]

James Grimmelmann ise Sealand’da yürütülmek istenen HavenCo internet barındırma girişimini hukukun üstünlüğü bakımından incelemiştir. Çalışma, kağıt üzerinde kural ilan eden bir yönetimle, hukuki ilişkileri gerçekten sürdürebilen kurumlar arasındaki farkı ortaya koyar.[10]

5. Tanıma ve Diğer Devletlerle İlişkiler

Sealand lehine sıklıkla başvurulan anlatılardan biri, 1968 yılında bir İngiliz mahkemesinin platformun bulunduğu konum bakımından yargı yetkisini tartışmış olmasıdır. Ancak bir mahkemenin belirli bir ceza uyuşmazlığında yargı yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşması, yeni bir devletin tanındığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde devlet görevlilerinin Sealand temsilcileriyle teması da tek başına hukuki tanıma değildir. Bununla birlikte bu tür ilişkiler, Sealand’ın dış bağımsızlık ve hukuki işlem kapasitesinin somut olayda incelenmesinde tümüyle dışlanmamalıdır.

Dolayısıyla önerilen yaklaşım, tanımanın devletin zorunlu kurucu unsuru olduğunu ileri sürmez. Diğer devletlerin davranışlarını, pozitif hukuk bakımından dikkatle nitelendirilecek olgular ve bağımsızlık kapasitesine ilişkin deliller olarak ele alır.

V. Klasik Devlet Teorisinin Sınırları ve Pozitivist Bir Değerlendirme Yöntemi

1. Üç Unsurun Soyut Bir Devlet İdealine Dönüşmesi Sorunu

Devlet teorisinin geleneksel öğretiminde ülke, millet ve egemenlik çoğu zaman sınırları açık, değişmez ve birbirinden bağımsız koşullar gibi sunulur. Oysa modern devletler nüfus yapıları, kurumsal gelişmişlikleri, toprak özellikleri ve dış ilişkileri bakımından büyük farklılıklar göstermektedir.

Devletin insan topluluğunun homojen bir millet biçiminde örgütlenmesi gerekmez. Devlet kudreti tüm toplumsal ihtiyaçları eksiksiz karşılayan ideal bir otorite olarak bulunmak zorunda değildir. Devlet ülkesinin hukuki sınırları ise deniz hukuku ve değişen coğrafi koşullar bağlamında yeni sorunlarla karşılaşmaktadır.

Bu yüzden eleştirilmesi gereken üç unsur teorisinin varlığı değil, bu unsurların soyut bir ideal devlet modelinin değişmez gerekleri gibi mekanik biçimde kullanılmasıdır.

2. Pozitivist Yöntem Ne Anlama Gelir?

Bu çalışmada “pozitivist” yaklaşım, yalnızca fiili gücü başarılı olan siyasi oluşumları devlet kabul eden bir anlayış anlamına gelmemektedir. Hukuki pozitivizm bakımından esas, hukuki sonuçların geçerli hukuk kaynaklarına dayanarak belirlenmesidir.

Uluslararası hukukta bu, antlaşmaların, uluslararası teamülün, genel hukuk ilkelerinin ve yardımcı kaynak niteliğindeki yargı kararları ile öğretinin sistemli biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Devletlerin uygulamaları ve hukuken gerekli olduğuna ilişkin kanaatleri, özellikle teamül kurallarının tespitinde dikkate alınır.

Dolayısıyla bir siyasi oluşumun başka devletlerle ilişki kurması veya uluslararası görünürlük elde etmesi tek başına devlet yaratmaz. Fakat bu ilişkiler, bağımsız kamu otoritesinin, hukuki işlem kapasitesinin ve uluslararası hukuk kişiliğinin somut niteliğinin tespitinde önem taşıyabilir.

3. Devletin Hukuki Varlığı, Fiili Etkinlik ve Uluslararası İlişkiler

Devletin varlığının belirlenmesinde iki farklı düzey birbirinden ayrılmalıdır. İlk düzey, devlet olmanın hukuki koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. İkinci düzey ise devlet olduğu ileri sürülen yapının uluslararası hukukta hangi hakları kullanıp hangi yükümlülükleri üstlenebildiğidir.

Bu iki düzey birbirine bağlıdır fakat aynı değildir. Bir devletin belirli bir tarihte diplomatik ilişki kurmamış olması, devlet niteliğinin yokluğunun kesin kanıtı sayılamaz. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler yürütebilme, antlaşma yapabilme ve kendi adına hukuki sorumluluk üstlenebilme kapasitesi, gerçek bağımsızlık konusunda önemli veriler sağlayabilir.

Sealand’ın statüsü değerlendirilirken yalnızca platformun yapay niteliğine veya düzenlenen vatandaşlık belgelerinin sayısına bakmak yerine, bağımsız kamu otoritesinin somut işleyişi, hukuki işlemlerinin etkisi ve diğer devletlerin egemenlik yetkileriyle ilişkisi de incelenmelidir.

4. Kurumsal ve Fonksiyonel Modern Devlet Anlayışı

Modern devlet yalnızca sınırları belirli bir alanda yaşayan insanların yönetimi değildir. Hukuk yaratan, hukuku uygulayan, uluslararası ilişkileri sürdüren ve kendi adına hak ve yükümlülüklere sahip olan kurumsal bir yapıdır.

Kurumsal süreklilik, etkili kamu otoritesi ve hukuki işlem kapasitesi, klasik kurucu unsurlara rakip yeni ve kesin koşullar olarak değil, bu unsurların somut anlamını aydınlatan göstergeler olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde uluslararası antlaşma yapan bir şirketin veya uluslararası örgütün de devlet sayılması gibi hukuken hatalı sonuçlara varılabilir.

Bu nedenle önerilen yöntem, devlet kavramını sınırsız biçimde genişletmek değil, uluslararası hukuk kişiliği ile kurucu unsurlar arasında daha tutarlı bir ilişki kurmaktır.

5. Devletin Kuruluşu ile Devamlılığının Ayrılması

Yeni bir siyasi oluşumun devlet olarak ortaya çıkmasıyla mevcut bir devletin zaman içinde ülkesi veya kurumları önemli ölçüde değişse bile hukuk kişiliğini sürdürmesi aynı mesele değildir. Uluslararası hukukta devletin sürekliliğine ilişkin değerlendirmeler, ilk kuruluş koşullarından farklı sonuçlara ulaşabilir.

Bu ayrım, özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle fiziksel ülkesi tehlikeye giren ada devletleri bakımından önemlidir. Mevcut bir devletin devamlılığı lehine geliştirilen hukuki savlar, Sealand gibi kuruluşundan itibaren devlet niteliği tartışmalı bir yapıya otomatik olarak uygulanamaz.[11]

VI. Sealand’dan Günümüze: Yapay Adalar, Dijital Devletler ve Devletin Geleceği

Sealand’ın 1967 yılında bağımsızlığını ilan ettiği dönemde Roughs Tower, Birleşik Krallık’ın üç deniz millik karasuları sınırının dışında bulunuyordu. Ancak Birleşik Krallık, 1987 tarihli Territorial Sea Act ile karasularını kural olarak 12 deniz miline genişletmiş ve ilgili düzenleme 1 Ekim 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten sonra platform, Birleşik Krallık’ın ilan ettiği karasuları sınırları içinde kalmıştır.

1987 tarihli düzenleme, 1967’de Sealand’ın devlet olarak kurulup kurulmadığı tartışmasını tek başına geçmişe etkili biçimde çözmez. Bununla birlikte Sealand’ın bugün üzerinde bulunduğu deniz alanının statüsünü değerlendirirken önemlidir.

Günümüzde yapay deniz yerleşimleri, iklim değişikliği, dijital yönetişim ve sınır aşan kamu hizmetleri, ülke ve egemenlik kavramlarının geleneksel yorumlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. Özellikle deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle ada devletlerinin fiziksel ülkelerinin geleceği, devletin devamlılığı bakımından ciddi bir hukuk problemi yaratmaktadır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonunun deniz seviyesinin yükselmesi ve uluslararası hukuk konusundaki 2025 tarihli çalışmaları ile Nicholas Tsagourias ve Agnes Rydberg’in 2026 yılında yayımlanan incelemesi, mevcut devletin ülkesini kaybetmesi halinde hukuk kişiliğinin devamı, yapay alanlar ve farklı kurumsal süreklilik modelleri üzerinde durmaktadır.[11][12]

Buradaki temel ayrım korunmalıdır: Sealand yeni bir devletin kurulması iddiasıdır; deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen ada devletleri ise zaten sahip oldukları uluslararası hukuk kişiliğini sürdürme meselesiyle karşı karşıyadır.

Bununla birlikte her iki konu da aynı temel soruyu gündeme getirir: Fiziksel ülke, gerçek kamu otoritesi ve uluslararası hukuk kişiliği arasındaki ilişki, modern koşullarda nasıl kurulmalıdır?

Sonuç

Sealand olayı, devletin varlığına ilişkin geleneksel kurucu unsur teorilerinin somut bir yargı uyuşmazlığında nasıl uygulandığını göstermektedir. Köln İdare Mahkemesi, 3 Mayıs 1978 tarihli kararında Sealand’ın devlet ülkesi ve insan topluluğu unsurlarını taşımadığı sonucuna ulaşmış; bu nedenle Sealand vatandaşlığı kazandığını ileri süren davacının Alman vatandaşlığını kaybetmediğini kabul etmiştir.

Mahkemenin kararı, klasik üç unsur teorisiyle açıklanabilir olmakla birlikte özellikle yapay bir platformun ülke niteliği ve insan topluluğunun gerçekliği bakımından tartışmaya açık gerekçeler barındırmaktadır. Türkçe ve yabancı literatürdeki farklı değerlendirmeler de bu sorunun tek bir ezber tanımla çözülemeyeceğini göstermektedir.

Anıl Çamyamaç’ın devletin kurucu unsurları ve deniz hukukunun sınırları üzerinde yoğunlaşan incelemesi ile Ali Cengiz’in Sealand’ın fiili sürekliliğine ve uluslararası temaslarına daha çok ağırlık veren yaklaşımı farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Andrew Lyon ve Imogen Saunders ise Sealand’ın bağımsızlık iddiası ve yapay yapıların ülke oluşturması bakımından alternatif hukuki değerlendirmeler sunmaktadır.

Bu çalışmanın vardığı sonuç, devletin ülke, millet ve egemenlik unsurlarının terk edilmesi gerektiği değildir. Asıl sorun, bu unsurların soyut bir ideal devlet tasavvurunun değişmez parçalarıymış gibi uygulanmasıdır. Üç unsur teorisi önemini korumaktadır; fakat her unsurun somut hukuki anlamı, pozitif uluslararası hukukun kaynakları ve devletlerin gerçek uygulamalarıyla belirlenmelidir.

Devlet, yalnızca belli sınırlar içinde yaşayan insanlardan ve kendisini egemen ilan eden yönetimden ibaret değildir. Devlet aynı zamanda hukuk düzenini sürdüren, kamusal yetkiler kullanan, kendi adına uluslararası yükümlülükler üstlenebilen ve diğer devletlerle hukuki ilişkiler kurabilen kurumsal bir varlıktır.

Diğer devletlerle ilişkilerin önemsenmesi, devletin ancak siyasi olarak tanındığında doğacağı anlamına gelmez. Tanıma ile devletin varlığı ayrılmalıdır. Buna karşılık bağımsız dış ilişkiler kurabilme kapasitesi, başka devletlerin hukuki uygulamaları, kurumsal etkinlik ve uluslararası sorumluluk, devletin gerçek hukuki konumunu değerlendirmeye yarayan olgulardır.

Sealand özelinde esas soru yalnızca beton sütunlar üzerindeki bir yapının toprak sayılıp sayılamayacağı değildir. Asıl soru, bu yapı üzerinde örgütlenen siyasi oluşumun pozitif uluslararası hukuk bakımından bağımsız bir devlet kişiliği kazanıp kazanmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, hem klasik kurucu unsurların hem de uluslararası hukukun somut kuralları ve uygulamalarının birlikte incelenmesini gerektirir.

Kanaatimizce modern devlet teorisinin temel meselesi, devletin ne olması gerektiğine ilişkin ideal bir model kurmaktan ziyade, hangi siyasi oluşumun hangi pozitif hukuk kuralları uyarınca devlet olarak kabul edilebileceğini ve bu statünün uluslararası hukuk düzeninde hangi sonuçları doğurduğunu açıklamak olmalıdır.

Bu nedenle devletin varlığına ilişkin inceleme, ülke–millet–egemenlik üçlüsünün mekanik uygulanmasından çıkarılarak; uluslararası ilişkiler, kurumsal etkinlik, hukuki kişilik ve pozitif hukuk kaynakları çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.

Bu yöntem Sealand’ın devlet olduğunu peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Aksine hukuki sınıflandırmanın daha titiz yapılmasını sağlar. Sealand davasının günümüzde de önemli olmasının nedeni, verdiği kesin cevaptan çok devletin hangi yöntemle tanımlanması gerektiğine ilişkin sürdürdüğü tartışmadır.

Karar ve Doktrin Atıfları

  1. Verwaltungsgericht Köln, Urteil vom 03.05.1978, Az. 9 K 2565/77, Deutsches Verwaltungsblatt, 1978, s. 510 vd.; In re Duchy of Sealand, International Law Reports, C. 80, 1989, s. 683–688. Kararın ülke ve insan topluluğu değerlendirmesi için bkz. ILR, s. 685–688.
  2. ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220, özellikle s. 184 vd. ve s. 201–205.
  3. JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Aufl., Berlin, 1914.
  4. Convention on Rights and Duties of States (Montevideo Convention), 26.12.1933, md. 1 ve 3.
  5. SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684.
  6. HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002, özellikle s. 5–6.
  7. CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704, özellikle s. 698–701. DOI: 10.52096/usbd.7.31.35.
  8. DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd.
  9. LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd.
  10. GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484.
  11. International Law Commission, Sea-level Rise in Relation to International Law, Study Group Final Report, 2025; ayrıca bkz. ILC, 76. Oturum Raporu.
  12. TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102.

Kaynakça

A. Türkçe Akademik Kaynaklar

  • AKKUŞ, Berkant, “Yapay Adaların Uluslararası Deniz Hukukundaki Statüsü”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 1, 2024, s. 465–511. DergiPark.
  • CENGİZ, Ali, “Uluslararası Hukukta Devletin Varlık Şartları Kapsamında ‘Sealand’ Örneğinin İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 31, 2023, s. 686–704. DOI | PDF.
  • ÇAMYAMAÇ, Anıl, “Yapay Adalar Üzerine Hayaller: Açık Denizlerde Yeni Devlet Projeleri”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018/1, s. 171–220. Dergi arşivi (PDF).

B. Almanca Akademik Kaynaklar

  • HEINTZEN, Martin, Einführung: Die Völkerrechtsordnung, Freie Universität Berlin, 2001/2002. Ders notu (PDF).
  • JELLINEK, Georg, Allgemeine Staatslehre, 3. Auflage, Berlin, 1914.
  • LEISNER, Walter, Sealand’ın uluslararası hukuk statüsüne ilişkin 1975 tarihli hukuki mütalaa; burada mahkeme kararında ve ikincil literatürde aktarılan görüşleri esas alınmıştır.
  • TUCHTFELD, Erik / SCHUBERTH, Sophie / LISCHEWSKI, Isabel / ESCHENHAGEN, Philipp, “#7 Völkerrechtssubjektivität: Staat oder nicht Staat, das ist hier die Frage”, Völkerrechtsblog, 02.07.2021. Yayın.

C. İngilizce Akademik Kaynaklar

  • DENNIS, Trevor A., “The Principality of Sealand: Nation Building by Individuals”, Tulsa Journal of Comparative and International Law, C. 10, S. 1, 2002, s. 261 vd. Akademik arşiv.
  • GRIMMELMANN, James, “Sealand, HavenCo, and the Rule of Law”, University of Illinois Law Review, 2012, s. 405–484. Akademik arşiv.
  • LEIGH, Monroe, “Federal Republic of Germany: In Re Citizenship of X. 1978”, American Journal of International Law, C. 77, S. 1, 1983, s. 160–161. PDF.
  • LYON, Andrew H. E., “The Principality of Sealand, and Its Case for Sovereign Recognition”, Emory International Law Review, C. 29, S. 3, 2015, s. 637 vd. Akademik arşiv.
  • SAUNDERS, Imogen, “Artificial Islands and Territory in International Law”, Vanderbilt Journal of Transnational Law, C. 52, S. 3, 2019, s. 643–684. Akademik arşiv.
  • TSAGOURIAS, Nicholas / RYDBERG, Agnes, “Re-Defining Statehood in the Face of Rising Sea Levels”, Reconstructing Power and Hegemony in Public International Law, 2026, s. 91–102. DOI.

D. Kararlar, Antlaşmalar ve Resmi Belgeler

Akademik yöntem notu: Ulusal mahkeme kararı ile uluslararası yargı kararı, devletin tanınması ile devletlerin fiili temasları ve yeni devletin kurulması ile mevcut devletin devamlılığı birbirinden ayrılmıştır. Pozitivist ve ilişkisel değerlendirme önerisi, yazarın doktrinel yaklaşımıdır; uluslararası hukukta yerleşmiş bağımsız bir kurucu unsur testi olarak sunulmamaktadır.

Dolğun Akademi — Devlet Teorisi ve Uluslararası Hukuk İncelemeleri.